You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bilim adamları ßiyografileri

Bilim adamları ßiyografileri

Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Mirim Çelebi

Asıl adı Mahmut olup[Resim: 7.gif] 16. Yüzyılda yaşamış[Resim: 7.gif] tanınmış Osmanlı matematik ve astronomi alimlerindendir. Dedesi ünlü Ali Kuşçu'dur. İstanbul'da doğdu. Medreselerde okudu ve Şehzade Bayezid'in şehzadeliği zamanında hocalık etti ve onun zamanında önemli makamlarda görev aldı. Daha sonraları I. Selim tarafından Anadolu Kazaskerliği'ne atandı. Uluğbey'in ünlü "Zeyç" ini farsça şerhetmiştir.. Aynı zamanda büyükbabası Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili "Fethiye" adlı risalesini şerhetmiştir. Matematik ve astronomi ile ilgili yedi sekiz risalesi daha vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
İbrahim Kafesoğlu

Türk milliyetçiliğinin tarih ve kültürünün büyük adamı emsalsiz yorumcusu tarih ve kültür adamı Kafesoğlu 1914 yılı Ocak ayında Burdur’da doğmuştur. Babası Receb Bey Cihan savaşında Erzurum cephesinde şehit düşmüştür.

Annesi Hatice Hanım oğlunu büyük fedâkarlıklar pahasına yetiştirmiştir. Okulunu her yıl birincilikle bitirdi. Kafesoğlu dedesi Hacı Ahmed Ağa’nın yanında Tefenni İlkokulu’nu İzmir Muallim Mektebi’ni bitirerek 1932’de Afyon’da hocalığa başlamıştır. 1936’da Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne girmiştir. Burada da çok değerli hocaların yanında 1940’da yüksek tahsilini tamamlamıştır. Doktorasını Macaristan’da yapmıştır. 1945’de yurda dönmüştür.

Üniversitelerimizin çeşitli kademelerinde binlerce öğrenci yetiştirdikten sonra 18 Ağustos 1984’de İstanbul’a vefat etmiştir. Mekânı cennet olsun. Rahmetli hoca ile birçok dernek kurucusu olduk ki bunların en önemlisi diyebileceğimiz Türk Edebiyatı Cemiyeti’dir (Şimdiki Türk Edebiyatı Vakfı) Hocanın yazı yazdığı süreli yayınların miktarı bir hayli kabarıkdır.

Eserlerine gelince bunları şöyle saya biliriz:

1- Macaristan Tarihi
2- Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu
3- Selçuklu Alesinin Menşei Hakkında
4- Harzemşahlar Tarihi
5- Türkler ve Medeniyet
6- Malazgirt Meydan Muharebesi
7- Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri
8- Eski Türk Dini
9- Selçuklu Tarihi
10- Sultan Melikşah
11- Türk tarih ve Kültürü
12- Tarih (Lise I ve II. sınıfları için)
13- Türk Milli Kültürü
14- Kutadgu Bilik ve Kültür Tarihimizdeki Yeri
15- Atatürk İlkeleri ve Dayandığı tarihi temeller
16- Türk-İslâm Senaaai.

Yayınlanacak pek çok eseri de henüz kitaplaşmamıştır. “Türk Milli Kültürü” eserinden dolayı Türkiye Milli Kültür Vakfı’nın büyük armağanını kazanmış ve yine aynı vakıf tarafından büyük kültür armağanını almıştır. Daha sonraları pek çok kültür armağanları almıştır.

TÜRK İSLAM SENaaaİ

"Devlet kuruculuk ve teşkilâtçılıkta kabiliyetli bu itibarla da toleranslı nizamperver fütûhata yatkın fakat sömürücü değil hakikatlere açık gerçekçi bir millet olarak tanınan Türklerin bu özellikleri düşünce sistemlerinde temellenmektedir. Türk ne herşeyi insana sağladığı fayda derecesinde değerlendiren maddeci eski Grek gibi ne de kâinatı meçhuller alemi sayıp çözemediği hadiseleri hemen "mucize"ye bağlayan Sâmi-İranlı-Hindli gibi düşünmektedir. Türk'ün mevcut düşünce tarzları arasındaki yeri mutedil ölçüde akılcı-maneviyatçı olmaktır. Bu hususiyet İslâm felsefi tefekküründe mühim rol oynamış dolayısıyla Türk kültür çevresine mensup şahsiyetler müsbet düşünce ve ilim sahasında büyük hizmetler ifa etmişlerdir.Bu ortamda iradeyi ön safa alan ilahi emirleri akıl ve deliller ışığında kavrayan İslâmi düşünce tarzının gelişmesi zaman ve mekân şartlarını gözeten bir hukuk nizamı eski Bozkır Türk siyasi teşekküllerinde görülen devlet anlayışı vicdan hürriyeti ve askeri geleneklerin İslâm'la terkibi siyasetten ilme sanata kadar hayatın her safhasında Türk üslûplu bir İslâm anlayışını ve uygulamasını meydana getirmiştir."Elinizdeki kitap bu senaaain tarihi sürecini özetlemektedir.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN MESELELERİ

"Türk olmanın gerçekten mutluluk sayıldığı Cumhuriyetin ilk yıllarında istiklâl huzur ve emniyetin bahşettiği rahatlık içinde albayrak gölgesindeki aziz Türk toprakları üzerine mes'ut bir tevekkülle eğilen Türk köylüsü; yurdu yeniden kurmak şevki ile aaagâhına ve makinasına sarılan işçisi; Türklüğü genç dimağlara aşılamak heyecanı ile gönlü dolu öğretmeni; vazife namustur şiarı ile çalışan memuru; milliyetçilik aşkı ile geleceğin bahtiyar Türkiye'sinde vazife alma nöbetine hazırlanan iradeli vatanperver asil genci ile Türklük şuurunun çelikleştirdiği bir millet vardı.Halbuki o zamanın parolası da tıpkı şimdiki gibi Batılı bir cemiyet olmak "yurdu muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak"tı. Ancak medeniyet yolunun milli kültürden geçtiği hakikatine erildiği için eğitim ve öğretim Türk tarih ve kültürüne yöneltilmiş ilk ve orta öğretim programları bu maksada göre düzenlenmiş üniversite kürsülerinde Türklük bahisleri ana mevzu haline getirilmişti. Türk milletinin zihninde iftihara değer tarihi ve zengin kültürü ile Türklük şuurunun yerleştirilmesine çalışılırdı. Medeni´eşmede hareket noktasının milli kültürü geliştirme olduğunun idrak edildiği o heyecan çağında Türkiye'nin kültürel panoraması böyle olduğu için başarı kazanılmıştı. Fakat sonra durum değişti."

TÜRK MİLLİ KÜLTÜRÜ

Her millet maddi imkânları ve manevi değerleri ile bir kültür bütünüdür. Bir millet yaşamakta ise onun bir kültürü olacaktır. Biz de takriben 4000 yıllık tarihe sahip Türk milletinin kültürünü araştırdık. Asya bozkırlarında gerçekleştirilen bu kültürü çeşitli cepheleri ile belirtmeğe çalıştık. Kültür unsurlarının da zamanın ve çevrenin şartlarına uygun bazı değişiklikler gösterdiği fakat ana vasıflarını daima koruduğu gerçeğinden hareket ederek yaptığımız iş bütün yönleri ile Türk milletince ortaya konup geliştirilmiş kültürün çatısını kurmak ve onun yüzyıllarca karakterini muhafaza eden özelliklerini tesbit etmek gayretinden ibarettir.

X

KAFESOĞLU DİYOR Kİ:

Türk milliyetçiliğinin pozitif prensipleri:
1- Türkçe: Türk milliyetçiliğinde milli dilin ehemmiyetini belirttikten sonra: dört bin yıla varan zengin tarihimizin İslâm dışı ve İslâmi safhalarından şekil ve muhteva kazanan Türk dilinin milli kültürümüzün başlıca temsilcisi olarak korunması ve çağdaş medeniyetin ilmini fikrini felsefesini ifadeye muktedir bir kıvama getirilmesi Türk milliyetçiliğinin ana gayelerinden biridir.

Burada korunması ve geliştirilmesi istenen Türkçe tabiatıyla mazinin eski tarihe mâl olmuş Osmanlıcası olmadığı gibi kavimlik devrinin kelimelerinden kurulu Türkçesi de değildir. Hele Türkçe’den başka her şey olan uydurmaca hiç değildir. Çünkü ne ölmüş kelimeleri diriltmek ne kullanılmaz hale gelmiş kelimeleri canlandırmak ne de hiç kimsenin anlamadığı sun’i bir dil meydana getirmek mümkündür.

Korunması ve geliştirilmesi gerekli Türkçe dilin kendi kanunları içinde son yarım asırlık fikri yenileşmemizle paralel olarak sadeleşen zenginleşen her vatandaşın konuştuğu okuyup yazdığı Türkçe’dir. Türk milliyetçisi binlerce yıllık kültürümüzün maaddi-manevi değerlerini sinesinde saklayan millet dilini muhafaza ve müdafaada ilmin gösterdiği yoldan ayrılmayacak ve tabiatıyle Türkçe’yi soysuzlaştırarak milli kültürü tahribe yönelen her teşebbüse karşı duracaktır.

2- Din: İnsanları kardeşlik hâlesi içinde kader birliğine sevk eden din Türk Milleti’nin tarihinde İslâmiyet olarak tecelli etmiştir. Bu itibarla Türk milliyetçisi islamiyeti daima muhterem tutmak mevkiindedir. Türk dilini zorlamalarla yıkmaya çalışan zihniyet dini de tahrip hedefi olarak almış dindar insanı ve din temsilcilerini gülünç göstermeği âdeta alışkanlık haline getirmiştir. Değişmez lâiklik prensibi ışığında dinin tamamen bir vicdan meselesi bulunduğu şuurunda olarak Türk milliyetçisi memleketimizdeki din aleyhtarlığı ile mücadeleyi büyük vazife sayar.

3- Tarih şuuru: Milletin varlığını devam ettiren fertler arasındaki mukadderatta iştirak duygusu ortak tarih şuuru ile beslenir. Mazinin kederli ve sevinçli binbir hâdisesi içinde beraberce yoğrulmuş olmak inancı millet birliğini perçinleyen ve milletin topluca ahenkli şekilde geleceğe yönelmesini sağlayan başlıca teminattır. Bu sebeple Türk milliyetçiliği milli tarih şuurunu prensiplerinden biri saymıştır. Türk milliyetçisi de insanlık mücadelesi ve kahramanlık destanları ile dolu Türk tarihinin zengin hatıralarını zihinlerde daima uyanık tutacak ve bu şuuru geliştirmeğe çalışacaktır.

4- Seciye ve ahlâk: Türklerin tarihten gelen ve asli hüviyetini kaybetmeyen bir seciyesi ve bu seciyenin fiili hayattaki belirtilerinden ibaret bir ahlaki davranışı vardır ki Türk Milleti’ni başka topluluklardan ayıran bir karakter çizgisi olmuştur. “Küçüğü sevmek büyüğü saymak” diye formüle edilebilecek olan Türk seciye ve ahlâkı eski devirlerde Türk alp’leri İslâmi çağda Türk gazileri tarafından temsil edilmiştir. Beşeri duygularla donanmış Türk cengaverliği hakseverlik ve hürriyetperverliğe dayanan Türk kahramanlığı bu ahlak ve seciyenin mahsulüdür. Sevgi ve saygıdan kaynak alan Türk ahlakının baba ocağına bağlılık aile namusu üzerinde hassasiyet kadına hürmet vekar ve çalışkanlık gibi vasıflarını daha da yükseltmek ve sağlamlaştırmak Türk milliyetçisinin ehemmiyetle dikkate alacağı hususlar olacaktır. Burada dile ve dine taarruz edenlerin Türk ahlakına saldırmaktan geri durmadıkları hatırlanırsa milli ahlak ve seciye mefhumunun ifade ettiği mana daha iyi anlaşılır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Zeki Gürel


YARD. DOÇ. DR. ZEKİ GÜREL



1956 yılında Kayseri'ye bağlı Pınarbaşı ilçesinin Büyük Potuklu köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okuduktan sonra Mimar Sinan İlköğretmen Okulu'ndan mezun oldu (1974).



Urfa'nın Halfeti ilçesine bağlı Gülaçan Köyü'nde kısa süren ilkokul öğretmenliğinden sonra kayıt olduğu Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1980'de bitirdi. Aynı yıl Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'ndan da mezun oldu.



Çorum'un Osmancık ilçesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1983'te Hacettepe Üniversitesi'nde Türkçe okutmanlığına başladı. 1985'de Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi'ne Yardımcı Doçent olarak atandı. Bu fakültede Dekan Yardımcılığı ve Türk dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığı vazifelerinde bulundu.



1998'de öğretim üyesi olarak geçtiği Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümündeki vazifesinden istifa ederek ayrıldı (1999). Kazakistan'ın Türkistan şehrinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Uluslar arası Türk-Kazak Üniversitesi'nde bir yıl öğretim üyesi olarak vazife yaptı. Halen Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.



Yüksek lisansını ve doktorasını gazi Üniversitesi'nde yaptı. Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı'ndaki çalışmaları ve çocuk edebiyatı sahasında hazırladığı doktora aaaiyle dikkatleri çekti.



Pek çok sanat edebiyat kültür dergisinin yayınlanmasında kurucu idareci yayın kurulu üyesi yayın yönetmeni editör ve teknik sorumlu olarak vazife yaptı (Yeni Divan İlim Teknik Kültür ve İnceleme Sosyal Bilimlerde Araştırma Gök Duygu Kastamonu Eğitim Yeni Kervan Redif/Kastamonu İLESAM Haber Bülteni Kümbet Osmancık Kıvılcım Redif/Bolu Bolu Eğitim).



Pek çok vakıf ve derneğin kuruluşunu gerçekleştirdi. Vakıf ve dernek çalışmalarında aktif olarak vazife yaptı. Halen Çocuk Edebiyatçıları Birliği'nin Genel Başkanı ve Koyunbaba Vakfı'nın yönetim kurulu üyesidir. Türk Dünyası Çocuk Edebiyatı Enstitüsü kurma çalışmalarını devam ettirmektedir.



Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Haberleşme üyesi ve Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin (İLESAM) üyesi olan 'in yurt dışında ve yurt içinde yayınlanmış yüzün üstünde makalesi kitap halinde basılmış eserleri bulunmaktadır.

ESERLERİ



1. Halide Nusret Zorlutuna Hayatı ve Eserleri Ankara 1988 Turizm Bakanlığı Yayınları: 909 Türk Büyükleri Dizisi: 76.

2. İbrahim Alaettin Gövsa Hayatı ve Eserleri Ankara 1995 Kültür Bakanlığı Yayınları: 1682 Türk Büyükleri Dizisi: 160.

3. Ömer Seyfettin'in Tarihi Hikayeleri Üzerine Bir Araştırma İstanbul 1997.

4. Tarihi Hikayeler Eskimeyen Kahramanlar Hamle Basın Yayın İstanbul 1997.

5. Cumhuriyet Devri Çocuk Edebiyatı Çocuk Edebiyatçıları Birliği Yayını Ankara 1998.

6. Koyun Baba Ankara 2000 Yörük Türkmen Vakfı Yayınları: 1 Osmanlı'nın kuruluşunun 7000. Yılına Armağan Eserler No: 1

7. I. Çocuk Edebiyatı Sempozyumu (Bildiriler ve Tartışmalar) Hazırlayan: Ankara 1995.

8. I. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı (Bildiriler ve Tartışmalar) Hazırlayan: Ankara 1994.

9. II: Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı (Bildiriler) Hazırlayan: Ankara 1998.

10. Kastamonu Eğitim Fakültesi Hazırlayan: Kastamonu 1995.

11. Poems For Children From 100 Countries (Yayın Kurulu Başkan Yardımcıısı: ) Ankara 1998 Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı Yayını No: 1.

12. Türk Dünyası Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt: I Ankara 2000. ( Redaksiyon ve madde yazarı) Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 214 Kaynak Eserler Dizisi: 1.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Afet İnan

1908 yılında doğdu.Atatürk[Resim: 7.gif] 11 Ekim 1925'te İzmir'e geldiğinde[Resim: 7.gif] birçok kurumun yanı sıra okulları da gezerek konuşmalar yaptı. Yine o günlerde İzmir ilkokullarından birinde bir toplantıda Afet Hanım'la karşılaştı. [Resim: 7.gif] ilköğrenimini Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde[Resim: 7.gif] Ankara ve Biga'da tamamladıktan sonra[Resim: 7.gif] Bursa Kız Öğretmen Okulu'nu 1925 yılında bitirmiştir. İlk görevine 17 yaşındayken[Resim: 7.gif] babasının görevi gereği bulundukları İzmir'de Reddi İlhak İlkokulu'nda başlamıştır. Atatürk[Resim: 7.gif] 'ın ailesinin Makedonya kolunu tanıdığından[Resim: 7.gif] kendisinin meslek ve durumu ile ilgilendi. 'ın isteği[Resim: 7.gif] öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmektir. Bunun yerine getirilmesi için Atatürk[Resim: 7.gif] 'ın babası ve annesi ile görüşerek[Resim: 7.gif] kendisini o yıl İsviçre'nin Lozan şehrine Fransızca öğrenmeye gönderir (1925 - 1927).

Sonra[Resim: 7.gif] İstanbul'da Fransız Kız Lisesi (Notre Dame de Sion)nde bu öğrenimini sürdürür (1928-1929). Ortaöğrenim tarih öğretmenliği sınavına girerek öğretmenlik belgesini alır ve Ankara Musiki Öğretmen Okulu'na[Resim: 7.gif] Tarih ve Yurt Bilgisi öğretmeni olarak atanır (1929-1930). Türk Tarih Kurumu'nun kuruluş çalışmalarında yer almış ve orada uzun yıllar Asbaşkanlık yapmıştır. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nün de müdürlüğünü yapmıştır. Akademik çalışmalarına devam eden [Resim: 7.gif] 1938'de lisans[Resim: 7.gif] 1939'da doktora çalışmalarını tamamlayarak 1942'de doçent ve 1950'de de profesörlüğe yükselir. Prof. Dr. 'ın Atatürk ve Türk tarihi ile ilgili birçok yayını bulunmaktadır. 8 Haziran 1985 tarihinde ölmüştür. Atatürk vasiyetnamesinde için; "yaşadığı müddetçe şimdilik (şimdiki halde) ayda 800 lira verilecektir" diye vasiyette bulunmuştur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Albert Kohen Erkip

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi
Lisans derecesini Matematik dalında 1974 yılında ODTÜ'den[Resim: 7.gif] doktora derecesini aynı dalda 1979 yılında California-Berkeley Üniversitesi'nden aldı. Daha önce Berkeley[Resim: 7.gif] Doğu Akdeniz Üniversitesi ve ODTÜ'de çalıştı. Araştırma alanları kısmi diferansiyel denklemler[Resim: 7.gif] psödo-diferansiyel operatörler ve fonksiyonel analizdir. 1986 yılından beri Matematik Olimpiyatları ile ilgili çeşitli etkinliklerde yer aldı. 1995-1998 yıllarında TÜBITAK Temel Bilimler Araştırma Grubu Yürütme Komitesi Sekreterliği yaptı. Türk Matematik Derneği ve Matematik Vakfı üyesidir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Ümit Meriç Yazan

6 Aralık 1946 ‘da İstanbul Üsküdar‘da doğdu. Yazar ve düşünür Cemil Meriç’le Tarih-Coğrafya öğretmeni Fevziye Menteşoğlu Meriç’in kızıdır. Çamlıca Kız Lisesi’ni İstanbul Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirerek aynı bölüme asistan oldu.Aynı bölümde Kurumlar Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı.

ESERLERİ

'ın her ikisi de dördüncü baskıya gelmiş olan Cevdet Paşa’nın Toplum ve Devlet Görüşü ve Babam Cemil Meriç adlı iki eseri var. Ayrıca Sosyoloji Konuşmaları’nı derledi. “Dünden Yarına Sosyoloji” ve “Sosyolojik Düşünce Atlası” adlı çalışmaları yayına hazırlanıyor.


Prof. Dr. babasına gösterilen ilgiyi yorumladı:

Cemil Meriç hayranları
günden güne çoğalıyor

TAKDİM
Artık Cemil Meriç ismi tefekkürün çilenin ve bir büyük kültür abidesinin sembolüdür ülkemizde. Çünkü yoz ve sığ bir kuşatma ile adeta bir mağaraya hapsedilmiş olan bizler Batı’yı da Doğu’yu da Hind’i de Uzak Doğu’yu da hep ondan öğrendik. O beyinlerimize düşürdüğü “tecessüs” ateşi ile bizi fikri bir yenileşmeye sevk etmiş bir kültür ve irfan uyanışına doğru yönlendirmişti. Eğer o olmasaydı ne “Bu Ülke”yi böylesine derinden tanıyabilecek ne de “Işık Doğu’dan Gelir” fikri ile kendimize dönebilecektik.

Aramızdan ayrılışının 12. Yılı münasebeti ile günden güne büyüyen Cemil Meriç dalgası Cemil Meriç sevdası Cemil Meriç ilgisi üzerine değerli kızı sosyolog Prof. Dr. hanımefendi ile sohbet ettik.

SPOTLAR

Cemil Meriç bugün 500 bin kişilik bir okur kitlesine ulaşmıştır. Bir teşbihle söylersek Cemil Meriç bir çiftçidir Anadolu bozkırına düşünce tohumlarını saçmıştır ve o tohumlar şimdi filizlenip boy atıyor.

Cemil Meriç’in okurlar cemaatini tanımak onların üzerinde durmak lazım. Artık okurlardan yazara gitme zamanı gelmiştir. Bu konuda çok özel gözlemlerim var. Bunlardan en önemlileri edilen telefonlar gönderilen mektuplar ve babamla ilgili anma toplantılarında bir araya gelen genç nesillerin yaptığı analizler.

“Seni tanımakla başladı her şey. Sen kopardın kızılca kıyameti. Akıllar seninle durdu. Kara zindanda doğan güneş sendin. Mağaradan seninle çıktım. Görmeyen gözlerim seninle görür oldu. Acı çekmek neymiş fikir neymiş seninle tanıdım. Şuurumun lambalarını yakan sensin.”

Türkiye projeksiyonsuz yaşıyor. Gelecekle ilgili hiç bir ideali yok. Halbuki büyük devletleri yüzer yıllık beş yüzer yıllık biner yıllık projeleri hedefleri vardır. Türkiye günübirlik bir böcek gibi yaşıyor. Türkiye’nin geleceğini düşünmesi geleceği üzerine projeksiyonlar yapması kaçınılmazdır.

OLCAY YAZICI

Bilinen bir gerçek fakat genç nesiller açısından soruyorum. Kimdir o fikrin gökkuşağı olan Batı’yı da Doğu’yu da bizlere öğreten fikrin büyük çilekeşi Cemil Meriç? Onun sadece kızı değil aynı zamanda gözü kulağı olan sizden bir kere daha rica etsek?

“Gülü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz!” diye bir sözümüz vardır. Bence artık Cemil Meriç’i anlatmanın tarif etmenin zamanı geçmiştir. Çünkü Cemil Meriç tariflerin ötesine geçmiştir. O eserleri ile bugün aşağı yukarı 500 bin kişilik bir okur kitlesine ulaşmıştır. Bir teşbihle söylersek Cemil Meriç bir çiftçidir vatan sathına Anadolu
bozkırına düşünce tohumlarını saçmıştır ve o tohumlar şimdi onlarla yüzlerle yeşeriyor filiz verip boy atıyor.
Dış dünya Cemil Meriç’i tanımak istiyor
Büyük çileler çekilerek vatan coğrafyasına dikilen Cemil Meriç çiçekleri açıyor diyebiliriz yani?

Evet diyebiliriz...Bu çiçekler topraktan çıkmış boyatmışlardır. Bu bakımdan Cemil Meriç’in artık okurlar cemaatini tanımak biraz da onun üzerinde durmak lazım. Artık okurlardan yazara gitme zamanı gelmiştir. Bu okurlar cemaati ile ilgili olarak benim çok özel gözlemlerim var. Bunlardan en önemlileri de edilen telefonlar gönderilen mektuplar babamla ilgili anma toplantılarında bir araya gelen genç nesiller.
1997’nin Aralık ayında Tarık Zafer Tunaya kültür merkezinde Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi tarafından düzenlenen toplantıdaki konuşma metinleri İz yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Adı ise ilginç “Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları.” Bu okurlar cemaati ile iki senedir temasımızı hiç kaybetmedik. Ayda bir defa toplanıyor bazen Cemil Meriç’in eserleri üzerine Cemil Meriç’ten alınan ilhamla yeni olaylar üzerine görüş ve fikir alış verişinde bulunuyoruz.
Ayrıca Tunus Üniversitesi’nin tarih profesörü Abdülcemil Temimi’den Cemil Meriç’in Arapça’ya tercümesi için teklif geldi.
Konuşma sırasında babamın adı geçti. Ne yazık ki müslüman bir Arap entellektüeli olarak muhterem babanızı tanımıyorum. Benim gibi diğer Arap dünyası da maalesef tanımıyor. Türkiye’nin bu kadar önemli bir yazarını tanımamak bizler için ayıp sayılır. Babanızı bana biraz tanıtınız dedi. Ben de peki dedim ve “Bu Ülke”yi açarak ona “Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik!...” cümlesiyle başlayan bölümü okudum. Temimi öylesine etkilendi öylesine beğendi ki bu cümleyi lütfen dedi babanızdan bir seçme yapınız ve onu vakit geçirmeden Arapça’ya tercüme edelim. Arap dünyası 20. Yüzyıl Türk kültürünün yetiştirdiği bu irfan adamını mutlaka tanımalıdır.
Bu münasebetle bir yıldır Cemil Meriç’in Arapçaya çevrilmesi metinleri üzerinde çalışıyoruz.
Cemil Meriç’e karşı büyük bir ilgi

Ayrıca Türk cumhuriyetlerinde de Cemil Meriç’e karşı büyük bir ilgi uyanmaktadır. Cemil Meriç’in Kazak ve Azerbaycan Türkçesine tercümesi yolunda da teklifler var. Yani biz belki Cemil Meriç’i dış dünyaya yeterince tanıtmadık fakat dış dünya kendiliğinden Cemil Meriç’i tanımak istiyor bunun için sınırları zorluyor. Çünkü Türkiye’yi tanımak demek; bir anlamda Cemil Meriç’i tanımak demektir.
Bu arada Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan bir davet aldım. “20. Yüzyıl Türk Kültürüne Yön Verenler” başlıklı bir dizi başlatıyorlar. Şahsiyetler arasında babam Cemil Meriç’in yanı sıra Mehmet Akif Peyami Safa Necip Fazıl Yahya Kemal Ahmet Hamdi Tanpınar ve Kemal Tahir gibi isimler de bulunuyor.

Bir şehre bir köye ve bir mahalleye tek bir Cemil Meriç sevdalısı bile düşmüş ise o belde zamanla fikri bir tutuşma yaşayacak demektir...Genç Cemil Meriç severler kimlerdir? Ne tür mektuplar geliyor size Babanızla ilgili olarak?...

Cemil Meriç’i tanımak isteği daha çok yurtdışından geliyor. Türkiye’yi tanımanın önce Cemil Meriç’i tanımaktan geçtiğine inanıyorlar.
Psikoloji bölümünden mezun bir öğrencinin Elif Özdemir’in babam Cemil Meriç’le ilgili yazdıklarını aktarmak istiyorum. Bir bir profil çizmek için.

Elif benim öğrencim. 1997 yazında Amerika’ya gitti. Biliyorsunuz dünyanın en büyük kütüphanesi Washington’dadır. Orada Türkiye’den yazar var mı diye araştırmış bakmış ki kütüphanede “Hint Edebiyatı” var “Bu Ülke” var “Jurnal” var “Mağaradakiler” ver “Işık Doğu’dan Gelir” var “Kırk Ambar” var “Ümrandan Uygarlığa” ve “Sosyoloji Konuşmaları” var. Yani seçmeyi bilen her idrak Cemil Meriç’i arayıp buluyor.

Yerliden evrensele açılmak demek bu olsa gerek?

Evet evrensellik bu demek...Gelelim Cemil Meriç’in okuyucular cemaatine(Ümit hanım özellikle bu kavramı kullanıyordu. Biz de değiştirmedik.) Bunların içinde yazarlar da var. Cahit Koytak’ın yazdığı ilginç bir şiir var. Adı “Son Osmanlı.”

Cemil Meriç okurlarını daha yakından tanımak için Tarık Zafer Tunaya’daki toplantıya katılan 17 yaşındaki Şükran Çatak’ın yazdığı mektubun ilk sayfasını okumak istiyorum:
“Sayın güzel paylaşımlara dorukta mutluluk ve duyumlara vesile olduğunuz için teşekkürler. Kendimi hala bir rüyanın içinde hissediyorum. Ve oradan sesleniyorum şu an size. Fakat sanırım her şey gerçek rüyadaki gibi eksiksiz ve güzel. Ve en önemlisi artık baş rollerden birini de ben oynuyorum. Sizinle Cemil Meriç günlerini paylaştık. Teneffüs ettiğimiz havayı kitabı tarihi heyecanları paylaştık. Yüreklerimiz tek bir yürek oldu. Beynimizi büyüttük o gün. Yüreklerimizle birlikte fikirlerimizi ülkülerimizi heyecanlarımızı da büyüttük.
Tüm bunları harflere kelimelere cümlelere hapsettim. Onları seslere bağladım. Ben yeni heyecanları da yine seslere kelimelere kilitleyeceğim. Benden yeni sesler gelecek kulaklarınıza.”

Cemil Meriç için şeref defteri
Bir de defterim var. Cemil Meriç’in şeref defteri. Defterin ilk sayfasına 4 Mayıs 1997’de kızıma hitaben şöyle bir şey yazdım:
“Sevgili Hazal bu defter Cemil Meriç’in fatihi olduğu serdengeçtilerin defteridir. Ona sahip çık. Çünkü bu liste sana bırakacağım mirasın hepsinden daha önemli daha ölümsüz ve daha anlamlıdır. Deden bu ülkede bir düşünce aristokrasisi yarattı. Bu listede onların şeref listesini bulacaksın...”

Daha sonra bu deftere çeşitli isimler Cemil Meriç’le ilgili duygu ve düşüncelerini yazdı. Onlardan birini size okumak istiyorum. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi Mahmut Çalışır’ın yazdıkları şöyle:
“Seni tanımakla başladı her şey. Sen kopardın kızılca kıyameti. Akıllar seninle durdu. Kara zindanda doğan güneş sendin. Mağaradan seninle çıktım. Görmeyen gözlerim seninle görür oldu. Aşk neymiş acı çekmek neymiş fikir neymiş seninle tanıdım. Şuurumun lambalarını yakan sensin...Seni tanıdıktan sonra vatansız kimliksiz kaldım. Seni tanıdıktan sonra ruhum boyalı bir kuş oldu. Şimdi ben göçebe bir serseriyim. Havarisiz İsa’yım...Seni tanımadan önce önümde iki kapı vardı. Biri cinnet biri ölümdü. Şimdi üçüncü bir kapı var: O aşk kapısı...Kitaplar yaralarıma şifa olmaz oldu. Artık ben de karar verdim kitap olmaya. Seninle büyütüyorum acımı hüznümü ve kendimi...Ben dergahtan kovulan dervişim. Körler seninle görür oldu. Sağırlar seninle duydular. Dilsizlerse şimdi hatip.!..”

Bir başka öğrenci Yusuf Emre’nin yazdıkları ise şöyle:
“Utanıyorum ismini yazmaktan fikrin devasa insanı. Bu nesil adına. Bir sarmaşık gibi sarıldım aşık olduğum kitaplarına. Bu aşkın büyüsünü bana kim yaptı? Bilmiyorum. Ama böyle bir büyüye nesil olarak muhtaç olduğumuzu biliyorum. Sen dünyaya hiç bir zaman kör bakmadın. Bizler ise açık gözlerimizle kör yaşadık. Yıllarca bilgiye kültüre karşı aç yaşadığımız için hislerimizi de kaybettik. Okumamakla ve kitaba yabancı kalmakla en şiddetli zulmü kendimize reva gördük. Ruhaniyetin karşısında şimdi biz utanmayalım da kimler utansın? Kazanma adına hiç bir şeyini boşa kaybetmedin. Seninle bir defa daha yoklukta varlık cilvesinin sırrını anladık. Med-cezire maruz kalan sıkıntıların dalgalar gibi sahilindeki kayalara vuruyor. Ama sen aşınmadan kızın ellerinden tutarak yoluna devam ediyordun. Biz ise kıymetini bilemediğimiz zaman sermayesinin yokluğundan şikayet ettik durduk. Az da olsa yürüyebilseydik duranların haline ağlamayı öğrenecektik. Fakat şimdi kendi halimize bile ağlayamıyoruz.

Kapalı gözlerinle kitaplara selam sarkıtıyordun. Son anlarında kapalı şuurunla Muhammet Sevgilim diyordun. Ağzından çıkan son cümleyi duyduğumda iliklerime kadar titrediğimi hissettim. Ağlamadım dersem yalan olur. Şuurunun kapalı olduğu bir anda bile Muhammed Sevgilim diyordun. Yaşasaydın söylediğin bu cümle için sana köle olmaya razı olurdum...”

Bunlar gibi daha yüzlerce mektup var. Bütün bunlar şunu gösteriyor ki Cemil Meriç’in Anadolu bozkırına saçtığı tohumlar artık bugün çınar gibi boy atıyor.

Meriç soyadı siyasetin üzerindedir

Seçim öncesinde siyasi çevrelerden size aday olmak için teklifler geldi. Fakat bunları kabul etmediniz. Neden? Siyasete soğuk mu bakıyorsunuz?

Öğrencilerime de söylediğim bir cümle var. O da şudur: Sizler bütün partilerin üstündesiniz. Kendinizi bir parçaya mahkum ederek bütünden vazgeçmeyiniz. Sosyolog bir partinin değil Türkiye’nin sosyologu olmalı.
Türkiye kendi kendisini tanımayan bir ülke haline gelmiştir. Türkiye projeksiyonsuz yaşıyor. Gelecekle ilgili hiç bir ideali yok. Halbuki büyük devletlerin yüzer yıllık beş yüzer yıllık biner yıllık projeleri idealleri hedefleri vardır. Türkiye ise plansız programsız ve günübirlik adeta bir böcek gibi yaşıyor. Türkiye’nin geleceğini düşünmesi geleceği üzerine projeksiyonlar yapması şarttır. Yarınla ilgili planlar bugünden yapılmalı. Eğer bu yapılmazsa yarınla ilgili ümitlerimiz de olamaz. Sosyologların bu sahada faydalı olacağına inanıyorum. Fakat sosyologlar hükümetlerin değil devletin sosyologu olmalı...
Konuya dönersek evet Meriç soyadının siyasileşmemesi için siyasete atılmadım. Çünkü o Türkiye’nin bütününü kapsayan kuşatıcı bir isim. Bu isme saygı göstermek benim babama karşı bir görevimdir.

Kalemin kutsiyetine inanıyorum

Dünyanın küçüldüğünden ve küreselleşmeden söz ediliyor. 2000’li yıllarda genel bir dünya devleti kavramı mı ağırlık kazanacak yoksa milli kimlikler mi ön plana çıkacak?

Tabii bu sorunuza homojen bir cevap vermek mümkün değil. Çin ve Türk milleti gibi binlerce yıldan beri süregelen milletler vardır. Avrupa millet bilinci var. Bir de ayrıca tarih boyunca hiç devlet kurmamış etnik unsurlar var. Yani globalleşme karşısında milletlerin durumu ne olacak sorusunun cevabı tek olamaz.

Elbette dünya çok küçüldü. İlk defa bu kadar kısa zamanda milletler birbirlerinden haber alır hale geldi. Ben bilgisayarıma tıklıyor ve Avusturya’daki bir profesörle sosyoloji üzerine konuşabiliyorum. Bu küçümsenecek bir şey değil. Salise farkı ile fikir alış verişinde bulunabiliyoruz. Bu manada elbette dünya küçüldü. İnsanlar oturduğu yerden bilgisayar aracılığı ile uluslararası konferans verebiliyor.
Fakat bu anlattıklarımdan teknolojiyi çok yücelttiğim övdüğüm anlaşılmasın. Ben evime bilgisayar almadım. Hatta önce daktilo ile yazıyordum. Onu da bıraktım. Şimdi sadece elle yazıyorum. Yani kalemin kutsiyetine inanır hale geldim. Kalem kutsaldır. Çünkü üzerine yemin edilmiştir. Bilgisayar bir yerde hain bir araç. Bir virüs çıkıyor ve her şeyi bütün bilgiyi emeği sıfırlayabiliyor. Oysa elle yazılan bir kelime yüzlerce sene silinmeden saklanabilir.
Şüphesiz faydalı bir araç. Fakat ben bugüne kadar bilgisayar kullanarak dahiyane bir eser sahibi olmuş tek bir insanla karşılaşmadım. Fakat insan dahi ise belli şeyleri kullanmak açısından bilgisayardan istifade edebilir. Zaten dünyanın en önemli bilgileri hiç bir zaman bilgisayarlara yüklenmez.

Ölçü değişirken “biz” kalmak olmalı

Toplumların değişmek kaçınılmaz durum. Fakat değişirken toplumun kendisi kalması bu ana rengi muhafaza etmesi önemli. Değerli sosyologumuz Prof. Dr. Mümtaz Turhan hoca ölçüyü “biz kalarak değişmek ve değişirken biz kalmak” şeklinde özetliyor. Sizce ölçü ve denge nasıl kurulmalı?

Bunun ölçüsünü mayasını hiç bir birey koyamaz. Yalnız sosyolojik kanun olarak bir hakikat var. O da şudur: hiç bir toplum bütünüyle aynı kalamaz. Ve yine hiç bir toplum bütünüyle değişemez. Yani değişirken aynı kalır aynı kalırken değişir. Mümtaz hocanın ölçüsü doğru. Bu bakımdan hiç bir ideoloji sonsuz ölümsüz değildir. Tabii ki dinleri bunun dışında tutuyorum. Söz konusu olan beşeri ideolojilerdir. Beşeri nizamlar ise daima birbirini aşacaktır. Sosyal hareketleri bir yerde kontrol etmeniz mümkün olmaktan çıkabilir. Kendi kanununu kendi uygular.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Bilim adamları ßiyografileri
Oktay Sinanoğlu

Dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı. 1953 yılında Ankara’da TED’in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe’ydi takviyeli yabancı dil dersleri vardı sonradan kolej oldu. TED tarafından Amerika’ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi. 1957’de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT’den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Alfred Sloan ödülünü aldı. 1959’da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de; Kuramsal Kimya Doktorasını yaptı doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961’de hem Harward hem de Yale’de kendisinin yeni Nicem (“Kuvantum”WinkKimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962 yılında Batının 300 yılda en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale Üniversitesinde); 1962 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız ’na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör unvanını verdi. Türkiye’de de kuramsal kimya bölümünü kurdu. Ortadoğu Teknik Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi. Ama tabii olmadı. 1964’de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne Yale Üniversitesine atandı. 1973’te Almanya’nın en yüksek Aleksander von Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975’te Japonya’nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla ’na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verildi. 1976’da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Hindistan’ın Devlet Misafiri olarak Hintli Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika’da aynı seviyede Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. 1962’den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü ilk Sedat Simavi ödülünü 1992’de Bilgi Çağı 1995’te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü ayrıca Yılın Fikir Adamı Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yıldız Teknik Yesevi Kazakistan ve benzeri bir çok kuruluşta profesör mütevelli heyeti üyesi Atatürk Kültür Kurumu asli üyesidir. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını bilim kuramları çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye’de de Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel’e aday gösterilmiştir.

HAKKINDA YAZILANLAR

Prof. Dr. : Asyalı olmakla övünüyorum
Aydınlık 18 Kasım 2001 SAYI: 748

"11 Eylülden kısa bir süre önce Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan toplantıda bir konuşma yaptım: "AB sizin olsun. Ben Asyalıyım ve Asyalı olmakla övünüyorum" dedim. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki beni ayakta alkışladılar. Çünkü insan tabiatında vardır. Kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz yılışık olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa'nın bir numaralı devleti oluruz."


"Türk Aynştaynı" diye bilinen Prof. Dr. Ulusal Kanal'da "Büyüteç" programında Adnan Akfırat'ın konuğu oldu. 26 yaşında ABD'nin en ünlü Üniversitesi Yale'de profesör ünvanını kazanan kimya fizik biyoloji alanlarında çok önemli katkıları bulunan son yıllarda bütün enerjisini halkı uyandırmaya kendine güvenmeyi öğretmeye harcıyor. Prof. Dr. Sinanoğlu "Büyüteç" programında Atlantik uygarlığının ekonomik kültürel ve bilimsel planda çöküşünü anlattı ve Asyalılığının bilincine varan Türkiye'nin Asya'ya önderlik ederek ABD ve Avrupa'daki köleleştirilmiş halkları da kurtarabileceğini belirtti. Prof. Amerikan işbirlikçilerine de kuvvetli uyarılarda bulundu.
Arabaşlıklar Aydınlık tarafından konuldu.

"Ben yaptıklarımı önce bu halk için yapmışım sonra insanlık için yapmışım. Hiçbir zaman ben profesör olayım ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapmadım. Hayatımla ilgili kitabı da halkımızın özgüveninin kazanılmasına katkım olsun diye yaptım. Benim kendime yakıştırdığım en güzel ünvan garibandır. Bu samimi bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi olarak vardır. Aşık Veysel ne güzel söylemiş: 'Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa."

ADNAN AKFIRAT- 8 Aralık 1996 günlü Aydınlık dergisinde sizinle yapılan orta sayfa söyleşisinde Amerikan uygarlığının bilim sanat ve kültür alanında büyük bir çöküşün içine girdiğini saptıyordunuz. 11 Eylül saldırısıyla birlikte bu saptama çok daha fazla kabul görmeye başladı. Atlantik uygarlığı yıldızı hep parlayacak uygarlık olarak tanıtıldı. Nasıl oldu da bu uygarlık çöktü?
PNOF. DR. OKTAY SİNANOĞLU- 1996'da İşçi Partisi'nin düzenlediği Avrasya Seçeneği Kurultayı olmuştu. Ben de orada konuşmuştum. O zaman Doğu ülkelerinden gelenler vardı. Orada şunu söylemiştim: Körfez Savaşı'ndan sonra baba Bush "tek güç olarak biz kaldık" diyordu. O kadar büyük konuşuyorlardı ki Osmanlı'nın çöküşünü hatırladım Sokullu Mehmet Paşa zamanında Osmanlı donanması ilk defa büyük bir yenilgiye uğradığında devletin başındakiler "Bu millet isterse yeni donanmasının yelkenlerini atlastan direklerini som altından yapar" demişlerdi. O laf çöküşün başlangıcıdır. Şimdi Amerika da böyle çok büyük laflar ediyor. Çöküşünü örtmeye çalışıyor.

Ama çöküşün başlangıcı daha eskilere gidiyor. 1963 yılında Yale Üniversitesi'ndeyim atom fiziğiyle ilgili nicel kuantumla ilgili yeni kuralları geliştiriyoruz. Bir gün akşam üstü aşağıya ana büroya indim. Baktım sekreterler garip bir halde. Hayrola dedim. Kenedy'yi vurdular dediler. O akşam saat 8.30 sularında çıktım sokakta dolaşıyorum. Baktım Amerika'lılar güle oynaya geziniyor hiç umurlarında değil. Çok iyi hatırlıyorum. O gün "Bugün Amerika'nın çöküşünün birinci günüdür" dedim. Çünkü o zamana kadar Amerikan halkı kendi devletine güvenirdi. O gün o güven yıkıldı. Devletin sürekli kendisine yalan söylediğini anladı. İkinci Dünya Harbi'nde Amerika halkı hiç savaşa girmek istemezken Pearl Harbour baskını aaagâhlandı. Donanmayı oturan ördek gibi oraya koydular. Saldırı olacağını kaç gün önceden biliyorlardı. Körfez Savaşı'nın nasıl aaagâhlandığını herkes biliyor. Yine bir tertiple katıldığı Vietnam Harbi'nde de Amerika perişan oldu.

KUKLACILIK BİLİMİNİN KURAMI

Buradan Amerikan işbirlikçilerine geçiyorum. Amerika'nın Güney Vietnam'de birtakım yerli işbirlikçileri vardı. Hiç unutmuyorum: Amerika oradan kaçarkan bu işbirlikçiler helikopterlerin tekerlerine asılıyorlardı. Aman bizi de götürün diye. Bu sahneyi kimse unutmasın! Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar. Böyle deyince Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler yerine başkasını koyar.
Kuklalara ilişkin bir Amerikan televizyonunda izlediğim başka bir olay daha var: New York'un ara sokakları çöplüktür bir caddesi en zenginlerin oturduğu caddedir bir arka sokağında en sefil insanlar oturur. New York'ta hangi caddede yürüyeceğini bilmelisin. Bilmezsen bıçaklanma ihtimalin çok büyüktür. Televizyonda böyle bir cadde gösteriyor. Orada yaşlı Asyalı bir adam çöpçülük yapıyordu. Onu göstererek işte diyor "bu adam Vietnam'da çok büyük mevkide görev yapan bir adamdı". Bu sahneyi de kimse unutmasın. Bir ülaaai mevki için satanlar bilsinler ki önce onlar harcanır.

VİETNAM SAVAŞI ÇÖKÜŞÜ HIZLANDIRDI
Vietnam Harbi'nden sonra özellikle Amerika'da büyük bir ahlaki çöküntü başladı. Aslında ondan önce Amerikan toplumu mazbut insanlardan oluşurdu. Televizyonlarda öyle açık saçık filmler göremezdiniz. Zaman geçtikçe Amerikan televizyonarında ahlak bozucu yayınlar arttı. Toplumun aile yapısı çöktü iş ahlakı çöktü. İş yapmadan para kazanma anlayışı yerleşti. Bu arada Avrupa ekonomisi toparlandı Asya ekonomisi büyümeye başladı Japonya bir atılım yaptı. Daha önce Dünyada bütün teknik mamüller ilk Amerika'da yapılırdı. Fakat son yıllarda ne alsak başka bir ülkenin malı çıkıyor. Amerikan ve İngiliz malına kimse itibar etmemeye başladı.
AKFIRAT- Bahsettiğiniz süreçte yönetici sınıfın da niteliğinin değiştiğini görüyoruz. Ticaret ve sanayi burjuvazisi kenara itildi tekelci burjuvazinin rantçı mafyalaşmış kesimi yönetimin merkezine geldi.
SİNANOĞLU- Bu olay Reagan döneminde başladı. Amerika'da da üretim bitti. Avrasya Seçeneği Konferansı'nda şöyle demiştim: "Amerika iki şey üretir biri silah biri film. Ama asıl silah filmdir" dedim. Amerika'nın içinden çürüdüğünü 1963'den beri anlatıyoruz.

ARTIK BİLİMSEL GELİŞMELERİN MERKEZİ ABD DEĞİL
AKFIRAT- Bilim ve teknolojideki üstünlüğü sürdükçe Amerika'nın yenilmesi mümkün değildir değerlendirmesi yapılıyor. Gerçekten böyle mi?
SİNANOĞLU- 50 senedir büyük şeyler yaratmış bilim adamlarına bakarsanız çoğu Amerika'nın yerlisi değildir. Ayrıca Avrupa'da Japonya'da da önemli bilimsel çalışmalar var. Son yıllarda Çin'de muazzam bir bilim atılımı çıktı.
Amerika'daki takım da abartıldığı gibi değildir. Bunlar öyle akıllı adamlar da değildir. Kaç tanesine doktora yaptırdık. Hepsi şimde Avrupa'da Japonya'da profösör. Doktorasını ağzına kaşıkla vere vere yaptık bu adamların.

KÜRESEL KRALİYETÇİ TAKIM
Amerika yüz boyutlu önemli çelişmelerin yaşandığı bir yer. Tepede birkaç milyon insan var. Amerika'yı Amerika yapan bu ekiptir. Geri kalan 270 milyonun çoğu son derece cahil bırakılan insanlar. Amerikan halkı orada bir çeşit köledir. Üst tabaka ile halk arasındaki uçurum gittikçe büyüyor. Dünyadaki bir çok ülkenin parasını kaynaklarını elinde tutarak halkları insafsızca fakirleştiren insanlık düşmanı bir takım var. Ben bunlara yeni dünya düzenci ve "Küresel Kraliyetçi" takım diyorum. Bunlar sadece birtakım çokuluslu şirketlerle tröstlerle sınırlı değil. Bunların ayrı dini garip inanışları var. "Tek dünya devleti tek bayrak" derler ama burda kastedilen bütün ülkelerin insanların katılımıyla gerçekleşen güzel bir dünya değil. Bu bir iki milyon insan birkaç yüz sene önce gizli cemiyetler kurmuş "dünyayı biz idare edeceğiz dünyanın geri kalan insanları insandan bile sayılmaz bunları istediğin kadar sömür ne yaparsan yap" inanışında olan insanlık düşmanı bir alçak takımdır.

KÜRESEL KRALİYETÇİLERE İSYANLAR BAŞLADI
AKFIRAT- Bu takım kapitalizmin emperyalist karakter kazandığında ortaya çıkıyor değil mi?
SİNANOĞLU- Kapitalizmi de ortaya çıkaran aynı zihniyettir. Bu yeni dünya düzeni yeni falan değildir. 11 Eylül'den 10 gün önce Avrupa'da bilim adamlarının katıldığı bir toplantıdaydım. Birçok ülkeden insanlar kendi ülkesinde yapılanları anlattı. Mesela Polonya'da son 10 yıldır seçim kanunları partiler kanunları falan konmuş. Diyorlar ki bizim seçmiş gibi göründüğümüz ama aslında bizim seçmediğimiz birtakım adamlar bu kanunlarla bir yerlere konuyor ve bunlar da hep yeni dünya düzenci takımın kuyruğu oluyorlar. Bunlar hangi partiden olursa olsun hükümete gelir gelmez anayasayı değiştirelim toprakları yabancı devletlere satalım önerileri getiriyorlar. Tahkimi getiriyorlar ulusal hukuk yerine evrensel hukuku getirelim diyorlar. Bizim meslektaşlar ülke elden gidiyor diye ağlaşıyorlar. Tarımı hayvancılığı yok ettiler diyorlar. Biz bunları dinliyoruz ve "Allah Allah biz bunları bir yerden hatırlıyoruz" diyoruz. Bir İngiliz kadın çıktı İngiliz çiftçisinin durumunu anlattı. İngiltere'de çiftçinin canına okumuşlar. Topraklarını birkaç banka gelmiş ellerinden almış. Kadına "200 yıldır Türkiye'de ne melanet olursa biz İngilizleri suçlardık vay canına size mi yapılıyor" dedik. Meğerse onlara da yapılıyormuş. Şu ülke bu ülke şu hükümet bu hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü özellikle son yıllarda bütün ülkelerde Küresel Kraliyetçi onların maşaları gizli örgüt üyeleri biryerlere konuyor. Bütün olaylar buradan çıkıyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın şirkete ait. Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır.

"Şu ülke bu ülke şu hükümet bu hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü özellikle son yıllarda bütün ülkelerde Küresel Kraliyetçiler egemen onların maşaları gizli örgüt üyeleri biryerlere konuyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın şirkete ait. Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır."

GÜÇLERİ GİZLİLİKTEN GELİYORDU
AKFIRAT- Fakat Küresel Kraliyetçilerin hesaplarının artık tutmadığını büyük amaçlarına ulaşmaktan giderek uzaklaştıklarını da görüyoruz.
SİNANOĞLU- Benim bir kuramım var. Büyük devletlerin asıl gücü gizlilikten gelir. Burada bir çelişki de ortaya çıkıyor. Gizli olabilmesi için az sayıda insanın bunu bilmesi lâzım fakat bir sürü iş yapman için de birçok insana ihtiyacın var. Kadroyu genişlettikçe gizlilik azalır. O zaman şöyle yaparsın: Önüne gizli bir cemiyet kurarsın onun önüne biraz daha az gizlisini kurarsın onun önüne açık görünen ama gayesi gizli bir cemiyet kurarsın. Üsttekiler altakileri bilir fakat alttakiler üstekileri bilmez. Alttakiler robottur. Bütün bu tedbirlere rağmen bu bilgiler yayılmaya başladı. Güç gizlilikten geldiğine göre gizliliğin bitmesi gücün bitmesi demektir. İstediği kadar parası olsun. Çöküşü önleyemez. Dolayısıyla bu alçakların defterlerinin dürülme safhası başlamıştır. Türkiye burada Asya'ya önderlik edecek böylece Avrupalı Amerikalı köle haline getirilmiş halkları da kurtaracaklardır.

ASYALI OLMAKLA ÖVÜNÜYORUM
AKFIRAT- Siz bundan birkaç yıl önce Avrupa'daki bir toplantıda "ben Asyalıyım" demiştiniz.
SİNANOĞLU- Ben önce Amerika ile Avrupa ile çok haşır neşir oldum. Fakat 1975 yılında Japonya üstün bilimci ödülünü vermişlerdi Japonya'ya gittim. Kendimi çok rahat hissettim. Kendi kültürümüze çok benziyor. Asıl uygarlığın Asya'da olduğunu gördük. 11 Eylülden kısa bir süre önce Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan toplantıda bir konuşma yaptım: "Şimdi siz diyeceksiniz ki 'biz bunları AB'ye almıyoruz' bana acıyorsunuzdur falan dedim. Ama ben AB falan istemiyorum. Halkımızın çoğu da istemiyor. Yine sizin dediğiniz gibi bizim de başımıza konulan birileri kaç senedir illa AB'ye gireceğiz falan diyor. AB sizin olsun. Ben Asyalıyım ve Asyalı olmakla övünüyorum" dedim. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki beni ayakta alkışladılar. Çünki insan tabiatında vardır. Kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz yılışık olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa'nın bir numaralı devleti oluruz.

"Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar. Böyle deyince Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler yerine başkasını koyar. Bir ülaaai mevki için satanlar bilsinler ki önce onlar harcanır."

ASYA KÜLTÜRÜNDE BİREYCİLİK YOK
AKFIRAT- İş Bankası yayınlarındançıkan sizin hayatınızı konu alan "Türk Aynştaynı" kitabınızı hazırlayan Emine Çaykara özel hayatınızla ilgili bilgi almanın çok zor olduğundan şikayet ediyor. Bu da bir Asya kültürü. Siz 26 yaşında profösör olmuşsunuz dünyanın çeşiti yerlerinde öğrenciler yetiştirmişsiniz. Kamuoyu bunları bilmiyor.
SİNANOĞLU- Ben bunları önce bu halk için yapmışım sonra insanlık için yapmışım. Halkımızın özgüvenin kazanılmasına katkım olsun diye yaptım. Hiçbir zaman ben profesör olayım ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapmadım. Bu kitabı da halka faydası olacağını umduğumuz meseleleri anlatmak için görev olarak hazırladık. Deneyimlerimizden çıkan sonuçları onların yolunu açmaya faydası olabilir diye anlatıyoruz. Kendimizi övmek için değil. Benim kendime yakıştırdığım en güzel ünvan garibandır. Bu samimi bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi olarak vardır. Aşık Veysel ne güzel söylemiş: "Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa"
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.