FERİDE HANIM
1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır.
BEYİT
Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana
Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana
GAZEL
Ãşık isen salika âyine-i didare bak
Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak
Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül
..... den dembedem keşf olunan esrare bak
Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ
Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak
Na'rei sırrı ....dan haberdar olmağa
Ãşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak
Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat
Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak
(.... okunamayan sözcükler)
GAZEL
Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati
Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı
Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi
Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti
Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola
Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati
Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab
Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti
Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni
Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti
Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması
Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati
Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde
Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati
(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)
Osmanlı'da Kadın Şairler...
Osmanlı'da Kadın Şairler...
Osmanlı'da Kadın Åairler...
FITHAT HANIM (Trabzonlu)
1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.
MUHAMMES
Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına
Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına
Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına
Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına
Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına
Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal
Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal
Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal
Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal
Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına
Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına
Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına
Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına
Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına
Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına
Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile
Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile
Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile
Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile
Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına
Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate
Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate
Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete
Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate
Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına
Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden
Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden
Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden
Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden
Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına
Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur
Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur
Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur
Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur
Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına
Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni
Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kineni
Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni
Sine sin yandı sine görmeyelden sineni
Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına
GAZEL
Sernığun etdi felek asâyışım peymanesin
Çünki dilşad eylemez neşveyle ben mestanesin
Azmi suyi meykede elvermedi çekdim ayağ
Başına çalsun heman ol bivefa demhanesin
Ayşü nüşu suhbeti değmez anın hiç bir pula
Neylerim zilli serab asâ şu mihman hanesin
Cura nuşi bade'i eltafı olmakdır muhal
Bendegân terk etmesün mı meclisi şahanesin
Vadü alâmu gamda kaldım ey sakil dehr
Mahrem etdi yâr zira meclise bigânesin
Şema'i suzane hacet kalmadı çünki yeter
Ateşi cevrinde yakdı âkibet pervanesin
Pertevi camı cemim dâra ile fahr eylesün
Badezin yad etmesün Fitnat gibi divanesin
1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.
MUHAMMES
Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına
Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına
Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına
Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına
Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına
Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal
Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal
Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal
Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal
Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına
Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına
Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına
Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına
Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına
Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına
Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile
Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile
Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile
Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile
Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına
Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate
Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate
Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete
Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate
Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına
Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden
Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden
Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden
Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden
Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına
Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur
Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur
Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur
Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur
Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına
Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni
Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kineni
Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni
Sine sin yandı sine görmeyelden sineni
Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına
GAZEL
Sernığun etdi felek asâyışım peymanesin
Çünki dilşad eylemez neşveyle ben mestanesin
Azmi suyi meykede elvermedi çekdim ayağ
Başına çalsun heman ol bivefa demhanesin
Ayşü nüşu suhbeti değmez anın hiç bir pula
Neylerim zilli serab asâ şu mihman hanesin
Cura nuşi bade'i eltafı olmakdır muhal
Bendegân terk etmesün mı meclisi şahanesin
Vadü alâmu gamda kaldım ey sakil dehr
Mahrem etdi yâr zira meclise bigânesin
Şema'i suzane hacet kalmadı çünki yeter
Ateşi cevrinde yakdı âkibet pervanesin
Pertevi camı cemim dâra ile fahr eylesün
Badezin yad etmesün Fitnat gibi divanesin
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Osmanlı'da Kadın Åairler...
HABİBE HANIM
1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Hersekli Ali Paşa'nın kızı. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir.
GAZEL
Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın
Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin
Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı
Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın
O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun
Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın
Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir
Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın
Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir
Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın
1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Hersekli Ali Paşa'nın kızı. Genç bir kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet" olduğu söylenir.
GAZEL
Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın
Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin
Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı
Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın
O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun
Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın
Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir
Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın
Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir
Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Osmanlı'da Kadın Åairler...
LEYLÃ HANIM (Saz)
1845'te İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Medeni Aziz Efendi'den klasik Türk müziği dersleri aldı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı.
ESERLERİ:
Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)
GAZEL
Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka
Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka
Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın
Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka
Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat
Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka
Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde
Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka
Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim
Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka
Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses
Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka
Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz
Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka
1845'te İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınır. Medeni Aziz Efendi'den klasik Türk müziği dersleri aldı. İki yüze yakın beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı. Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya çevrilerek basıldı.
ESERLERİ:
Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)
GAZEL
Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka
Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka
Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın
Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka
Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat
Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka
Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde
Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka
Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim
Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka
Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses
Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka
Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz
Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Osmanlı'da Kadın Åairler...
NİGÃR HANIM
1856'da İstanbul'da doğdu. Macar Osman Paşa'nın kızı. Kadıköy Fransız Mektebi'ndeki öğreniminden sonra özel hocalardan edebiyat, Arapça, Farsça ve musiki dersleri aldı. Çok iyi piyano çaldığı ve sekiz lisanda konuştuğu biliniyor. Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem etkisinde şiir ve düzyazılar yazdı, çeviriler yaptı. Şiirlerinin bir bölümü "Uryan Kalp" takma adıyla Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu şiirler, umutsuzluk, acı ve keder dolu oluşlarıyla dikkat çeker. Yaşadığı dönemde ilk örnekleri verilen Milli Edebiyat akımına katılmadı. Hece ölçüsüne ve dilde sadeleşmeye karşı çıkan görüşleriyle çağdaşı gelişmelerin uzağında kaldı. Batılı Türk edebiyatının bir kadın kaleminden çıkan ilk şiir kitabı "Efsus"u yazdı. "Elem teraneleri" diye adlandırdığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdi, erkek yazarlar üzerinde de önemli etki yaptı. Tanzimat ve Servet-i Fünun arasında bir "ara nesil" şairi sayılır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde kadın-erkek, Batılı-Doğulu konukları ağırlayan bir entelektüeldi. Döneminde kadının sosyal hayattaki yerinin değişmesi gerektiği görüşüne öncülük etti. Giyim-kuşamı, konuşması, davranışlarıyla kendini topluma kabul ettirdi. Hanımlara Mahsus Gazete'nin başyazarı. 2. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Parlak yaşantısı, ilerleyen yıllarda derin bir yalnızlığa dönüşünce umutsuzluğu ve kederi arttı. Hayatını, elemlerini, ümitlerini anlattığı günlükleri yayınlanmadan yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. 1918'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Yazıldığı dönemde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da var.
ESERLERİ:
ŞİİR:
Efsus 1 (1886)
Efsus 2 (1890)
Nirân (1896)
Aks-i Sada (1900)
Safahat-ı Kalb (1901)
Elhan-ı Vatan (1916, bir bölümü düz yazı)
OYUN:
Tesir-i Aşk (ölümünden sonra, 1978)
ANI:
Hayatımın Hikayesi (1959)
BİR DAHA SÖYLE
Yegane sevdiğin âlemde ben miyim simdi?
Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın?
Bütün o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin
O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi
Benim mi şahsıma mahsur? Bir daha söyle.
O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gâmın
Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle.
Tahassüsatını, efkarını bütün söyle.
Getir şu kalbime dök varsa sevdiğim, elemin
Eden nedir seni rencud Bir daha söyle.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Osmanlı'da Kadın Åairler...
MAKBULE LEMAN
1865'te İstanbul'da dünyaya geldi. 1898'de yaşamını yitirdi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı.
ANNE
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak
Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar.
Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl
Simasında alacakaranlık endişesi...
Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl;
Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...
Sinesi sımsıcak, çehresi de imâlıdır
Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.
Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı
Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı
Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...
Amansız hislerin öldüren pençelerinde
Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur
El açar Yaratan'a balalarını diler...
Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur
Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin..
O, yeryüzünde en ululardan uludur
Sinesi meleklerin sinesi kadar engin..
Zambaklar gibi sihirli çehrende
Varlığımı kucaklayan bir ışık;
Duydum o duyulmazları sinende
Sen bir rüyâsın benim için artık...
Nûru öteden pırıl pırıl siman
Ukbâ derinlikleriyle büyülü...
Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...
Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sineler
Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın..
Duâyla gerilmiş bütün gönüller
Berzah yamaçlarında bestekârın.
KADINLIK
Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet
Kadınlardan gelir efkra vüs’at;
Nezaketler içinde bir metnet
Nümayandır kadınlarda hakikat.
İki hemşiredir “iffet” ile “zen”
Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk
Cihanda hep bu ehss-ı ltife
Emanettir bu mahlk-ı zayıfa.
Ederse ilm ile eş’ara rağbet
Kadınlarca olur bir başka znet
Diryetten alır nr-ı melhat
Yürür bir intizm üzre maşet
Verir hüsn-i idre hüsne kıymet
Biçilmiş camedir nisvna tahsil
Fakat yazmak gerek ahlka dir
Kalem tutmaklığa kim olsa kdir.
Ne rütbe farzedersek biz revadır
Ki en lzım olan bizde haydır
Buna bürhn ise yüzde riddır
Tesettürle selamet revişandır.
Meleklerden uçan nur-ı likdır
Bize yüz aklığından bir nişandır
O yaşmaklar ki veche nü şandır.
1865'te İstanbul'da dünyaya geldi. 1898'de yaşamını yitirdi. Yenileşme döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez bastırıldı.
ANNE
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak
Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar.
Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl
Simasında alacakaranlık endişesi...
Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl;
Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...
Sinesi sımsıcak, çehresi de imâlıdır
Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.
Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı
Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı
Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...
Amansız hislerin öldüren pençelerinde
Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur
El açar Yaratan'a balalarını diler...
Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur
Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin..
O, yeryüzünde en ululardan uludur
Sinesi meleklerin sinesi kadar engin..
Zambaklar gibi sihirli çehrende
Varlığımı kucaklayan bir ışık;
Duydum o duyulmazları sinende
Sen bir rüyâsın benim için artık...
Nûru öteden pırıl pırıl siman
Ukbâ derinlikleriyle büyülü...
Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...
Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sineler
Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın..
Duâyla gerilmiş bütün gönüller
Berzah yamaçlarında bestekârın.
KADINLIK
Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet
Kadınlardan gelir efkra vüs’at;
Nezaketler içinde bir metnet
Nümayandır kadınlarda hakikat.
İki hemşiredir “iffet” ile “zen”
Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk
Cihanda hep bu ehss-ı ltife
Emanettir bu mahlk-ı zayıfa.
Ederse ilm ile eş’ara rağbet
Kadınlarca olur bir başka znet
Diryetten alır nr-ı melhat
Yürür bir intizm üzre maşet
Verir hüsn-i idre hüsne kıymet
Biçilmiş camedir nisvna tahsil
Fakat yazmak gerek ahlka dir
Kalem tutmaklığa kim olsa kdir.
Ne rütbe farzedersek biz revadır
Ki en lzım olan bizde haydır
Buna bürhn ise yüzde riddır
Tesettürle selamet revişandır.
Meleklerden uçan nur-ı likdır
Bize yüz aklığından bir nişandır
O yaşmaklar ki veche nü şandır.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Son Düzenleme: 25/04/2009, 23:13, Düzenleyen: AYFER.
Osmanlı'da Kadın Åairler...
Ayfer emeklerine sağlık divan edebiyatı olduğu için biraz zor anlaşılıyor.Ama en azından adları türkçe.
Cihana gelmişim Mustafa diye
Atatürk büyüktür sıfat kim ile
Allahın yolunda dervişler ile
Mürşüt kapısıdır Zöhre Ana size
PİR ZÖHRE ANA
Atatürk büyüktür sıfat kim ile
Allahın yolunda dervişler ile
Mürşüt kapısıdır Zöhre Ana size
PİR ZÖHRE ANA
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi