You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Posting Freak
Isparta
Isparta Kaleleri

Eğirdir Kalesi:

Eğirdir Kalesi, Eğirdir Gölüne uzanan yarımada üzerinde bulunur. Kuzey-güney doğrultusunda yarımada boyunca uzanan sur duvarları üzerinde konutlar vardır. İç ve dış kaleden oluşan Eğirdir Kalesinin inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bugünkü kalıntılar Bizans döneminden kalmadır. Çeşitli zamanlarda onarılan kale surları bir sıra tuğla ve taş olarak inşa edilmiştir. Dış kaplama, iç moloz dolgudur. Timur’un Eğirdir’i istilası sırasında hasar görmüş, Hamidoğulları ve Osmanlı dönemlerinde tamir görmüştür. Kalenin kitabesi şöyledir: “Allah-ü müfettihü-l ebvab / Âmmere hazihi-l imareti-l mübareket-ü bi emri-l emiri-l âzam-ı Felekü-d dünya veddin-i / E’âzzallah-ü ensareh-u fi senet-i seb’a ve sablâ miete 707 (Bütün kapıların fâtihi Allah-ü Zülcelaldir. Din ve dünyanın meliki Feleküddin emir-i azam’ın emriyle şu mübarek imaret tamir edildi. Allah-ü Zülcelal yardımla-aziz etsin. H.707/M.1307).

[Resim: k42_egirdir_kalesi.jpg]


Uluborlu Kalesi:

Kapıdağı eteğinde etrafı kayalıklarla çevrili olan kale MÖ IV. yüzyılda şehrin kuruluş döneminde inşa edilmiş olmalıdır. Zaman içinde tahrip olan kale Bizans Döneminde Roma Dönemi malzemeleri de kullanılarak yeniden inşa edilmiştir. Kale Selçuklu ve Hamitoğulları Beyliği zamanında tamir edilmiştir. Kuzey güney doğrultusunda uzanan kale bedenleri üzerinde üç burç bulunur. Kale kapısı büyük ve dışa taşkındır.

[Resim: k41_uluborlu_kalesi.jpg]


Sığırlık I Kalesi:

Sütçüler ilçesi, Asar mahallesinde bulunan kale tepenin kuzey yamacına kurulmuştur. Sur duvarları sağlam ve köşelerde birer kule vardır. Erken Bizans Döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

[Resim: k18_sutculer_sigirlik_koyu_sigirlik_kalesi.jpg]


Sığırlık II Kalesi: Sığırlık ve Çandır köyü arasında yolun kuzeyinde bir tepe üzerindedir. İyi korunmuş kalenin doğu duvarlarında üç yuvarlak pencere vardır. Erken Bizans Döneminde yapılmış olmalıdır.

Zengibar Kalesi: Şarkikaraağaç İlçesi, Muratbağı (Zengibar) Köyünün doğusundaki dağ üzerinde yeralır. Dağın zirvesine doğru uzanan sur duvarlarının sadece temelleri kalmıştır.

Ördekçi Kalesi: Şarkikaraağaç İlçesi, Ördekçi köyü Sivri Dağın üzerindeki yaylada tahrip olmuş durumda bir kale kalıntısı mevcuttur.

Anabura Kalesi: Şarkikaraağaç İlçesi Salur Köyü Enevre mevkiinde, Kızılkale Dağı üzerindeki kale Roma döneminde kurulmuş olmalıdır. Kale tamamiyle tahrip olmuştur.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Köprüler ve Su Kemerleri


Köprüler hemen hemen insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle göçler, ticari faaliyetler ve çeşitli savaşlar dolayısıyla yer değiştirme, istenilen yere ulaşma işlemine imkân hazırlamışlardır. Köprüler ve su kemerleri ihtiyaçlardan doğmuşlardır. Çeşitli medeniyetlere sahip insan toplulukları bilhassa sanat özelliklerini köprülere de yansıtmışlardır. Ne var ki, zaman aşımı ve tabii afetler sonucu büyük bölümü yıkılmış ve yok olmuş, sadece bir kısmı günümüze kadar ayakta kalabilmişlerdir. İlde bulunanların başlıcaları şunlardır:

Zindan (Roma) Köprüsü: Aksu ilçesinin 2 km kuzeydoğusundaki Zindan Mağarası önünde akan Eurymedon (Köprüçay) deresi üzerinde yer alır. Tek kemerli yuvarlak köprüde, kilit taşı üzerinde Eurymedon Tanrısının sakallı büst heykeli vardır. Blok taşlardan yapılan köprünün yan tarafında nehire inen bir merdiven vardır.

[Resim: k44.jpg]



Gelendost Afşar Köprüsü: Afşar köyünde, Selçuklular dönemine ait olduğu bilinen köprü günümüzde de kullanılmaktadır.

Sütçüler Çandır Köprüsü: Çandır köyü Köprübaşı mevkiinde, Selçuklular Döneminde yapılmış olan 65 m uzunluk ve 5 m genişlikteki kemerli köprü günümüzde Karacaören Barajı sularının altında kalmıştır.

Barla Roma Köprüsü: Barla Deresi üzerinde, yeniyol yakınındaki köprü MS II. yüzyıla tarihlenir. Kemerli olan köprünün yan yüzü kesme taştan yapılmış olup, üst kısmı moloz taşlarla kaplıdır. Zindan Mağarası önündeki köprüye benzer.

Barla Osmanlı Köprüsü I: Barla Deresi üzerinde bulunan köprü sivri kemerlidir. Kemer düzgün kesme bloklarla inşa edilmiştir. Üzeri moloz taşlarla kaplıdır. Taş döşeme yolda da devam eder.

Barla Osmanlı Köprüsü II: Barla Deresi üzerinde bulunan köprü sivri kemerlidir. Kemer düzgün kesme taşlardan inşa edilmiş, yanları moloz taşlarla doldurulmuş, üstü taş kaplıdır. Bu köprü halen kullanılmaktadır.

Pisidia Antiokheia Çeşme Binası ve Su Kemerleri: Yalvaç ilçesinde yeralan Pisidia Antiokheia kentinin Anıtsal Çeşmesi kuzey-güney caddesinin kuzey ucunda yeralmaktadır. Yapı önünde çeşmelerin bulunduğu sütun mimarisi ile süslü kısım ve arkasında suların toplandığı depo kısmından oluşur. U planlı yapı 21 x 21 m ölçülerindedir. Depoda toplanan su pişmiş toprak ve kurşundan yapılma borularla kente dağıtılmıştır. Muhtemelen MS I. yüzyıl sonlarında yapılan çeşme binası bugün temel seviyesindedir. Roma Döneminde gelişen şehrin su ihtiyacını karşılamak için “Su Çıktı” kaynağından kente uzanan yaklaşık l0 km uzunluğunda kesme taşlardan su kemeri inşa edilmiştir. Ayakta duran kısmın uzunluğu yaklaşık 250 m olup, 5-7 m yüksekliktedir. Suyun içinden aktığı Canalis’in yapısı bilinmemektedir. Su kemerleri de çeşme binası gibi MS I. yüzyılın sonunda inşa edilmiştir.

Seleukeia Sidera (Bayat) Su Yolu: Atabey İlçesi bayat köyündeki Seleukeia Sidera antik kentinin su ihtiyacınının Findos (Büyük Gökçeli) Köyü yakınındaki su kaynağından karşılandığı düşünülmektedir. Bu su yolundan ele geçen taş taksimat künkleri Kocakemer denilen mevkide bulunmaktadır.

Cirimbolu Köprüsü ve Su Kemeri: Uluborlu Cirimbolu Su Kemeri ilçenin eski yerleşim yerindedir. 1869-1872 yılları arasında Kapu Dağından kale içine Kavil Pınarının suyunu getirmek için inşa edilmiştir. Aynı zamanda köprü olarak da kullanılan kemer üst üste iki yuvarlak kemer üzerine inşa edilmiştir. Uzunluğu 4,5 m, genişliği 2,5 m yüksekliği ise 20 m.dir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
ISPARTA HANLARI

Hanlar ve kervansaraylar, bilhassa Selçuklu devrinin eserleri olup, anıt değeri taşıyan tarihi yapılardır. Hanlar ve kervansaraylar askeri ve sivil özelliklidirler. Askeri sevkiyatlarda ve ticaret kervanlarının konaklamasında bilhassa güvenlik görevini de yerine getirmeleri bakımından Selçuklu Döneminde önemli bir görev ifa etmişlerdir. Isparta il sınırları içinde bulunan kervansarayların tamamı Konya-Antalya yolu üzerinde yer almaktadır.

Bu gün Isparta’da eski hanlardan hiçbiri ayakta kalmamıştır. Eskilerden bilinenler ise şunlardır: Kerimpaşa Hanı, Antalyalıoğlu Hanı, Hatipoğlu Hanı, Alaybeyoğlu Hanı, Pamuk Hanı, Vakıfhan, Kereste Hanı, Nalbant Hanı.


Gelendost Hanı (Kudret Hanı):
Eğirdir Gölünün doğu tarafında, Yeşilköy mevkiinde bulunan Gelendost Hanı Selçuklu kervansaray planına uygun olarak inşa edilmiştir. Diğer Selçuklu hanları kadar itinalı olmayıp, duvarları kaba bir işçilik göstermektedir. Yıkık portalden içeriye girildiğinde simetrik olarak avluya açılan tonozlu oda, daha ileride iki tarafında dörder revak ile avlu uzanmaktadır. Revak tonozları avluya paraleldir. Üstü kapalı olan bölüm daha dar olarak yapılmıştır. Bu bölüm girişi olan ikinci portalin sivri nişi içerisinde kitabe yeralır. Kitabeye göre han, M. 1233 yılında Mubarezettin Ertokuş tarafından yaptırılmıştır.

[Resim: k48_kervansarayi.jpg]


Eğirdir Hanı:
Yeni mahallede bulunan Eğirdir Hanı, klâsik Selçuklu hanları özelliğini taşımaktadır. İlçe merkezinin 3 km güneyinde, göl kıyısında yer alan yapı Anadolu Selçuklu kervansaraylarının en büyüklerindendir. Konya-Antalya kervan yolu üzerindeki yapı avlu ve kapalı mekan olmak üzere iki bölümlüdür. Her iki bölüm de yıkılmıştır. Avlunun doğu duvarı ortadan kalkmış, günümüze kalabilen diğer beden duvarlarının kaplamaları sökülmüş, bu nedenle duvarlar bir hayli incelmiştir. Açıkta kalan moloz taş örgünün içine sızan sular duvarların daha fazla yıpranmasına sebep olmaktadır.

Eğirdir Hanı, 1237 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. 1237 yılında yaptırılan han 64 yıl gibi kısa bir süre sonra bir yangınla işlevini yitirmiştir. Hanın tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1993 yılında kervansarayda yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan geometrik süslü taş parçası Dündarbey Medresesinin portalindeki sol mihrabiyenin çerçeve bordüründeki kırık yere tam oturmuş ve kompozisyon tamamlanmıştır. Dündar Bey Medresenin 1301 yılında inşası sırasında portalin handan sökülerek taşındığı ve dolayısıyla hanın inşa tarihinin portalde belirtildiği üzere 1237 yılında yapıldığı kesinlik kazanmıştır.

[Resim: k13_egirdir_kervansarayi.jpg]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Erkek Hamamı (Yeni Hamam): Isparta’daki hamamların en büyüğü ve en önemlisidir. Kadın ve Erkek hamamı olmak üzere iki hamam bitişiktir. Bunun külhan ve kazanları bir olduğu halde, biri daima kadınlara mahsusdur. İkisinin de kapıları ayrıdır. Bu hamamı Sav Köylü Dalboyunoğlu Hacı Ahmet Ağa yaptırmıştır. Bu kişi adına düzenlenen H. 1100 / M. 1697 tarihli vakfiye suretinde, Isparta’ya bağlı Sav Köyü ahalisinden Mısır’da yerleşen ve dört sene evvel vefat eden Yeniçeri Ocağı ihtiyarlarından Dalboyunoğlu Hacı Ahmet Ağa’nın sağlığında, hamamın yapılması için vekil tayin ettiği Ispartalı Kethüda Yusuf Ağa ve Hacı Ahmet Ağanın Mısır’dan gönderdiği 14.918 kuruşla yaptırmakta iken, inşaatın bitiminden evvel vefat etmestir

Karaağaç Hamamı: Bina Karaağaç mahallesi halkı tarafından yapılmıştır. Suyunu Amine Hatun vermiştir. Yapılış tarihi bilinmemektedir.

Isparta Merkez İlçesinde Sülübey, Sarıkadı, Yenice Mahallesi hamamları diğer hamamlardır. Ayrıca Ali Köyü ve Büyük Gökçeli hamamları da Osmanlı döneminde yapılmışlardır.

Eski Hamam: Yalvaç ilçesi Kaş Mahalle mevkiinde bulunan hamam, Osmanlı geleneklerini ihtiva eden soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleri ile klasik Türk hamamlarının özelliği yansıtır.

Yeni Hamam: Yalvaç ilçe merkezinde yer alan 19. yüzyıla ait olan bir yapıdır. Geçirdiği tamiratlarla ilk özelliğini kaybetmekle beraber günümüzde işlevini sürdürmektedir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Isparta Halk Mimarisi


İl merkezinde Karaağaç, Sermet, Kurtuluş, Doğancı, Dere, Emre, Gazi Kemal, Çelebiler, Keçeci ve Kepeci mahalleleri en eski yerleşim yerleridir. Bu yerlerde olan -özellikle Damgacı sokağındaki- evler şehrin tarihi ve geleneksel yapılarıdır. Bu evlerin ana yapı malzemesi taştır. Zemin katlar bütünüyle taştan yapılmıştır. Üst katların diğer duvarları kerpiç dolgu "hımış", "iskiyet" veya "bağdadı" olarak inşa edilmiştir. Ahşap, evin taşıyıcı sisteminde doğramalar ve örtü de kullanılmıştır. Bu ana malzemelerin yanı sıra toprak, alçı gibi yardımcı malzemeler de kullanılmıştır. Evler genellikle iki katlı olarak yapılmasının yanında üç katlı evlere de rastlanır. Sokağa bakan cephelerde odalar veya sofalar çıkma yapmıştır. Evlerin zemin katı, taşlık ile etrafında servis hacimleri ve kışlık odaları kapsar. Üst katlar ise odalar ve onların açıldığı sofalardan oluşur. Evlerin boş odaları özenle işlenmiş ve bu odaların tavanları genelde tekne tavan şeklinde tasarlanmıştır. Plan tipi olarak da en çok iç ve dış sofalı evlere rastlanılmaktadır. Evlerin cephesi çıkma ve saçaklarla zenginleştirilmiştir. Sofa çıkmaları ahşap payandalarla desteklenir. Çatılar kiremit kaplıdır.

[Resim: f71_1_yalvac_evi.jpg]

Köylerde eskiden yapılmış evlerin temelleri taştan, çatıya kadarki kısım ise kerpiçten, dikmeler ve hatıllar ile çatı ahşaptan yapılmıştır. En eski ev tiplerinin çatıları toprak damlıdır. Çatısı kiremitli evlere geçildikten sonra da toprak damlar devam etmiştir. Bu sefer evlerin oturma odaları hizasından avluya uzanan toprak damların altları ahır veya odadır. Damlar özellikle yıkanan buğdayların kurutulmalarında, bulgurların serilmesinde, kışlık sebzelerin kurutulmasında, salça yapımında bugünkü balkonların işini görmektedir. "Ayak damı" diye adlandırılan bu yerlerde evin tuvaleti de bulunur.

İki katlı köy tipi evlerde evin arka cephesi daima kuzeye gelecek şekilde inşa edilmektedir. Birinci katta halı atölyesi, kiler, ahır ve samanlık yer alırken ikinci katta oturma, yatak ve misafir odaları ile mutfak ve banyo bulunmaktadır. Odaların önünde büyükçe iri teras teşekkül etmektedir. Tuvaletler eski binalarda genellikle ev dışındadır. Ancak betonarme, tuğla, briket, taş ve kövke denilen yumuşak taşlardan yapılan yeni evlerde tuvalet evin içindedir. Bu evlerde bağlayıcı ara madde çimento kullanılır. Kerpiçten yapılma binalarda ise yapıştırma malzemesi çamurdur. Ancak tahta çıtalardan bölünmüş kısımlarda "kıtık" denilen bir tür çamur kullanılır.

Kıtık çamuru hazırlanırken içine saman, alçı, kireç kullanılır. Kıtık ile yapılan sıvaların çok uzun yıllar dayandığı tecrübelerle görülmüştür.

[Resim: f69_eskievkapisi.jpg]

Isparta’nın eski evlerinin kapıları çoğunlukla iki kanatlıdır. Kapıların çoğunda ahşap oymacılığına ait örnekler görülür. Aynı zamanda demir veya bronzdan yapılmış kapı tokmakları bu örnekleri tamamlayan birer unsurdurlar. Evlere sokak kapısından girilirken genellikle önce avluya geçilir. Avludan ahşap merdivenle "hanay" denilen üst kata çıkılır. Hanaylar geniş tahtalardan meydana getirilmiştir. Hanayların genellikle güneye bakan bir tarafı açıktır ve bir köşesinde tahtadan yapılmış ve kuyu şeklinde aşağıya sarkan, buğday konulmak için yapılmış "serpin"ler mevcuttur. Hanaya oda kapıları açılır. Çoğu evlerde oda kapıları iki tanedir. Pencerelerin boyu uzun, eni dardır. Genellikle demir parmaklıklar ile muhafaza edilmiştir. Bu evlerin tavanları gibi taban kısımları da samanla karıştırılmış çamurla örtülüdür. Örtü malzemesi olarak hasır, üstünde de keçe, kilim, haba, halı bulunur. Günümüzde yapılan betonarme evlerde taban tahtadan betonun üzerine yapılır. Üstünde de sadece halı vardır. Tavanların odaya bakan kısımları ahşap süslemeler ile kaplıdır. Odada yatak ve yorganın konulabilmesi için duvara gömmeli "yüklük" denilen bölümler yapılmıştır. Yüklüklerin bir kısmını "döner" denilen gusülhaneler teşkil eder. Odaların bir bölümünde ocak bulunur. Ocağın üstünde yine ahşap süslemeli "Baca başı" bulunur. Tavanın hemen altında iki ve üç duvarı çevreleyen raflar vardır ve buraya bakır kaplar konulur. Bunlar tabak çeşitleridir ve bugünün büfeleri gibi teşhir ve süsleme amacıyla da konulmaktadır. Rafların altında duvarlara gömülü dolaplar vardır. Hanayın altı olan zemin kata "hayat" denilir. Bu bölümde ahır ve çeşitli amaçlar için kullanılan ambarlar mevcuttur.

[Resim: f70_atabey_ev_.jpg]

Bazı eski evlerin iç süslemelerinde; kapı aynalarında, pervazlarda, davlumbazlarda, raf ve tavan süslemelerinde, panjur ve tırabzanlarda, ağaç oyma işi kullanıldığı ve bu işleri de bugün hayatta olmayan ustaların yaptığı bilinmektedir. Günümüzde hemen hemen yok denecek kadar az olan eski evlerde çatı yerine ağaçtan (çam, ardıç ve ceviz) dam örtü tercih edilmiştir. Sofaların tavanı tahta ile kaplı olup, ortaya yıldız veya yuvarlak göbek süslemeleri yapılmıştır. Yörede bu sanatın icra edildiği dönemlerde hızar ve diğer elektrikli araç ve gereç bulunmadığı için ormandan kesilen tomruk, kolostro denilen iki tarafı saplı kalın bıçkılarla biçilerek, tahta haline getirilirdi. Ustalar kullandıkları motifleri kendi yeteneklerine göre ya kendileri üretir ya da kendi ustalarından aldıkları motifleri işlerlerdi. Bu motiflerde saç örmesi burmalar, yıldızlar, pergelle çizilmiş yıldızlar ve köşe göbek denilen motifleri sıkça kullanılırdı. Davlumbaz, oyma ve dolap çerçevelerin kelerli oymalar dikkati çeker, dikme ve düverlerin süslemelerinde boydan oyuklu oymalar ve salyangoz kıvrımlı oymalar da yer almaktadır. Tırabzan ve korkuluk uçlarında bazen kübik şeklin ucuna oyulmuş küre başlık bazen de tırabzanın uzanan ucuna sıkılmış yumruk içinde oymalarda süslenmiştir. Tırabzanların altlarında dikey olarak uzanan parmaklıklarda değişik şekillere oyulup, şekillendirilmiştir. Odaların tavan ve tabanları tahta ile kaplanmış olup, tavanlar yıldız göbek, yuvarlak göbek veya tamamı çıtalı veya baklavalı süslemelerle oluşmuştur. Yüklüklerin kapak, aynaları ve pervazları çeşitli motiflerle oyulmuştur. Dolap ve yüklüklerin boşluğunu değerlendirmek üzere önü kemerli oymalar (süslemeler)la süslenmiştir. Rafların genelinde ise kenarları işlemelidir.

[Resim: f72_atabey_ev.jpg]


[Resim: f72_1_yalvac_evi.jpg]

Eski evlerde olan tuvalet kimi zaman ikinci katta, evin dış yan kısmına yapılmış, kimi yerlerde ise evin zemin katında, dış bir yerde, avlu içindedir. Tuvalet zemini tahtadandır. Tahta kesilerek dikdörtgen bir oyuk oluşturulmakta ve zemin toprakla örtülerek baskılanmaktadır. Dışkı alt kata birikir. Zaman zaman üzerinden alınarak bostanlara vb. yerlere dökülür. Eski tuvaletlerde taşıma su kullanılır. Yeni yapılarda ise klozet, taharet musluğu ve sifon bulunur.

Hemen her evde elektrik ve su bulunur. Su bulunmayan evlerde ise avludaki çeşmeden su temin edilir. Evlerde ısınma kuzine veya diğer sobalarla sağlanır. Yakacak olarak tezek, kömür ve odun kullanılmaktadır. Kaloriferli binalar da bulunmaktadır.

Köy evlerinde döşemeler genelde her duvarı kaplayan tahta sedirlerden yapılır. Sedirin üzeri sünger yataklar veya yün minderlerle kaplanır ve üzerleri battaniye ya da kalın kumaştan bir örtü ile kapatılır. Sırtın duvara yaslanmaması için yastıklar bulunur. Serdir bulunmayan evlerde yün minderler yere döşenir. Bazı evlerde sedir yerine "somya" denilen demirden yapılmış yatak konur.

[Resim: f73_yalvacevindengourunum.jpg]

Isparta'da geleneksel olarak yapılan evlerin geçim şartlarına ve kaynaklarına göre şekillendiği görülmektedir. Evlerin altlarında yapılan samanlık, ahır ve ambar gibi odaların olması yörede en önemli geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu göstermektedir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Halk İnançları ve Uygulamaları


Halk inançları deyimi toplum tarafından kabul edilmiş ilâhi bir dinin bilinen hükümleri ve öğretileri dışında kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşatılan, itibar gören ve bir sonraki nesle aktarılan inanmalardır. Halk arasında yaygın olan toplumsal kabullenmeler, benimsemeler, âdet-gelenek olarak varlığını sürdüren bir takım folklorik uygulama ve pratikler halk inançları şeklinde adlandırılmaktadır.

Halk inançları, hayatın hemen hemen her ünitesinde yer almıştır. Teknik gelişmelerden tutun da, evlenmeden, doğumdan, ölümden, sosyal hayatımızdaki her türlü etkinliklere kadar benimsenen halk inançları vardır.

Dinen İslam tarafından yasaklanmış ve İslam’a ters düşen inançların halk arasında yaşatılması; eski inanç, kültür, örf, âdet ve folklorun tesirine bağlanabilir. Ancak zaman geçtikçe İslam’a ters olan inançlar yavaş yavaş terk edilmekte, bazı halk inanışları azalmakta, bazıları tamamen yok olmakta, bazıları ise Türkiye genelinde olduğu gibi hâlâ varlıklarını devam ettirmektedirler. Bu inanışların zamanla görülemez olması eski kültür, örf ve âdetlerin zayıflamasına, İslami eğitim-öğretim, bilgi ve şuurun artmasına, bu sahada bilgili kişilerin, eserlerin çoğalmasına; yol, araç, hastane, okul vb. imkanların yaygınlaşmasına bağlamak mümkündür.

A) Uğurluluk ve Uğursuzluklarla İlgili İnanışlar

1. Günlerle İlgili Olanlar

Sabah erkenden kalkan kişinin rızkı bol olur. Sabahleyin sağ tarafından kalkan kişi için o günkü işleri hayırlı ve normal; sol tarafından kalkan kişi için o günkü işleri ters gider.
Geceleyin küçük çocuklara aynaya baktırılırsa bahtlarının kapanacaklarına inanılır.
Geceleyin tırnak kesmek, ıslık çalmak, sakız çiğnemek iyi sayılmaz. Geceleyin ıslık çalan kişi cinleri etrafına toplamış olur ve cin çarpmasına uğrayacağı kabul edilir. Geceleyin sakız çiğneyen kişi ölü eti çiğnemiş sayılır.
Salı günü uğursuz bir gündür. Bu günde yeni bir işe başlanmaz. Başlanan işin sallanıp kalacağına inanılır.
Perşembe günü okuldan çıkan öğrencilere elma, mısır patlatması, bisküvi, şeker, pişi, katmer, nokul gibi yiyecekler dağıtanların işleri iyi gider.
Cuma günü ömür kısalır diye saç ve tırnak kesilmez.

2. Yer ve Eşyalarla İlgili Olanlar

Ağaç, taş ve damlarda yuva yapan hayvanların yuvasını bozmak uğursuzluk sayılır.

Bir elbiseyi kişinin üzerinden çıkarmadan dikmek uğursuzluk sayılır. Şayet elbise kişinin üstünde dikilirse diken kişi ağzına bir şey alır; almaz ise üzerinde dikiş dikilen bir iftiraya uğrar.

Bulaşık suyu, bir yere besmele okunduktan sonra dökülür. Besmele okunmadan dökülürse dökeni cinler çarpar.

Ekmek pişirirken teknede hamur bitince, bereketin kesilmemesi için hemen tekneye ekmek koymak gerekir.

Eşik üzerine oturulmaz. Oturulur ise cinlerin veya şeytanın çarpacağına inanılır. Evde ne kadar cin, peri varsa barınak yerleri ev eşikleridir. Eşiğe oturan eğer kızsa kısmeti kapanır ve evde kalır, erkekse kapılarda kalır ve daima başkasının işinde çalışır. Sağlıklı olan yedi ailenin evlerinin eşiklerinden alınan kıymıklar yakılarak, dumanı hastaya koklatılırsa hasta iyileşir.
Kişi gücü yetmediği birine kızdığında görünmeden kişinin evinin önüne kabirden aldığı toprağı serptiği taktirde onu kötü duruma düşürür.

Makas evde kesinlikle çiviye asılmaz. Çiviye asılan makasın ağzı açık kalacağı için düşmanların da ağızlarının açılacağına ve haklarında kötülük yapmak üzere konuşacaklarına inanılır. Makas genellikle minder, döşek gibi eşyaların altına konulur.

Merdivenin altından geçmek uğursuzluk sayılır. Geçenin işleri ters gider.

Mezarlık, türbe ve yatırların yanından geçerken dua okunması gerekir. Aksi taktirde yatan ölülerin ahirette davacı olacağına inanılır. Mezarlıktan geçerken bir ekmek vb. bir yiyecek bırakmak çok sevap kazandırır.

Sabun birisine verilirken elin tersiyle alınıp verilir. Böyle yapılmazsa alanla verenin araları açılır, sonunda kanlı bıçaklı düşman kesilirler.

Ocaktaki sac ayağı ters çevrilmez, aksi taktirde evden ölü çıkar.

Yeni yapılan binanın temeline kurban keserek, kan akıtmak o binayı uğurlu kılar ve musibetlerden korur.

B ) Canlı-Cansız Varlıklarla İlgili İnanışlar

1. Canlı Varlıklarla İlgili İnanışlar

a) Hayvanlarla İlgili Olanlar

Baykuş: Halk arasında baykuşa “Koca Kuş” da denilir. Baykuşun ötmesi sonucu öttüğü eve veya dükkana bela gelir yahut o evden birisi hastalanıp yatar, bir organına zarar gelir. Baykuş ötünce bir soğanın kafası alınır ve “Al arzunu ver muradımı” denilerek, baykuşun öttüğü yöne doğru atılır. Baykuş öterken ne tarafa bakıyorsa o tarafta bir felaket olacak demektir.

Horoz: İkindi vaktinden gece; şafak sökene kadar horozun ötmediği vakitlerdir. Bu süre içinde öten horoz, vakitsiz öttü diye kesilir, eti yenir.

Kaplumbağa: Kaplumbağa ters çevrilirse kurtulmak için Allah’tan yardım ister ve yağmur yağmasına neden olur.

Karga: Bir karga evin damına gelip öterse eve pek yakında mutsuz bir haber gelir. Karganın öttüğü evden birisi hastalanır ve ölür. Karga kara olduğundan kara günlere işaret sayılır.

Kedi: Kediyi öldürenin başına çok büyük kazalar ve belalar gelir. Kara kedi insanın önüne çıkarsa işlerin ters gideceğine inanıldığından dolayı kedinin önden geçmemesi için gidilen yol değiştirilir. Kedi, kendi kendine yalanırsa o eve misafir gelir.

Köpek: Uzun uzun köpek uluması bir felaketi bildirir. Buna karşılık köpeğe ekmek verilir. Uluyan köpekler evin önünden uzaklaştırılır. Ezan okunduğunda uzun uzun uluyan köpek ya öldürülür ya da alınarak uzaklara bırakılır.

Örümcek: Örümcek evini bozmak hoş karşılanmaz. Bunu yapan çocuklar azarlanır.

Tavşan: Bir işe giderken yolda bir tavşan görülürse o iş iyi gitmez, kesinlikle bir aksaklık olur.

Uğur Böceği: Uğur böceği kimin eline konarsa o kişi hacca gider. Eline veya vücudundan bir yerine uğur böceği konan kişi çok şanslı sayılır. O gün, o kişinin bütün işleri iyi gider.

Yılan: Yılan öldürmek ya da ölü yılan görmek uğurlu sayılmaz. Öldürenin veya görenin başına kötülükler gelir. Ölü veya öldürülen yılan yakılırsa bereketli yağmurlar yağar. İşe giderken yılan görülürse uğurlu sayılır. Gidilen işin yılan gibi akıp gideceğine inanılır.

b ) Bitkilerle İlgili Olanlar

-Kutsiyetine inanılmış belirli bir ağaç yoktur. Ancak cinsi ne olursa olsun mezarlık, yatır ve türbelerin bulunduğu yerlerdeki ağaçlar kesilmez. Ağaç dikilmesi büyük sevaptır. Ağaçların altına işenmez. İşenirse cinler, insanın ağzını, yüzünü eğerek çarpar.

-Bir elmanın kabuğu hiç parçalamadan bıçakla soyulup, yatılan yastığın altına koyulursa gece uyurken sevdiğinin kim olduğu görülür.

-Narın içindeki taneleri hiç dökmeden yiyen kişinin dileği kabul olur.


c) İnsan ve Organlarıyla İlgili Olanlar

Ayak: Evden çıkarken önce sağ ayak atılır. Eve, okula, cami ve işyerlerine sağ ayak ile girilir. Tuvalet, banyo, hamam gibi yerlere ise sol ayakla girilir. Sağ ayağın altı kaşınınca yolculuğa çıkılacağına, sol ayağın altı kaşınırsa misafir geleceğine inanılır.

Diş: Diş insanın kutsal organlarından sayılır. Çektirilen diş veya kendiliğinden çıkan diş rasgele bir yere atılmaz. Dua edilerek bir kağıda sarılır ve duvar kovuğuna konulur. Bu davranış ile dişin sahibini cennete götüreceğine inanılır.

El: Sağ avuç içi kaşınınca para alınacağına, sol avuç içi kaşınınca para verileceğine inanılır. Yemek vb. yiyecekler sağ elle yenilmelidir. Sol el yalnız tuvalette kullanılır. İşler sağ elle yapılır. Sol elle yapılan işlerde uğursuzluk düşünülür.

Göz Seğirmesi: Sağ göz seğirirse iyi, sol göz seğirirse kötü haber geleceğine işarettir.

İşemek: Ağaç altına, örümcek evlerine, hayvan terslerine işenildiğinde cinler çarpar. Ayrıca güneşin doğduğu, battığı yöne ve kıbleye karşı işenmez.

Kulak: Bir kişinin kulağı çınladığında başka bir yerde kendisi hakkında konuşuluyor demektir. Birisi anılırken de “Kulağı çınlasın” denir.

Saç: Kesilen saç ayak altına atılırsa atanın başı ağrır. Kızlar, saç uzatır inancı ile sığır etinin sinirinin fazla olan yerinden yerler.

Tırnak: Gece tırnak kesmek uğursuzluk getirir. Kesilen tırnaklar gelişigüzel yerlere atılmaz, yakılır veya toprağa gömülür. Çocukların ilk el ve ayak tırnakları kesildiğinde tırnaklar sokağa atılır ve onları tavuklar yerse hem çocuk hem de ailesi dertten kurtulmaz. Kesilen tırnak ateşe atılırsa ailecek sara hastalığına yakalanılır.

d) Gözle Görülemeyen Varlıklarla İlgili Olanlar: Yörede, İslam dininin iman esasları içerisinde yer alan Allah, melek, cin ve şeytan gibi varlıkların kabulüne şüphesiz inanılmaktadır. Halk arasında cinler hakkında şu inanışlar vardır:

Geceleri çok defa kara kedi suretinde görünürler. Böyle bir kediye vurulursa insan cin çarpmasına uğrar. Kara yılanın da aslında yılan şekline girmiş cin olduğuna inanılır.

Geceleyin dışarıya sıcak bulaşık suyu dökülürse cinlerin bir yerini yakacağı inancı ile insanı cin çarpar.

Gece dışarıya sıcak bulaşık şeyler dökülürse cinlerin bir yerini yakacağı için insanı cin çarpar.

Melek denilince nezih, temiz ve güzel varlıklar akla gelmektedir. Kötü kokulardan rahatsız olan, sadece iyilik düşünen, Allah’ın emirlerini yerine getiren varlıklardır.

Yörede, cin çarpmasına uğramamak için dualar okunur. Cin çarptığına inanılan kişileri okuması kuvvetli olduğuna inanılan hocalara, dedelere götürülür, muskalar takılır.

2. Cansız Varlıklarla İlgili İnanışlar

Ateş: Ateş yanarken alevden “tısss” diye ses çıkarsa o kişiyi birinin andığı söylenir. Anan kişinin adı tahmin edilerek çabukça söylenebilirse ateşin içinden gelen ses kesilir.

Ay-Yıldız: Bir kişi, gece yıldızlara bakarken bir yıldızın kaydığını görürse ve bu anda bir dilek tutarsa o dileği gerçekleşir.

Ayna: Ayna kırılırsa bir felaketin geleceğine inanılır.

Gökkuşağı: Gökkuşağının altından geçen kimse erkekse kadın, kadınsa erkek olur.

Kıble: Kıbleye karşı ayak uzatılmaz.

Kına: Elinde kına olan bir kadın, o kınanın üzerine yeniden kına yakmaz. Yakarsa kocası tarafından üzerine eş getirir. Bunun için kınasının rengi tamamen geçmeyen kişi yeniden kına yakmaz.

Küçük Çay Çöpü: Çay bardağının içinde çaya ait küçük çöp çıkarsa misafir gelir. Çöpe bakıldığında eğer çöp uzun ise misafirin uzun boylu, kısa ise misafirin kısa boylu olacağına inanılır. Çöp iki ucundan bastırıldığında çöp eğilir ve kırılırsa misafirin kadın, eğilmezse erkek olduğuna inanılır.

Testi: Evde bulunan testi kaza ile aniden devrilirse eve bir misafirin geleceğine inanılır.

C) Nazar (Göz Değmesi) İle İlgili İnanışlar: Halk arasında nazar kelimesi yerine, “göz değmesi, göze gelme, isabet” gibi kelimeler kullanılmaktadır. Bakışlarında tesir olan kimselerin (özellikle mavi gözlü olanların) baktıkları canlı veya cansız nesnelerde olumsuz yönde gelişmeler olmakta ve buna karşı önceden çeşitli tedbirler alınmaktadır. Bu tedbirler şöyle özetlenebilir:

Ağaçlara nazar değmesin diye ölmüş kaplumbağanın kabuğu veya bir parçası ağaçlara bağlanır.

Evlere bereket getirsin, nazar değmesin diye üzerlik tohumları ve buğday başaklarından yapılmış kolyeler asılır.

Evlerin giriş kapılarına at nalı, küçük yavru kaplumbağanın kabuğu asılır.

Çörek otunun her tanesi ayrı ayrı okunur, bir bezin içine konduktan sonra nazar değmemesi istenen kişinin giysisinin bir yerine dikilir.

Mavi boncuk, çörek otu, çıtlık ağacından yapılan nazarlık bir hocaya okutturulur. Bunlardan biri elbiselere dikilerek vücutta taşınır. Ayrıca muska yazdırılır ve taşınır.

Tarlalara kuru at veya eşek kafası bir dikili sırığa veya ağaca bağlanarak bırakılır.

Araçlara Kur’an, enam, maşallah, mavi boncuk, göz resimleri, el resminin içine çizilen göz resimleri asılır.

Bir şeyi hayırlı etmek, bir şeyi kutlamak ve göz değmesini önlemek için “Maşallah”, “Hayırlı olsun”, “Güle güle kullan”, “Allah bağışlasın” vb. sözler söylenir.

Yörede, genel inanışa göre eğer çocuğa nazar değdiyse çocuk devamlı ağlar. Nazar değen büyük biriyse üzerinde bir ağırlık olur, hastalanır ve iştahsızlanır. Nazardan kurtulmak için başlıca şu âdetler yapılır:

Nazar değen kimseye kurşun dökülür, suyu o kimseye içirilir.

Biraz suya:

"Akgöz, kara göz, sarı, mavi, yeşil, ela göz
İnne fiş inne fiş inne fiş
Kara yılanın sütünü yoğurt mayalamışım
Ye de çatla, patla, çık."
diye bir duâ okunarak, her renkteki göz için suya bir kömür parçası atılıp çalkalanır. Bu suyla yıkanılır, biraz da içilerek kalanı ateşe dökülür.
Üzerlik yakılarak dumanın üstünden atlanılır. Baş, kol ve ayaklar bu dumanın üzerinde biraz tutulur.


Dört yol ortasından çöp alınıp toplanır, ateş yakılır ve ateşin üzerine tuz konularak çocuk atlatılır. Nazar edenin gözü burada patlatıldığına inanılır.

Yedi eşikten gizlice parça alınır ve hasta olan çocuğa tütsü yapılır.

Nazarı dokunan kimselerin üzerinden bir düğmesi veya sırtındaki elbiselerden bir parçası haberi olmadan alınıp nazar değdiğine inanılan hayvana yedirilir.

Ocaklı veya başkasından hastalığı iyileştirmek için el almış kişi üç parça kaburga kemiği üzerine, Arap harfleriyle birisine berakış, ikincisine betakış, üçüncüsüne etakış kelimelerini yazar, bunu dumansız kor üzerine bırakır ve o sudan hastaya içirilir.

Yörede muska, hamayıl (büyük muska) yazdırmak ve taşımak, muska şeklinde cevşen duasını taşımak suretiyle hastalıklardan, kötülüklerden ve kem gözlerden korunulur.

D) Büyü-Sihir-Tılsım-Muska İle İlgili İnanışlar: Yörede, halk arasında “büyü, sihir, tılsım ve muskacılık” tabirleri birbirleri yerine kullanılır. Büyücülük açık-gizli, isteğe bağlı olan-olmayan şeklinde olduğu gibi olumlu ve olumsuz olarak da iki kısımda değerlendirilebilir.

Olumsuz olarak yapılan büyü şu amaçlar için yapılır: Düşmanlık, kıskançlık, çekemezlik nedeniyle eşlerin arasını açmak, bir kızın kısmetini bağlamak, erkeklik uzvunu bağlamak, mağdur etmek veya süründürmek.

Olumlu olarak yapılan büyü ise şu amaçlar için yapılır: Arası iyi olmayan iki eşin veya kimsenin arasını düzeltmek, kurdun ağzını bağlamak, baht açmak, çalınan eşyayı bulmak, cin çarpmasını kaldırmak, eşlerden birinin diğerini itaatına almak, çocuğu olmayanı çocuk sahibi yapmak, nazarı önlemek.

E) Rüya Tabirleri

Rüyada ay ışığı görmek aydınlığa, hayıra işarettir.
Rüyasında ağlayan sevinir.
Rüyada ölü görmek, diriden haber alınacağına işarettir.
Rüyada suya giren paraya kavuşur.
Rüyada ip gören yola gider.
Rüyada ayakkabı görmek, darlığa işarettir.
Rüyada koyun görüldüğünde hayıra, keçi görüldüğünde şeytana işarettir.
Rüyada deve sürüsü veya çadır direğinin göçtüğü görülürse akrabadan birisi ölür.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Isparta
Isparta Halk Edebiyatı

EFSANELER

1. Eğirdir İsminin Efsanesi: Zamanın birinde Eğirdir’de yaşayan bir bey, eşi ve çocuklarıyla birlikte Sivri Dağı eteklerinde avlanmaya çıkar. Bey orada bir geyik görür, okunu gerer ve geyiğe atar. Ancak ok geyiğe değil, arkada bulunan kayaya saplanır. İşte tam bu noktadan sular fışkırmaya ve çoğalarak akmaya başlar. Beyin çocuğu bu suya kapılır ve boğularak ölür.

Bey, hanımının yanına koşar ve çocuğun boğularak öldüğünü bildirir. Hanım dalmış, elindeki tenkerekiyle yün eğirmektedir. Bey daha da bir isyankâr tavırla; “Hanım hanım çocuğu su aldı götürdü, sen hala elindekini eğirir durursun. Eğirdur bakalım” der.

Böylece Eğirdir ismi ilk defa söylenmiş ve bu yöreye verilmiş bir isim olarak kalmıştır.

2. Anamas Efsanesi: Anamas Yaylası, Anamas Dağı’nın eteğindedir. Sütçüler, Beyşehir Gölü, Ş.Karaağaç arasında oldukça geniş bir yayladır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Anamas adının verilmesiyle ilgili iki tane rivayet bulunmaktadır.

Birinci Rivâyet: Aksu İlçesi'nin ilk adı olan Anamas'da vaktiyle fakir bir ailenin oğlu, anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçükken yumurta ve tavuk hırsızlığına başlamıştır. İşi gitgide büyüterek korkulur bir eşkıya olmuş, yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yapmaya başlamış. Nihayet yakasını hükümetin pençesine kaptırmış. Kıydığı canların, yollarını kestiği mazlumların bedduâsı onu darağacı altına getirmiş. Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş. Abdest almış ve iki rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak: "-Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Beni asma Anamı-as..." diye yalvarmağa başlamış. Derken adamı asmağa memur olan hükümet adamları, zavallı delikanlı yiğidin macerasını dinlemişler ve onu asmaktan vazgeçmişler. İşte, kendini bilmez, cahil bir ananın teşvikiyle hırsızlığa alışan masum delikanlının macerası bu dağlara Anamı-as adını verdirmiştir.

İkinci Rivâyet: Çok eskiden bu dağda bir zengin ağa yaşarmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ağanın adamları, sürüleri, sürülerine bakan çobanları varmış. Çobanlarından biri özü sözü doğru, yağız bir delikanlı imiş. Delikanlı, ağanın kızına aşıkmış. Yıllarca "Ben bir çobanım, o ağa kızı" diye aşkını kor yapıp içinde saklamış. Ama bir zaman gelmiş dayanamamış "-Ana" demiş. "-Bana ağanın kızını isteyeceksin." Ana önce korkmuş, çekinmiş ama oğlunun solan yüzüne dayanamamış, gitmiş kızı istemiş. Meğer kız da çobanı severmiş. Ağa, kızının hatırı için çobanın dileğini hoş görmüş. Demiş ki: "-Kızımı veririm, ama, koyunlarımı bir gün susuz bırakacak, ertesi gün göl kıyısına götüreceksin." Çoban kabul etmiş. Ağanın dediği gibi sürüyü susuz bırakıp, göle götürmüş. Tam yaklaştıklarında başlamış kaval çalmaya. Cümle koyunlar, kuzular durmuşlar. Kavalın sihirli sesi onları büyülemiş, suyu görmez olmuşlar. Yalnız içlerinden biri kendini sudan alamamış. Binlerce başlık sürüdeki bir koyun yüzünden de ağa: "-Olmaz" demiş. Bir daha denemişler yine olmamış. Üçüncüsünde inatçı koyun da, kavalın nağmesine uyup su içmemiş. Bu defa ağa: "-Bir kere daha dene" deyince çoban kızmış. "Anamı assalar bu kızı almam" demiş ve vermiş kendini dağa. Bir daha ne gören olmuş, ne sesini duyan. "Anamı assalar" sözü de yılların altında ezile ezile değişerek Anamas olmuştur.

Efsanede geçen hadise sonucunda çobanın "Anamı assalar" sözü zamanla yöreye Anamas adını vermiştir. Efsane içinde çobanın olağanüstü bir gücü ortaya konmuştur. Bu gücü aşkına olan samimiyetinden dolayı Allah tarafından aldığına inanılmaktadır.

3. Ayazmana Efsanesi: Ayazmana Senirkent ve Isparta'da olan bir mesirelik yerin adıdır. Rivâyete göre eveli bir anaynan gızı varımış. Evleri bitecik adayımış. Bunnarın bir sürü goyun guzuları varımış. Yakınnarında da su yoğumuş. Goyunnarı sulamaya de uzaklara giderlerimiş. Gız, çok bıkmış goyunnarı sulamak için uzaklara gidip gelmekten. Oturmuş, Allah'a yalvarmış: "-Allahım ne olur şuracıkda su olaydı. Su çıkar da istesen evimin ortasından çıkar" demiş. Bunun üzerine odanın ortasından su çıkmış

Bi gış günü guru darı bi şey bişirceklermiş. Yakacakları galmamış. Gadın, yakıcak aramaya dışa çıkıyomuş. Amma, soğuktan, fazla uzaklaşamadan dönüyomuş. Her defasında da gız sormuş: "Ayaz mı ana?" derkene oranın adı Ayazmana galmış.

Ayazma adı bu geçen efsanedeki hadisenin sonunda verildiğine inanılmaktadır.

4. Gelincik Dağı (Gelincik Ana) Efsanesi: Senirkent'in 10 km. doğusunda, Senirkent'in yaslandığı dağın doğuya doğru devamı olan, Barla dağının kuzeye bakan tepesinde, 2734 metre rakımlı bir tepe vardır. Bunun üzerinde çimenlik bir düzlükte etrafı gelişi güzel bir taş yığını biçiminde sıralanmış, bir duvarla çevrili, 10 metre uzunluk ve 5 metre genişlikte, oval bir alan içinde Gelincik Ana’nın yatmakta olduğu rivâyet edilmektedir.

Birinci Rivâyet: Her yıl buraya yaylamayı âdet edinen Sarıkeçili oymağından bir oba, günün birinde yine yaylada çadır kurar. Obanın oğlu geçen yıl burada evlenmiş ve gelin kadın ilk kınalı parmak aşını burada yaktığı ocakta yapmış. Gelinin kaynatası ona, hemen ateş yakmasını ve saç kondurmasını söylemiş. Gelin, o an aklına gelen geçen seneden kalan, toprağa soktuğu üç yanık esiyi alıp getirmek için soktuğu tarafa gitmiş. Topraktan çekip getirmiş. Hâlâ yanmakta olduğunu gören kaynatası hayretler içinde kalarak esinin toprağın içinde bir sene yanık kalmayacağını, gelinin başka bir amaçla oraya kendinden önce geldiğini ve kendini kandırdığını söylemiş.

Gelin tüm saflığıyla bakmış. Elindeki yanık esileri tüm gücü ile atarak: "-Allah’ım canımı al" demiş ve can vermiş. Attığı esilerden biri olduğu yerde, ikincisi kendisinin aşağısındaki Akdere denen derenin içinde, üçüncüsü Yassiören'in altında bulunmaktadır. Adları yanık katrandır. Bu dağa daha sonra bu gelinin ismi verilmiştir.

Gelin-Kaynata arasında geçen bu hadiseden sonra yaylanan bu dağa Gelincik Dağı adı verilmiştir. Burada yatan Gelincik Ana mezarına adak adamaya, dilek dilemeğe gelinmektedir.

İkinci Rivâyet: Her sene yaylamaya gelen Sarıkeçili oymağından olan Yörükler geldikleri tepedeki yaylaya bir çadır kurarlar. Daha yeni evli olan gelinin kaynanası gelinden bir ateş yakmasını ve yemek pişirmesini ister. Gelin şuradan, buradan, çalı, çırpı toplar, ancak çıkan rüzgardan ateşi yakamaz veya yanında kibriti yoktur. Gelin bütün çabalarına rağmen ateşi yakamayınca cadaloz kaynana, elinde oklava değneğiyle geline çok şiddetli saldırır. Ne olduğunu anlamayan gelin geçen seneden kalan küllere başını eğer ve saçlarını küllere bular.

Meğerse, ta geçen seneden küllerin altında kalmış olan kıvılcım zavallı gelinin saçlarını tutuşturarak orada yığılı çalı, çırpı de alev alev yanar ve gelin de bu alevlerin içinde kül olur. Facia yerine yetişen güveyi ve Obanın gün görmüşleri bu hale acırlar, göz yaşı dökerler. Hain kaynana diz çöküp Hakk'a yalvarır ve masum gelinine yaptığına pişman olur; ama, iş işten geçmiştir. Gelinciğin kemiklerini bu ocağın mezarına gömerler ve bu dağa Gelincik Ana adını verirler.

5. Isparta Adı İle İlgili Bir Efsane: Vaktiyle Gülistan denilen bir diyarın Gülsultan adında bir hükümdarı varmış. Bu hükümdarın elma yanaklı, kiraz dudaklı, pembe gül tenli ve ahu bakışlı güzel bir kızı varmış. Kız, pembe gül tarlaları arasında doğup büyüdüğü için kendisi de güller gibi kokarmış. Bütün tabiat bu kıza aşıkmış. Bu güzel kız yüzünden komşu hükümdar dağlar yıllarca birbirleriyle mücadele etmişler. Bunlardan Davras adında dağ, yanıp tutuşan bağrından semalara alevler fırlatmış. Neden sonra bu dağlar bir karara varmışlar. Demişler ki: "Elele, omuz omuza verelim. Geniş bir dağ halkası yapalım. Bu halkanın ortasında hasıl olacak ovayı bereketlendirelim. Ovanın güney bölgesini bağ, bahçe ve gül tarlaları ile süsleyelim. Hiçbirimize yâr olmayan sevgilimizi oraya yerleştirelim. Başına da bekçi olarak Yağız Karatepe ile Efe Sidre tepeyi dikelim. Onun güzelliğini uzaktan seyredelim." Öyle yapmışlar. Böylece dağ halkasının ortasındaki geniş ovanın güneyinde güzel Isparta bütün tarih boyunca emniyet içinde, düşman istilası görmeden, huzur ve sükun içinde, yeşil fistanının uzun eteklerini yayarak, sevdalılarına cilveler yapıp durmuştur. En nefis elma ile kirazın ve en güzel gülün yetiştiği bu diyarda yetişen kız da elbet güzel olacaktır.

ATASÖZLERİ

Aça kuru ekmek bal helvası gibi gelir.
Acı sakız gibi yapışır, kedi gibi sırnaşır.
Akrabalar, akrep olmuş kimse bilmez nettiğini, Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini.
Alan razı satan razı, ne halt eder it Niyazı.
Alemin tenceresi kapalı kaynar.
Anası ne ise danası da odur.
Aramakla güzel bulunmaz.
Aşı pişiren soğutsun, doğuran avutsun.
Ata et ite ot döker.
Atın bahtsızı arabacıya düşer.
Başta akıl olmayınca kuru kafa neylesin.
Bilmediğin ot karın ağrıtır.
Bir bulutla kış olmaz.
Boş keseden beleş bağışlar.
Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
Çalı çırpı ile ev yapılmaz.
Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
Dağa gidenin işi, kabak keçinin yaşı belli olmaz.
Düğün evini bilmeden keşkek sahanının alıp koşma.
Eşeğe semer yük değildir.
Fukaranın cebi boş gönlü doludur.
Göl yerinde, su eksik olmaz.
Gül dikensiz olmaz.
Hamam tokmağı gibi başa vurur.
Her balık kendi yemi ile tutulur.
Her çıkık yerini bulur.
Her sakaldan bir kıl alsan köseye bir sakal olur.
Herkes ayağına ipin nereden takıldığını bilir.
Herkes gidişen yerini kaşır.
Kar yağdığı gün tozar.
Karının adını söyle ama kârını söyleme.
Karpuz kesmekle yürek soğumaz.
Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.
Kokmuş ete tuz çare eylemez.
Köpek ekmek yediği kapıyı bilir.
Lezzetsiz çorbaya tuz kâr etmez.
Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
Malını övme pazarını öv.
Nâdan ile ye iç sohbet etme.
Oğlan yer oduna gider, çoban yer koyuna gider.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
Ölenle ölünmez.
Ölüye gülmezler deliye gülerler.
Pişinceye kadar durur da soğuyuncaya kadar duramaz.
Sahipsiz eşeğe kim olsa biner.
Söyleme arsız edersin, kitleme hırsız edersin.
Tencere kapağını bulamayınca kaynamaz.
Turna katarıyla, leylek alayıyla uçar.
Ulu ağacın gölgesi bol olur.
Üzüm çöpsüz olmaz, armut sapsız olmaz.
Yel esmeyince, çalı çıtırdamaz.
Yenecek aş buharından bellidir.
Yolda giden yorulmaz.
Yörük at kendine özengi vurdurmaz.
Yükün ağırını koca öküz çeker.
Yürük at yemini kendi arttırır.
Zenginin kokusu çıkmaz.
Zengin isterse fakir bulursa yer.

DEYİMLER

Ayranı kabarmak: Öfkelenip köpürmek.
Baş göz olmak: Evlenmek.
Bir eli balda bir eli yağda: Bolluk içinde bir yaşayışı olmak.
Çene çalmak: Arkadaşlarıyla şundan bundan konuşup vakit geçirmek.
Çiçeği burnunda: Taptaze.
Devede kulak: Büyük bir varlıktan ya da işten çok küçük bir parça.
Eli kulağında: Olması, gerçekleşmesi çok yakın.
Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran.
Gizli çıkı: Başkalarına duyurmadan, kimseye haber vermeden iş yapan kişi.
Iska geçmek: Üzerinde durmamak, atlamak, önem vermemek.
İçine kapanmak: Çevresindeki kişilerle ilişki kurmamak ve duygularını kimseye açmamak.
İnsan sarrafı: İnsanların iyisini, kötüsünü iyi seçen kimse.
İt sürüsü kadar: Pek çok gereksiz kişi bir arada.
Kabir suali: Çok ayrıntılı, usandırıcı sorular sormak.
Kof çıkmak: Bilgisiz, değersiz, işe yaramaz bir kişi olduğu anlaşılmak.
Laf aramızda: Söylediğim aramızda gizli kalsın.
Leke sürmek: Birine suç yüklemek.
Notunu vermek: Değeri, nasıl bir kişi olduğu üzerine bir kanıya varmak.
Oh çekmek: Birini üzen duruma sevinmek.
Ölü mevsim: İşin ve alışverişin pek az olduğu aylar.
Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, sorumsuzca oturup kalmak.
Püsküllü belâ: Büyük sıkıntı ve zarar veren kişi ya da şey.
Sır küpü: Bildiği sırları hiç kimseye söylemeyen kişi.
Sudan ucuz: Çok ucuz, bedava gibi.
Şifayı bulmak: Hastalanmak, hastalığı artmak.
Taş atmak: Söz dokundurmak.
Tıraş etmek: Usandıracak kadar uzun laflar söylemek.
Toz olmak: Ortadan kaybolmak.
Ucuz atlatmak: Tehlikeli bir durumdan az bir zararla sıyrılmak.
Uyku bastırmak: Çok uykusu gelmek.
Üç aşağı beş yukarı: Yaklaşık olarak, belli bir sayıdan biraz eksik ya da biraz artık olarak.
Vaktini almak: Yapılması için bir süre uğraştırmak, epey bir zaman harcamasını gerektirmek.
Vur patlasın, çal oynasın: Elindeki avucundaki parayı zevk ve eğlencesi uğruna harcayan kişinin durumu.
Yağ bağlamak: 1. Semirmek. 2. Üzerine kat kat biriken yağ katılaşmış olmak.
Yağlı müşteri: Bol paralı, çok alışveriş yapan müşteri.
Zevkine varmak: Güzelliğini, tadını gereği gibi duymak.
Zılgıt yemek: İyice azarlanmak.
Zihni açılmak: Daha iyi anlar ve kavrar olmak.
Zil zurna sarhoş: Aşırı derecede sarhoş.
Zora binmek: İş, zor kullanmakla sonuçlanacak bir durum almak.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.