Sevgili canlar
Zöhre anaya duydugunuz saygıya diyecek birşeyim yok neye inanacagı her insanın kendi tasarrufundadır kimseye bizim gibi düşün demek hakkımız yok.
Ama Aleviligin serçeşmsi demek dogru bir yaklaşım degildir .Ne Abdal Musa,Ne Kaygusuz Abdal ,Nede H.Bektaşi Veli nede digerleri bu yolun Serçeşmedir, Hepside Bu yola Yologlu olarak hizmet vermiş uzun bir egitim süreci yaşamış,3 kapının sırlarına Vakıf olduktan sonra Mürşitleri tarafından yolun devamı için Görevlendirilmiştir.
SERÇEŞME yolun başdır bu kelimeyi kullanmak dogru degildir.
Pir Yol göstericidir Ögretmendir Zöhre Ana Alevi piri ise Vede siz onun sitesinde yönetici iseniz yukarıda sordugum soruları zöhre anaya sorup cevaplakla yükümlüsünüz ,bunu bütün samimiyetimle söylüyorum geçekten söylediginiz gibiyse beni ikna edecek cevaplar vereceginden eminim.
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Konu Sahibi / Yazar
Ali karul
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
31
Okunma / Görüntüleme
48503
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Sevgili Ali Karul,
Size ve sizin gibi Canlarımıza,bu sitede,ben ve diğer ZÖHRE ANA'ya inanan dostlarım sayfalar dolu yazılar yazsak bile PİRİMİZİ anlayamazsınız..Onu yaşamanız gerekir..
Kimse,bizim gibi düşünecek diye birşey yoktur..
Serçeşmenin başı ALİŞAHTIR..
Bizler Pirimizi HAK biliriz !!..
Bütün Pirler,ALİŞAH'ın bir sıfatıdır..ZÖHRE ANA'da benim için SERÇEŞME'nin en başıdır..Eğer bir damla kanım var ise,CAN PİRİME feda olsun..
Soracak sorunuz var ise,elbette cevabıda vardır..
Sabır,herşeyin başıdır..Gerçeğe dair,bizden öğrenecek çok şeyiniz var..
Size ve sizin gibi Canlarımıza,bu sitede,ben ve diğer ZÖHRE ANA'ya inanan dostlarım sayfalar dolu yazılar yazsak bile PİRİMİZİ anlayamazsınız..Onu yaşamanız gerekir..
Kimse,bizim gibi düşünecek diye birşey yoktur..
Serçeşmenin başı ALİŞAHTIR..
Bizler Pirimizi HAK biliriz !!..
Bütün Pirler,ALİŞAH'ın bir sıfatıdır..ZÖHRE ANA'da benim için SERÇEŞME'nin en başıdır..Eğer bir damla kanım var ise,CAN PİRİME feda olsun..
Soracak sorunuz var ise,elbette cevabıda vardır..
Sabır,herşeyin başıdır..Gerçeğe dair,bizden öğrenecek çok şeyiniz var..
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Ali karul yazdı:Sevgili canlar
Zöhre anaya duydugunuz saygıya diyecek birşeyim yok neye inanacagı her insanın kendi tasarrufundadır kimseye bizim gibi düşün demek hakkımız yok.
Ama Aleviligin serçeşmsi demek dogru bir yaklaşım degildir .Ne Abdal Musa,Ne Kaygusuz Abdal ,Nede H.Bektaşi Veli nede digerleri bu yolun Serçeşmedir, Hepside Bu yola Yologlu olarak hizmet vermiş uzun bir egitim süreci yaşamış,3 kapının sırlarına Vakıf olduktan sonra Mürşitleri tarafından yolun devamı için Görevlendirilmiştir.
SERÇEŞME yolun başdır bu kelimeyi kullanmak dogru degildir.
Pir Yol göstericidir Ögretmendir Zöhre Ana Alevi piri ise Vede siz onun sitesinde yönetici iseniz yukarıda sordugum soruları zöhre anaya sorup cevaplakla yükümlüsünüz ,bunu bütün samimiyetimle söylüyorum geçekten söylediginiz gibiyse beni ikna edecek cevaplar vereceginden eminim.
