Kadın Ana’ya Adanmış Şehirler
Helen ve Latin kültürlerinin Anadolu’yu işgalinden önceki çağlarda Anadolu’nun kültür ve sanat hayatı ve inancı tüm ülkede yaygın olarak faaliyet gösteren çok sayıda Işık dergahı tarafından biçimlendirilmekteydi. Anadolu halkları bu dergahlar etrafında kümelenmiş topluluklar halinde yaşıyorlar, dergahların yönetimini elinde tutan mürşitlerin kutsal gücünün korumasında ve yönetiminde dergaha hizmet veriyorlardı. Bu dergahlara bağlı olarak yaşayan dergahın müritleri ve talipleri kendilerini ‘Ma’nın (Kadın Ananın) halkı’ olarak tanımlıyorlardı.’Ma/Kadın Ana’nın nın halkı ‘Ma/Kadın Ana’ yada ‘Kadın Ana’nın eşi ‘Adra/Pir Baba’ adına yüceltilmiş Işık mabetlerinin yakın çevresinde kümelenmişlerdi.
Hitit’ler döneminden başlayarak Işık dergahlarının yakın çevresinde yaşamın çoğalması ve artan nufus ile birlikte Işık misyonları giderek ‘dergah-devlet’lere dönüştüler.Başlangıçta ’Ma’ yada ‘Adra’ sözcüklerinde türetilmiş,aynı kökenden gelen Luvi adları ile isimlendirilen bu yerleşimlerin bazılarının adları sonraki zamanlarda Helen ve Latin etkisi altında kısmi değişikliğe uğradılar.
Luvi dilinde Kadın Ana anlamına gelen ‘Ma’ sözcüğü Anadolu’da pek çok tarihsel dergah- devlet,yerleşim yeri,hisar dağ,nehir ve benzeri isim içerisinde karşımıza çıkar. Anadolu’da ‘Ma/Kadın Ana’ya atfedilmiş ,‘dergah -devlet’lerden,Alevi/Işık kimliğini –açıkca yada gizlice- tüm zamanlarda kesintisiz olarak sürdürmeyi başarabilmiş olanlar şunlardır;
-Komania (Çanakkale)
-Komana ( Tokat-Kazova)
- Komana (Adana-Tufanbeyli)
-Komama (Antalya-Burdur arasında Kızılkaya)
-Vanessa (Hacıbektaş)
-Kommagene (Adıyaman)
Yukarda sayılan ‘Ma/Kadın Ana’ adına vakfedilmiş bu misyon yerleşimlere verilen isimler ,’Kadın Ana’ya bağlılık yada aidiyet anlamları içeren Luvi kökenli sözcüklerdi.(Luvi dilinde,Komana ve Komania; Kutsal Ana’nın ülkesi,Komama;Kutsal Ana’nın halkı,Vanessa ; Ana Kraliçe,Kommagene: Kutsal Ma ülkesi anlamlarına gelmektedir.)
Bunlar sadece özet devamıhttp://www.zohreana.com/forum/luviler_al...tml?t=6377
Alevi misiniz? Aluvi mi? Yoksa...
Anket Alevi misiniz? Aluvi mi?
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
Elbette Aleviyim (Alievindenim)
30 (90.91%)
Kadın Ana'ya şükür Aluviyim
0 (0%)
Hiç biri değilim... Böyle ayrımlara karşıyım...
3 (9.09%)
Elhamdülillah Aleviyim (A-slam)
0 (0%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 33 (100%)
Alevi misiniz? Aluvi mi? Yoksa...
Alevi misiniz? Aluvi mi? Yoksa...
Ali karul yazdı:Dergah Devletlerin Kurumsal Yapıları
Strabon’un çağlar öncesinden aktardığı bilgiler bize; Anti-Toros’larda ve Tokat’da bulunan ve aynı adı taşıyan her iki kadim dergah-devlette de sürekli olarak altışar binden fazla kadın-erkek derviş bulunduğunu, Kapadokya’daki Kadın Ana Dergahı’nda ise sürekli üç bin dervişin yaşadığını, dergah-devletlerin önemli arazilere sahip olduğunu ve dergahların arazilerinden önemli gelirler elde ettiklerini göstermektedir. Strabon, birbirlerinden uzakta kurulmuş, aynı adı taşıyan Komanalar’ın kurumsal yapılarının, yönetim biçimlerinin ve sosyal düzenlerinin benzer olduğunu kaydeder; ‘...ve diyebilirim ki burada oturanların özellikle bundan evvelki krallar zamanında, kurban törenlerinin uygulanması, kutsal inanışları ve pirlerine (ierous) karşı olan saygıları hemen hemen aynıydı’.
Strabon tarafından, ‘bir yemine uyarak daima orada yaşayan’lar olarak tarif edilenlerin, ikrar (yemin) vererek dergaha giren, dergahın her türlü hizmetini-hazırlığını gören ve dergahın geniş arazilerini işleyen talipler ve dervişler olduklarına şüphe yoktur. Benzer şekilde Alevi-Bektaşi dergahları da 1826 yılında yaşanılan yıkımdan önce; ‘yeminli yurttaş’ların kutsal bir otoritenin denetiminde, dergahın topraklarını işleyip üretim yaptıkları, komün yaşamının hakim olduğu kurumlardı.
Strabon’un kanalı ile bizlere ulaşan Komanalar’ın kurumsal yapıları ile Alevi-Bektaşi Dergahları’nın geleneksel ekonomik işleyiş şemaları birebir aynıdır. Bir örnek olarak Elmalı’daki Abdal Musa Dergahı incelendiğinde; Alevi dergahları ile ‘Komana’lar arasındaki ayırt edilemez benzerlik apaçık ortaya çıkar: On beşinci yüzyılın ünlü gezgini Evliya Çelebi, Elmalı’daki Abdal Musa Dergahı’nda, sürekli üç yüzden fazla dervişin bulunduğunu, bu dervişlerin devamlı olarak dergahta yaşadıklarını ve ibadetle ve hizmetle meşgul olduklarını yazar. Evliya Çelebi ayrıca, dergahın yiyecek ve içeceğini temin eden, dergahın malı evlerde yaşayan yüz haneden bahseder. ‘Dağ eteğinde yüz ev vardır. Abdal Musa evkafıdır. O tekkenin tamirine yiyecek ve içeceğine memurdurlar.’
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında II.Mahmut döneminde, Abdal Musa Dergahı kapatılarak tüm mallarına el konuldu. El konulduktan sonra alelacele ve haraç mezat satılan dergaha ait malların satış varakalarından ve dergahın ayniyat kayıtlarından; dergahın kapatıldığı 1826 yılına kadar Abdal Musa Dergahı’nda komün hayatı yaşayan çok sayıda derviş bulunduğunu, dergahın dervişler ve dergaha bağlı köylüler tarafından işlenen dokuz buçuk milyon metrekare ekilir biçilir tarım arazisi ile elli beş bin metrekare bağ ve bahçesi bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca dergaha ait yüksek rakımlı meralarda, dervişler tarafından güdülen dergah malı hayvan sürüleri olduğu, satışı gerçekleştiren Osmanlı memurları tarafından kayda geçirilmiştir. Abdal Musa Dergahı’nın ayrıca Elmalı’da bir fırını ve dergah içinde bir şarap imalathanesi bulunmaktaydı.
Abdal Musa Dergahı, bir yeminle dergaha bağlanan ve burada komün hayatı yaşayan dervişleri, kutsal bir otoritenin yönetimini gönüllü kabul etmiş köylüleri ve kendisine ait geniş arazileri ile ‘küçük ölçekli bir Komana’ idi. Abdal Musa Dergahı, geçmişin ‘dergah-devlet’lerinin bütün özelliklerini bünyesinde barındırıyordu. Abdal Musa, kendi adı ile anılan kadim dergahı yeniden hayata geçirirken uzak geçmişin ‘dergah-devlet’ lerin kurumsal yapısına ve işleyişine özenle sadık kaldığı anlaşılmaktadır.
Anlaşılan odur ki; dört bin yıl öncesine kadar izlerini sürebildiğimiz Anadolu dergah-devletleri, bulundukları topraklarda çoğu zaman isim ve kisve değiştirerek kesintisiz bir biçimde kutsallıklarını devam ettirdiler. Helen’lerin Anadolu’ya hakim olduğu yüzyıllarda Helen isimleri takındılar. Roma çağlarında, Roma tanrı ve tanrıçalarının adlarını aldılar. Ortodoks Hristiyan mezalimine karşı ‘asıl Hristiyanlar bizleriz’ diyerek savunma yaptılar. İslam ikliminde aynı söylemi, savunma cümlesinin öznesini değiştirerek tekrarladılar. ‘Kurana kalem karıştı, İslamiyet’in kutsal kitabı değiştirildi, İslamiyet’in özü bizleriz’ dediler.
Anadolu’daki tüm Alevi-Bektaşi dergahlarının ve Alevi ocaklarının Luvi kökenli Kadim inanç merkezlerinin yanı başında olmaları, Hacı Bektaşi Veli ve Battal Gazi dergahlarında görüldüğü üzere çoğu zaman da eski dergahların fiziki temellerinin tam üzerine oturmuş olmaları, elbette ki, bir raslantı değildir.
Son yıllarda yapılan genetik araştırmalarla, Anadolu halklarının otuz beş bin yıldan beri aynı coğrafyada yaşadıkları belirlendi. Alan taramalarından toplanan örneklerin Laboratuar analizleri, Anadolu’da yaşayanların esas olarak yerli halklardan oluştuğunu ve dış göç yolu ile bu topraklara sonradan gelip yerleşenlerin bütün içindeki yüzdesinin ihmal edilebilecek kadar az olduğunu ortaya çıkardı.
Binlerce yıldan beri bu ülkenin ne insanları değiştiler, ne inanç merkezleri, ne de bu inanç merkezlerinin kurumsal yapıları. İnancın esası da değişmedi, inancın sembolü ritüeller de. Zakirlerin çaldığı bağlama da aynı kaldı, pervanelerin döndüğü semah da. Boğazköy, Alacahöyük, Ortaköy ve diğer Luvi/Hitit kentlerinde yapılan kazılar; Alevi ibadetine sesini ve ahengini veren bağlamanın bu topraklarda insanın kullandığı ilk müzik aleti olduğunu gözler önüne serdi. Boğazköy’de ortaya çıkarılan üç bin yıllık bir kabartma üzerinde tasvir edilen Luvi’lerin döndüğü semah ve Anadolu’nun Alevi köylerinde yürütülen Ayin-i cemlerde dönülen aynı semahtır.
Sayın Ali Karul Soruma cevap değil saydıklarınız. Bahsettiğiniz inanç sistemi çok tanrılı bir inanç sistemi mi. yada değilmi.
Alevi misiniz? Aluvi mi? Yoksa...
Sevgili aliekber
Onlar sizin degiştirmeye çalıştıgınız alevi erkanına sadık insanlardı,bizaslılar aşagıda anlatmış yeterli olmazsa ben ayrıca anlatayım.
Onlar sevgi dini mensupları kabeleri ise insan.
küfürlerle ve lanetlerle dolu erken Hıristiyan kayıtlarında ışıklar hakkında tarafsız bir anlatıma rastlanılmasa da konsil kararlarının cümle aralarında ve orta çağ tarihçilerinin eserlerinde dördüncü yüzyıl Işıklarının öne çıkan, onları Hıristiyanlardan ve diğerlerinden ayırt eden özellikleri oldukça belirgindir.
Onlar;
-Batini-ezoterik inanca ve inançlarını ustaca sakladıkları gizliliğe dayalı bir kardeşlik örgütlenmesine sahiptiler.
-Hiç vazgeçmedikleri kendi . inanç ritüelleri vardı.İbadetlerini kilise dışında toplanarak yapıyorlardı.
-Dergahlarda komünal hayat yaşayan ayrı ayrı örgütlenmiş kadın ve erkek derviş zümreleri inanç hayatını ve sosyal yaşamı yönlendiriyorlardı.
-Köleci topluma karşıydılar.Bu yüzden Hıristiyanlar tarafından,( konsil kararlarıyla) esirleri,yoldan çıkarmakla, köleleri Hıristiyan efendilerinin emirlerin uymamaya teşvik etmekle suçlandılar.
-Kadın-erkek eşitliğine inanıyorlardı.Sosyal yaşamın içinde,kadına duyulan saygı ve kadının tasarrufuna duyulan güven en üst seviyedeydi..Bu yüzdendir ki, Çankırı konsilinde ‘’ babalarının değil de eşlerinin yolundan giden erkekler ‘’ kınandılar ve lanetlediler.
-Kiliseye,kilise hiyerarşisine ve kurumlarına karşıydılar.Hıristiyanlığın dayattığı köleci ve erkek egemen toplum anlayışı başta olmak üzere,Hıristiyan inancını öğretisini ve doğmasını şiddetle reddediyorlardı.
-İnançlarından asla taviz vermiyorlardı Seta B.Dadoyan onların bu direncini ve yaşadıkları çağlarda hiçbir toplumda görülmeyen vasılarını şu cümlelerle ile ifade ediyor.’’.. dövüldüler,yakıldılar,siyah ise bulandılar,toplum önünde aşağılandılar,mahkum edildiler,sürüldüler’’yine de inançlarından dönmediler.‘’Derviş zümreleri olmalarının yanı sıra devrimciydiler ve her türlü otoriteyi reddeden bir akıma mensuptular..Sevgiye dayalı , eşitlikçi bir kardeşlik örgütü disiplini içinde ,karışık ve dağınık topluluklar halinde yaşıyorlardı’’
Hırıstiyanlık, Anadolu coğrafyasındakı ilk muhalifi ve bir türlü aşamadığı engeli Işık inanışını doğa güçlerine (güneşe) tapan ilkel bir kabile dini ve ‘’sapkın’’ insanlar topluluğu gibi algılama ve gösterme gayreti içinde olmuş olsa da gerçek o ki; İnsana işkenceyi kendi zemininde meşrulaştırıp ilke haline getirecek kadar ‘sapkın ‘’olan aslında Hıristiyan kilisesi idi. Cinsiyet ayrımı yapmayı doğal sayan da onlardı, insanları gelir ve cinsiyet temelinde sınıflara ayırdıktan sonra, köle olarak kullananlar da.
Işık insanları; İnsanı, tanrıyı onda görecek kadar yüceleştirmişler,Tanrıyı insanın içinde bulacak kadar kendilerine yakınlaştırıp sadeleştirmişler,,öbür dünya yalanı ve korkusuyla insanı tahakküm altına almak yerine sevgiyi yaşamın merkezine koymuşlar ve olgun insan olmayı üstün amaç haline getirmişlerdi. Paylaşımcı ve eşitlikçiydiler. Cinsiyet ayırımı bilmedikleri bir kavramdı.Kendi özgürlüklerine düşkün oldukları kadar başkalarının esaretine de karşıydılar.
Köleci toplum zihniyeti ile devamlı savaş halinde oldular.Yaşadıkları çağların çok ötesinde evrensel değerlere sahiptiler .Her hangi bir dinin kalıplarına sığmayacak kadar akılcı ve - bugünün değerleriyle ölçüldüğünde bile ileri derecede uygardılar.
Onlar sizin degiştirmeye çalıştıgınız alevi erkanına sadık insanlardı,bizaslılar aşagıda anlatmış yeterli olmazsa ben ayrıca anlatayım.
Onlar sevgi dini mensupları kabeleri ise insan.
küfürlerle ve lanetlerle dolu erken Hıristiyan kayıtlarında ışıklar hakkında tarafsız bir anlatıma rastlanılmasa da konsil kararlarının cümle aralarında ve orta çağ tarihçilerinin eserlerinde dördüncü yüzyıl Işıklarının öne çıkan, onları Hıristiyanlardan ve diğerlerinden ayırt eden özellikleri oldukça belirgindir.
Onlar;
-Batini-ezoterik inanca ve inançlarını ustaca sakladıkları gizliliğe dayalı bir kardeşlik örgütlenmesine sahiptiler.
-Hiç vazgeçmedikleri kendi . inanç ritüelleri vardı.İbadetlerini kilise dışında toplanarak yapıyorlardı.
-Dergahlarda komünal hayat yaşayan ayrı ayrı örgütlenmiş kadın ve erkek derviş zümreleri inanç hayatını ve sosyal yaşamı yönlendiriyorlardı.
-Köleci topluma karşıydılar.Bu yüzden Hıristiyanlar tarafından,( konsil kararlarıyla) esirleri,yoldan çıkarmakla, köleleri Hıristiyan efendilerinin emirlerin uymamaya teşvik etmekle suçlandılar.
-Kadın-erkek eşitliğine inanıyorlardı.Sosyal yaşamın içinde,kadına duyulan saygı ve kadının tasarrufuna duyulan güven en üst seviyedeydi..Bu yüzdendir ki, Çankırı konsilinde ‘’ babalarının değil de eşlerinin yolundan giden erkekler ‘’ kınandılar ve lanetlediler.
-Kiliseye,kilise hiyerarşisine ve kurumlarına karşıydılar.Hıristiyanlığın dayattığı köleci ve erkek egemen toplum anlayışı başta olmak üzere,Hıristiyan inancını öğretisini ve doğmasını şiddetle reddediyorlardı.
-İnançlarından asla taviz vermiyorlardı Seta B.Dadoyan onların bu direncini ve yaşadıkları çağlarda hiçbir toplumda görülmeyen vasılarını şu cümlelerle ile ifade ediyor.’’.. dövüldüler,yakıldılar,siyah ise bulandılar,toplum önünde aşağılandılar,mahkum edildiler,sürüldüler’’yine de inançlarından dönmediler.‘’Derviş zümreleri olmalarının yanı sıra devrimciydiler ve her türlü otoriteyi reddeden bir akıma mensuptular..Sevgiye dayalı , eşitlikçi bir kardeşlik örgütü disiplini içinde ,karışık ve dağınık topluluklar halinde yaşıyorlardı’’
Hırıstiyanlık, Anadolu coğrafyasındakı ilk muhalifi ve bir türlü aşamadığı engeli Işık inanışını doğa güçlerine (güneşe) tapan ilkel bir kabile dini ve ‘’sapkın’’ insanlar topluluğu gibi algılama ve gösterme gayreti içinde olmuş olsa da gerçek o ki; İnsana işkenceyi kendi zemininde meşrulaştırıp ilke haline getirecek kadar ‘sapkın ‘’olan aslında Hıristiyan kilisesi idi. Cinsiyet ayrımı yapmayı doğal sayan da onlardı, insanları gelir ve cinsiyet temelinde sınıflara ayırdıktan sonra, köle olarak kullananlar da.
Işık insanları; İnsanı, tanrıyı onda görecek kadar yüceleştirmişler,Tanrıyı insanın içinde bulacak kadar kendilerine yakınlaştırıp sadeleştirmişler,,öbür dünya yalanı ve korkusuyla insanı tahakküm altına almak yerine sevgiyi yaşamın merkezine koymuşlar ve olgun insan olmayı üstün amaç haline getirmişlerdi. Paylaşımcı ve eşitlikçiydiler. Cinsiyet ayırımı bilmedikleri bir kavramdı.Kendi özgürlüklerine düşkün oldukları kadar başkalarının esaretine de karşıydılar.
Köleci toplum zihniyeti ile devamlı savaş halinde oldular.Yaşadıkları çağların çok ötesinde evrensel değerlere sahiptiler .Her hangi bir dinin kalıplarına sığmayacak kadar akılcı ve - bugünün değerleriyle ölçüldüğünde bile ileri derecede uygardılar.
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın.
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Alevi misiniz? Aluvi mi? Yoksa...
[B][color=Red]sn. aliekber'in sormak istediğini açmak istersek tam olarak neye inanıyorlardı yani inandıkları neydi kimdi ya da kimlerdi?[/B]
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: 181tx4.gif]](http://img300.imageshack.us/img300/7210/181tx4.gif)