You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı

Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı

Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Dergah-Devletlerin Sonu

Tokat il sınırları içindeki Kadın Ana’ya adanmış kutsal Komana şehri Yeşilırmak nehri kıyısındaydı.Şehrin Irmağın iki yakasında uzanan tarım yapmaya uygun geniş arazileri vardı ve bu sehir ticaret yollarının kesiştiği çok canlı bir kavşakta kurulmuştu ancak Komana ününü ve çekiciliğini önemli bir inanç merkezi olmasına borçluydu.

Komana yada Hitit belgelerindeki adıyla ‘Kirzuwatna Kummani’si eski çağdan başlayıp MS:IV. yüzyıla kadar uzanan geniş zaman diliminde kesintisiz bir biçimde saygınlığını ve önemini korudu.

Komana’da Kadın Ana’ya adanmış ünlü dergahın bulunduğu Hamamtepe höyüğünü Irmağın öte yakasına bağlayan Roma dönemi köprüsü üzerindeki MS.161-169 yıllarına tarihlenen yazıtta şehrin ‘’dokunulmaz’’ (asylia) olduğu belirtilmektedir.1958 yılında Hamamtepe höyüğünde Wilson tarafından yapılan kazılarda ortaya çıkarılan,halen Tokat müzesi bahçesinde sergilenen bir mermer kiriş üzerine kazınmış bir başka yazıda daşehrin ‘ kutsal ve dokunulmaz’ olduğu teyit edilmektedir.

Hıristiyanlık öncesi dönemde Komana’ya verilen’Dokunulmazlık hakkı’’ bu şehrin tarım ve ticarette önemli yer tutmasından değil Komana’nın yönetimini elinde tutan Kadın Ana’ya adanmış dergahın ruhani gücünden kaynaklanıyordu.

’’Dokunulmazlık hakkı’’Roma İmparatoluk sınırları içinde pek alışıldık bir durum değildi.Roma İmparatorluk sınırları içinde,yasaların geçerli olmadığı ,dergah erkanının yürütüldüğü,,bu ayrıcalıklı bölge statüsü ancak Roma senatosunun kararı ile mümkün olabiliyordu ve bu çok ratlanılan bir durum değildi.

Anadolu’da Luvi’ler ile başlayan Hitit devletinin temelini oluşturan kutsal dergahların dokunulmazlıkları Hellenistik krallıklar çağında,Pers egemenliğinde ve Roma İmparatorluk döneminde devam etti.

Tüm zamanlarda , özerk bir yapı içinde sınırsız inanç özgürlüğünün yaşandığı bu minik devletçiklerin altın çağları Hıristiyanlığın Anadolu’yu işgali ile sona erdi’’ Ma/Kadın Ana’nın halkı’’nın felaketli yüzyılları, Roma İmparatorluğu tarafından Anadolu insanına resmi ve zorunlu din olarak dayatılması ile başladı.


]MS.325 yılında toplanan İznik konsilinde Hıristiyanlığın Roma İmparatorluk sınırları içinde devletin resmi ve zorunlu dini olarak kabul edilmesi Anadolu halkının başına gelen beklenmedik büyük bir talihsizlik oldu.

]İznik konsilinin toplanmasından bir yıl sonra Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı. İstanbul Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun başkenti ve Ortodoks Hıristiyan kilisesinin merkezi oldu.Bu tarihten başlayarak,kendi geleneksel inançlarının merkezleri durumundaki ‘’dergah –devlet’’lerin kutsal idaresinde, pirlerine sadakat ile bağlı yaşayan Anadolu halkı ile , Bizans İmparatorluğun askeri güçlerini de yanına alarak,Yeni İsa Dinini kurumlaştırmak için etkin çabalar sarf eden Hıristiyan kilisesi arasında büyük çatışmalar baş gösterdi.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Yeni Devlet-Yeni Din

]MS:323 yılında Roma İmparatorluk tahtına oturan I. Konstantin ,mutlak iktidarının önünü kapatan iki büyük güç odağı ile karşı karşıya kaldı.

]Çok çeşitli siyasi baskı guruplarının yoğun faaliyetlerini sahneye koydukları başkent, Roma şehriKonstantin’in İmparatorluğun tek egemeni olabilmesinin önündeki ilk engeldi. Konstantin yönünü doğuya çevirdi,faaliyetlerini Roma şehrinde kümelenmiş siyasi baskı guruplarının etki alanından uzağa,Boğaziçi kıyılarına taşıdı,ve böylece mutlak iktidarının önündeki bu ilk engeli büyük ölçüde etkisiz hale getirdi.

]Konstantin’in mutlak egemenlik arayışının önündeki kolayca üstesinden gelinemeyecek ikinci büyük engel Kadın Ana kültünün ve Işık inanışının yaşandığı ve yaşatıldığı ‘devlet içinde devlet’ olan dergah devletlerdi



]Roma İmparatorluk yönetiminin denetimi ve tasarrufu dışında kalan halk üzerinde mutlak etkili,kutsal güç odakları olan,bu dergah devletler İmparatorluk içinde kendi yasaları , kendi kutsal ve dokunulmaz yönetimleri ve kendi toprakları olan bağımsız yapılardı .

]Üstelik devlet içindeki devletlerin yeminli yurttaşları kendi mürşitlerinin buyruklarını,Roma İmparatorunun emirlerinden üstün sayıyorlar,kendi mabetlerinden yayılan ruhani güce sorgusuz sualsiz boyun eğiyorlardı.Dergah-devletlerin kendi yeminli yurttaşları üzerindeki yaptırım gücü Roma İmparatorunu kıskandıracak,telaşlandıracak ve hatta korkutacak boyutlardaydı.

]Konstantin,kendi siyasi iktidarının ve devletin devamlılığının önünde en büyük tehlike olarak gördüğü, dergah devletlerin Roma İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ortadan kaldırılmasın yolunun Roma İmparatorluğunun bir ‘resmi din’ çevresinde ve bu dinin teokratik esaslarına göre yeniden örgütlenmesi ile mümkün olabileceğini düşünüyordu.

]İmparatorluk içinde kuşkusuz en saygın olan ve en büyük toplulukları bünyesinde barındıran ‘resmi din’ olmaya en yakın inanış Ma/Kadın Ana kültü ve Işık inanışı idi.Ancak İmparatorluk yönetimi içinde çok sayıda üst bürokrat ve komutan bu inanışın mensuplarıydılar ve dergah devletlerin kutsal idaresine yeminle bağlıydılar.

]Kadın Ana geleneğini ve Işık inanışını Roma’da‘resmi din’ olarak kabullenilmesi,her şeyden önce Konstantin’in amacına aykırıydı .Böyle bir girişim,tersine bir sonuç verir Konstantin’in kendi iktidarına ciddi rakip olarak gördüğü ve gücünü kırmaya çalıştığı geniş bir topluluğun elini kuvvetlendirirdi.Ayrıca ,çok soylu ve köklü bir gelenekten gelen ,dergah devletleri imparatorluk kontrolüne almak da pek olası değildi.

]Dördüncü yüzyılda Roma topraklarında I. Konstantin’in amacına coşku ile hizmet edecek tek bir dini yapılanma vardı o da doğum sancıları çeken Hıristiyan kilisesiydi.Orta çağın bu önemsiz dini cemaati I. Konstantin’in amaçlarına koşulsuz ve gönüllü teslim oldular.

]Hatta bu teslimiyetten heyecan bile duydular,çünkü orta çağın bu soluk-silik topluluğu beklenmedik bir sürprizle devletin güdümünde ve korumasında serpilme ve büyüme imkanına kavuşmuş oluyordu.

]Hıristiyan doğması İznik konsiline kadar,homojen ve düzenli yaygınlaşma ve geniş kitlelerce benimsenme olanağına kavuşamamış ve hiçbir zaman genel kabul görmemişti.Genel kanaatlerin aksine Hıristiyanlık ezilmiş yoksul kesimin dini inancı olarak da ortaya çıkmadı.Düzene muhalif eşitlikçi bir hareket de değildi.I. Konstantin ile ittifak Hıristiyanlara bulunmaz bir fırsat yarattı.




]Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunun Resmi ve zorunlu dini olarak kabulü,I.Konstantin’in İmparatorluk toprakları üzerinde dini sosyal ve siyasi iktidarı tek başına elinde toplama arzusundan doğdu ve tamamen politik bir karardı.Amaç ‘dergah-devlet’lerin halk üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak, büyük güç odakları durumundaki bu merkezlerin varlıklarına son vermekti.

]Kutsal ve dokunulmaz olan ‘dergah-devlet’ler,Anadolu’da inancı , sosyal ve ekonomik yaşamı kontrol altında tutuyorlardı.Ahali bu kutsal merkezlere sınırsız bir bağlılık içindeydi. I.Konstantin kutsal mabetler etrafında toplanmış ,İmparatorluğun kontrolü dışındaki geniş toplulukları dağıtmayı ve kutsal otoriteyi elinde tutan,ahali üzerinde geniş yaptırım olanaklarına sahip mürşitlerin gücünü kendisine bir sığınma arayan Hıristiyanlığı kullanarak kırmayı hedefledi.



]İznik konsilini toplayan ve bu konsilde Hıristiyanlığın Roma İmparatorluk sınırları içinde resmi din olarak kabul edilmesini sağlayan Roma İmparatoru I.Konstantin’in kendisi bile Hıristiyanlığa asla inanmadı ve Hıristiyan olmayı hiçbir zaman kabul etmedi.
]
]Prof. ]Georg Ostrogorsky ‘Bizans Devleti Tarihi’ adlı çalışmasında ‘..doğma ve esaslar bakımından Hıristiyan kilisesinin temelini atan ekümenik konsillerden ilkinin İznik’te toplanması (325) olmuştur’ dedikten sonra şöyle devam eder.’Konsili toplantıya çağıran ve müzakereleri idare eden İmparator,burada alınan kararlar üzerinde de en geniş şekilde etkili oldu.Kiliseye mensup olmamakla beraber-bilindiği gibi ancak ölüm yatağında vaftiz edilmiştir.-kilisenin fiili başkanı idi.’

]Kesin olarak I.Konstantin için siyasi emeller ön plandaydı.O devletin kontrolünde bir dini tekel yaratmak sureti ile İmparatorluk sınırları içindeki kutsal ve dokunulmaz güç odaklarını etkisiz hale getirebilmeyi istiyordu.

]Samimi değildi.Hıristiyanlığın hamiliğini üstlendi ancak Hıristiyan inanışını asla benimsemedi., Hıristiyanlığı kendi siyasi iktidarını pekiştirmek ve devletin geleceğini emniyet altına alabilmek için bir basamak olarak kullandı . I. Konstantin tüm yaşamı boyunca Hıristiyan olmayı reddetti.O bir‘Işık’ inanışı mensubuydu.Georg Ostrogorsky’nin I.Konstantin’in inancını şu sözlerle naklediyor;’

]Onun putperest inanç adetlerine de yardımdan vazgeçmediği, hatta bizzat bu adetlerden bazılarına sadık kaldığı malumdur ve özellikle güneş (ışık) kültüne ısrarla bağlı bulunduğu vakası kolayca tevil edilecek bir husus değildir.’

]Tüm ömrü boyunca Işık inanışına sıkı sıkıya bağlı kalan I.Konstantin ancak ölüm döşeğinde bilincini kaybettikten sonra fanatik Hıristiyan papazları tarafından alel acele vaftiz edildi.I.Konstantin hiçbir güç odağının ortak olmadığı mutlak iktidarını inşa etmek isterken,kurduğu Doğu Roma İmparatorluğunun da bir bakıma çöküşüne zemin hazırlamış oldu.

]Roma İmparatorluğu o güne kadar,İmparatorluk sınırları içinde manevi yaşamın özgürlüğüne saygı duyarak topraklarının bütünlüğünü korumaya çalışmıştı.Devletin otoritesi ve gücü,resmi dinin dayatılması ile halk katında ortaya çıkan tepkileri karşılamaya yetmedi. Dergah devletlerin İznik’ten tebliğ edilen ‘resmi din’e karşı dirençleri hiçbir zaman kırılamadı.

İmparator I. Konstantin ‘yeni devlete yeni bir din’ sloganı ile başlattığı talihsiz girişim,Doğu Roma İmparatorluğunu sonu gelmeyen büyük bir yerel direnişle karşı karşıya bıraktı..I.Konstantin bir ‘devlet dini’ vücuda getirerek büyük ölçekli bir ‘dergah-devlet’ kurmayı arzuladı.

Hiç bir şey onun hedeflediği gibi yürümedi.Onun ektiği tohumlar üzerinden Hıristiyanlık yeşerdi ve Anadolu’yu kana buladı.Türkler Anadolu’nun kapılarına Anadolu halkı ile Hıristiyanlık arasındaki kanlı çarpışmalar sürerken dayandılar.Doğu Roma İmparatorluğunu yıkıp tarih sahnesinin dışına atan Türk-Alevi ittifakı oldu.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
[B]Dergah Devletlerin Kurumsal Yapıları[/B]



Strabon’un çağlar öncesinden aktardığı bilgiler bize; Anti-Toros’larda ve Tokat’da bulunan ve aynı adı taşıyan her iki kadim dergah-devlette de sürekli olarak altışar binden fazla kadın-erkek derviş bulunduğunu, Kapadokya’daki Kadın Ana Dergahı’nda ise sürekli üç bin dervişin yaşadığını, dergah-devletlerin önemli arazilere sahip olduğunu ve dergahların arazilerinden önemli gelirler elde ettiklerini göstermektedir.

Strabon, birbirlerinden uzakta kurulmuş, aynı adı taşıyan Komanalar’ın kurumsal yapılarının, yönetim biçimlerinin ve sosyal düzenlerinin benzer olduğunu kaydeder; ‘...ve diyebilirim ki burada oturanların özellikle bundan evvelki krallar zamanında, kurban törenlerinin uygulanması, kutsal inanışları ve pirlerine (ierous) karşı olan saygıları hemen hemen aynıydı’.

Strabon tarafından, ‘bir yemine uyarak daima orada yaşayan’lar olarak tarif edilenlerin, ikrar (yemin) vererek dergaha giren, dergahın her türlü hizmetini-hazırlığını gören ve dergahın geniş arazilerini işleyen talipler ve dervişler olduklarına şüphe yoktur. Benzer şekilde Alevi-Bektaşi dergahları da 1826 yılında yaşanılan yıkımdan önce; ‘yeminli yurttaş’ların kutsal bir otoritenin denetiminde, dergahın topraklarını işleyip üretim yaptıkları, komün yaşamının hakim olduğu kurumlardı.

Strabon’un kanalı ile bizlere ulaşan Komanalar’ın kurumsal yapıları ile Alevi-Bektaşi Dergahları’nın geleneksel ekonomik işleyiş şemaları birebir aynıdır. Bir örnek olarak Elmalı’daki Abdal Musa Dergahı incelendiğinde; Alevi dergahları ile ‘Komana’lar arasındaki ayırt edilemez benzerlik apaçık ortaya çıkar:


On beşinci yüzyılın ünlü gezgini Evliya Çelebi, Elmalı’daki Abdal Musa Dergahı’nda, sürekli üç yüzden fazla dervişin bulunduğunu, bu dervişlerin devamlı olarak dergahta yaşadıklarını ve ibadetle ve hizmetle meşgul olduklarını yazar. Evliya Çelebi ayrıca, dergahın yiyecek ve içeceğini temin eden, dergahın malı evlerde yaşayan yüz haneden bahseder. ‘Dağ eteğinde yüz ev vardır. Abdal Musa evkafıdır. O tekkenin tamirine yiyecek ve içeceğine memurdurlar.’

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında II.Mahmut döneminde, Abdal Musa Dergahı kapatılarak tüm mallarına el konuldu. El konulduktan sonra alelacele ve haraç mezat satılan dergaha ait malların satış varakalarından ve dergahın ayniyat kayıtlarından; dergahın kapatıldığı 1826 yılına kadar Abdal Musa Dergahı’nda komün hayatı yaşayan çok sayıda derviş bulunduğunu, dergahın dervişler ve dergaha bağlı köylüler tarafından işlenen dokuz buçuk milyon metrekare ekilir biçilir tarım arazisi ile elli beş bin metrekare bağ ve bahçesi bulunduğunu göstermektedir.

Ayrıca dergaha ait yüksek rakımlı meralarda, dervişler tarafından güdülen dergah malı hayvan sürüleri olduğu, satışı gerçekleştiren Osmanlı memurları tarafından kayda geçirilmiştir. Abdal Musa Dergahı’nın ayrıca Elmalı’da bir fırını ve dergah içinde bir şarap imalathanesi bulunmaktaydı.

Abdal Musa Dergahı, bir yeminle dergaha bağlanan ve burada komün hayatı yaşayan dervişleri, kutsal bir otoritenin yönetimini gönüllü kabul etmiş köylüleri ve kendisine ait geniş arazileri ile ‘küçük ölçekli bir Komana’ idi.

Abdal Musa Dergahı, geçmişin ‘dergah-devlet’lerinin bütün özelliklerini bünyesinde barındırıyordu. Abdal Musa, kendi adı ile anılan kadim dergahı yeniden hayata geçirirken uzak geçmişin ‘dergah-devlet’ lerin kurumsal yapısına ve işleyişine özenle sadık kaldığı anlaşılmaktadır.

Anlaşılan odur ki; dört bin yıl öncesine kadar izlerini sürebildiğimiz Anadolu dergah-devletleri, bulundukları topraklarda çoğu zaman isim ve kisve değiştirerek kesintisiz bir biçimde kutsallıklarını devam ettirdiler. Helen’lerin Anadolu’ya hakim olduğu yüzyıllarda Helen isimleri takındılar.

Roma çağlarında, Roma tanrı ve tanrıçalarının adlarını aldılar. Ortodoks Hristiyan mezalimine karşı ‘asıl Hristiyanlar bizleriz’ diyerek savunma yaptılar. İslam ikliminde aynı söylemi, savunma cümlesinin öznesini değiştirerek tekrarladılar. ‘Kurana kalem karıştı, İslamiyet’in kutsal kitabı değiştirildi, İslamiyet’in özü bizleriz’ dediler.

Anadolu’daki tüm Alevi-Bektaşi dergahlarının ve Alevi ocaklarının Luvi kökenli Kadim inanç merkezlerinin yanı başında olmaları, Hacı Bektaşi Veli ve Battal Gazi dergahlarında görüldüğü üzere çoğu zaman da eski dergahların fiziki temellerinin tam üzerine oturmuş olmaları, elbette ki, bir raslantı değildir.

Son yıllarda yapılan genetik araştırmalarla, Anadolu halklarının otuz beş bin yıldan beri aynı coğrafyada yaşadıkları belirlendi. Alan taramalarından toplanan örneklerin Laboratuar analizleri, Anadolu’da yaşayanların esas olarak yerli halklardan oluştuğunu ve dış göç yolu ile bu topraklara sonradan gelip yerleşenlerin bütün içindeki yüzdesinin ihmal edilebilecek kadar az olduğunu ortaya çıkardı.

Binlerce yıldan beri bu ülkenin ne insanları değiştiler, ne inanç merkezleri, ne de bu inanç merkezlerinin kurumsal yapıları. İnancın esası da değişmedi, inancın sembolü ritüeller de. Zakirlerin çaldığı bağlama da aynı kaldı, pervanelerin döndüğü semah da. Boğazköy, Alacahöyük, Ortaköy ve diğer Luvi/Hitit kentlerinde yapılan kazılar;

Alevi ibadetine sesini ve ahengini veren bağlamanın bu topraklarda insanın kullandığı ilk müzik aleti olduğunu gözler önüne serdi. Boğazköy’de ortaya çıkarılan üç bin yıllık bir kabartma üzerinde tasvir edilen Luvi’lerin döndüğü semah ve Anadolu’nun Alevi köylerinde yürütülen Ayin-i cemlerde dönülen aynı semahtır
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Çankırı Hıristiyan Konsili ve Sivas’lı Işıklar


Kısa bir şaşkınlık ve bocalama döneminden sonra Anadolu’da Hıristiyanlığın tahakkümüne karşı ilk direnmeler başladı.Acımasız inanç işgaline ilk fiili karşı çıkışlar yıkılmış mabetlerin kalıntıları üzerinden yükseldi.


İznik konsilinden on beş yıl sonra toplanan Gangra (Çankırı ) Ekümenik Hıristiyan konsili ve 447 yılında toplanan Sahapivan Ermeni Hıristiyan konsili kararlarında belirtildiği ve lanetlendiği üzere Hıristiyanlığın Anadolu’yu işgal girişimine ilk karşı koymalar önce Sivas’tan ,ardından Pisidya’dan geldi. Hırıistiyanlık karşıtı örgütlenmenin Anadolu’daki en eski adresi Sivas ve çevresiydi.

İznik Ekümenik Konsilinden (325) kısa bir süre sonra bugünkü adı ile Çankırı’da toplanan Gangra Ekümenik konsilinin (340) asıl hedefi Eustathius adlı bir bilgenin himayesinde ve önderliğinde Sivas ve çevresinde meydana gelen Hıristiyanlık karşıtı hareketti. Hıristiyanlığa karşı Sivas ve çevresinde ortaya çıkan bu erken direniş Çankırı konsili kayıtlarına ‘’gülünç ve ahlaksız bir mezhep faaliyeti’’ olarak geçti.Kilise hiyerarşisini ve kilise ruhban sınıfın rolünü ciddiye almayan, ‘Kiliseye ve kilise üyelerine tepeden bakan,kiliseden ayrı ayinler düzenleyen,toplantılar yapan,değişik doktirinlerle ve başka şeylerle kiliseye ve kilisede yapılanlara karşı gelen’,ilahi Hıristiyan ibadetini ve vaftizi reddeden ve Hıristiyan papazlarının tüm davetlerini geri çeviren bu gurubun fertleri Çankırı konsilince lanetlendiler.

Çankırı konsili küfürle andığı bir diğer gurup,konsil kararlarında ‘Sivaslı sapkınların’ işbirlikçisi olarak nitelenen, kiliseyi reddeden, başka inançlara sahip, kısa saçları ve derviş kılıkları ile dergahlarda komün yaşamı süren Anadolu kadınlarıydı..

Eğer bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile görünüşünü değiştirir,geleneksel kadın giysilerini giymek yerine erkek kıyafetine bürünürse ona lanet olsun’’(Çankırı konsili kanun no:13)

Hıristiyan kilisesi kadınların erkeklerin hizmetinde olmaları gerektiğine ve kadınların sürekli olarak erkeklere bağımlı yaşamalarının bir tanrı emri olduğunu öne sürüyordu.Kiliseye göre uzun saçlar kadın esaretinin bir simgesiydi ve saçlarını kısa keserek dergahlarda komün hayatı süren kadınlar,bu davranışları ile Tanrı’nın düzenini bozuyorlar,Tanrının kendileri için uygun gördüğü tutsaklığı kabul etmiyorlar ve onun emirlerine karşı geliyorlardı.

’Eğer herhangi bir kadın derviş hayatı yaşama bahanesi ile,Tanrının ona bağımlılığını ve itaatini hatırlatmak için verdiği uzun saçlarını bu bağımlılık düzenini bozmak için keserse ona lanet olsun.’’(Çankırı konsili kanun no:17)

Hıristiyan karanlığının Ön Asya’yı işgal etmesinden önce Anadolu’nun sosyal yaşamında,sanat , kültür hayatında ve inanç alanında tam bir kadın-erkek eşitliği hakimdi.Kadını aşağılayan erkek egemen Hıristiyan ahlakı sadece yalnızca Anadolu kadın toplulukları tarafından değil erkekler tarafından da kabul görmedi.Çankırı konsili Anadolu’nun örgütlü kadın ğüçlerini ağır bir dille kötülemekle kalmadı.Kadınlarına hakim olamayan, ‘’ebeveynlerinin değil eşlerinin yolundan giden kocalar’’ da konsilin sert eleştirilerden kendilerine düşen payı aldılar.

Çankırı Ekümenik Hıristiyan konsili’nin Sinod (üst kurul) mektubu ve konsilce kabul edilen 13, 14,15,16 ve 17 sayılı kilise yasaları,Aşık Paşazade’nin on beşinci yüzyılda sözünü ettiği ,şimdiye kadar kimler oldukları ,nereden geldikleri ve amaçlarının ne olduğu konusunda kayda değer bir açıklama getirilememiş olan ‘’Bacıyan-ı Rum’’un diğer bir deyişle Kadın Ana’nın ve Alevi Bacıları’nın örgütlü bir yapı içerisinde, Hıristiyanlık’tan önce de bu topraklarda var olduklarını ve Anadolu’da Hıristiyan işgaline karşı ilk örgütlü mücadeleyi başlatanlardan olduklarını tartışmasız bir biçimde ortaya koyan yazılı belgelerdir.

Hıristiyan kilisesi Sivas’lı muhalifleri,Eustathius ve yandaşlarına yönelttikleri bir başka suçlama da onların mutlak eşitlikçi olmalarıydı:

‘’Eğer bir kimse,bir köleye inancını bahane ederek,sahibini küçümsemesini, ona itaat etmekten uzaklaşmasını ve ona, efendisine iyi niyetle ve onuru ile hizmet etmemesini öğretirse ona lanet olsun.’’(Çankırı konsili, kanun no: 3 )

Mutlak eşitlikçilik Işıklar nezdinde bir suç değil vasıftı,bir erdemdi.Onlar sevgiye inanmış bir ‘’rıza topluluğu’’ idiler.’’Kulluk düzeni’ onların dünya görüşü içinde, bir insanlık ayıbıydı.

Köleci toplumu savunan,kadın erkek arasında cinsiyet ayrımı yapan erken Hıristiyanların açıkça hedef gösterip lanetlediği Sivas ve çevresinde ortaya çıkan Hıristiyanlığa karşı muhalefetin önderi ve koruyucusu özgürlük savaşçısı Eustathius Sivas’ın yerli halkındandı.


Hıristiyan kilisesi onun Mısır’da eğitim gördüğünü ve oradan taşıdığı zehri Anadolu’ya yaydığını düşünüyordu.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
[FONT="Verdana"] Sahavapivan Hıristiyan Konsili ve Pisidya’lı Işıklar

Anadolu’da, Akdeniz bölgesinde, modern Antalya şehrinin Güneyi ve Batısı ile, göller bölgesinin tamanını kaplayan geniş bölge eski çağda Psidya olarak adlandırılırdı.MS.I. yüzyılın ünlü coğrafyacısı Strabon Helenistik çağın kaynaklarına dayanarak Selge, Sagalassos,Petnelissos,Adada ,Tymbriada, Kremna ,Piryassos, Amblada, Sinda, Aarassos, Tarbassos ve Termessos’ un antik Psidya kentleri oldukları bilgisini vermektedir.Güneyde Antalya ve Finike sahillerinden başlayarak kuzeye ve batıya doğru genişleyerek Burdur ve Isparta ileri ile,Orta Toros dağlarının büyük bölümünü ve Eğridir, Beyşehir, Burdur , Kovada, Suğla, Ketsel ve birçok irili ufaklı gölü içine alan Psidya’da insanın ilk ayak izlerine günümüzden yaklaşık 40 000 yıl öncesinde tarih öncesi dönemlerde,üst paleolitik evrede rastlanılır. Bölgede yerleşik düzen günümüzden sekiz bin yıl önce başladı. Pisidya’lar MÖ. 3000 li yıllardan başlayarak göller bölgesinden Akdeniz’e uzanan bölgede ileri düzeyde uygar şehirler kurdular.Hıristiyan genişlemesi Orta Toroslara ulaşmadan evvel Pisidya şehirleri tiyatroları, kütüphaneleri, kamu binaları, çarşıları, hamamları ve su kanalları ile olağanüstü mamurdu.

Antalya’nın Kuzeyinde Burdur’a bağlı Bucak ilçesinin Ürkütlü beldesinde hala kalıntıları seçilebilen ‘Komana dergah -devlet’i Pisidya’nın Hıristiyanlık öncesi inanç merkeziydi ve diğer Komana’lar ]gibi‘’kutsal ve dokunulmaz’dı. Hıristiyanlığın Roma ülkesinde resmi ve zorunlu din olarak kabul ve ilanı ile Pisidya Komana’sı da diğer ‘dergah –devlet’lerin uğradığı aynı felakete uğradı.Pisidya’daki ‘Komana dergah –devleti’nin kutsallığı ve dokunulmazlığı ortadan kaldırıldı . Pisidya Komana’sındaki dergahın faaliyeti de yasaklandı

.Ancak Pisidya’da ki kutsal otorite ve bu kutsallığın çevresinde ona bağlı yaşayan Işık toplulukları İznik’ten kendilerine tebliğ edilen yeni dine şiddetle karşı çıktılar.Pisidya’lılar Ortodoks Hıristiyan kilisesinin büyük baskılarla dayattığı yeni dine karşı olmak , kendi inanç ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalmakla kalmadılar,geniş bir karşı propaganda faaliyeti ile komşu toplulukları da Hıristiyan bağnazlığına karşı işbirliğine davet ettiler

]Girk Herzovazots 14. yüzyılda kaleme aldığı ‘Sapkınlar Kitabı’nda’ (Book of Heresies - Girk Herzovazots 1392) ‘davranışlarını ve yaptıklarını tarif etmekten utanç duyduğu’ Işık topluluklarının, Hristiyanlığa karşı ilk direnişlerini Pisidya’dan başlattıklarını ifade ediyor..

MS 447 yılında Sahapivan’da toplanan Ermeni - Hristiyan Konsilinin asıl hedefi Pisidya’lı Işıklar oldu.Sahapivan konsilinde Hıristiyanlığın Anadolu’da yaygınlaşmasının önünü kapatan ve bir türlü ortadan kaldırılamayan Pisidya’daki Işık merkezinin Anadolu’dan sökülüp atılmasına alt yapı oluşturacak radikal kararlara imza atıldı ve katı tedbirler alındı

]Sahapivan konsili kararlarında,Hıristiyan kilisesinin Anadolu’nun kadim inanışının geriletilmesinde, o güne kadar etkili olamadığı, halkın kendi dini alışkanlık ve geleneklerini sürdürmeye devam ettiği vurgulandıktan sonra, özellikle Hıristiyanlık karşıtı faaliyetlerin merkezi olarak nitelenen Pisidya’daki ,Işık varlığı ve Işık örgütlenmesi hedef alınıp lanetlendi. (Sahapivan Konsili kanun no 14, 19 ve 20)

Shapivan konsilinin kararlarının satır aralarında dikkatli bir gezinti yapıldığında konsilin ‘Mezghneanizm’ olarak tanımladığı Işık inanışının V. Yüzyılda tüm Anadolu coğrafyasında son derece yaygın olduğu ve ‘Mezghnean’lar tarafından yürütülen Hıristiyanlık karşıtı faaliyetlerin toplumun tüm kesimleri üzerinde hayli etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki; Shapivan konsilinde aristokratlar, kilise ruhbanları ve askerler dahil halkın tamamı Mezghnean’lara karşı uyarıldılar.Amaç tüm sosyal sınıfların ‘Mezghnean’larla bağlarını, kesmek iletişimlerini koparmaktı. Sahapivan Konsilinde alınan kararlara göre sadece ‘Mezghnean’lar değil, onlara yardım edenler, onları saklayanlar, onlarla işbirliği içinde olanlar da lanetlenip cezalandırılacaklardı.

Hıristiyan Kilisesinin Sahapivan konsili kararlarına uygun olarak Işıklara ve onlara yardım edenlere,onlarla işbirliği içinde olanlara ve onları saklayanlara uyguladıkları ceza onların ömür boyu hakla temaslarını kesecek,ve Hıristiyan kilisenin acımasızlığını herkese,her zaman hatırlatacak türdendive Hıristiyan kilisesi Shapivan konsilinde alınan kararları hiç vakit geçirmeden uygulamaya koydu.

Pisidya’da yada Anadolu’nun herhangi bir yerinde,]Hıristiyan konsilinin emirleri doğrultusunda eski inançlarından dönmeyenler yada onlara yardım ve yataklık edenler,tespit edilip yakalandıklarında,Shapivan konsili kararlarında tarif edildiği üzere diz arkalarında bulunan bağ kirişlerinin ikisi de kesilerek sakat edilmeye başlandılar , Hıristiyan kilisesi sakat bıraktıkları bu kişileri, toplum içinde kolayca seçilip ayırt edilebilsinler diye üzerinde tilki işareti bulunan kızgın demirle, alınlarından dağlanıp, damgalandılar. Hıristiyan kilisesi acımasız ve kıyıcı olmakla yetinmedi.Vahşetini sürekli vitrinde tutarak halk üzerinde devamlı bir korku dalgası yarattı.

Hıristiyan mezalimi daha inancına karar verememiş çocuklara kadar uzandı ,Mezghneanların çocukları ellerinden alındı, Hıristiyan Manastırlarda Yeni İsa dininin kuralları içinde rehabilite edildiler.(Shapivan Konsili VIX veXIX no’lu kanunlar)

Pisidya kısa zamanda yuvaları dağıtılmış çocuklarından olmuş,ayaklarını arkalarından çeke çeke yürüyen sakat,kızgın demirle alınlarından dağlanmış insanlarla doldu.


Pisidyalılar yine de inançlarından vaz geçmediler.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Son Düzenleme: 03/10/2008, 02:07, Düzenleyen: Ali karul.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
[B] İlk Direnişin Tahlili

[/B]Hıristiyan konsillerinin metinlerinde Dördüncü yüzyılda Sivas’ta ve Pisidya’da baş gösteren ilk Hıristiyanlık karşıtı hareketler, Hıristiyan konsillerinin karar yazılarında genel olarak ‘’sapkın –heretik ‘’olarak adlandırılmakla birlikte , bulundukları bölgeye göre de alt isimlerle de anılmaktaydılar..

Gangra ve Sahapivan konsillerinin kararlarında , Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılmasının önünde engel olan iki büyük topluluktan, Sivas’ta olanlar ‘’Sivaslı sapkınlar’’(Messalianlar) Antalya-Isparta arasında yaşayanlar ise ‘’Mezghneanlar’’ olarak tanımlandılar.


Erken Hıristiyan metinlerinde ‘’ Sivas’lı Sapkın’ların(!) ve Mezghneanlar’ın’’ sapkın sayılan inançlarının ne olduğu konusunda derinlemesine bir tahlile ve açık bilgilere rastlanılmaz .

Bu metinlerde Sivas çevresi ve Antalya Isparta arasında kendisini gösteren Hıristiyan karşıtı ilk direniş hareketleri Hıristiyan terminolojisinde küfre dönüşmüş inanç akımlarının adları ile birlikte anıldıktan sonra onların genel olarak ve kabaca güneş tapınıcıları (Aregaknoghs-Sun Worshippers) oldukları ifade edilmiştir. Hırıstiyan Ermeni kayıtları onları ‘’ Arevortik-Güneşin çocukları’’diye adlandırdılar.

Küfürlerle ve lanetlerle dolu erken Hıristiyan kayıtlarında ışıklar hakkında tarafsız bir anlatıma rastlanılmasa da konsil kararlarının cümle aralarında ve orta çağ tarihçilerinin eserlerinde dördüncü yüzyıl Işıklarının öne çıkan, onları Hıristiyanlardan ve diğerlerinden ayırt eden özellikleri oldukça belirgindir.



Onlar;

-Batini-ezoterik inanca ve inançlarını ustaca sakladıkları gizliliğe dayalı bir kardeşlik örgütlenmesine sahiptiler.

-Hiç vazgeçmedikleri kendi . inanç ritüelleri vardı.İbadetlerini kilise dışında toplanarak yapıyorlardı.

-Dergahlarda komünal hayat yaşayan ayrı ayrı örgütlenmiş kadın ve erkek derviş zümreleri inanç hayatını ve sosyal yaşamı yönlendiriyorlardı.

-Köleci topluma karşıydılar.Bu yüzden Hıristiyanlar tarafından,( konsil kararlarıyla) esirleri,yoldan çıkarmakla, köleleri Hıristiyan efendilerinin emirlerin uymamaya teşvik etmekle suçlandılar.

-Kadın-erkek eşitliğine inanıyorlardı.Sosyal yaşamın içinde,kadına duyulan saygı ve kadının tasarrufuna duyulan güven en üst seviyedeydi..Bu yüzdendir ki, Çankırı konsilinde ‘’ babalarının değil de eşlerinin yolundan giden erkekler ‘’ kınandılar ve lanetlediler.

-Kiliseye,kilise hiyerarşisine ve kurumlarına karşıydılar.Hıristiyanlığın dayattığı köleci ve erkek egemen toplum anlayışı başta olmak üzere,Hıristiyan inancını öğretisini ve doğmasını şiddetle reddediyorlardı.

-İnançlarından asla taviz vermiyorlardı Seta B.Dadoyan onların bu direncini ve yaşadıkları çağlarda hiçbir toplumda görülmeyen vasılarını şu cümlelerle ile ifade ediyor.’’.. dövüldüler,yakıldılar,siyah ise bulandılar,toplum önünde aşağılandılar,mahkum edildiler,sürüldüler’’yine de inançlarından dönmediler.‘’Derviş zümreleri olmalarının yanı sıra devrimciydiler ve her türlü otoriteyi reddeden bir akıma mensuptular..Sevgiye dayalı , eşitlikçi bir kardeşlik örgütü disiplini içinde ,karışık ve dağınık topluluklar halinde yaşıyorlardı’’

Hırıstiyanlık, Anadolu coğrafyasındakı ilk muhalifi ve bir türlü aşamadığı engeli Işık inanışını doğa güçlerine (güneşe) tapan ilkel bir kabile dini ve ‘’sapkın’’ insanlar topluluğu gibi algılama ve gösterme gayreti içinde olmuş olsa da gerçek o ki; İnsana işkenceyi kendi zemininde meşrulaştırıp ilke haline getirecek kadar ‘sapkın ‘’olan aslında Hıristiyan kilisesi idi. Cinsiyet ayrımı yapmayı doğal sayan da onlardı, insanları gelir ve cinsiyet temelinde sınıflara ayırdıktan sonra, köle olarak kullananlar da.

Işık insanları; İnsanı, tanrıyı onda görecek kadar yüceleştirmişler,Tanrıyı insanın içinde bulacak kadar kendilerine yakınlaştırıp sadeleştirmişler,,öbür dünya yalanı ve korkusuyla insanı tahakküm altına almak yerine sevgiyi yaşamın merkezine koymuşlar ve olgun insan olmayı üstün amaç haline getirmişlerdi. Paylaşımcı ve eşitlikçiydiler. Cinsiyet ayırımı bilmedikleri bir kavramdı.Kendi özgürlüklerine düşkün oldukları kadar başkalarının esaretine de karşıydılar.

Köleci toplum zihniyeti ile devamlı savaş halinde oldular.Yaşadıkları çağların çok ötesinde evrensel değerlere sahiptiler .Her hangi bir dinin kalıplarına sığmayacak kadar akılcı ve - bugünün değerleriyle ölçüldüğünde bile ileri derecede uygardılar.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Kaynakça

-Nejat Birdoğan, Anadolu ve Balkanlar’da Alevi Yerleşmesi, Mozaik Yayınları, Ekim 1992
- Ali Aksüt, Sarı Kız Fatma Ana, Yön Matbaacılık, Ekim 2005
- Adil Ali Atalay, Abdal Musa Sultan ve Velayetnamesi, Can Yayınları, Ağustos 1997
- Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999
- Piri Er, Direnen Kültür Anadolu Aleviliği, Detay Yayıncılık, Aralık 2006
- Aşık Paşazade, Osmanoğulları’nın Tarihi, K kitaplığı, 2003
- Aptullah Ziya Kozanoğlu, Batal Gazi Destanı, Atlas Kitabevi, 1965
- Prof. Dr. Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum, NKM Yayınları, Ocak 2008
- R.I.Moore, The Bırth Of Popular Heresy, Toronto, Mart 1995
- İsmail Özmen, Simgeler Kenti Bektaşilik, Matsa Basımevi, Ağustos 2000 (birinci baskı)
- İsmail Özmen, Simgeler Kenti Bektaşilik, Matsa Basımevi, Ağustos 2000 (ikinci baskı)
- John Freely, Türkiye Uygarlık Rehberi Akdeniz kıyıları, Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2004
- Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, Cem Vakfı Yayınları, Aralık 2005
- Tımothy Freke / Peter Gandy, Hermetika hermes’in kayıp sözleri, Ege **** Yayınları, 2000
- Suraiya Faroqhi, Anadolu’da Bektaşilik, Simurg Yayıncılık, 2003
- Vatan Özgül, Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar, Pan Yayıncılık, Ağustos 2005
- E. J. Davıs, Anadolu, Anatolica, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2006
- Cihangir Gener, Ezoterik- Batıni Doktrinler Tarihi, Yurt Kitap-Yayın, Şubat 2007
- Dmitri Obolensky, The Bogomils, Cambridge, 2004
- Rene Grousset, Ermenilerin Tarihi, Aras Yayıncılık, 2005
- Seta B.Dadoyan, The Fatımıd Armenıans, Brıll, 1997
- Sedat Alp, Hitit Çağında Anadolu, Tübitak, Ocak 2005
- Osmanlıca – Türkçe sözlük, Bilgi Yayınevi, Haziran 2003
- Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, İnkılap Kitapevi, Şubat 2005
- Aleviliğin Solmayan Rengi / Tahtacılar, Yol Bilim Kültür Araştırma Merk., Ocak-Şubat 2008
- İlyas Küçükcan, Seyyid Battal Gazi ve Külliyesi, Gazi Üniv. Türk Kült.ve Bektaşi Veli Araştırma Merkezi, 2004
- Lütfi Kaleli, Şah Hatayi ve Pir Sultan, Alev Yayınları, Temmuz 2006
- Dr. Mustafa Tatcı, Yunus Emre Divanı, Akçağ Yayınları, 1998
- Luigi Casciolli, Mesih Masalı, Chiviyazıları Yayınevi, 2006
- Bar Hebraeus, Abü’l-Farac Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999, Cilt I
- Bar Hebraeus, Abü’l-Farac Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999, Cilt II
- Nejat Birdoğan, Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı, Mozaik Yayınları, Ekim 1995
- Aytunç Altındal, Yoksul Tanrı, Alfa Basım Yayım, Mayıs 2005
- Baki Öz, Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri, Can Yayınları, Mart 1997
- F.W.Hasluck, Anadolu ve Balkanlarda Bektaşilik, Ant Yayınları, Kasım 1995
- James Churchward, Batık Kıta Mu’nun Çocukları, Ege **** Yayınları,2000
- Bektaş Ali Temel, Anadolu Evliyalarından Hubyar Sultan, Ceylan Matbaası,
- Ziya Şakir, Battal Gazi
- Ali Yıldırım, Alevi Bektaşi Değişleri, Uyum Yayıncılık, Haziran 1997
- Esat Korkmaz, Hacı Bektaş Veli / Vilayetname, Can yayınları
- Abdulbaki Gölpınarı, Alevi Bektaşi Nefesleri, İnkılap kitapevi
- A.Haydar Avcı, Giray Ercenk, Yrd.Doç.Dr. Doğan Kaya, İbrahim Göv, Dr.Ali Selçuk, Doç.Dr. Ahmet Gökbel, İbrahim Bahadır, Can Yoksul, Mehmet Bayrak, Daimi Cengiz, Yrd.Doç.Dr. Sabri Yetkin, Abidin Parıltı, Halkbilimi, E Yayınları, Mart 2004
- Burak Eldem, Fraternıs / kayıp kitaplar, gizli kardeşlik, İnkılap yayınları, 2006
- Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Temmuz 2006
- Roy Macleod, İskenderiye Kütüphanesi, Dost yayınları, Ocak 2006
- Erik Hornung, Kadim Mısır Ötedünya Kitapları, Kabalcı Yayınevi, Temmuz 2006
- Ahmet Taşğın, Şeyh Safi Buyruğu, piramit yayıncılık, 2003
- Hasan Kaya, Bir Başka Gözle Alevilik Kızılbaşlık, Senfoni Yayınları, Haziran 2003
- Anna Komnena, Alexıad / Malazgirt’in Sonrası, İnkılap Yayınları, 1996
- Hilmi Ziya Ülken, Anadolu’nun Dini Sosyal Tarihi, Kalan Yayınları, Mayıs 2003
- Jonathan Sumption, The Albıgensıan / Crusade, Faber End Faber, 1999
- Gürdal Aksoy, Dersim Alevi Kürt Mitolojisi, Komal Yayıncılık, Şubat 2006
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Temmuz 1998, 1. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Haziran 1999, II. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Ocak 2000, III. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Temmuz 2001, IV. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Nisan 2002, V. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Ağustos 2003, VI. Cilt
- Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Mayıs 2006, VII. Cilt
- Johannes Frıedrıch, Kayıp Yazılar Ve Diller, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000
- Edward Gıbbon, Bizans, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1994, IV. Cilt
- Edward Gıbbon, Bizans, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1995, V. Cilt
- Nejat Birdoğan, Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik, Hamburg Alevi Kültür Merkezi Yayınları, Haziran 1990
- Nejat Birdoğan, Şah İsmail Hatai, Kaynak Yayınları, Şubat 2001
- Şevki Koca / Dursun Gümüşoğlu, Ahmed Edib Harabi Divanı, Can Yayınları, Nisan 2003
- İsmail Engin / Havva Engin, Alevilik, Kitap Yayınevi, Eylül 2004
- Irene Melıkoff, Uyur İdik Uyardılar, Cem Yayınevi, Ağustos 1994
- Irene Melıkoff, Hacı Bektaş Efsaneden Gerçeğe, Cumhuriyet Kitapları, Haziran 1999
- Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Anadolu Halk Hareketleri, İmece Kültür
Sanatevi, Haziran 2003
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Alevi Bektaşi Müzik Kültürü, İmece Kültür Sanatevi, Mayıs 2004
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Alevilik ve Günümüzdeki Sorunları, İmece Kültür Sanatevi, Mayıs 2005
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, V. Olağan Genel Kurulu Çalışma Raporu, Temmuz 2004
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Bütün Yönleriyle Alevilik, İmece Kültür Sanatevi, Nisan 2004
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, 1.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri, Kalan Basım Yayım, Haziran 2000
- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi, Konferanslar, İmece Kültür Sanatevi, Temmuz 2005
- James Churchward, Kayıp Kıta’ mu, Ege **** Basım Yayım, 2000
- Hüseyin Düzenli, Anadolu Aleviliği ve Kanlı Aşireti, Yazıt Yayıncılık, Ocak 2005
- Hüseyin Düzenli, Karabel’in Tarihi ve Kanlı Aşireti-II, Yazıt Yayıncılık, Şubat 2007
- Hüseyin Gazi Metin, Alevilik’te Cem, Uyum Yayıncılık, Temmuz 1997
- A. Nevzad Odyakmaz, Bektaşilik Mevlevilik Masonluk, Özne Yayınları, Haziran 1999
- Urfalı Mateos Vekayi-Namesi ve Papaz Grigor’un Zeyli, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2000
- Stephen O’shea, The Perfect Heresy, Profile Books, 2001
- Turan Alptekin, Bir Ene’l-Hak Şiiri Yunus Emre / Aşık Yunus ve Yunusları, Demos Yayınları, Ekim 2007
- Saim Savaş, XVI. Asırda Anadolu’da Alevilik, Vadi Yayınları, Mayıs 2002
- Vaktidolu, Alevi Duaları Gülbangları, Can Yayınları, Ekim 2005
- İlhan Akşit, Işık Ülkesi Likya, Akşit Yayınları, 2006
- Homeros, İlyada, Arkadaş Yayınevi, Ağustos 2004
- Steven Runcıman, The Medieval Manichee, 1999
- Musa Seyirci, Abdal Musa Sultan, Der Yayınları, 1999
- Sefa Taşkın, Mysia ve Işık İnsanları, Sel Yayıncılık, 1997
- Ahmet Yaşar Ocak, Babailer İsyanı / Aleviliğin Tarihsel Alt Yapısı, Dergah Yayınları, Temmuz 2000
- Musa Canpolat, Zazaca-Türkçe Sözlük, Can Matbaacılık, İstanbul 2006
- Veli Sevin, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası-I, Türk Tarih Kurumu Basım Evi, 2001
- Charles Texier, Küçük Asya, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, 2002, 1. Cilt
- Charles Texier, Küçük Asya, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, 2002, 2. Cilt
- Charles Texier, Küçük Asya, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, 2002, 3. Cilt
- Birgit Brandau, Troia / Bir Kent Ve Mitleri Yeni Keşifler, Arkadaş Yayınları, Ağustos 2002
- Bilge Umar, İlk Çağda Türkiye Halkı, İnkılap Yayınları, 1999
- Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Yayınları
- Bozkurt Fuat, Buyruk, Anadolu Matbaası Birinci Baskı İstanbul 1982
- Eduvards Peters, Heresy and Authority in Medieval Europe, University of Pennsylvania Mayıs, 1994
- Hastings Yames, The Encyclopedia of Religion, Kessinger Publishing, Haziran 2003
- İslam Ansiklopedisi III. Cilt
- Jeffreys Elizabeth, Digenis Akritis: The Grottafevveta and Escorial Versions, Cambtidge University Press, 1998
- Jenkins Romilly, Byzantium, University of Toronto Pres, 1987
- J. Goillard, Synodikon, Synodikon of Orthodoxy, T&M 4 1967
- Jones William, The History of The Christian Church Including The Very Interesting Accoundof The Waldenses and Albigenses, London, Dördüncü Baskı
- Lambert Malcolm, Medieval Heresy, Blachwell Publishing, 3. Baskı, Ağustos 2002
- Lambert Malcolm, The Cathars, Blackwell Publishing, Haziran 1998
- Linchen Peter, The Medieval World, Routlenge, 1. Basım, Kasım 2001
- Ocak Ahmet Yaşar, Babailer İsyanı, Dergah Yayınları Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş, Üçüncü Baskı, Temmuz 2000
- Pecis, ed. C. Astruc, W. Conus- Wolska, J. Goillard, P. Lemerle, D. Papachryssanthou and J.Paramelle, Peter the Higoumenos, T&M 4 (1970)
- Pecis, ed. C. Astruc, W. Conus- Wolska, J. Goillard, P. Lemerle, D. Papachryssanthou and J.Paramelle, Peter of Sicily, T&M 4 (1970)
- Riley-Simith Jonathan, Haçlılar Kimlerdi?, Bileşim Yayıncılık, Ocak 2005
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1966, 1–2. Cilt
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1966, 3-4. Cilt
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1984, 5-6. Cilt
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1985, 7. Cilt
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1982, 8. Cilt
- Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Üçdal Neşriyat, 1984, 9. Cilt
- İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 13. 14. 15. Yüzyıl, Saypa Yayın Dağıtım, 1995, 1. Cilt
- İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 16. Yüzyıl, Saypa Yayın Dağıtım, 1995, 2. Cilt
- İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 17. 18. Yüzyıl, Saypa Yayın Dağıtım, 1995, 3. Cilt
- İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 19. Yüzyıl, Saypa Yayın Dağıtım, 1995, 4. Cilt
- İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 20. Yüzyıl, Saypa Yayın Dağıtım, 1995, 5. Cilt
- Kutsal Kitap (Tevrat, Zebur, İncil), Yeni Yaşam Yayınları, Şubat 2002

Aleviligin kökleri Erdogan Çınar



[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.