You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ekonomi Gündemi...

Anket Borsa sizce ne olur...

Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000 4 (33.33%)
26.000 1 (8.33%)
19.000 3 (25.00%)
15.000 2 (16.67%)
30.000 1 (8.33%)
21.500 1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız. Toplam:: 12 (100%)
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Obama’nın global krizle imtihanı


[FONT="Times New Roman"][COLOR="DarkSlateGray"]Ahu Özyurt
Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz en önemli mesaisini global krize ayırmak zorunda kalacak olan ABD’nin yeni başkanı, seçim kampanyası sırasında ekonomi politikasının ipuçlarını da verdi



ABD’nin yeni Başkanı Barack Obama’nın, seçim öncesi de gündemine almak zorunda kaldığı global krize, başkanlığının ilk yıllarında da yoğun mesai ayırması gerekecek. Obama, seçim kampanyası boyunca devletin ekonomide daha etkin olması gerektiğini savunuyordu.

Eylülde patlayan finansal kriz, Obama’nın ‘Keynesyen’ politikalarının daha da geniş destek bulmasını sağladı. Keynesyen politikalar, piyasaya sınırsız özgürlük tanıyan aşırı liberal politikalara karşı çıkıyor ve kaynakların dağılımı başta olmak üzere devletin müdahaleci olmasını savunuyor.

Obama, krizin başından bu yana Hazine Bakanı Henry Paulson ve FED Başkanı Ben Bernanke ile yakın temas içindeydi. AIG’ye, Fannie ve Freddie Mac’e devlet müdahalesini destekleyen Obama, piyasaların daha etkili şekilde düzenlenmesini de istiyor.


Başkanlığı döneminde aşırı hırslı ve denetimsiz girişimlerin önünü kesmek üzere etkin denetime yönelik düzenlemelerin gelmesi önemli bir beklenti. Finans piyasaları için yeni kuralları Obama’nın iktisatçı ekibi koyacak.

İkinci paket gelebilir
Obama döneminin ekonomi politikaları ile ilgili beklentiler şöyle:
- Zayıflayan ABD ekonomisini güçlendirmek için, ikinci bir teşvik paketi hazırlayarak tüketimi hızlandırmak isteyebilir. Böyle bir paketin Obama’nın 20 Ocak’ta başkanlığı almasından önce yasalaşma olasılığı da var.
- Wall Street’i etkileyen ve Amerikan halkının milyarlarca dolarlık emeklilik tasarruflarının erimesine yol açan kredi krizinde finansal kurumları denetim altına almak için daha ileri adımlar atabilir.
- Obama, seçim kampanyasını, yılda 200 bin dolardan az kazanan Amerikalılar, (vergi mükelleflerinin yüzde 95’i) için vergi indirimi sağlama vaadi üzerine oturttu. Buna karşılık, yılda 250 bin dolardan fazla kazananların vergi yükünü artıracak düzenlemeler günde gelebilir.
- ABD’nin yeni başkanı gayrimenkul krizinin aşılabilmesi için ev hacizlerine 90 günlük bir moratoryum uygulanmasını istiyor.

Yenilenebilir enerji
Obama’nın ekonomi öncelikleri arasında ilk sırayı enerjide bağımsızlığı sağlayacak kamu yatırımları yer alıyor. Avrupa’nın yenilenebilir enerjiye getirdiği vergi indirimlerinin ABD’de uygulanması gerektiğine inanıyor.
Obama kamu maliyesinde büyük bir genişleme getirecek olan ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Franklın Delano Roosevelt’in de uyguladığı, karayolu, köprü, toplu taşıma gibi altyapı yatırımlarını artırmayı da planlıyor.
Obama’nın en büyük vaadlerinden biri Irak Savaşı’nın ayda 1 milyar doları bulan faturasını düşürmek. Bunun için kademeli de olsa asker çekme konusunda ısrarcı olacağı bilinen Obama, Irak’ın da faturaya katkıda bulunmasını isteyecek.



Yeni ekip gelecek, Hazine Bakanı merakla bekleniyor
Obama’nın ekonomi ekibinin kimlerden oluşacağı belirsiz. Ancak Hazine Bakanlığı için adı geçen en önemli iki isim son dönemde krizle mücadele için global bir bankacılık sistemi öneren FED New York Şubesi Başkanı Timothy Geithner ve kriz haftasında bankaları birleşmeye ve sermaye arttırımına zorlayan FDIC, Federal Mevduat Sigorta Fonu Başkanı Sheila Bair. Bu koltuk için konuşulan bir diğer isim ise kadınların matematik ve bilime yatkın olmadığı sözleri ile akademik dünyada fırtına koparan Harvard Business School’dan Lawrence Summers.
Eski FED Başkanı Paul Volcker, Clinton’un eski Çalışma Bakanı Robert Reich, Chicago Üniversitesi’nden Austan Goolsbee de ekipte olması beklenen isimlerden.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Karşılıksız çekler yüzde 22 arttı


[FONT="Times New Roman"][COLOR="DarkSlateGray"]ANKARA AA
Merkez Bankası tarafından bankalara duyurulan toplam karşılıksız çek sayısı ekimde, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22.2 artarak 156 bin 888’e çıktı


Aynı dönemde birikimli karşılıksız çek sayısı yüzde 12.7 artışla 1 milyon 241 bin 317’ye çıktı. Mahkemeler tarafından yapılan bildirimlere göre, Merkez Bankası’nca duyurulan yasaklanan çek sayısı da yüzde 27.8 azalarak 9 bin 288’den 6 bin 709’a geriledi. Bu kapsamdaki birikimli çek sayısı yüzde 3.8 artarak 64 bin 315 oldu.
Bankalarca Merkez Bankası’na yapılan bildirimlere göre, Merkez Bankası’nca duyurusu yapılan karşılıksız kaldıktan sonra ödenmiş çek sayısı yüzde 2.1 azalarak 80 bin 785’e geriledi. Karşılıksız kaldıktan sonra ödenmiş birikimli çek sayısı da yüzde 10.9 artarak 767 bin 371 olarak belirlendi.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
AB'den Türkiye'nin bor ümidine darbe

Avrupa Birliği (AB), dünya bor rezervlerinin yüzde 70'inden fazlasına sahip olan Türkiye'nin itirazlarına rağmen, bor maddesini "üremeye olumsuz etkili toksik madde" listesine aldı.


Türkiye, AB'ye bor ihracatının yüzde 70'ini olumsuz etkileyecek kararla ilgili Dünya Ticaret Örgütü'nde (DTÖ) dava açmaya hazırlanıyor.

Daha önce 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ'ye şikayette bulunurken, bunun AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor. AB'nin söz konusu kararı nedeniyle, Türkiye'nin AB dışındaki ülkelere ihracatının olumsuz etkilenebileceği belirtiliyor.

AB, 67/548/ECC sayılı AB Komisyonu direktifi doğrultusunda, tehlikeli maddelerin sınıflandırılması, ambalajlanması ve etiketlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Direktif uyarınca, kimyasal maddeler, insan sağlığı yönünden risk durumlarına göre 3 listede toplanıyor.

İnsan üzerinde yapılan deneylere göre sağlık üzerinde olumsuz etkileri belirlenen ürünler ilk listede yer alırken, hayvanlar üzerinde yapılan deneylere göre insanları da olumsuz etkileyebileceği öngörülen ürünler "2 sayılı liste"de sınıflandırılıyor. Şüphelenilen ve az riskli bulunan ürünler ise 3 sayılı listede bulunuyor.

Belirli aralıklarla yenilenen bu listelerdeki ürünler, ticaret sırasında önemli kısıtlayıcı uygulamalara maruz kalıyorlar. Söz gelimi riskli bulunan ürünler ihraç edilirken, ambalajlarının üzerine çok tehlikeli olduğunu gösteren "kuru kafa" ya da çarpı şeklinde "kemik" logosu kullanılıyor.

Ayrıca AB'nin diğer mevzuatları kapsamında otomatik olarak ticareti kısıtlayıcı etkileri oluyor. Üçüncü listedeki ürünlerin ise sadece etiketlerine ilişkin düzenlemeler bulunuyor.

TÜRKİYE'NİN İTİRAZLARI SONUÇ VERMEDİ

AB Komisyonu, 2000 yılında, boru söz konusu direktif kapsamında incelemeye aldı. Teknik İlerleme Komitesi, 16 Şubat 2007'de, borik asit ve sodyum boratların, "üremeye olumsuz etkili toksik madde" olarak sınıflandırılmasını öngören bir tavsiye kararı kabul etti.

Komisyon çalışmalarını sürekli takip eden Türkiye, bor konusundaki hassasiyetini, hem Gümrük Birliği Ortak Komitesi'ne hem de ikili görüşmelerinde sürekli iletti. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile Çevre ve Orman ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları da AB Komisyonu'nun ilgili komiserlerine muhatap mektuplar yazdı.

Ancak söz konusu girişimler tavsiye kararının alınmasını engellemezken, AB, söz konusu tavsiye kararını, DTÖ Ticarette Teknik Engeller Anlaşması'ndan kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, 4 Mayıs 2007'de ilgili komiteye bildirdi.

Alınan bildirim üzerine DTM koordinasyonunda Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Eti Maden İşletmeleri ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların katılımı ile toplantılar yapılarak, bundan sonra Türkiye'nin izleyeceği yol ve yöntemler tartışıldı.

Toplantılarda, DTÖ üyelerinin bilgi ve yorumuna sunulan taslak direktife ilişkin "Türkiye'nin Yorumu"nun oluşturularak AB Komisyonu'na iletilmesi, ayrıca DTÖ Ticarette Teknik Engeller Komitesi'nde "Önemli Ticari Sorunlar" başlığı altında gündeme getirilmesi kararlaştırıldı.

Türkiye, komitenin geçen yıl temmuz ve kasım, bu yıl mart aylarında yapılan toplantılarında, sınıflandırma kararına ilişkin itiraz ve çekincelerini defalarca vurguladı. Türkiye'nin yanı sıra, ABD, Malezya, Avustralya, Arjantin, Şili, Japonya ve Çin de sınıflandırma aleyhinde görüş bildirdi.

AB'ye işbirliği teklifinde de bulunan Türkiye, bu yıl Şubat'ta AB Komisyonu ile yaptığı teknik toplantıda, sınıflandırma kararının kabul edilmesi halinde, konuyu DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Organı'na götürmekte kararlı olduğunu kesin bir dille ifade etti.

Türkiye'nin işbirliği tekliflerine olumlu yaklaşmayan AB komisyonu, "üremeye olumsuz etkili toksik madde" olduğu gerekçesiyle 2 sayılı listede yer almasına ilişkin direktifi, 9 Haziran 2008'de kabul etti. AB'nin söz konusu kararı, 15 Eylül'de Topluluk Resmi Gazetesi'nde, 20 gün sonra yürürlükte olmak üzere yayımlandı.

BİLİMSEL TEMELLERE DAYANMAYAN ARAŞTIRMALAR

Şimdi Türkiye, AB'nin kararını, "bilimsel temellere dayanmadığı ve ticarette teknik engel oluşturmaya yönelik olduğu" gerekçesi ile DTÖ nezdinde dava etmeye hazırlanıyor. Bu konuda bir avukatlık firması ile anlaşmalar tamamlanmak üzere.

AB'nin bu kararı alırken, fareler üzerinde yapılan deneylere dayandığı, farelere doğrudan bor enjekte edildiği belirtilirken, borun doğrudan tüketime sunulan bir madde olmadığına dikkat çekiliyor.

Yoğun olarak deterjan, cam, seramik gibi sektörlerde, az miktarda da enerji sektöründe kullanılan ve kullanım alanları giderek genişleyen borun, söz konusu ürünler aracılığı ile insana bulaşmasının mümkün olmadığı vurgulanırken, AB'nin, "üye ülkelerde üretilmediği için" söz konusu sınıflandırmayı çok rahatlıkla yapabildiği kaydedildi.

AB'nin söz konusu kararı nedeniyle, bor ihracat pazarının yüzde 50 olumsuz etkilenmesi ve en az yıllık 50 milyon dolar ihracatta kayıp yaşanmasının söz konusu olduğu belirtilirken, AB'nin kararının "ikincil ve psikolojik etkilerinin" daha fazla olacağına işaret ediliyor.

Buna göre, ülkelerin AB direktifini ulusal mevzuatlarına yansıtmasına bağlı olarak bu etkiler görülecek. Direktif uyarınca, bor ve türevleri, içeriğinde yüzde 5.5'ten fazla bor ve türevleri bulunan ürünlerin ihracatında ambalajın üzerinde "üreme sağlığı üzerinde etkili toksik madde" ibaresi, kuru kafa ve çapraz kemik işaretleri, belli semboller bulunacak.

Ayrıca, kozmetik gibi ürünlerde de içeriğinde yüzde 5,5'ten fazla bor türevi kullanımı yasaklanıyor. Uzmanlar, bu işaretleri koymanın ilk aşamada ihracatı doğrudan olumsuz etkilemese bile, tüketici tercihlerini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiliyor.

Bu işaretler nedeniyle tüketicilerin, içinde bor ve türevleri bulunan ürünleri almaktan imtina edebileceğini, bunun da sanayicilerin tercihini, dolayısıyla da Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebileceğini anlatan yetkililer, AB'nin özellikle çevre ve insan sağlığı konusunda aldığı kararların diğer ülkeler tarafından da örnek alındığını belirterek, söz konusu kararın etkisinin çok daha geniş çaplı olacağını vurguladı.

Türkiye'nin bor ve türevleri ihraç ettiği ülkeler, AB'nin çekinceleri nedeniyle, AB'ye ihracatlarının olumsuz etkilenmemesi nedeniyle, bu ürünleri kullanmaktan vazgeçebilecek.

AB Komisyonu'nun 67/548 sayılı direktifi kapsamındaki ürünlerin gelecek yıl, AB'nin Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi ve İzni (REACH) direktifine dahil olacağına da işaret eden uzmanlar, söz konusu direktife göre yılda bir tondan fazla kimyasal madde üreten veya ithal eden firmaların AB bünyesindeki merkezi bir veri tabanına kaydolmaları, bazı fiziksel ve dokümantasyona ilişkin standartlara ulaşmaları gerektiğini belirtti.

İnsan sağlığının ve çevrenin korunmasının yanı sıra piyasanın rekabetçi ve etkin yapısının korunmasının da hedeflendiği direktif, hem kimyasallardan kaynaklanan risklerin yönetiminde, hem üretilen kimyasallar hakkında sağlıklı bilgilerin sağlanması konusunda, sanayiye büyük sorumluluklar yüklüyor.

Söz konusu durumun, Türk firmalarına da AB mevzuatını ve geçiş sürecini takip edebilecek yetkin personel istihdam etmeleri ve daha önemlisi, geçiş sürecinde yapılacak düzenlemelere ilişkin maliyet unsurlarına katlanmaları yönüyle önemli zorluklar doğuracağı öngörülüyor.


TÜRKİYE BORU NASIL SAVUNDU?


Türkiye, boru AB ve DTÖ platformlarında savunurken, bilim adamlarından, toksikologlardan aldığı verilere dayanarak, normal kullanım şartlarında borun insan sağlığına doğrudan olumsuz etkisinin olmadığını savundu. Türkiye'de yapılan epidomolojik çalışmaları örnek gösteren Türkiye, bor üretiminde çalışan ve doğrudan bora maruz kalan insanların kan ve idrar örneklerinde, AB'nin doğrudan bor enjekte ettiği farelerde, köpeklerden yola çıkarak öngördüğü düzeylerde bora rastlanmadığı anlatıldı. Çin, ABD'de yapılan ve borun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da sunuldu.

Ancak, bilimsel raporlara karşın, AB, AB ülkelerinde bor üretilmediği, sadece Türkiye ve ABD'de üretildiği için, rahatlıkla söz konusu kısıtlayıcı kararı alabildi.

DTÖ kurallarına göre, ülkeler, insan sağlığı ve hayatı söz konusu olduğunda, gerekli gördükleri önlemi, “ticareti gereksiz yere kısıtlamadan” alma hakları bulunuyor. Ancak, AB'nin aldığı kararın bilimsel temele dayanmadığı, kararda belirtilen hususların riskle orantılı olmadığı ve oluşacak riske ilişkin net kanıtlar ortaya konulmadığı, uygulanan metodun uluslararası normlara uygun olmadığı, testlerde kullanılan içerikle değerlendirilen içeriğin aynı olup olmadığının dikkate alınmadığı, testlerde normal kullanım şekillerinin dikkate alınmadığı gibi unsurlar değerlendirildiğinde, “AB'nin, Türkiye'nin ticaretini gereksiz kısıtladığı” ve “teknik engel yarattığı” düşünülüyor.

AB'nin, bu sınıflandırma kararı ile “Türkiye'nin ticaretini gereksiz ve orantısız kısıtlaması” nedeniyle, ticari menfaatlerin korunması için DTÖ'nün Anlaşmazlıkların Halli Organlarına başvurulmasına karar verildi.

Böylece şimdiye kadar 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ'ye şikayette bulunmuş olacak. bu başvurunun, tam üyeliği hedeflediği AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor.

Türkiye, daha önce, pirinçteki ithalat uygulamaları nedeniyle AB tarafından, gümrük birliğindeki tekstil kotalarını paylaşması nedeniyle de Hindistan tarafından DTÖ'ye şikayet edilmişti.

DTÖ'ye yapılan başvurudan sonra, ilk önce uzlaşma yöntemi deneniyor. Uzlaşma olmazsa, panel kuruluyor ve panel sonunda karar veriliyor.

Dünyada 4 milyar ton bor rezervi var, bunun yüzde 72'si Türkiye'de. Ama Türkiye dahil yıllık tüketim milyon ton.

Bor kimyasallarının yüzde 95'i cam, seramik ve deterjan sektörüne satılıyor. Bu yıl, 500-600 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmesi beklenen bor ihracatının 130-140 milyon doları AB'ye yönelik olacak. Bor kimyasalları ihracatının yüzde 50'si Çin, Japonya, Malezya gibi Uzak Doğu ülkelerine yapılıyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Türkiye'nin tekstil devi kapılarını kapatıyor

hurriyet.com.tr


[FONT="Times New Roman"]Türkiye'nin tekstildeki en önemli markalarından biri olan Sönmez Filament krizden kurtulamadı. Daha önce iki kez üretime ara veren firma bu kez üretimi tamamen durdurma kararı aldı.


Sönmez Filament, konuyla ilgili olarak İMKB'ye bir açıklama gönderdi. Açıklamada Ağustos ayı başından bu yana piyasa şartlarındaki olumsuzluklar nedeniyle üretime ara verdiklerini belirten şirket yetkilileri, bugün itibariyle piyasa koşullarında bir iyileşmenin tespit edilemediğini, aksine belirsizliğin daha da arttığını vurguladı.

Dampingli ithalat artışının yanında elektirik ve doğalgaz zamlarının da kendilerini olumlu bir beklentiden uzaklaştırdığı belirtilen şirket açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:

"2003 yılından bu yana zarar ediyor olmamıza rağmen kapasite daraltılması, verimlilik artışı gibi tedbirler ne yazık ki zararlı durumdan çıkabilmemiz için yeterli olmadı. 6 Kasım tarihine kadar üretime verilmişolan aranın sürekli hale getirilmesine ve bugün itibariyle bütün üretim faaliyetlerimizin tamamen ve sürekli olarak sona erdirilmesine, kalması zarurui personel dışındakilerin iş akitlerinin fesh edilmesine karar verilmiştir."


HİSSELER İŞLEME KAPATILDI

Sönmez Filament'in üretimi tamamen durdurduğunu açıklamasının ardından İMKB'de işlem gören hisseleri de ek açıklama istenmesi nedeniyle işleme kapatıldı. Sönmez Filament hisseleri yüzde 1.85 düşüşle 0.53 YTL'den işlem görüyordu.

Ağustos başında 0.92 YTL olan hisseler, 26 Eylül 2007'de 2.46 YTL'ye kadar yükselerek tarihi zirvesine ulaşmıştı.

HİSSEDARLAR NE OLACAK?

Sönemz Filament'in yüzde 25.91'i halka açık ve bu faaliyet durdurma kararı da hissedarları birebir olarak etkileyecek.

Konuyla ilgili olarak hurriyet.com.tr'nin sorularını yanıtlayan Borsa Yatırımcıları Derneği Başkanı (BORYAD) Ali Bahçuvan, bundan sonra şirketin hisse sırasının kapanacağını ve yatırımcılar için bekleme döneminin başlayacağını söyledi. Şirketin elindeki varlıkları satıp tasfiye ettikten sonraki duruma bakılacağını söyleyen Bahçuvan, şöyle devam etti:

"Eğer bu tasfiyeden sonra para kalırsa borsadaki hissedarlar buradan pay alabilir. Hatta bu pay şirketin hisse senedi değerinden daha fazla da olabilir. Ancak para kalmazsa yatırımcılar için de yapacak bir şey yok. Belki geçmişte yönetim kurulunun yanlış kararlar aldığını iddia ederek ilgili hukuki yollara başvurabilirler."

Bahçuvan, bundan sonra kriz nedeniyle bu tip haberlerin gelebileceğine işaret ederek borsa yatırımcılarının şirket seçerken dikkatli olmalarını önerdi.

Zararı ikiye katlandı

Sönmez Filament'in sermayesinin yüzde 27.99'u Celal Sönmez'e, yüzde 17.96'sı Sönmez Endüstri Holding'e, yüzde 15.43'ü Sönmez A.S.F.'ye, yüzde 12.91'i Sönmez Pamuklu'ya ait. Sönmez Filament'in yüzde 25,91 hissesi ise İMKB'de işlem görüyor.

Sönmez Filament'in satış gelirleri, bu yılın ilk yarısında, 2007'nin aynı dönemine göre yüzde 13,2 oranında azalarak 23.8 milyon YTL'ye indi. Şirketin zararı ise yüzde 118 oranında artarak 2 milyon 691 bin YTL'ye çıktı.

Sönmez Filament'te 30 Haziran 2008 itibari ile 229 personel istihdam ediliyordu.

SPORA BÜYÜK KATKI YAPMIŞTI

Sönmez Filament ismi sadece sektörle ilgilenenlerin değil sporseverlerin de yakından bildiği marka. Geçmiş yılarda özellikle futbol ve voleybol takımları olan Sönmez Filament, voleybolda 1 kez lig şampiyonluğuna ulaşmıştı.

Sönmez Filament futbolda da ikinci lige kadar yükselme başarısını göstermişti.

SÖNMEZ HOLDİNG ŞİRKETİ

Sönmez Holding şirketleri arasında yer alan Sönmez Filament 1972 yılında kurulmuştu. Türkiye’nin ilk polyester chips, iplik ve elyaf üreten entegre kuruluşu
olan şirketin kuruluş amaçlarının başında, yüksek kalitede her türlü polyester ipliği üretmek geliyordu.

Sönmez Filament'i kapatma kararı alan Sönmez Holding Bursa'nın en köklü ve en büyük gruplarının başında geliyor. Ali Osman Sönmez tarafından kurulan grup, tekstil, turizm, otelcilik, medya, inşaat ve enerji alanlarından 19 şirketle faaliuet gösteriyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Yüksek dolar birçok sektörü kurtaracak

Eren Güler / hurriyet.com.tr


[FONT="Times New Roman"][COLOR="DarkSlateGray"]Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, yüksek dolar kurunun emek yoğun bütün sektörleri kurtaracağını söyledi.Özel haber


Konukoğlu, mevcut kriz ortamından çabuk çıkmak için de üç reçete önerdi.

hurriyet.com.tr'nin sorularını yanıtlayan Konukoğlu, şu anda ortalığın biraz toz duman olduğunu belirterek, "Ama ben şuna inanıyorum ki tekstil yönünden daha iyi olacağız" dedi.

Doların yükselmesi ile dış piyasada fiyatların tutmaya başladığını söyleyen Konukoğlu, dolar kuru ile ilgili olarak şu tahmini yaptı:

"Tahmin ediyorum dolar kuru önümüzdeki dönemde 1.50- 1.70 YTL arasında dalgalanacaktır. O aralıkta kalacağını düşünüyorum. Bundan sonra yukarı çıkar, aşağı gitmez. Eğer gitseydi Merkez Bankası para satışını kesmezdi. Kur 1.50'ye geldi, Merkez de satışı bıraktı."

1.50 YTL'NİN ÜZERİ İHRACATÇIYI KURTARIR


Eren GÜLER YAZIYOR

1.50 YTL üzerindeki bir dolar kurunun ihracatçıyı kurtaracağını söyleyen Konukoğlu, "Kurdaki bu yükseliş finansman tarafından sektörü zora sokmaz mı?" sorumuza şu yanıtı verdi:

"Buna iki yönüyle bakmak lazım. Türkiye'deki özel sektörün çalışmasını mı istiyoruz yoksa Türkiye'nin ucuza mal almasını mı? Farzedin ki bir gömlek mağazada 1 lira. Ama reel sektör çalışmıyor ve sen de iş bulamamışsın. Dolayısıyla alamıyorsun.

Diğer taraftan diyelim ki reel sektör çalışıyor ve o gömlek 10 lira. Sen takside bağlar onu yine alırsın. Aslında biz son 2-3 senedir ithalata dayalı politikayı yanlış yaptık. Reel sektörü çalışamaz hale getirdik. Bilhassa tekstil neredeyse bitme noktasına geldi. Emek yoğun bütün sektörler son 1 senede krize girdi.

Gelelim sanayicinin borcuna. Sanayici son 1.5 senedir para kazanamıyordu. Şimdi siz para kazanamadığınız zaman, borcunuz diyelim 100 dolar, 1 liraya da doları alıyorsunuz, ama o 1 lirayı bile kazanamıyorsunuz. Bu borcu nasıl ödeyeceksiniz?

Fabrikalar çalışmıyor, iş yok... Ama herşey ucuz... İşte ABD'nin hatası da buydu. Herşeyi ithal edip reel sektörü bitme noktasına getirdiler. Herşey hizmet sektörü... Tamam da onun da bir sınırı olur. İthalatın artması bir ülkede fiyatları geri çeker bu doğru... Halk daha pahalı giyinebilir, daha pahalı gıda alabilir ama işi varsa bunları yapabilir. İşi yoksa ne kadar ucuz olursa olsun hiç alamaz."

YÜKSEK DOLAR SEKTÖRLERİ KURTARACAK

Dolardaki yükselişle yeni fabrikalar açılacağını ve işçilerin yeniden işe alınacağını kaydeden Konukoğlu, "doların etkisini o zaman göreceğiz. Adamlar işsiz kalırsa enflasyon düşük olmuş ne fayda... Yüksek dolar emek yoğun bütün sektörleri kurtaracak" dedi.

Sermaye ağırlıklı tesisleri olanların eski ekonomik programların devamını istediğini kaydeden Konukoğlu, şöyle devam etti:

"Ama bizim ülkemizde işsizler ordusu var. Bunun için emek yoğun sektörlerin desteklenip bir an önce harekete geçilmesi gerekiyor. Bu kriz bir fırsat olacak. Bu fırsatı tekrar tepmeyelim. "

DOLARIN ALT LİMİTİ OLMALI

Konukoğlu, "bu kur rejiminde dolar nasıl yukarıda tutulabilir?" sorusuna da şu cevabı verdi:

"Biz serbest kura karşı değiliz ama bunun bir alt limiti olmalı. Merkez Bankası'nın dışarıdan gelen dolara gücü yetmiyor diyorlar. Nasıl yetmezmiş? Sen TL'yi neye göre basıyorsun? Hazine'ndeki altın ve dolara göre basıyorsun... Yetmez diye birşey var mı? Ama bunu yapmak istemediler...

Biz emek yoğun sektörleri bırakmamaya mecburuz. Bunun için de dolar kuru bizim için çok önemli. Türkiye için bu kriz bir fırsat ama geç kalınmamalı. Komisyonlara havale edersek tren kaçar"

ÜÇ TEDBİR HEMEN ALINMALI

Mevcut fırsatın kaçmaması için acilen üç tedbir alınması gerektiğini söyleyen Konukoğlu, öncelikle mevduat garantisinin verilmesi gerektiğini belirtti. Yabancıların buraya gelirken parasının garanti olduğunu bileceğini ifade eden Konukoğlu, şunları söyledi:

"İkincisi, bankaların sendikasyon kredileri dönmediğinde o miktarda parayı Merkez Bankası normal piyasa faizinden bankalara borç vermeli. Olmadı diyelim, o zaman dön özel sektöre ve küçük sanayiciye de ki; 'senin ödeyemediğin işletme kredini 1 yıl erteliyorum'. O miktarı bankaya devlet ödesin. Ya onu yap ya bunu yap. Ya bankayı rahatlatacak, ya sanayiciyi...

Üçüncüsü de ihracat yapana Eximbank kullanılarak kredi verilmeli. Eximbank'a geçici bir para koyulsun ve bu ihracatçıya verilsin. Duran çarklara şu anda bir su aktarmak gerekiyor.

Şu anda dominonun yıkılmaması gerekiyor. Ondan sonra zaten kendiliğinden çözülür. Bizim zaten çok önemli bir problemimiz yok ve biz krizden Avrupa ve ABD'ye göre çok daha çabuk çıkarız."
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Müşteri ekimde frene tam bastı otomobil satışı yüzde 40 düştü


Dünyayı saran finansal kriz, ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de otomobil satışlarını vurmaya başladı.

Amerika’da otomobil satışları ekim ayında yüzde 32 gerileyip son 25 yılın en düşük seviyesine inerken, Türkiye’deki düşüş Autoshow fuarına rağmen yüzde 40’la Amerika’yı da geride bıraktı. Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) raporuna göre, Türkiye otomotiv pazarında 2008 yılı ekim ayı binek otomobil satışları 19 bin 788 adet, hafif ticari araç satışları 13 bin 96 adet olmak üzere toplamda 32 bin 884 adet olarak gerçekleşti. Geçen yılın ekim ayı otomobil satışlarına göre yüzde 39.2, hafif ticari araç satışlarına göre de yüzde 35 düşüş görüldü. Ekim ayı binek ve hafif ticari araç toplam satışlarında ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 37.6 oranında düşüş oldu. 10-19 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Autoshow fuarında yaşanan canlılığa rağmen, satışlarda yüzde 40’ı bulan düşüş, yılın son iki ayında sektörü daha zor günlerin beklediğini net olarak ortaya koydu. Sektör yetkilileri, düşüşte hükümetin önce ’ÖTV indirimi geliyor’ deyip, daha sonra Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından böyle bir plan olmadığının açıklamasının da etkili olduğunu söylüyor. Yetkililer, "ÖTV indirimi haberleri bir beklenti yarattı ve satışlar bir anda bıçak gibi kesildi. Daha sonra Unakıtan çıkıp herhangi bir vergi indirimi olmadığını söyleyince sektör çok daha zor duruma düştü" yorumunu yaptı.

Yıllık ilk gerileme

2008 yılı Ocak-Ekim kümülatif binek ve hafif ticari araç toplam pazarı ise 425 bin 692 adet olarak gerçekleşti. 430 bin 523 adet olan Ocak-Ekim 2007 binek ve hafif ticari araç pazar toplamına göre satışlarda yüzde 1.1 düşüş yaşandı. Bu düşüş yıllık bazda 2008’de yaşanan ilk düşüş oldu. 2008 yılı Ocak-Ekim döneminde toplam binek otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 2.7 artıp 262 bin 918 adete ulaştı. Toplam hafif ticari araç satışları ise aynı dönem için geçen yıla oranla yüzde 6.7 azalarak 162 bin 774 adet olarak gerçekleşti. Ayrıca ekimde otomotiv pazarında eylül ayına göre binek otomobil satışlarında yüzde 27, hafif ticari araç satışlarında ise yüzde 22.4 düşüş görüldü. Toplamda ise yüzde 25 düşüş yaşandı. Otomobil satışları İspanya’da yüzde 40 düşerken İtalya’da ise yüzde 19 azaldı.

Oto satışı ekimde ne kadar geriledi

Türkiye:% 40

İspanya:% 40

ABD:% 32

İtalya:% 19
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Administrator
Ekonomi Gündemi...
Yunanistan'dan milyarlarca dolarlık fonlar gelecek
İş dünyasının duayen isimlerinden Hüsnü Özyeğin, Finansbank'ın sahibi National Bank of Greece'den Türkiye'ye milyarlarca dolarlık yeni fonlar geleceğii söyledi.


Hüsnü Özyeğin, CNBC-E'nin yayına katılarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Geçtiğimiz cuma günü Finansbank Genel Müdürü Sinan Şahinbaş'ın Yunanistan'dan dönüşünde kendisini aradığını ve Yunan ortak National Bank of Greece'in Finansbank için yeni fonlar ayırdığını söylediğini aktaran Özyeğin, böylece Finansbank'ın kurumsal bankacılıktaki payının artacağını söyledi.

Özyeğin, "Şu anda çok ciddi ilave fonlar getiriyor. Çok ciddi fonlar, bunlar milyar dolarlık fonlar..." dedi.

FİNANSBANK İLE REKABET ETMEMEK İÇİN BANKACILIĞA GİRMEM

Finansbank'ın satışının Türkiye'ye bir kalemde gelen en büyük yabancı sermaye ve Yunanistan'dan da çıkan en büyük sermaye olması açısından tarihi bir işlem olduğunu belirten Özyeğin, Finansbank'ı hala çocuğu gibi gördüğünü belirtti.

Finansbank'la rekabet etmemek için Türkiye'de bankacılık sektörüne girmek istemediğini ifade eden Özyeğin, "Benim bütün ekibim hâla orada.. Yunanlılar sadece 1 kişi koydular Finansbank'a... Bu dünyada görülmemiş birşey. Büyük güvenleri var bu ekibe" dedi.

1 KURUŞ YARDIM ALMADIK

Yurtdışındaki faaliyetleri hakkında da bilgi veren Özyeğin, Finansbank’ın içinde olan yurtdışındaki bankaları 600 milyon dolara satın aldığını, o bankalara ilave 800-900 milyon Euro daha yatırım yaptığını ve ismini Credit Europe Bank’a çevirdiklerini kaydetti. Özyeğin, "Yurtdışında Credit Europe Bank ile 300 şube ve 9 bin personel ile Türkiye'de Finansbank ile Denizbank arasında bir yerdeyiz" dedi.

Şimdiye kadar Avrupa Merkez Bankası'ndan 1 kuruş yardım almadıklarının altını çizen Özyeğin, hatta 300 milyon euro borç verdiklerini ve likidite durumlarının son derece iyi olduğunu belirtti.

ROMANYA'NIN EN BÜYÜK GAYRİNMENKUL YATIRIMCISI

Yurtdışında da Türkiye'deki gibi finans sektörüne yatırımlar yaptıklarını anlatan Özyeğin, Rusya'da 4 bin 500, Romanya'da 2 bin, Ukrayna'da da 600 kişiyi istihdam ettiklerini söyledi.

Romanya'da ayrıca FİBA olarak en büyük gayrimenkul yatırımcısı oldukları bilgisini veren Özyeğin, "Yatırımlarımız 1 milyar dolar değerinde. İki tane alışveriş merkezimiz var. Bir tanesi Bükreş'in en büyük alışveriş merkezi. Yıllık kira gelirimiz 50 milyon dolar. Önümüzdeki hafta da bir tane Moldova'da açacağız. Türkiye'de Tepe grubundan aldığımız 4 AVM ile birlikte toplam AVM sayımız 7'ye ulaşacak" diye konuştu.

KRİZ HALKA YANSIMADI

Piyasadaki krizin henüz gelişmekte olan ülkelere yansımadığını anlatan Özyeğin şöyle konuştu:

"Kriz var diyorlar. Bizim Marks&Spencer mağazalarının Rusya'daki satışları eylül ve ekimde ayında geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 50 arttı. Üstelik aynı dükkanların satışı bunlar. Ukrayna'da artış yüzde 20, Türkiye'de ise geçen senenin çok az yukarısında.

Romanya'da sahibi olduğumuz AVM'nin otoparkına inanamadım. Cumartesi sabah 10'da 1800 araçlık otopark dolmuştu."

Krizin henüz halka yansımadığını ama önümüzdeki dönemde ekonomik büyümenin yavaşlayacağını söyleyen Özyeğin, "Türkiye olarak bu krize çok şanslı olarak girdik. Ancak bilhassa önümüzdeki yıl reel sektöre bir destek paketinin çıkarılması, bir fon sağlanması lazım." diye konuştu.

BEN OLSAM IMF İLE ANLAŞIRIM

Özyeğin, IMF ile anlaşma konusunda da "Ben olsam anlaşma yaparım. Bu akçesiz bir anlaşma da olabilir. Eğer anlaşma sağlanırsa Türkiye'nin dış borçlanma maliyet düşecek ve ülke riski azalacak" dedi.
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.