You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Administrator
Spor Yazarları...
[COLOR="red"]Ercan Güven

Ali Koç’a ‘borç’


Fenerbahçe asbaşkanı Ali Koç’un Eskişehir beraberliğinden sonra “rakibe yazık oldu” demesi, “bayram tebriği” gibi her spor adamı tarafından tek tek kutlama gerektirecek bir şey mi?
Fenerbahçe özelinde öyle ise “tebrik” değil “tenkit” bence...
Çıtanın yerlerde süründüğünün delili !
Yeryüzünde futbol adına söylenecek en normal, en sade, en gerçekçi ve en düz laflardan biri oysa “Bizim kaleci topu içerden çıkardığı için maç berabere bittiyse yazık olmuş Eskişehir’e” cümlesi.
Bu kadarı bile toplumsal huzura ve sevince vesile oluyor, tek tek tebrik gerektiriyorsa vay halimize.
* * *
Lakin kutlama ve takdir furyasının bir başka “boyutu” daha var bence.
Sayın Koç, Eskişehir stadındaki son düdük ardından “negatif” bir beyanat vermediği, birilerini suçlamadığı sürece, öyle dursa bile avuçlar patlayacak kadar alkışlanacaktı.
Mesela aksırsa ve cebinden çıkardığı bir mendille burnunu silse, yine:
“İşte yönetici, sakız gibi mendili ve vakur duruşuyla Fenerbahçe’yi çok iyi temsil etti”!
Çünkü medyanın bir “borcu” vardı Ali Koç’a!..
Evet, borç.
* * *
Bir hafta önce Divan Kurulu’nda ilk kez söz almıştı Ali Koç.
Ve Fenerbahçe yakın tarihindeki en büyük makas değişikliğinin işaretini vermişti:
“Yaptıklarımızın tamamının doğru olmadığını biliyor, olumsuz sonuçları gidermek için çalışıyoruz” demişti.
Ortada başarısızlık varsa, bir sorumlu aranıyorsa adres göstermişti:
“Yönetim olarak biz”!
“Yazık oldu Eskişehir”e” ne ki... Futbolun anayasasını yeniden yazmaya başlamıştı orada.
Bunun önemini ıskalamış veya makas değişikliğini sezememişti futbol kamuoyu.
Asıl tebrik gerektiren oydu.
* * *
İsterseniz “rahatsız edecek bir teoriye” de çevirebilirsiniz geciken tebrikleri...
Ali Koç Divan Kurulu’nda Fenerbahçe yönetim geleneklerine aykırı, modern yöneticiliğin tam ortasından konuştuğunda, Başkan’ın tepkisinin ne olacağını bilmedikleri için kulağının üstüne yatmış olabilir kanaat önderlerimiz.
Buna “Bekleyelim görelim” taktiği de diyebilirsiniz, duracağın yeri belirlemek için zaman kazanmak da.
Görüldü ki, sayın Yıldırım sayın Koç’u reddetmiyor...
O zaman, Eskişehirspor maçından sonra sadece dursa veya burnunu silse bile alkışlar gelecekti Ali Koç’a.
Tebrik normal de koro halinde olunca “riya” kokuyor.
* * *
Biz yine “gazetecilik” görevimize dönelim ve sayın Koç’un alkışlanan beyanatında eleştirilecek iki noktayı gösterelim:
Birincisi, bu kadar doğru ve yalın bir açıklama için yöneticisini göklere çıkarmak, Fenerbahçe’den kötü beklentiler içinde olup hayretlere düşmek anlamına gelir ki, haksızlıktır. Fenerbahçe’yi yönetenler aynıdır ama hırçın huylar geride kalmıştır.
İkincisi, sayın Koç’un yaptığı doğrudur, iyidir, güzeldir ama mükemmel değildir. Mükemmel yönetici kulübünün çıkarı veya rakibinin hakkı için bile olsa saliseler içinde karar veren hakemi zor durumda bırakmayandır.
O günler gelecek diye umalım. Buna da şükredelim.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Sistemsizlik

İsmail ER


MUSTAFA hocam, iki yıldır ekranlarda ince eleyip sık dokuduğun, hayalini kurduğun takımın başındasın. Canım hocam, balayı bitti. Kara bitti, deniz göründü. Bu kadar sistemsiz bir takım olmaz. Kimin nerede durduğunu, ben dahil İnönü Stadı’nda maçı izleyen kimse çözemedi. Sağda solda konuştukların kulağımıza kadar geliyor. "Uğur İnceman’ın yetenekleri kısıtlı" diyormuşsun. İdmanlarda izlediğim Uğur’un sahadaki Cisse’den çok daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek.

O Cisse’nin yerine Uğur dururken Gökhan Zan’ı alıyorsun. Uğur İnceman oynasa Beşiktaş ne kaybeder? İş dönüp dolaşıp sisteme geliyor.

Diyelim ki, Ekrem Dağ hata yaptı. Ya siz onu oynatarak hata yapmıyor musunuz? Hücumcu orta saha olarak Aydın dururken Ekrem’i tercih etmeni de yadırgadım.

Yenilen iki golde de sistemsizlik dizboyu idi.

Mustafa hocam elinde sihirli değnek yok. Sezon başında sizden önce görev yapanlar Beşiktaş’taki İbrahim Üzülmez ve İbrahim Toraman’dan daha az yetenekli yabancı oyuncuları milyon dolarlara transfer ettirip önünüze bırakıyorlarsa sizin suçunuz yok.

Nobre’yi örnek alın

Beşiktaş, ligin averaj takımı Kocaelispor karşısında zorlanıyorsa gereken önlemler bir an önce alınmalı. 60. dakikada Kocaelispor korner atıyor, Nobre savunmaya gelip kafa ile top çıkarıyor.

Bir futbolcu bu kadar özverili oynar mı? Takımda herkesin Nobre’yi örnek alması gerekir.

Ve Beşiktaş takımında nefes alıp verseler bile her karşılaşmada başta Nobre, Sivok, İbrahim Toraman banko oynar.

Siyah beyazlı oyuncuların attığı goller kimseyi yanıltmasın. Ne bir düzen var, ne de sistem? Beş golün tamamı şahsi yeteneklerden kaynaklandı. Mustafa hocam eleştirilere hiç kızma.

Kocaelispor’da o kadar çok eksik var ki... Var olan sadece takım ruhuydu.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
[COLOR="red"]Yazarlar

Gerçekler!



Korkut GÖZE

KAYSERİ yenilgisinden sonra tribünlerin Beşiktaş’ı böylesine coşku dolu bir moral sofrasında ağırlamasını beklemiyordum.

Kırgın ve küskün değillerdi. Belki de belli etmek istemiyorlardı. 15 dakika dolmadan yedikleri gol bile o coşkuyu bozmadı. Hatta bir dakika sonra gelen ikinci gol de umutları tüketmedi.

Gelelim, yedikleri gollere... Her ikisinde de adeta bir savunma faciası yaşadı Beşiktaş... Tek tek isim vermeyeceğim. İşledikleri suçu, tüm savunma ailesinin üzerine yıkacağım.

Acaba, Denizli bu bölgede farklı bir yapılanmaya yönelecek mi, merakla bekliyorum. Ve düşünüyorum...

Bu savunma özellikle derbilerin yükünü taşıyabilir mi?

İlk 45 dakika biterken kadroyu şöyle bir taradım. Nobre’nin dışında gözüme çarpan bir başka isim bulamadım.

Tello, silik ve etkisizdi. Hiçbir pozisyonda görünmedi. Beklenen işleri becerecek bir performanstan uzaktı.

Herhalde, onun haline Mustafa hoca da şaşırmıştır!

Delgado’yu sormayın. İlk yarıda elini oyuna hiç sürmedi. Ne yaratıcı bir pas, ne de şut... Misafir bir sanatçı gibiydi. Nazlı adımlarla dolaştı sahada. Ama öyle bir sağ ayak var ki, attığı golle her şeyi unutturdu.

* * *

KOCAELİSPOR gibi ağır oynayan bir rakip karşısında Beşiktaş, yüksek tempoya yönelmeliydi. Bunun için de Tello ve Delgado’nun daha farklı bir performans sergilemesi gerekiyordu.

Ancak, ikinci yarıda akıl ettiler. Ve gerçek kimliklerine yaklaştılar. Kanatlara gelince, ne Ekrem Dağ ne İbrahim Üzülmez bu bölgelere hareketlilik ve ofansif bir güç taşıyabildi...

Denizli, Cisse’nin sakatlanmasından sonra Gökhan Zan’ı oyuna aldı. Ve Sivok’u orta sahaya gönderdi.

Gördüğümü söyleyeyim... Sivok, geniş alanda daha yararlı ve becerikli. Oyunun her iki yönüne katılma isteği ise, onu daha farklı bir düzeye taşıyor.

Ve Sivok’tan boşalacak yerin adamı da Gökhan Zan’dır!

Beşiktaş, dün gece ikinci yarıdaki oyunu ile giden maçı kurtardı. Skora göre konuşmayacağım. Rakip Kocaelispor değil de, daha dişli ve yürekli bir rakip olsaydı, Beşiktaş bu skoru yakalayabilir miydi?

Skoru bırakın, maçı kurtarabilir
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
[COLOR="red"]Aragones, Skibbe'yi yenemez ama...

Altan Tanrıkulu


GEÇEN sezonki Türkiye Kupası maçında Galatasaray eksik kadrosuna ve kötü form durumuna karşın Kadıköy’den 0-0 beraberlikle ayrılmış ve Fenerbahçe’den daha iyi futbol oynamıştı.

O maçın bitiminde Galatasaraylı oyuncuların kale arkasındaki taraftarlarının yanına gidip sevinç yaşamaları çok ilginçti. Daha ilk maçtı ve Galatasaray tur atlamamıştı. Üstelik maç berabere bitmişti. Ama Fenerbahçe, tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyordu ve ligin son şampiyonu, aynı zamanda o sezonun da favorisiydi. Zaten Galatasaray için son yıllarda Kadıköy’den galibiyet çıkarmak çok zor olmaya başlamıştı. Bütün bunların sonucu taraftar ve oyuncular bir enerji boşalımı hissetmişti maç sonucu..

Görkemli maç

Yarın gece Türk futbolunun en görkemli maçı oynanacak Kadıköy’de. Ve G.Saray çok uzun yıllar sonra ilk kez hücum gücü bu kadar yüksek olarak rakibinin karşısına çıkacak. Üstelik çok çektiği kaleci hataları konusunda bu kez güvenebileceği bir isme sahip. UEFA Kupası’ndaki sonuçların moralini de üzerinde taşıyor. Büyük ihtimalle; Benfica maçını kazandıran isimlerden Ümit Karan’la, Süper Kupa’da gol atan Nonda gibi iki büyük silahı da yedek kulübesinde oturacak. Baros birkaç haftadır formda. Ama F.Bahçe savunması öne çıkarsa anında cezayı kesebilecek sürate, tekniğe ve zekaya sahip bir golcü.

F.Bahçe’nin iki önemli kozu Alex ve Emre’nin durumu belirsiz. Onlar oynamazsa orta saha üretkenliğini kaybediyor, Semih-Güiza ikilisi yeterince etkili olamıyor. Lafı daha çok uzatmadan derbinin kaderini etkileyecek küçük noktalara biraz göz atalım.

Ölü toplar: Edu, Lugano, Selçuk ve Semih gol noktalarında etkili. Ama Alex oynamazsa Carlos’un yapacağı ortalar "asiste" dönüşemeyebilir. Bu noktada Uğur kullanılmalı. Galatasaray, Benfica’yı yenerken ilk golde bu silahı iyi kullandı. Lincoln çok formda. Emre-Servet ikilisinin yanı sıra Meira ve Arda da devreye girebilir.

Kontratak gücü: G.Saray bu noktada daha üstün. Kewell, Baros, Arda, Sabri hızlı hücuma kalkıyorlar. Fenerbahçe'de Güiza, Semih, Alex ağır kalıyorlar. Ancak çok iyi konumlanıp ayağa pas yaparlarsa savunmanın arkasına sarkabiliyorlar. Uğur ve Gökhan oyunu hızlandıran isimler.

Kader adamları: Zaman zaman gol atmasına karşın bir türlü istenen patlamayı yapamayan Güiza, F.Bahçe adına bu maçın kader adamı olabilir. G.Saray'da ise oyunun kurgusunu en çok etkileyen oyuncu Lincoln.

Kadıköy’de kaybetmemek

Kulübe: Aragones'in bu maçı kazanabilecek esnek hamleleri yapabileceğini sanmıyorum. Yapsaydı Fenerbahçe bu hale gelmezdi. "Fenerbahçe kazanırsa bu, Skibbe'nin hataları sonucu oluşur. Çünkü o da "Kadıköy'de kaybetmemek de önemlidir" mantığına sahip. Souness'ın neden Fenerbahçe'nin lig şampiyonu olduğu sezon kahraman ilan edildiğini bilmiyordur bence.

Tempo olsun...

DERBİNİN hakemi Hüseyin Göçek. Dileriz futbolcular da iyi niyetli olur; Göçek, kariyerinin ilk "büyük maçının" altından başarıyla kalkar. Kaybeden taraf ona yüklenmez; kazanan hakem hatalarının gölgesinin altına sığınmak durumunda kalmaz.

Basketbol Ligi’nde iki hafta önce bir maç seyrettim. Karşıyaka ile Türk Telekom, İzmir’de karşılaşıyorlardı. Telekom, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda Fenerbahçe’yi yendikten sonra lige de iyi başlamak istiyordu. Karşıyaka da ligin en zor deplasmanlarından biri olduğunu göstermek amacındaydı. Maç baştan sona büyük çekişme içinde sürdü. Bir ara sinirler gerildi. İki tarafın bench’i ayaklandı. Koçlar itiraz etmeye başladı. O sırada yılların tecrübesi Recep Ankaralı sahneye çıktı. Basketbolda çok az gördüğüm bir kararla aynı anda iki takımın koçuna da teknik faul verdi. Bir anda ortalık süt liman oldu.

Her faule kart çıkmaz, avantajlar oynatılır, maçın hızı kesilmez. Diğer yandan Göçek’in gerektiği zaman disiplin kuralını hiçbir şey düşünmeden ve "oluşabilecek diğer olayları engelleme" mantığıyla kullanması maçı daha da keyiflendirir.. Ritmi bozmak isteyenleri de cezalandırır.. Yarın da hatalar olacak ama tempo üst seviyeye çıksın önemli olan bu.

Her vurdukları girmedi!

ÇARŞAMBA gecesi Emirates Stadı’nda maçın başlamasını bekliyordum. O sırada stadın dev skorbordunda Kadıköy’deki ilk maçın görüntüleri verilmeye başlandı. Tüm golleri tekrar tekrar izledim. Volkan ve Edu’nun bireysel hatalarının dışında bir başka şey daha gözüme çarptı. Arsenal’in genç yıldızlarının yaptığı tüm gol vuruşları sanki programlanmış gibi Fenerbahçe kalesine gidiyordu. "Her vurulan top gol oluyordu" bir bakıma.. "Bir daha bu kadar yüzdeyle oynamaları zor" diye düşündüm kendi kendime..

Düdük çalıp maç başlayınca da Arsenal’in değil, Fenerbahçe’nin zamanı olduğunu anladım. Başta Van Persie olmak üzere bütün Arsenal hücumcuları özellikle ilk 45 dakika yapılacak her şeyi yapmaya çalıştılar. Ama Aragones’in savunmayı bu kez geride kurdurması, Selçuk’u Edu ve Lugano’nun arasına çekerek zaman zaman o hattı beşlemesi rakibi durdurmaya yetti. Bu arada solumda oturan Sadi Kemal, daha 20.dakikada "Belli oldu, bu maç Volkan’ın maçı" dedi. Dediğinde de haklı çıktı.. Aslında çok zor değildi Arsenal’i Londra’da yenmek..

Ama bu adım da önemliydi. "15 gün önce 5 yediği bir rakipten sahasında puan almak" gelecek için bir yatırımdı.. Lig için değil ama Avrupa için bir umut ışığıydı.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Erman Toroğlu: Emre derbide saçmalar

Erman Toroğlu: “G.Saray Benfica’da topu kovaladı. Fener Londra’da rakibi! Ve daha çok yoruldu.” “G.Saray kontratak oynar Fener’i beklerse istediğini alabilir. Şans onlardan yana.” “Direncin varsa G.Saray’a 15 dakikada üç atabilirsin. Ama Fener’de de o ışık yok.”

Erman Toroğlu, F.Bahçe-G.Saray derbisini Vatan Gazetesi'nde analiz etti

DERBİNİN analizi için, önce Avrupa’daki son maçlara bakmak gerek sanırım.. Siz nasıl buldunuz F.Bahçe ile G.Saray’ı?

“F.BAHÇE, ilk Arsenal maçında ‘Yener miyim acaba?’ dedi, 5 yedi.. Orada ‘Yenilmeyeyim’ dedi, 0-0 bitti.. Belki golü yese açılacaktı, yine 5 olacaktı.. Ama o bir golü yemeyince, denk geldi.. Benim futbolculuk dönemimde ‘şerefli mağlubiyetler’ vardı, aynısı oldu.. Son 10 yıldır bu kadar kötü bir Türk takımı görmedim Avrupa’da, Milli Takımlar dahil.. Benfica’daki G.Saray’a bakıyorsun, son 3-4 yıldır gördüğüm en iyi Türk takımı.. İnanamadım gözlerime.. Yani son maçlara baktığında ‘F.Bahçe’nin şansı yok’ dersin.. Ama futbolda böyle olmaz.. 2 takım da birbirini tanıyor, kimin neye sinirlendiğini biliyor.. Genel bakışta G.Saray favori.. Yine de bu, maçı G.Saray’ın aldığı anlamına gelmiyor.. Çünkü çok değişik faktörler oluyor Türkiye’de.. Bir de hangi eksikler var, bilmiyorsun.. Mesela Alex, F.Bahçe için önemli.. Çünkü takımın iskeleti onun üzerine kurulmuş.. Alex yoksa işin rengi doğal olarak değişir.. Şimdi F.Bahçe, G.Saray’ı Benfica kadar rahat oynatır mı? Çünkü Benfica G.Saray’ı iyi incelememiş, biraz dalga geçmiş.. G.Saray çıktı her istediğini yaptı ama Benfica’ya her istediğini yaptırmadı.. Sonuçta G.Saraylı futbolcular F.Bahçeliler’e göre az yoruldu.. F.Bahçe topu almaya uğraşırken koştu, psikolojik açıdan yıkar bu adamı.. Eziyet çektiler, Azrail’in peşinde koştular.. G.Saray ise top oynadı, o kadar keyiflidir ki, anlamazsın ne kadar koştuğunu.. Damardan gider..”

F.BAHÇE’DE Aragones ile takım arasındaki kimya neden tutmuyor?

“F.BAHÇE şu anda Brezilyalılar’a teslim olmuş durumda.. İsterlerse oynarlar, istemezlerse hocayı gönderirler.. Ben yönetici olsam, aynı menajerin 3 futbolcusunu almam.. O zaman o menajerle teknik adam kapışırsa beni yakarlar.. Sonunda menajerin istediği antrenör gelir, bunlar ince işlerdir.. F.Bahçe’de ne yapıp edip Alex’le iyi geçineceksin.. Menajer, futbolcu, teknik adam, farketmez.. Yoksa başarı sağlayamazsın geçiş döneminde.. Alex’i yuhalanırken kalkıp alkışlıyorsun, iyi yapıyorsun.. Ama diğerlerini de hakettiğinde alkışlamazsan olmaz.. ‘F.Bahçe’de birlik var, takım topyekün hareket ediyor’ diyen adamın alnını karışlarım.. Girene bakıyorum felaket, çıkana bakıyorum felaket, Aragones’e bakıyorum rezalet.. Nerden tutsan elinde kalıyor! Bir keyifsizlik var.. Zico’nun gidişi, Aragones’in gelişi, Brezilyalı oyuncuların fazlalılığı, tutmadı.. Yapamıyorlar da bir operasyon.. Ödenecek para çok.. Aragones 10 sene antrenörlük yapsa F.Bahçe 1 metre daha ileri gitmez..”

PEKİ ya Skibbe’yi nasıl buluyorsunuz?

“İSMİ zaten çok tuhaf çocuğun, bir gün TV’de ağzımdan yanlış birşey kaçacak diye, ona G.Saray Teknik Direktörü diyorum.. G.Saray yönetimi kansız bir ihtilal yaptı, çok şeyi değiştirdi.. 2 yardımcısını yolladılar, altyapıdan hoca getirdiler.. Ve şekil şu oldu: ‘Adnan Polat, Adnan Sezgin, Cevat Hoca, Burak Hoca, Kalli ve Skibbe takımı birlikte yapıyor..’ Adamı bariz doğradılar.. İyi de yaptılar.. Bıraktılar başı boş, yan yollara girdi çünkü.. Geldiler, kulağını çektiler, oturttular masaya şimdi.. Bir takım bu kadar değişir mi yahu! Kalli’nin rakipleri izlemesi müthiş.. Benfica’da belli oldu işte.. Rakibi canlı seyretmeden çözemezsin.. Oysa Aragones G.Saray’ı hiç canlı seyretmiş midir mesela? Adam kendi maçlarını bile seyretmiyor ki, sürekli yere bakıyor, para arıyor yerde.. Takımı gol atıyor, yanındakiyle konuşuyor, görmüyor..”

G.SARAY’IN Benfica’daki gibi bir parlak futbol için hangi kadroyla sahaya çıkması lazım?

“ŞUNU bileceksin: F.Bahçe’nin arka tarafına gidersen maçı alırsın.. F.Bahçe’yi üstüne çağırırsan kötü, gol atacak adamları var.. Ama şimdi Güiza’ya golcü diyorsun, o kadar da gol kaçırılmaz ki.. Bu sefer 2 top sıkıştırırsa araya, onu bilemem.. G.Saray moralli kadroyu bozmamalı.. F.Bahçe’ye karşı da kontratak oynamaları lazım.. Defansı ilerde kurarlarsa zaafları ortaya çıkıyor. Zaten F.Bahçe saldıracak Kadıköy’de, at araya 2 top, öldürürsün.. O tarz adamları var.. Ama F.Bahçe’ye yüklenirsen dayanıyor.. Lugano, Edu, Volkan savaşçı.. G.Saray ne yaparsa yapsın, top yapıyor, F.Bahçe’nin eski hali gibi.. İşler de oturmaya başladı.. Meira çok fazla riske girmiyor, girmeyince daha faydalı oluyor.. Servet’in Beckenbauer’liği bitti mesela.. Topla alıp alıp çıkmıyor.. O da daha faydalı..”

O KADAR eleştiriyorsunuz ama F.Bahçe derbiyi kazanırsa G.Saray’la arasındaki puan farkı 1’e inecek..

“BEN bir takımı değerlendirirken puan farkına bakmam.. FBahçe hiçbir şey oynamıyor.. G.Saray ara ara, 10’ar, 20’şer dakika iş yapıyor.. G.Saray defansif hatalar yapıyor ve hâlâ dirençli bir takım değil.. Direnci yüksek bir takım 15 dakikada 3-0 yapabilir ve G.Saray döndüremez o maçı.. Biraz inatla G.Saray’ı parçalayabilirler.. Hep iyi taraflarından bahsettik ama.. Peki Fener o tazyiği yapabilecek mi? G.Saraylı topçular hep nazende.. O saydığımız 6 hücumcu da.. Benfica bu zaaftan hiç faydalanamadı.. F.Bahçe faydalanır mı, bilemem! O ışığı göremiyorum.. F.Bahçe arka tarafının direnci daha iyi.. G.Saray’ın 3 kişiyle yaptığını, F.Bahçe Edu-Lugano ile beceriyor.. Sabırlı oynarsa kazanabilirler, F.Bahçe bu sonuçta.. Sağbeki kaliteli.. (Takımı sayarken birden aklına geliyor..) Ama solbeki hiçbir şey oynamıyor.. Arda o Carlos’u paramparça eder.. Adamın sözleşmesinde mi var yahu, her maçta 11’de.. Al kenara, mecbur musun oynatmaya! Vederson’u koy.. Valla hiç alâkasız adamı bile koyarım ders vermek için..”

Emre derbide saçmalar

“Belözoğlu G.Saray’a karşı iyi oynayacağım diye saçma sapan işler yapabilir, kilitlenir. O çocuk zaten kayıp, tarihiyle yaşıyor.”

EMRE’DEN nasıl bir performans bekliyorsunuz bu derbide?

“HANGİ Emre?”

BELÖZOĞLU?

“EMRE ortada yok ki bekleyelim.. Sakatlıktan yeni çıkmış, görelim bakalım tekrar sakatlanır mı, oynar mı? Bence ‘G.Saray derbisinde çok iyi oynayacağım’ diye saçma sapan işler yapabilir, kilitlenir. Karşısında da iyi top yapan oyuncular var.. Kewell, Lincoln, Arda, Baros’tan topu verirsen, geri alamazsın bir daha.. Bana ‘Ayhan mı? Emre mi?’ deseniz, Ayhan tabii ki.. Adam 4 senedir hep var sahada, hiç durmadan koşuyor.. Emre tarihiyle yaşıyor şu anda.. Sürekli irtifa kaybediyor.. Bana ne abi!”

F.BAHÇE Emre’yi transfer etmekle iyi yaptı mı peki?

“AZİZ Yıldırım’ın ona karşı özel bir sempatisi varmış eskiden beri, öyle diyorlar.. Zaten en büyük hatası, F.Bahçe’ye transfer olduktan sonra ‘Ben hep F.Bahçeli’ydim’ diye açıklama yapması.. Mustafa Denizli için herkes öyle der, böyle der.. Adam teknik direktör, futbolcu olarak senelerce başka takımlarda çalıştı.. Ama Beşiktaşlı olduğunu hep söyledi.. Emre’ye bakıyorsun, G.Saray’dayken kanı sarı-kırmızı aktı, F.Bahçe’ye gelince sarı-lacivert oldu.. Ne biçim kan ulan bu? Yarın Beşiktaş’a gitsen siyah-beyaz akacak.. Tabii bir taraf dolar, bir taraf Euro olursa akar tabii..”

TOROĞLU’NUN MESAJ KUTUSU

Aziz-silin’e artık penisilin gerek!

ORTA sahada hangi ikili, Maldonado Selçuk mu? Ayhan-Meira mı?

“AYHAN-Meira tabii ki ama hiç belli de olmaz, bakarsın Selçuk çıkar iyi top oynar.. Peki bu Maldonado’yu nasıl aldılar abi? Hep yan pas, hep yan pas.. Araya bir tane top attığı yok.. Ben olsam Maldonado’ya 100 bin dolardan fazla vermem.. Benim param kıymetlidir.. Sen gider 1.5 milyon Euro’ya alırsan, hata işte bu..”

İYİ bir maç olur mu?

“BU derbi her zaman iyi olur, hiç birşey olmazsa oyuncu atılır heyecan olur.. Hele gol, kesin olur.. 2 taraf da kabak çiçeği gibi, gol atmaya ve yemeye çok müsait.. Mesela aslında Güiza bu G.Saray defansına ters gelecek adam.. Ama top atamıyorlar ki! Bir tek Semih var.. Bakın şu da var, Alex sakatım dedikten sonra bu maçta oynarsa kafam karışır hocam.. ”Arsenal’de yoksun, burada varsın.. Demek ki niyetin başka“ derim..”

HAKEM doğru seçim mi?

“HÜSEYİN Göçek tribün baskısından fazla etkilenen bir çocuk değil.. Ama bu derbinin tersliği çoktur.. Sarı kartları nasıl gösterdiğine dikkat edecek.. En az 10 tane tartışılacak pozisyon olur, itme, çekme, dalma gırla gider.. Sarı kartlarda cimri davranmalı.. Bir de pozisyonlara yakın yönetmeli maçı.. Uzakta kalırsa yanar.. Ki, bunu yapacak kondisyonu var.”

BU derbiden önce F.Bahçe’ye bir Aziz-silin gerekir miydi?

“F.BAHÇE-G.Saray derbileri Aziz-silin’lik maçlar değil, havası yeter.. Onu küçük maçlardan önce yapacaksın.. Zaten artık Aziz-silin de yetmez.. Aziz-silin’e penisilin lazım.”
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Mehmet Demirkol

Bu sonuç sürpriz değil!


