You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Administrator
Spor Yazarları...
02 Kasım 2008

Sabır denen gerçek

Meriç ENERCAN

PUAN durumuna bakıyorum, Trabzonspor, 17 puanla lig ikincisi. 8 maçta 1 yenilgi bir de beraberliği var. Yani hiç de kötü değil, rakamsal durum...

Ortalıkta kopan gürültüye bakıyorum, sanki deprem olmuş gibi. Bir yenilgi bir beraberliğin ardından, "Eyvah, yandık, bittik" diye kıyamet kopuyor. Öncelikle herkesin hatırlamasında yarar var, Trabzonspor, 5 ay önce oluşturulan yepyeni bir takım. Önünde daha çok uzun bir yol var. Kazanacağı, kaybedeceği; sevinip, üzüleceği birçok maç oynayacak.

Bir Galatasaray, iki Gaziantep sarsıntısı nedeniyle, yer yerinden oynadı. Ve takım, kırık dökük bir ruh halinde başladı İstanbul Büyükşehir maçına. Kazanmaya çıktıkları ortadaydı. Rakibi de futbolu, "delikanlı gibi" oynayınca, bol pozisyonlu çatır çatır bir maç oldu.

Gerilimden sevince

Trabzonspor Gökhan ve Umut ile ilk 15 dakikada iki inanılmaz gol kaçırdı. İstanbul Büyükşehir ondan eksik kalmadı. İlk 30 dakikada ev sahibi takımın kaçırdıkları, bir başka deyimle günün en iyisi Tony Sylva’nın kurtardıkları çok daha fazla idi. İbrahim Akın’ın Sylva’nın topuğuna vurduğu topun dönüp, Colman’ın asisti ve Tayfun Cora’nın zor vuruşuyla filelere gidişi, Karadeniz Fırtınası için büyük piyango idi.

İkinci yarı hevesle saldıran İstanbul, golleri kalesinde birbiri ardına görmeye başladı. Selçuk İnan, çok klas bir aşırtma vuruşla 2-0 yaptı skoru. Colman’a yapılan penaltı, Yattara’nın golüyle Gineli’ye moral oldu. Yattara’nın ortalayıp, Gökhan’ın kafayla ters köşeye bıraktığı gol ise gerçek bir usta işiydi.

Maç sonrası, gerilim filmini bitirmiş Trabzon futbolcusunun saha ortasındaki sevinci görülmeye değerdi.

Dün bir kez daha ortaya çıktı ki, sabır, yaşamda çok önemli gerçek idi. İnanmak kadar, sabretmek de başarının yarısı idi.

"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Hazırlığınız var mı?

Altan Tanrıkulu

NE kadar kötü oynarsan oyna, rakip ne kadar mücadele ederse etsin.. Adın ve forman yüzünden bir adım öndesin zaten..

Alex diye bir oyuncuya sahipsin.. Bütün takım dururken skor üreten.. Her ortası tehlike yaratan.. Sürekli boş alana gidip arkadaşlarını rahatlatan.. Bu oyuncu iki gol atıp iki kez öne geçiriyor seni..

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de rakip takım 10 kişi kalıyor. Üstelik kalecisi oyundan atılıyor ve en iyi oyuncularından biri Bülent Kocabey oyundan çıkıyor. Kurgu değişiyor birden..

Ama bütün bunlar bile Aragones’i durduramıyor.. Edu, Güiza ve Volkan’ın da katkılarıyla "zoru başarıp" Eskişehir’den 1 puanla dönüyor İspanyol teknik adam..

O pozisyon goldü

İkinci yarı başlarken; sana gol lazımken; rakip 10 kişiyken; hala iki ön libero ile oynuyorsan.. Hala Deivid, İlhan, Ali Bilgin gibi isimleri almaya çekiniyorsan "maçı kazanmayı" hak etmezsin.. Sana karşı her şeyiyle daha cesur olan, daha akıllı hamleler yapan Rıza Çalımbay’ın bileğini bükemezsin..

Ali Koç hafta içi bir basın toplantısı düzenleyip ilginç açıklamalar yaptı.. İyi güzel de; iki yıldır inanılmaz gollere neden olan Edu neden hala bu takımda? Güiza bu kadar gol kaçırırken; Josico, Maldonado gibi isimler hücuma hiç katkıda bulunmazken devre arası için girişimler yapılıyor mu? Ve önce Arsenal, sonra Galatasaray maçları kaybedilirse bir B planınız var mıdır? Kulübün adına ve renklerine yakışacak bir plan tabii..

Bu arada hakemler açısından da kritik bir maçtı. Yardımcı Cem Satman, Eskişehir atağında çizgide değildi. Kararı da pek sağlıklı olmadı. Bence o pozisyon goldü. Alex’in düşürülüşündeki kırmızı kart ise doğruydu.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Rıdvan Dilmen

Şaka gibi

İki haftadır Eskişehir'de ilginç maçlar oluyor. İki maçta toplam 10 gol, 30'a yakın pozisyon var. Anadolu takımları için büyük sayı bu. İki maçta altı gol ve girilen 20'ye yakın pozisyon. Bu Eskişehirpor'un hem mantalitesinin, hem fiziğinin, hem de hocasının başarısı.
Fenerbahçe gerçekten şaka gibi bir takım. Rakipleri puan kaybetmiş, iki maç üst üste kazanmış, erken bitti denilen sezona ortak olmuş, ama hâlâ öylesine oynuyorlar. Çok ilginçtir Fenerbahçe takımının savunması geniş alanda yakalanınca pozisyon veriyor. Hadi diyelim göbekteki oyuncuların eksikliklerinden kaynaklanan bir durum. Youla gibi hızlı oyuncuları yakalayamıyorlar. Ancak savunma yaparken de sıkıntı yaşıyorlar. Rakip atamazsa, kendileri atıyorlar.

Hücum yapamıyor
Fenerbahçe takımı geçtiğimiz haftalara bakacak olursak 5-2 kazandığı Bursaspor maçı dahil rakip alanda fazla oynamıyor, daha doğrusu oynayamıyor. Oyunun gidişatında kimin ne yaptığı belli olmayan bir takım. Uğur bir ara sağda, bir ara solda. Semih bir sağa, bir Güiza'nın yanına gidiyor. Roberto Carlos ileri çıkıyor, geri gelmiyor. Alex'in kendi yarattığı iki pozisyonla golleri buluyorsun, öne geçiyorsun. Rakibin kalecisi atılıyor, zorunlu olarak en iyi oyuncusu Bülent kenara geliyor, sistemi değişiyor. Zannedersin Fenerbahçe maçı tek kaleye çevirecek ama 10 kişi kalan sanki onlar. Yine Eskişehir hücumda. Fenerbahçe bir iki pozisyon buluyor, onlar da kontrataktan. Yüklenerek değil.
Fenerbahçe seyircisine Allah sabır versin. Başkan ve yöneticilere de. Aragones'i hatalı bulabiliriz. Ama oyuncular da biraz daha iyi olmak zorundalar. Fenerbahçe'de ihale hep Lugano - Edu ikilisine kesilse de takım hem ligde, hem Avrupa'da çok kötü
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Mehmet DemirkolGözlem

Fener çok zayıf


[FONT="Times New Roman"]Fenerbahçe’nin çıkar yolu Semih-Alex-Guiza üçlüsünü taşıyacak bir arka ekip kurabilmek.
1- Ancak orta sahada bu yükü kaldırabilecek bir ekip yok.
2- Üstüne, bunun için iki savunma kanadının çok iyi iki yönlü oyun oynamaları, ileri çıkabilmeleri zamanında dönmeleri gerekiyor. Bu olmuyor. Farkındaysanız Fenerbahçe’nin rakipleri en hızlı adamlarını Roberto Carlos’un arkasına sarkıtmaya çalışıyorlar. Ortak bir taktik gibi bu... Bu durum bir dünya efsanesi adına oldukça üzücü olsa gerek.

Savunma kanatları bunu güvenli bir şekilde yapamadığı için Fenerbahçe’nin oyunu otomatikman bozuluyor. Rakip 10 kişi olduğunda bile, misal 3 dakikalık bir baskı kurulamıyor. Bu oyunun istikrarlı bir başarı getirmesi - hele de deplasman maçlarında imkansızlaşıyor.

Bu genel sıkıntının yanı sıra Youla ve arkadaşlarının geçen hafta Galatasaray’a karşı gösterdikleri başarının Aragones üzerindeki etkisinin de rolü olmalı. Eksik bir rakibe karşı bu kadar baskıdan uzak olmak bunun ispatı.
Fenerbahçe baskı kuramıyor ama savunma sakarlıkları aynı şekilde devam ediyor. Yani tedbirler ‘aman o kadar açılmayalım’ yaklaşımı fazla yarar sağlamıyor.

Güiza’nın yardıma ihtiyacı var
Edu, Lugano ve Volkan kaynaklı bu sakarlıklar geçen sene de vardı fakat ekip özellikle Avrupa’da bunun altından kalkabiliyordu. Bu sene ise bunun altından kalkacak soğukkanlılık ve oyuna hakimiyet yok.



Öte yandan büyük çabası bir yana özellikle karşı karşıyada sürekli kaleciye çarpan Güiza’nın nasıl bir yardıma ihtiyacı olduğunu da Aragones bilmeli. Yani en bilebileceği şey bu. Bunun için de bir yerli yardımcıya ihtiyacı olmasa gerek.
Eskişehir açısından Serdar’ın olağanüstü performansına ulaşabilen bir oyuncu yok. Youla yine arkaya sarkmakta mahir ama Volkan’ı geçmekte Güiza’ydı. Bir iki oyuncu onların seviyesine çıksa Fenerbahçe’yi yenmeleri işten bile değildi. Rıza Çalımbay eğer bu performansı sürdürebilirse kariyerinin zirvesine ulaşabilir.
Tartışılan pozisyonlara da girelim. Fenerbahçe kale çizgisini geçip geçmediği belli olmayan pozisyonda aslında ne olduğunu sadece hizada oturan seyirciler biliyor. Hakemlerin bilmesine olanak yok. Çünkü hizada normal olarak hakem yok. Çizgi hakemi şart...

Penaltı ve kırmızı kart için ise kural böyle ama saçma. Penaltı en büyük ceza zaten, bir de adam atmak saçmalığın en önde gideni. Kuralı değiştirmek şart.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Cemal ErsenGözlem

Zaman en iyi ilaçtır


[FONT="Times New Roman"]Futbolu günlük yaşadığımıza dair en çarpıcı örneğini geçen hafta Ankaraspor Teknik Direktörü Aykut Kocaman vermişti;
“Birkaç hafta iyi sonuç alınca şampiyonluk söylemleri, tersi olunca ağır eleştiriler geliyor. Önemli olan pozitif futbol oynayabilmek.” Diyeceksiniz ki Ankaraspor ile Trabzonspor’un hedefleri bir mi? Biri ligde tutunabilmek, diğeri zirve hedefi ile yola çıktı.

Doğru... Trabzonspor’da son dönemlerde işlerin iyi gitmediği ortada. Ama bu takım İstanbul Büyükşehir Belediye karşısına lig ikincisi olarak çıkmadı mı? Galatasaray ve Fenerbahçe gibi rakiplerinin önüne geçmedi mi? Neden bu sabırsızlık, nereden çıkıyor bu kelle avcılığı? Ortada bir başarısızlık var ise tek sorumlu teknik direktör müdür?

Elbette hayır. Uzun lig maratonunda oyunun aktörleri hatalardan pay çıkardığı taktirde sorunların aşılması kolaylaşır. Yeter ki eleştirinin de, övgünün de dozunu iyi ayarlayalım. Trabzonspor dün gerçekten önemli bir deplasmanı hasarsız atlattı. Peki çok mu iyi oynadı? Hayır. Tam tersi, rakip forvet ilk yarıda biraz becerikli olabilse, bir Gaziantep faciası da Olimpiyat Stadı’nda yaşanabilirdi. Ancak “atamayana atarlar” kuralı bir kez daha işledi ve Trabzonspor maçı ikinci bölümdeki müthiş mücadelesi ile farklı kazanmayı bildi.
Hüseyin ile Cale’nin yokluğunda Yanal’ın sahaya sürdüğü takım gerçekten ilginçti. Oyun kurucu görevini üstlenen Serkan, kendinden öncekilerden çok daha iyi iş idi. Yanal bu sezon ilk kez Song-Giray-Egemen üçlüsüne bir arada yer vermesine karşın bu blok öyle açıklar verdi, öyle hatalar yaptı ki, hepsi maçın kaderini etkileyecek cinstendi.

Selçuk, orta alan yükü Serkan’a binince daha ofansif oynadı ve karşılığını şık bir golle buldu. Gökhan’ın haftalardır süren formsuzluğu dünkü maça da damgasını vurdu. Attığı gol ise kendisini affettirecek cinsten değildi. Keza Umut da beklenenden uzaktı. Trabzonspor’un ilk üç golünde bir forvet adı olmaması, savunmada yaşanan sıkıntıların benzerinin hücum bölgesinde de hissedildiğini gösterdi.

Ve Yattara.. Bu takımın iyi bir Yattara’ya ne kadar ihtiyacı olduğunu artık anlamayan kalmamıştır sanırım. Ancak öncelikle Gineli bu gerçeğin farkında olması şart. O farkına varınca Trabzonspor da farklı oluyor!
Unutmayalım, zaman acının olduğu kadar tüm sorunların çözümü için de en iyi ilaçtır.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Mehmet Demirkol

Çok zor...


Premier Lig’de aldıkları Tottenham beraberliği ve Stoke City yenilgisi ardından Manchester United maçı öncesinde Arsenal'in ve Wenger'in taraftarına kendisini affettirmenin tek yolu bir Fenerbahçe zaferi. Bilinen sıkıntıların yanı sıra bu durum ekibimizin en büyük dezavantajı.
Arsenal’in uzun süredir kullanamadığı Rosicky, Eduardo gibi kilit hücum silahlarının yanı sıra Adebayor ve Walcott’u kaybetmiş olması kadro değerlerini düşürüyor. Kuzey Londralıların asıl büyük yapısal sıkıntıları ise orta sahadan mı yoksa direkt savunma hattından mı olduğu tartışılan savunma sorunu.
4-2’den son dakikalarda Tottenham’la berabere kalınan derbi sonrası da bu tartışma yeniden gün yüzüne çıktı. Tottenham gibi rakip kaleye az gidebilen bir rakibe karşı 2 dakika oyunu oyalayamamış olmaları Arsenal’in orta sahada özellikle defansif yönde çektiği sıkıntıyı ortaya koyuyor.

En büyük başarı olur
Denilson, Fabregas gibi genç ama etkin orta saha oyuncuları olmasına rağmen kontrol oyununu bu seviyede yapamıyorlar. Kadıköy’deki maçta da aynı sıkıntı göze çarptı. O maçı kazandıran son vuruş başarılarıydı. Ancak Fenerbahçe de Arsenal kadar pozisyon bulmuştu. Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir İngiliz takımının deplasmanda bu kadar kontrolsüz oynadığı herhalde görülmemiştir.
Bu durumdaki Arsenal’le geçen seneki Fenerbahçe karşılaşmış olsaydı, 2 maçta 4 puan çıkarabileceğini tahmin ediyorum. Ancak bu yılkı sarı-lacivertli takımın, Arsenal’le aynı sıkıntıları çektiğini hepimiz biliyoruz.
Geçen seneki topa sahip olabilen ekipten eser yok. Ve üstüne savunma yapısı Adebayor, Walcott gibi oyuncular olmasa da Bendtner’e, Van Persie’ye dayanabilecek sertlikte değil. Fenerbahçe hem de Alex’siz, Arsenal’den puan alabilirse şartlar bağlamında tarihin en büyük başarısına imza atar.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
[COLOR="red"]Atilla Gökçe

Atilla Amca yeniden başkan ol!


Cengiz Semercioğlu kardeşim, Kelebek'i cimnastik salonuna uçurmuş... Başkan Atilla Örsel'e "amca" diye seslenerek başlıktan itibaren hemen bir yaşlılık iması oluşturuyor : Atilla amca yeniden başkan olma!.
Ne yapalım, bizim ülke böyle... Aragones'e "dede" dendiği zaman bu bir yaş ayrımcılığı oluyor, ama Atilla Örsel'e "amca" dediğin zaman hem saygı göstermiş oluyorsun, hem de hafiften yaşını ortaya koyuyorsun.
Benim sevgili adaşım, 70 değil, 69 yaşında...
75 de olsa fark etmezdi ya...
Zihin sağlığı pırıl pırıl yerindedir. Uluslararası Cimnastik Federasyon (FIG) yönetim kurulu üyesi, marketing komisyonu başkanıdır. Sportmendir. Sağlıklıdır. Cengiz'le birlikte ikimizin de suyunu çıkarır.
Bunları geçelim...
Cengiz, 30 yıldır hiçbir şey yapmamış sayıyor Örsel'i... Bir tek cimnastikçi yetiştirmediğinden dem vuruyor.
Oysa ben biliyorum...
Balkan Şampiyonu Suat Çelen, onun döneminde yetişti mesela.
Şimdi sonsuz uykusuna dalmış olan Avrupa Şampiyonu Murat Canbaş, onun döneminin sporcusuydu... (Ardından ikinci gelen Yunanlı İoannis'in Atlanta'da olimpiyat şampiyonu olduğu gün Murat için döktüğü gözyaşlarını da hatırlarım.)
Barfikste dünya şampiyonluğunu (2007), Avrupa üçüncülüğünü (2008) kazanıp sakatlığı yüzünden Pekin'e katılamayan Ümit Şamiloğlu da son 30 yılın yetişmiş sporcularından biri.

GSGM’nin kararı
Her neyse...
Sevgili Cengiz'in sporu sevdiğini biliyorum... Spor dünyasındaki ilişkilere, çelişkilere, atışmalara ve çatışmalara da şöyle dışarıdan ve yukarıdan baktığını da bilirim... Örsel'le ilgili çağrısını da, saygıyla karşılıyorum.
Ne var ki 21 Kasım'daki kongre için başkanlığı bırakmasını isteyen yazısında Cengiz kardeşim, başkan adaylarından istenen 20 bin lira parayı da "Örsel, cimnastiğin içinden gelenlerin yönetime gelmesini istemiyor" tepkisiyle yorumluyor.
Biraz araştırsa, şu ecüş bücüş özerklik statüsünde her federasyonun başkan adayları için bir ödeme yapması gerektiğine Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün karar verdiğini öğrenirdi.... Genel kurul giderlerini karşılamak, ya da her akınla gelenin başkanlığa heves edip ortalığı karıştırmasını önlemek diye özetlenen gerekçelerle.

Onlarla yarışsınlar
Federasyon yönetim kurulları da her seçimden önce başkan adaylığı ücretini belirleme yetkisine sahip.
Örneğin, halter 20 bin YTL... ( Pekin'de bırakıyorum diye erdemlilik gösterisi yapan ve yeniden aday olup seçimi kazanan Hasan Akkuş'a karşı adaylığını koyup kaybeden Doç.Dr. Uğur Günel, borç harç zor denkleştirmiş parayı.)
Atıcılık 25 bin YTL... Çim hokeyinde başkan olmak isteyenin 30 bin YTL'yi gözden çıkarması gerekiyor. Boks 20 bin YTL.
Hep yönetim kurulları belirliyor bu ücretleri. Elbette daha mütevazı davranan federasyonlar da var. Atletizm 2 bin YTL, Dağcılık 3 bin YTL, Tenis 2 bin, Halk Oyunları 2.500 YTL.
Her federasyonun bir "kaydiye"si var.
Saçmasapan bir ücret mantığı. Makama biçilen endazenin sporda demokrasi ve özerklik kavramına ne kadar yakıştığı da ayrıca tartışmaya bile değmez bir çirkinlik.
Ama bu, doğrudan Örsel'in kişisel kararı ve tercihi değil.
Cengiz'in adaşımı neden kulvar dışına davet ettiğini az çok tahmin edebiliyorum.
Hemen her spor dalında olduğu gibi, özerkleşme sonrası "Biraz da bizim borumuz ötsün" diyerek heveslenenler, tertemiz ideallerine stratejik derinlik kazandıranlar, ihtiraslarına gem vuramayanlar bir arada.
Bir vizyon geliştirmeden, program ve proje yapmadan fısıl fısıl kulis yapıyorlar.
Cengiz de bu kulisleri taşıyor gündeme. Haklarıdır. Buyursunlar.
Ama "amca"lara da saygılı olsunlar.
Onları kulvar dışına davet etmesinler...
Onlarla yarışsınlar!

O program "Stadyum" değil!
TRT'deki dostlarım alınmasın, darılmasın.
Cumartesi günü sık sık yaptıkları anonslarla "Stadyum Özel"i izlememizi önerdiler.
Eskişehirspor Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trabzonspor maçlarını izledikten sonra "Stadyum" a yöneldim.
Aaa...Stadyum bu mu ?
Erdoğan Arıkan, hızlı hızlı maç özetlerini sundu, golleri birer kez daha izledik ve program bitti.
Benim bildiğim Stadyum, Arıkan, Üründül, Demirkol üçlüsünden oluşan bir yorum programıdır.
Maç var, goller var, görüntü var...
Ama ses (yorum) yok!
Çünkü yorumcular yok.
Maç özetleri dersiniz, golleri verirsiniz, teşekkür ederiz.
Ama şu reyting yarışından pay almak için bizi kandırmaya mecbur değilsiniz.

Baş döndüren antrenör trafiği
Turkcell Super Lig'in ilk yarısında (9 kulüp) daha sezonun üçte biri bitmeden 10 antrenör görevi bıraktı.
Hikmet Karaman, Jarabinski (Antalyaspor), Raşit Çetiner (Konyaspor), Engin İpekoğlu (Kocaelispor), Ertuğrul Sağlam (Beşiktaş), Ali Yalçın (Denizlispor), Osman Özdemir (Hacettepe), Hakan Kutlu (Ankaragücü) Mesut Bakkal (Gençlerbirliği) Samet Aybaba (Bursaspor) hazan yaprakları gibi birer birer döküldüler.
Sezon başında yöneticilerle yaptıkları anlaşmalar, heyecanla ortaya koydukları plan ve programlar çöpe atıldı.
Şimdi bir de moda başladı : Karşılıklı anlaşarak ayrılık kararı veriyorlar... Tıpkı zengin evlilikleri gibi hep medenice (!) bitiyor bu beraberlikler.
Doğrusu kalanlar (yöneticiler) ve gidenler ( hocalar) böyle anlaştığına göre bize de kolayından "antrenör kıyımı" terimini kullanmak pek doğru olmuyor!
Yine de bu medeni (!) ayrılıklarda kafamı kurcalayan bir şeyler var.
Örneğin, Samet Hoca'nın akşam Başkan İbrahim Yazıcı ile oturup "Yoruldum, bırakın gideyim" demesinin, dostça ayrılmasının hemen ardından Gençlerbirliği'nde de Mesut Bakkal görevi bıraktı. Sonra Cavcav, Aybaba görüşmeleri başladı.
Bu hızlı trafik şahsen benim başımı döndürdü, yetişemedim.
Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı'nın "Samet Hoca ile Beşiktaş tandansı yüzünden ayrıldık" demesine de hiç akıl erdiremedim.
Türfad Başkanı İsmail Dilber dostum bu trafiğe ne diyecek acaba ?
Benim hâlâ başım dönüyor da!

‘When I’m 64’
" When I'm 64 "
Otuz yıl önce Londra'da İsveçli İngilizce öğretmenim Brita'dan dinlemiştim Paul Mc Cartney'in şarkısını....
Sonra telefonu açıp Sevgili eşim Nermin'e söyledim :
" Will you stil need me, will you stil feed me,
When I'm sixty-four ? "
(64 yaşına geldiğimde de bana ihtiyacın olacak mı, beni besleyecek misin ? )
Dün sabah, The Beatles'ın şirin ve unutulmaz parçası, benim hayatımın gerçeği oldu.
Üç çocuk babası, ikiz torun dedesi olarak eşimle çok hoş bir kahvaltı yaptık.
Sonra Lig TV ve Irmak'da da mumlu pastalarla şımarttılar beni.
İyi ki doğmuşum yani!
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.