Moody`s Toyota`nın notunu düşürdü
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's dünyanın en büyük otomobil firması Toyota'nın kredi notunu düşürdü.
AA
Moody'sten yapılan açıklamada, küresel krizin yol açtığı talep daralması nedeniyle 70 yıllık tarihinde ilk kez zarar açıklayacak olan Toyota'nın uzun vadeli kredi notunu “Aaa”dan “Aa1”e düşürdü.
Açıklamada, Japonya'nın önde gelen diğer otomobil firmaları olan Honda Motor ve Nissan Motor'un da gözden geçirilme kapsamında olduğu ifade edildi.
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153167
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
Macaristan`dan bankalara yardım paketi
Küresel mali kriz nedeni ile zor durumda olan Macaristan bankalarının imdadına Macaristan merkez Bankası yetişti.
AA
Macaristan hükümetinin isteği doğrultusunda bankalara 5 milyar avro'luk yardım paketi dağıtılacağını açıklayan Macaristan Merkez Bankası Başkanı Andras Simor, bankaların böylece nefes alacağını söyledi.
Macaristan Merkez Bankası, yapılacak yardım paketinin 6 aylık olduğunu, avro'nun son bir ayda Macar milli parası forint karşısında yaklaşık yüzde 15 değer kazandığı, bu nedenle bankaların avro ile kredi veremez duruma geldiğini bildirdi.
Bu açıklamanın ardından oldukça rahatlayan Macaristan ekonomi piyasasında 303 forint olan 1 avro, bir kaç saat içinde 290 forinte geriledi.
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı.
Küresel mali kriz nedeni ile zor durumda olan Macaristan bankalarının imdadına Macaristan merkez Bankası yetişti.
AA
Macaristan hükümetinin isteği doğrultusunda bankalara 5 milyar avro'luk yardım paketi dağıtılacağını açıklayan Macaristan Merkez Bankası Başkanı Andras Simor, bankaların böylece nefes alacağını söyledi.
Macaristan Merkez Bankası, yapılacak yardım paketinin 6 aylık olduğunu, avro'nun son bir ayda Macar milli parası forint karşısında yaklaşık yüzde 15 değer kazandığı, bu nedenle bankaların avro ile kredi veremez duruma geldiğini bildirdi.
Bu açıklamanın ardından oldukça rahatlayan Macaristan ekonomi piyasasında 303 forint olan 1 avro, bir kaç saat içinde 290 forinte geriledi.
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Yeni bir varlık fiyat balonu oluşturuluyor
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) BaşkanıTevfik Bilgin, dünyadaki global depremde, en azından bugüne kadar, Türkiye'nin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebinin, bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere basması olduğunu söyledi.
Bilgin, Türk Bankacılık Sistemi 2008 Sonuçları ve 2009 Beklentileri konulu basın toplantısı düzenledi.
BDDK Başkanı Bilgin, toplantıda yaptığı konuşmada, literatürde geleneksel görüş olarak bilinen “fiyat istikrarı sağlanmadan, finansal istikrar sağlanamaz” görüşünün son krizde yerle bir olduğunu ifade ederek, diğer ülkelerden ve Türkiye örneğinden de anlaşıldığı üzere, finansal istikrarın sağlanmasının ve bankacılık sektörünün sağlıklılığının, para ve maliye politikalarındaki başarının ön koşulu olduğunu kaydetti.
Global krizde diğer ülkelerin farklı dozlarda, ilaç, antibiyotik, serum tedavisi veya yoğun bakım tedavilerinin hep beraber izlendiğini anlatan Bilgin, “Türkiye olarak bazı ağrı kesicilerle bugüne kadar geldik. Dünyadaki global depremde en azından bu güne kadar ülkemizin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebi bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere sağlam basmasıdır” dedi.
Bilgin, bugün ülkelerin uyguladıkları her tedavinin, şiddetine bağlı olarak, gelecekte yan etkilerini de aynı şiddette göstereceğini belirterek, bu bakımdan, krizden çıkışta Türk bankacılık sisteminin Türkiye'ye avantaj kazandıracağını bildirdi.
KÜRESEL KRİZ
BDDK Başkanı Bilgin, global ekonomilerde yaşanan krizin ilk boyutunun reel ekonomi olduğunu kaydederek, ABD, Avro Bölgesi, İngiltere ve Japonya gibi büyük gelişmiş ülkelerde bozulma sürecinin devam ettiğini anlattı.
Bu durumun doğal bir sonucu olarak uluslararası otoritelerin ekonomik büyüme konusundaki olumsuz beklentilerinin de had safhalara ulaştığına işaret eden Bilgin, 2009 yılı için söz konusu ülke ve birliklerde negatif ekonomik büyüme olasılığının kesinleştiğini söyledi.
Bilgin, reel ekonomi için oldukça önemli olan enflasyon baskısının, bu dönemde uygulanan para politikaları sonucu değil, petrol ve emtia fiyatlarındaki ani ve hızlı düşüş nedeniyle yerini dezenflasyonist sürece terk ettiğini de kaydetti.
Krizin ikinci ve Türkiye'yi de ilgilendiren boyutunun finansal boyut olduğunu belirten Bilgin, finansal boyut ile ilgili olarak son likidite verme merci olan Merkez Bankalarının ellerini, gerek politika faizlerini düşürme kabiliyeti, gerekse yüksek likidite enjeksiyonu yapabilme yönüyle kuvvetlendirdiğini anlatan Bilgin, şöyle devam etti:
“Örneğin, ABD, Almanya, Avustralya, Güney Kore, Kanada gibi ülkelerin, krizin başladığı günden bugüne kadar muhtelif programlar çerçevesinde piyasaya verdikleri toplam fon miktarı, Merkez Bankaları aracılığıyla 3.8 trilyon dolardır. Buna limitsiz olarak açılan kredi imkanlarını ve kredi linelarını dahil etmiyoruz.
Ancak, bütün bunlara rağmen halihazırda dünya finans sektöründe, bankacılıkta 803 milyar dolar, sigortacılıkta 151 milyar dolar, mortgage finans şirketlerinde 114 milyar dolar olmak üzere, toplam 1 trilyon 68 milyon dolarlık zarar yazılması önlenememiştir. Söz konusu zarara karşı yapılan sermaye artırımları ise 982 milyar dolardır. Bu noktada gösterilen tüm gayretler, tüm çabalar, kredi piyasalarına etki göstermemekte ve piyasada bir türlü hareket başlamamaktadır. Gerek büyük bankaların CDS'leri, gerekse kurumsal CDS seviyeleri (CDS-Credit Default Swaps- bir ülkenin borçlarını ödememe olasılığına karşı alınan sigortaya ödenen prim) ile ülkelerin Hazine getirileri arasındaki farklar hala rekor seviyelerdedir. Bir anlamda tansiyonun boyutu hala yüksektir.”
Bilgin, yeni bir Varlık Fiyat Balonu oluşturulduğunu da belirterek, bu balondaki ana oyuncunun ise devlet kağıtları olduğunu, özellikle ABD'de oluşan bu yeni balonun yapılması planlanan mali teşhis ve kurtarma planları sonrasında daha da şişeceğini ve bundan sonraki en büyük finansal kırılganlığın şirket batmaları değil, ülke hazinelerine olan güvenin sarsılması şeklinde kendini göstereceğini sözlerine ekledi.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) BaşkanıTevfik Bilgin, dünyadaki global depremde, en azından bugüne kadar, Türkiye'nin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebinin, bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere basması olduğunu söyledi.
Bilgin, Türk Bankacılık Sistemi 2008 Sonuçları ve 2009 Beklentileri konulu basın toplantısı düzenledi.
BDDK Başkanı Bilgin, toplantıda yaptığı konuşmada, literatürde geleneksel görüş olarak bilinen “fiyat istikrarı sağlanmadan, finansal istikrar sağlanamaz” görüşünün son krizde yerle bir olduğunu ifade ederek, diğer ülkelerden ve Türkiye örneğinden de anlaşıldığı üzere, finansal istikrarın sağlanmasının ve bankacılık sektörünün sağlıklılığının, para ve maliye politikalarındaki başarının ön koşulu olduğunu kaydetti.
Global krizde diğer ülkelerin farklı dozlarda, ilaç, antibiyotik, serum tedavisi veya yoğun bakım tedavilerinin hep beraber izlendiğini anlatan Bilgin, “Türkiye olarak bazı ağrı kesicilerle bugüne kadar geldik. Dünyadaki global depremde en azından bu güne kadar ülkemizin ağrı kesicilerle idare etmesinin en önemli sebebi bankacılık sisteminin sıhhati ve ayaklarının yere sağlam basmasıdır” dedi.
Bilgin, bugün ülkelerin uyguladıkları her tedavinin, şiddetine bağlı olarak, gelecekte yan etkilerini de aynı şiddette göstereceğini belirterek, bu bakımdan, krizden çıkışta Türk bankacılık sisteminin Türkiye'ye avantaj kazandıracağını bildirdi.
KÜRESEL KRİZ
BDDK Başkanı Bilgin, global ekonomilerde yaşanan krizin ilk boyutunun reel ekonomi olduğunu kaydederek, ABD, Avro Bölgesi, İngiltere ve Japonya gibi büyük gelişmiş ülkelerde bozulma sürecinin devam ettiğini anlattı.
Bu durumun doğal bir sonucu olarak uluslararası otoritelerin ekonomik büyüme konusundaki olumsuz beklentilerinin de had safhalara ulaştığına işaret eden Bilgin, 2009 yılı için söz konusu ülke ve birliklerde negatif ekonomik büyüme olasılığının kesinleştiğini söyledi.
Bilgin, reel ekonomi için oldukça önemli olan enflasyon baskısının, bu dönemde uygulanan para politikaları sonucu değil, petrol ve emtia fiyatlarındaki ani ve hızlı düşüş nedeniyle yerini dezenflasyonist sürece terk ettiğini de kaydetti.
Krizin ikinci ve Türkiye'yi de ilgilendiren boyutunun finansal boyut olduğunu belirten Bilgin, finansal boyut ile ilgili olarak son likidite verme merci olan Merkez Bankalarının ellerini, gerek politika faizlerini düşürme kabiliyeti, gerekse yüksek likidite enjeksiyonu yapabilme yönüyle kuvvetlendirdiğini anlatan Bilgin, şöyle devam etti:
“Örneğin, ABD, Almanya, Avustralya, Güney Kore, Kanada gibi ülkelerin, krizin başladığı günden bugüne kadar muhtelif programlar çerçevesinde piyasaya verdikleri toplam fon miktarı, Merkez Bankaları aracılığıyla 3.8 trilyon dolardır. Buna limitsiz olarak açılan kredi imkanlarını ve kredi linelarını dahil etmiyoruz.
Ancak, bütün bunlara rağmen halihazırda dünya finans sektöründe, bankacılıkta 803 milyar dolar, sigortacılıkta 151 milyar dolar, mortgage finans şirketlerinde 114 milyar dolar olmak üzere, toplam 1 trilyon 68 milyon dolarlık zarar yazılması önlenememiştir. Söz konusu zarara karşı yapılan sermaye artırımları ise 982 milyar dolardır. Bu noktada gösterilen tüm gayretler, tüm çabalar, kredi piyasalarına etki göstermemekte ve piyasada bir türlü hareket başlamamaktadır. Gerek büyük bankaların CDS'leri, gerekse kurumsal CDS seviyeleri (CDS-Credit Default Swaps- bir ülkenin borçlarını ödememe olasılığına karşı alınan sigortaya ödenen prim) ile ülkelerin Hazine getirileri arasındaki farklar hala rekor seviyelerdedir. Bir anlamda tansiyonun boyutu hala yüksektir.”
Bilgin, yeni bir Varlık Fiyat Balonu oluşturulduğunu da belirterek, bu balondaki ana oyuncunun ise devlet kağıtları olduğunu, özellikle ABD'de oluşan bu yeni balonun yapılması planlanan mali teşhis ve kurtarma planları sonrasında daha da şişeceğini ve bundan sonraki en büyük finansal kırılganlığın şirket batmaları değil, ülke hazinelerine olan güvenin sarsılması şeklinde kendini göstereceğini sözlerine ekledi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Türkiye büyük şansı kaçırmak üzere [/color]
İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşma yapılması yolunda Türkiye üzerindeki baskının arttığını öne sürdü.
Gazetenin konuyla ilgili haberinde, Türk hükümetinin, IMF ile görüşmelerden çekilmesi halinde son yıllarda eline geçen en büyük şansı kaçırıp kredi kaybına uğrama riskiyle karşı karşıya bulunduğu iddia edildi.
IMF heyetinin iki hafta önce yeni finansal paketle ilgili anlaşmaya varamadan Ankara'yı terk ettiğine işaret edilen haberde, “heyet yeniden dönmek için davet almış değil ve bakanlar büyük görüş ayrılıkları giderilmeden görüşmelerin yeniden başlatılmayacağını açıkça ilan etti” denildi.
Yatırımcıların aylardır, Türkiye'nin IMF ile en az 20 milyar dolarlık bir anlaşma yapacağına güvendiklerine işaret edilen haberde, şimdi bunların çoğunun Recep Tayyip Erdoğan'ın IMF'nin öngördüğü kemer sıkma politikalarını kabul edip etmeyeceğini merak ettikleri kaydedildi.
Goldman Sachs uzmanlarından Ahmet Akarlı'nın durumu değerlendirirken, “kimse panikte değil ama herkes durumu 2 ay öncesine göre çok daha dikkatle izliyor” dediğine dikkat çekilen haberde, IMF'nin Türkiye'nin kamu borçlarının bu yıl biraz artış göstermesini kabul ettiğini, ancak ileriki yıllarda bütçe dengesinin sağlanması için özellikle belediye harcamalarında sıkı bir bütçe ve kontrol uygulanmasını istediği belirtildi.
“TÜRKİYE EKONOMİSİ KRİZLE DAHA İYİ BAŞA ÇIKTI”
Başbakan Erdoğan'ın ise Mart ayında yapılacak yerel seçim öncesinde halka böyle zor bir IMF reçetesi sunmakta gönülsüz davrandığını ve bunun anlaşılabilir olduğunu da yazan gazete, Türk ekonomisinin şu ana kadar krizle, Doğu Avrupa ülkelerine oranla çok daha iyi başa çıktığına dikkati çekti.
IMF ile anlaşma konusundaki gecikmenin şaşırtıcı biçimde lira ya da borsa üzerinde çok küçük bir etki yarattığına da işaret edilen haberde, buna, yatırımcıların büyük bölümünün seçimin ardından bir anlaşma yapılacağı beklentisi içinde bulunmalarının yol açtığı kaydedildi. Haberde “ancak bu gecikme Türkiye'yi herhangi bir küresel sıkıntı karşısında ya da kendi ekonomisindeki sıkıntılara karşı daha savunmasız hale getiriyor” görüşü de ileri sürüldü.
Hükümetin, güvenin çöktüğü daha baskılı bir dönemde anlaşma imzalamaya kalkışması halinde, Uluslararası Para Fonu'nun çok daha katı şartlar dayatabileceğine dair Goldman Sachs uzmanlarından Ahmet Akarlı'nın görüşüne de yer verilen haberde, IMF çıpası olmadan Türkiye'nin, enflasyonu ve faiz oranlarını kati biçimde tek haneli rakamlara indirme konusunda yakaladığı nadir şansı da kaçırabileceği öne sürüldü.
İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşma yapılması yolunda Türkiye üzerindeki baskının arttığını öne sürdü.
Gazetenin konuyla ilgili haberinde, Türk hükümetinin, IMF ile görüşmelerden çekilmesi halinde son yıllarda eline geçen en büyük şansı kaçırıp kredi kaybına uğrama riskiyle karşı karşıya bulunduğu iddia edildi.
IMF heyetinin iki hafta önce yeni finansal paketle ilgili anlaşmaya varamadan Ankara'yı terk ettiğine işaret edilen haberde, “heyet yeniden dönmek için davet almış değil ve bakanlar büyük görüş ayrılıkları giderilmeden görüşmelerin yeniden başlatılmayacağını açıkça ilan etti” denildi.
Yatırımcıların aylardır, Türkiye'nin IMF ile en az 20 milyar dolarlık bir anlaşma yapacağına güvendiklerine işaret edilen haberde, şimdi bunların çoğunun Recep Tayyip Erdoğan'ın IMF'nin öngördüğü kemer sıkma politikalarını kabul edip etmeyeceğini merak ettikleri kaydedildi.
Goldman Sachs uzmanlarından Ahmet Akarlı'nın durumu değerlendirirken, “kimse panikte değil ama herkes durumu 2 ay öncesine göre çok daha dikkatle izliyor” dediğine dikkat çekilen haberde, IMF'nin Türkiye'nin kamu borçlarının bu yıl biraz artış göstermesini kabul ettiğini, ancak ileriki yıllarda bütçe dengesinin sağlanması için özellikle belediye harcamalarında sıkı bir bütçe ve kontrol uygulanmasını istediği belirtildi.
“TÜRKİYE EKONOMİSİ KRİZLE DAHA İYİ BAŞA ÇIKTI”
Başbakan Erdoğan'ın ise Mart ayında yapılacak yerel seçim öncesinde halka böyle zor bir IMF reçetesi sunmakta gönülsüz davrandığını ve bunun anlaşılabilir olduğunu da yazan gazete, Türk ekonomisinin şu ana kadar krizle, Doğu Avrupa ülkelerine oranla çok daha iyi başa çıktığına dikkati çekti.
IMF ile anlaşma konusundaki gecikmenin şaşırtıcı biçimde lira ya da borsa üzerinde çok küçük bir etki yarattığına da işaret edilen haberde, buna, yatırımcıların büyük bölümünün seçimin ardından bir anlaşma yapılacağı beklentisi içinde bulunmalarının yol açtığı kaydedildi. Haberde “ancak bu gecikme Türkiye'yi herhangi bir küresel sıkıntı karşısında ya da kendi ekonomisindeki sıkıntılara karşı daha savunmasız hale getiriyor” görüşü de ileri sürüldü.
Hükümetin, güvenin çöktüğü daha baskılı bir dönemde anlaşma imzalamaya kalkışması halinde, Uluslararası Para Fonu'nun çok daha katı şartlar dayatabileceğine dair Goldman Sachs uzmanlarından Ahmet Akarlı'nın görüşüne de yer verilen haberde, IMF çıpası olmadan Türkiye'nin, enflasyonu ve faiz oranlarını kati biçimde tek haneli rakamlara indirme konusunda yakaladığı nadir şansı da kaçırabileceği öne sürüldü.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Türk Lirası`na yatırım yapın!!! [/color]
JAPONYA’nın ikinci büyük aracı kurumu Daiwa, yatırımcılarına Türk Lirası’ yatırım yapmalarını tavsiye etti.
Japonya’nın ikinci büyük aracı kurumu Daiwa SB Investments, yatırımcılarına Türk Lirası, Meksika Pesosu ve Brezilya Reali’ne yatırım yapmalarını tavsiye etti.
Daiwa, Türkiye, Meksika ve Brezilya para birimlerini çok ucuz seviyelere gerilediğini belirtti. 2008’de yen Türk Lirası’na karşı yüzde 62, Meksika Pesosu’na karşı yüzde 55, Brezilya Reali’ne karşı yüzde 60 değer kazandı.
Diğer yandan uzmanlar yenin bu yıl değer kaybedeceğini tahmin ediyor. Mitsubishi UFJ, dolar/yen paritesinin 112’ye kadar yükseleceğini tahmin
JAPONYA’nın ikinci büyük aracı kurumu Daiwa, yatırımcılarına Türk Lirası’ yatırım yapmalarını tavsiye etti.
Japonya’nın ikinci büyük aracı kurumu Daiwa SB Investments, yatırımcılarına Türk Lirası, Meksika Pesosu ve Brezilya Reali’ne yatırım yapmalarını tavsiye etti.
Daiwa, Türkiye, Meksika ve Brezilya para birimlerini çok ucuz seviyelere gerilediğini belirtti. 2008’de yen Türk Lirası’na karşı yüzde 62, Meksika Pesosu’na karşı yüzde 55, Brezilya Reali’ne karşı yüzde 60 değer kazandı.
Diğer yandan uzmanlar yenin bu yıl değer kaybedeceğini tahmin ediyor. Mitsubishi UFJ, dolar/yen paritesinin 112’ye kadar yükseleceğini tahmin
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Dolar güven için bu 10 engeli aşmalı [/color]
ABD'de ikinci banka kurtarma planının açıklaması bugüneertelenince dolar, euro ve yen karşısında değer kaybetti.
Sıla Özçelik / REFERANS
2009'a kan kaybı ile başlayan doların daha fazla erimemek için önünde temizlemesi gereken 10 mayın var.
Kriz öncesine kadar küresel yatırımcının en güvenilir yatırım aracı dolardı. Ne zamanki Wall Street'te trilyonlara yaklaşması beklenen bir zarar dalgası oluştu, dolar da güvenli liman tacını emtia, gelişmekte olan piyasalar ve altına bıraktı.
Ancak kısa bir süre içinde emtia balonu da gelişmekte olan piyasalar balonu da söndü. Euro Bölgesi'nde patlak veren resesyon tartışmaları başlayıp euro adeta serbest düşüşe geçince ise dolar kısa bir süreliğine yine revaçta oldu.
ABD'de cuma günü açıklanan ve ocak için 598 bin kişi çıkan son 16 yılın en yüksek işsizlik rakamlarının ardından kan kaybetmeye başlayan ABD Doları, dün de Hazine Bakanlığı'nın TARP II paketinin açılanmasını son anda bugüne ertelemesi nedeniyle düşüşe geçti. Sabah saatlerinde euro ve sterlin karşısında TARP II beklentisi ile yükseliş yaşayan dolar, açıklamanın plana özel sektöre ilişkin maddelerin de eklenecek olmasından ötürü ertelenmesi ile moral bozukluğu yaşadı.
Cuma günü dolar karşısında 1,2946'dan kapananan euro sabah saatlerinde 1,2900 seviyesine kadar geriledikten sonra açıklamanın iptal edilmesinin ardından 1,3040 seviyelerine kadar yükseldi ve dolar kan kaybetti. Dolar, Japon Yeni karşısında da yüzde 0,6 değer kaybetti ve 91,37 seviyesine kadar geriledi.
Uzmanlara göre ise 2009'da da dolara kan kaybettirecek 10 büyük tehdit var. Bu tehditlerin başında ise yabancı merkez bankalarının ellerindeki ABD varlıklarını satmaya başlamaları ve riskten kaçışın 2009'da hızlanması geliyor. Sahip oldukları ABD varlıkları ile ABD'nin devasa cari açığını finanse eden ülkeler arasında ellerindeki petrodolarlar ile büyük tehdit unsuru olan petrol üreticisi Körfez ülkeleri ile Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan piyasalar var.
Sonu gelmeyen şirket iflasları ve üstüste açıklanan kurtarma planları da dolar için 2009'da büyük tehdit olacak. Diğer büyük tehditler arasında ise gittikçe büyüyen dış ticaret açığı, artan hazine tahvili ihraçları, altın fiyatlarındaki pahalanma, Çin'in para birimi yuandaki değerlenmeye karşı hükümetin yapacağı dolar alımları, bütçeye yük bindiren kurtarma paketleri, artan bütçe açığı ile azalan vergi gelirleri, riskten kaçış algısının yükselmesi, dolara ilişkin güven kaybı ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) olası yeni faiz indirimleri olacak.
4 ülkenin bile satacağı varlık 1 trilyon dolar
Sadece Rusya, Suudi Arabistan, Hindistan ve Japonya'nın elindeki dolar rezervinin büyüklüğü 2 trilyon doları buluyor. Uzmanlar ise bu yıl bunun 1 trilyon dolarının satılabileceğini öngörüyor.
Dolar için aslında en büyük risk emtia balonunun sönmesi ile bir dönem petrolden kazandığı parayı kazanamayan Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri ile Rusya gibi para birimindeki aşırı değer kaybının önüne geçmeye çalışacak ülkelerin ellerinden ABD varlıklarını çıkarması. 2009'da bütçe açığı vermesi beklenen Suudi Arabistan bunu elindeki ABD varlıklarını satarak finanse edebilir. Rusya ise şimdiden 598.1 milyar dolarlık dolar rezervinin yüzde 20'sini sattı, bu yıl da devam etmesi bekleniyor.
Likidite bolluğunun sona ermesi ve artan risk algısı ile cari ve bütçe açıklarının en büyük sıcak para kaynağı olan yabancı sermaye akışı duran gelişmekte olan piyasalar da bu yıl finansman kaynağı elde etmek için ellerindeki dolarları satabilir. 2008'in mayıs ayında 316.2 milyar dolarlık dolar rezervine sahip olan Hindistan, son dönemde para biriminde yaşadığı kan kaybını engellemek için hızlı bir dolar satışına gitti ve rezervin boyutu 62.2 milyar dolar azalarak 254 milyar dolara kadar düştü. Hindistan Merkez Bankası'nın ekim ayındaki dolar satışları alışını 18.7 milyar dolar gibi rekor bir farkla geçmişti. Kalan rezervin büyük bir kısmının ise 2009'da satılması bekleniyor. Japonya ise azalan talep yüzünde 1980 yılının kasım ayından bu yana ilk kez iki ay üstüste olmak üzere dış ticaret açığı verdi. Bu durumda Japonya da bu açığını finanse etmek için dolar satışına gidecek ülkeler arasında yer alabilir.
Doların önündeki diğer mayınlar
* 700 milyar dolarlık dış ticaret açığı: ABD'de hızla düşen ihracat yüzünden oluşan 700 milyar dolarlık devasa dış ticaret açığı dolar için de risk. Doların değer kaybetmemesi için bu açığın kapanması gerekiyor ve 700 milyar dolarlık yabancı sermaye çekmek bu koşullar altında neredeyse imkansız gibi.
* Hazine tahvillerinin değer kaybı: DÜnya çapında bir çok merkez bankasının elinde ABD Hazine tahvili var. Dolayısıyla ABD hazine tahvilleri fiyatlarının çakılması dünya için risk. Yeni hazine tahvillerinin ihracı en az para basılmış kadar etki yaratıyor ve doların değerini düşürüyor. ABD içinse finansman imkanı sağlamak için tahvil ihracı şart.
* Altının 1000 doları aşması dolarda çöküş demek: Altına olan talebin artması dolar olan güvenin azalmasının işareti olarak kabul edilyor. Yatırımcının tarih boyunca güvenli limanı olan altının ons başına fiyatının yeniden 1000 doların üzerine çıkması halinde ise bu doların çöküşü anlamına gelecek.
* Bütçe açığı ve azalan vergi gelirleri: Son verilere göre ABD'nin 2009 yılındaki bütçe açığı rekor kırarak 438 milyar dolar olacak. TARP paketlerinden otomotiv şirketlerine verilen fonlara, ekonomik teşvik paketlerine kadar bir çok harcama bütçe açığını rekora taşıyacak. Vergi gelirlerinin ise 500 milyar dolar azalması bekleniyor. Bu bütçe açığı ise finansman bulmak için hükümeti en az 2 trilyon dolarlık hazine tahvili satmaya zorlayacak. Böylece hem yabancı merkez bankaları hem de ABD hükümeti tarafından satılan hazine tahvilleri ile 2009'da elden çıkarılan ABD varlığı miktarı 4 trilyon doları bulabilecek. Finansman imkanını sağlayabilmek için ABD Merkez Bankası hazinenin çıkaracağı tahvilleri ancak para basarak satın alabilecek. Bu da doların daha fazla kan kaybetmesine yol açabilir.
* Riskten kaçışın hızlanma ihtimali: 2008'in ikinci yarısında hedge fonlar liderliğinde başlayan riskten kaçış, 2009'da hızlanacak. Dış borcu 14 trilyon doları bulan ABD, riskten kaçış hızlanınca para birimi dolarda değer kaybı görmeye başlayacak.
ABD'de ikinci banka kurtarma planının açıklaması bugüneertelenince dolar, euro ve yen karşısında değer kaybetti.
Sıla Özçelik / REFERANS
2009'a kan kaybı ile başlayan doların daha fazla erimemek için önünde temizlemesi gereken 10 mayın var.
Kriz öncesine kadar küresel yatırımcının en güvenilir yatırım aracı dolardı. Ne zamanki Wall Street'te trilyonlara yaklaşması beklenen bir zarar dalgası oluştu, dolar da güvenli liman tacını emtia, gelişmekte olan piyasalar ve altına bıraktı.
Ancak kısa bir süre içinde emtia balonu da gelişmekte olan piyasalar balonu da söndü. Euro Bölgesi'nde patlak veren resesyon tartışmaları başlayıp euro adeta serbest düşüşe geçince ise dolar kısa bir süreliğine yine revaçta oldu.
ABD'de cuma günü açıklanan ve ocak için 598 bin kişi çıkan son 16 yılın en yüksek işsizlik rakamlarının ardından kan kaybetmeye başlayan ABD Doları, dün de Hazine Bakanlığı'nın TARP II paketinin açılanmasını son anda bugüne ertelemesi nedeniyle düşüşe geçti. Sabah saatlerinde euro ve sterlin karşısında TARP II beklentisi ile yükseliş yaşayan dolar, açıklamanın plana özel sektöre ilişkin maddelerin de eklenecek olmasından ötürü ertelenmesi ile moral bozukluğu yaşadı.
Cuma günü dolar karşısında 1,2946'dan kapananan euro sabah saatlerinde 1,2900 seviyesine kadar geriledikten sonra açıklamanın iptal edilmesinin ardından 1,3040 seviyelerine kadar yükseldi ve dolar kan kaybetti. Dolar, Japon Yeni karşısında da yüzde 0,6 değer kaybetti ve 91,37 seviyesine kadar geriledi.
Uzmanlara göre ise 2009'da da dolara kan kaybettirecek 10 büyük tehdit var. Bu tehditlerin başında ise yabancı merkez bankalarının ellerindeki ABD varlıklarını satmaya başlamaları ve riskten kaçışın 2009'da hızlanması geliyor. Sahip oldukları ABD varlıkları ile ABD'nin devasa cari açığını finanse eden ülkeler arasında ellerindeki petrodolarlar ile büyük tehdit unsuru olan petrol üreticisi Körfez ülkeleri ile Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan piyasalar var.
Sonu gelmeyen şirket iflasları ve üstüste açıklanan kurtarma planları da dolar için 2009'da büyük tehdit olacak. Diğer büyük tehditler arasında ise gittikçe büyüyen dış ticaret açığı, artan hazine tahvili ihraçları, altın fiyatlarındaki pahalanma, Çin'in para birimi yuandaki değerlenmeye karşı hükümetin yapacağı dolar alımları, bütçeye yük bindiren kurtarma paketleri, artan bütçe açığı ile azalan vergi gelirleri, riskten kaçış algısının yükselmesi, dolara ilişkin güven kaybı ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) olası yeni faiz indirimleri olacak.
4 ülkenin bile satacağı varlık 1 trilyon dolar
Sadece Rusya, Suudi Arabistan, Hindistan ve Japonya'nın elindeki dolar rezervinin büyüklüğü 2 trilyon doları buluyor. Uzmanlar ise bu yıl bunun 1 trilyon dolarının satılabileceğini öngörüyor.
Dolar için aslında en büyük risk emtia balonunun sönmesi ile bir dönem petrolden kazandığı parayı kazanamayan Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri ile Rusya gibi para birimindeki aşırı değer kaybının önüne geçmeye çalışacak ülkelerin ellerinden ABD varlıklarını çıkarması. 2009'da bütçe açığı vermesi beklenen Suudi Arabistan bunu elindeki ABD varlıklarını satarak finanse edebilir. Rusya ise şimdiden 598.1 milyar dolarlık dolar rezervinin yüzde 20'sini sattı, bu yıl da devam etmesi bekleniyor.
Likidite bolluğunun sona ermesi ve artan risk algısı ile cari ve bütçe açıklarının en büyük sıcak para kaynağı olan yabancı sermaye akışı duran gelişmekte olan piyasalar da bu yıl finansman kaynağı elde etmek için ellerindeki dolarları satabilir. 2008'in mayıs ayında 316.2 milyar dolarlık dolar rezervine sahip olan Hindistan, son dönemde para biriminde yaşadığı kan kaybını engellemek için hızlı bir dolar satışına gitti ve rezervin boyutu 62.2 milyar dolar azalarak 254 milyar dolara kadar düştü. Hindistan Merkez Bankası'nın ekim ayındaki dolar satışları alışını 18.7 milyar dolar gibi rekor bir farkla geçmişti. Kalan rezervin büyük bir kısmının ise 2009'da satılması bekleniyor. Japonya ise azalan talep yüzünde 1980 yılının kasım ayından bu yana ilk kez iki ay üstüste olmak üzere dış ticaret açığı verdi. Bu durumda Japonya da bu açığını finanse etmek için dolar satışına gidecek ülkeler arasında yer alabilir.
Doların önündeki diğer mayınlar
* 700 milyar dolarlık dış ticaret açığı: ABD'de hızla düşen ihracat yüzünden oluşan 700 milyar dolarlık devasa dış ticaret açığı dolar için de risk. Doların değer kaybetmemesi için bu açığın kapanması gerekiyor ve 700 milyar dolarlık yabancı sermaye çekmek bu koşullar altında neredeyse imkansız gibi.
* Hazine tahvillerinin değer kaybı: DÜnya çapında bir çok merkez bankasının elinde ABD Hazine tahvili var. Dolayısıyla ABD hazine tahvilleri fiyatlarının çakılması dünya için risk. Yeni hazine tahvillerinin ihracı en az para basılmış kadar etki yaratıyor ve doların değerini düşürüyor. ABD içinse finansman imkanı sağlamak için tahvil ihracı şart.
* Altının 1000 doları aşması dolarda çöküş demek: Altına olan talebin artması dolar olan güvenin azalmasının işareti olarak kabul edilyor. Yatırımcının tarih boyunca güvenli limanı olan altının ons başına fiyatının yeniden 1000 doların üzerine çıkması halinde ise bu doların çöküşü anlamına gelecek.
* Bütçe açığı ve azalan vergi gelirleri: Son verilere göre ABD'nin 2009 yılındaki bütçe açığı rekor kırarak 438 milyar dolar olacak. TARP paketlerinden otomotiv şirketlerine verilen fonlara, ekonomik teşvik paketlerine kadar bir çok harcama bütçe açığını rekora taşıyacak. Vergi gelirlerinin ise 500 milyar dolar azalması bekleniyor. Bu bütçe açığı ise finansman bulmak için hükümeti en az 2 trilyon dolarlık hazine tahvili satmaya zorlayacak. Böylece hem yabancı merkez bankaları hem de ABD hükümeti tarafından satılan hazine tahvilleri ile 2009'da elden çıkarılan ABD varlığı miktarı 4 trilyon doları bulabilecek. Finansman imkanını sağlayabilmek için ABD Merkez Bankası hazinenin çıkaracağı tahvilleri ancak para basarak satın alabilecek. Bu da doların daha fazla kan kaybetmesine yol açabilir.
* Riskten kaçışın hızlanma ihtimali: 2008'in ikinci yarısında hedge fonlar liderliğinde başlayan riskten kaçış, 2009'da hızlanacak. Dış borcu 14 trilyon doları bulan ABD, riskten kaçış hızlanınca para birimi dolarda değer kaybı görmeye başlayacak.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Kriz İngiltere`de basına güveni sarstı [/color]
İngiltere'de giderek derinleşen ekonomik durgunluğun, gazetecilik mesleğinin kalitesini de olumsuz etkilediği, editörlerin kalite ve standartlardan fedakarlık ederek satışları bir noktada tutma çabaları yüzünden her gün yazılı ve görsel basında pek çok hata yapıldığı bildirildi.
AA
Medya Standartları Vakfı (MST) tarafından sektör uzmanlarının da işbirliğiyle yapılan gözlemin ardından hazırlanan raporda, kamuoyunda her geçen gün basının güvenilirliği hakkında büyüyen bir kuşkunun oluştuğuna işaret edildi.
Basında ayrıca giderek artan bir müdahalecilik eğiliminin de bulunduğu ifade edilen raporda, bunun da ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan bir eğilim olduğu vurgulandı. İngiliz basınının kendi kendini denetlemek üzere oluşturduğu yapıların olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmediğine dikkat çekilen raporda, kamuoyunun gazetecilere olan ve zaten düşük seviyelerde seyreden güveninin iyice düşmeye başladığı uyarısına yer verildi. Rapora göre, İngilizlerin sadece yüzde 7'si gazetelerin sorumlu yayın yaptığına inanıyor, yüzde 75'lik çoğunluk ise gazetelerin doğru olmadığı bilinen haberlere yer verdiği görüşünde birleşiyor.
Özel yaşam uyarısı
Ülkenin en ciddi kabul edilen yayın organlarının güven kaybına uğradığı belirtilen raporda, geçmişte gazetecilere güvenin çok daha yüksek olduğu hatırlatıldı. Raporda, 2003 yılında halkın yüzde 65'inin Times ve Guardian gibi saygın gazetelerde çalışan gazetecilere güvendiği, 2008'de yapılan anketin ise bu gruptaki gazetecilere güvenenlerin oranının da yüzde 43'e düştüğünü gösterdiği bildirildi.
Gazetelerin tiraj ve gelir düşüklüğüyle mücadele ederken, insanların özel yaşamına daha çok girdikleri uyarısına da yer verilen raporda, eleman azaltmanın yayın kalitesini ayrıca olumsuz etkilediği vurgulandı. Raporun yazarları, İngiltere'de basının kendi kendini denetlemesi için kurulan Basınla İlgili Şikayetler Komisyonu'nun olumsuzluklarla baş edebilmesi için reforme edilmesi gerektiği de vurgulandı.
İngiltere'de giderek derinleşen ekonomik durgunluğun, gazetecilik mesleğinin kalitesini de olumsuz etkilediği, editörlerin kalite ve standartlardan fedakarlık ederek satışları bir noktada tutma çabaları yüzünden her gün yazılı ve görsel basında pek çok hata yapıldığı bildirildi.
AA
Medya Standartları Vakfı (MST) tarafından sektör uzmanlarının da işbirliğiyle yapılan gözlemin ardından hazırlanan raporda, kamuoyunda her geçen gün basının güvenilirliği hakkında büyüyen bir kuşkunun oluştuğuna işaret edildi.
Basında ayrıca giderek artan bir müdahalecilik eğiliminin de bulunduğu ifade edilen raporda, bunun da ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan bir eğilim olduğu vurgulandı. İngiliz basınının kendi kendini denetlemek üzere oluşturduğu yapıların olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmediğine dikkat çekilen raporda, kamuoyunun gazetecilere olan ve zaten düşük seviyelerde seyreden güveninin iyice düşmeye başladığı uyarısına yer verildi. Rapora göre, İngilizlerin sadece yüzde 7'si gazetelerin sorumlu yayın yaptığına inanıyor, yüzde 75'lik çoğunluk ise gazetelerin doğru olmadığı bilinen haberlere yer verdiği görüşünde birleşiyor.
Özel yaşam uyarısı
Ülkenin en ciddi kabul edilen yayın organlarının güven kaybına uğradığı belirtilen raporda, geçmişte gazetecilere güvenin çok daha yüksek olduğu hatırlatıldı. Raporda, 2003 yılında halkın yüzde 65'inin Times ve Guardian gibi saygın gazetelerde çalışan gazetecilere güvendiği, 2008'de yapılan anketin ise bu gruptaki gazetecilere güvenenlerin oranının da yüzde 43'e düştüğünü gösterdiği bildirildi.
Gazetelerin tiraj ve gelir düşüklüğüyle mücadele ederken, insanların özel yaşamına daha çok girdikleri uyarısına da yer verilen raporda, eleman azaltmanın yayın kalitesini ayrıca olumsuz etkilediği vurgulandı. Raporun yazarları, İngiltere'de basının kendi kendini denetlemesi için kurulan Basınla İlgili Şikayetler Komisyonu'nun olumsuzluklarla baş edebilmesi için reforme edilmesi gerektiği de vurgulandı.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi