You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomist Görüşleri...

Ekonomist Görüşleri...

Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Ercan KUMCU

Aldığı ücretten daha lüks yaşayan elemanı işten atın


İŞLER güzel gittiğinde, bazı ilkeler ya unutulur ya da gözardı edilir.

Kriz dönemlerinde ise unutulan ya da gözardı edilen ilkeler yeniden hatırlanır. Galiba, içinde yaşanan ortamda da bankacılığın önemli ilkeleri yeniden hatırlandı. Genel istek üzerine, on yıl kadar önce Yeni Yüzyıl’da, daha sonra da Hürriyet’te yayınladığım evrensel "bankacılık ilkelerini" yeniden yayınlıyorum. Bu tavsiyelere iyi günlerde de uyulduğunda, fırtınalı gecelerde uykular kaçmaz.

Bankanızın bilançosunu bankadaki göreviniz ne olursa olsun her gün iyi takip edin. Bir olumsuzluk yakaladığınızda durumu amirinizin dikkatine getirin.

Bilanço ve kár-zarar hesaplarının gelişimini günlük izlemeyen bir bankacı, ormanda yolunu kaybetmiş bir avcıya benzer. Bu hesapları takip etmeyi kendinize bir iş edinin.

Plasmanlarınız mümkün olduğu kadar kısa vadeli olsun. Çok kazandıran uzun vadeli bir plasman kısa vadedeki fırsatların kaçırılmasıdır.

Kredi verdiğiniz müşterilere iyi muamele yapın. Kredi müşterilerinizin büyüyüp gelişmesi bankanızın da büyüyüp gelişmesi demektir.

Teminatı olmayan kredi vermeyin. Kredinin teminatı mümkün olduğu kadar çabuk paraya çevrilebilir olmalıdır. Kredi müşterisinin iyi ahlaklı olması teminatların en güvenilir olanıdır.

Hukuki işlemleri bitmemiş bir dosya üzerinden kredi vermeyin. Kredi vermede acelecilik kredinin geri ödenmesinde yavaşlamaya neden olur.

Vergi ve benzeri yüklerden kaçmak için kredi dosyasını eksik tutmayın. Verdiğiniz kredinin kötü kredi olduğu anlaşıldığında, bu krediyi tahsil edebilmeniz için size devlet yardım edecektir.

Yanınızda çalıştırdığınız kişilere rahat bir hayat yaşayacak kadar ücret verin. Yaşantıları verdiğiniz ücretle bağdaşmayacak kadar lüks ise, nedeni ne olursa olsun, o kişileri bankanızdan atın.

Bankacılıkta kurallar uygulanmak üzere koyulur. Her bir kuralın da muhakkak iyi bir nedeni vardır. Kurallara uymamak bugün kazançları arttırabilir ama bir gün muhakkak bankaya, artan kazançlardan daha fazla zarar verir.

Bankacılıkta konulmuş kuralların uygulanmasında gösterilen her müsamaha bankanın sermayedarlarının olası bir kaybıdır. Bu kayıplar arttığında banka politikalarını sermayedarlar değil kredi müşterileri çizer.

Vadesi belli olmayan hiçbir kredi vermeyin. Verdiğiniz krediyi muhakkak zamanında tahsil edin. Bu parayı getirisi daha yüksek yerlerde değerlendiremeyeceğinizi bilseniz bile, kredinizi vadesinde tahsil edin.

Yeni kredi verdiğiniz bir müşteriyi eskilerine göre daha sık kontrol edin. Bu müşterilerin iş yerlerinin önünden haftada bir geçmeyi ihmal etmeyin.

Kredi müşterilerinizin müşterilerini de tanımaya çalışın. Müşterileri sağlam olmayan bir kredi müşterisi iyi bir kredi müşterisi olamaz.

Mantığını 10 yaşındaki çocuğa anlatamayacağınız hiçbir işlemi yapmayın

Mantığını on yaşındaki bir çocuğa anlatamadığınız bir banka muamelesi yapmayın. O muamelenin mantığını o çocuk anlamıyorsa, sizin karşınızdaki müşteri de anlamıyor demektir. Anlaşılamayan bir banka muamelesi banka için her zaman hüsranla biter.

Anormal kazançlar peşinde koşmayın. Anormal kazançlar anormal kayıpların nedenlerinin başında gelir. Olağan dışı bir kazanç fırsatının garantisi, ne kadar güvenilir olursa olsun, rulette kazanmanın garantisi kadardır.

Paralarınızı finans sektörü dışındaki bir alanda ortak olmak için kullanmayın. Size o parayı borç verenler başka sektörlerde faaliyet gösterin diye vermediler. Farkına varırlarsa, paralarını geri isteyebilirler.

Şubeleri lüks döşemek sermayeden çalmak demek

Bankanın şubeleri her zaman temiz, rahat ve gösterişsiz olmalıdır. Çok pahalı döşenmiş banka şubeleri müşteri çekmez, aksine müşteri kaçırır. Görünüşe harcanan her kuruş sermayeden çalınan bir kuruştur.

Her zaman çok kazanan banka olabilir, ama her zaman çok kazandıran bankacı olamaz. Her zaman çok kazandıran bankacı hiç yakalanmamış dolandırıcıdan farklı değildir.

Rakiplerinize bakıp içinize sinmeyen bankacılık muamelesi yapmayın. Rakibiniz zarar görürse size bir şey olmayabilir, ama sizin bankanız zarar görürse işinizi, kendi itibarınızı ve bankanızın itibarını kaybedersiniz.

Politikacılarla değil devletle iyi geçinin

Bankacılıkta doğruyu, dürüstçe yapmak esastır. Altınızda çalışanlardan bunu talep edin, üstlerinize bu esası her zaman hatırlatın.

Politikacılarla değil, devletle iyi geçinin. Bankacılık konularında devletle yaptığınız görüş alış-verişlerinde, görüşlerinizin kaynağının sermayenizi korumak olduğunu her zaman belirtin. Size borç verenlerin haklarını korumak zaten devletin en önemli görevlerinden biridir.

Bankalar gayrimenkul ve sadece büyük müşteri peşinde koşmasın

İhtiyacınız olmadıkça gayrimenkul edinmeyin. Bir bankanın ne kadar çok gayrimenkulü varsa, o banka o kadar az bankacılık yapıyor demektir. Gayrimenkul işi ile uğraşanlara kredi verin, ama o işi siz yapmayın.

Mevduat toplamak bir ayrıcalıktır. Bankanızın ayrıcalıklı olduğunu müşterilerinize hissettirin.

İyi bir kredi müşterisi olmayan iyi bir mevduat müşterisi de olamaz. Bir dolandırıcı tüm paralarını size mevduat olarak verse bile almayın.

Çok büyük montanlarda mevduat toplamak için çok büyük müşteriler peşinde koşmayın. Çok büyük müşteriler işinizi elinizden alabilir.

Giyinişinize ve sosyal ortamlarda davranışlarınıza dikkat edin. Her zaman kibar ve alçak gönüllü olun. Bankanıza borç verenler borç verdikleri paralarla sizin şahsi harcamalarınızın finanse edildiği gibi bir izlenim içine girmemeliler.

Para gübre gibidir, toplu tutulunca çok pis kokar

Çok kazanıyorum diye plasmanlarınızı bir kaç yerde yoğunlaştırmayın. Para gübre gibidir, toplu durduğunda çok pis kokar, dağıtıldığında ise çok iyi işler yapar.

Bankanızın parasını likit yerlere plase edin.

Bankacı çok konuşmaz, dedikodu yapmaz. Bankacı kötü müşterileri hakkında bile dedikodu yapmaz. Dedikoducu bir bankacı sahte bir doktordan daha tehlikelidir.

Bankacılıkta söz namustur. Kolay kolay kimseye söz vermeyin. Zarara bile neden olsa, verdiğiniz sözü mutlaka tutun.

Kredi ya da mevduat, tüm müşterilerinizi her bakımdan iyi tanıyın. Bir müşterinizin ailevi nedenlerle mutsuzluğu sizin de mutsuzluğunuz demek olabilir.

Bankanın sermayesi bankanın namusudur. Sermayeye makul bir getiri sağlamak ise bankacının namusu olduğu kadar görevidir de.

Hiçbir bankanın yeterli sermayesi olamaz. Bankacı sermayesinin yetersizliğini bilmeli ve sermaye eksikliğini bilgi ve dürüstlüğü ile kapatmalıdır.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
[COLOR="red"]Şükrü KIZILOT

Sigortalıların fil hikáyesi


HİKÁYEYİ biliyorsunuz, padişahın biri köylere birer fil göndermiş ve onlara çok iyi bakılmasını istemiş.


Nasreddin Hoca’nın köyüne gelen fil, çok oburmuş ve ne var ne yok yiyormuş. Sonunda, bir grup toplanıp padişaha gitmeye ve fili geri alması için ricada bulunmaya karar vermişler.

Nasreddin Hoca’nın başkanlığında, padişahın huzuruna çıkmışlar.

Hoca "Padişahım bize gönderdiğiniz şu fil var ya onun için geldik" dediğinde padişah;

- Ne var, ne oldu file?

diye bağırarak sorunca, Hoca sağına ve soluna bakmış, kimse yok. Arkasına dönmüş; kimse yok. Boynunu bükerek konuşmuş;

- Padişahım biz o fili çok sevdik de mümkünse bir tane daha istiyoruz.

BENZER BİR OLAY

Sigortalı işçi çalıştıranlar;

- İş-Kur’a, 15 gün içinde "işten ayrılma bildirgesi"

- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na, izleyen ayın 15’ine kadar "Ek-2 İşçi Çıkış Bildirgesi"

- SSK’ya verilen aylık prim ve hizmet belgesinde "işçi çıkış nedeni ve çıkış tarihini" bildiriyorlardı.

TÜRMOB "3 ayrı yere 3 ayrı bildirime gerek yok bunu bire indirin" diye Bakanlığa başvuruda bulundu.

Bakanlıktan çözüm beklenirken, 1 Ekim 2008’den itibaren, 10 gün içinde "işten ayrılış bildirgesi" olarak verilecek dördüncü bir bildirim daha getirildi!..

Nasıl, "tam fil hikáyesi" değil mi?

Cinsiyet değiştiren 34 kişi

BU da ilginç bir sayı...

Kendilerine aylık bağlanması için, 34 kişi cinsiyet değiştirmiş!..

Öteden beri süregelen uygulamaya göre, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı sigortalısı ya da emeklisi, anne ya da babası ölen kız çocuklarına, bekar oldukları sürece yaş sınırı aranmaksızın aylık bağlanabiliyor. Bekar erkek çocuklarına ise 18 yaş, yüksek öğrenim yapıyorlarsa 25 yaşına kadar aylık bağlanabiliyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu Baş Müfettişi Resul Kurt’un tespitlerine göre, bazı erkekler ilginç bir yola başvurup, cinsiyet değiştirmişler. Şu anda sosyal güvenlik kurumlarından aylık bağlananlar arasında cinsiyet değiştiren 34 erkek varmış.

Bunlar, ölen anne ve babalarından (bekar oldukları sürece) ömür boyu aylık alabilecekler...

Servet ve fakirlik

MEŞHUR bir filozofa "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda, "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" der.

(Teşekkürler A. Ziya ÇELİK)

KADINLARIN GENETİK KODLARI

Erkeğin her şey için özür dilemesini sağla.

Yanında kız arkadaşların olmadan umumi tuvaletlere gitme.

Her şeyi dakikası dakikasına planla, sonra da o plana uyma.

Beş saniyelik bir sessizlik olduğu anda yanındakine "Ne düşünüyorsun?" diye sor.

ERKEKLERİN GENETİK KODLARI

Hükmet.

Her zaman basit düşün.

Kumanda senindir, kimseye kaptırma.

Başkalarının yanındayken aslan kesil, evde kedi gibi ol.

Sen daha iyisini yaparsın.

Üç arkadaş

25, 50 ve 75 yaşında üç bekar arkadaş varmış. Bunlar, sürekli birlikte olur, beraberce yer içer, eğlenirlermiş.

Bir gün, aynı tarihte, aynı yerde evlenip, aynı otele balayına gitmeye karar vermişler.

25 yaşında olanı;

- Arkadaşlar, bugüne kadar, kendi aramızda her şeyi konuştuk. Şimdi hanımlar olacak. Onların yanında rahat konuşamayız. Birbirimizi de çok merak ederiz. Balayı gecesindeki performansımızı "Günaydın" sözcüğüyle ifade edersek, hanımlar anlamaz

demiş. Parolada anlaşmışlar. Balayı sabahı, otelin salonuna önce 25 yaşındaki girmiş;

- Günaydın arkadaşlar, günaydın, günaydın, günaydın, günaydın...

Ardından 50 yaşındaki odaya girmiş;

- Günaydın arkadaşlar... Günaydın...

demiş. Biraz sonra 75 yaşındaki gelmiş. Önce 25, sonra da 50 yaşındaki arkadaşına bakarak;

"Selamünaleyküm arkadaşlar" demiş.

Evlenene kadar

ÇOCUK babasına sorar;

- Baba duyduğuma göre, Afrika’nın bazı yerlerinde erkekler, evlendikleri kadını evlenene kadar tanımıyorlarmış. Niye?

Babası yanıtlar;

- Evladım, bunda bir olağanüstülük yok. Bu dediğin hemen hemen her ülkede oluyor...

Küpe

Patron, yanında çalışan işçinin küpe taktığını görünce "Aa?.." demiş, "Küpe taktığını yanımda çalıştığın onca yıl fark etmemiştim."

"Ha?.. Evet!.."

"Ne kadar zamandan beri takıyorsun?"

"Şeyy..." demiş işçi, "Karım bu küpeyi yatağımızda bulduğundan beri!.."

(Teşekkürler Yıldırım TUNA)

ERKEK SEVERSE

Erkek adam severse katıksız sever.

Erkek adam severse çapkınlık yapmaz.

Erkek adam severse cömert olur.

Erkek adam severse aldatmaz.

Erkek adam severse ağlatmaz.

Kızlar

Kızlar duruma göre, hoşlandıkları biri karşısında hoşlanmaz gibi, hoşlanmadıkları biri karşısında da çok hoşlanır gibi davranabilmek konusunda doğal bir yeteneğe sahiptirler.

Kızlar erkeklerin duyabilecekleri şekilde ağlamayı tercih ederler.

Kızlar ya her şeyi unutur, ya her şeyi hatırlarlar.

Ayakkabı parlatma rekoru

18 Mart 1989 Günü Londra’da, 4 genç boyacı sekiz saat içinde tam 11 bin 651 çift ayakkabı boyadılar.

Benzerlik

Memur maaşı ile bulgur pilavı arasında ne fark vardır?

- İkisi de hemen suyunu çeker.

Kadın ve evlilik

İyi bir kadınla evlenmek, fırtınada sakin bir liman,

Kötü bir kadınla evlenmek ise, sakin bir limanda fırtınadır.

J. Petit Senny

Batılılar

Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil,

Bizim elimizde topraklarımız vardı.

Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.

Gözümüzü açtığımızda ise;

Bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.

Kenu Kenyattu

(Kenya Kurucu Devlet Başkanı)

(Teşekkürler Nuri DEĞER)

GÜNÜN SÖZÜ

Bir adamın akıllı olup olmadığını, onun alçakgönüllülüğünden anlayabilirsiniz.

John Ruskin
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Vahap MUNYAR

’E pardon vallahi Hüseyin Bey’den Island Gardens Miami’ye


YIL 1989... Necati Doğru’nun yönetiminde Milliyet Gazetesi ekonomi servisinde çalışıyordum. O yıl Türkiye’nin ilk modern alışveriş merkezi Galleria, İstanbul Ataköy’de hizmete girmişti.

Bayraktar Holding’in patronu Hüseyin Bayraktar, Emlak Bankası’na ait araziyi 49 yıllığına kiralamış, yine oradan aldığı krediyle de Galleria projesini hayata geçirmişti.

"Arsa da kredi de devlet bankasından" olunca, eleştiriler art arda yönelmiş, tartışma başlamıştı. Hüseyin Bayraktar, vitrininde Galleria olan, ancak Akatöy Marina ve oteli de kapsayan proje için başlangıçta Eska, Net Holding ve Kiska ile yola çıkmıştı. Kiska, daha iş tam başlamadan çekilmişti.

Tartışma alevlenince dönemin Başbakanı Turgut Özal, Emlak Bankası ile Vakıfbank’a, "O proje iş yapar, ortak olun" demişti. Bayraktar da zaman içinde hisselerini devredip, Galleria’dan çıkmak durumunda kalmıştı.

Konuyla ilgili haber toparlarken Ege Cansen’i aradım, Galleria’yı konuştuk. Arsa ve kredi Emlak Bankası’ndan alınmış, fikir babası Hüseyin Bayraktar olmuş, ortaya önemli bir proje çıkmıştı. Daha sonra aynı Emlak Bankası, Vakıfbank’la birlikte Ataköy projesinin hisselerini satın almıştı. Cansen, Hüseyin Bayraktar’ın "iş becerisi"ni şöyle nitelemişti: "E pardon vallahi Hüseyin Bey..."

ABD’de Island Gardens Miami projesinin temeli atılırken Galleria’nın öyküsünü anımsadım. O dönemlerde Galleria’yı babasıyla birlikte yöneten Mehmet Bayraktar, 1990’lı yılların sonuna doğru deneyimini yurtdışında değerlendirmeyi kafasına koymuştu. Onu bu yönde cesaretlendiren, Galleria’nın açıldığı ilk yıl uluslararası ödüle değer bulunması olmuştu.

Mehmet Bayraktar, ayrıca alışveriş merkezlerini, gayrimenkul yatırımcılarını çatısı altında toplayan dünyanın önde gelen örgütleriyle de bağlantıya geçmiş, oralarda etkin isimler arasına girmişti. Bu çerçevede 34 bin üyeli Urban Land Institute’nin (ULI) ayrıcalıklı üyeleri arasında yerini almıştı.

Önce Orlando’ya (ABD) giden Mehmet Bayraktar, orada bazı projeler üzerinde yoğunlaştı. Bir süre Orlando-İstanbul arasında mekik dokudu. Bu arada baba Hüseyin Bayraktar’ın önderliğinde Bakırköy’deki Carousel Alışveriş Merkezi ile İzmit’teki Outlet Center projeleri gerçekleştirildi. Zaman içinde Carousel elden çıkarıldı, İzmit Outlet Center grupta kaldı.

Mehmet Bayraktar, daha sonra Miami’ye yerleşmeye karar verdi. Miami Belediyesi, elindeki bir alanı megayat limanı, otel, alışveriş merkezini birlikte içeren proje için 1997’den itibaren arayışa girdi. ULI’den bu konuda dünyada öne çıkan farklı ülkelerin şirketlerinin listesi alınıp, uluslararası ihale açıldı.

Mehmet Bayraktar, ING Clarions Partners’ın da ortak olduğu Flagstone Property Group adlı şirketiyle girdiği ihaleyi 17 Eylül 2001’de kazandı. Türkiye’de baba Hüseyin Bayraktar’la birlikte şirketleri yöneten Mustafa Bayraktar da omuz verdi, projenin temeli 7 yıllık bir süreç sonrası atıldı...

Törenden ayrılırken, tekrarlayıp durdum: "E pardon vallahi Hüseyin Bey’den, Island Gardens Miami’ye."

Can Dündar’ın "Mustafa"sının tartışıldığı döneme denk gelen bu 10 Kasım’da büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü daha iyi "anlayarak" analım...

Obama sayesinde epey bahis kazandım

10 Ekim 2008 günü öğleden sonra ABD’de Atlanta’dan New York’a The Coca-Cola Company CEO’su Muhtar Kent’le birlikte uçarken hatırlattım:

Æ Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök’le "Barack Obama mı, Hillary Clinton mı" diye bahse girmiştiniz. Siz, Obama’nın kazanacağını savunmuştunuz. Haklı çıktınız. Yani, bahiste kazanan siz oldunuz.

- O bahis gerilerde kaldı. Aslında o dönemde birçok yakın dostumla aynı şekilde bahse girmiştim. Hepsinde de "Obama" dediğim içim, kazançlı çıkan ben oldum.

Muhtar Kent, uzun süredir önce Demokratlar’ın, ardından da ABD’li seçmenlerin Barack Obama’dan yana oy kullanacakları öngörüsünde bulunuyordu.

Sonunda öngörüsü tuttu...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Ercan KUMCU


Kimde ne var bilinmiyor


[FONT="Times New Roman"]GELİŞMİŞ ülkelerde geçen yılın ağustos ayında çıkan finansal krizin daha ilk aylarında neler yapılması gerektiği konusunda çalışmalar başlamıştı.

Bu çalışmaların en önemlilerinden biri BIS (Bank for International Settlement) bünyesinde oluşturulan Kriz Önleme Komitesi oldu. Komite çok kısa bir süre içinde bulgularını ve önerilerini sıraladı.

Önerilerin en önemlilerinden biri gelişmiş ülkelerdeki büyük bankaların bilançolarının denetimden geçirilerek hangi kurumun, hangi risklere açık olduğu yönünde kapsamlı bir denetimin yapılmasıydı . Tüm çevreler raporu ve önerilerini çok beğendi. Ama, söz konusu denetimin yapılmasına hiçbir ülke yanaşmadı.

RİSK DEVAM EDİYOR

BIS Raporu’nun kamuoyu ile paylaşımından bu yana bir yıl geçti. Batı’daki banka ve diğer finans kurumlarının hangi risklere açık olduğu hala bilinmiyor. Saatli bir bombanın üzerinde oturuluyor. Riskler gerçekleştikten sonra kimin ne kadar zararı olduğu ortaya çıkıyor. Ama, riskler gerçekleşmeden önlem alınması mümkün olmuyor. Bu şartlarda, merkez bankaları ve gelişmiş ülkelerin Hazine’leri karanlıkta avcılık yapmaya çalışıyorlar .

Hatırlanacak olursa, 2001 krizi döneminde Türkiye’de bankacılık kesiminde yapılan ilk işlerden biri tüm bankaların bir değil, iki kez farklı bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenmesiydi. Bu yolla, bankaların gerçek durumlarının tespiti amaçlanmıştı. Bulgular çerçevesinde, sermaye yeterliliği irdelenmişti. O dönemde, gerçek resmin ortaya çıkıp çıkmadığını bilemeyiz. Gerçek resim çıktıysa dahi, tüm açıklığı ile kamuoyu ile paylaşılıp paylaşılmadığı konusunda da bir fikrimiz yok. Ama, hiç olmazsa, otoritelerin önüne iyi ya da kötü bir resim konmuştu. O dönemde, Türkiye’nin bankacılık krizine yaklaşımı büyük ölçüde İsveç bankacılık krizindeki deneyimlerden esinlenmişti.

Benzer bir yaklaşım, BIS Komitesi’nin de bir yıl önce vurguladığı gibi, şimdi Batı finansal sistemi içinde gerekli. Ama, yapılmıyor. Yapılsa dahi, finans kurumlarının elindeki son derece karmaşık yatırım araçlarının kurumlara yüklediği riskleri tam açıklığı ile ortaya koymak da belki mümkün olamayacak. Yine de, bazı karanlık noktaların ortaya çıkması sağlanabilecek. Otoriteler bir yıldır bu yaklaşımı benimsemekten kaçınıyorlar . Bilinmeyen kötülüklerin zaman içinde kendiliğinden yok olabileceği umuluyor.

Bugünkü bilgiler (ya da bilgisizlikler) ışığında küresel finansal sistem hala çok büyük bir risk altında. Yarın, hangi bombanın patlayacağı bilinmiyor. Bombanın ne olduğu dahi bilinmiyor. Bilinmeyen bombanın kimin elinde olabileceği konusunda banka idarelerinin dışında hiç kimsenin en ufak bir fikri yok . Küresel bazda en büyük risk burada.

ÖN ŞART

İçinde yaşanan kriz bir gün elbette atlatılacak. Beklentiler düzelecek. Sistem eskisi gibi işlemeye devam edecek. Ama, bugünlerden alınan derslerle finansal sistemin küresel bazda gözetim ve denetimi bugünkünden çok farklı olacak. Büyük bir olasılıkla, bugünlerde yaşananlara verilecek güçlü tepkilerle, finansal sistemi belli yerlerde sıkıştıracak düzenlemelere gidilecek .

Ne derece sıkı düzenlemeler yapılırsa yapılsın, kimin elinde ne olduğu mümkün olduğunca bilinmeden, bütün yapılacak düzenlemeler havada kalma riskiyle karşı karşıya olacak. Krizi atlatsak dahi, BIS Komitesi’nin önerilerinin güncelliği geçmiş değil. Sağlıklı bir finansal yapıya (yapılandırmaya) ulaşabilmenin ilk basamağı önce kimin elinde ne olduğunu bilmek oluyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Erdal SAĞLAM


Gül: Hükümet böyle bir dönemde yerel seçimi düşünmemeli


[FONT="Times New Roman"]CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün küresel krize karşı alınacak önlemler konusunda hükümetten ayrı düşündüğü ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, küresel krizin boyutları ve Türkiye ekonomisi üzerinde yarattığı riskleri bankacılardan dinledikten sonra, acil önlem ihtiyacını dile getirdiğini öğrendik.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçen hafta Salı günü İstanbul’da Türkiye Bankalar Birliği’ni (TBB) ziyaret ederek yönetim kurulu üyesi banka genel müdürleriyle bir süre sohbet etti, ardından da TBB’nin kuruluş yıldönümü için düzenlenen resepsiyona katıldı. Bankacılar krizin boyutlarının görülmedik kadar büyük olduğunu, içeride ciddi sıkıntıların bizi beklediğini, önlem almakta gecikildiğini, en önemli adımın IMF ile biran önce anlaşma imzalamak olacağını ama hükümetin yerel seçimlere ilişkin planlarının yol açtığı bir gecikmenin yaşandığını söylediler.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bunun üzerine, "Hükümetin böyle bir konjonktürde yerel seçimleri düşünerek hareket etmemesi gerektiğini" söylediğini öğrendik.

IMF ile anlaşmanın politik olarak sakıncası olmayacağını, bunu daha önce yaşadıklarını kaydeden Gül’ün, kriz yaşanırken hükümetin yerel seçimi düşünmemesi gerektiğini belirtmesi bankacılardan tarafından memnuniyetle karşılandı. Gül’ün, aynı söylemini devam ettirerek, "Hükümetler için asıl olan genel seçimlerde aldığı sonuçlardır" dediği ve yerel seçimlerin alınacak önlemleri bu arada IMF ile anlaşmayı engellememesi gerektiğini belirttiği öğrenildi. Cumhurbaşkanı Gül böylesine bir dönemde kısa vadeli düşünülemeyeceğini, orta vadeli ülke çıkarlarını düşünerek hareket etmek gerektiğini de söylemiş.

Cumhurbaşkanı Gül, küresel krizin boyutlarını, Türkiye’ye olası etkilerini bankacılardan dinledikten sonra, "Bütün bunları hükümete de, bürokratlara da çok iyi anlatın" demiş. Kendisinin de bürokratlar ve bakanlarla ara ara küresel krizi görüştüğünü, bundan sonra görüşmeye devam edeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Kimse sizin kadar yakından bu olayları takip edemez. O nedenle tüm gelişmeleri sık sık hükümete ve bürokratlara anlatmanız gerekir" demiş.

Siz de gelseniz...

CUMHURBAŞKANI Gül, bankacılara "Başbakandan randevu alıp biran önce bunları anlatın" demiş. Bunun üzerine bankacılar zaten randevu alındığını, cuma günü Başbakanla görüşeceklerini söylemişler.

Hatta bir genel müdürün, biraz da şakayla "Efendim sayın Başbakanla yapacağımız görüşmeye siz de gelseniz, daha iyi anlatırdık" dediğini, Cumhurbaşkanı Gül’ün ise bu sözlere sadece gülerek karşılık verdiğini öğrendik.

Daha sonra TBB kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılan Cumhurbaşkanı Gül, burada da bir konuşma yapmıştı. Krizle ilgili olarak, "Bu kürenin içinde yaşayan herkes öyle veya böyle bundan etkilenecektir. Önemli olan bunu iyi bir şekilde atlatabilmektir" diyen Cumhurbaşkanı Gül, bankacılık sektörünün bu problemi sağlam bir şekilde karşılamasından mutlu olduklarını söylemişti. Bunun krizden etkilenmediğimiz anlamına gelmediğini kaydeden Gül, ekonomiye bir bütün olarak bakmak gerektiğini belirterek, "Tasarruf edenler, bankalar, sanayiciler ve ticaret erbabı... Hepsine bakmamız gerekiyor. Böyle kriz dönemlerinde hepsi dayanışma içinde olursa zor durumdan çıkılabilir" diye konuşmuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, bu tür dönemde en çok ihtiyaç duyulan şeyin hükümet, bankalar, iş aleminin temsilcileri ve her kesimin çok yakın diyalog ve işbirliği içinde bulunması olduğunu kaydetmiş ve "Birkaç yıl sonra büyük fırsatlar doğacak, bunun için de bugün yapılacak işlerin vaktinde yapılması gerekiyor" demişti.

Bankacıların da dediği gibi; Cumhurbaşkanlığı makamına gelenler, hükümette olanlara kıyasla, olaylara daha rasyonel ve daha geniş açıdan bakabiliyorlar, herhalde...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Erdal SAĞLAM

Büyüme daraldıkça kaynak ihtiyacı acilleşiyor


KÜRESEL krizin gelişmiş ülkelere en önemli etkisi, büyüme oranlarını düşürmesi hatta ülke ekonomilerini resesyona itmesi olarak hissediliyor. Enflasyon da sorun ama, gelişmiş ülkeler için, ekonomik küçülmenin yanında şimdilik ihmal edilir bir düzeyde görülüyor.

Türkiye’de ise maalesef iki sorunu birden yaşıyoruz: Merkez Bankası beklenti anketlerinde hem enflasyonda artış beklentisinin, hem de büyüme oranlarında düşüş beklentisinin birlikte artmaya devam ettiği izleniyor.

Büyüme oranlarında zaten düşüş bekleniyordu ama dün gelen sanayi üretimi rakamları, bu konudaki sıkıntının beklenenden daha büyük olduğunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz eylül ayı için sanayi üretiminin, 2007 Eylül ayına kıyasla yüzde 1 daralması bekleniyordu. Dün çıkan veriler yüzde 1’lik beklentiye karşılık, daralmanın yüzde 5.5’e çıktığını gösterdi.

Mevsimsel etkilerden arındırıldığında bile veriler, eylülde sanayi üretiminin yüzde 2.8 gerilediğini gösteriyor.

İkinci çeyrekte ortalama yüzde 3.1 artan sanayi üretiminin, eylül verisiyle birlikte üçüncü çeyrekte yüzde 2.1 dar aldığı ortaya çıkmış oldu. Çeyreklik bazda, krizin etkilerinin yaşandığı 2001’in dördüncü çeyreğinden sonra, ilk defa böyle bir gerileme yaşandı.

Bu gerilemenin devam etmesi beklenirken, bence bu yıl sonu için tahmin edilen yüzde 3.5-4’lük büyüme rakamlarının bile revize edilmesi gerekecek. Bunun da ötesinde 2009 yılı için hükümetin belirlediği yüzde 4’lük rakamın, bence şimdiden hayal olduğunu söyleyebiliriz. Bence bu yılki büyüme rakamının yüzde 3’ü, 2009 yılı için ise yüzde 1.5’i aşması başarı sayılmalıdır.

Bu rakamların bize gösterdiği başka bir gerçek de "acil kaynak ihtiyacı" oluyor. Bu rakamları yorumlayan piyasa yorumcuları ve reel sektör temsilcileri, dış kaynak ihtiyacının acilleştiğini şimdi çok daha yüksek sesle dillendirmeye başlayacaklardır.

Çünkü her şey, bu arada hükümetin çok önem verdiği büyüme rakamlarına ulaşılmasının, en başta dış kaynak ihtiyacının teminine bağlı olduğu artık apaçık ortada.

Bütün umut G-20 toplantısına kaldı

HESAP apaçık ortada... Türkiye’nin yıllardır getirdiği büyük bir cari açık sorunu var. Şimdiye kadar cari açığın finansmanında sıkıntı çekilmedi ama bunun nedeni hem doğrudan, hem de kısa vadeli olarak yabancı sermayenin yüklü girişi idi...

Şimdi bu kaynak kesildi. Türkiye’nin, doğal olarak daralsa da, yine, önemli miktarda bir cari açık rakamını dış kaynakla finanse etmeye devam etmesi gerekecek. Yanı sıra reel sektörün yüklü dış borçları nedeniyle, dışarıya net sermaye transferi yapması da kaçınılmaz olacak.

Küresel ekonominin bugünkü durumunda kaynak temininin, siz faizlerinize ne kadar yüksek tutsanız da, artık çok zor olduğu ortada. Yabancı sermaye girişinde önemli rol oynayan özelleştirmeler de aynı nedenle büyük ölçüde sekteye uğrayacak.

Dış kaynak gelmedikçe, reel sektör ve mali sektör net borç ödeyici olduğu müddetçe, Türkiye’de döviz likiditesi sorunu olacak, bu da moralleri iyice bozacaktır. Unutmayalım ki; Türkiye’nin makro dengeleri düşük kur üzerine kurulu ve kurlar bütün bu nedenlerle çok yükseldiği takdirde, makro dengeler büyük ölçüde sıkıntıya girecektir...

Özetle; reel kesim ve mali kesimin üzerinde mutabık kaldığı konu, hükümetin biran önce önlemler alarak yüklü miktarda dış kaynak bulması, bunun için de IMF’yle fazla vakit geçirmeden kaynağa dayalı bir anlaşma imzalaması gerektiği...

Şimdiye kadar sayısız toplantı yapıldı ama somut adım atılmadı. Artık tüm umutlar, bu hafta sonunda Washington’da yapılacak G-20 liderler zirvesine bağlanmış durumda.

Bu zirveden somut, bir iyi haber gelmezse, işimiz çok zorlaşacak...
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomist Görüşleri...
Ercan KUMCU


Gelişmiş ülkelerde para politikası


GELİŞMİŞ ülkelerde yaşanan finansal krizin çözümünde "para politikası" çok önemli bir rol üstlendi. Başarılı olup olmayacağı henüz belli değil. Başarılı olsa da, olmasa da, para politikasının şimdi geldiği yer ileriye dönük kaygılar yaratıyor.

Kısa vadeli faizler, merkez bankalarının para politikalarını yönlendirmede en önemli araç. Merkez bankaları kısa vadeli faizleri tespit ederek yalnızca piyasadaki para miktarını belirlemeye çalışmıyor. Aynı zamanda, kısa vadeli faiz politikasıyla merkez bankaları, enflasyon beklentilerini de yönlendirmeye çalışıyorlar.

FAİZLER SIFIRA YAKLAŞABİLİR

Gelişmiş ülkelerde yaşanan "kredi çöküşü" olgusu aslında küresel düzeyde tüm ülkeleri ilgilendiriyor. Finansal kurumlar birbirlerine kredi vermekten çekindikleri gibi, kendi dışlarındaki ekonomik birimlere de kredi ilişkisine girmekten kaçınıyorlar. Finansal kurumlar yaşananlar karşısında likit kalmak istiyorlar. Bozulan ekonomik durum karşısında, müşterilerinin kredi değerliliklerini ölçmekte zorlanıyorlar. Kendi bilançolarında aldıkları darbeleri tamir etmeye çalışıyorlar.

Bugün gelişmiş ülkelerde uygulamada olan para politikası "kredi çöküşü" olgusunu tersine çevirmeye çalışıyor. Para arzını artırarak, kısa vadeli faizleri düşürerek merkez bankaları finansal kurumların borçlanma maliyetini düşürmeye çalışıyorlar. Bu yolla, finans kurumları, getirilerini artırmak için kredi vermeleri teşvik edilirken, diğer ekonomik birimlerin de düşük faizlerle kredi almaları özendirilmeye çalışılıyor.

Para politikası faizleri yıllık bazda Amerika’da yüzde 1.5’e, İngiltere’de yüzde 3’e, Euro Bölgesi’nde yüzde 3.25’e geldi. Euro yaratıldığından bu yana ilk kez İngiliz Merkez Bankası politika faizleri Avrupa Merkez Bankası’nın altına geldi. Genel beklenti para politikası faizlerinin gelişmiş ülkelerde daha da düşeceği yönde. Piyasalar da bu yönde baskı yapıyor.

Öyle ki, merkez bankaları faizleri indirmeseler, krizin daha da derinleşebileceği konusunda bir tehditten dahi söz edilebilir. Durum değişmediği takdirde, kısa vadeli faizlerin Amerika ve İngiltere’de sıfıra doğru hızla yaklaşabileceği olasılığı küçük değil.

YARININ SORUNLARI

Kısa vadeli faizlerin gelinen noktada enflasyon beklentilerini yönlendirebilme kabiliyetinin kalmadığı söylenebilir. Enflasyon riskinin kalmadığı bir ortamda enflasyon beklentilerinin yönlendirilmesinin söz konusu olamayacağı iddia edilse de, bu iddia o denli doğru değil. Bu olguyu Japonya ekonomisi yaşayarak gördü. Krizden önce yaşanan enflasyon riskleri karşısında Japon Merkez Bankası’nın elinde faiz politikası değil, ekonomik analizler ve para arzı politikası kalmıştı.

Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları giderek Japon Merkez Bankası’nın beş yıl önceki durumuna geliyor. Faiz politikasının değil, para arzı politikasının enflasyon beklentilerini yönlendirebildiği, eğer mümkün olursa, bir ortama doğru ilerliyoruz. Bu mutlaka kötü bir şey olarak algılanmamalı. Ama, krizin bitmesiyle oluşacak olumlu ortamda, şimdi artırılan para arzının enflasyon yaratmaması ve olumsuz enflasyon beklentilerini körüklememesi için alınacak tavırda merkez bankaları zor durumlarda kalabilecekler.

Şimdilik ileriye dönük bu çeşit kaygılar gündemde değil. Gündeme geldiğinde, gelişmiş ülkelerde ekonomik durgunluk kaygıları en az bugünkü kadar önemli olabilecek. O takdirde, kriz bitti derken başka çeşit krizlerle mücadele etmek zorunda kalınabilecek.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.