You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Administrator
Spor Yazarları...
Geciken sevinç

Korkut GÖZE


MUSTAFA Denizli, Kayseri maçını düşünerek İnönü’ye farklı bir kadro sürdü.

Delgado’yu pazara saklarken, o bölgenin sorumluluğunu Serdar Özkan’a yükledi. Genç Serdar, Delgado’dan daha çok koşarak ve enerji tüketerek oynadı.

Ancak, Delgado’nun özelliklerini yakalayamadı. Kalabalık rakip defans arasına yaptığı driplingler, adeta intihar saldırılarını andırıyordu.

Oysa, daha basit ve topla daha az oyalanarak oynayabilirdi.

İlk yarıda Beşiktaş’ın hatalı pas yüzdesi bir hayli yüksekti. Tello ve Delgado’suz bir oyunda pas trafiğindeki kargaşa normaldir. Ancak yüzdesi, Beşiktaş’ın düzenini ve temposunu etkiliyorsa... Buna da alternatif bir çare düşünmek gerekir...

Bobo formsuz günlerini sürdürüyor. İlk yarı hiç görünmedi. Kalabalık savunmadan rahatsız oldu. Ne düşündüğünü yapabildi ne de istenileni...

Yine ilk yarıda Holosko da aradığı koşu yollarını bulamadı. Yine de Antalya kalesine en çok yaklaşan adamdı.

* * *

DENİZLİ, oyunun final bölümüne Tello ile Cisse’yi alarak başladı. Ve Serdar Özkan da sol kulvarda yeni bir göreve soyundu. Bu arada, Ekram Dağ’ı savunmanın soluna çeken Denizli, Sivok’u da orta alana sürdü.

Beşiktaş’ın oyunu kanatlara taşıma isteği, özellikle hücum bölgelerine hareket ve dinamizm getirdi.

İlk yarıda pozisyon yaratmada sıkıntılar yaşayan Beşiktaş, atak sayısını daha farklı bir düzeye taşıdı. Bu dakikalarda bile Delgado’suz oynamanın belirtilerini rahatlıkla hissetti.

Rakip kalede yoğunlaşan baskı, tüm çabalara karşın net bir pozisyon getirmedi. Fırsat furyası ancak 60. dakikadan sonra başladı.

Ve Bobo’nun art arda harcadığı iki pozisyon için fazla bir yorum yapmayacağım...

Bu fırsatlar birkaç dakika ara ile aynı futbolcunun ayağına geliyorsa... Ve ikisini de dışarıya atıyorsa, Bobo’yu bir kenara çekip, derdini bir sormalı!

* * *

HOLOSKO’nun golü her şeyden önce stiline ve oyun kimliğine yakıştı.

Alkışlanacak bir goldü. Ancak, Tello’nun attığı golün tadı bir başkaydı...

İlk 45 dakikadaki oyunu ile tribünleri Kayseri seferi öncesi derin bir düşünceye sürükleyen Beşiktaş, ikinci yarıdaki performansı ile her şeyi unutturdu.

Dikkatle izledim, savunma ilk kez bir oyunu hatasız tamamladı. Ve bu bölgenin en iyi adamı da İbrahim Toraman’dı...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Posting Freak
Spor Yazarları...
Gerçektende Tello'nun golüne şapka çıkarılır..çok güzel bir galibiyet aldık..
Tello gider yan gider,Ayakları gole gider !.Smile
Administrator
Spor Yazarları...
01 Kasım 2008
Spor eğitiminde çağdaş değiliz!

Togay BAYATLI

[FONT="Century Gothic"]
BOLU İzzet Baysal Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta içinde Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi yapıldı.

Hemen hemen bütün Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulları'nın öğrencilerinin katıldığı kongre büyük ilgi gördü.

Bilindiği gibi BESYO adı verilen Spor Yüksekokulları ülkemizde çığ gibi büyüdü ve öğrencilerin tercih ettikleri spor öğretim yuvası oldu.

Yüksekokulda var, ilk ve lise eğitiminde yok..

Ne yazık ki, yüksek eğitimde bu kadar büyük bir istek ve talep varken ilköğretimde ve lise eğitiminde hala spor eğitiminin yapılmaması ülkemiz için artık utanılacak bir durum yaratmaktadır. Çağdaş bir ülkede genç kuşaklara spor eğitiminin yaptırılmaması bizim dışımızda hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur. Bir taraftan Avrupa Birliği üyesi olmayı isterken, Olimpiyatlardaki sonuçların başarısızlığından şikayet ederken hala ilk çağlardaki eğitim sistemi ile bu ülkeyi spor fukarası halinde tutma bir cehalet değil midir?

BESYO mezunlarına iş yok

Devlet BESYO’ların açılmasını onaylarken diğer tarafta bu yüksekokullardan mezun olan genç eğitimcilerimize iş sahası bulamamamız da başka bir dramdır. Oysa gerek federasyonlarda ve gerekse GSGM İl Müdürlükleri'nde spor eğitimi ile hiç ilgisi olmayan kişiler bulunmaktadır. Tabii ki bu insanların işlerinden atılmasını istemiyoruz. Ancak BESYO mezunu genç eğitimcilerimizin bundan böyle spor federasyonlarında GSGM’nin il ve ilçe müdürlüklerinde spor eğitimi yapan kurumlarda çalışmaları için bir yönetmelik veya kanun çıkarılmalıdır.

Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın da artık spor eğitimini her kademede müfredat programına alması gerekmektedir. Başta da belirttiğimiz gibi çağdaş bir ülkede spor eğitimi başlı başına ilköğretimden itibaren uygulanır. Bunu yapmadığımız takdirde çağdaş bir ülkede yaşadığımızı ne söyleyebiliriz, ne de iddia edebiliriz. Spor sadece üç-beş lisede oynanan oyuncak değildir.


"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
01 Kasım 2008
Süleyman Özay HAKLIYDI...

Altan Tanrıkulu

[FONT="Century Gothic"]
ÇOK ilginç bir haftayı geride bıraktık. Çok ilginç hakem kararları ve bir o kadar ilginç hakem yorumcularının yorumlarıyla karşılaştık.

Çok uzatmak istemiyorum. Eskişehirspor-Galatasaray ve Fenerbahçe-Bursaspor maçları konum. Bu maçlarda yaşanan çok kritik iki hakem hatasının kamuoyuna yanlış aktarılması yüzünden doğan kaos. Haklıyla haksızın, doğruyla yanlışın birbirine karıştırıldığı iki an.

Önce Eskişehir’deki hata. Çünkü daha büyük daha önemli. Galatasaray 2-1 önde. Eskişehir atağında Murat topu kaleye gönderiyor. Top tam ayaktan çıktığı an; (1 nolu fotoğraf) 3 Eskişehirli futbolcu savunmanın arkasında. Bunlardan ikisi aktif alanda değil; yani "pasif ofsayt" konumundalar. Ama Vucko sonuna kadar aktif alanın içinde. Dikkat ederseniz, top Murat’ın ayağından çıktığı an; Vucko kaleyi tam cepheden görecek pozisyonda. Top ilerliyor. Vucko sabit durmuyor. Topun geldiği yöne doğru koşusunu yapıyor. Yani Ümit ve Youla’nın olduğu yere doğru koşu yapıyor. İlk anda "pasif" olsa bile, bu koşusuyla "yüzde yüz" aktif hale geçiyor. (2 nolu foto) Ve top Ümit'in ayağına çarpıyor. Kaleciyi yanıltıyor, gol oluyor.

Yardımcı hakem pozisyonu çok iyi takip ediyor. İşi de bu olduğu için Süleyman Özay, Vucko’nun aktif alanda olduğunu görüyor. Ve bayrağını kaldırıyor. Galatasaraylı futbolcuların itirazı da bu yüzden artıyor. Hakem Fırat Aydınus’a, Özay’la konuşması gerektiğini söylüyorlar. Aydınus en yapmaması gereken şeyi yapıyor, "çizgide olmadığı halde", yani pozisyona tam olarak hakim değilken, "resen" ofsayt olmadığına karar veriyor. Yardımcısının uyarısını dikkate alıp onunla konuşmuyor bile.

Bayrağı kaldırdı

Yayıncı kuruluş Lig TV’nin naklen yayınında yardımcı hakemin bayrağını kaldırdığını net olarak gördüm. Ama Maraton programında Erman Toroğlu, "Zaten ofsayt olsaydı, yardımcı uyarırdı" dedi. Vucko’nun koşusu ya da pozisyonun içine girip çıkması ile ilgili "pilot kamera" açısından hiç yorum yapmıyor.

Ahmet Çakar, Mustafa Çulcu, Metin Tokat da pozisyonun ofsayt olmadığını söylediler. Ve iş gelip "Ümit neden hakeme topun ayağına çarptığını söylemedi?"ye gelip tıkandı. Sadece Cem Papila en doğru yaklaşımla "pozisyonun neden ofsayt olduğunu" açıkladı.

Topun Ümit’e çarpıp çarpmamasının hiç önemi yok oysa. Top "doğrudan gol olsa bile" Vucko aktif alanda koştuğu ve ofsayt pozisyonunda olduğu için gol verilmemeliydi.

* * *

Ömer Erdoğan’ın Alex’i düşürdüğü, hatta biçtiği pozisyonu konuşmak dahi istemiyorum. Bu pozisyona da "Alex kendini bıraktı", "Ömer’in niyeti Alex’e vurmak değil, topaydı" gibi inanılmaz yorum yapanlar oldu.

Sayın futbolseverler; bu işle ilgilenen spor yorumcuları. FIFA kuralları tektir, kimse değiştiremez. FIFA kurallarına göre hücum eden oyuncu topa dokunuyor, savunma oyuncusu da kontrolsüz olarak ona müdahalede bulunuyorsa (kasıt olmasına gerek yok) hareket fauldür. Pozisyon ceza alanı içindeyse de tartışmasız penaltıdır. Topa niyet edip, topa dokunamaz ve adama çarparsanız da fauldür.

Aynı görüntüyü Maraton programında, bu pozisyon yorumlanırken değil, Melih Şendil’in seslendirdiği "Maçın Öyküsü" bölümünde izledim. Kale arkası çekimi her şeyi ortaya koyuyor. Yavaş falan oynatmadan, Ömer’in kontrolsüz girişi, Alex’in topa daha önce dokunuşu ortada.

* * *

Dünyanın en iyi hakemi bile hata yapabilir. Futbolun içinde var bu. Ama hakem hatalarını yorumlarken çok dikkatli olmak gerek. Küçük detayları atlamamak gerek. Karşıt fikirdeki insanları da "taraf olmakla" suçlamamak gerek.

Hatası az bir hafta sonu dileğiyle.


"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Cemal Ersen

gün gelir hesap döner

[FONT="Century Gothic"]
Rakamları üst üste koyunca ortaya çıkan tablo felaket senaryosu gibi.
Liglerde sekiz hafta geride kalırken Futbol Federasyonu Profesyonel Disiplin Kurulu’nun kulüplere kestiği para cezalarının toplamı, sıkı durun, tam 2 milyon 756 bin YTL.
Yanlış okumadınız. Eski deyişle 2 trilyon 756 milyar Türk lirası!
Bu paranın yüzde 35’lik yani 1 milyon 31 bin YTL’lik bölümü Süper Lig kulüplerinin ödemesi gereken miktar.
1 milyon 525 bin YTL’si ise alt liglere ait. Hani futbolcusuna, teknik adamına parasını veremeyen, kulüp binasına yakıt alamayan, deplasman masrafları için borç harç toplayan, tek kuruş hasılat geliri olmayan, her geçen gün ekonomik olarak biraz daha batağa saplanan kulüplere...
Peki nedir bu cezaların sebebi?
Federasyonun sezon başında disiplin talimatında yaptığı değişiklikler.
Örneğin küfür ve kötü tezahürata verilen ağır para cezaları.
Futbolcuların toplu halde centilmenliğe aykırı davranışları.
Maça biletsiz seyirci alınması.
Saha ve tribün olayları, merdiven boşluklarının boş bırakılmaması. Akreditasyon sistemine uymamak, yasak pankart asmak vs.
Dikkat edin liglerin henüz başındayız.
Ne küme düşme mücadelesi alevlendi, ne şampiyonluk yarışı kızıştı.
Konuya sadece Süper Lig kulüpleri olarak bakmayın.
Asıl yangın alt tarafta.
Olay, küfür, hakeme itiraz gibi ağır yaptırım gerektiren eylemler ilerleyen haftalarda giderek artacak. Bu kaçınılmaz.
Peki o kulüpler bu para cezalarını nasıl ödeyecek?
Diyeceksiniz ki Süper Lig’de yayın gelirleri, İddaa payları var. Kesersin, olur biter.
Ya diğerleri? Onların neyi var?
Bir Mardinspor, Bugsaşspor, Siirtspor, Arsinspor, Van Belediyespor’dan nasıl tahsil edeceksiniz cezaları?
Boğazlarına yapışsanız verecekleri bir canları var.

İnisiyatif federasyonda
Hesap ortada. Sekiz haftada 2 milyon 756 bin YTL, sezon sonunda 12 milyon YTL’den fazla bir para cezası demektir. Bunun yüzde 65’i yani 7.6 milyon YTL’si alt liglerin olacak.
Söyler misiniz, yıllık 50-60 bin YTL’lik bütçelerle yaşam savaşı veren kulüpler nereden bulacak bu parayı?
Ya gelecek sezon federasyon bu para cezalarını affedecek ya da “borçlu olan kulüplere lisans çıkarılmaz” diyerek en az 50 kulübün liglerde mücadele etmesine izin verilmeyecek.
Hangisi doğru derseniz, ikisi de yanlış.
O zaman ortada daha büyük bir yanlış var.
Uygulayamayacağınız kurallar koyarsanız başta federasyon olarak siz, sonra da kulüpler sıkıntıya düşer.
Bakmayın alt liglerde cezaların ufak ufak kesildiğine. Sezon sonunda ortaya çıkacak tutarı en baba 2. lig kulübü bile ödeyemeyecek hale gelecek.
“UEFA’da öyle, bizde de böyle” mantığının çözüme hiçbir katkısı olamaz.
Kendinden önceki her kurulu ve oluşumu tu-kaka ilan edip, “En doğrusunu biz yapıyoruz” hatasına düşmek ise işleri içinden çıkılmaz hale getirebilir.
Federasyonun iyi niyetle hazırladığını düşündüğümüz yeni talimat bu hususlar göz özüne alınarak revize edilebilir.
Takım halinde centilmenliğe aykırı hareket olarak nitelendirilen sarı kartlarda, oyunun doğası gereği verilen ihtarlar kapsam dışında bırakılabilir. Ya da bu madde tamamen kaldırılabilir.
Kurul, cezaları alt sınırdan uygulayabilir. Küfür ve saha olaylarına uygulanan para cezaları arasındaki adaletsizlik giderilebilir.
Seçenekler değişebilir.
Ama değişmeyecek bir gerçek var ki, o da sezon sonunda Futbol Federasyonu’nun da kulüpler kadar başının ağrıyacağı!

AKP’li olmayana ekmek yok!
Özerk federasyonların seçimleri bir bir tamamlanırken devlet imkanlarını kullanarak kendine avantaj sağlamak isteyen başkan adayları gözden kaçmıyor.
Kimi devletin resmi haber ajansına röportaj veriyor, haberini yaptırıyor. Kimi de devletin televizyonlarına çıkıp seçmenlerine mesaj yolluyor.
Ensen kalınsa, torpilin sağlamsa, eşin dostun varsa, iktidar partisine yakınsan, kim tutar seni!
İşin etik olmayan yanı, tarafsız ve herkese eşit mesafede durması gereken bu yayın organlarının kullanılması ve yarıştaki öteki adaylar görmezden gelinerek adaletsiz bir ortam yaratılması.
* * *
Söz adaletsizlikten açılmışken, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün de farklı bir yaklaşım içinde olmadığını söyleyebiliriz.
Genel Müdürlük Teftiş Kurulu müfettişleri uzunca bir süredir özerk federasyonların tüm faaliyetlerini denetliyor. Gelir-gider tabloları, organizasyonlar, icraatlar derken, 3-4 yıllık tüm çalışmaları adeta didik didik ediliyor.
Pek çok federasyonda sıkıntı yaşanırken, işini doğru yapanlar da çıkıyor.
Ancak her ne hikmetse, müfettiş raporları aylardır hasır altı ediliyor. Haklarında yasal işlem yapılması gereken, başarısız bulunan onlarca federasyon başkanı ya Genel Müdürün, ya da ilgili Bakanın talimatıyla adeta koruma altında tutuluyor. Türk sporunu daha karanlık günlere taşımaları için teşvik ediliyor.
Hadi hepsinden vazgeçtik.
Kendi yağıyla kavrulan, uluslararası alanda başarı getiren, diğerlerine örnek gösterilmesi gereken federasyonlarla ilgili teftiş raporları neden açıklanmaz? Neden çürük elmalarla, sağlamları aynı sepette tutulur?
İlginçtir, bu sorunun yanıtını verecek bir Allah’ın kulu da çıkamıyor.
* * *
İki hafta önce Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu imzasıyla Genel Müdür, federasyon başkanları ve İl müdürlerine bir genelge yollanmıştı. Bazı şikayetler alan Bakan, seçimlerde kendisinin ve çalışma arkadaşlarının adının kullanılmasına izin vermeyeceğini açıklamıştı.
Anlaşılan Bakan beyin genelgesi bazı spor yöneticileri ile başkan adaylarına vız gelmiş. Gelmiş ki, hafta başında ilgili birimlere benzer ifadeler taşıyan ikinci bir uyarı gitmiş. Bu kez daha sert ve açık.
Tabloya bakınca insanın aklına ister istemez şu geliyor;
“Ya millet aptal yerine konuyor, ya da dostlar alış-verişte görsün misali, o bildik yöntemlere yol veriliyor!”
Lafı uzatmayalım, bu federasyon seçimlerinde de AKP’liyim demeyene ekmek görünmüyor!
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
02 Kasım 2008

Korkmak ya da korkmamak

Ercan SAATÇİ

BİR maça çıkarsın, rakip güçlüdür, üstelik 1 puan da yetiyordur, o zaman risk almazsın...

Her türlü eleştiriyi gözardı edip, sonuca odaklanabilirsin... Ama bir lig maçına çıkarsan, har vurup harman savurduğun 3 puanların acısını çıkarmak istersen, mutlak galip gelmek istersen galibiyet için her türlü riski alabilir, her türlü taktik dokunuşu yapabilirsin.

Dünkü maçta Eskişehirspor, kalecisi atılıp 10 kişi kalınca Rıza Hoca ne yaptı? Bir forvet oyuncusunu oyundan alması gerekirken, bir orta saha oyuncusunun yerine yedek kaleciyi oyuna aldı. Peki neden?

Çünkü, Rıza Hoca kazanmak istiyordu, risk aldı. Takımı 10 kişiyken ve 2-1 mağlupken durumu 2-2 yaptı. Hatta bana göre Volkan’ın içerden çevirdiği topu da eklerseniz 10 kişiyken 2 gol buldu Eskişehirspor.

Peki Aragones ne yaptı? Hiçbir şey!..

10 kişi kalan takım müthiş bir taktik müdahale yaparken Aragones hiçbir şey yapmadı. Risk almış 10 kişilik bir takıma karşı hiçbir taktiksel değişikliğe gidemedi. Sağ eli sağ yanağında sıkılmış bir ifadeyle öylece bekledi. Eskişehirspor kazanmak için oynadı o sadece seyretti.

Eskiden kadro iyi, futbolcular da kaliteli olunca teknik direktörlerin katkılarının yok denecek kadar az olduğunu düşünürdüm. Ama öyle değilmiş...

Geçen yıl harika maçlar çıkaran bir kadro, bu yıl nasıl da yerlerde sürünüyor hep birlikte izliyoruz... Peki ne değişti? Takımın başına Aragones geldi. Dün, o Aragones’i Volkan ve hakem kurtardı. Peki futbolcuların hiç mi suçu yok? Yok efendim yok...

Sevginin ve insani ilişkinin zayıf olduğu bir ortamda futbolcunun hiçbir günahı yok...

Anderson’dan mesajlar

ESKİŞEHİRSPORLU Anderson attığı golden sonra formasını kaldırdı ve formasının altındaki tişörtte kalemle yazılmış bir mesaj yer alıyordu.

Üstteki satırda ne yazdığını tam olarak göremedim ama Türkçe olmayan bir şey yazıyordu. Alttaki satırda ise görebildiğim kadarıyla "Allah Büyük" yazıyordu. Yazının tamamını göremediğim için ne tür bir mesaj vermek istediğini de anlayamadım.

Ama bildiğim kadarıyla FIFA ve UEFA’ya göre bu tür mesajlar içeren görüntü vermek ceza gerektiriyor. Dikkatimi çekti paylaşmak istedim...

MAÇIN 3 ADAMI

Volkan-Alex-Carlos

"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Spor Yazarları...
Sorun büyük

Can BARTU


FENERBAHÇE’de tablo hiç iç açıcı değil. 2-1 galip durumdasın. Eskişehirspor’un bir oyuncusu oyundan atılıyor.

Üstelik bu kaleci. Önemli silahlarından birini de çıkarıyor Rıza Çalımbay. Fenerbahçe, skor avantajını yakalamış ve rakibine karşı sayı olarak da üstün. Ama, ne oyuna hakim, ne de top kullanabiliyor. Hiçbir ağırlığı yok. Akıl alacak gibi değil.

Eskişehirspor’u tebrik etmek lazım. Galatasaray’dan sonra Fenerbahçe’den de puan aldılar. İki maçta 4 puanı ceplerine koydular. Fenerbahçe dün gece ne kadar pozisyon bulduysa, Eskişehirspor da o kadar pozisyon buldu.

Fenerbahçe’nin yediği ikinci bir gol var ki içler acısı. Bir değil, iki değil. Geçen sezon böyle bir golle Galatasaray’a şampiyonluğu verdiler. Kaleciysen ve kalenden çıkıyorsan, rakibi de kendi defansını da dağıtacaksın. Volkan ne yapıyor? Geç kalıyor ve adamın üzerine biniyor. Kalesinden çıkmasa, Edu o topu kornere atacak. Daha önce çık. Oyunu takip etse, pozisyonu hissetse çok rahat tehlikeyi önleyecek. Edu’yu da düşür, rakibi de düşür ama o topa yumruğunu vur. Böyle olsa o top armut gibi kale içine düşmez. Profesyonel bir takım böyle bir gol yer mi? Böyle bir kalecin varsa, yersin tabii ki.

Bu nasıl futbol mantığı

Güiza’nın 3 net pozisyonu var. Golleri atamadı. Adamın yanında şanssızlık da var. Birini atsa, skor daha değişik olacak. Semih, orta sahada. Onun orada ne işi var? Semih, orta sahayı derleyip, toparlayacak oyuncu mu? Semih, gol vuruşlarında etkili olan bir oyuncu. Bu nasıl bir futbol anlayışıdır? Uğur Boral, sol taraftan bir tane top getiremiyor. Sağ kanata da bir şey yok. Biraz çabuk ve süratli bir adam karşılarında olunca Lugano ve Edu ikilisi hemen sallanıyor. Dün aynen böyle oldu.

Alex elinden geleni yaptı. Gol attı, penaltı yaptırdı, kaleciyi attırdı, penaltıyı attı. Daha ne yapsın.

10 kişi kalmış bir takıma karşı top kullanamıyorsan, ne yapacağını bilmiyorsan, sen iyi bir takım değilsin demek ki. Fenerbahçe bu işi beceremiyorsa, Semih’ten orta sahada medet umuyorsa, bu Fenerbahçe takımının çok büyük sorunları var demektir. Rakip 10 kişi ama, Fenerbahçe de sahada 5 kişi görünüyor. Bir tarafta 10 kişi canını, dişine takıyor. Diğer tarafta o, 5 kişi de normal oynuyor zaten. Diğer 6’sı ise sahada hiç yok.

F.Bahçe ne futbol oynuyor, ne de mücadele ediyor. Olacak iş değil. Yazık.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.