'Dost, tanrının bize vermeyi unuttuğu kardeşlerimizdir.'
[color=NavyNe mutlu böyle dostları olana.[/color]
SvmDoğan' ın Bloğu
Konu Sahibi / Yazar
SvmDoğan
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
127
Okunma / Görüntüleme
35781
SvmDoğan' ın Bloğu
SvmDoğan' ın Bloğu
Dogan yazdı:]'Dost, tanrının bize vermeyi unuttuğu kardeşlerimizdir.'
Ne mutlu böyle dostları olana.
Teşekkürler Doğan Abi onurlandırdınız.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
SvmDoğan' ın Bloğu
] [B][B][B]Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden... içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:[/B][/B] [/B][B]
[B][B] 'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.' [/B]
[B] Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı. [/B]
[B] Haberin devamı ↓reklam [/B]
[B] 'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. [/B]
[B] 'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.' dedi. [/B]
[B] Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu. [/B]
[B] Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek. [/B]
[B] 'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. [/B]
[B] Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş.. . [/B]
[/B][/B]
[B][B] 'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.' [/B]
[B] Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı. [/B]
[B] Haberin devamı ↓reklam [/B]
[B] 'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi. [/B]
[B] 'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.' dedi. [/B]
[B] Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu. [/B]
[B] Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek. [/B]
[B] 'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. [/B]
[B] Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş.. . [/B]
[/B][/B]
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Son Düzenleme: 14/04/2010, 00:20, Düzenleyen: adgan.
SvmDoğan' ın Bloğu
[B]AYNANIN OYUNU
Bir çocuk doğdu, bendim.
Sıraya girdim insanlar içinde.
Alay bayrak büyüdüm
Odalar, sofalar içinde.
Bir ayna doğdu, gördüm.
Sıraya girdi aynalar içinde.
İsime geldi, aldım,
Çarşılar, pazarlar içinde.
Bunca yıl yüzüne baktım.
Kendisini asmadı
Olanlar içinde.
Bir sabah uyandım,
Duruyordu karşımda
Düşmancasına,
Bir cam,
Aldanmış,
Kendini ayna sanmış...
ÖZDEMİR ASAF [/B]
Bir çocuk doğdu, bendim.
Sıraya girdim insanlar içinde.
Alay bayrak büyüdüm
Odalar, sofalar içinde.
Bir ayna doğdu, gördüm.
Sıraya girdi aynalar içinde.
İsime geldi, aldım,
Çarşılar, pazarlar içinde.
Bunca yıl yüzüne baktım.
Kendisini asmadı
Olanlar içinde.
Bir sabah uyandım,
Duruyordu karşımda
Düşmancasına,
Bir cam,
Aldanmış,
Kendini ayna sanmış...
ÖZDEMİR ASAF [/B]
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
SvmDoğan' ın Bloğu
Gözyaşı
Küçük bir erkek çocuk annesine sordu:
"Niçin ağlıyorsun?".
"Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi.
"Anlamadım!" dedi çocuk.
Annesi çocuğu kucaklayıp
"Ve hiç bir zaman anlayamayacaksın!" dedi.
Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu.
Babanın cevabı
"Bütün kadınlar sebebsiz ağlayabilen yapıdadır"
diye cevapladı.
Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu,
hala kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde
Allah'a sordu. "Allahım!" dedi.
"Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?"
Allah dedi ki...
"Ben kadınları özel yarattım!...
Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek
kuvvette olmasına rağmen
başkalarına teselli verecek kadar
yumuşak omuzlar,
Doğumun acısına olduğu kadar
doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne
dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında
devam edecek azmi, ailesinin
hastalığında yorgunluğa
pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında,
ve hatta annelerini çok kötü incitseler de,
çocuklarını sevmek duygusallığını verdim.
Bu duygusallık her yaştaki
çocuklarının yaralarını sarmalarına,
sorunlarını dinleyip paylaşmalarına
yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek
kuvvetini verdim.
Erkeğin kaburgasından onları erkeğin
kalbini korumaları için yarattım.
Onlara iyi bir kocanın eşini asla
incitmeyeceğini fakat bazen destek
ve kuvvetini deneyecek davranışlarda
bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara
birer gözyaşı verdim.
Tamamen kendilerinin sahip oldukları,
ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere...
İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı.
"Kadını güzel yapan şey ne saçı,
ne vücudu, ne kendini ne şekilde taşıdığıdır.
Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,
fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı,
sadece bilgiye değil
aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır."
Küçük bir erkek çocuk annesine sordu:
"Niçin ağlıyorsun?".
"Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi.
"Anlamadım!" dedi çocuk.
Annesi çocuğu kucaklayıp
"Ve hiç bir zaman anlayamayacaksın!" dedi.
Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu.
Babanın cevabı
"Bütün kadınlar sebebsiz ağlayabilen yapıdadır"
diye cevapladı.
Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu,
hala kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde
Allah'a sordu. "Allahım!" dedi.
"Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?"
Allah dedi ki...
"Ben kadınları özel yarattım!...
Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek
kuvvette olmasına rağmen
başkalarına teselli verecek kadar
yumuşak omuzlar,
Doğumun acısına olduğu kadar
doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne
dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında
devam edecek azmi, ailesinin
hastalığında yorgunluğa
pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında,
ve hatta annelerini çok kötü incitseler de,
çocuklarını sevmek duygusallığını verdim.
Bu duygusallık her yaştaki
çocuklarının yaralarını sarmalarına,
sorunlarını dinleyip paylaşmalarına
yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek
kuvvetini verdim.
Erkeğin kaburgasından onları erkeğin
kalbini korumaları için yarattım.
Onlara iyi bir kocanın eşini asla
incitmeyeceğini fakat bazen destek
ve kuvvetini deneyecek davranışlarda
bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara
birer gözyaşı verdim.
Tamamen kendilerinin sahip oldukları,
ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere...
İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı.
"Kadını güzel yapan şey ne saçı,
ne vücudu, ne kendini ne şekilde taşıdığıdır.
Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,
fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı,
sadece bilgiye değil
aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır."
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
SvmDoğan' ın Bloğu
GAMZE yazdı:Gamze'cim çok zarif bir kızsın sen teşekkür ederim canım. beni çok duygulandırdın yüreğine sağlık.Gözyaşı
Küçük bir erkek çocuk annesine sordu:
"Niçin ağlıyorsun?".
"Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi.
"Anlamadım!" dedi çocuk.
Annesi çocuğu kucaklayıp
"Ve hiç bir zaman anlayamayacaksın!" dedi.
Babasına "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu.
Babanın cevabı
"Bütün kadınlar sebebsiz ağlayabilen yapıdadır"
diye cevapladı.
Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu,
hala kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde
Allah'a sordu. "Allahım!" dedi.
"Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?"
Allah dedi ki...
"Ben kadınları özel yarattım!...
Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek
kuvvette olmasına rağmen
başkalarına teselli verecek kadar
yumuşak omuzlar,
Doğumun acısına olduğu kadar
doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne
dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında
devam edecek azmi, ailesinin
hastalığında yorgunluğa
pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında,
ve hatta annelerini çok kötü incitseler de,
çocuklarını sevmek duygusallığını verdim.
Bu duygusallık her yaştaki
çocuklarının yaralarını sarmalarına,
sorunlarını dinleyip paylaşmalarına
yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek
kuvvetini verdim.
Erkeğin kaburgasından onları erkeğin
kalbini korumaları için yarattım.
Onlara iyi bir kocanın eşini asla
incitmeyeceğini fakat bazen destek
ve kuvvetini deneyecek davranışlarda
bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara
birer gözyaşı verdim.
Tamamen kendilerinin sahip oldukları,
ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere...
İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı.
"Kadını güzel yapan şey ne saçı,
ne vücudu, ne kendini ne şekilde taşıdığıdır.
Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,
fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı,
sadece bilgiye değil
aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır."
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
SvmDoğan' ın Bloğu
SvmDoğan yazdı:Gamze'cim çok zarif bir kızsın sen teşekkür ederim canım. beni çok duygulandırdın yüreğine sağlık.
Rica ederim sevim ablacım.İçimden geldi.Ayrıca güzel düşüncelerin için ben teşekkür ederim...
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi