Emeğine sağlık Ablacım...
Durmak yok...
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Atatürk Olmasaydı
KİTABIN YAZARI
Cemal KUTAY
YAYINEVİ VE ADRESİ
Aksaray Yayıncılık 1.Levent / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Atatürk’ün Kurduğu Günümüz Türkiye’si İle O Olmasa idi. Türk Milletinin İçinde Bulunabileceği Durum Arasındaki Uçurumu, Ayrımı Ortaya Sermek,
KİTABIN ÖZETİ :
Atatürk olmasaydı, Çanakkale Zaferi olmazdı.
Çanakkale Zaferi olmasaydı İngiliz, Fransız, Ruslardan oluşan itilaf devletleri, savaşı planladıkları üzere en çok 17 ayda zaferle bitirir. Rus çarlığı haşmetle sürer, İstanbul / Boğazlar Rusların eline geçer, Sevr antlaşmasının şartları gerçek olurdu.
Trablusgarp ve Balkan harpleri yenilgilerinden sonra morali sıfır benliği yok olmuş ezik ve bitik Türklük için destan devri kapanır.
Dünyanın hiçbir esir milletinde emperyalizmin baskısı altında, milli kurtuluş fikri oluşamaz ve hareket gelişemez. Çarlık Rusya yıkılmasaydı Orta Asya ve Kafkasya’daki Türkler kısa süreli de olsa bağımsız devlet kuramazdı.
Çanakkale savunması dominyon sömürgelerde bağımsızlık ve haysiyet şuurunu uyandırdı
Atatürk olmasaydı orduyu politika dışında tutmak mümkün olmazdı. İkinci büyük Millet Meclisinde bu prensip tatbik edildi. Bu durumda olanlar ya asker ya Milletvekili oldular. Atatürk olmasaydı üzerinde çağın damgası olan hiçbir hareket ve müesseseyi maziden koparıp kuramazdık. Ya hep ya hiç aydınlığını onda bulduk
Milliyetçilik duygusundan yoksun kalmaya devam edecek, eşiğinde olduğumuz ümmetçilik kazanına düşecek, hiçbir zaman sağlam olamamış bir din kardeşliği kisvesi altında ya Arap ya Acem şoven milliyetçiliği potasında kaynayacaktık. Araplaşma – araplaştırma düzeni (URUBE)’nin hammaddesi olacaktık.
Atatürk olmasaydı, Türkiye zamanın şartları içinde Bolşevik rejimini kabul edebilirdi.
Atatürk olmasaydı, kadın hak ve hürriyetleri öteki işlam ülkelerinin şartları içinde kalacaktı.
Atatürk olmasaydı, Devlet, hayat idare-i maslahat (yaşanılan günü kurtarma) Maslahat-amiz illetinden kurtarılamazdı.
Atatürk olmasaydı, Kurtuluş mücadelesi süreci içerisinde gerçek hürriyet ve istiklâllimizi imkansız kılan tatbik, safhasındaki bütün dünyanın Ermenilerle ilgili almış olduğu kararı hak-adalet-tarih hakikatleri içinde lehimize sonuçlanması asla mümkün olmayacaktır.
Atatürk olmasaydı, sanat ve sanatçının değeri bugünkü değerine gelemezdi. Toplum içinde sanatkarı özlenen mevki, makamların üstünde görmek ve bunu tescil ettirmek o günlerde ancak ona has bir özellikti.
Atatürk olmasaydı bizler ve bizden sonrakiler, şahsi tercihini bir tarafa iterek, milleti için değişmesi şart bir çağ sanatı anlayışı adına fedakarlık örneği gösteremezdi.
Atatürk olmasaydı, bizi benliğimize kavuşturan gerçek tarihimizden de cehaleti yenmek için tek dayancımız olan Türk alfabemizden mahrum kalırdık.
Atatürk olmasaydı, bugün ülkemizdeki hümanizm kuruluşları ya hiç olmaz, olsalar bile yasal statüyü koruyamaz, içe açık dışarı kapalı kalmaya mahkum ve mecbur olurduk.
Milletin imkanlarının devlet hayatında daima göz önünde tutulması, lüks- gösteriş-şatafattan uzak, aynı zamanda vakarlı haysiyetli- zevkli, güzel-asil-cazibe olabilme yapısı devlet varlığına hakim onunla beraber gelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun kaybettiği topraklar üzerinde bağımsız ve manda ferliği kabullenmiş 13 Devlet kurulur. Atatürk sayesinde bunlar ile “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine uygun olarak dostluklar kuruldu.
Atatürk olmasaydı, yaşanılan şartlar ne olursa olsun, İstiklal ve hürriyet için açıkça ifadesi şart gayeleri devlet literatürüne o sokamazdık.
Atatürk olmasaydı, din ve maneviyatı akıl ve mantıkla böylesine bağdaştıran bir başka insan bulamazdık.
Atatürk olmasaydı, ülkemiz ve milletimiz üzerinde asırlarca oynanmış haksız, ahlaksız senaryoların tortularından kurtulamazdık.
Atatürk olmasaydı, Türk milleti için kusur olarak gösterilen haksız-yersiz-kasıtlı- mantıksız iddia ve kanaatler sonuna kadar yerinde kalacaktı.
Atatürk Olmasaydı
KİTABIN YAZARI
Cemal KUTAY
YAYINEVİ VE ADRESİ
Aksaray Yayıncılık 1.Levent / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Atatürk’ün Kurduğu Günümüz Türkiye’si İle O Olmasa idi. Türk Milletinin İçinde Bulunabileceği Durum Arasındaki Uçurumu, Ayrımı Ortaya Sermek,
KİTABIN ÖZETİ :
Atatürk olmasaydı, Çanakkale Zaferi olmazdı.
Çanakkale Zaferi olmasaydı İngiliz, Fransız, Ruslardan oluşan itilaf devletleri, savaşı planladıkları üzere en çok 17 ayda zaferle bitirir. Rus çarlığı haşmetle sürer, İstanbul / Boğazlar Rusların eline geçer, Sevr antlaşmasının şartları gerçek olurdu.
Trablusgarp ve Balkan harpleri yenilgilerinden sonra morali sıfır benliği yok olmuş ezik ve bitik Türklük için destan devri kapanır.
Dünyanın hiçbir esir milletinde emperyalizmin baskısı altında, milli kurtuluş fikri oluşamaz ve hareket gelişemez. Çarlık Rusya yıkılmasaydı Orta Asya ve Kafkasya’daki Türkler kısa süreli de olsa bağımsız devlet kuramazdı.
Çanakkale savunması dominyon sömürgelerde bağımsızlık ve haysiyet şuurunu uyandırdı
Atatürk olmasaydı orduyu politika dışında tutmak mümkün olmazdı. İkinci büyük Millet Meclisinde bu prensip tatbik edildi. Bu durumda olanlar ya asker ya Milletvekili oldular. Atatürk olmasaydı üzerinde çağın damgası olan hiçbir hareket ve müesseseyi maziden koparıp kuramazdık. Ya hep ya hiç aydınlığını onda bulduk
Milliyetçilik duygusundan yoksun kalmaya devam edecek, eşiğinde olduğumuz ümmetçilik kazanına düşecek, hiçbir zaman sağlam olamamış bir din kardeşliği kisvesi altında ya Arap ya Acem şoven milliyetçiliği potasında kaynayacaktık. Araplaşma – araplaştırma düzeni (URUBE)’nin hammaddesi olacaktık.
Atatürk olmasaydı, Türkiye zamanın şartları içinde Bolşevik rejimini kabul edebilirdi.
Atatürk olmasaydı, kadın hak ve hürriyetleri öteki işlam ülkelerinin şartları içinde kalacaktı.
Atatürk olmasaydı, Devlet, hayat idare-i maslahat (yaşanılan günü kurtarma) Maslahat-amiz illetinden kurtarılamazdı.
Atatürk olmasaydı, Kurtuluş mücadelesi süreci içerisinde gerçek hürriyet ve istiklâllimizi imkansız kılan tatbik, safhasındaki bütün dünyanın Ermenilerle ilgili almış olduğu kararı hak-adalet-tarih hakikatleri içinde lehimize sonuçlanması asla mümkün olmayacaktır.
Atatürk olmasaydı, sanat ve sanatçının değeri bugünkü değerine gelemezdi. Toplum içinde sanatkarı özlenen mevki, makamların üstünde görmek ve bunu tescil ettirmek o günlerde ancak ona has bir özellikti.
Atatürk olmasaydı bizler ve bizden sonrakiler, şahsi tercihini bir tarafa iterek, milleti için değişmesi şart bir çağ sanatı anlayışı adına fedakarlık örneği gösteremezdi.
Atatürk olmasaydı, bizi benliğimize kavuşturan gerçek tarihimizden de cehaleti yenmek için tek dayancımız olan Türk alfabemizden mahrum kalırdık.
Atatürk olmasaydı, bugün ülkemizdeki hümanizm kuruluşları ya hiç olmaz, olsalar bile yasal statüyü koruyamaz, içe açık dışarı kapalı kalmaya mahkum ve mecbur olurduk.
Milletin imkanlarının devlet hayatında daima göz önünde tutulması, lüks- gösteriş-şatafattan uzak, aynı zamanda vakarlı haysiyetli- zevkli, güzel-asil-cazibe olabilme yapısı devlet varlığına hakim onunla beraber gelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun kaybettiği topraklar üzerinde bağımsız ve manda ferliği kabullenmiş 13 Devlet kurulur. Atatürk sayesinde bunlar ile “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine uygun olarak dostluklar kuruldu.
Atatürk olmasaydı, yaşanılan şartlar ne olursa olsun, İstiklal ve hürriyet için açıkça ifadesi şart gayeleri devlet literatürüne o sokamazdık.
Atatürk olmasaydı, din ve maneviyatı akıl ve mantıkla böylesine bağdaştıran bir başka insan bulamazdık.
Atatürk olmasaydı, ülkemiz ve milletimiz üzerinde asırlarca oynanmış haksız, ahlaksız senaryoların tortularından kurtulamazdık.
Atatürk olmasaydı, Türk milleti için kusur olarak gösterilen haksız-yersiz-kasıtlı- mantıksız iddia ve kanaatler sonuna kadar yerinde kalacaktı.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Atatürk'ün Avrasya Devleti
KİTABIN YAZARI
İsmet BOZDAĞ
YAYINEVİ VE ADRESİ
Tekin Yayınevi Tekin Yayın Dağıtım San. Ltd.
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerin tek çatı altında toplanışı.
KİTABIN ÖZETİ :
KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ :
1. Milliyetçilik akımının Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkileri
2. Atatürk’ün Avrasya Devletini kurma çalışmaları
3. Türkiye - Sovyet Rusya ilişkileri
4. Sonuç
GİRİŞ :
Gazi Mustafa Kemal, daha 1900’lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu 5,5 milyon kilometrekarelik topraklarda hüküm sürerken Balkan savaşı bile olmamışken, Selanik’teki arkadaş toplantılarında Osmanlı Devletinin parçalanacağını söylemiş fakat yerine neyin gelmesi gerektiğini söylememişti. Mustafa Kemal Paşa hiçbir şeyi zamanından önce açıklamamış, zamanı gelmeden oluşmasına girişmemiştir.
1. MİLLİYETÇİLİK AKIMININ OSMANLI İMPARATORLUĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ :
Osmanlı Devletinden Yunanlılar, Sırplar,Romenler kopmuş Bulgarlar, Ermeniler, Araplar ve Arnavutlar sabırsızlıkla sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Parçalanmak Osmanlı İmparatorluğunun kaçınılmaz sonu idi. Bu son çok uzakta değildi Osmanlı Devleti parçalandıktan sonra bırakacağı siyasi boşluğu ne dolduracaktı ? Mademki çok uluslu devletleri parçalayan milliyetçik akımları olduğuna göre, Osmanlı Devletinin bıraktığı siyasi boşluğu dolduracak toplum Milliyetçilik akımlarından etkilenmeyecek bir toplum olmalıydı. Bu fikir Gazi Mustafa Kemalin beynini yıllarca tırmaladı. Osmanlının bırakacağı boşluğun Anadolu yarımadasından Çin seddine kadar uzanan topraklar üzerinde dil,tarih, kültür birliği ve bütünlüğünü yaşayan toplumların kolayca bir araya gelebileceklerini düşündüğü ve ölümsüz bir devletin bu temeller üzerinde kurulabileceğini fark etti.
2. ATATÜRKÜN AVRASYA DEVLETİNİ KURMA ÇALIŞMALARI :
“Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik kurdukları ve yüzyılları beraberce yaşadıkları görülmüştür. Bizim, kurmak istediğimiz birliğin tarihte geçmişi olan birliklerin en üstünü olmasını isteriz.”
Evet! Gazi Mustafa Kemal Paşa “Tarihte görülmüş birliklerin en üstününü” kurmak amacındaydı. Bu fikri vicdanında bir sır gibi saklıyor bütün hareketlerini o noktayı hedefleyerek gerçekleştirmeye çalışıyordu. İşte bu Atatürk’ün gözünde milli misak’tı Ülke Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, düşman denize dökülmüş, vatan kurtulmuştu ancak ekonomi ve insan gücüde tükenmişti, bütçe neredeyse yok gibiydi enflasyon %250 ‘idi.
İşte böyle imkansız bir bütçeden 1924 yılında 200.000 TL. Ödenek ayrılmış ve “ Türkiyat Enstitüsü” kurulmuştu.
(200.000 TL. 200.000 altının karşılığıdır.)
Mustafa Kemal Paşa yok canından işte bu koşullar içinde “Büyük Türk Devletleri Birliği” hayali uğruna bu ölçüde fedakarlık yapmayı göze alabiliyordu ve hedefine yürümeyi tüm bu fedakarlıkları hovardalık farzedenlere rağmen sürdürüyordu.
Türkistan ve çevresindeki Türk kaynaklı toplumların hareketlerini sürekli izledi ve paralel çalımalar yaptı.
3. TÜRKİYE - SOVYET RUSYA İLİŞKİLERİ :
Gazi Paşa Büyük Türk Devletleri birliği kurma çalışmalarının gizli kalmasına büyük özen gösteriyordu. Ancak Sovyetler Birliği bu folklör,etnografya,tarih düzeyinde sürdürülen çalışmalardan rahatsız oluyordu, çünkü Türkiye ile bu toplumlar arasında kurulacak ilişkiler yalnızca Sovyetlerin zararına olabilirdi çünkü, Osmanlı Devletinin defteri kapatılmış, onun yerine onun kadar güçlü ve ondan daha uzun ömürlü bir devletin defteri açılmıştı.”Türk Cumhuriyetleri Birliği”.
4. SONUÇ :
Selanik günlerinden beri bir sır gibi vicdanında sakladığı bu fikir artık gerçekleşme yoluna girmeliydi. Onun için Türkiyat Enstitüsü yolunu seçmişti.
Türkiyat Enstitüsü harıl harıl çalışıyordu önce “ Türk Dili Encümeni” kuruldu. Dildeki Arapça kökenli sözcükler yerine halkın içinde yaşayan Türkçe sözcüklerin yerleştirilmesi için bir ön çalışma başlatıldı. Eğer bir Türk Dünyası yeniden kurulacaksa, dili Arap ve Fars dilinin egemenliğinden kurtulmalıydı. Atatürk’ün bir diğer hedefi de; tarihti, tıpkı dil encümeni gibi bir tarih encümeni kuruldu. Gazi Paşa Tarih konusunda oldukça titiz davranıyordu. Tebliğlerin hepsini dikkatle okuyup gözden geçiriyor ve bu konuda çalışan yerli yabancı uzmanlara “Türk Tarihinin Anahatları” adını verdiği bir kitabın bölümlerini yazdırıyordu.
Mustafa Kemal tarihin devlet hayatındaki önemini çok iyi bildiği için bir yandan Dil Encümenini kurup ona dili sadeleştirme ve zenginleştirme görevi verirken bir yandan da bir Tarih Encümeni kurup onada Türk Tarihinin Orta Asya Türk Devletlerine kadar uzatılması çalışmalarına başlaması görevini veriyordu. Tüm bunlar “Atatürk’ün Avrasya Devletinin” temelini atan çalışmalar olmuştur. Ne yazık ki bütün bu çalışmalar Atatürk’ün vefatı nedeniyle yavaşlamış yarıda kalmış, hedefine ulaşamamıştır. Tüm bunlar Atatürk’ün geleceği görmedeki ustalığını ve dehasını ortaya koymaktadır.
Atatürk'ün Avrasya Devleti
KİTABIN YAZARI
İsmet BOZDAĞ
YAYINEVİ VE ADRESİ
Tekin Yayınevi Tekin Yayın Dağıtım San. Ltd.
BASIM TARİHİ
1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerin tek çatı altında toplanışı.
KİTABIN ÖZETİ :
KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ :
1. Milliyetçilik akımının Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkileri
2. Atatürk’ün Avrasya Devletini kurma çalışmaları
3. Türkiye - Sovyet Rusya ilişkileri
4. Sonuç
GİRİŞ :
Gazi Mustafa Kemal, daha 1900’lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu 5,5 milyon kilometrekarelik topraklarda hüküm sürerken Balkan savaşı bile olmamışken, Selanik’teki arkadaş toplantılarında Osmanlı Devletinin parçalanacağını söylemiş fakat yerine neyin gelmesi gerektiğini söylememişti. Mustafa Kemal Paşa hiçbir şeyi zamanından önce açıklamamış, zamanı gelmeden oluşmasına girişmemiştir.
1. MİLLİYETÇİLİK AKIMININ OSMANLI İMPARATORLUĞU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ :
Osmanlı Devletinden Yunanlılar, Sırplar,Romenler kopmuş Bulgarlar, Ermeniler, Araplar ve Arnavutlar sabırsızlıkla sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Parçalanmak Osmanlı İmparatorluğunun kaçınılmaz sonu idi. Bu son çok uzakta değildi Osmanlı Devleti parçalandıktan sonra bırakacağı siyasi boşluğu ne dolduracaktı ? Mademki çok uluslu devletleri parçalayan milliyetçik akımları olduğuna göre, Osmanlı Devletinin bıraktığı siyasi boşluğu dolduracak toplum Milliyetçilik akımlarından etkilenmeyecek bir toplum olmalıydı. Bu fikir Gazi Mustafa Kemalin beynini yıllarca tırmaladı. Osmanlının bırakacağı boşluğun Anadolu yarımadasından Çin seddine kadar uzanan topraklar üzerinde dil,tarih, kültür birliği ve bütünlüğünü yaşayan toplumların kolayca bir araya gelebileceklerini düşündüğü ve ölümsüz bir devletin bu temeller üzerinde kurulabileceğini fark etti.
2. ATATÜRKÜN AVRASYA DEVLETİNİ KURMA ÇALIŞMALARI :
“Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik kurdukları ve yüzyılları beraberce yaşadıkları görülmüştür. Bizim, kurmak istediğimiz birliğin tarihte geçmişi olan birliklerin en üstünü olmasını isteriz.”
ATATÜRK
İşte böyle imkansız bir bütçeden 1924 yılında 200.000 TL. Ödenek ayrılmış ve “ Türkiyat Enstitüsü” kurulmuştu.
(200.000 TL. 200.000 altının karşılığıdır.)
Mustafa Kemal Paşa yok canından işte bu koşullar içinde “Büyük Türk Devletleri Birliği” hayali uğruna bu ölçüde fedakarlık yapmayı göze alabiliyordu ve hedefine yürümeyi tüm bu fedakarlıkları hovardalık farzedenlere rağmen sürdürüyordu.
Türkistan ve çevresindeki Türk kaynaklı toplumların hareketlerini sürekli izledi ve paralel çalımalar yaptı.
3. TÜRKİYE - SOVYET RUSYA İLİŞKİLERİ :
Gazi Paşa Büyük Türk Devletleri birliği kurma çalışmalarının gizli kalmasına büyük özen gösteriyordu. Ancak Sovyetler Birliği bu folklör,etnografya,tarih düzeyinde sürdürülen çalışmalardan rahatsız oluyordu, çünkü Türkiye ile bu toplumlar arasında kurulacak ilişkiler yalnızca Sovyetlerin zararına olabilirdi çünkü, Osmanlı Devletinin defteri kapatılmış, onun yerine onun kadar güçlü ve ondan daha uzun ömürlü bir devletin defteri açılmıştı.”Türk Cumhuriyetleri Birliği”.
4. SONUÇ :
Selanik günlerinden beri bir sır gibi vicdanında sakladığı bu fikir artık gerçekleşme yoluna girmeliydi. Onun için Türkiyat Enstitüsü yolunu seçmişti.
Türkiyat Enstitüsü harıl harıl çalışıyordu önce “ Türk Dili Encümeni” kuruldu. Dildeki Arapça kökenli sözcükler yerine halkın içinde yaşayan Türkçe sözcüklerin yerleştirilmesi için bir ön çalışma başlatıldı. Eğer bir Türk Dünyası yeniden kurulacaksa, dili Arap ve Fars dilinin egemenliğinden kurtulmalıydı. Atatürk’ün bir diğer hedefi de; tarihti, tıpkı dil encümeni gibi bir tarih encümeni kuruldu. Gazi Paşa Tarih konusunda oldukça titiz davranıyordu. Tebliğlerin hepsini dikkatle okuyup gözden geçiriyor ve bu konuda çalışan yerli yabancı uzmanlara “Türk Tarihinin Anahatları” adını verdiği bir kitabın bölümlerini yazdırıyordu.
Mustafa Kemal tarihin devlet hayatındaki önemini çok iyi bildiği için bir yandan Dil Encümenini kurup ona dili sadeleştirme ve zenginleştirme görevi verirken bir yandan da bir Tarih Encümeni kurup onada Türk Tarihinin Orta Asya Türk Devletlerine kadar uzatılması çalışmalarına başlaması görevini veriyordu. Tüm bunlar “Atatürk’ün Avrasya Devletinin” temelini atan çalışmalar olmuştur. Ne yazık ki bütün bu çalışmalar Atatürk’ün vefatı nedeniyle yavaşlamış yarıda kalmış, hedefine ulaşamamıştır. Tüm bunlar Atatürk’ün geleceği görmedeki ustalığını ve dehasını ortaya koymaktadır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI
Mayıs-1995
1. KİTABIN KONUSU:Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan aşk,memleket,vatan ve millet sevgisi.
2.KİTABIN ÖZETİ: Peyami,Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazmaktadır.olayları anlatmaya mütareke yıllarından başlar.Annesi onu amcasının kızı Ayşe ile evlendirmek istemiş fakat,o yurt dışına kaçmıştır.Geri döndüğünde Ayşe’nin ağabeyi Cemal görevi nedeniyle İstanbul’a atanmıştır.Onunla arası hiç iyi olmamasına rağmen kısa sürede iyi bir dost oluverirler.Düşman uçaklarının İstanbul’u bombaladıkları bir günde Cemal’in İhsan adında bir arkadaşıyla tanışır.Ogünden sonra her şeyi birlikte yaparlar.O sıralarda Bulgar Mütarekesi yapılır.Bununla birlikte dünyaya Türklerin barbar,ilkel insanlar olmadıklarını göstermek için toplumdan her kesimin katıldığı büyük mitngler yapılır.Bunların en büyüğü olan Sultan Ahmet Mitingi’ne İzmir’den yeni gelen Ayşe-kocası ve çocuğu Yunanlılarca öldürülmüştür- de katılmıştır.Bir kesim de Ayşe’yi kullanarak İngilizlerin dostluğunu kazanmak ister ama,Ayşe’nin İngilizlere olan tutumu etrafındakilerde büyük bir savaş azmi doğurur.Düşmanlar tarafından da bu olay çok ciddi karşılanır ve Ayşe,Peyami ve Cemeli’in öldürüleceği söylentileri yayılır.Bu arada Peyami ve İhsan arasında tatlı aşk rekebeti başlar.İşte Peyami bu aşk ve memleket mücadelesine ATEŞTEN GÖMLEK adını verir. Peyami uzun süreli hastalığından sonra Ayşe ile bilikte Adapazarı’na ,İhsan’ın yanına giderler.Burada bulunan Kezban Ayşe’yi çok kıskanır çünkü o da İhsan’I sevmektedir.İhsan Ayşe’yi Eskişehir’e,Cemal’in yanına gönderir.Peyamiye de askerlik eğitimi verdirir.Tam o sıralarda Kezban olayı patlak verir.Mehmet Çavuş uyarılmasına rağmen herşeyi göze alarak onu kaçırır.Konya’da çıkan isyanın ardında da o çıkar. İsyan bastırılır ve Mehet Çavuş asılır ama Kezban’a ne olduğu asla öğrenilemez.Ardından Peyami Milli Savunma Bakanlığı’na atanır ve hepsinden uzakta kalır.Olan biten her şeyi Ayşe’nin mektuplarından öğrenir.Fakat Rumca bildiği ve fotoğraf çekebildiği için Batı Cephesi’ne atanır.Gittiği birlikte İhsan da vardır.İhsan,Ayşe ile arsında geçen tüm aşk hikayesini anlatır ve Peyami de bir daha bu iki kutsal aşığın arasına girmez.Artık ordu Sakarya’nın doğusunda mevzi almış,savaş başlamak üzeredir.Hepsi aynı kolordudadırlar. Nihayet savaş ,bir sabah düşman uçaklarının bombardımanıyla başlar ve birlikler taarruza geçer.İhsan alması gereken Karadağ’a tırmanırken alnına gelen bir kurşrnla şehit düşer.Buhaberi alan Ayşe de yolda canını verir.Arkasından Cemal’in de ölüm haberi gelir.Artık Peyami tek başınadır.Nihayet o da bu yolda bacaklarını kaybeder ve başına bir kurşun saplanır.Fakat Peyami’nin bu tanımladığı tiplerin hiç biri gerçek değildir.Buna kafasında bulunan kurşun sebep olmaktadır.O da ameliyat masasında hayata gözlerini yumar.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanoğlu için;vatan,millet,memleket sevgisi,yeri geldiğinde aşktan daha üstündür.
4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Olaylar genel olarak Kurtuluş Savaşı yıllarında geçiyor.Ama dar mekan olarak da İstanbul,Ankara,İzmir,Eskişehir,Adapazarı ve Konya’yı gösterebiliriz.
ŞAHISLAR:
PEYAMİ: Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazar.O daihsan gibi Ayşe’yi çok sever.
AYŞE: Kocası ve çocuğu Yunanlılarca öldürülmüştür.Oldukça alımlı,etrafındakilere hayranlık uyandıran,zeki bir kadın.İçi savaş azmi ile doludur.Cemal’in kardeşidir.
İHSAN:Nazik,her zaman etrafındakilerin yatdımına koşan,yiğit bir Türk subayıdır.Ayşe’yi uğrunda ölebilecek kadar çok sevmektedir.
CEMAL:Ayşe’nin ağabeyidir.Bir çok muhrebeye katılmış,cengâver bir Türk subayıdır.
KEZBAN:Babası Balkan Harbi’nde şehit düşmüş,İhsan tarafından yetiştirilen,İhsan’a tutkun,genç bir anadolu kızı.
MEHMET ÇAVUŞ:Büyük bir vatan sever olmakla birlikte Kezban meselesi yüzünden hilafet ordusuna katılmış,yiğit bir askerdir.
5. KİTAB HAKKINDA SAHŞİ GÖRÜŞLER:
Kitap hem bizim milli tarihimizi yansıttığı;hem de vatan,memleket ve millet sevgisi ile aşkı bir arada işlediği için okunması gereken bir kitaptır.Ayrıca Kurtuluş Savaşı’ndan ilginç,çarpıcı örnekler vermektedir.
[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
HALİDE EDİP ADIVAR (1884 - 1964 )
Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarakCumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.
Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asri" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.
Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi,zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimai ve siyasi nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevi tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insani ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.
Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.
ESERLERİ:
ROMAN: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;
ÖYKÜ: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
ANI: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI
Mayıs-1995
1. KİTABIN KONUSU:Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan aşk,memleket,vatan ve millet sevgisi.
2.KİTABIN ÖZETİ: Peyami,Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazmaktadır.olayları anlatmaya mütareke yıllarından başlar.Annesi onu amcasının kızı Ayşe ile evlendirmek istemiş fakat,o yurt dışına kaçmıştır.Geri döndüğünde Ayşe’nin ağabeyi Cemal görevi nedeniyle İstanbul’a atanmıştır.Onunla arası hiç iyi olmamasına rağmen kısa sürede iyi bir dost oluverirler.Düşman uçaklarının İstanbul’u bombaladıkları bir günde Cemal’in İhsan adında bir arkadaşıyla tanışır.Ogünden sonra her şeyi birlikte yaparlar.O sıralarda Bulgar Mütarekesi yapılır.Bununla birlikte dünyaya Türklerin barbar,ilkel insanlar olmadıklarını göstermek için toplumdan her kesimin katıldığı büyük mitngler yapılır.Bunların en büyüğü olan Sultan Ahmet Mitingi’ne İzmir’den yeni gelen Ayşe-kocası ve çocuğu Yunanlılarca öldürülmüştür- de katılmıştır.Bir kesim de Ayşe’yi kullanarak İngilizlerin dostluğunu kazanmak ister ama,Ayşe’nin İngilizlere olan tutumu etrafındakilerde büyük bir savaş azmi doğurur.Düşmanlar tarafından da bu olay çok ciddi karşılanır ve Ayşe,Peyami ve Cemeli’in öldürüleceği söylentileri yayılır.Bu arada Peyami ve İhsan arasında tatlı aşk rekebeti başlar.İşte Peyami bu aşk ve memleket mücadelesine ATEŞTEN GÖMLEK adını verir. Peyami uzun süreli hastalığından sonra Ayşe ile bilikte Adapazarı’na ,İhsan’ın yanına giderler.Burada bulunan Kezban Ayşe’yi çok kıskanır çünkü o da İhsan’I sevmektedir.İhsan Ayşe’yi Eskişehir’e,Cemal’in yanına gönderir.Peyamiye de askerlik eğitimi verdirir.Tam o sıralarda Kezban olayı patlak verir.Mehmet Çavuş uyarılmasına rağmen herşeyi göze alarak onu kaçırır.Konya’da çıkan isyanın ardında da o çıkar. İsyan bastırılır ve Mehet Çavuş asılır ama Kezban’a ne olduğu asla öğrenilemez.Ardından Peyami Milli Savunma Bakanlığı’na atanır ve hepsinden uzakta kalır.Olan biten her şeyi Ayşe’nin mektuplarından öğrenir.Fakat Rumca bildiği ve fotoğraf çekebildiği için Batı Cephesi’ne atanır.Gittiği birlikte İhsan da vardır.İhsan,Ayşe ile arsında geçen tüm aşk hikayesini anlatır ve Peyami de bir daha bu iki kutsal aşığın arasına girmez.Artık ordu Sakarya’nın doğusunda mevzi almış,savaş başlamak üzeredir.Hepsi aynı kolordudadırlar. Nihayet savaş ,bir sabah düşman uçaklarının bombardımanıyla başlar ve birlikler taarruza geçer.İhsan alması gereken Karadağ’a tırmanırken alnına gelen bir kurşrnla şehit düşer.Buhaberi alan Ayşe de yolda canını verir.Arkasından Cemal’in de ölüm haberi gelir.Artık Peyami tek başınadır.Nihayet o da bu yolda bacaklarını kaybeder ve başına bir kurşun saplanır.Fakat Peyami’nin bu tanımladığı tiplerin hiç biri gerçek değildir.Buna kafasında bulunan kurşun sebep olmaktadır.O da ameliyat masasında hayata gözlerini yumar.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanoğlu için;vatan,millet,memleket sevgisi,yeri geldiğinde aşktan daha üstündür.
4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Olaylar genel olarak Kurtuluş Savaşı yıllarında geçiyor.Ama dar mekan olarak da İstanbul,Ankara,İzmir,Eskişehir,Adapazarı ve Konya’yı gösterebiliriz.
ŞAHISLAR:
PEYAMİ: Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazar.O daihsan gibi Ayşe’yi çok sever.
AYŞE: Kocası ve çocuğu Yunanlılarca öldürülmüştür.Oldukça alımlı,etrafındakilere hayranlık uyandıran,zeki bir kadın.İçi savaş azmi ile doludur.Cemal’in kardeşidir.
İHSAN:Nazik,her zaman etrafındakilerin yatdımına koşan,yiğit bir Türk subayıdır.Ayşe’yi uğrunda ölebilecek kadar çok sevmektedir.
CEMAL:Ayşe’nin ağabeyidir.Bir çok muhrebeye katılmış,cengâver bir Türk subayıdır.
KEZBAN:Babası Balkan Harbi’nde şehit düşmüş,İhsan tarafından yetiştirilen,İhsan’a tutkun,genç bir anadolu kızı.
MEHMET ÇAVUŞ:Büyük bir vatan sever olmakla birlikte Kezban meselesi yüzünden hilafet ordusuna katılmış,yiğit bir askerdir.
5. KİTAB HAKKINDA SAHŞİ GÖRÜŞLER:
Kitap hem bizim milli tarihimizi yansıttığı;hem de vatan,memleket ve millet sevgisi ile aşkı bir arada işlediği için okunması gereken bir kitaptır.Ayrıca Kurtuluş Savaşı’ndan ilginç,çarpıcı örnekler vermektedir.
[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
HALİDE EDİP ADIVAR (1884 - 1964 )
Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarakCumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.
Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asri" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.
Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi,zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimai ve siyasi nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevi tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insani ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.
Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.
ESERLERİ:
ROMAN: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;
ÖYKÜ: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
ANI: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı : Ateşten Gömlek
Kitabın Yazarı : Halide Edip Adıvar
Yayın Evi ve Adresi : Halit Işıklıgil Kağıtçılık ve Kitapçılık - İstanbul
Basım Yılı : 1954
1. Kitabın konusu: İzmirli Ayşe etrafında, Anadolu da, önce çetelerle başlayan, sonra düzenli ordu ile devam eden ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş savaşının hikâyesi anlatılır.
2. Kitabın özeti:
Romanın hemen hemen tamamı Peyami'nin hatıra defterinden ibarettir. Peyami, Ankara'da Cebeci hastanesinde yatarken,4 teşrinisani ile 17 kanunuevvel tarihleri arasında, kırk üç gün zarfında hatırladıklarını bir deftere yazmıştır.
İzmir'in işgali sırasında kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından öldürülen Ayşe, bir İtalyan ailenin yanına sığınır; sonra da onların yardımıyla İstanbul'a akrabalarından olan Peyami'nin annesi’nin evine gelir. Hariciye kaleminde memur olan Peyami de bu evde kalmaktadır. Bir müddet sonra Gedikpaşa da başka bir eve, kendi evine taşınır.
Protesto mitingleri yapılmaktadır. İstanbul da birbirinden farklı çevrelerde, bir mücadele arzusu uyanmaktadır. Tam bu günlerde, İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilir. İşgalciler, kendilerine muhalif olanların ileri gelenlerini sürgüne göndermeye başlar. Ayşe'nin evi aranır.
Ayşe, İstanbullu gençlerin gözünde İzmir'in ve kurtuluşun sembolüdür. Peyami ve arkadaşı İhsan, Ayşe ile birlikte, Kuvva-yı Milliye'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçerler.
Peyami ile İhsan, hastabakıcılık yapan Ayşe'yi içten içe sevmektedirler.
Önce Adapazarı, Geyve civarında Halife ordusuyla çarpışırlar. Çeteler de birbirleriyle kavga etmektedirler. Kimi padişah taraftarı, kimi Kuvva-yı Milliye'yi benimsemiştir. Bu arada Mehmet Çavuş aralarına katılır. Peyami de artık bir işe yaramak ve Ayşe'nin gözünde değer kazanmak için savaşa fiilen katılmak ister ve Mehmet Çavuştan silah kullanmayı öğrenir. Doğançay'dan sonra Eskişehir'e giderler. Kezban da arkalarından; daha doğrusu İhsan'ın arkasından gider. Kezban , İhsan'ı, Mehmet Çavuş'ta Kezban'ı sevmektedir. Mehmet Çavuş Peyami'yi yaralamak pahasına Kezban'ı kaçırır.
Bu arada İhsan ve peyami Konya isyanını bastırmakla görevlendirilirler. Mehmet Çavuş artık karşı cephededir ve onun hazırladığı bir pusuya düşerler. İhsan Kezban'ın yardımıyla pusudan kurtulur, Mehmet Çavuş yakalanıp asılır ve Kezban kayıplara karışır.
Peyami Ankara'ya tayin edilir; İhsan alay kumandanı olur. Birinci ve ikinci İnönü savaşları kazanılır. Sakarya savaşı başlar. Peyami tekrar cepheye döner ve bir top mermisiyle bacaklarını kaybeder. İhsan ile Ayşe de vurulurlar. Bir çadırda yanyana iki sedye de yatmaktadırlar. Onları bir köyün küçük ve sessiz mezarlığına yanyana gömerler. Peyami "İşte İzmir'i aldınız, İzmir'e girdiniz" diye düşünür.
Cemal de şehit düşer.
Roman'ın sonuna eklenen bir nottan, Peyami'nin Ankara Cebeci hastanesinde, kafasındaki kurşun çıkarılırken vefat ettiğini öğreniriz.
3.Kitabın ana fikri:
Hem vatanın içinde bulunduğu felâketi hem de bu felaketi yaşayan; aşkları,ihtirasları, kıskançlıkları ve vazifeleri arasında kalan insanların ruh çatışmalarını da ifade etmektedir.
4. Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Peyami:
Romanda anlatılan olayları hatıra defterinden öğrendiğimiz bir hariciye memuru. Ayşe'ye duyduğu aşk yüzünden olaylara karışan ve kendini bir anda Milli Mücadele'nin içinde bulan bir genç.
Cemal:
Ayşe'nin ağabeyi. Milli mücadele'nin önemli subaylarından birisi. Daha o yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip.
Ayşe:
İzmir'in ve Kurtuluş'un bir sembolü olarak görülen genç bir kadın. Kocası ve oğlu İzmir'in işgali sırasında Yunanlılar tarafından öldürülünce, önce İstanbul'a gelir; oradan da Anadolu'ya geçerek Milli Mücadeleye bir hemşire olarak katılır. Cephe de, ön safhalar da hizmet görür.
İhsan:
Cemal'in ve Peyami'nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan birisidir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşeyi sevmektedir. Birinci ve İkinci İnönü savaşlarına katılır. Sakarya savaşında şehit olur. Ayşe ile birlikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürler.
Mehmet Çavuş:
Şahsi kini dolayısıyla çeteci olmuştur. Rumeli de Bulgar çeteleri ile vuruşmuş; Padişah'a düşmanlığı sebebiyle Milli Mücadele'ye katılmıştır. Kezban'a aşık olunca, onun ardından gider. Kezban'ı kaçırır. Fakat Kezban' ın İhsan'ı sevmiş olmasını gururuna yediremeyip Kuvva-yı Milli'yeden ayrılır.Bir isyan girişimi sırasında İhsan tarafından yakalanıp, asılır.
Kezban:
Anası ve Babası Yunanlılar tarafından öldürülmüş bir köylü kızı. İhsan'ı seviyor. Ve bu aşkın çekiciliği ile onun ardından giderek Milli Mücadele'ye katılıyor. Hem kıskanç hem fedakâr bir genç kız.
5. Kitap hakkında şahsi görüşler:
Romanda teferruat boldur. Bir yolculuk olanca teferruatı ile anlatılmış. Bir cephenin bulunduğu yerden alınıp başka bir yere götürülmesi sayfalar sürüyor.
Bütün bunlara rağmen, romanın bütün kusurlarını örten bir realizm, okuyanı hayran bırakan bir dürüstlük ve inanmışlık var.
6. Kitabın yazarı hakkında bilgi:
XX. yüzyıl romancılarından(İstanbul 1884- İstanbul 9 Ocak 1964). Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdi(1901).Milli Mücadele’ye katıldı; onbaşı ve çavuş rütbeleri aldı.1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne getirildi.1950-1954 döneminde İzmir milletvekili oldu.
Milli Mücadele’yi, Osmanlı Devleti’nin son dönemini, İstanbul’un mahalli hayatını aksettiren romanlar yazdı.Sinekli Bakkal romanı onun en çok okunan ve basılan romanlarımızın başında gelir.
Romanları dışındaki eserleri:
Hikaye: Harap Mâbetler(1911), Dağa Çıkan Kurt(1922), İzmir’den Bursa’ya(1922), Kubbede Kalan Hoş Sada(1938).
Hatıra: Türk’ün Ateşle İmtihanı(1962), Mor Salkımlı Ev(1963).
Tiyatro: Kenen Çobanları(1918), Maske ve Ruh(1945).
[B] [/B]
[B] [/B]
[B] [/B]
Kitabın Yazarı : Halide Edip Adıvar
Yayın Evi ve Adresi : Halit Işıklıgil Kağıtçılık ve Kitapçılık - İstanbul
Basım Yılı : 1954
1. Kitabın konusu: İzmirli Ayşe etrafında, Anadolu da, önce çetelerle başlayan, sonra düzenli ordu ile devam eden ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş savaşının hikâyesi anlatılır.
2. Kitabın özeti:
Romanın hemen hemen tamamı Peyami'nin hatıra defterinden ibarettir. Peyami, Ankara'da Cebeci hastanesinde yatarken,4 teşrinisani ile 17 kanunuevvel tarihleri arasında, kırk üç gün zarfında hatırladıklarını bir deftere yazmıştır.
İzmir'in işgali sırasında kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından öldürülen Ayşe, bir İtalyan ailenin yanına sığınır; sonra da onların yardımıyla İstanbul'a akrabalarından olan Peyami'nin annesi’nin evine gelir. Hariciye kaleminde memur olan Peyami de bu evde kalmaktadır. Bir müddet sonra Gedikpaşa da başka bir eve, kendi evine taşınır.
Protesto mitingleri yapılmaktadır. İstanbul da birbirinden farklı çevrelerde, bir mücadele arzusu uyanmaktadır. Tam bu günlerde, İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilir. İşgalciler, kendilerine muhalif olanların ileri gelenlerini sürgüne göndermeye başlar. Ayşe'nin evi aranır.
Ayşe, İstanbullu gençlerin gözünde İzmir'in ve kurtuluşun sembolüdür. Peyami ve arkadaşı İhsan, Ayşe ile birlikte, Kuvva-yı Milliye'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçerler.
Peyami ile İhsan, hastabakıcılık yapan Ayşe'yi içten içe sevmektedirler.
Önce Adapazarı, Geyve civarında Halife ordusuyla çarpışırlar. Çeteler de birbirleriyle kavga etmektedirler. Kimi padişah taraftarı, kimi Kuvva-yı Milliye'yi benimsemiştir. Bu arada Mehmet Çavuş aralarına katılır. Peyami de artık bir işe yaramak ve Ayşe'nin gözünde değer kazanmak için savaşa fiilen katılmak ister ve Mehmet Çavuştan silah kullanmayı öğrenir. Doğançay'dan sonra Eskişehir'e giderler. Kezban da arkalarından; daha doğrusu İhsan'ın arkasından gider. Kezban , İhsan'ı, Mehmet Çavuş'ta Kezban'ı sevmektedir. Mehmet Çavuş Peyami'yi yaralamak pahasına Kezban'ı kaçırır.
Bu arada İhsan ve peyami Konya isyanını bastırmakla görevlendirilirler. Mehmet Çavuş artık karşı cephededir ve onun hazırladığı bir pusuya düşerler. İhsan Kezban'ın yardımıyla pusudan kurtulur, Mehmet Çavuş yakalanıp asılır ve Kezban kayıplara karışır.
Peyami Ankara'ya tayin edilir; İhsan alay kumandanı olur. Birinci ve ikinci İnönü savaşları kazanılır. Sakarya savaşı başlar. Peyami tekrar cepheye döner ve bir top mermisiyle bacaklarını kaybeder. İhsan ile Ayşe de vurulurlar. Bir çadırda yanyana iki sedye de yatmaktadırlar. Onları bir köyün küçük ve sessiz mezarlığına yanyana gömerler. Peyami "İşte İzmir'i aldınız, İzmir'e girdiniz" diye düşünür.
Cemal de şehit düşer.
Roman'ın sonuna eklenen bir nottan, Peyami'nin Ankara Cebeci hastanesinde, kafasındaki kurşun çıkarılırken vefat ettiğini öğreniriz.
3.Kitabın ana fikri:
Hem vatanın içinde bulunduğu felâketi hem de bu felaketi yaşayan; aşkları,ihtirasları, kıskançlıkları ve vazifeleri arasında kalan insanların ruh çatışmalarını da ifade etmektedir.
4. Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Peyami:
Romanda anlatılan olayları hatıra defterinden öğrendiğimiz bir hariciye memuru. Ayşe'ye duyduğu aşk yüzünden olaylara karışan ve kendini bir anda Milli Mücadele'nin içinde bulan bir genç.
Cemal:
Ayşe'nin ağabeyi. Milli mücadele'nin önemli subaylarından birisi. Daha o yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip.
Ayşe:
İzmir'in ve Kurtuluş'un bir sembolü olarak görülen genç bir kadın. Kocası ve oğlu İzmir'in işgali sırasında Yunanlılar tarafından öldürülünce, önce İstanbul'a gelir; oradan da Anadolu'ya geçerek Milli Mücadeleye bir hemşire olarak katılır. Cephe de, ön safhalar da hizmet görür.
İhsan:
Cemal'in ve Peyami'nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan birisidir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşeyi sevmektedir. Birinci ve İkinci İnönü savaşlarına katılır. Sakarya savaşında şehit olur. Ayşe ile birlikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürler.
Mehmet Çavuş:
Şahsi kini dolayısıyla çeteci olmuştur. Rumeli de Bulgar çeteleri ile vuruşmuş; Padişah'a düşmanlığı sebebiyle Milli Mücadele'ye katılmıştır. Kezban'a aşık olunca, onun ardından gider. Kezban'ı kaçırır. Fakat Kezban' ın İhsan'ı sevmiş olmasını gururuna yediremeyip Kuvva-yı Milli'yeden ayrılır.Bir isyan girişimi sırasında İhsan tarafından yakalanıp, asılır.
Kezban:
Anası ve Babası Yunanlılar tarafından öldürülmüş bir köylü kızı. İhsan'ı seviyor. Ve bu aşkın çekiciliği ile onun ardından giderek Milli Mücadele'ye katılıyor. Hem kıskanç hem fedakâr bir genç kız.
5. Kitap hakkında şahsi görüşler:
Romanda teferruat boldur. Bir yolculuk olanca teferruatı ile anlatılmış. Bir cephenin bulunduğu yerden alınıp başka bir yere götürülmesi sayfalar sürüyor.
Bütün bunlara rağmen, romanın bütün kusurlarını örten bir realizm, okuyanı hayran bırakan bir dürüstlük ve inanmışlık var.
6. Kitabın yazarı hakkında bilgi:
XX. yüzyıl romancılarından(İstanbul 1884- İstanbul 9 Ocak 1964). Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdi(1901).Milli Mücadele’ye katıldı; onbaşı ve çavuş rütbeleri aldı.1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğüne getirildi.1950-1954 döneminde İzmir milletvekili oldu.
Milli Mücadele’yi, Osmanlı Devleti’nin son dönemini, İstanbul’un mahalli hayatını aksettiren romanlar yazdı.Sinekli Bakkal romanı onun en çok okunan ve basılan romanlarımızın başında gelir.
Romanları dışındaki eserleri:
Hikaye: Harap Mâbetler(1911), Dağa Çıkan Kurt(1922), İzmir’den Bursa’ya(1922), Kubbede Kalan Hoş Sada(1938).
Hatıra: Türk’ün Ateşle İmtihanı(1962), Mor Salkımlı Ev(1963).
Tiyatro: Kenen Çobanları(1918), Maske ve Ruh(1945).
[B] [/B]
[B] [/B]
[B] [/B]
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Ayaşlı ve kiracıları
KİTABIN YAZARI : Memduh Şevket ESENDAL
YAYINEVİ VE ADRESİ :Bilgi Yayınevi
BASIM YILI :1988
KİTABIN KONUSU : Ayaşlı’nın evinde bir oda tutan yazarın başından geçen olaylar anlatılmaktadır.
[B] [/B]
[B]2.AYAŞLI VE KİRACILARI [/B]
Yazar,İbrahim efendinin(Ayaşlı) evinde bir oda kiralar.Soluk benizli bir kızın yardımıyla eve yerleşir.Kızın ismi Halide’dir .Daha sonra bu kızın evin hizmetçisi olduğunu farkeder. Ertesi gün mutfakta Halide’yi beklerken şoför Fuat’ın annesi ile karşılaşır ve tanışırlar.Daha sonra yaşlı kadının gelini Faika ile de tanışır.Yalı kadın hep oğlunun okumayışından dolayı yazara yakınır.Bu arada yazar, abisinin yakın dostu olan Hasan beyle tanışır.
Yazarın ilk taşındığı haftalarda bir gün sabah işe gitmek için odadan çıkınca yerde Halide’nin yattığını görür.Onu doktor olan bir arkadaşına yollar.Doktor Halide’nin hamile olduğunu tespit eder ve kendisine söyler.Hasan beyin bitişiğinde oturan bir konsolos(Şefik bey) vardır.Bu konsolosun evine bir gün iki genç gelir.Şefik bey Halide’den bir masa örtüsü ister.Şefik bey bu iki gençle o akşam içereler ve bu masa örtüsünü yanlışlıkla yakarlar.Bu masa örtüsü yüzünden Halide ile Şefik bey tartışırlar ve Halide Şefik beyin elini yüzünü tırnaklarıyla yırtar.Şefik beyde Halide’nin kovulmasını ister.
Apartmanın 8 numaralı odasında bir ufak çocukları ile genç bir karı koca otururlar(erkek:Abdülkerim bey,kadın:İffet hanım).Bu çiftin üç çocuğu olur ve ikisi ölür.Hayatta kalan çocuk ise çok yaramazdır.Bu çocuk yüzünden bu genç çift sürekli tartışırlar ve çözüm bulamazlar.
6 numaraya İskender bey adında bir tüccar taşınır.İskender beyin taşınması ile Ayaşlı’nın evinde oturan tüm kiracılar daha fıkı olurlar.Eve bir canlılık gelir sanki.
Ayaşlı’nın kiracıları o hiç konuşmadıkları 8 numarada oturan Turan hanım ve Haki bey’le de İskender bey sayesinde tanışıp,birbirlerine her gün gelip gitmeye başlarlar ve kumar oynarlar.Bu oyunlarda en çok yenilende Abdülkerim’le karısı İffet hanım olurlar.
9 numarada oturan hukuk reisinin başka bir yere taşınması üzerine yerine Hüseyin bey adında bir adam taşınır ve bu adamın bir sürü tarla işi ile mahkemesi vardır.Sürekli mahkemeyi kazanmak için çaba sarfeder.Apartmanda herkese derdini anlatır.
Her gece Turan hanımın evinde kumar oynamaya devam ederler(Cevat adında bir çocuk Turan hanıma kumar oynamak için müşteriler getirir).Bir gün Cevat yine iki erkek müşteri getiriri ve bundan Haki bey,Ayaşlı ve yazar rahatsız olurlar.Bundan sonrada bu tür adamlar bir daha apartmana giremezler.
Halide kendisini hamile bırakan çocuğu (Rasim) bulur ve durumu anlatır.Rasim ona bir ev kiralar ve çocuğun doğmasını beklerler.Halide’de hizmetçilikten ayrılır.Yerine Raife adında bir hanım gelir.Raife hanım dedikoducu biridir.Yazara ille de kızıma bir iş bul diye tutturur.Yazar bu kadını ve kızlarını başından zor atar.
Turan hanımın kendisinden hoşlandığını anlayan yazar bu kadından çekinmektedir.Bir gün bir öğleüstü (Yazar odasında uzanmış yatıyorken)kapı çalınır.Kapıyı açar ve karşısında Turan hanımı bulur.Kendisinde ince ağızlı bir cımbız olup olmadığını sorar.O da Turan hanımı buyur eder ve aramaya koyulur.Fakat Turan hanım kendisine sulanır.Bu arada kapı çalınır.Gelen ise banka memurunun doktor arkadaşı Fahri’dir.Turan hanım bu arada odadan ayrılır.Fahri yazara müdürlerinin hasta olduğunu söyler.ikisi birlikte müdür beyin evine giderler.Orada müdürün eşi ve eşinin yeğeni(Melek) ile tanışırlar.Yazar kızı çok beğenmiştir.
Bir yemeğine Ayaşlı Abdülkerim’e yenilir ve herkes Ayaşlının odasına yemeğe gider.Turan hanım yemekten sonra yazarı rahat bırakmaz ve karda yürümek istediğini söyler ve bu konuda ısrar eder.Yazar da Turan ve Faika ile dışarı gezmeye çıkarlar.Bu iki kadın hiç de rahat durmaz ve yazar bu durumdan hiç hoşnut olmaz.Bu kadınların ona olan yakınlığının evlendiğinde kendisi ve eşi açısından tehlikeli olabileceğini düşünür.Banka yazarı bir işi anlamak ve rapor etmek için Adana’ya yollar.Yazar iki ay Adana,Mersin,Tarsus taraflarında kalır.
Yazar,Faika’nın annesi Makbule hanımın genelev işlettiğini ve Ayaşlı ile evli olduklarını öğrenir ve bu duruma canı sıkılır.Daha sonra bu durumu Hasanbey’de öğrenir ve ikisi de evden ayrılmak ister.İlerleyen günlerde yazar Turan hanımın arkadaşları olan Süse hanım ve Berrin hanımla tanışırlar.Bu iki kadın Cavide adındaki bir kıza yazarın bir iş bulması için ısrar ederler.O da birşeyler yapmaya çalışacağını söyler.Ertesi gün Cavide yazarın yanına gelir ve iş hakkında konuşurlar fakat yazar Cavide’nin işten çok koca bulmak istediğinin farkına varır.İlerleyen günlerde Cavide sürekli gelip gitmeye başlar.Yazar,Cavide’nin kendisini beğendiğine daha çok inanmaya başlar.Cavide neredeyse her gün yazarın yanına uğrar.Mahallede “Cavideyle evlenecekmiş” diye bir dedikodu da çıkar ve yazar bundan çok rahatsız olur.Cavide’ye il dışında bir iş bulup başından atmak ister ve öyle de yapar.
Bir gün kumar davasından kavga çıkar ve Turan hanım başka bir eve taşınır.Turan gittikten bir ay kadar sonra Hasanbey’e inme indi.Bir ara Hasanbey iyileşir gibi olur ama bir gece birdenbire bozularak,uzun süren bir can çekişme devresi geçirip,bir ikidiüstü ölür.
Yazar arkadaşı Fahri’yi evlendirmek ister ve Melek hanımı Müdür bey’den ister.Onlar da kabul ederler.
Şefik beyin birkaç gün eve gelmediğinden şüphelenen ev sahipleri daha onra Şefik beyin öldürüldüğünü duyarlar.Fakat başı kesik olduğu için onu tanımakta güçlük çekerler.
Yazar aradan kısa bir süre geçtikten sonra Hasanbey’in kızı Selime ile evlenir ve bir çocukları olsun isterler.Onların bu çok sevinçli oldukları bu günlerde Ayaşlı’yı kaybederler...
KİTABIN ANAFİKRİ:İnsanlar hayatta hiç ummadıkları yerlerde hiç ummadıkları olaylarla karşılaşabilirler.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Halide:Kimsesiz,esmerce soluk benizli bir kızdır.Ezirganlıdır.
Faika:18 yaşlarında şımarık kızın tekidir.Ufacık tefecik birşeydir.
Şoför Fuat:Faika’nın kocasıdır.Kısa boylu,karısı gibi ufak tefek,açıkgöz ve birazda çapkın birisidir.
Hasanbey:Gayet dürüst ve samimi bir dosttur.Yazarın abisinin arkadaşıdır.
Ayaşlı:Asıl adı ibrahim’dir.Yazarın ev sahibidir ve de Faika’nın üvey babasıdır.
Şefik bey:Orta boylu,şişmanca ve temizliğine dikkat etmeyen birisidir.Arnavut bir baba ve Lübnanlı Arap bir anadan dünyaya gelmiştir.
İffet Hanım ve Kocası:Sürekli tartışan bir çifttir.Ufacık bir çocuğu bile avutmaktan aciz insanlardır.
Turan Hanım ve Kocası:Bu çift ise kumar hastasıdırlar.Sürekli evlerine birilerini alıp kumar oynarlar.
Fahri:Yazarın en samimi arkadaşıdır ve de doktordur.
Selime:Hasanbey’in kızıdır daha sonra ise yazarla birlikte evlenmişlerdir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Bu kitapta yazarın yaşam öyküsü kendi kaleminden çıktığı biçimde anlatılmıştır.Kitap çok akıcı olmakla birlikte Türkiye’nin o dönemde içinde bulunduğu durumu yansıtmakta ve insanların nasıl bir çıkmaza girdiğini apaçık belitmektedir.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:M.Şevket Esendal,29 Mart 1883 yılında Çorlu’da doğmuştur.Düzenli bir öğrenim yapamamıştır;kendi kendine çalışarak hem öğrenimini hem de Fransızca,Rusça ve Farsça öğrendi.
1900 yılında gümrük memurluğuna atandı.1906 yılında İttihat v Terakki Derneğine girdi.1907 yılında babası ölünce,ailenin geçim yükünü üstlendi.1908 yılından sonra,İttihat ve Terakkinin müfettişi olarak birçok yer dolaştı.1920’de Azerbaycan Cumhuriyeti kurulunca,bu cumhuriyet nezdinde Hükümet Temsilciliğine atanmış;1924 yılında,Rusların bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul’a dönmüştür.1924-1925 yıllarında Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih öğretmenliği yapmıştır.
Tarih ve Coğrafya öğretmenliği,yazarlık,çizerlik yaparak geçimini sağlamaya çalışan Esendal,1925 yılında Tahran Elçiliğine atanmıştır.1930 yılında yurda dönmüş ve Elazığ Milletvekilliğine seçilmiş;1933 yılında,bu görevde iken Kabil Büyükelçiliğine gönderilmiştir.Esendal,1941 yılında Bilecik Milletvekili olarak yeniden TBMM’de göreve başlamış ve aynı zamanda da Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliğine getirilmiştir. 1945 yılında parti Sekreterliğinden ayrılmış;1946 yılında yeniden Bilecik Milletvekili seçilmiştir.
16 Mayıs 1952 tarihinde, Ankara’da ölmüştür.
KİTABIN YAZARI : Memduh Şevket ESENDAL
YAYINEVİ VE ADRESİ :Bilgi Yayınevi
BASIM YILI :1988
KİTABIN KONUSU : Ayaşlı’nın evinde bir oda tutan yazarın başından geçen olaylar anlatılmaktadır.
[B] [/B]
[B]2.AYAŞLI VE KİRACILARI [/B]
Yazar,İbrahim efendinin(Ayaşlı) evinde bir oda kiralar.Soluk benizli bir kızın yardımıyla eve yerleşir.Kızın ismi Halide’dir .Daha sonra bu kızın evin hizmetçisi olduğunu farkeder. Ertesi gün mutfakta Halide’yi beklerken şoför Fuat’ın annesi ile karşılaşır ve tanışırlar.Daha sonra yaşlı kadının gelini Faika ile de tanışır.Yalı kadın hep oğlunun okumayışından dolayı yazara yakınır.Bu arada yazar, abisinin yakın dostu olan Hasan beyle tanışır.
Yazarın ilk taşındığı haftalarda bir gün sabah işe gitmek için odadan çıkınca yerde Halide’nin yattığını görür.Onu doktor olan bir arkadaşına yollar.Doktor Halide’nin hamile olduğunu tespit eder ve kendisine söyler.Hasan beyin bitişiğinde oturan bir konsolos(Şefik bey) vardır.Bu konsolosun evine bir gün iki genç gelir.Şefik bey Halide’den bir masa örtüsü ister.Şefik bey bu iki gençle o akşam içereler ve bu masa örtüsünü yanlışlıkla yakarlar.Bu masa örtüsü yüzünden Halide ile Şefik bey tartışırlar ve Halide Şefik beyin elini yüzünü tırnaklarıyla yırtar.Şefik beyde Halide’nin kovulmasını ister.
Apartmanın 8 numaralı odasında bir ufak çocukları ile genç bir karı koca otururlar(erkek:Abdülkerim bey,kadın:İffet hanım).Bu çiftin üç çocuğu olur ve ikisi ölür.Hayatta kalan çocuk ise çok yaramazdır.Bu çocuk yüzünden bu genç çift sürekli tartışırlar ve çözüm bulamazlar.
6 numaraya İskender bey adında bir tüccar taşınır.İskender beyin taşınması ile Ayaşlı’nın evinde oturan tüm kiracılar daha fıkı olurlar.Eve bir canlılık gelir sanki.
Ayaşlı’nın kiracıları o hiç konuşmadıkları 8 numarada oturan Turan hanım ve Haki bey’le de İskender bey sayesinde tanışıp,birbirlerine her gün gelip gitmeye başlarlar ve kumar oynarlar.Bu oyunlarda en çok yenilende Abdülkerim’le karısı İffet hanım olurlar.
9 numarada oturan hukuk reisinin başka bir yere taşınması üzerine yerine Hüseyin bey adında bir adam taşınır ve bu adamın bir sürü tarla işi ile mahkemesi vardır.Sürekli mahkemeyi kazanmak için çaba sarfeder.Apartmanda herkese derdini anlatır.
Her gece Turan hanımın evinde kumar oynamaya devam ederler(Cevat adında bir çocuk Turan hanıma kumar oynamak için müşteriler getirir).Bir gün Cevat yine iki erkek müşteri getiriri ve bundan Haki bey,Ayaşlı ve yazar rahatsız olurlar.Bundan sonrada bu tür adamlar bir daha apartmana giremezler.
Halide kendisini hamile bırakan çocuğu (Rasim) bulur ve durumu anlatır.Rasim ona bir ev kiralar ve çocuğun doğmasını beklerler.Halide’de hizmetçilikten ayrılır.Yerine Raife adında bir hanım gelir.Raife hanım dedikoducu biridir.Yazara ille de kızıma bir iş bul diye tutturur.Yazar bu kadını ve kızlarını başından zor atar.
Turan hanımın kendisinden hoşlandığını anlayan yazar bu kadından çekinmektedir.Bir gün bir öğleüstü (Yazar odasında uzanmış yatıyorken)kapı çalınır.Kapıyı açar ve karşısında Turan hanımı bulur.Kendisinde ince ağızlı bir cımbız olup olmadığını sorar.O da Turan hanımı buyur eder ve aramaya koyulur.Fakat Turan hanım kendisine sulanır.Bu arada kapı çalınır.Gelen ise banka memurunun doktor arkadaşı Fahri’dir.Turan hanım bu arada odadan ayrılır.Fahri yazara müdürlerinin hasta olduğunu söyler.ikisi birlikte müdür beyin evine giderler.Orada müdürün eşi ve eşinin yeğeni(Melek) ile tanışırlar.Yazar kızı çok beğenmiştir.
Bir yemeğine Ayaşlı Abdülkerim’e yenilir ve herkes Ayaşlının odasına yemeğe gider.Turan hanım yemekten sonra yazarı rahat bırakmaz ve karda yürümek istediğini söyler ve bu konuda ısrar eder.Yazar da Turan ve Faika ile dışarı gezmeye çıkarlar.Bu iki kadın hiç de rahat durmaz ve yazar bu durumdan hiç hoşnut olmaz.Bu kadınların ona olan yakınlığının evlendiğinde kendisi ve eşi açısından tehlikeli olabileceğini düşünür.Banka yazarı bir işi anlamak ve rapor etmek için Adana’ya yollar.Yazar iki ay Adana,Mersin,Tarsus taraflarında kalır.
Yazar,Faika’nın annesi Makbule hanımın genelev işlettiğini ve Ayaşlı ile evli olduklarını öğrenir ve bu duruma canı sıkılır.Daha sonra bu durumu Hasanbey’de öğrenir ve ikisi de evden ayrılmak ister.İlerleyen günlerde yazar Turan hanımın arkadaşları olan Süse hanım ve Berrin hanımla tanışırlar.Bu iki kadın Cavide adındaki bir kıza yazarın bir iş bulması için ısrar ederler.O da birşeyler yapmaya çalışacağını söyler.Ertesi gün Cavide yazarın yanına gelir ve iş hakkında konuşurlar fakat yazar Cavide’nin işten çok koca bulmak istediğinin farkına varır.İlerleyen günlerde Cavide sürekli gelip gitmeye başlar.Yazar,Cavide’nin kendisini beğendiğine daha çok inanmaya başlar.Cavide neredeyse her gün yazarın yanına uğrar.Mahallede “Cavideyle evlenecekmiş” diye bir dedikodu da çıkar ve yazar bundan çok rahatsız olur.Cavide’ye il dışında bir iş bulup başından atmak ister ve öyle de yapar.
Bir gün kumar davasından kavga çıkar ve Turan hanım başka bir eve taşınır.Turan gittikten bir ay kadar sonra Hasanbey’e inme indi.Bir ara Hasanbey iyileşir gibi olur ama bir gece birdenbire bozularak,uzun süren bir can çekişme devresi geçirip,bir ikidiüstü ölür.
Yazar arkadaşı Fahri’yi evlendirmek ister ve Melek hanımı Müdür bey’den ister.Onlar da kabul ederler.
Şefik beyin birkaç gün eve gelmediğinden şüphelenen ev sahipleri daha onra Şefik beyin öldürüldüğünü duyarlar.Fakat başı kesik olduğu için onu tanımakta güçlük çekerler.
Yazar aradan kısa bir süre geçtikten sonra Hasanbey’in kızı Selime ile evlenir ve bir çocukları olsun isterler.Onların bu çok sevinçli oldukları bu günlerde Ayaşlı’yı kaybederler...
KİTABIN ANAFİKRİ:İnsanlar hayatta hiç ummadıkları yerlerde hiç ummadıkları olaylarla karşılaşabilirler.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Halide:Kimsesiz,esmerce soluk benizli bir kızdır.Ezirganlıdır.
Faika:18 yaşlarında şımarık kızın tekidir.Ufacık tefecik birşeydir.
Şoför Fuat:Faika’nın kocasıdır.Kısa boylu,karısı gibi ufak tefek,açıkgöz ve birazda çapkın birisidir.
Hasanbey:Gayet dürüst ve samimi bir dosttur.Yazarın abisinin arkadaşıdır.
Ayaşlı:Asıl adı ibrahim’dir.Yazarın ev sahibidir ve de Faika’nın üvey babasıdır.
Şefik bey:Orta boylu,şişmanca ve temizliğine dikkat etmeyen birisidir.Arnavut bir baba ve Lübnanlı Arap bir anadan dünyaya gelmiştir.
İffet Hanım ve Kocası:Sürekli tartışan bir çifttir.Ufacık bir çocuğu bile avutmaktan aciz insanlardır.
Turan Hanım ve Kocası:Bu çift ise kumar hastasıdırlar.Sürekli evlerine birilerini alıp kumar oynarlar.
Fahri:Yazarın en samimi arkadaşıdır ve de doktordur.
Selime:Hasanbey’in kızıdır daha sonra ise yazarla birlikte evlenmişlerdir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Bu kitapta yazarın yaşam öyküsü kendi kaleminden çıktığı biçimde anlatılmıştır.Kitap çok akıcı olmakla birlikte Türkiye’nin o dönemde içinde bulunduğu durumu yansıtmakta ve insanların nasıl bir çıkmaza girdiğini apaçık belitmektedir.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:M.Şevket Esendal,29 Mart 1883 yılında Çorlu’da doğmuştur.Düzenli bir öğrenim yapamamıştır;kendi kendine çalışarak hem öğrenimini hem de Fransızca,Rusça ve Farsça öğrendi.
1900 yılında gümrük memurluğuna atandı.1906 yılında İttihat v Terakki Derneğine girdi.1907 yılında babası ölünce,ailenin geçim yükünü üstlendi.1908 yılından sonra,İttihat ve Terakkinin müfettişi olarak birçok yer dolaştı.1920’de Azerbaycan Cumhuriyeti kurulunca,bu cumhuriyet nezdinde Hükümet Temsilciliğine atanmış;1924 yılında,Rusların bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul’a dönmüştür.1924-1925 yıllarında Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih öğretmenliği yapmıştır.
Tarih ve Coğrafya öğretmenliği,yazarlık,çizerlik yaparak geçimini sağlamaya çalışan Esendal,1925 yılında Tahran Elçiliğine atanmıştır.1930 yılında yurda dönmüş ve Elazığ Milletvekilliğine seçilmiş;1933 yılında,bu görevde iken Kabil Büyükelçiliğine gönderilmiştir.Esendal,1941 yılında Bilecik Milletvekili olarak yeniden TBMM’de göreve başlamış ve aynı zamanda da Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliğine getirilmiştir. 1945 yılında parti Sekreterliğinden ayrılmış;1946 yılında yeniden Bilecik Milletvekili seçilmiştir.
16 Mayıs 1952 tarihinde, Ankara’da ölmüştür.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
GENİŞ ZAMANLAR
KİTABIN YAZARI
Ayşe KULİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitabevi,Selvili Mescit sok. Cağaloğlu 3440 İSTANBUL
BASIM YILI
Nisan,2001
1.KİTABIN KONUSU:
Varlikli bir evde yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin sooyal farklılıklar nedeniyle nasıl çözüldüğünü anlatıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Ayla bir sabah ağır bir baş ağrısıyla kakar ve hiç birşey hatırlamaz durumdadır. Evin içi dağınık, boş içki şişeleriyle doludur. Evin içinde ondan başka birde Gerry isimli bir İngiliz vardır.
Ayla’nın kendisini yavaş yavaş toplamasıyla, Gerry önceki akşam neler olduğunu anlatır. O akşam ayla aldığı bir telefonla morali oldukça bozulurve sadece içki içmek ister. Çevresindeki arkadaşları Sally ve david’e de birşey söylemez. Kötü birşeyler olduğunu anlamalarına rağmen üstüne pek gitmezler.
Ayla o sabah Gerry ile birlikte olmaktan rahatsızlık duyar. Ayla’nın her sorduğu soruyu nazikçe cevaplar ve bu noktada ayla o Türk erkeklerinin sert, kızgın hallerini arar olur. Ayla’nın aklına o arada Fatik gelir. Fatikl eve temizliğe gelen bir kadındır. Zehra adında da bir kızı vardır. Zehra ,Ayla’nın kocasından ayrıldığından beri Ayla’nın evinde kalır. Ayla onun tüm ihtiyaçlarını karşılar ve iyi bir eğitim almasını sağlar.
Fatik kadınların her zaman hor görüldüğünü düşünür. Ona göre kadınlar toplumda hep ikinci plandadır. Bu arada nasıl olurda Erol Bey’in bu varlıklı Ayla’dan boşanıp, oğluyla bvirlikte Londra’ya gittiğini anlamaz.Yükseklerde hayat hep güzeldir ona göre. Zehra o sıralar hemşirlik okuluna gider ve genç bir doktaorla hayatındaki ilşk birlikteliğini yaşar. Fakat daha sonra doktor onunla evlenmekten vezgeçer. Aslında ayrılıklarının sebebi yaşam farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bunun üzerine Zehra mahalledeki aydın isimli bir gençle evlenir. Aydın aşırı tutucu biridir. Zehra’ya fazla yaklaşmaz ve tüm kadınları şeytan olarak görür. Aydın’ın cidi bir psikolojik rahatsızlığı vardır.bundan hem çevresi hemde ailesi rahatsız olur. Zamanla Aydın ile Zehra’nın arası açılır. Bir çocuk yapmanın arayı düzelteceğini düşünen Zehra,ona kadınlığıyla yaklaşmaya karar verir. Bir gün onu mutfakta yakalar ve onu köşeye sıkıştırır. Aydın gayet öfkeli bir halde onu iter amaa bu yeterli olmaz.Aydın yanında duran ekmek bıçağını alarak Zehra’yı dört yerinden bıçaklar.
Ayla o akşam bunun haberini alır ve olduğu yere bayılır. Düzen artık her yerde aynıdır.her horoz kendi çöplüğünde öter.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Sosyal yaşam farklılıklarının insan ilişkileri üzerindeki etkisi.
4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
AYLA: Varlıklı bir kadındır. Eşinden ayrılması kendisinde ciddi bir psikolojik rahatsızlığa yol açmış, sağlıklı düşünemektedir. Her akşam arkadaşlarıyla gece hayatına çıkar.
SANDY, GERRY ve DAVID: Aya’nın yakın arkadaşlarıdır. Vakitlerinin çoğunu gezerek geçirirler.
ZEHRA: Gece kondu bölgesinde ağır şartlar altında büyümüş, genç bir kızdır. O da annesi gibi hep hayatın zenginler için güzel olduğunu düşünür.
AYDIN: Aşırı dinine bağlı ve neticesinde onu yanlış yorumlayan ,sert takınımlı, hayatını tamamen diğer dünyaya adamış bir insan.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanların birbirlerile olan etkileşimlerinde sosyo-psikolojik etkenlerin nedenli önemli olduğunu gösteren bir eser. Dili çok sade olup,olayların analizleri çok iyi yapılmış. Anlatılan olaylar halen geçerliliğini korumakla beraber günceldir.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabir ve editör olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, sinema, ve reklam filmlerinde sahne yapımcısı ve yönetmen olarak görev yaptı.
Yazarın Anarşistler , Rusya Ayaklanıyor,Amerika Sahnede,Güneşe Dön Yüzünü ,ve 1997 yılında yayınlanan Adı:Aylin isimli eserleri vardır.
GENİŞ ZAMANLAR
KİTABIN YAZARI
Ayşe KULİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitabevi,Selvili Mescit sok. Cağaloğlu 3440 İSTANBUL
BASIM YILI
Nisan,2001
1.KİTABIN KONUSU:
Varlikli bir evde yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin sooyal farklılıklar nedeniyle nasıl çözüldüğünü anlatıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Ayla bir sabah ağır bir baş ağrısıyla kakar ve hiç birşey hatırlamaz durumdadır. Evin içi dağınık, boş içki şişeleriyle doludur. Evin içinde ondan başka birde Gerry isimli bir İngiliz vardır.
Ayla’nın kendisini yavaş yavaş toplamasıyla, Gerry önceki akşam neler olduğunu anlatır. O akşam ayla aldığı bir telefonla morali oldukça bozulurve sadece içki içmek ister. Çevresindeki arkadaşları Sally ve david’e de birşey söylemez. Kötü birşeyler olduğunu anlamalarına rağmen üstüne pek gitmezler.
Ayla o sabah Gerry ile birlikte olmaktan rahatsızlık duyar. Ayla’nın her sorduğu soruyu nazikçe cevaplar ve bu noktada ayla o Türk erkeklerinin sert, kızgın hallerini arar olur. Ayla’nın aklına o arada Fatik gelir. Fatikl eve temizliğe gelen bir kadındır. Zehra adında da bir kızı vardır. Zehra ,Ayla’nın kocasından ayrıldığından beri Ayla’nın evinde kalır. Ayla onun tüm ihtiyaçlarını karşılar ve iyi bir eğitim almasını sağlar.
Fatik kadınların her zaman hor görüldüğünü düşünür. Ona göre kadınlar toplumda hep ikinci plandadır. Bu arada nasıl olurda Erol Bey’in bu varlıklı Ayla’dan boşanıp, oğluyla bvirlikte Londra’ya gittiğini anlamaz.Yükseklerde hayat hep güzeldir ona göre. Zehra o sıralar hemşirlik okuluna gider ve genç bir doktaorla hayatındaki ilşk birlikteliğini yaşar. Fakat daha sonra doktor onunla evlenmekten vezgeçer. Aslında ayrılıklarının sebebi yaşam farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bunun üzerine Zehra mahalledeki aydın isimli bir gençle evlenir. Aydın aşırı tutucu biridir. Zehra’ya fazla yaklaşmaz ve tüm kadınları şeytan olarak görür. Aydın’ın cidi bir psikolojik rahatsızlığı vardır.bundan hem çevresi hemde ailesi rahatsız olur. Zamanla Aydın ile Zehra’nın arası açılır. Bir çocuk yapmanın arayı düzelteceğini düşünen Zehra,ona kadınlığıyla yaklaşmaya karar verir. Bir gün onu mutfakta yakalar ve onu köşeye sıkıştırır. Aydın gayet öfkeli bir halde onu iter amaa bu yeterli olmaz.Aydın yanında duran ekmek bıçağını alarak Zehra’yı dört yerinden bıçaklar.
Ayla o akşam bunun haberini alır ve olduğu yere bayılır. Düzen artık her yerde aynıdır.her horoz kendi çöplüğünde öter.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Sosyal yaşam farklılıklarının insan ilişkileri üzerindeki etkisi.
4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
AYLA: Varlıklı bir kadındır. Eşinden ayrılması kendisinde ciddi bir psikolojik rahatsızlığa yol açmış, sağlıklı düşünemektedir. Her akşam arkadaşlarıyla gece hayatına çıkar.
SANDY, GERRY ve DAVID: Aya’nın yakın arkadaşlarıdır. Vakitlerinin çoğunu gezerek geçirirler.
ZEHRA: Gece kondu bölgesinde ağır şartlar altında büyümüş, genç bir kızdır. O da annesi gibi hep hayatın zenginler için güzel olduğunu düşünür.
AYDIN: Aşırı dinine bağlı ve neticesinde onu yanlış yorumlayan ,sert takınımlı, hayatını tamamen diğer dünyaya adamış bir insan.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanların birbirlerile olan etkileşimlerinde sosyo-psikolojik etkenlerin nedenli önemli olduğunu gösteren bir eser. Dili çok sade olup,olayların analizleri çok iyi yapılmış. Anlatılan olaylar halen geçerliliğini korumakla beraber günceldir.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabir ve editör olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, sinema, ve reklam filmlerinde sahne yapımcısı ve yönetmen olarak görev yaptı.
Yazarın Anarşistler , Rusya Ayaklanıyor,Amerika Sahnede,Güneşe Dön Yüzünü ,ve 1997 yılında yayınlanan Adı:Aylin isimli eserleri vardır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)