[B]Yerin seni çektiği kadar ağırsın [/B]
[B] Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını Kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir Gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
işte budur hayat!
işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin
Kadar
Sevilirsin
Can YüCEL [/B]
SvmDoğan' ın Bloğu
Konu Sahibi / Yazar
SvmDoğan
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
127
Okunma / Görüntüleme
35776
SvmDoğan' ın Bloğu
SvmDoğan' ın Bloğu
[COLOR="black"] " Öğrenmesi gerekli biliyorum;tüm insanların dürüst ve adil olmadığını,
fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil
politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.' Her düşmana karşı
bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer
öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolarda...n daha değerli
olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe
duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz
kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların
görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen; ona kitapların
mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü
önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini
düşünebileceği zamanlar da tanı. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan
çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını
öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
Nazik
insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü
vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm
dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları
almasını da öğret. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl
gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını
öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak
bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona,
kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman
kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan
kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı
olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran
ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız
olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı
olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.
Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu,
büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım. O ne kadar
iyi, küçük bir insan. Oğlum
fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil
politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.' Her düşmana karşı
bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer
öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolarda...n daha değerli
olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe
duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz
kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların
görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen; ona kitapların
mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü
önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini
düşünebileceği zamanlar da tanı. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan
çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını
öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
Nazik
insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü
vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm
dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları
almasını da öğret. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl
gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını
öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak
bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona,
kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman
kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan
kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı
olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran
ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız
olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı
olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret.
Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu,
büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım. O ne kadar
iyi, küçük bir insan. Oğlum
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
SvmDoğan' ın Bloğu
Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguar'ıyla bir mahalleden
hızlı
bir şekilde geçiyordu. Parketmiş arabaların arasından yola
aniden
çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey
gördüğünü sanarak
yavaşladı. Arabayla caddeden yavasça geçerken
hiç bir çocuk göremedi
fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını
farket...ti. Aniden
arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.
Arabadan
indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş
bir
arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın?
Sen de
kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam
etti:
"Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya
malolacak.
Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi:
"Lütfen efendim.
Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı
fırlatmasaydım kimse durmazdı" Parketmiş bir arabanın
arkasına işaret
ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.
"Kardeşim
kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli
sandalyesinden düştü,
ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli
sandalyesine oturtmam
için bana yardım eder misiniz? Benim için
çok ağır." Bu durumdan son
derece duygulanan genç yönetici,
bogazında büyüyen yumruyu zar zor da
olsa yutkundu. Yerdeki
genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri
oturttu. Mendiliyle, çizik
ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir
yarası olup olmadığını kontrol etti.
Küçük çocuk genç yöneticiye
dönerek "teşekkür ederim efendim, Tanrı
sizden razı olsun" dedi. Genç
yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini
kaldırımdan evine doğru
götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına
geri dönmesi oldukça
uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.
Genç yönetici, kapıyı
hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü,
hayatını birisinin
kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı
yaşamaması
gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.
Tanrı, ruhunuza
fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan,
dinleyecek kadar zamanınız
olmadığında ise, size
bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister
tuğlayı dinleyin.
hızlı
bir şekilde geçiyordu. Parketmiş arabaların arasından yola
aniden
çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey
gördüğünü sanarak
yavaşladı. Arabayla caddeden yavasça geçerken
hiç bir çocuk göremedi
fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını
farket...ti. Aniden
arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.
Arabadan
indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş
bir
arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın?
Sen de
kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam
etti:
"Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya
malolacak.
Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi:
"Lütfen efendim.
Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum.
Eğer tuğlayı
fırlatmasaydım kimse durmazdı" Parketmiş bir arabanın
arkasına işaret
ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.
"Kardeşim
kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli
sandalyesinden düştü,
ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli
sandalyesine oturtmam
için bana yardım eder misiniz? Benim için
çok ağır." Bu durumdan son
derece duygulanan genç yönetici,
bogazında büyüyen yumruyu zar zor da
olsa yutkundu. Yerdeki
genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri
oturttu. Mendiliyle, çizik
ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir
yarası olup olmadığını kontrol etti.
Küçük çocuk genç yöneticiye
dönerek "teşekkür ederim efendim, Tanrı
sizden razı olsun" dedi. Genç
yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini
kaldırımdan evine doğru
götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına
geri dönmesi oldukça
uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.
Genç yönetici, kapıyı
hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü,
hayatını birisinin
kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı
yaşamaması
gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.
Tanrı, ruhunuza
fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan,
dinleyecek kadar zamanınız
olmadığında ise, size
bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister
tuğlayı dinleyin.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
Son Düzenleme: 29/04/2010, 22:11, Düzenleyen: SvmDoğan.
SvmDoğan' ın Bloğu
]Sevdiğin Kadar Sevilirsin
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını Kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir Gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
işte budur hayat!
işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
]Can YüCEL
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını Kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir Gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
işte budur hayat!
işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
]Can YüCEL
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
SvmDoğan' ın Bloğu
[FONT=courier new] ÜÇ DİL [FONT=courier new]
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Son Düzenleme: 20/05/2010, 20:03, Düzenleyen: burcu.
SvmDoğan' ın Bloğu
[quote=burcu][FONT=courier new] ÜÇ DİL [FONT=courier new]
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
ilaç gibi ,bir buluş, birde üç avrat,her birinin bir dili,
olsun yeter.
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin

ilaç gibi ,bir buluş, birde üç avrat,her birinin bir dili,
olsun yeter.
ON İKİ İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
SvmDoğan' ın Bloğu
Zekâ canlılıktır, kendiliğinden olur. Açıklıktır, incinebilirliktir. Taraf tutmamaktır, herhangi bir yargıya varmadan yaşama cesaretidir. Ve neden ona cesaret diyorum? O bir cesarettir; çünkü bir yargıya göre hareket ettiğin zaman, o yargı seni korur, sonuçlar sana güven duygusu verir. Onu çok iyi biliyorsun, nasıl ula...şacağını biliyorsun, onda çok verimlisin. Yargısız hareket etmek, masumiyet içinde hareket etmektir. Hiçbir güvence yoktur; yanlış noktaya ulaşabilir, hata yapabilirsin. Adına gerçek denen şeyi keşfe çıkmaya hazır olan kişi de birçok hata yapmaya, bu riski almaya hazır olmalıdır. Yanlış yola sapabilir, ama insan böyle doğruya ulaşır. Birçok kere yanlış yola sapınca, insan yanlış yola sapmamayı öğrenir. Pek çok hata yaparak insan hatanın ne olduğunu öğrenir ve nasıl yapmayacağını görür. Hatanın ne olduğunu bilerek insan gerçeğe daha fazla yaklaşır. Bu bireysel bir keşiftir; başkalarının vardığı sonuçlara güvenemezsin
OSHO
OSHO
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi