You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Posting Freak
Isparta
KAYA MEZARLARI:


[Resim: Hoyran_Kaya_Mezar__011.jpg]

Aşağıtırtar Köyü’nün, Eğirdir Gölü’nün Hoyran Gölü olarak adlandırılan üst bölümünde, gölün doğu kısmında kalan arazisinde, Kırk İnler-Dutlubük Mevkii’nde, cephesi göle bakan üçgen alınlıklı kaya mezarları bulunmaktadır. Cephe mimarisi bakımından, üçgen alınlığı bulan Friglerden etkilenmiş bir görünüm arz eden bu kaya mezarları, Frig ardından süren bir geleneğin kanıtı olarak görülebilirler. Uzunca bir süre, Hıristiyanlık devrine kadar tekrar tekrar kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Bunlardan en önemlisi ve en büyüğünde Kare şeklindeki mezar kapısının sağ yanında bulunan yazıtlı olanıdır. Yazıt Dört satır halindedir. Kapının üst kısmında kare şeklinde bir açıklık bulunmaktadır. İçerisi çobanlar tarafından in olarak kullanıldığı için oldukça harap durumdadır. Kapının tam karşısında yarım kubbe şeklinde yapılmış apsis bulunmaktadır. Apsis fresklerle süslüymüş, ancak bugün harap durumdadır. Hz. İsa ve melekler görülebilmekte bunların etrafında renkler seçilebilmektedir. Tavan üçgen tonoz şeklindedir. Bölgede girişleri mağara görünümünde olan üç kaya mezarı daha bulunmaktadır. Bunlarında içleri mezar odası olarak düzenlenmiş fakat çok harap olmuştur.

[Resim: k5_1_asagitirtar_limneia_kaya_mezari.jpg]


[Resim: k23_yalvac_kumdanli_kayamezarlari.jpg]

Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Pisidia Antiocheia

Antiokheia, Isparta iline bağlı Yalvaç İlçesinin yaklaşık 1 km kuzeyinde Sultan Dağları’nın güney yamacı boyunca uzanan Anthios Vadisinde kurulmuş bir Pisidia kentidir. Kent Smyrna’da (İzmir) rahiplik yapan F. V. Arundell tarafından 1833 yılında ilk kez keşfedilmiştir. Daha sonra birçok gezgin ve arkeolog tarafından araştırılmıştır. 1880 ve 1920 yılları arasında Antiokheia’yı sık sık ziyaret eden W. M. Ramsay, 1920 yılında izin alarak Robinson ile birlikte kentte kazı yapmıştır. Ekip Roma kolonisinin büyük bir kısmını ortaya çıkarmıştır. Kent yakınındaki Karakuyu Tepesinde bulunan Men Kutsal Alanında bulunan yazıtlar üzerinde de çalışılmıştır. Antiokheia Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir. Şehrin kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Şehir Seleukos I (MÖ 312-280) veya oğlu Antiokhos I (MÖ 280-261) tarafından kurulmuştur. Apameia Barışı sırasında (MÖ 190-188) kent Magnesia ad Meandr’dan (Ortaklar) getirilen kolonistler tarafından kolonize edilmiş ve kente Romalılar tarafından bağımsızlık verilmiştir. Kent bu durumunu MÖ 39 yılında Amyntas yönetimine girinceye kadar korumuştur. MÖ 39 yılından Galat Kralı Amyntas’ın öldürüldüğü MÖ 25 tarihine kadar kralın egemenliği altında kalan kent daha sonra Galatia Eyaleti içine alınmıştır. Kent MÖ 25 yılında İmparator Augustus zamanında Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisine dönüştürülmüş ve bu statüsünü yaklaşık ikiyüz yıl korumuştur. İus İtalicum (Serbest Şehir) bahşedilen kent Roma’da olduğu gibi 7 küçük tepe üzerine oturan “vici” lere bölünmüştür. Koloninin resmi dili Latince olup, halk Grekçe konuşmaktaydı. Latince’nin MS 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını İmparator ve Legatları için olan yazıtlar kanıtlamaktadır. I. A. Richmond ve R.G. Callingwood’un tahminlerine göre, kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B. Levick ise, üçbinin üzerinde veteran (asker) bulunduğunu ileri sürmektedir.

[Resim: k27_kroki.jpg]

[Resim: k27_3_antiocheiadan_yalvacin_bir_kisminin_gorunusu.jpg]

Kolonide yaşayan pek çok insan imparatorluk idaresinde görev almıştır. Antiokheia MS III. yüzyılın sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia Eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anlaşıldığına göre kent Bizans döneminde de önemine korumuştur.

Kentin bilinen en erken sikkeleri MÖ I. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Sikkeler üzerindeki tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde “Colonia” legadı yeralır. Kentin ekonomik durumu MS III. yüzyılda en üst düzeye çıkmıştır. MS 713 yılında Arap istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır.

Bugün kent üzerinde sütunlu cadde, Augustus Tapınağı, Tiberius Alanı, Propylon (Anıtsal Giriş) Roma Hamamı, Nimfeum (Çeşme), Bouleuterion (Toplantı Binası), Tiyatro kalıntıları mevcuttur.

Sütunlu Cadde
[Resim: k27_1_yalvac_psidia_antiocheia_sutunlu_cadde.jpg]

[Resim: k27_2.jpg]

Anthios Vadisi’ne hakim bir tepe üzerine kurulan kent yaklaşık 3 km uzunluğunda oval bir surla çevrilidir. Hellenistik devirde inşa edilen ilk surlar Roma ve Bizans döneminde genişletilmiştir. Sur içinde kalan 47 hektarlık alan düz değildir. Kent arazinin dalgalı durumundan yararlanılarak ızgara planlı olarak inşa edilmiştir. Güneyden kuzeye ve doğudan batıya uzanan ana caddeler şehir planının özünü oluşturmuş ve diğer planlama bu caddelere göre yapılmıştır.

Giriş Kapıları: Kente giriş üç kısımdan yapılmaktadır. Güneyde ve kuzeybatı köşede tek geçitli iki kapı vardır. Üçüncü kapı şehrin en görkemli kapısı olup şehrin batısında yeralmaktadır. Üç tonozlu olan kapı üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standart taşıyan iki part kabartması ayaklar üzerinde girland taşıyan nikeler (Zafer Tanrıçası) bezeme olarak kullanılmıştır. Kent dışına bakan kısımda bronzdan kabartma harflerle “Gaius Julius Asper Con 212” yazıtı yeralır. Yazıtın üstü zırh ve çeşitli silah kabartmaları ile bunun üzeri bitkisel bezemelerle süslenmiştir. Anıtsal kapı MS 212 yılında yapılmıştır. Üç kapı da yıkılmış ve temel seviyesindedir.

batı kapısı parçaları
[Resim: k22_1_bati_kapisi_geniustan_detay.jpg]

batı kapısı parçaları
[Resim: k22_2_bati_kapisi_parcalari.jpg]


Augustus Tapınağı:
Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içinde İmparator Augustus’un ölümünden sonra onun adına izafeten yapılmıştır. Tapınak, temeli doğal kayanın kesilmesiyle oluşturulmuş bir podium üzerine oturmaktadır. Podiumun içi kayanın oyulmasıyla mahzene dönüştürülmüştür. Yapı yanlarda ikişer, önde 4 sütun olmak üzere 8 sütunludur. Ön cepheye 12 basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Korint düzenindeki tapınağın cella (kutsal oda) kısmı üstte bitkisel motifli frizle çevrilmiş durumdadır. Arşitrav üzerinde girlandlar (çelenk) arasında bukranion (öküz başı) kabartmalı bir friz yeralır. Alınlıkta epifani bir pencere bulunmaktadır. Tepe akroterinde Nike, yanlarda akanthus yaprakları işlenmiştir. Tapınağın arkasındaki kayada, oyularak meydana getirilmiş alt katta dor, üst katta ion düzeninde sütunlarla taşınan iki katlı galeri vardır.

Augustus Tapınağı
[Resim: k22_yalvac_augustus_tapinagi_9.jpg]

Tapınağın önünde 63 x 85 m boyutlarında kuzey ve güneyinde sütunlu galerilerin olduğu Augustus Alanı bulunmaktadır. Tapınağın yapım faaliyeti Tiberius (MS 14-37) döneminden Cladius (MS 41-54) dönemine kadar sürmüştür. Tapınak ve sütunlu galeriler yıkılmış ve temel seviyesindedir.

Propylon (Anıtsal Giriş):
Augustus Alanı ve Tiberius Alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılan propylon İmparator Augustus onuruna dikilen ve onun deniz ile karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.

Anıtsal giriş kapısına Tiberius alanından 12 basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Geçit tonozlarının ortada olanı geniş olup, dört adet ayak ve korinth başlıklı dört sütun üzerinde durmaktadır. Ortadaki kemerin üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış, biri giyimli diğeri çıplak iki Pisidialı esir ve önlerinde meşale ve çelenk yanlardaki kemerlerin üzerinde ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yeralmaktadır. Arşitrav kısmında bronzdan kabartma harflerle Imp Caes Avgvsto Pontıfex Max Trıbunıca Potestate XII Con yazıtının bulunduğu anlaşılmıştır.

Kemerlerin üzerinde devam eden frizde tritonlar savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları yapılmıştır. En üstte Poseidon (Deniz Tanrısı) ve Demeter’in (Bereket Tanrıçası) tasvirleri de yeralmaktaydı. Bu heykeller Yalvaç Müzesinde teşhir edilmektedir.

İmparator Augustus’un ölümünden önce yazdığı “Res geastae Divi Augusti” nin (Augustus’un vasiyeti) Latince kopyası da bu yapıda yeralmaktaydı. Kazılar sırasında bir çok kitabe parçası da ele geçmiştir. Anıtsal giriş MS I. yüzyıl ortalarına tarihlenir. Yapının üst yapısı bugün tamamen yıkılmış ve temel seviyesindedir.

Tiberius Alanı:
Sütunlu caddenin doğu bitiminde yer alan Tiberius Alanı’nı doğuda Propylonun Anıtsal Merdivenleri, kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevrelemekteydi. Yaklaşık kare plana sahip alanın iki yanındaki sütunlu galerilerin içinde geç devirde dükkanlar yapılmıştır. Tiberius Alanı MS I. yüzyıl ortalarında inşa edilmiştir.

Tiyatro:
Kent merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro şehre hakim bir noktadadır. Tiyatro caveasının (oturma kısmı) kuzey bölümü tepenin yamacına güneydeki kısımları tonoz kemerler üzerine oturtulmuştur. Tiyatro Roma döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır. Kentin doğu batı yönündeki ana caddesi güney cavea altında bulunan tonozlu bir tünelle tiyatronun altından geçmiştir. Bu tünelin uzunluğu 56, genişliği 8 metredir. Yaklaşık 5.000 kişiyi alabilecek kapasitede olan tiyatronun sahne kısmı tamamıyla tahrip olmuştur. Mevcut kalıntıları MS IV. yüzyıl başlarına ait olmalıdır.

tiyatro
[Resim: k60_yalvac_pisidia_antiocheia_2.jpg]


Roma Hamamı ve Palaestra:
Kentin kuzey-batı köşesinde yeralmaktadır. Yapı Palaestra (oyun alanı) ve kapalı hamam binasından oluşur. Palaestra kısmı üç yanı sütunlu galerilerle çevrili bir orta avludan oluşmaktadır. Üst yapıdan fazla bir kalıntı yoktur.

hamam
[Resim: k22_3_hamam_.jpg]


hamam
[Resim: 727-Roma_Hamam__Yalva_.jpg]

Hamam kısmı Frigidarium (soğukluk kısmı), Tepidarium (ılık kısım), Caldarium (sıcak kısım) ve Apodyterium (soyunma yerleri)’dan oluşmaktadır. Doğu batı yönündeki yapı 69 x 54 m ölçülerindedir. Binanın çatısı tonozla örtülüdür. Yapı MS I. yüzyıl sonu II. yüzyıl başında inşa edilmiş olmalıdır. Yapının büyük bir kısmı ayaktadır.

Stadium:
Sultan Dağlarının eteklerinde akropolün batısında yeralmaktadır. Yapı 190 x 30 m ölçülerinde, “at nalı” şeklinde plana sahiptir. Hellenistik dönemde inşa edilen yapı MS II. yüzyılda onarım geçirmiştir. Antik çağda çeşitli atletizm, güreş ve boks gibi bedensel hareketler ile MS III-IV. yüzyılda gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da bu yapılarda düzenlenmiştir. Yapıda günümüze kadar bir kazı yapılmamıştır.

Nymphaeum:
Anıtsal çeşme kuzey-güney caddesinin kuzey ucunda yer almaktadır. Yapı önde çeşmelerin bulunduğu sütun mimarisi ile süslü kısım ve arkasında suların toplandığı depo kısmından oluşur. “U” planlı yapı 21 x 21 m ölçülerindedir. Depoda toplanan su pişmiş toprak, taş ve kurşundan yapılmış borularla kente dağıtılmıştır. Muhtemelen MS I. yüzyıl sonlarında yapılan çeşme binası bugün temel seviyesindedir.

Su Kemerleri:
Kent mimarisinin en önemli yapılarından birisi su kemerleridir. Roma döneminde gelişen şehrin artan su ihtiyacını karşılamak için “su çıktı” kaynağından kente uzanan yaklaşık 10 km uzunluğunda su kemeri inşa edilmiştir. Ayakta duran kısmın uzunluğu yaklaşık 250 m olup, 5-7 m yüksekliktedir. Suyun aktığı Canalis’in yapısı bilinmemektedir. Su kemerleri MS I. yüzyılın sonunda inşa edilmiş olmalıdır.

su kemerleri
[Resim: k58_sukemerleri.jpg]

su kemerleri
[Resim: 763-Yalva__Su_Kemerleri.jpg]


[Resim: k24_yalvac_stpaul_kilisesi.jpg]


[Resim: k24_2.jpg]

[Resim: k24_3.jpg]


Men Tapınağı:
Antiokheia, Men Kültünün en önemli merkezlerinden biridir. Men Kutsal Alanı, Antiokheia’nın kuruluşundan önce kentin yaklaşık 5 km güneydoğusunda Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur. Ay Tanrısı Men MÖ 3000 yılından beri ibadet edilen eski bir Anadolu Tanrısı’dır.

Men Tapınağı
[Resim: f24_1_men_tapinagi.jpg]


Antik Kentten Görünümler

[Resim: Antiokheia_010.jpg]


[Resim: Antiokheia_012.jpg]


[Resim: Antiokheia_013.jpg]


[Resim: Antiokheia_014.jpg]


[Resim: Antiokheia_016.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Şark-i Karaağaç


Anabura:
Şarkikaraağaç İlçesi Salur Köyünün güneyinde, Belceğiz Köyünün batısında yeralan antik kentin adı Strabonda geçer. MÖ I. yüzyılın ilk çeyreği içinde Strabon’un Geographika isimli eserinde kent halkından Anabouralılar diye bahsedilir. Oysa Naturalis Historia (Doğa Tarihi) isimli yapıtını MS 75 yılları civarında yazan Plinius aynı yöreyi anlatırken sadece Neapolis (Şarkikaraağaç) kentinden söz eder. Buradan da anlaşılıyor ki, MS I. yüzyılda yeni kurulan Neapolis bölgedeki Anabura’nın adının sönükleşmesine, önemsiz bir kent durumuna düşmesine sebep olmuştur. Kent Roma İmparatorluk döneminde bölgede kurulan tetrapolisin bir üyesidir. J. R. Sterrett, Beyşehir Gölü’nün kuzeybatısında Enevre denilen yerde ortaya çıkan yazıtlarda “Anabura” ismini bularak kentin yerini kesinleştirmiştir. Şehir kuzeye alçalan bir yamaç üzerinde kurulmuştur. Kent üzerinde pek fazla kalıntı yoktur. Tiyatro ve tapınak kalıntısı ile konut temellerinin izleri görülür.

[Resim: skaraagaclahitezarparcasi.jpg]


Neapolis:
Şarkikaraağaç ilçe merkezi civarında olduğu bilinen antik kentten ilk olarak Plinius, “Naturalis Historia” adlı yapıtında bahseder. Plinius, antik kentin Galatia’da olduğundan söz eder. Ptolomaios ise, kenti Pisidia’nın Galatia’ya yakın kısmında olarak gösterir. Neapolis Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde Antiokheia’dan (Yalvaç) Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerindedir. Neapolis’in Apollonia (Uluborlu) ile aynı tarihlerde Trakyalı kolonistler tarafından kolonize edildiği anlaşılmaktadır. MS III. yüzyıla ait bir yazıttan bölgede bir tetrapolisin olduğu bilinmektedir. Tetrapolisin üyelerinden Altada (yeri bilinmiyor), Anabura (Enevre) ve Neapolis (Şarkikaraağaç) bilinmekte; fakat, dördüncü kentin ismi bilinmemektedir. A. H. M. Jones, bu dörtlünün “Cillanian Ovası” tetrapolisi olabileceğine işaret etmektedir. Sözkonusu kentten yakın çevrede bir kalıntı gözükmemekle birlikte İlçe Halk Kütüphanesi’nin bahçesinden arsitrav blokları, sütunlar ve mezar stelleri Isparta Müzesi’ne nakledilmiştir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Eğirdir


Malos:
Antik kent, Eğirdir İlçesi, Sarıidris Kasabası, Göynücek Gediği mevkiinde bir tepe üzerinde yer alır. Kent akropolü Hellenistik ve Roma dönemi surlarla çevrilidir. Tepenin doğu yamacında kayaya oyulmuş basamaklı bir toplantı alanı mevcuttur. Küçük bir dağ kenti olan yerde şehrin resmi yapıları tespit edilememiştir. Sur kulelerinden bir tanesi hâlâ sağlam ve ayaktadır. Şehirdeki tapınaklardan birisi kentin 1 km kuzeybatısında Kaşerenler Tepesi yakınındadır. Tapınağın doğu duvarı ve kapısı halen ayaktadır. Tapınağın arkasında bir mağara vardır. Kareye yakın planlı tapınağın yan duvarlarının bir kısmı ayaktadır. Bu tapınak da aynı bölgede Aksu Zindan Mağarası önündeki Eurymedon Kutsal Alanı gibi bir mağara önüne yapılmıştır.

[Resim: k17_sariidris_malos_mezar_steli.jpg]


Parlais:
Eğirdir İlçesi Barla Kasabasında bulunan antik kentte MÖ I. yüzyıldan itibaren para basılmıştır. Şehrin kesin yeri konusunda uzun süre görüş birliğine varılamamıştır. L. Robert’in Bedire Köyü yakınında bulduğu sınır yazıtıyla Prostanna (Eğirdir) ve Parlais’in (Barla) yeri net olarak tespit edilmiştir. MÖ I. yüzyıldan beri sikke basılan kentin ne zaman şehir hüviyetine kavuştuğu bilinmemektedir. MÖ 25 yılında İmparator Augustus tarafından Galatia Eyaletine dahil edilen şehrin ismi “Colonia Julia Augusta Parlais” olarak değiştirilmiş ve kent bir Roma kolonisine dönüştürülmüştür. Ordu üssü olarak kullanılan kent Pisidia ve komşu İsauria (Konya-Bozkır) halklarını denetim altına almıştır. Şehirde Roma İmparatorluk çağında İmparator Marcus Aurelius’dan (MS 161-180) İmparator Caracalla (MS 198-217) dönemine kadar sikke basılmıştır. Yüzeyde fazla bir kalıntı yoktur.

Prostanna:
Eğirdir İlçesi içinde, Eğirdir Sivrisinin eteğinde kurulan antik kentin yeri L. Robert’in Bedre Köyü yakınında bulduğu sınır yazıtıyla kesinleşmiştir. Şehrin tarihi hakkında fazla bir bilgi yoktur. 1957 yılında buradaki kalıntıları inceleyen M.H. Ballance’a göre, Prostanna Hellenistik devirden önce kurulmuş ve bir şehirden çok karakoldur. Kent Roma döneminden sonra terkedilmiştir. Şehirle ilgili en eski belge, Asia Eyaletinden bir görevli şerefine dikilen MÖ 113 yılına tarihlenen bir yazıttır. Bu yazıtta “ Pisidia’daki Prostanna halkı” yazmaktadır.

Kent sikkeleri MÖ I. yüzyıldan itibaren görülmektedir. İmparatorluk döneminde de İmparator Antoninus Pius’dan (MS 138-161) Claudius II’ye kadar sikke basılmıştır. Şehrin akropolisi Eğirdir Sivrisinin güneyindeki alçak bir tepe üzerindedir. Hem bu tepe hem de Sivri üzerinde sur vardır. Her iki tepenin arasındaki boyunda podiumlu tapınak kalıntısı olabilecek yapı temelleri yeralır. Bu kısım surla kaplı değildir. Küçük tepedeki sur içinde kare biçimli yapı temelleri mevcuttur. Kent üzerinden toplanan sunak, mimari parça ve kitabeler Isparta Müzesine getirilmiştir.


Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Aksu


Timbriada ve Eurymedon Kutsal Alanı:
Aksu İlçesi Mirahor Mahallesinin kuzeyindeki Asar Tepenin güney eteklerinde bulunan kentten ilk kez Strabon bahsetmiştir. W. M. Ramsey, gördüğü bir yazıtta şehrin adını okumuş ve Timbriada'nın yerini kesinleştirmiştir. Ayrıca Apollonia (Uluborlu) ile Timbriada arasındaki sınır çatışmasını anlatan ikinci bir yazıt da bulunmuştur.

Küçük bir kent olan Timbriada, Eurymedon (Köprüçay) kaynakları yakınındadır. Kentin Zindan Mağarası önünde Eurymedon Tanrısına adanmış bir açıkhava tapınağı bulunmaktadır. Açıkhava tapınağı mağaranın önünden alt kısımdaki dere yatağına kadar basamaklı inşa edilmiştir. Kutsal alanın önüne Roma dönemi tonozlu bir köprü yapılarak kutsal alan ile güneyindeki mezarlık birbirine bağlanmıştır. Köprünün kilit taşı üzerinde Eurymedon'un kabartması yeralır. Antik çağda mağara ağzının sağında ana kayaya oyulmuş niş içinde duran Eurymedon Tanrısının insan ölçülerindeki heykeli Isparta Müzesinde sergilenmektedir. Antik kentte Roma İmparatoru Hadrianus’dan (MS 117-138) İmparator Severus Alexander'e (MS 222-235) kadar para basılmıştır.

Tynada:
Aksu İlçesi, Terziler Köyü yakınında Asar Tepe mevkiindedir. Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte Hellenistik dönem tapınak ve işlevi belirsiz bina kalıntıları mevcuttur.

[Resim: k2aksutynada.jpg]

Senitli Yaylası:
Aksu İlçesinin 15 km kuzeybatısında yeralan kalıntıların adı ve kuruluş tarihi bilinmemektedir. Birbirine yakın büyük ve küçük 2 tepe üzerinde yeralan kalıntılar geniş yer kaplamaz. Tepelerin güneybatısında geniş bir nekrapol (mezarlık) alanı bulunmaktadır. Tepe üzerindeki yapılar fazlaca tahrip olmuştur. Tepe çevresinde dağınık halde mimari bloklar, heykel kaideleri, mezar stelleri bulunmaktadır. Sözkonusu saha Pisidia mezar taşlarının Timbriada ve Sofulardan sonra çıktığı en önemli yerdir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Isparta Merkez


Baris-Fari:

Baris’in Isparta Merkez İlçe sınırları içerisinde bulunduğu; fakat, bugüne kadar bilimsel arkeolojik araştırmalar yapılamadığı için herhangi bir kalıntı bulunamamıştır. Cestrus (Aksu) ırmağını besleyen kaynakların yakınında olduğu bilinen Baris antik kentinin bugünkü Isparta adının da kaynağı olduğu düşünülmektedir. Isparta adının geldiği köken için düşünülen diğer bir görüşte ise, Polybios’da (V.72) bir metinde geçen Saporda adı üzerinde durulmaktadır. XIV. yüzyıl Arap kaynaklarında ilin bugün bulunduğu yöre Saparta olarak anılmakta ve Isparta adınında Saborta isminin değişmiş hali olduğu düşünülmektedir. 1948 yılında L. Robert, bu antik kentin Keçiborlu-Kılıç Kasabası yakınında Fari'de olduğunu göstermiştir. Hellenistik çağdan itibaren sikke basan kent, Roma dönemi sonuna kadar para basmaya devam etmiştir.

[Resim: k12_keciborlu_lahit_mezar_parcasi.jpg]


Kapıkaya Harabesi:

Isparta ili merkez ilçeye bağlı, Güneyce ve Çukurca köyleri arasında Güneyce Köyüne 5 km uzaklıktadır. Kentin adı ve kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber kentin adı bilinen fakat tespit edilemeyen Sandallion, Minassos, Tityassos gibi kentlerden birisi olduğu düşünülmektedir. Şehir Hellenistik dönemde kurulmuştur. Eğimli arazide yeralan kentin güney tarafı surla çevrili, kuzey tarafında ise yüksek bir kayalık bulunmaktadır. Kente girişte iki yandaki kayalara Sagalassos'da olduğu gibi nişler oyularak ostotekler (külkabı) yapılmış, kentin doğu ve batı yamacında teraslar oluşturularak yapılar yerleştirilmiştir. Güneydeki geniş düzlükte 5 sıra oturma basamaklı at nalı biçimli toplantı alanı, doğusunda işlevi belli olmayan kentin en büyük binası bulunur. Tapınak olabilecek bir yapı ve haç planlı bir şapel yeralır. Kentte lahit mezar ve kapak üzerine mezar sahibinin işlendiği iki adet lahit kapağı ve heykeller yeralmaktadır. Heykeller Isparta Müzesine nakledilmiştir. Kentin güneybatısında antik basamaklarla ulaşılan doğal bir mağara bulunur. Mağara muhtemelen bir kutsal alan olduğu düşünülmektedir.

[Resim: k1kapikayaharabeleri.jpg]


İncirlikaya Oda Mezarları: Merkez İlçeye bağlı Gölbaşı Köyü yakınında bulunan kaya mezarları zemin kodunun altında kayaya oyulmuşlardır. Mezarlara giriş kısmı kapılıdır. Mezarların tavanları tonozlu ya da iki yana eğimlidir. Mezar içinde üzerine ölünün yatırılacağı klineler bulunmaktadır.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Eski Isparta Evleri

Isparta, Anadolu’nun Akdeniz Bölgesinde Göller Bölgesinin merkezi durumunda eski yerleşme yerlerindendir. Tarih boyunca Isparta, M.Ö. 40000-30 arasında Üst Paleolitik - Mezolitik - Neolitik - Kalkolitik - Tunç - Demir - Arkaik - Klasik - Hellenistik - Roma ile M.S. Bizans, Selçuklu, Hamitoğulları ve Osmanlı Dönemlerini yaşamıştır. Son dönem yapılarından günümüze pek azı gelebilmiştir.

Isparta tarihi incelendiğinde Selçukoğullarından olan Kınık boyunun Isparta’ya yerleştiği, bundan da Selçuk oğullarının bu bölgede yaşadığı görülmektedir. Ayrıca yirmi dört Oğuz boyundan on tanesinden fazlası Isparta ve çevresinde yaşamıştır. Bu duruma göre Isparta halkının %70’inin Oğuzlardan olduğu Isparta tarihi kitaplarında yazmaktadır. Fehmi Aksu’nun aktardığı bilgiye göre Isparta’nın asıl halkını Eti, Oğuz ve Selçuk Türkleri teşkil etmektedir. Böcüzade tarihinin verdiği bilgilere göre il içinde Kara Koyunlu, Sarı Keçili, Eski Yörük, Fettahlı, Gebiz ve Kara Tekeli, Ak Sığırlı,Tahtacı, Hamamlı, Saçı Karalı gibi aşiretlerinin de Isparta ve çevresinde yaşadığı yazılıdır. Bundan başka eski muhacirler, 1887 yılında (93 savaşından sonra) Kafkasya’dan gelen Çerkez muhacirleri, 1913’de Balkan Savaşından sonra Bulgaristan’dan 186 hane Türk Muhacirleri gelmiş, Lozan Anlaşması çerçevesinde Yunanistan’dan 217 hane göçmenden 27 hane Türk muhaciri Merkez ve Gönen ilçesi ve civarlara, 1920 ve 1921 yıllarında Romanya ve Bulgaristan’dan gelenler Uluborlu ve civarına, son göçmenler ise 1. Dünya savaşından sonra 1923’de Kesriye ve Girebine’den gelen Türk göçmenleri yerleşmiş ve Isparta’da hayat sürmüş, âdet ve geleneklerini de yaşantılarına aksettirmiştir. Bu göçmenler Emre Mahallesi başta olmak üzere Sülübey, Hızırbey, Turan Mahallelerine yerleşmişlerdir.

Günümüzde arkeolojik, tarihsel, kültürel ve mimari değerlerin hızla yok olması, geçmiş uygarlıklardan kalan mimari mirasın ve onların getirdiği tarihsel ve kültürel değerlerin korunmasını sağlamak gereklidir. Bu amaçla geçmişteki sosyal, ekonomik, kültürel, değerlerin günümüz sosyal ve ekonomik koşulları altında yok olmasına engel olmak, koruma imar planları hazırlanarak kentsel korumanın sağlanmasına çalışılmalıdır.

Isparta zengin tarihinin yanı sıra önemli tarihi eserlere, sivil mimarlık ürünlerine sahiptir. Bunların içinde geleneksel konutların ayrı bir yeri vardır. Sayıları giderek azalan Eski Isparta evleri hakkındaki bilgiler daha önce elde edilen bilgiler ve yeni yapılan incelemeler doğrultusunda ele alınmıştır.

Isparta ve civarında eskiden yaşayan halkın çiftçilik ve hayvancılık yanında kısmen halıcılıkla meşgul olmaları nedeniyle evler genellikle iki katlı olarak inşa edilmiştir. Bu evlerin zemin katları halı atölyesi, kiler, ahır ve samanlık olarak kullanılırken, birinci katları ise yaşanan yerler olarak düzenlenmiştir.

[Resim: ev_6.jpg]

Bu şekilde inşa edilen evlerin avluya bakan odalarının önünde büyükçe iki teras bulunur. Zemin kattaki terasa tarım aletleri konulurken, birinci kattaki terasta aile fertleri yazın günlük hayatlarını sürdürürler. İki katlı köy tipi evlerde evin arka cephesi devamlı kuzeye gelecek şekilde inşa edilmiştir. Arka ve yan cepheleri taş duvar olarak inşa edilen evlerin diğer kısımları ahşap bağdadi olarak inşa edilmiştir. Sıva malzemesi olarak en çok samanla kıtıklı sıva harcı haline getirilen çamur kullanılmıştır. Evlerin çatı örtüleri genelde kiremit ve damdır.

Pazarlamanın ve ticari aktivitenin sürekli il merkezinde olması, köylüyü satacağı ürünler ve çalışma imkanları yönünden il merkezine doğru itmiştir. Bu nedenle ilin Yayla, Gülcü ve Karaağaç mahalleleri civar köylerden gelenlerin akınına uğramıştır. Bu mahallelere gelen köylüler köydeki yaşantılarını devam ettirmek düşüncesiyle, ucuz ve basit köy evi karakterinde evler yapmışlardır. Bu sebeple bu mahallelerde yakın zamana kadar fazla gelişme olmamıştır.

[Resim: ev_7.jpg]

Isparta evlerinin ana yapı malzemesi taştır, bodrum ve zemin katların bütünü taştan inşa edilmiştir. Üst duvarlar kerpiç dolgu “hımış” (iskiyet) veya bağdadi olarak inşa edilmiştir. Evlerde kullanılan ahşap malzemesi, taşıyıcı sistemde, doğramada ve örtüde kullanılmıştır. Bu ana malzemelerden başka yardımcı malzeme olarak toprak ve alçı da kullanılmıştır.

Evler genellikle iki katlı olarak yapılmış olup az sayıda üç katlı evlere rastlamak da mümkündür.

[Resim: ev_8.jpg]

Sokağa bakan cephelerde oda ve sofalar cumba çıkma yapılmıştır. Evlerin genelde zemin katı taştan yapılmış, kışlık odalardan oluşur. Üst katlar ise odalar ve onların açıldığı sofalardan meydana gelir. Odalar özenle işlenmiş, tavanları genelde ahşap tekne tavan olarak tasarlanmıştır.

Isparta evleri genellikle sokağa cepheli, yan ve arka bahçeli, 1 veya 2 katlı ve sofalı yapılardır. Yöresel özellikler gösteren evler daha çok sit alanı içinde yoğundur. Sit alanı dışında da eski evlere rastlamak mümkündür. Kepeci, Çelebiler, Gazi Kemal, Keçeci, Sermet, Kurtuluş, Doğancı, Dere, Emre, Karaağaç, Yayla mahallelerinde geleneksel özellikleri taşıyan Isparta evleri bulunmaktadır. Isparta evleri genel olarak Türk Evleri, Acem Evleri ve Rum Evleri şeklinde üç ana başlıkta ele alınabilir.

[Resim: ev_1.jpg]

[Resim: ev_2.jpg]

Türk Evleri: Isparta ili içerisinde günümüze kadar gelmiş bu tip evler iki guruba ayrılabilir:

1.Tip Türk Evi (Ağa Evleri): Yaşantıya uygun olarak Ağa Evleri Tahtani ve Fevkani şeklinde iki kısımdan oluşur. Tahtani olanlar, Ağaya hizmet eden uşak, seyis v.b. kişilerin ikamet ettikleri avluya bakan tek sıra odalardan oluşur. Yani tahtani, bahçeye bakan küçük odalardır. Tahtani odalara avludan açılan kapılardan girilir.


[Resim: ev_9_1_atay_ev_.jpg]

[Resim: ev_9_2_atay_ev.jpg]

Bu odalar küçük, fazla tezyin edilmemiş, fakat yaşantıya uygun olarak yiyecek malzemelerin konduğu dolaplar, davlumbaz gibi öğelerden oluşur. Avluya bakan pencereleri vardır. Fevkani olan kısma ise evin içinden tahta bir merdivenle çıkılır. Buradan geniş bir sofaya geçilir. Merdivenin üzerinde bulunan kısım yükseltilmiş olduğundan buraya yüksek hanay denir. Böylece büyük sofa daha fazla hacim kazanmış olur. Merdiven üzerinde bulunan kısım ise kapalı olup, bu kısma çeşitli malzemeler konulur.

