You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Genel Felsefi Yaklaşımlar

Genel Felsefi Yaklaşımlar

Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Anti-klerikalizm Nedir, Ne Demektir?

Anti-klerikalizm, kamusal ve politik yaşam veya bir kişinin günlük hayatı üzerindeki, kurumsal dini güçlere ve etkilere karşıt olan tarihi bir harekettir. Bu hareket, sadece sekülerlikten daha aktif ve partizan bir tavır ister ve hatta bazen kilise mülküne zarar vermek veya çalmak gibi şiddetli tavırlar alabilir.

İngilizce kökenli bir sözcük olan clericalism, kilisenin nüfuzu/yasası anlamına gelmektedir. Bundan yola çıkılarak esasında Hristiyanlık ve kilise karşıtı bir hareket gibi algılansa da günümüzde her türlü dini baskıya karşı bir hareket olma niteliğini kazanmıştır.

18. yüzyılda dini ilgisizlik temeline dayalı olarak gelişen siyasi ve dini bir akım olan Anti-klerikalizm Kilisenin dogmalarına, imtiyazlarına, mülklerine ve siyasi nüfuzuna karşı çıkmıştır. 1789 Fransız İhtilali'nde aktif rol oynamıştır. Bu akım sonradan Portekiz, İspanya ve İtalya’ya da yayılmıştır.

Kilisenin ve ruhban sınıfının politik etkisine karşı durulması ve bunların politikadan uzak tutulması yolundaki uygulamalara da Anti-klerikalizm denir. Daha ziyade Katolik kilisesinin siyaset alanına karıştığı ülkelerde bir kısım partilerin uyguladıkları bir politikadır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Milet (Miletos) Okulu ve Arkhe Sorunu

Miletos Okulu, bugün Manisa ili sınırları içinde bulunan Miletos şehrinde etkinlik göstermiş bir felsefe okuludur. Bu okulun temsilcileri olan Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, gösterdikleri düşünsel etkinlikle ve yöneldikleri sorunlarla felsefe tarihinin ilk filozofları olmuşlardır. Milet Okulu ile beraber ortaya çıkan bu yeni düşünme anlayışının en temel kavramı kuşkusuz arkhe idi. Yunancada başlangıç, ilk, ana kaynak gibi anlamlara gelen arkhe kavramı Aristoteles’in "****fizik" adlı eserinde de söz konusu edilmekte ve iki ana düzeyde değerlendirilmektedir. Bunlardan birincisi her şeyin kendisinden meydana geldiği, türediği şey (arkhe) nedir? İkincisi ise bu tek bir arkheden evrendeki bütün bu görünür çokluk, yani bileşik olan şeyler (suntheta) nasıl olup da meydana gelmişlerdir (genesis). Aristoteles’in ****fizik isimli eserinde ele aldığı arkhe kavramına ilişkin (bkz. ****fizik, 983-985b) iki farklı yaklaşım sergilenmiştir. Bunlardan birincisi, doğada bulunan varlıkların arkhe olduğuna yönelik yaklaşımdır. Bu yaklaşım uyarınca arkhe; toprak, su, hava ve ateşten herhangi biri veya bunların hepsi olarak düşünülmekteydi. Burada dikkate değer nokta, arkhe olarak değerlendirilen unsurun doğada bulunuyor olmasıdır. Bu gelenek Thales’in suyu, Anaksimenes’in havası ve Empedokles’in dört element (toprak, su, hava ve ateş) anlayışıyla sürdürülmüştür.

İkinci yaklaşıma göre ise arkhe, duyularla kavranamayan, doğada bulunmayan soyut varlıklardır. Bunların örnekleri; Anaksimandros’un apeironu (belirsiz olan), Parmenides’in küre şeklindeki Bir’i, Pythagoras’ın geometrik nesneleri ya da sayıları, Demokritos’un duyularla algılanamayan atoma kavramıdır. Eski Yunan düşüncesini temsil eden düşünürlerin ele alınmasında ve değerlendirilmesinde, bu düşünürler şu soruların birkaçı veya hepsine verdikleri yanıtlar doğrultusunda değerlendirilebilir ve sınıflandırılabilirler:

a. Her şeyin kaynağı (arkhe) nedir?
b. Bu kaynaktan diğer tüm şeyler nasıl meydana gelmişlerdir (genesis)?
c. Yerin (yani Dünya'nın) şekli ve evrendeki konumu nedir?
d. Gökteki varlıkların konumu ve evrendeki konumu nedir?
e. Doğa olayları ne şekilde açıklanmaktadır?
f. Dini ve tanrısal konularla ilgili görüşleri nelerdir?

Mitostan logosa doğru gerçekleşen dönüşüm Aristoteles tarafından (bkz. ****fizik, 1091b4-10) şöyle anlatılmaktadır: ’Ama gerçekte onların dünya kuralları-dünya yöneticisi değişiyor: Her şeyi mitsel bir damar içinde değil, kendi aralarındaki karışımdan ilk çıkan kuşak en iyi şeyleri yaptı diyor kimileri, yani Perecydes ve diğerleri’ (Barnes, 1982: 60).

Miletos Okuluyla birlikte Eski Yunan dünyasında mitos temelli düşünme biçimlerinden logos temelli, yani felsefe temelli düşünme biçimlerine doğru bir dönüşüm başlamıştır. Bu anlayış, doğanın doğa dışı unsurlarla değil, doğanın kendisinden hareketle açıklanması anlayışının filizlenmesi anlamına gelmektedir.

Milet Okulunu özetlersek karşımıza şu içerik çıkacaktır:

Eski Yunan Düşüncesini temsil eden düşünürlerin her şeyin kaynağı (arkhe) nedir sorusuna verdikleri yanıtlar:

Miletos okuluyla beraber ortaya çıkan düşünme anlayışının temel kavramlarından biri Arkhe’dir. Arkhe, Aristoteles’in ****fizik adlı eserinde söz konusu edilmekte ve iki ana düzeyde değerlendirilmektedir. Bunlardan birincisi her şeyin kendisinden meydana geldiği, türediği şey (arkhe) nedir? ‹kincisi ise bu Arkhe’den tüm bir çokluk yani bileşik olanlar (suntheta) nasıl olup da meydana (genesis) gelmişlerdir. Arkhenin ne olduğuna ilişkin iki farklı yaklaşım sergilenmiştir. Bunlardan birincisi, doğada bulunan varlıkların arkhe olduğuna yönelik yaklaşımdır. Bu yaklaşım uyarınca arkhe; su, hava veya toprak, hava, su veya ateş’ten biri veya hepsi birlikte olarak düşünülmekteydi. Burada dikkate değer nokta, arkhe olarak değerlendirilen unsurun doğada bulunuyor olmasıdır. Bu gelenek Thales’in Su’yu, Anaksimenes’in Hava’sı ve Empedokles’in Dört Element anlayışıyla sürdürülmüştür. İkinci yaklaşıma göre ise arkhe, duyularla kavranamayan, doğada bulunmayan soyut varlıklardır. Bunların örnekleri; Anaksimandros’un apeironu (belirsiz olan), Parmenides’in küre şeklindeki Bir’i, Pythagoras’ı n geometrik nesneleri-sayıları, Demokritos’un duyularla algılanamayan Atoma’sıdır.

İlk filozof olan Thales’in felsefi görüşlerinin ana noktaları

Eskiçağ Ege Medeniyetinde arkhe sorununun felsefe bakımından ilk ele alınışının örneğini Milet okulunun mensubu ve bu okulun kurucusu kabul edilen Thales’te görmekteyiz. ‹lk filozof Thales, evrendeki tüm şeylerin sudan meydana geldiğini düşünmekte, suyu arkhe olarak belirlemekteydi. Böylece evrendeki görünür çokluğu, tek bir ortak kökene indirgeyen ilk düşünür odur. Üstelik evrendeki her şeyin kökeni olarak ortaya konan bu başlangıç (arkhe), mitoslarda olduğu gibi doğaüstü bir yapı değil, bizzat doğanın kendisinde bulunan bir unsurdur. Öte yandan Thales, suya bir tür tanrısallık, canlılık, ruhsallık atfederek aslında mitoslardakinden daha rasyonel bir tanrısallık anlayışı önermiştir. Bu düşünceye, canlı-maddecilik (hylozoizm) denmektedir.

Anaksimandros’un felsefi görüşleri

Thales’in öğrencisi Anaksimandros su gibi maddi bir yapı yerine, apeiron adı verilen, nicelik bakımından sınırsız/sonsuz, nitelik bakımından belirsiz bir yapıyı arkhe olarak belirlemiş, her şeyin ondan gelip ona döneceğini savunmuştur. Anaksimandros’un, apeiron kavramıyla maddi özelliklerden arınmış, bu yüzden duyulara hitap etmeyen ****fizik bir soyutlamaya eriştiği açıktır. Belki de her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk kökenin, maddi özelliklerden bağışık olması gerektiğini düşünmekteydi. Apeiron, sadece bir ilke olarak değil, aynı zamanda evrende hüküm süren zıtlar arası mücadelenin genel yasası gibi de düşünülmüştür. Anaksimandros, evrende tek bir yasanın hüküm sürdüğünü ilk kez dile getirmiştir. Yasa, bir anlamda mitoslardaki kör kaderin (moira) yerini almıştır.

Anaksimenes’in felsefi görüşleri

Anaksimenes, apeiron gibi belirsiz bir yapının maddi evreni açıklamada güçlükler doğuracağını düşünmüş ama yine de apeiron kavramının içerdiği sonsuzluk düşüncesinden etkilenmiştir. Bu yüzden hem maddi ve belirli bir yapı olarak gördüğü hem de sınırsız/sonsuz olarak düşündüğü havayı, şeylerin arkhesi olarak belirlemiştir. Thales suyu, Anaksimandros apeironu arkhe olarak belirlemiş ama her şeyin sudan ya da apeirondan nasıl meydana geldiklerini açıkça ortaya koymamışlardı. Oysa Anaksimenes, havaya, genleşme ve yoğuşma şeklinde iki tür hareket atfederek diğer şeylerin arkheden nasıl meydana geldiklerini ilk kez açıklama çalışmış, böylece oluş sorununa ilk çözümü açıkça önermiştir. Buna göre hava genleştikçe ateşe yoğuştukça ateşe, toprağa, suya dönüşmektedir. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, sonraki Yunan düşünürlerinin büyük bir kısmını meşgul edecek olan bu iki temel sorunu, arkhe ve oluş sorununu ilk kez ortaya koymuş ve bu sorunlara ilk çözümleri önermiş olmaları bakımından son derece önemlidirler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Analitik Felsefe Akımı Nedir?

Analitik felsefe akımı, 1900'lü yılların geleneksel düşünce sistemlerini eleştirerek kurulan ve felsefesini bu yönde geliştiren bir felsefe okuludur.

Bu akım, analitik felsefe dışında; Analiz, Oxford Felsefesi ve Cambridge Analiz Okulu gibi adlarla da anılmaktadır.

Analitik Felsefe Akımının Kurucuları ve Üyeleri

Analitik felsefenin kurucuları Cambridge filozofları G.E.Moore ve Bertrand Russell'dir. Bu filozoflar; Gottlob Frege, Ludwig Wittgenstein, Rudolf Carnap, Kurt Gödel, Karl Popper, Hans Reichenbach, Herbert Feigl, Otto Neurath ve Carl Hempel gibi isimlerden etkilenmişlerdir.

Russell ve Moore'u İngiltere'de C. D. Broad, L. Stebbing, Gilbert Ryle, A. J. Ayer, R. B. Braithwaite, Paul Grice, John Wisdom, R. M. Hare, J. L. Austin, P. F. Strawson, William Kneale, G. E. M. Anscombe ve Peter Geach; Amerika'da ise Max Black, Ernest Nagel, C. L. Stevenson, Norman Malcolm, W. V. Quine, Wilfrid Sellars ve Nelson Goodman Avustralya'da A. N. Prior, John Passmore ve J. J. C. Smart takip etmişlerdir.

Analitik Felsefe Anlayışı

Analitik felsefe Hegel kökenli "Mutlak Gerçeklik" kavramı ve idealist sentezine karşı bir reaksiyonu temsil eder. İdealist felsefede; gerçeğin görünüşlerden büsbütün bağımsız olduğu ve felsefenin de bu bağımsız alanla ilgilendiği kabul edilmekteydi. Analitik felsefede ise felsefenin işlevinin duyularımızdan bağımsız olduğu varsayılan veya inanılan alanla ilgili spekülasyon yapmak değil, bilgi dediğimiz şeyin hangi anlamda bir bilgi olduğunu lingüistik araştırmalarla analiz etmek ve felsefeden entelektüel kargaşa veya yanlış anlama gelen ve hatta yanlış sorulan soruları ayıklamak olduğunu kabul edilmektedir.

Analitik Felsefe Hakkında Ek Bilgiler

Analitik felsefe pozitivizmin 20. yüzyılda çağdaş bir görünüm almış şeklidir. Neo-pozitivizm ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir.

Bu yaklaşıma göre felsefe; varlık, değer ve tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Bu felsefe anlayışına göre bilime dayanan bilgi doğru bilgidir. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için de bilginin analizi gerekir. Bu amaçla bilimin kullandığı önermelerin kuruluşu ve yapısı incelenir. Bu da dil analizidir.

Analitik felsefeye göre felsefede ortaya çıkan sorunlardan birisi bulanık mantıksal çıkarımlar; diğeri değişik anlamları olan sözcüklerin bir birine karıştırılmasıdır. Bu nedenlerden kaynaklanan sorunları çözmek için de bulanık mantıksal çıkarımlar yerine açık-seçik mantıksal çıkarımlar oluşturmak ve tek anlamlı sözcüklerden oluşan yapay bir dil sistemini kurmak gerekir.

Bu akımın başlıca temsilcileri; Ludwig Witgenstein, Moritz Schlick, Rudolf Carnap ve Hans Reichenbach’tır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Akademia Nedir?

- Kavramlar ve Tanımlar

Akademia, bir terim olarak milattan önce 387 yılında Platon tarafından bir felsefe okulunun ismi olarak kullanılmıştır. Bu terim, günümüzdeki "üniversite" kavramını oluşturan bileşenlerden birisi olan "akademi" terimine öncülük ve işaret etmektedir.

Akademia bir okul olarak ise Platon tarafından kurulan ve girişinde "Matematiksel olanı kavramamış olan, buraya girmesin! (Ageometretos medeis eisito!)" yazısı bulunan felsefe okuludur. Okulun girişinde bulunan bu metin, Akademia'nın matematiksel ve akılcı bir düşünceyle temellendirildiğine işaret etmektedir.

- Akademia Felsefesi, Akademia'nın Düşünsel Düzlemi

Platon, öğretmeni olan Sokrates'in izinden giderek batı felsefesini bugün bile şekillendirmekte olan önemli bir felsefe ekolünün kurucusu olmuştur. Bu ekol, aynı zamanda felsefe tarihinin en önde gelen okullarından birisi olan Akademia Okulu'nun ekolüdür.

Akademia ekolü, kuruluş döneminde materyalist düşünceye yönelmiştir. Daha sonraları, Arkesilaos ile birlikte okulun düşünsel yönü de "kuşkuculuk"a doğru kaymıştır. Bu dönemden sonra "Kuşkucu Akademia"nın en önemli düşünürleri olarak Arkesilaos ve Karneades ön plana çıkmışlardır.

- Akademia'nın Tarihsel Çerçevesi

Atina'nın kuzeybatısında, bahçeler içinde bir beden eğitimi okulunu satın alan Platon burada Akademia ismini vereceği okulunu kurmuştur. Platon aynı zamanda kendi felsefe yaşantısının en önemli dönemlerini de bu okulda geçirmiştir. Platon'un en önemli eserlerini hayata geçirdiği Akademia Okulu, daha sonraları Platon'un ardılları olan Arkesilaos, Karneades ve Larissalı Philton gibi filozoflar tarafından da yaşatılmış ve Platon felsefesini bütün düşünce dünyasına yaymıştır.

Akademia, yüksek düzeyli kapsayıcı etkisini batı felsefe dünyası üzerinde bugün bile bütün canlılığı ve güncelliğiyle hissettirmektedir.

Platon'a göre onun Akademia'da yetiştirdiği insanlar ileride Yunan şehirlerinde siyasi liderlik yapacak ve politika düzeleceklerdir.

Akademia Okulu düşünce dünyasında çok uzun bir sürece büyük bir önem arz etmiştir. Platon'un ölümünden sonra ise okul gerçek etkinliğini yitirmeye başlamıştır. Platon'dan sonra okulun liderliğini yürüten Speussippos, Ksenokrates, Krates gibi isimler Platonun felsefesine ek bir şeyler katamamışlardır. Daha sonraları, Arkesilaos'la birlikte okulun "Yeni Akademia" diye bilinen ikinci dönemi başlamıştır. Arkesilaos, doğruyu bilmenin olanaksız olduğunu söyleyerek Platon'un görüşleri ile taban tabana zıtlaşmış ve ona karşıt bir görüş ortaya çıkarmıştır.

Akademia, aynı zamanda "Akademos" olarak da bilinmektedir.

Bugün kullandığımız ''akademi'' terimi Akademia'dan gelen bilim ve sanat topluluklarını ifade etmektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Deneycilik Nedir?

John Locke, klasik bir deneyci filozof örneğidir. Locke, bilginin özelliği ve kaynağına ilişkin "İnsan Zihni Üzerine Bir Deneme" adlı kitabında zihni "üzerinde hiçbir yazı bulunmayan, hiçbir tasarıma sahip olmayan beyaz bir kağıt"a benzetmiştir. Peki zihin, bu tasarımları ve düşünceleri nasıl elde etmektedir? Locke, bu soruya "deneyden gelir" diyerek cevap vermektedir.

Locke, zihni deney öncesinde içinde hiçbir şey bulunmayan boş bir levhaya (tabula rasa) benzetir. Ona göre bilginin bütün kaynağı deneyde, gözlemde ve duyuların kullanımıyla zihne gelen verilerde bulunmaktadır. Başka bir deyişle Locke için "insan zihninde doğuştan gelen hiçbir bilgi mevcut değildir" ve her bilginin kaynağı ve aracı, deneydir. Felsefe terminolojisinde, kaynağı deney olan bilgilere "a posteriori bilgiler" denilmektedir. Yani Locke'a göre bütün bilgiler, "a posteriori"dir.

İşte deneycilik, bilginin kaynağını ve sınırlarını tamamen deneye ve deneyime indirgeyen, hiçbir bilginin insan zihninde doğuştan var olmadığını kabul eden felsefi düşünce sistemidir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Devlet Felsefesi Nedir?

Siyaset felsefesinin bir dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları siyasi örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalıdır.

Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:

1. Doğal bir kurum veya organizma olarak. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi Platon'dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla akıl, can ve iştihadan oluşan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.

2. Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı. Bu çerçeve içinde, Aristoteles'te, devletin asıl amacı, yurttaşların maddi bakımdan refaha ulaşmaları, ama daha çok ahlaki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani, ona göre, devlet yö*netimleri kendi başlarına iyi ya da kötü değildir, ancak söz konusu amacı gerçekleştire*bilmesine göre, iyi ya da kötü devlet vardır.

3. Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik temsilciğini Rousseau, Hobbes ve Locke'un yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak bir özgürlük durumu içinde var olamaz. Mutlak bir özgürlük durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç olamayacağından, her insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar çatışmasına, hatta insanlar arasında bir savaşa yol açar. Fakat böyle bir durum, tüm insanlara zarar vereceğinden, insanlar bir araya gelerek, aralarında bir sözleşme yaparlar. İnsanlar toplum sözleş*mesi adı verilen bir uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek bir gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin ederler. Buradan da anlaşılaca*ğı gibi, söz konusu anlayışta devletin doğal bir temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve ken*dilerini geliştirmelerine imkan verecek bir araç olarak ortaya çıkar.

4. Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneği, ve amaçları olup, bir üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş bir kişi, dünyadaki ilahi düşünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin içeriğini milli ruhun meydana getirdiğini öne süren Hegel'e göre, milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü özel alanlara ayrılır.

5. Devletin, devleti kontrol edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten bir tür yönetim makinesi olduğunu, toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren Marksist devlet görüşü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüş olan topluma sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır.

KAYNAK

Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" Dersi Ders Notları
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Genel Felsefi Yaklaşımlar
Dil Felsefesi Akımı Nedir?

Dil felsefesi, dilin varlık-yapısı ve bu varlık-yapısının başka varlık-alanıyla olan ilgisini, dilin hayatla ve sübjektif-sferle olan bağlarını ve dilin insan için taşıdığı anlamlar üzerine araştırmalar yapan felsefe dalıdır.

Yüz yıllık bir geçmişi vardır ama dil eski çağlardan beri filozofların ilgisinin çeken bir konu olmuştur. Yunan dünyasında adlarla adlandırılan nesneler arasındaki ilişki önemli tartışma konularında biridir(1). Felsefe tarihinin dille ilgili en eski tartışması olan bu tartışmada bir taraf, bu ikisi arasındaki ilişkinin doğal olduğunu, adların adlandırdıkları şeylerin özünü yansıttıklarını, bunu da adlandırdıkları şeyleri sesler aracılığıyla taklit ederek yaptıklarını ileri sürer. Felsefe tarihinde Pythagoras'a kadar geri götürülen bu doğalcı görüşe karşılık, Demokristos'a kadar götürülen karşı görüş uylaşımcılık, bu ilişkinin uylaşımsal olduğunu, adların nesnelere rastgele verdiklerini ileri sürer. Platon'un Kratylos(2) diyalogunda ayrıntılı bir biçimde işlediği bu tartışmanın arkasında, aslında, Eskiçağlardan bugüne sürekli sorulan bir soru vardır: Dil ile dünya arasındaki ilişki nedir? Aristoteles ile Ortaçağ filozoflarının düşünmenin yapısını, Aydınlanma dönemi filozoflarının bilginin kaynağını ve bilme yetisinin sınırlarını araştırırken değişik biçimlerde sordukları soru bundan başka bir soru değildir aslında(3).

Ne var ki, Eskiçağdan 20. yüzyılın başlarına dek, Frege ile Russell'ınkiler içinde olmak üzere, yapılan bütün araştırmalar, doğrudan doğruya dilin yapısını anlamak için yapılmış araştırmalar değildir. Dolayısıyla onları dil felsefesi araştırmaları görmek görmek yanlış olur. Doğrudan doğruya dilin kendisinin bir sorun olarak görülmesi Frege ile Russel'ın çalışmalarının, felsefenin dili konu edinen ayrı bir alanı olarak dil felsefesinin doğuşu ise Ludwig Wittgenstein'ın ilk dönem çalışmalarının bir sonucudur.

Dil felsefesinin yüz yıllık kısa tarihinde yanıtı aranan iki ana soru vardır. Bu iki ana soru filozofların dil felsefesi tarihi içinde ele aldıkları iki ana soru olma ötesinde, dil felsefesinin iki ana sorusudur. Bryran Magee'nin bakışıyla(4), dil kullanıldığında karşımıza çıkan iki uçtan, yani üzerine konuşulan dünyayı gösteren 'özne' ucundan çıkan iki ana sorudur bunlar. Tarihsel olarak bakıldığında başlangıçta(5) ele alınıp yanıtı verilmeye çalışılan soru 'nesne' ucundan çıkar ve felsefe tarihinin o eski bildik sorusunu sorar: Dil ile dünya arasındaki ilişki nedir? Ancak bu sorunun yanıtını arayanlar bununla yetinmezler, bir de ikisi arasında kurdukları (ya da götürdükleri) ilişkiden bir anlam kuramı türetirler. Frege ile Russel, ilk dönem çalışmalarıyla Wittgenstein, başta Carnap olmak üzere mantıkçı pozitivistler, günümüzde Willard van Orman Quine ile Donald Davidson bu çizgide ürün veren kişilerdir(6).

Dil kullanımında 'özne' ucundan soruya gelince, bu 50'li yıllarda sorulmaya başlayan, dilsel davranışın nasıl bir davranış olduğu sorusudur(7). Dilin kullanım yönüne dikkat çekmesi ve dili bir insan davranışı olarak incelemenin öneminin vurgulaması bakımından ikinci dönemindeki Wittgenstein ile de ilişkilendirilebilecek bu çizgi, dil ile dünya arasındaki ilişkinin ne olduğu sorusunun yanıtını aradıkları bu sorunun bir parçası olarak görür ve dilin dünyasıyla ilişkisini, dilse davranışı yöneten kurallarının belirlediğini ileri sürer. Bu çizginin önemli bir özelliği de dilsel davranışı yöneten kuralları ortaya çıkarmaya yönelik araştırmayı, anlam sorunun çözümüm olarak görmesidir. John L. Austin ile John R. Searle bu çizgide yer alan kişilerdir.

KAYNAKLAR

1. Bu, Eskiçağda yalnız Yunanlı filozların değil, Hintli dilbilimcilerin de önemli tartışma konusundan birdir. Eski hint dünyasındaki bu tartışmanın kısa bir özeti için bkz., Johannes Bronkhorst, 'Language, İndian Theories of' Edward craif (yay.), Rouledge Encyclopedia of Philosophy (Londra- New York: Rotledge, 1998), VIII. cilt, s 379-384

2. Diyalogun iki ayrı çevirisi vardır: Suat Y. Baydur çevirisi (Eflatun, Kratylos. İstanbul: Maarif Matbası, 1944) ile Teoman Aktüel çevirisi (platon, Diyaloglar 1. İatanbul: Remzi Kitabevi, 1982; 189-260)

3. Eskiçağdan 19 yüzyılın sonuna kadar felsefe tarihindeki bütün bu gelişmelerin ayrıntılarına toplu bir bakış için özellikle bkz., Norman Kretzmann, 'Sementics, History of', Paul Edwards (yay.), The Encylopedia of Philosophy, (New York: Macmillan Comapany and Free Press, 1967), VII. cilt, s 358-406. Ayrıca bkz., Christopher Shields, 'Language, Ancient Philosophy of'; Zoltan Gendler Szabo, 'Language, Medieval Theories of', Edward Craig (yay), Routledge Encyclopedia of Philosophy (Lodra-Nwe York: Routledge, 1998), VII. cilt, s 356-361;371-379:389-404.

4. Bkz., B Magee, Yeni Düşün Adamları, s 289.

5. Frege'yi başlangıç alırsak 19. yüzyılın sonunda, Wittgeinstein'ı başlangıç alırsak 20'li yılların başında.

6. Türkiye'de de Teo Grünberg Anlam Kavramı Üzerine bir Deneme(Ankara Üniversitesi DTCF Yayınları, 1970= başlıklı yapıtıyla bu çizgide yer almaktadır.

7. Dili bir kavrayış olarak alıp çözümlemek ne ilk kez 50;lerde yapılan bir şeydir, ne de yalnızca felsefecilerin yaptığı bir şeydir.Söz gelişi 30'lu yıllarda dilbilimci Leonard Bloomfield,, 50'li yılardaruhbilimcicharles Osgood da bunu yapar. 40'lı yıllarda da felsefeci Charles Morris ile C. L. Stewanson'un yaptığıda budur.Ancak 50'li yılarındaki sözü edilen çözümlemelerle bütün bu anılan kişilerde karşımıza çıkan çözümlemeler arasında önemli bir fark vardır. İlk sözü edilen çözümlemelerde dil herhangi bir davranış olarak değil, kendine özgü yapısı olan bir davranış olarak alınırken, ikinicilerde dilsel davranış ruhbilimin o bilinen klasik davranış modeline indirgenerek uygulanaran ve tepki kavramlarıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Bkz, William P. Alston, The Philosophy of Language (Englewood Cliff, N. J.: Prentice Hall, 1965), s 25-31; Arda Denkel, Anlamın kökenleri (İstanbul: Metis Yayınları, 1984), II. Bölüm.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.