Sevgili can..
öncelikle Zöhre Ana sizin bahsettiğiniz..
devriye..
12 hizmet..
insan-ı kamil..
bunlara diğer pirler gibi karşı çıkmadığı gibi bunların doğru olduğunu söylüyor..
dediniz ya , "Pirler öğreticidir.." kesinlikle haklısınız..
sizin bahsettiğiniz bu konuların dışında...
Cem ibadetinin nasıl yapıldığını..
Hz. Ali , Hz. Üseyin ve Hz. Hasan nın nasıl şehit olduklarını..
Gerçek ehlibeyt nikahını..
Cenazenin yolumuza göre nasıl yapılması gerektiğini..
ve daha birçok konuda 3. kitabı " Ali Pirimdir Yolu Bizimdir " nda hepsini yazılı olarak ifade etmiştir..
Birdaha Türkiyeye geldiğiniz zaman sizi mekanımıza bekleriz.. Sorularınızın cevabını tamamen alacağınızdan kesinlikle emin olabilirsiniz..
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Ali karul yazdı:Sevgili canlarSercesmenin basi olan Hz.Ali sifatinda gelmis pirimiz ZÖHRE ANA canli tarihtir.Hic kuskun olmasinki anlatilacak ve söylenilecek cok sey var.Burada yazilanlarin hepsi gercek.Cünkü birinci elden bilgiler.Kafaniz allak bullak olmussa bu gayet normal.Simdiye kadar namaz kildigin yönünün yalnisligini kabul etmek zor,ama öyle can öyle.Burada yazilanlardan daha cok bilgiye sahip canlarimiz var ama ince-hassas konular destursuz olmuyor...........Saygilarla
Zöhre anaya duydugunuz saygıya diyecek birşeyim yok neye inanacagı her insanın kendi tasarrufundadır kimseye bizim gibi düşün demek hakkımız yok.
Ama Aleviligin serçeşmsi demek dogru bir yaklaşım degildir .Ne Abdal Musa,Ne Kaygusuz Abdal ,Nede H.Bektaşi Veli nede digerleri bu yolun Serçeşmedir, Hepside Bu yola Yologlu olarak hizmet vermiş uzun bir egitim süreci yaşamış,3 kapının sırlarına Vakıf olduktan sonra Mürşitleri tarafından yolun devamı için Görevlendirilmiştir.
SERÇEŞME yolun başdır bu kelimeyi kullanmak dogru degildir.
Pir Yol göstericidir Ögretmendir Zöhre Ana Alevi piri ise Vede siz onun sitesinde yönetici iseniz yukarıda sordugum soruları zöhre anaya sorup cevaplakla yükümlüsünüz ,bunu bütün samimiyetimle söylüyorum geçekten söylediginiz gibiyse beni ikna edecek cevaplar vereceginden eminim.
YESILDIR GÖKYÜZÜNDE GÖRDÜGÜN GÜNES
SICAKLIGI SENI,HAKIKATI BENI YAKAR...
"ZAMANA ZAMAN EVLIYASI"
Bir sıfatı Allah olan
Bir sıfatı Ali inan
Bir donu var Şahımerdan
Duyanlara Helal Olsun
SICAKLIGI SENI,HAKIKATI BENI YAKAR...
"ZAMANA ZAMAN EVLIYASI"
Bir sıfatı Allah olan
Bir sıfatı Ali inan
Bir donu var Şahımerdan
Duyanlara Helal Olsun
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Ali karul yazdı:Adgan
Bütün semavi dinlerin kitapları ve peygamberleri vardır islamınkide hz muhammeddir .
Katılıyorum. Önemli bir detayı da eklemek istiyorum. Aynı zamanda Hz. Ali'nin açıkça kendini ete kemiğe bürüyüp gösterdiği bir peygamberdir. Çünkü Hz. ALi diğer bütün peygamberlerde kendini sır eyledi. Yanlızca Hz. muhammed'de açıkça bulundu.
Dolayısıyla Evel ve ahir Hz. Ali idi. Peygamberlere yardım eden velilerin gören gözü Hz. Ali idi. Bundan dolayı da yanlızca dördüncü halifeydi yakıştırması safsatadan başka bir şey değildir.
]"Allah Ali'yi her peygambere gizli gönderdi. Benimle ise açık gönderdi." ( Hz. Muhammed )
Senin yukarıda yazdıgın hikayelere uzun uzun cevap yazmaya niyetim yok sapla samanı birbirine karıştırmışsın.
Sevgili arkadaşım senin gibi Ali'yle Veli'yi birbirine karıştırmayayım da karışan sapla saman olsun...
Dünyadaki 4 milyar insanın en az üç milyarı müslüman,hırıstiyan ,yahudi bunlar aptal kendi tarihlerini bilmiyorlar bunun binde biri bile olmayan bir topluluk herşeyi biliyor.
Yok... Haşa... o binde biri olmayan topluluk da bir şey bilmiyor. Bir tek sen ve o gösterdiğin tozlu taflardaki kitapları yazanlar biliyor.
Kusura bakma adgan arkadaş evela benim yazdıklarıma saygı göstereceksin !!!! benim burada yazan bütün arkadaşlara ve onlarında bana gösterdigi gibi gereksiz olmuş sa yazmayacaksın!!!!!
Merak etme gereken yerlere zaten gereken cevabı yazıyorum. Gerksiz gördüğüm yerlere de zaten vakit ayırmak gibi bir bir lüksüm yok... Ancak bu saygısızlık olarak algılanmasın... Yine tekrarlıyorum katılmasam da inancına saygı duyuyorum.
Ben hikaye dinleyecek yaşı geçtim bak gereksiz dedigin 4 sayfa için 150 tane kaynak gösterdim ahkam keserken kaynagınıda altına yazacaksın gerisi hikayeden ibaret kalır.
Hikaye dinleyecek yaşı geçtim diyorsun ancak halen hikaye kitaplarını okuyup onları kaynak gösteriyorsun. Bu büyük bir çelişki...
Kaynakların ve bilginin çokluğu önemli değildir. Doğruluğu önemlidir. Bizim anlatmaya çalıştığımız bir konu da budur.
Dolayısıyla bizim 150 kaynağımız yok ancak dünyanın bütün kaynaklarını da bir araya getirsen yanında okyanusda bir damla kadar kalacak bir tek kaynağımız vardır.
O da Hz. Ali'nin bin bir sıfatından biri olan, aynı zaman da Abdal Musa'dan ayrı görmediğimiz tek rehberimiz
PİR ZÖHRE ANA ALİ 'DİR.
...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Son Düzenleme: 06/10/2008, 00:27, Düzenleyen: adgan.
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
Ali karul yazdı:Işık Erkanı
Ali karul yazdı:Ölçüsüz spekülasyonlar ,uydurma belgeler ve asıl nüshalar üzerindeki tahrifatlarla ortadan kaldırılmaya çalışılan Abdal Musa’nın yeniden kurumlaştırdığı ‘Işık Erkanı’
hayatın bütün alanlarına müdahale eden, yaşamın tamamını bünyesinde barındıran,geniş katılımlı bir kardeşlik örgütlenmesiydi..Bu erkan’ın amacı ve esası özetle şöyleydi:
Katılımcılarının sosyal yaşamlarını da düzenleyen bu örgütlenmenin iki büyük amacı vardı .
1- Işık erkanının ilk amacı,asıl misyonu ve varlık sebebi,insanlığın uzun geçmişinde biriktirdiği yada başka bir kaynaktan insanlığa aktarılmış olan ,kadim bilgileri (insanlığın gizli sırlarını) semboller içine saklayarak , iyi yetişmiş yetkin ,donanımlı ve erdemli bireyler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktarılmasını temin etmekti
Işık erkanı mensuplarının ömürlerini adayarak , gerektiğinde canlarını vererek koruma altına aldıkları ve büyük bir gizlilik içinde sonraki kuşaklara aktardıkları bilgiler,sıradan basit bilgiler ve batıl dogmalar değil,evrenin ve yeryüzünün uzak geçmişi ve insanlığın,bu gezegen üzerindeki serüveni ile ilgili çok önemli ve kaybolmaları durumunda bir daha ulaşılmaları mümkün olmayan sırlardı.
Bu örgütlenme içinde, herkese her bilgi verilmez , bilgi ancak yetkin olana, hak ettikçe ve hak ettiği kadar aktarılırdı ki değeri bilinebilsin. Kolay ulaşılan ve ehil olmayan elde toplanan bilgi değerini bulamayacağı, amacından uzaklaşıp ya heba olur gideceği yada zalimin elinde kötüye hizmet edeceği düşünülürdü.
Örgütlenme içinde gizli sırlar kuşaktan kuşağa olgun insanlar tarafından aktarılırdı Işık toplumunda ‘’olgun insan’’ (insan-ı kamil) olmak bireylerinin önüne ulaşılması gereken üstün hedef olarak konulmuştu.Olgun insan olmak,Işık insanı için yaşamın ütopyasıydı
2-Işık erkanının ikinci büyük amacı topluluk üyesi ‘can’ların sosyal yaşamlarını ‘’sevgi ‘’yi esas alarak düzenlemekti. Yemin vererek topluluk içine katılan herkes asgari ölçüde sevgi toplumu içinde yaşamanın gereklerini yerine getirmek zorundaydı. Erdemli olmak toplumun tüm fertleri için olmazsa olmaz bir yasaydı.
Topluluğun geniş tabanı bir yemin töreni (ikrar cemi) ile topluluğun kurallarına ve disiplinlerine uymaya söz verip topluluğun geniş bahçesine alınmış eli,dili ve beli bağlı olarak yaşayan yeminli yurttaşlardı.Talipler adı verilen yeminli yurttaşlar kendi köylerinde şehirlerinde yaşarlar,topluluğun rutin İbadet törenlerine (ayin-i cem) katılırlar,sürekli olarak mürşitin,pirin,dedenin kutsal gücünün denetiminde olurlardı.
Abdal Musa’nın yeniden kurumlaştırdığıIşık erkanında, ‘ışık/nur’ yaradılışın öncesi sonrası ve kendisi olarak kabul edilirdi.Abdal Musa ehil olan müritlerine sırası geldikçe ‘talim ve tembih’ ettiği Işık inancının esası ana hatları şunlardı;
-Alemde bulunan her nesnenin kaynağı kendi kudretinden fışkırıp yayılan ulu bir nurdur/ışıktır (Nur-u Kadim) .
-Nur-u Kadim’den (Zat-ı Mutlak yada Şah-ı Merdan olarak da adlandırılır) dağılıp yayılan kudret (ruh-enerji) milyarlarca yıl sürmüş bir yolculuktan sonra, bir yıldızdan,bir yıldıza geçerek güneşe gelmiş ve güneşten yeryüzüne inmiştir. İnsanın temeli, Nur-u Kadim’den kopup güneşte toplanan bu kudrettir. Güneş Nur-u Kadimden kopan kudreti yeryüzüne aktarandır. Yaradılışın kaynağının bilinebilen, görülebilen, seçilebilen yüzüdürTüm canlar, güneş vasıtasıyla nurdan hasıl olmuştur, asılları ışıktır/nurdur.Alevi sözlü geleneği içinde bu inanış çok çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir.
Hakk-ı Tala nura tecelli kıldı
O nurdan payımı aldım da geldim.
(Ulu gerçeklik ışığı ğörünür kıldı
O ışıktan payımı aldım da geldim)
-Nurdan koparak evrenin dört kuvvetinin denetiminde ,kosmosda vücut bulmuş yaşam formlarının içinde en mükemmel olanı insandır. İnsan olağanüstü maceralarla süslü varoluş sürecinin sonunda yeryüzünde açmış nadide bir çiçektir. O yüzden yaradan (Nur-u Kadim, Zat-ı Mutlak) en görünür ve en müstesna hali ile insanda gizlidir..
- İnsanın canı sonsuz kudrettir, asla kaybolmaz ,İnsanın teni ölür,canı (ruhu) ölmez Aslolan candır . Can kaynağını başlangıcı ve sonu olmayan ilahi kudretten aldığı ve onun bir parçası olduğu için doğal olarak ölümsüzdür. Yoktan var olmamıştır bu nedenle yok da olmaz.Can geldiği kudret kaynağına geri dönünceye kadar kesintisiz bir devinim içinde bin bir değişik formda kendisine yeni yaşam alanları bulur ve yeniden doğuş döngüsü içinde, sürekli bir bedenden diğer bir bedene transfer olur.
-
- Bu biçimden biçime geçişlerin nihayetinde,’’her şey aslına rücu edecektir’’ ilahi yasası işleyecek ve evrende bulunan tüm varlıklar ve yaşam biçimleri gibi insan da geldiği asıl kaynağa dönerek kendisini sonlandıracaktır.
-Evrende bulunan her şey parçalara ayrılmış tek bir bütündür. Yaratan bu bütünün tamamı, yaratılanlar da bu bütünün parçalarıdırlar. Yaratan, yaratılmış olan varlıkların uyum içinde birliğidir.O ulu nurdan(ışık) koparak alemlere yayılmış,evreni oluşturmuş her nesne o yüce varlıktan bir parçadır ve ondan ayrı değildir
- İlahi kudretin içinde büyük ve küçük yoktur.. Yaratan yaratılmış olanın içinde zaten vardır.
İnsan da tüm diğer yaşam biçimleri gibi kosmosun içinde kosmosun tüm niteliklerini içinde barındıran bir mikrocosmostur’ En büyük en küçükte gizlidir
-Yaratan yaratılmışların dışında her şeyi denetleyen, yargılayan, ödüllendiren ve cezalandıran bir üstün irade değildir. Varlık birdir ve varlığın esası sevgidir. Varlığı yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölmek ve bir parçayı diğer parçaya üstün ve amir tutmak, yaratılışın esasını, onu ayakta tutan sebebi anlamamaktır. Varlıkta ikilik gütmektir ki,bu da o ulu hikmete karşı gelmektir
-Varoluş zıtlıkların ve tamamlayıcı güçlerin dinamik uyumu ile dengede durur. Varoluşu birbirinden uzak - ayrı parçalar halinde ama birbirleriyle uyum içinde ve bir bütün olarak tutan güç ,en küçük canlı hücreden, en büyük gök adası kümelerine kadar varlığın tüm parçalarını çekip çeviren ilahi döngüdür. Ayin-i Cem içinde pervanelerin döndükleri semahlar bu sonsuz ritmi tasvir eder.
Alevi/Işık toplumuna giriş bir törenle olur.Alevi/Işık erkanına giriş törenine ikrar cemi adı verilir .Kendi kararlarını kendi verebilecek yaşa gelen kişi önce bir yol kardeşi (müsahip) seçer. Yol kardeşleri eşleri ile birlikte bir rehber eşliğinde düzenlenen törende yemin edip ikrar verdikten sonra yola kabul edilirler.
Yemin ederek bu topluluğu katılan kişi yolun gereklerini yerine getirmek ve erkanın disiplinlerine uymak zorundadır.Yemin töreninde erkanı yürüten Pir (Dede) yola girmek arzusunda bulunan isteklilerin (taliplerin) üzerine ‚’’üç mühür’’ koyar.
Dedenin birinci mührü talibin dudakları üzerinedir.Bu mühürle dede isteklinin ağzını bağlar
- Bundan sonra talip , topluluğun sırlarını saklar konuşamaz,ağzını kirletecek hiçbir nesneyi dudaklarını arasından geçiremez, ,yalan ve kötü söz söylemez,iftira edemez,yargılayamaz,isnatta dahi bulunamaz ve haram yiyemez.
Dede,ikrar ceminde ikinci mührü talibin elleri üzerine kor.Elleri mühürlü olan, talip/istekli;
-Öldüremez,hiç bir canlıya bilerek zarar veremez,bir çiçeği dahi sebepsiz koparamaz ve başkasının malına el uzatamaz,,çalamaz.
İnsanın tohumu onun tüm duygusal tutkularını simgeler.Dede üçüncü mührü tohum(bel) üzerine kor.Beli bağlı istekli/talip:
-Eşine sadık olur,yuva yıkamaz,yıktığı yuvanın kadını ve erkeği ile evlenemez
Alevi/Işık erkanında topluluğun tüm fertlerinin önünde ve mürşit huzurunda üç mührün sınırlarını ihlal etmemek üzere söz verenler,topluluğun önceden belirlenmiş kurallarına uymak üzere toplumun diğer fertleri ile,çok şahitli, bir sözlü akit yapmış olurlar.İkrar verip yemin ettiği halde , toplum sözleşmesine uymayanlar,toplumun sosyal yaşamını düzenleyen bu üç mühürden herhangi birini fekkedenler (kıranlar) için iki tür ceza öngörülmüştür.
-Düşkün
-Müşkül
Cana kıymak,çalmak,birden fazla evlenmek ve benzeri ağır suçlar ‚’’düşkünlük’’ sebebidir. Yalan söylemek, kavga etmek gibi hafif suçlar ‚’müşkül hal’’ sayılır. ’’Müşkül hallolur, düşkün hallolmaz’’. Müşkül olan, Alevi yol kurallarına uygun olarak verilen cezayı yerine getirdikten sonra bağışlanırlar, düşkün olan kimse‚ ’’yolu, yolumuzdan ,malı malımızdan, davarı davarımızdan ayrı olsun’’ denilerek, sonsuza dek Alevi toplumunun dışına itilir.
Alevi erkanı içinde,bir talibin işlediği suçtan musahibi de sorumlu tutulur. Aynı ceza suçu işleyenin yol kardeşine de uygulanır. Bu nedenle tüm talipler yol kardeşlerini karşılıklı olarak yaşam boyu denetlerler gerektiğinde birbirlerini uyararak doğru yoldan ayrılmalarının önüne geçerler…
__________________
Sevgili arkadaşım,
Yazdıkların içinde bir kaçına katılmasam da çoğu yerlerde farklı düşünmüyoruz. Ancak buradaki yazdıkların tamamen teferruattan ibaret şeyler. Asıl meselenin özüne geldiğimizde tamamen yanlış bir yolu savunuyorsunuz. Hani Atatürk’ün güzel bir sözü vardır ya.. Bu sene sıkça konuşuldu.
“ Söz konusu olan Vatan ise gerisi teferruattır.” ( ATATÜRK )
Vatan nedir? Olmazsa olmazdır. Vatan olmadığı zaman bağımsızlıktan, namustan, şereften haysiyetten bahsetmek mümkün mü? Hayır.
İşte aynı şekilde Alevilik yolunda da
- Söz konusu olan tek gerçek Hz. Ali’dir. Gerisi teferruattır.
Aynı Vatan örneğindeki gibi Hz. Ali’siz bir Alevilikde de ilimden, ışıktan, kerametten, pirden evliyadan Kur-an’dan bahsedilemez. Çünkü Hakkın yüksek sıfatları Ali’nin sıfatları olmuştur.
Hak ile doğrudan buluşan Hz. Ali’dir. Bütün evliyaların ve peygamberlerin gözü kulağı ağzı ve nefesi Hz. Ali’dir… Alevilik yolunun olmazsa olmazıdır Hz. Ali. Ali'siz bir alevilikte ancak teferruatları yaşarsınız. Ali'siz bir alevilik ilim, ışık ve kerametten uzak bir alevilik olup boş bir alevilik olur. Belki isim olarak alevilik olabilir ama ruh olarak bir mana ifade etmez... Aleviliği bir bedene benzetirsek o bedenin canı ve ruhu Hz. Ali'dir. Ali'siz bir beden ölü bir bedendir...
Hiçbir zaman Ali’siz Pir olmaz. Pirsiz de Alevilik olmaz… Ali’siz bir Abdal Musa , Ali’siz bir Zöhre Ana asla olamaz…
Sevgili Canlar,
Şimdiye kadar Ali’siz anılmayan bir Alevilik bu gün bazı çevreler tarafından Ali’siz dile getirilmeye başlanmışsa, Ali isminden rahatsız olunuyorsa burada durup bir düşünmek gerekmez mi?
Hz. Ali bir güneştir. O güneşin gönderdiği ışıklar ise pirledir. O pirler daima İnsanları ruhen ısıtır ve aydınlatırlar.
Aynı güneşi seven bir sürü canlı gibi güneşi sevmeyen canlılar da vardır. Mesela yarasalar gibi…
İşte Ali’yi seven bir sürü Alevi insanı gibi Ali ismini hazmedemeyen, bu yolda insanların yalan yanlışlarla kafalarını karıştıran , alevi olduğunu zanneden insanlar da vardır. Bunları iyi ayırt etmek lazım. Bu tür insanlar tamamen kendi menfaat ve egoları için Aleviliği bütünüyle ele alıp sanki yeni bir yol keşfetmişler gibi içinden yalnızca bir Ali’yi çıkarıp tamamen bazı alevi düşmanı çevrelerin ekmeğine yağ sürüp kendilerini Alevilik yolu üzerinde beslemeye çalışmaktadırlar. Bunların oyununa gelmemek lazım. Gerçek aleviler pir ışığında yürüyen Alevilerdir. O pir de bugün Zöhre Ana’dır…
Allah bizi tek güneşimiz olan Hz. Ali’nin yolundan ve de onun ışığı Zöhre Ana’dan ayırmasın…
Eğer bir yarasa güneşten beslenmeye başlarsa,
Belli ki artık o güneş güneş değildir.
Eğer yarasa güneşten nefret ederse,
Belli ki güneş, parlayan gerçek güneştir. [COLOR=slategray]( Mevlana )
[COLOR=#708090]...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Anadoludaki Kayıp Halka Dergah Devletler -Ma/Kadın ananın Halkı
MEVLANA'NIN DİLİNDEN HZ. ALİ ("NA'AT-I ALİ")
O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hak'la duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Herşey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakk'ın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı'nın zatına yapışmış "O" olmuştur. Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte o odur. Çünkü o, Hak'tan Hak'la görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir.
İptidasız evvel o idi, sonsuz ahir de o olur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikaten odur. Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, Hak iledir; Hak ondan görünür. Hakka ki, o Hak ile ebedidir.
Ademin toprağı onun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allahın isimleri ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, herşeyi anladı. O nur tek olan yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi...
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti. Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi...
O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başka bulunmaz.(1)
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetlere haykırdı:
-Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.(2)
Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi...
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur.
Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.
Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1148, Cilt I, s. 3-4-5 (1989, İstanbul)
(1) Çünkü Tanrı Kur'an'da kendini Ali diye vasfediyor.
(2) "Tanrı Ali'yi her paygambere gizli gönderdi, benimle ise açık gönderdi" hadis-i şerifinden alınmıştır.
O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hak'la duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Herşey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakk'ın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı'nın zatına yapışmış "O" olmuştur. Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte o odur. Çünkü o, Hak'tan Hak'la görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir.
İptidasız evvel o idi, sonsuz ahir de o olur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikaten odur. Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, Hak iledir; Hak ondan görünür. Hakka ki, o Hak ile ebedidir.
Ademin toprağı onun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allahın isimleri ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, herşeyi anladı. O nur tek olan yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi...
Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti. Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi...
O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başka bulunmaz.(1)
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetlere haykırdı:
-Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.(2)
Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi...
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur.
Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.
Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1148, Cilt I, s. 3-4-5 (1989, İstanbul)
(1) Çünkü Tanrı Kur'an'da kendini Ali diye vasfediyor.
(2) "Tanrı Ali'yi her paygambere gizli gönderdi, benimle ise açık gönderdi" hadis-i şerifinden alınmıştır.
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: smile.gif]](http://www.kizilbasforum.com/images/smilies/smile.gif)