[FONT="Verdana"]Kayseri’deki 0-0’lık oyun... Bükreş yenilgisi, Bellinzona’dan deplasmanda yenen 3 gol, Bursa yenilgisi, Eskişehir yenilgisi... Galatasaray’ın arada bir tek, klasman dışı diyebileceğimiz, maalesef çok kötü oynayan Kocaeli’ye karşı alınmış bir galibiyeti var.
Bu belirgin deplasman sıkıntısının içinde hâlâ yüzmekte olan Galatasaray’ın, Fenerbahçe’ye yenilmesi sürpriz değil. Sürpriz ya da beklenmedik olan Lizbon’daki çok iyi oyun ve galibiyetti.
O maçta Arda, Ayhan ve Lincoln’ün iki yönlü ekstra oyunları, Quique Flores’in planlarını alt üst etmiş olmalı. Galatasaray’ı iyi analiz etmiş bir teknik adam için yaptığı tüm çalışmayı alt üst eden bir maçtı Işık Stadı’nda oynanan.
Bu sadece bizi ve Flores’i değil, Skibbe’yi de şaşırtan bir oyun oldu. Maç sonrası açıklamalarında bunu netlikle görebilirsiniz. Yani özel ve sır dışı olan Kadıköy’deki oyun değil, Lizbon’daki oyundu. O yüzden bu maçları bir kenara bırakalım ve genel sıkıntıya odaklanalım.
Galatasaray’ın bu sıkıntıya düşmesinin psikolojik bir sebebi olduğunu düşünmemek için bir sebep yok. Hayır, Fenerbahçe deplasmanlarından ya da Kadıköy’ün büyüsünden bahsetmiyorum. Çünkü sıkıntı pazar akşamı başlamadı. Senelerdir var ve pazar akşamı da bu sıkıntının kafalara iyice dank ettiği klasik yıllık maç oldu. Sıkıntı, geniş kadrosunun kullanılamamasına yol açan camianın genel ruh haliyle alakalı.
Bu ruh halini ‘hücum fetişizmi’ olarak anlatabiliriz. Sahada ne kadar hücumcu varsa, o kadar başarı geleceğine dair var olan genel ortak kanının sonucu bu. Bunun kaynağı UEFA Kupası’nı kazanan takımın yanlış analizidir.

Fikir yanlış
O takım olabildiğince dengeli bir ekipti ve başarılarının tamamı bu dengenin mükemmele yaklaştığı oyunlarda geldi. Aklın ve dengenin kaybolduğu maçları da oldu Galatasaray’ın. Chelsea’den alınan farklı yenilgi gibi. Camia bu süreçten ‘denge’ dersiyle çıkamadı. Akıllarda kalan ders ‘hücum fetişizmi’ oldu. O günden bu yana ve özellikle bu yıl Galatasaray’ın kadro ve takım oluşturma ana fikri hep bu doğru olmayan ana fikre dayandı.
Bunun sürdürülebilir bir durum olmadığı yukarıda gördüğünüz deplasman dizgisinde açıktır. Bir tek maçı Benfica karşılaşmasını alarak örnek oluşturmak bilime aykırıdır.
Ve bunun sorumlusu Skibbe değil. Doğrusunu söylemek gerekirse Galatasaray’ın tam yetkili teknik adamının Skibbe olmadığını düşünmek için zaten fazlasıyla sebep var. Bu sıkıntı Galatasaray’ın Völler’inden kaynaklanıyor.

Jokey modeli
Geçen salı günü Lig Radyo’daki programda teknik adamların hızla kulüp değiştirmesinden bahsediyorduk. Bu sırada ’İsmail bey’ adlı bir dinleyicinin mesajıyla neşelendik. ‘Teknik adamlar torbaya girsin’. diyordu. Tıpkı bir zamanlar hakem atamalarında uygulanan sistem gibi. Hafta içi kura çekilsin ve hangi takımın başında hangi hoca çıkacak belli olsun. ‘Böylece kim hangi kadroyu nasıl oynatır belli olur’. ‘Yedekte kalan oyuncu nasıl olsa haftaya Güvenç hoca gelecek o beni oynatır diye düşünüp küsmez’ gibi detaylarla da fikrini zenginleştirmişti. Dedim ya bu ağlanacak duruma güzel, mizahi bir yaklaşımdı ve güldük.
Dinleyici haklı. Bu durumu resmileştirmek lazım. Ya kısıtlamaları daha da geliştirip bu işi bir plana bağlamak gerekiyor. Ya da gevşetip bir sisteme bağlamak. Artık jokey sistemine dönmüş teknik direktör halini resmileştirmek lazım. Kaldıralım kısıtlamaları. Takım çalıştırma işini antrenörlere (seyis benzeri) verelim. Teknik adamlara da (Jokey tarzı) serbest çalışsınlar.
Aynı takımı 17 hafta başka hocalar çalıştırsın, ayrıca bir de teknik direktör puan durumu tutarız hem. Onların taraftarları da oluşur.
Formula 1 hesabı...

‘Bu da bizim Völler’
Düşünün! Galatasaray yetkilileri, Haldun Üstünel ya da başkan Polat, ya da ikisi birden Leverkusen’in hocasıyla masaya oturuyor. Karşıda oturan adam, genç bir Alman.
-Bak, diyorlar. Gençlerle yaptığın işleri çok beğeniyoruz. Bizim maçta takımını çok beğendik. Biz de çok iyi genç oyuncular var. Leverkusen’de yaptığın işleri bizde de yaparsan, hem sen, hem biz, hem de bu gençler hep beraber çok başarılı oluruz.
Adam çok memnun oluyor. Teklif güzel, şehir güzel, kulüp güzel, plan, ekip, para güzel...
Detaylar konuşuluyor. Ekibin kimlerden oluştuğu, kimlerden oluşacağı anlatılıyor.
Sonra Adnan Sezgin’i gösteriyor yetkili. ‘Bu beyefendi de bizim Rudi Völler’imiz. Völler, Leverkusen’de ne yapıyorsa Sayın Sezgin bizde fazlasını yapıyor’.
Adam ‘Memnun oldum’ diyor, el sıkışıyorlar...
Tabii ki bu yazdıklarım senaryo. Bunlar konuşulmamış olabilir, ama konuşulmuş olması da muhtemel. Ancak konuşulmamış olsa dahi, hayatı boyunca bu modelle çalışmış bir adam Sezgin’i böyle algılayacaktır. Galatasaray’ın Völler’i...
Galatasaray’da durum budur. Skibbe’nin algılaması da bu...
Cevat Güler her ne kadar saygın bir spor emekçisi olsa da, geçen yılın son 6 haftasında tarafsız, ama araştıran ve bilen bir gözlemci için takım Hasan Şaş, Hakan Şükür, Adnan Sezgin üçlüsü tarafından maçlara çıkarılmıştır. Şimdi Şükür yok, Şaş yok, Sezgin orada. Ve altına Völler modeliyle çalışmaya alışmış bir teknik adam alınıyor.
Şimdi bu teknik adamın yardımcılarının görevine son verildiğinde bu durum ona garip gelir mi?
Galatasaray’ın, Skibbe tercihi asla rastgele değil. Başka türlü bir yapılanmanın sonucudur.
Dolayısıyla Skibbe açısından bir sorun yoktur. Bu olup biten de Galatasaray’ı artık başka türlü yönetenler için başarılı bir organizasyondur. Ha Galatasaray için öyle midir? Bu başka bir soru! Cevabını UEFA Kupası’ndan yanlış dersleri çıkaranlar versin.

Ah Maradona’m ah!
Messi’yi nasıl oyundan alacak? İşi gücü bıraktım bunu düşünüyorum. Dünyanın gelmiş geçmiş 1 numarası, asi, isyankar, kötü, ama güzel, hayatla dalga geçen, disiplinsizliği efsaneleştiren, çocuğunuza örnek göstermeyeceğiniz, ama sizin kahramanınız olan bu tatlı serseri nasıl olur da ‘hoca’ olur.
Pele kredi kartı şirketi sponsorluğunda dünyayı dolaşırken, Castro’ya sığınan şahane adam nasıl yapar bunu aklım almıyor. Disiplinsiz davrandı diye Agüro’yu kadro dışı mı bırakacak şimdi? Messi’yi nasıl oyundan çıkaracak. Nasıl kabul etti bu işi? Yıktı beni!
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Rıdvan Dilmen

Kupa yorumu



[FONT="Times New Roman"]Süper Lig’de zirve mücadelesi veren takımlar Fortis Türkiye Kupası’nda beraberlikle yetinebilir. Özellikle Trabzonspor - Beşiktaş karşılaşmasında eşitlik ilk seçenek olarak düşünülmeli




Süper Lig’de zirvenin iki güçlü adayı Beşiktaş ve Trabzonspor, Fortis Türkiye Kupası’nda karşı karşıya geliyor. Birincilik koltuğunu daha çok önemseyen iki ekibin mücadelesinde eşitlik ilk seçenek olarak düşünülebilir.
Geçtiğimiz sezon rakibi Sivasspor’u eleme maçlarında kupa dışına iten Alanyaspor aynı sürprizi bir daha gerçekleştiremez. Sivasspor, TFF 2. Lig 2. Grup’ta zor günler geçiren rakibinden zorlanmadan üç puanı alır. Kırmızı - beyazlılar haftanın favorisi.
Özellikle ligde aldığı sonuçlarla moral bulan Eskişehir, yine de orta sıralardaki yerini korumak için ligi ön planda tutuyor. Eskişehirspor’un rakibi kupa tecrübesi çok fazla olmayan Tokatspor. Fakat kırmızı - siyahlıları favori göstermek zor. Karşılaşmada sürpriz bir beraberlik beklenebilir.
Derbide aldığı mağlubiyetle moralsizleşen Galatasaray, kupada oynayacağı zorlu maça taraftarının gönlünü almak için çıkacaktır. Fakat rakipleri güçlü Kayserispor. Galatasaray ligde golsüz berabere kaldığı rakibi karşısında yine bir puanla yetinebilir.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.