[Resim: ev_10_isp_ev.jpg]

[Resim: ev_11_1_atay_ev.jpg]



2.Tip Türk Evleri (Hanaylı Evler): Orta sınıf evler olan hanaylı evler alt hanay, üst hanay olmak üzere iki kısımdan oluşur. Alt kısımda ahır ve eve açılan kapılar vardır. Üst hanayda ise 1. Tip evlerde olduğu gibi iç odalara açılan kapılar vardır. Bu odalar günlük yaşantının geçtiği yerlerdir. Yine güneye bakan kısımda abdestlik yeri vardır.

Ortak özellik olarak odalarda gömme dolaplar, tuzun ve şekerin konulduğu tuzluk ve kahve-çay-şeker nişleri bulunmaktadır. Bu tip evlerde alt hanayın açıldığı geniş avluda aş ocağı mutlaka bulunur. Aş ocağının yanında bir ocak vardır. Dolayısıyla 2. Tip evlerde ev sahibi tabiatla daha fazla iç içedir.

[Resim: ev_12_isp_ev.jpg]

Her iki tip Türk evinde hanaya açılan odalarda atlanmaması gereken bir özellikte Musandıra (yani bir nevi meyve kurutma dolabı) bulunur. Duvarda boydan boya bir raf mevcuttur. Buna halk arasında Iraf denir. Ayrıca odaların tavanları süslemelerle kaplıdır.

[Resim: ev_13_isp_ev.jpg]

[Resim: ev_21_atay_ev.jpg]

Acem Evleri: 17. yy. sonunda 300 kadar Ermeni vatandaşın Isparta’ya Kafkasya’dan gelmesiyle kendilerine öz bir mimariyi de beraberlerinde getirmişlerdir. Fakat bu mimari yalın olarak uygulanmamış, yerleşik halkla beraber yaşamalarının sonucu olarak kompozit bir yapı şekli ile karşımıza çıkmıştır. Bu evlere Acem Evleri denilmektedir. Bu tür evler genellikle çay boyu Sümerbank ve Kestaneli sokak civarında yeralmaktadır. Yapılan araştırmalara göre bu tür evlerden 17 adet tespit edilmiştir. Bu yapılardaki mimari özellikler Türk evlerine oranla kapalı bir mimari özellik göstermektedir.

[Resim: ev_14_isp_ev_.jpg]

Bu tür evlerin özellikleri Türk evi özelliğini ve yabancı mimariyi birlikte yansıtmasıdır. Bu özelliği ile diğerlerinden farklı bir gurup oluştururlar. Örneğin evlerin köşelerinde ve kapı girişlerinde bulunan süs mahiyetindeki bağdadi sütünceler cumba altlarındaki ahşap (stilize edilmiş) palmet motifleri, saçaklardaki aşırı süslemeler bu evlerin en belirgin özellikleridir. Bu evlerde zemin katlar genel olarak düzgün kesme taşlardan yapılmış ve pencerelerdeki basılı kemerlerde ise kilit taşı kullanılmıştır.

[Resim: ev_15_isp_ev.jpg]

Rum Evleri (Ecnebi Evleri): Rumlar da yapmış oldukları evleri Ermenilerin etkisinde kalarak yapmışlar, yine kapalı mimariye uygun olarak yeni bir yapı türü ortaya çıkarmışlardır. Bu tür evler diğerlerinden tamamen farklıdır. Türk evi mimarisiyle hiç ilgisi olmayan süslemeler bu tip evlere bakıldığında hemen kendisini göstermektedir. Rum evlerinde Türk evlerindeki hanayların önü cam ile kapatılarak, bir nevi kapalı hanay durumuna getirilmiştir.

[Resim: ev_16_isp_ev.jpg]

Türk mimarisinde bulunmayan üçgen alınlık (tympanon) mevcuttur. Bu üçgen alınlıkların ortasında çoğu zaman yuvarlak süs mahiyetinde silme (sağır) pencereler bulunur veya kabartma, boyama şeklinde bir madalyon mevcuttur.

[Resim: ev_17_isp_ev.jpg]

Ayrıca bu tür evlerin girişlerinde sütün veya sütünceler (süs) vardır. Aynı sütünceleri bazı evlerin pencerelerinde de görmek mümkündür. Yine bu evlerde Türk mimarisinin ortak özelliği olan cumbalar (cihannümalar) bulunabilir. Fakat bunlar Türk mimarisinden farklı olarak aşırı süslemelerle bezenmişlerdir.

[Resim: ev_19.jpg]

1908’den sonra Isparta’daki mimaride büyük bir değişiklik olmuştur. Bu değişikliğin sebebi de şehrin büyük bir deprem geçirmesi ve sonucunda yukarıda bahsedilen kapalı mimariden etkilenerek sakız gibi ev denilen kapalı balkonlu yapıların ortaya çıkmasıdır. Bu evlere tam ortadan taş basamaklı merdivenle çıkılır. Genellikle tek katlı olup, sağında ve solunda iki oda yer alır.

[Resim: ev_20.jpg]

[Resim: ev_5_basin_evi.jpg]


Eski Isparta Evlerinden Örnekler


[Resim: ev19_5.jpg]

[Resim: ev19_6.jpg]

[Resim: ev19_7_basin_evi.jpg]

[Resim: ev19_8_damgaci_sokak.jpg]

[Resim: ev19_1.jpg]

[Resim: ev19_3.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.