İsveç faiz oranını yüzde 1`e indirdi
İsveç Merkez Bankası (Riksbank) gösterge repo faiz oranını yüzde 1'e indirdi.
Riksbank yaptığı açıklamada, küresel ekonomik krizle birlikte işsizliğin artmasını ve üretimin düşmesini önlemek amacıyla yüzde 2 olan gösterge repo faiz oranının yüzde 1'e çektiğini bildirdi.
Böylece bankanın gösterge repo faiz oranı kullanılmaya başlandığı 1994 yılından bu yana en düşük seviyesine indi. Banka geçen yıl aralık ayında gösterge faiz repo oranını 175 baz puan indirmişti.
Dünyanın en eski merkez bankası olarak kabul edilen Riksbank, ekonomik gerilemenin aralık ayında düşünüldüğünden daha kötü olacağının görüldüğünü, 2009 yılının daha fazla sıkıntılı olacağını bildirdi.
İhracatın ve siparişlerin önemli oranda düştüğünü, istihdamdaki azalmanın yüksek seviyelerde kalmayı sürdürdüğünü bildiren banka, petrol fiyatlarının düşmesinin enflasyonun gerilemesine yol açtığını kaydetti.
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153168
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
]Kişisel bakım kriz dinlemiyor [/color]
Itriyat ve Kozmetik Depocuları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gündoğan, içinde bulunulan kriz nedeniyle toplumun önemli bir kesiminde harcamaların kısılması ihtiyacı ortaya çıksa bile, bunun en son görüleceği kalemlerin sağlık, gıda ve kişisel bakım ürünleri olacağını söyledi.
AA
Gündoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'de konut kredilerinin dönüşünde yaşanan sorunlar nedeniyle ortaya çıkan finansal krizin, başta Avrupa ülkeleri ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendini ciddi bir şekilde hissettirdiğini hatırlattı. Türkiye'de, krizin etkisinin ilk olarak finans araçlarında görülmeye başladığını, ancak şu anda krizin günlük hayatta kendisini tam olarak hissettirmediğini ifade eden Gündoğan, bu kadar büyük çaplı ve hemen hemen tüm dünyada hissedilen ekonomik krizden Türkiye'nin de mutlaka olumsuz yönde etkileneceğini, bunun kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Son 25 yılda 3 büyük ekonomik kriz atlatan ve her kriz sonrası yüksek büyüme hızları yakalayan Türkiye'nin, kriz yönetimindeki deneyimleri sayesinde alınması gereken önlemleri, politikacısından sanayicisine ve tüketicisine kadar çok iyi bildiğini dile getiren Gündoğan, bu deneyimlerin ışığında alınacak tedbirler sonucunda krizin en az hasarla atlatılmasını ümit ettiklerini söyledi.
Türk kozmetik sektörünün, son 4 yılda yüzde 100'lük bir büyüme performansı gösteren ve 2010 yılı sonuna kadar bugünkü oranlar üzerinden iki kata yakın büyüme göstermesi iddiasındaki bir sektör olduğunu ifade eden Gündoğan, şöyle konuştu:
“2009 yılının ilk aylarından başlayarak krizin günlük hayatta da kendini hissettirmeye başlaması ve kriz yönetiminde deneyimli tüketicinin kriz endişesi ile refleks olarak alacağı önlemler sebebiyle fiyata dayalı rekabet artacak ve pazar pahalı ithal ürünlerden daha ucuz olan yerli ürünlere kayacaktır. Kozmetik pazarının 2009 yılında agresif büyüme hedefinden feragat edeceğini, ancak beklenen 2009 yılı Türkiye geneli revize büyüme oranı olan yüzde 3.5'in üzerinde bir büyüme elde edebileceğini tahmin ediyorum.
Uzun ve sağlıklı bir yaşamın birinci kuralı temizlik ve bakımdan geçmektedir. Şartlar ne olursa olsun bu pazarın bilinçli büyümesi ekonominin getireceği zararları bertaraf edecek güce sahiptir. Kozmetik piyasası ise öncelikle kişisel harcanabilir gelirle orantılı büyüme göstermekte olup, kişi başı ortalama gelir artıkça kozmetik piyasasının da büyüdüğü görülebilmektedir. İçinde bulunduğumuz kriz nedeniyle toplumun önemli bir kesiminde harcamaların kısılması ihtiyacı ortaya çıksa da bunun en son görüleceği kalemler sağlık, gıda ve kişisel bakım ürünleridir. Bu saydığımız nedenlerle kozmetik sektörü de bazı riskler taşıyor olmakla beraber krizi nispeten hafif atlatabileceği düşünülmektedir.”
Gündoğan, ülke genelinde üretim kapasitesi yüksek, markalaşma ve kurumsallaşma sürecini tamamlamış olan firmaların bu krizden büyüyerek çıkabileceklerini vurguladı.
Sanayici ve perakendecilerin doğru önlemlerle bu krizden büyüyerek çıkabileceklerine dikkati çeken Ali Gündoğan, şunları kaydetti:
“Düşük kur sebebiyle yıllardır zarar gören ve yeterli fiyat rekabetini gösteremeyen kozmetik ürünleri ihracatımız, fiyat avantajı nedeniyle özellikle üçüncü dünya ülkelerinde artırabilecek, geçen yıl yaklaşık yıllık yüzde 17 büyüme sağlayan kozmetik ihracatı daha yüksek rakamlara ulaşabilecektir. Olumsuz durumdan olumlu bir ortam yaratmak için tüm kozmetik sektörünün dayanışma içinde olması sağlanmalıdır. Kozmetik camiasının tüm bileşenleri olarak birlikte hareket edip, akılcı stratejiler izleyerek sektörümüzün büyümesi için bağlantılı çalışmalar yapmalıyız. Dileğimiz, sektörümüzün ve tüm sektörlerin bu krizi de çok az zararla atlatabilmesidir.”
Itriyat ve Kozmetik Depocuları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gündoğan, içinde bulunulan kriz nedeniyle toplumun önemli bir kesiminde harcamaların kısılması ihtiyacı ortaya çıksa bile, bunun en son görüleceği kalemlerin sağlık, gıda ve kişisel bakım ürünleri olacağını söyledi.
AA
Gündoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'de konut kredilerinin dönüşünde yaşanan sorunlar nedeniyle ortaya çıkan finansal krizin, başta Avrupa ülkeleri ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendini ciddi bir şekilde hissettirdiğini hatırlattı. Türkiye'de, krizin etkisinin ilk olarak finans araçlarında görülmeye başladığını, ancak şu anda krizin günlük hayatta kendisini tam olarak hissettirmediğini ifade eden Gündoğan, bu kadar büyük çaplı ve hemen hemen tüm dünyada hissedilen ekonomik krizden Türkiye'nin de mutlaka olumsuz yönde etkileneceğini, bunun kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Son 25 yılda 3 büyük ekonomik kriz atlatan ve her kriz sonrası yüksek büyüme hızları yakalayan Türkiye'nin, kriz yönetimindeki deneyimleri sayesinde alınması gereken önlemleri, politikacısından sanayicisine ve tüketicisine kadar çok iyi bildiğini dile getiren Gündoğan, bu deneyimlerin ışığında alınacak tedbirler sonucunda krizin en az hasarla atlatılmasını ümit ettiklerini söyledi.
Türk kozmetik sektörünün, son 4 yılda yüzde 100'lük bir büyüme performansı gösteren ve 2010 yılı sonuna kadar bugünkü oranlar üzerinden iki kata yakın büyüme göstermesi iddiasındaki bir sektör olduğunu ifade eden Gündoğan, şöyle konuştu:
“2009 yılının ilk aylarından başlayarak krizin günlük hayatta da kendini hissettirmeye başlaması ve kriz yönetiminde deneyimli tüketicinin kriz endişesi ile refleks olarak alacağı önlemler sebebiyle fiyata dayalı rekabet artacak ve pazar pahalı ithal ürünlerden daha ucuz olan yerli ürünlere kayacaktır. Kozmetik pazarının 2009 yılında agresif büyüme hedefinden feragat edeceğini, ancak beklenen 2009 yılı Türkiye geneli revize büyüme oranı olan yüzde 3.5'in üzerinde bir büyüme elde edebileceğini tahmin ediyorum.
Uzun ve sağlıklı bir yaşamın birinci kuralı temizlik ve bakımdan geçmektedir. Şartlar ne olursa olsun bu pazarın bilinçli büyümesi ekonominin getireceği zararları bertaraf edecek güce sahiptir. Kozmetik piyasası ise öncelikle kişisel harcanabilir gelirle orantılı büyüme göstermekte olup, kişi başı ortalama gelir artıkça kozmetik piyasasının da büyüdüğü görülebilmektedir. İçinde bulunduğumuz kriz nedeniyle toplumun önemli bir kesiminde harcamaların kısılması ihtiyacı ortaya çıksa da bunun en son görüleceği kalemler sağlık, gıda ve kişisel bakım ürünleridir. Bu saydığımız nedenlerle kozmetik sektörü de bazı riskler taşıyor olmakla beraber krizi nispeten hafif atlatabileceği düşünülmektedir.”
Gündoğan, ülke genelinde üretim kapasitesi yüksek, markalaşma ve kurumsallaşma sürecini tamamlamış olan firmaların bu krizden büyüyerek çıkabileceklerini vurguladı.
Sanayici ve perakendecilerin doğru önlemlerle bu krizden büyüyerek çıkabileceklerine dikkati çeken Ali Gündoğan, şunları kaydetti:
“Düşük kur sebebiyle yıllardır zarar gören ve yeterli fiyat rekabetini gösteremeyen kozmetik ürünleri ihracatımız, fiyat avantajı nedeniyle özellikle üçüncü dünya ülkelerinde artırabilecek, geçen yıl yaklaşık yıllık yüzde 17 büyüme sağlayan kozmetik ihracatı daha yüksek rakamlara ulaşabilecektir. Olumsuz durumdan olumlu bir ortam yaratmak için tüm kozmetik sektörünün dayanışma içinde olması sağlanmalıdır. Kozmetik camiasının tüm bileşenleri olarak birlikte hareket edip, akılcı stratejiler izleyerek sektörümüzün büyümesi için bağlantılı çalışmalar yapmalıyız. Dileğimiz, sektörümüzün ve tüm sektörlerin bu krizi de çok az zararla atlatabilmesidir.”
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Emisyon hacmi azaldı [/color]
Dolaşımdaki kağıt para miktarını gösteren emisyon hacmi 9 Şubat Pazartesi günü bir önceki iş gününe göre 516 milyon 154 bin TL azalarak 31 milyar 595 milyon 326,8 bin TL olarak gerçekleşti.
AA
Merkez Bankası verilerine göre, Pazartesi günü piyasaya interbank işlemleriyle 363 milyon 669,5 bin lira verilirken, açık piyasa işlemleriyle de 701 milyon 488,8 bin TL çekildi
Dolaşımdaki kağıt para miktarını gösteren emisyon hacmi 9 Şubat Pazartesi günü bir önceki iş gününe göre 516 milyon 154 bin TL azalarak 31 milyar 595 milyon 326,8 bin TL olarak gerçekleşti.
AA
Merkez Bankası verilerine göre, Pazartesi günü piyasaya interbank işlemleriyle 363 milyon 669,5 bin lira verilirken, açık piyasa işlemleriyle de 701 milyon 488,8 bin TL çekildi
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Bono piyasasında faiz 15,03 oldu [/color]
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören gösterge kağıdı 3 Kasım 2010 vadeli tahvilin, bugün valörlü işlemlerinin saat 10.30 itibariyle basit getirisi yüzde 15,84'e, bileşik getirisi yüzde 15,03'e yükseldi.
AA
Bu tahvilin, aynı gün valörlü işlemlerinin önceki kapanışında basit getirisi yüzde 15,81 bileşik getirisi yüzde 15 olmuştu.
DOLAR KOTASYONLARI
Bankalararası piyasada dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1,6325 TL, en yüksek fiyat 1,6365 TL, satışta en düşük fiyat 1,6385 TL, en yüksek fiyat 1,6450 TL düzeyinde bulunuyor.
PARİTE
Uluslararası piyasalarda avro-dolar paritesi 1,2954 sterlin-dolar paritesi 1,4444 yen-dolar paritesi ise 90,07 düzeyinde seyrediyor.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarında işlem gören gösterge kağıdı 3 Kasım 2010 vadeli tahvilin, bugün valörlü işlemlerinin saat 10.30 itibariyle basit getirisi yüzde 15,84'e, bileşik getirisi yüzde 15,03'e yükseldi.
AA
Bu tahvilin, aynı gün valörlü işlemlerinin önceki kapanışında basit getirisi yüzde 15,81 bileşik getirisi yüzde 15 olmuştu.
DOLAR KOTASYONLARI
Bankalararası piyasada dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1,6325 TL, en yüksek fiyat 1,6365 TL, satışta en düşük fiyat 1,6385 TL, en yüksek fiyat 1,6450 TL düzeyinde bulunuyor.
PARİTE
Uluslararası piyasalarda avro-dolar paritesi 1,2954 sterlin-dolar paritesi 1,4444 yen-dolar paritesi ise 90,07 düzeyinde seyrediyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Borsa ilk yarıda geriledi [/color]
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Ulusal 100 Endeksi, birinci seansın ilk yarısında geriledi.
AA
Endeks, seansın 1 saat 15 dakikalık bölümünü, önceki ikinci seans kapanışına göre 763,10 puan azalarak 25.203,02 puandan geçti. Hisse senetleri bu seviyede ortalama yüzde 2,94 değer kaybetti. İlk bölümde işlem hacmi ise 357 milyon TL olarak gerçekleşti
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Ulusal 100 Endeksi, birinci seansın ilk yarısında geriledi.
AA
Endeks, seansın 1 saat 15 dakikalık bölümünü, önceki ikinci seans kapanışına göre 763,10 puan azalarak 25.203,02 puandan geçti. Hisse senetleri bu seviyede ortalama yüzde 2,94 değer kaybetti. İlk bölümde işlem hacmi ise 357 milyon TL olarak gerçekleşti
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Başbakan`ın yarattığı havadan IMF rahatsız
Başbakan'ın IMF anlaşmasına yönelik oyalayıcı demeçleri ve somut adım atmamasından piyasalar rahatsız. Başbakan'ın 'son anda iki şartla geldiler' sözleri karşısında piyasalar 'bu şartlar kimin menfaatine' aykırı sorusuna yanıt arıyor.
Erdal SAĞLAM / REFERANS GAZETESİ
Ocak ayı bütçe rakamları, mali disiplinin hem küresel kriz hem de uygulanan seçim harcamalarıyla hızla kaybolduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla IMF ile anlaşma acil ihtiyaç haline gelirken bu konuda hükümetten sadece oyalayıcı demeçler geliyor, hala somut bir adım atılmıyor. Somut bir açıklama yerine hükümetin kabul edilemez iki şart getirdiler gibi muğlak ve görüşmelere esrarengiz hava veren bir tavrı söz konusu.
Piyasalar Başbakan'ın üstüne basa basa söylediği son anda iki yeni şartla geldiler ya da kabul edilemez şartlar gibi sözlerine açıklık gelmesini bekliyor. Aylardır bu esrarengiz hava sürerken, IMF'nin de hükümetin verdiği bu havadan, kendilerinin anlaşmaya sekte vurur gibi gösterilmesinden rahatsız olduğunu duyuyoruz.
Piyasa oyuncuları Başbakan'ın sürekli olarak ülke menfaatine olmayan şartları kabul edemeyiz veya artık biz güçlü ülkeyiz gibi sözler ettiğini ama bunun içeriğinin belli olmadığı kaydederken, bu şartların belli olmasını ve Başbakan'ın kabul edilemez dediği şartların ne olduğunu ve bunların gerçekten ülke menfaatlerine aykırı olup olmadığının açıklık kazanmasını istiyorlar.
Özetle; piyasalar, iktisatçılar IMF'nin ileri sürdüğü şartların ne olduğunu bilmek, bunun da ötesinde bu şartların ülke menfaatine mi, yoksa iktidar partisi AKP'nin menfaatlerine mi aykırı olduğunu kendileri görmek istiyor.
Piyasalar bu nedenle hükümetin IMF'nin ileri sürdüğünü söylediği bu şartları açıklamasını bekliyor. IMF'in bunları açıklayamayacağını kaydeden piyasa oyuncuları, bu görevin esrarengiz havayı veren hükümete ait olduğunu, bunun şeffaflığın bir gereği olduğunu kaydediyor. IMF ile ileride anlaşma olduğunda hükümetin biz bu şartları geri aldırdık diyebileceğini ama o şartların ne olduğunun bilinemeyeceğini ya da anlaşma olmazsa sonradan, olmayan şartları varmış gibi söyleyebileceğini kaydeden bir bankacı, Bence piyasalar bu şartları görüp kendileri karar vermeli. Hükümet açıklasın ki; gerçekten kabul edilemez şart olup olmadığını bizler de görelim, haklılarsa arkalarında olalım şeklinde konuştu.
IMF istediklerinin makul olduğu görüşünde
IMF'ye son dönemde, hükümetin verdiği bu esrarengiz hava, kabul edilemez iki şart konusu sıkça sorulur oldu. Ancak IMF yetkileri buna Anlaşma görüşmemeleri sürerken konuştuğumuz spesifik önlemleri açıklamamız mümkün değil yanıtı veriyorlar.
Buna karşılık hükümetin verdiği esrarengiz hava ve kabul edilemez iki şart gibi demeçlerden IMF yetkililerinin de rahatsız olduğunu duyuyoruz. Hükümetin bunları açıklamasını IMF'nin de istediği, kendilerinin kabul edilemez denilecek önlem istekleri olmadığını söylüyorlarmış.
Anlaşmaya taraf olanların tümünden derlediğim verilere göre; IMF'nin anlaşma için genel çerçevesi, daha doğrusu mali politikalara ilişkin yaklaşımı 2009 yılının tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye için de özellikle kamu borcu açısından zor geçeceği, bu nedenle esnek bir mali politika uygulanmasına izin verilmesi gerektiği yolunda. Ancak, bunun hemen ardından, 2009 yılında izin verilecek bu esnekliğin orta vadede daha kuvvetli bir mali disiplin ve daha dikkatli bir uygulama ile telafi edilmesi gerektiği görüşündeler.
IMF'nin Türkiye ile yapacağı anlaşmaya bakışı da bu genel çerçeve doğrultusunda şekilleniyor. Özetle; IMF, 2010 yılından itibaren, bu yıl ekonomik dengelerde yaşanacak tahribatların onarılması için ek önlemler alınmasını istiyor.
IMF Heyeti ABD'ye geri dönerken orta vadeli mali yapısal tedbirler üzerinde hala konuşulduğunu söylemişti. Edindiğim izlenime göre bu kapsamda IMF'nin istedikleri de yeni unsurlar değil. Başta mali kural, yerel yönetim reformu, gelir idaresinin güçlendirilmesi gibi daha önce konuşulmuş, bir kısmı daha önceki stand-by anlaşmalarında yeralan ama yarım kalmış, tamamlanamamış reformlar.
IMF yetkililerinin, sohbet ettikleri yakınlarına, Başbakan'ın vermek istediği gibi esrarengiz bir talep olmadığını söylediklerini duyuyoruz. Aynı şekilde Başbakan'ın sözünü ettiği son anda gelen kabul edilemez iki şart konusu da bilgileri içinde gözükmüyor. Doğal olarak IMF ileri sürdüğü önlemlerin kabul edilemez olmadığı görüşünde.
IMF yetkililerinin daha önce konuşulmadık bir şey olmadığını, aynı önlemlerin IMF'nin anlaşma yaptığı diğer ülkelerden de istendiğini ve anlaşmalarda yeralan unsurlar olduğunu söylediklerini duyuyoruz. Özetle; IMF Türkiye ekonomisinin orta vadede mali istikrarı sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu önlemleri anlaşma içine koymak, bu konuda hükümetten taahhüt almak istiyor. Bu önlemleri de mali istikrarın sürdürülmesi için şart görüyor.
İşte bu aşamada ister istemez IMF'nin şartları ülke menfaatine mi aykırı, yoksa AKP'nin siyasi niyetlerine, menfaatlerine mi aykırı sorusu gündeme geliyor. Bence bu ülkede IMF'nin ileri sürdüğü şartların ülke menfaatine olup olmadığını, teknik olarak, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'ten çok daha iyi değerlendirecek, çok sayıda iktisatçı ve piyasa uzmanı var.
O nedenle bu şartları Başbakan ya da Bakan mutlaka açıklamalı. Teknik olarak ne olduğunu görelim ki, siyasi olarak neyin hedeflendiği anlayabilelim.
Başbakan'ın IMF anlaşmasına yönelik oyalayıcı demeçleri ve somut adım atmamasından piyasalar rahatsız. Başbakan'ın 'son anda iki şartla geldiler' sözleri karşısında piyasalar 'bu şartlar kimin menfaatine' aykırı sorusuna yanıt arıyor.
Erdal SAĞLAM / REFERANS GAZETESİ
Ocak ayı bütçe rakamları, mali disiplinin hem küresel kriz hem de uygulanan seçim harcamalarıyla hızla kaybolduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla IMF ile anlaşma acil ihtiyaç haline gelirken bu konuda hükümetten sadece oyalayıcı demeçler geliyor, hala somut bir adım atılmıyor. Somut bir açıklama yerine hükümetin kabul edilemez iki şart getirdiler gibi muğlak ve görüşmelere esrarengiz hava veren bir tavrı söz konusu.
Piyasalar Başbakan'ın üstüne basa basa söylediği son anda iki yeni şartla geldiler ya da kabul edilemez şartlar gibi sözlerine açıklık gelmesini bekliyor. Aylardır bu esrarengiz hava sürerken, IMF'nin de hükümetin verdiği bu havadan, kendilerinin anlaşmaya sekte vurur gibi gösterilmesinden rahatsız olduğunu duyuyoruz.
Piyasa oyuncuları Başbakan'ın sürekli olarak ülke menfaatine olmayan şartları kabul edemeyiz veya artık biz güçlü ülkeyiz gibi sözler ettiğini ama bunun içeriğinin belli olmadığı kaydederken, bu şartların belli olmasını ve Başbakan'ın kabul edilemez dediği şartların ne olduğunu ve bunların gerçekten ülke menfaatlerine aykırı olup olmadığının açıklık kazanmasını istiyorlar.
Özetle; piyasalar, iktisatçılar IMF'nin ileri sürdüğü şartların ne olduğunu bilmek, bunun da ötesinde bu şartların ülke menfaatine mi, yoksa iktidar partisi AKP'nin menfaatlerine mi aykırı olduğunu kendileri görmek istiyor.
Piyasalar bu nedenle hükümetin IMF'nin ileri sürdüğünü söylediği bu şartları açıklamasını bekliyor. IMF'in bunları açıklayamayacağını kaydeden piyasa oyuncuları, bu görevin esrarengiz havayı veren hükümete ait olduğunu, bunun şeffaflığın bir gereği olduğunu kaydediyor. IMF ile ileride anlaşma olduğunda hükümetin biz bu şartları geri aldırdık diyebileceğini ama o şartların ne olduğunun bilinemeyeceğini ya da anlaşma olmazsa sonradan, olmayan şartları varmış gibi söyleyebileceğini kaydeden bir bankacı, Bence piyasalar bu şartları görüp kendileri karar vermeli. Hükümet açıklasın ki; gerçekten kabul edilemez şart olup olmadığını bizler de görelim, haklılarsa arkalarında olalım şeklinde konuştu.
IMF istediklerinin makul olduğu görüşünde
IMF'ye son dönemde, hükümetin verdiği bu esrarengiz hava, kabul edilemez iki şart konusu sıkça sorulur oldu. Ancak IMF yetkileri buna Anlaşma görüşmemeleri sürerken konuştuğumuz spesifik önlemleri açıklamamız mümkün değil yanıtı veriyorlar.
Buna karşılık hükümetin verdiği esrarengiz hava ve kabul edilemez iki şart gibi demeçlerden IMF yetkililerinin de rahatsız olduğunu duyuyoruz. Hükümetin bunları açıklamasını IMF'nin de istediği, kendilerinin kabul edilemez denilecek önlem istekleri olmadığını söylüyorlarmış.
Anlaşmaya taraf olanların tümünden derlediğim verilere göre; IMF'nin anlaşma için genel çerçevesi, daha doğrusu mali politikalara ilişkin yaklaşımı 2009 yılının tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye için de özellikle kamu borcu açısından zor geçeceği, bu nedenle esnek bir mali politika uygulanmasına izin verilmesi gerektiği yolunda. Ancak, bunun hemen ardından, 2009 yılında izin verilecek bu esnekliğin orta vadede daha kuvvetli bir mali disiplin ve daha dikkatli bir uygulama ile telafi edilmesi gerektiği görüşündeler.
IMF'nin Türkiye ile yapacağı anlaşmaya bakışı da bu genel çerçeve doğrultusunda şekilleniyor. Özetle; IMF, 2010 yılından itibaren, bu yıl ekonomik dengelerde yaşanacak tahribatların onarılması için ek önlemler alınmasını istiyor.
IMF Heyeti ABD'ye geri dönerken orta vadeli mali yapısal tedbirler üzerinde hala konuşulduğunu söylemişti. Edindiğim izlenime göre bu kapsamda IMF'nin istedikleri de yeni unsurlar değil. Başta mali kural, yerel yönetim reformu, gelir idaresinin güçlendirilmesi gibi daha önce konuşulmuş, bir kısmı daha önceki stand-by anlaşmalarında yeralan ama yarım kalmış, tamamlanamamış reformlar.
IMF yetkililerinin, sohbet ettikleri yakınlarına, Başbakan'ın vermek istediği gibi esrarengiz bir talep olmadığını söylediklerini duyuyoruz. Aynı şekilde Başbakan'ın sözünü ettiği son anda gelen kabul edilemez iki şart konusu da bilgileri içinde gözükmüyor. Doğal olarak IMF ileri sürdüğü önlemlerin kabul edilemez olmadığı görüşünde.
IMF yetkililerinin daha önce konuşulmadık bir şey olmadığını, aynı önlemlerin IMF'nin anlaşma yaptığı diğer ülkelerden de istendiğini ve anlaşmalarda yeralan unsurlar olduğunu söylediklerini duyuyoruz. Özetle; IMF Türkiye ekonomisinin orta vadede mali istikrarı sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu önlemleri anlaşma içine koymak, bu konuda hükümetten taahhüt almak istiyor. Bu önlemleri de mali istikrarın sürdürülmesi için şart görüyor.
İşte bu aşamada ister istemez IMF'nin şartları ülke menfaatine mi aykırı, yoksa AKP'nin siyasi niyetlerine, menfaatlerine mi aykırı sorusu gündeme geliyor. Bence bu ülkede IMF'nin ileri sürdüğü şartların ülke menfaatine olup olmadığını, teknik olarak, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'ten çok daha iyi değerlendirecek, çok sayıda iktisatçı ve piyasa uzmanı var.
O nedenle bu şartları Başbakan ya da Bakan mutlaka açıklamalı. Teknik olarak ne olduğunu görelim ki, siyasi olarak neyin hedeflendiği anlayabilelim.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]AP taslağında Ergenekon vurgusu [/color]
Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye'nin müzakere sürecinin değerlendirildiği raporun son taslağını onayladı. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Ria Omen-Ruijten tarafından kaleme alınan raporda Ergenekon davası geniş yer tuttu.
Kimisi birleştirilen ya da son anda geri çekilen 188 değişiklik önergesinin ayrı ayrı oylanmasının ardından taslak raporun bütünü, komitede 4 hayır ve 1 çekimsere karşı 65 oyla kabul edildi.
Oomen-Ruijten, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'ye karşı adil ve dürüst olduğunu savunarak, taslak belgenin AP Genel Kurulu'nda da kabul edilmesiyle birlikte ilişkilere yeni bir ivme kazandırılacağını umduğunu söyledi.
Bu rapor Türkiye'nin aynası olmalıdır diyen Oomen-Ruijten, Yargı reformu stratejisi geliştirilmesine karşın yeni sistematik reformlara ihtiyaç var. Kopenhag kriterleri müzakerelerin merkezidir. (Müzakerelerin hedefi) yeni fasıllar açmak değil, Türkiye'yi çağdaş, demokratik ve refah içinde bir topluma
dönüştürmektir dedi.
Hllandalı AP üyesi Oomen-Ruijten, Ulusal Program'ın kabul edilmesi ve Kürtçe televizyon yayını gibi iyi haberlere karşın son 3 yıldır (raporda Türkiye'ye) genel bakış olumsuz. Buna karşın yeni Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile yoğun görüşmelerim oldu. Bu atamanın iyi işaret olduğunu düşünüyorum diye konuştu.
Ergenekon davasının başlamasından memnunuz
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle taslak raporda yer alan Ergenekon sanıklarının yargılanmasıyla ilgili Ergenekon suç örgütü sanıklarının yargılanmaya başlamasından memnuniyet duyuyoruz. Örgütün devlet kurumlarına sızan uzantılarının bütünüyle ortaya çıkarılması için yetkilileri soruşturmayı sürdürmeye teşvik ediyoruz. Sanıklara muameleyle ilgili (olumsuz) haberlerden endişe duyuyor, Türk makamlarından sanıklara adil yargılanma hakkı sunmalarını ve hukukun üstünlüğü ilkelerine sıkıca bağlı kalmalarını istiyoruz biçimindeki ifadelerin sonuna Hrant Dink'in öldürülmesi gibi çözümlenemeyen davalar değerlendirilirken Ergenekon'un bu tür olaylarda rolü olduğu tezi daha çok ciddiye alınmalıdır cümlesi eklendi.
Türkiye taslak raporuna dahil edilen uzlaşma önerisiyle, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde teknik olarak hazır fasılların müzakerelere açılması için üye ülkelere çağrı yapıldı.
Türk hükümetinden Mart 2009 yerel seçimlerine katılan tüm partilerin seçim komisyonlarında temsil edilmelerine izin vermesi isteminde bulunan değişiklik önergesi de komitedeki oylamada belgeye girdi.
Kabul edilen bir başka değişiklik önergesiyle, demokratik, çoğulcu bir toplumda ifade özgürlüğünün ne sık sık internet sitesi yasaklamakla ne de eleştirel basına baskı yapmakla ve dava açmakla sağlanmayacağı belirtildi.
TRT-6'nın Kürtçe yayına başlamasından duyulan memnuniyet de uzlaşma önergesiyle taslak rapora dahil edildi.
Türk iş dünyasında sıkça yakınma konusu yapılan AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına Gümrük Birliği üyesi olmasına karşın Türkiye'nin dahil edilmemesi, verilen uzlaşma önergesiyle rapora girerken, serbest ticaret anlaşmalarıyla ilgili hazırlanan etki raporlarının Türkiye'yi de kapsaması gereği vurgulandı.
Taslak rapora eklenen bir başka değişiklik önergesinde, Türkiye'den öğrenciler, akademisyenler ve işadamları gibi gruplara AB'nin vize kolaylığı getirmesi çağrısı yapıldı.
Bu arada kabul edilen değişiklik önergeleriyle Türk hükümetinden ve yargı makamlarından, 'yeşil sermaye' olarak adlandırılan şirketlerce ya da 'Deniz Feneri' davasında olduğu gibi yardım kuruluşlarınca dolandırılan AB vatandaşı ya da AB'de oturumu bulunan mağdurları ilgilendiren davalarda, AB üyesi ülkelerle daha fazla işbirliği yapmaları istendi.
Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye'nin müzakere sürecinin değerlendirildiği raporun son taslağını onayladı. Hollandalı Hıristiyan Demokrat Ria Omen-Ruijten tarafından kaleme alınan raporda Ergenekon davası geniş yer tuttu.
Kimisi birleştirilen ya da son anda geri çekilen 188 değişiklik önergesinin ayrı ayrı oylanmasının ardından taslak raporun bütünü, komitede 4 hayır ve 1 çekimsere karşı 65 oyla kabul edildi.
Oomen-Ruijten, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'ye karşı adil ve dürüst olduğunu savunarak, taslak belgenin AP Genel Kurulu'nda da kabul edilmesiyle birlikte ilişkilere yeni bir ivme kazandırılacağını umduğunu söyledi.
Bu rapor Türkiye'nin aynası olmalıdır diyen Oomen-Ruijten, Yargı reformu stratejisi geliştirilmesine karşın yeni sistematik reformlara ihtiyaç var. Kopenhag kriterleri müzakerelerin merkezidir. (Müzakerelerin hedefi) yeni fasıllar açmak değil, Türkiye'yi çağdaş, demokratik ve refah içinde bir topluma
dönüştürmektir dedi.
Hllandalı AP üyesi Oomen-Ruijten, Ulusal Program'ın kabul edilmesi ve Kürtçe televizyon yayını gibi iyi haberlere karşın son 3 yıldır (raporda Türkiye'ye) genel bakış olumsuz. Buna karşın yeni Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile yoğun görüşmelerim oldu. Bu atamanın iyi işaret olduğunu düşünüyorum diye konuştu.
Ergenekon davasının başlamasından memnunuz
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle taslak raporda yer alan Ergenekon sanıklarının yargılanmasıyla ilgili Ergenekon suç örgütü sanıklarının yargılanmaya başlamasından memnuniyet duyuyoruz. Örgütün devlet kurumlarına sızan uzantılarının bütünüyle ortaya çıkarılması için yetkilileri soruşturmayı sürdürmeye teşvik ediyoruz. Sanıklara muameleyle ilgili (olumsuz) haberlerden endişe duyuyor, Türk makamlarından sanıklara adil yargılanma hakkı sunmalarını ve hukukun üstünlüğü ilkelerine sıkıca bağlı kalmalarını istiyoruz biçimindeki ifadelerin sonuna Hrant Dink'in öldürülmesi gibi çözümlenemeyen davalar değerlendirilirken Ergenekon'un bu tür olaylarda rolü olduğu tezi daha çok ciddiye alınmalıdır cümlesi eklendi.
Türkiye taslak raporuna dahil edilen uzlaşma önerisiyle, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde teknik olarak hazır fasılların müzakerelere açılması için üye ülkelere çağrı yapıldı.
Türk hükümetinden Mart 2009 yerel seçimlerine katılan tüm partilerin seçim komisyonlarında temsil edilmelerine izin vermesi isteminde bulunan değişiklik önergesi de komitedeki oylamada belgeye girdi.
Kabul edilen bir başka değişiklik önergesiyle, demokratik, çoğulcu bir toplumda ifade özgürlüğünün ne sık sık internet sitesi yasaklamakla ne de eleştirel basına baskı yapmakla ve dava açmakla sağlanmayacağı belirtildi.
TRT-6'nın Kürtçe yayına başlamasından duyulan memnuniyet de uzlaşma önergesiyle taslak rapora dahil edildi.
Türk iş dünyasında sıkça yakınma konusu yapılan AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarına Gümrük Birliği üyesi olmasına karşın Türkiye'nin dahil edilmemesi, verilen uzlaşma önergesiyle rapora girerken, serbest ticaret anlaşmalarıyla ilgili hazırlanan etki raporlarının Türkiye'yi de kapsaması gereği vurgulandı.
Taslak rapora eklenen bir başka değişiklik önergesinde, Türkiye'den öğrenciler, akademisyenler ve işadamları gibi gruplara AB'nin vize kolaylığı getirmesi çağrısı yapıldı.
Bu arada kabul edilen değişiklik önergeleriyle Türk hükümetinden ve yargı makamlarından, 'yeşil sermaye' olarak adlandırılan şirketlerce ya da 'Deniz Feneri' davasında olduğu gibi yardım kuruluşlarınca dolandırılan AB vatandaşı ya da AB'de oturumu bulunan mağdurları ilgilendiren davalarda, AB üyesi ülkelerle daha fazla işbirliği yapmaları istendi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi