You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

1.KİTABIN KONUSU:
Müberra ile Müfit Ekrem arasında geçen aşk hikayesi anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Kerime NADİR, “SUÇLU” adlı kitabı gerçekte kimin suçlu olduğunu anlatmaya çalışan değişik sayıdaki hikayelerden meydana gelmiştir. Yaşadığımız ve duyduğumuz olaylar karşısında hepimizin bir yorum yapma alışkanlığı vardır. Çoğu kez bu olaylara dış etkenlerin veya vicdanımızın etkisi altında kalarak yaklaşır ve sonuca ulaşırız. Ama olaylara mantıklı bir şekilde yaklaştığımızda, aslında suçun kişilerin ihmarkarlığı yüzünden meydana geldiğini görürüz. Yani, suş ortaktır. Görünüşte suçlu olarak gözüken birinin, suçsuz olabileceğini, O’nu bu hale sokan etkenlerin suçlu olduğunu unutmamalıyız.

İşte böyle bir olay. Kerime NADİR “BİR KAPRİS KURBANI” adlı hikayesinde, böyle bir olayı anlatıyor.

BİR KAPRİS KURBANI

Herhalde hem en üzgün, hem de en mutlu olduğumuz günlerden biri de mezun olduğumuz gündür. Mezuniyet günü, bütün arkadaşlar sevinç göz yaşları ile bu günü yas törenine çevirmiştik. İçimizde en az üzgün, daha doğrusu mutlu gözüken Müberra idi. O herkezden farklıydı. O’nun yaşam felsefesi, hiç bir şeyi ciddiye almamaktı. Kederleri, piyanonun çıkardığı sesler gibi gelip geçici bulurdu. Şunu belirtmeliyim ki, Müberra çok güzel piyano çalan, harikulade sesi olan bir arkadaşımızdır.

Beş yıl sonra O’na Ada’da gezinti yaparken rastladım. O eski halinden eser kalmamıştı. Yanında sevimli küçük bir kız çocuğu ve iri vücutlu esmer bir adam vardı. Beni görünce göz yaşlarına hakim olamayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çok değişmişti. Zayıflamış, solmuş, yıpranmıştı. Beni köşküne davet etti. Müberra’nın gösterdiği bu yakınlığı ve samimiyeti sevinçle karşıladım. Böylece aramızda eskisinden daha iyi bir dostluk doğdu.

Müberra üç yıl önce evlenmiş. Bir toptancı tüccarı olan kocasına ve küçük kızına çok düşkün görünüyordu. Fakat, günler geçtikçe Ondda tuhaf birşeyler sezmeye başlamıştım. Sanki mutlu değildi. Beni asıl şüphelendiren piyanosunu satmış olması ve müzikle hiç ilgilenmemesiydi. Bu durum beni çok üzüyordu.

BirPazar sabahı plajdan dönüyordum. İskeleden büyük bir kalabalığın boşaldığını gördüm. Belki İstanbul’dan gelen bir misafir bulunur ümidiyle bir kenara çekilip, etrafa göz gezdirmeye başladım. Birden gözüme Müberra’nın kocası ilişti. Çocuğu ile birlikte bir yere telaşla gidiyordu. Yanında Müberra’nın olmaması, beni şüphelendirdi. Hemen Müberra’nın yanına gittim. Köşk çok sessizdi. Müberra’nın odasına girdim. O’nu bir yığın mektubu ağlayarak parçalarken gördüm. O’ böyle görünce öyle şaşırdım ki, teselli etmek için hemen boynuna sarıldım. Sonra bana olayın sebebini anlatmaya başladı.

Okulu bitirdiği yıl hayatı çok güzelmiş. Bir gün İstanbul’dan gelen bir misafiri istasyona kadar götürmüştü. Eve yalnız başına dönerken, bir adam Mürebba’ya “Size hayranım, her gün pencerenizin altına gelip müziğinizi dinliyorum” demiş. Bu adam O’nu çok etkilemiş.

Ondan sonra adam her akşam Müberra’ nın penceresinin altında O’nun müziğini dinliyormuş ve sonra mektubu bir taşa bağlayarak , pencereden içeriye fırlatıyormuş . Bu olay haftalarca sürmüş . Müberra artık o adama bağlanmıştı .

Bir gün yaşlı bir adam Müberra ile görüşmek ister. Cebinden bir nüfus kağıdı ve bir evlenme cüzdanı çıkarır , Müfit Ekremin dört yıldan beri kendi kızıyla evli olduğunu söyler . Bu olaydan sonra Müberranın hayatı cehenneme döner . Artık daha ikindiden perdeleri sımsıkı kapar , piyanonun yanına bile yaklaşmıyordu . İşte o sıralarda bir tüccarla evlenir . Feryatların sebebi ise Müfit Ekremi bir gün önce vapurda görmesidir .

Müfit Ekrem benim amcamın oğlu idi . Amma gerçekte durum farklı idi . Aslında Müfit Ekrem vicdansız bir genç değildi . O, aile baskısıyla kendisine layık olmayan bir kızla evlenmişti . Sonralar Münfit ayrılmaya kalktı , fakat kadın buna razı olmuyordu . Dava uzadıkça uzuyordu . O zamanlar Müfitin güzel bir kızı sevdiği ve ayrılır ayrılmaz , O, kız ile evleneceğini duyduk . O kızın sen olabileceğini hiç düşünmemiştim . Daha sonra bu kızın bir başkasıyla evlendiğini duyduk . Müfit bu ihanetin sebebini anlayamamıştı . Uzun hastalıklar geçirdi . Karısıyla boşandı . Göyüyorsun ki , hiç yokken hem kendini hem de Müfite yazık etmişsin .

Müberre bunun üzerine bir kat daha kahroldu ve yasa devam etti.

3. KİTABIN ANA FİKRİ: insanların sorunlarının nedenlerini tam olarak anlamadan iş yaptıklarında başına gelebilecek olaylar anlarılmak ısteniyor.
4. KİTAPTAKI OLARLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Müberra: dışarıdan her ne kadar da akılı gözükse de aslında o kadar da akıllı değildir. Çünkü olaylara at gözlüğü ile bakmaktadır. Hiç bir değerlendirme yapmadan sonuca varıyor. Sorunu çözmek yerine başka biri ile evlenmeyi kurtuluş sayıyor. Kendi sonunu kendi hazırlıyor.
Müfit Ekrem: sessiz , ağırbaşlı ve utangac birisidir. Olayların üstüne cesaretle gitmiyor. Mürebba’nın ihanetinin sebebini öğrenmeden içine kapanıyor ve yaşantısını mahvediyor.
Hikayede geçen olay günümü olaylarına yaklaşmada bize ışık tutuyor . çünkü pek çok ayrılığın sebebi karşılıklı anlayışın sağlanamamasıdır.

5. KİTAP HAKKINDAKI ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
KERİME NADİR , çok akıcı ve sade bir dil kullanmış, bu da okuyucunun onun romanlarını ve hikayelerini sıkılmadan okumasına olanak sağlıyor ve olaylar hakkındaki yorumu bize bırakması okuyucuya ayrı bir zevk verir. 5 şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir ANZAK, 20 mart 1984’te öldü. Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Anılarını Romancının Dünyası(1938) adlı kitapta topladı. Başlıca romanları arasında Yeşil Işıklar(1937), Hıçkırık(1938), Seven Ne Yapmaz(1940), Gelinlik Kız(1943), Uykusuz Geceler(1945), Kahkaha(1946), Posta Güvercini(1950), Pervane(1955), Esir Kuş(1957) ve Sonbahar(1958) sayılabilir.









[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :MAHŞER

KİTABIN YAZARI TongueEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ VE ADRESİ :ÖTÜKEN YAYIM EVİ, KLOFARER CAD.
40\7 DİVANYOLU-İSTANBUL
BASIM YILI :1989


1.KİTABIN KONUSU:
Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’daki durum ve bu şartlar altındaki insanların yaşamı

2.KİTABIN ÖZETİ:
Nihad sekiz sene ayrı ayrı cephelerde çarpışır,yaralanır ve terhis edilir. Memleketi İstanbul’a büyük ümitlerle gelir. Fakat daha gelir gelmez, hayatta tek sahip olduğu akrabasının, teyzesinin, öldüğünü üğrenir. Kalacak yeri kalmamıştır. Hemen arkadaşı Faik’in evine gider. Orada biraz dinlenir ve ertesi gün iş aramaya başlar, ama hep reddedilir. En sonunda rastgele hanlardan birine girer. Orada, Seniha Hanım adında bir kadın O’na kızı için öğretmenlik yapmasını teklif eder. Nihad bunu kabul eder ve ertesi gün hemen işe başlar. Çalıştığı köşkte Muazzez adında bir kızla tanışır ve O’na ısınır.
Küçük kızın doğum gününü kutlamak için balo verilir ve Nihad bu baloya davet edilir. Orada sosyetik insanların içinde kendini ezilmiş hisseder. Muazzez bunu anlar ve O’nu muhabir Kerim Bey’le tanıştırır. Daha sonra daha sessiz olan, dayısı Mahir Bey ve ablası Seniha Hanımın odasından çıkılan balkona giderler. Çevreyi seyrederken odadan sesler duyarlar. Seniha Hanım ve gazeteci Aleddin Bey burada uygunsuz davranış içindedirler. Gözlerine inanamazlar. Semiha, aleddin Bey’den kanunsuz işler yapmasını istemektedir. Onlar vagon ticareti yapmaktadırlar. Masum insanları soymaktadır. Aleddin Bey odadan çıktıktan sonra Mahir Bey odaya girer ve işi başarıp başaramadığını sorar. Bu olay Nihad ve Muazzez’I hayretler içinde bırakır. Nihad, bunlar için mi bunca şehit verildiğini düşünerek kahrolur.
Nihad ve Muazzez’in araları her geçen daha iyi olur. Hafta sonları birlikte gezerler. Birçok ortak noktalarının olduğunu fark ederler ve birbirlerine aşık olmaya başlarlar.
Semiha Hanım, Nihad’I kötü işlerine alet etmeyi ister, zaten O’na iş vermekteki amacı bu idi. Nihad durumu bilmezlikten gelerek durumu idare etmeye çalışır. Çünkü para kazanmaya gerçekten ihtiyacı vardır.
Aleddin Bey, Muazzez ile evlenmek ister ve Semiha Hanım’dan izin alır. Nihad ile Muazzez arasındaki ilişkiyi bilen Semiha Hanım onları ayırmak ister. Buna karşılık Muazzez ve Nihad birlikte kaçarlar. Arkadaşı Faik’in evine sığınırlar. Muazzez’deki altınları bozdurarak bir ev kiralarlar. Nihad iş aramaya başlar, ama bulamaz. Ev sahipleri kira parası diye tutturmaya başlamıştır.
Sokakta avare avare gezerken muhabir Kerim Bey’e rastlar. Muhabbet etmeye başlarlar. Nihad O’na İstanbul’a geldiği günden beri başından geçen olayları anlatır. İş aradığını söyler. Kerim Bey O’na gazeteye yazı yazmasını önerir. Fakat düşünceleri ihtilal havası yarattığı için kabul edilmez.
Bir akşam arkadaşları ile birlikte otururlarken, Nihad ihtilal olması gerektiğini savunur ve arkadaşları da O’nu destekler. Daha sonra aynı düşüncede olan insanları toplarlar ve bir toplantı yaparlar. Çok geçmeden Nihad tutuklanır. Dört gün sonra serbest bırakılır.
Muazzez artık çok yorulmuştur ve Nihad’dan ablasının yanına gitmek için izin ister, ama alamaz. Bunun üzerine izinsiz olarak köşke dört beş günlüğüne gider. Bu olay Nihad’ı çok kızdırır. Muazzez eve döndüğünde O’nunla hiç konuşmaz. Muazzez’de köşke tekrar geri döner. Çünkü köşke O’nun iyiliği için gitmişti. Nihad artık tam anlamıyla çökmüştür. Kiraladıkları evden çıkar. Başka bir eve taşınır. Şimdiki ev sahibi oğlunu Çanakkale’de kaybetmiş bir ihtiyardır ve Nihad’I oğlu gibi sevmektedir. Nihad artık çok durgundur, her zaman ölümü düşünmektedir ve kafasından intihar planları yapmaktadır.
Sokakta avare avare dalanırken birinin bir karton alyında titrediğini görür. Kartonu kaldırdığında onun bir asker olduğunu anlar. Asker dermansızlıktan konuşamamaktadır. Hemen gider bakkaldan ekmek alır. Asker ağzındaki yaralardan ekmeği yarım saatte zor yer. Nihad son parasını da O’na vererek eve döner. Kendisinde Muazzez’I görme ihtiycını çok fazla hisseder ve köşke gider. Köşkte bir balo verilmektedir. Nihad gizlice oradakileri seyretmeye başlar. Oradakiler Nihad’ı görünce gülmeye başlarlar. Nihad var gücüyle kaçmaya başlar. Artık intihar kararını vermiştir. Ayağına kemeri ile bir taş bağlayarak denize atlar. Denize düştükten sonra nedense birden yaşamak ister, çırpınır ve taş çözünür. Azgın dalgalarla boğuşarak denizden çıkar. Kerim Bey’e gider. O’na durumu anlatır. Kerim Bey O’na Muazzez’in O’nu aramakta olduğunu ve O’na iş bulmak için köşke geldiğini anlatır. Kendisinin de O’nu çok aradığını ve bankada bir iş bulduğunu söyler. Daha sonra hemen Muazzez’in yanına giderek O’ndan diler ve yeniden birlikte yaşamaya başlarlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bu hayatta her türlü olayla karşılaşabiliriz. Ama asla pes edip içimize kapanmamalıyız. Sonuç almak için olayların üstüne gitmeliyiz. Ne kadar sıkıntı çekersek çekelim, yinede ölmeye değmez. Çünkü yaşam çok güzel.

Ne kadar zor durumda kalsakta vatanımız her şeyden önce gelmelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
NİHAD; çalışkan, dürüst ama çok fazla duygusal, karamsar ve sabırsız. Olayları kendine çok fazla dert ediyor. Bu da O’nun hayatta başarısız olmasının nedenidir. Olaylara biraz daha soğukkanlılıkla ve mantıklı bir şekilde yaklaşabilseydi düştüğü bunca kötü durumlara düşmeyecekti.

MUAZZEZ; mantıklı, zeki ve olaylara akıllı bir şekilde bakabiliyor. Ama her zaman olaylara böyle mantıklı bir şekilde yaklaşmak doğru olmaz. Çünkü bu bizi duygusuz bir insan yapar. Gerektiğinde kalbimizin sesini dinlersek daha başarılı olabiliriz. İşte Muazzez ne zaman hislerini ne zaman mantığını kullanacağını bilemiyor.

MAHİR BEY; vatan ve millet duygusu olmayan, yanlızca kendini düşünen bir adam. Başarılı olması imkansız. Zengin olabilir fakat hiçbir zaman mutlu olamaz.
Her nekadar şerefsiz biri olsa da zeki bir adam. Zekiliğini vatan hainlerini soymak için kullansa daha fazla para kazanabilir.


SEMİHA HANIM, çok zeki, kurnaz ve çekici bir kadın. Her zaman kadınsı özelliklerini kullanarak iş yapıyor. Bu kadına hiç bir zaman güvenmemek gerekir. Çünkü kendi çıkarı için her şeyi yapabilecek nitelikte birisi. Eğer bu da kendini vatanı için adayarak düşmanları dolandırma yoluna gitse daha çok kazanacak ve daha mutlu olacak.

Bizim kurtuluş savaşı yıllarında cephede kazandığımız başarıların, cephe gerisindeki vatan hainleri tarafından söndürülmesi anlatılmaktadır. Bu da bizim Kurtuluş Savaşında ne zor şartlar altında savaştığımızı gösteriyor.
Muazzez, Nihad’dan ayrıldıktan sonra O’nu her yerde aradığını söyledi. Fakat bu yalan olsa gerek. Çünkü Nihad’a yeni evi eski ev sahibi bulmuştu. Eğer Muazzez Nihad’I aramış ise ilk bakacağı yer eski oturdukları ev olmalıdır. Eski ev sahipleri de O’nun yerini söylerdi. Çünkü yeni evi Nihad’a o bulmuştu.


5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Yazar sade ve akıcı bir dil kullanmış. Savaş zamanı cephe gerisindeki olayların bir aşk hikayesi ile birlikte anlatılması yazıya ayrı bir canlılık veriyor.

Yazarın psikolojik olaylarla da ilgilenmesi, yazıyı daha da çekici bir hale getiriyor.
Olay mutlu sonla bitmiş. Fakat onca olaylardan sonra mutlu sonla bitmesi beklenmedik birsonuç oluyor.

6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Peyami Safa Istanbulda 1899yılında dogdu .Servet-i Fünün sairlerinden Ismail Safanın ogludur,iki yasında iken ,Sivasda sürgünde bulunan babasını kaybetti (1901).Dokuz yasında iken sag elinin ekleminde kemik hastalıgının baslaması,13yasında ikende hayatını kazanmak zorunda kalması yüzünden düzenli okul ögrenimi göremedi ,kendi kendini yetistirdi.Birinci dünya savası yıllarında ögretmenlik yaptı.(1914-1918)Bu yıllarda biryandan da edebiyatla ilgileniyordu.Biri yerli ve Kopanlıklar Kıralı adlı (1913) diseri ceviri ve Üc Kardes adlı(1918) birer hikayelik iki kücük kitap cıkarıyor,Fagfur (1918) v.b. gibi sanat dergilerinde hikaye cevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu.Savas sonunda ,kardesinin istegiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı cıkardıkları Yirminci Asır adlı bir aksam gazetesinde Asrın Hikayeleri genel baslıgı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı. İlk otuz kırktanesi imzasız yayımlanan bu hikayeler o zaman cok begenildi ;yazar devrin ileri gelen bazı sanatcıları ( Yakup Kadri Karaosmanoglu ,Yahya Kemal Beyatlı,Omer Seyfettin v.b.) tarafından tesvik edildi.O tarihten sonra yalnız gazetelerde calıstı fıkra ,makale ve roman yazarı olarak genis bir üne ulastı.Bu arada Kultur Haftası (1936)ve Turk Düsüncesi (1953-1960) adlı ikide dergi cıkardı Ikıncı Dunya Savası yıllarında kendini Fasizm akımına kaptırdı ;savas sonrasında calıstıgı parti gazetelerine göre ikide bir agız degistirerek siyasal bir dengesizlik icinde bocaladıgı, genellikle gerici bir takım görüslerin savunuculugunu yaptı.Atatürk ün saglıgında Türk Inkılabına Bakıslar(1938) adlı bir kitap yazmısken Atatürk ün ölümünden sonra devrin düsmanı bir yol tutu. Oglu Merve Safa&rsquoyı kaybettikten 3ay sonra 15 haziran 1961 de Istanbul da öldü.










[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: SİNEKLİ BAKKAL

KİTABIN YAZARI: HALİDE EDİP ADIVAR

YAYIN EVİ: İNKILAP YAYIN EVİ

BASIM: 1983 / İSTANBUL

KİTABIN KONUSU: Tutucu bir ailenin kızı olan Eminenin bir orta oyunu sanatçısıyla evlenmesi ve doğan kızları Rabia’nın iyi bir hafız olarak başından geçenler.



KİTABIN ÖZETİ: Sinekli bakkal bulunduğu semtin adını almış olan dar bir sokaktır. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen “Kız Tevfik” denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkalını işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine anlaşamazlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, ve İnadını ve iradesini annesinden, yeteneklerini ise babasından olan bir Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir . Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de konağı vardır: “Selim Paşa Konağı”. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamıdır. Konağa giren - çıkan pek çoktur. Peregrini adında bir İtalyan piyanist ve Vehbi Dede adında bir Mevlevi bunların başlıcaları arasındadır.
Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağına davet edilir. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Lakin Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.
Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır.
Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür . Bu Kanarya Hanımdır. İki eski dost birbirlilerinin boynuna atılırlar.
Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda , tasarısını Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. Yani Rabia da güzelliği bulan Tanrı sevgisi...
İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ileamanında Padişah haini diye İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir.
Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Tevfik’in mahalleye dönüşü dolası ile ateşli bir hürriyet nutku çeken bu adamı Tevfik hemen tanır. Bu kendine işkence eden göz patlatan Muzafferdir. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.







ANA FİKİR: İnsanlar doğruyu ve yanlışı yaşayarak öğrenirler. Çok önemli konuda karar vermek gerektiginde her insan kalbinin sesini dinlemelidir.

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Rabia: Romanın asıl kahramanı: İlhâmi İmamın kızı Emine ve Kız Tevfik diye bilinen orta oyuncusunun kızı “Rabia”dır. Rabia, Yazarın romanda kendisi yerinde gösterdiği ve “İdeal Türk kadını nasıl olmalı?” sorusunun cevabı olan kişidir. Rabia’nın kişiliğinin oluşmasında babasından çok dedesinin etkili olmuştur. Kendisi İmam olduğu için torunu hafız yaparak İslami bilgilerle donanmasını sağlamıştır. Paşanın konağına gitmesi ile Rabia’nın kişiliğinin değişiminde en büyük etkiyi görülüyor. Dedesinin yanında her zaman cehennemden bahsedilerek büyüyen Rabia konağın ortamını görünce geleneklerine bağlı, ancak batı eğilimli bir karakter ortaya çıkıyor. iki ayrı ruh ikliminde yetişmiş olduğu Peregrini yani Osman’la evlenmesi ile de bunu gösteriyor.
Kız Tevfik: Daima şen şakrak, orta oyununda usta, yakışıklı ve çok düzensiz bir adamdır.
Vehbi Dede: Konakta Rabia’ya ders veren bir Mevlevi derviştir, her zaman teselli edici mizacı ile ruh okşayıcı bir alimdir.
Peregrini (Osman): Annesinin tavsiyesiyle eskiden papaz olan Peregrini daha sonra her hangi bir dine bağımlı olmaksızın yaşamış bir müzik hocasıdır. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu adam dinsiz olmasına rağmen Vehbi Dede gibi dinine bağlı insanlara saygı duymuştur. Rabia ile evlenmek için dinini değiştirerek Osman ismini almıştır.
Selim Paşa: Eski Dahiliye Nazırıdır. Padişaha son derece bağlı bir yapıdadır. Öyle ki kendi oğlunu bile gözünü kırpmadan ve elinde kesin delil olmadan sürebilmiştir. Ama diğer taraftan Rabia’ya karşı hep şefkatli olmuş ve iyi davranmıştır.
Emine: Rabia’nın annesidir. Önceleri Rabia’yı çok sevmiş ancak sürgünden dönen babasını kendisine tercih edince nefret etmeye başlamıştır. Elini öpmek için gelen kızını kovmuştur.
İlhami İmam: Rabia’nın büyük babasıdır, mahalleliye devamlı cehennemden bahseden bir imamdır.
Diğer tipler: Bilal; Rabia ile evlenmek isteyen bir genç, Rıfat Amca; mahallenin cücesi, Pembe; Rabia’nın hizmetini yürüten beraber yaşadığı çingene, Hilmi; Selim Paşanın Jön Türk oğlu, Sabiha Hanım; Selim Paşanın Hanımı, Kanarya Hanım; Köşkte ki bir Çerkez kızı.





KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Çok iyi bir anlatımla yazılmış olan sinekli bakkal bence okunmaya değer bir kitaptır.

YAZARIN HAYATI:
Halide Edip Adıvar (1884-1964)

İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı. 1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:KADIN PENÇESİ

KİTABIN YAZARI:HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ VE ADRESİ:İNKILÂP VE AKA KİATABEVLERİ KOLL. ŞTİ.ANKARA CADDESİ NO:95-İSTANBUL
BASIM YILI-YERİ:1980-İSTANBUL

1)KİTABIN KONUSU:İnsanlardan kendini soyutlayan ama önüne geçilmez bir ihtiyaç olan aşka boyun eğerek evlenmiş,fakat sevdiği kadın bunu terk edince dünyayla bağlarını koparan bir gencin hikayesini anlatıyor
2)KİTABIN ÖZETİ:Yazar iki arkadaşının teklifiyle bara gitmeye karar verir.Fakat bu teklifin altında başka bir maksat olduğunu anladığını belirten bakışlarla arkadaşlarını yoklayınca , bir üçüncü kişiden bahsettiler.Bu üçüncü kişi hakkında yazarın bildikleri şunlardı:Kolları ve bacakları vucüduna oranla daha uzun ,yüzü koyu sarı lekelerle dolu birisiydi.aynı zamanda bu genç çok duygusal , çok ince ve üzüntüye düşkün birisiydi.Fakat kendisinin hiç sevilmediği ve hiç bir zaman sevilmeyeceğine inanıyordu.Bu yüzden kendisini sürekli diğer insanlardan soyutluyordu.Fakat içinde bir türlü tatmin edilemeyen sevmek duygusunun önüne geçememiş ve sonunda patlama yaparak bir kızla evlenmişti.Evlendiği kız önceden zengin ama şimdi fakir olan bir âilenin kızı idi.Kız hala eski alışkanlıklarından vazgeçmemiş şaşa’lı bir hayat yaşamaya devam ediyordu.Bir müddet sonra gelen haberlere göre kadın kocasını terketmişti zaten.Beş aya sonra alınan haberlere göre kadı gece hayatına dakmış , barlarda sabahlara kadar eğlenip her gece başka bir erkeğin kollarında barı terk ediyormuş.Adam her gece kadının gittiği bara gidip şunun bunun kollarında dönen kadını izleyip,içiyormuş. Adam bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla her gece bara gidiyordu.Adamın hikayesi buydu.Arkadaşlarının öneri ise adamı bu lanet hayattan kurtarmaktı.Bunun için ikisininde bulunabileceği bara gittiler.Adam barda oturmuş bir köşeye içiyor, kadın ise genç bir adamın kollarında eğleniyordu.Bunlarda gidip adamın masasına oturdular.Fakat adam gözlerini kadından hiç ayırmıyordu.Kadın ile genç adam öpüşmek üzereyken bir şangırtı sesi ile irkildi herkes.Adam buna dayanamamış ,elindeki bardağı avuçunda parcalamıştı.Bunu gören kadın genç adamın kollarından koşarak gelip adamın karşısına oturdu ve rlindeki bir mendille elini sarmaya başladı. Bu arada adama bu gece misafiri olmasını teklif etti.Bunun üzerine yazar ve arkadaşları adamı kadını pençesinde bırakıp çekip , gittiler.
3)ANAFİKİR: Evlenmek ,hem toplumun temelini oluşturan âilenin temelleri atıldığı bir in için hem de bir insanın hayatını paylaşacağı bir eşi seçeceği için çok ciddi bir kurumdur.Bunun için evliliğe gereken önem verilmelidir.Böylelikle hem toplumdaki insanlar daha mutlu olurlar ve buna paralel olarak toplumun da huzuru artar.
4)YAZARIN KİTABI YAZDIĞI DÖNEM HAKKINDA BİLGİ:
Edebiyat-ı Cedide, II.Abdülhamit (hük. 1878-1909) devrinde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir.
Bu edebiyat, 1896’dan 1901’e kadar sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malûmat adlı bir dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Ser­vet-i Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun, Recai-zâde'nin Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Recai-zâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan‘la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) den öğrencisi olan Tevfik Fikret’i derginin “kısm-ı.edebi ser-muharrirliği” ne getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını tutan başka gençlerin de 1896’da bu dergi çevresinde toplanmasıyla “Edebiyat-ı Cedide” topluluğu meydana gelmiştir.
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir:
a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa’ya hayranlık göstermişler, Türkiye’nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye’ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.
b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istikIâl, inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır.
C. Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Naturalizm, şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır; Parnasyenlerin etkisiyle, “sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiştir.
d. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir ; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.
e. Edebiyat-ı Cedide sanatçıları çoklukla şiir. mensur şiir, hikâye, roman, fıkra ve makale türlerinde yazmışlar, tiyatro türünde eser vermemişler, ancak Meşrutiyetten sonra birkaç piyes denemesine girişmişlerdir.
f. Edebiyat-ı Cedide nazmında, şiirin konusu genişletilmiş, en basit günlü olay, gözlem ve duygular dahi şiir malzemesi olarak kullanılmıştır; yalnız aruz veznine değer verilmiş, Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, hece yazan hiçbir zaman ciddiye alınmamıştır (hece vezni ile yalnız çocuk şiirleri yazılmıştır) ; kafiyenin göz için değil, kulak için olduğu kabul edilmiştir;
g. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak’anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır; vak’alar çok defa İstanbul’da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı).
5)YAZARIN HAYATI
a)Yazarın öz geçmişi
Halid Ziya’nın ailesi, "Uşak’ta helvacılıkla uğraşırken, İzmir’e göçerek "Uşşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halid Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu. İstanbul’da ilk mektep, askeri rüşdiye... (1873-1878) Babasının işleri kötü gitmeye başlayınca Halid Ziya annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü. (1878) Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir ticaretevi açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halid Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.
Halid Ziya, babasının katibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmir’e dönüşünde Rüşdiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi. İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkatiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halid Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı edebiyatı okuttu sonra Mabeyn Başkatibi oldu (1909). Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halid Ziya 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbul’da öldü.
b)Yazarın eserleri

Romanları:Nemide,Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar
Hikayeleri:Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nâkıl (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler), Bu Muydu?, Heyhat, Küçük Fıkralar (3 Cilt), Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi.
Hatırıları:Kırk Yıl, Bir Acı Hikaye, Saray ve Ötesi.
Deneme:Sanata Dair

c)Yazarın edebi kişiliği
Halit Ziya Uşaklıgil hikayeciliğimizin kurucularından sayılabilir.
Hikayelerinde , romanlarından daha gerçektidir.Esasen Fransız Realistlerinden Maupassant
biçimine uygun hikayeler yazmıştır.Bu biçimin belirgin özelliği ‘konusu belli ve plânlı küçük romanı andıran hikayelerdir’.
Halit Ziya Uşaklıgil ,hikayelerinin çoğunda ezilmiş , ıstırap çekmiş , elinden imkanları alınmış insanların hayatlarını anlatmayı hedeflemiştir.Ya da kaderine boyun eğen insanların hayatlarını ele almıştır.Küçük insanlar dediğimiz bu tiplerin meselelerini başarıyla gözler önüne sermiştir. Onların dertlerinin , yaşama biçimlerini , imkansızlıklarını gerçekçi bir gözle ele almayı denemiştir.
Halit Ziya , özellikle küçük hikayede verimli ve başarılı olmuştur.Kuvvetli bir hikaye etme tekniği ile her yönden kevvetli hikayeler yazmıştır.Hikayelerinin bir özelliği ise ; yazarla , şairle, toplumla , tabiatla, insanla ve bütün canlı ile birlikte yürümesidir.Yoksa bu hikayeler , okuyunun gözünün önünden bir olay geçiren , ilgi veren , yormadan seyrettiren , memnun eden cinsten değildir.
Halit Ziya . milli hikayelerinde gerçekci çizgiden hemen hemen hiç ayrılmaz. Birkaç çizgiyle renkli tablolar çizmede başarılıdır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Yavuz Sultan Selim Ağlıyor

KİTABIN YAZARI:Feridun Fazıl TÜLBENTCİ
YAYIN EVİ VE ADRESİ:İnkılâp ve Aka Yayın Evleri Koll. Şti. İstanbul ,Ankara Caddesi No.95
BASIM SAYISI-YILI-YERİ:Dokuzuncu basım-1982-İstanbul

KİTABIN KONUSU:700 yıl , üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun dokuzuncu padişahı olan Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışından ahirete intikaline kadar geçen olayları anlatmaktadır.
KİTABIN ÖZETİ :
…1505 yılında Şehzade Selim Trabzonda sancak beyi idi. Mayıs ayında İstanbul’dan eski arkadaşı Yakup ve iki kişi İstanbul’dan Ferhat Bey’in gönderdiği bir nameyi getirdiler. Namenin içeriği şöyle idi: yeniçeriler artık padişaha itiat etmiyor ,Vezirazam Hadım Ali Paşa Şehzade Ahmeti tahta çıkarmak için binbir türlü oyunlar yaptığı yazıyordu. Yeniçeri ocağı Selim’i sevdiği için özellikle selime karşı cephe almıştı. Bu arada Trabzon’dan Leonidas adında bir Rum İstanbul’a Selim aleyhine haberler iletiyordu. Bunu anlayan Selim Leonidas ve vezirazamın adamı Şahin Bey’i yakalatıp idama mahkum etti. Fakat Yakup’un önerisi üzerine bunları serbest bıraktı. Serbest bırakmasında Leonidas kızı Aspasiya’nında payı vardı. Aspasiya saraya gitmiş şehzadenin ayaklarına kapanıp babasını serbest bırakması için yalvarmıştı. Selim ,bu güzel kızı kıramamış üstelik yıldırım aşkı ile kıza vurulmuştu.

Bu arada sultan sohbet toplantıları yapıyor, hiç sefere çıkmıyordu. Bu durum yeniçeri ocağında huzursuzluk yaratıyodu.
Selimin oğlu Süleyman’da büyümüş , sancak beyliği yapacak yaşa gelmişti. Fakat Ali Paşa bunu istemediği için ,padişahı olumsuz yönde etkiliyordu. Padişahta Selim’i sinirlendirmek istemediği için Süleymanı Kefe’ye sancak beyliğine atadı. Süleyman Kefe’ye gidince oğlunu ziyaret maksadıyla Selim Kefe’ye gitti. Bu durum Osmanlıda başkaldırmaktı. Bunu öğrenen padişah, Selim’e Trabzon’a dönmesi için haber gönderdi. Fakat bunu Selim kabul etmedi. Durumu anlayan padişah olayı tatlıya bağlamak, kan akmasını istemediği için Selim’e Rumeli’de sancak beyliği önerdi. Rumeli başkente yakın olduğu için ve Selim’in her an ayaklanarak tahtı oturabileceğini düşünen Ali Paşa ve diğer şehzadeler, duruma hoş bakmıyorlardı. Selim adamlarından birkaçını Rumeli Beylerbeyi’ne göndererek yakında Rumeli’ye geleceğini ve kan akmasını istemediğini bildirdi.Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa duruma razı oldu.Selim Edirne’ye doğru yola çıkmıştı.Fakat Hasan Paşa, durumu Ali Paşa’ya bildirdi. Ali Paşa bir ordu hazırlattı. Padişah,kan akmasını istemediği için Selim’i,Rumeli’de Semendire’ye atadı. Fakat Selim Edirne’ye girme arzusuna kapılmıştı. Günlerce yürüyüşten sonra bunu başarmıştı. Buradan İstanbul’a dönmeye karar verdi. Her ne kadar lalası Selim’i bu düşüncesinden vazgeçirmeye çalışsa da bunu başaramadı. Selim, İstanbul yakınlarında, Çorlu’da padişahın ordusuyla karşılaştı. Padişahın ordusu daha güçlüydü. Sonuç da Selim’in aleyhineydi. Selim Kırım’a, kayınbabası Megli Giray’ın yanına gitmek zorunda kaldı.
Bu sırada Anadolu’da Şah İsmail’in desteklediği Şii çeteleri halkın huzurunu kaçırıyordu. Bu durumu çözüme kavuşturmak isteyen Anadolu Beylerbeyi, çeteler tarafından mağlup edildi.
Tüm bu olaylar olurken Selim’in İstanbul’a geleceğini duyan Aspasiya, Selim’i görebilmek için saatlerce sokakta beklemiş ve sonunda büyük bir aşkla sevdiği şehzadeyi görebilmişti.
Vezirazam Ali Paşa’nın İstanbul’a döner dönmez ilk işi Anadolu’daki ayaklanmayı bastırmak oldu.
Selim Kırım’da bulunduğu zaman, İstanbul’a adamlar göndermişti. Bunlar ,Yakup ve Osman başkası değildi. Görevleri ise, İstanbul’da şehzade taraftarlarını toplamaktı. Bu görevi başarıyla icra ediyorlardı. Saraydan, Sinan Paşa gibi yüksek rütbeli kişileri Selim taraftarı yapmışlardı. Görevlerini tamamlayan Yakup ve arkadaşları Selim’in yanına gittiler. Bu sırada Kefe’de bulunan Selim, haberleri sevinçle alıyordu. En çok sevindiği haber ise Aspasiya’nın hayatta olmasıydı. Selim’in artık sarayda da adamları vardı. Zaten yeniçeriler de Selim’in tahta çıkmasını istiyordu. Tüm bu olumlu gelişmeler üzerine Selim, İstnbul’a doğru yola çıktı. Selim’in İstanbul’a girişi, çok büyük bir ihtişamla karşılandı. Toplanan kalabalığa karşı hiç bir şey yapamayacağını anlayan Beyazıt, tahtı Selim’e devretti ve istirahata çekildi. Selim, hemen yönetici kadrosunu değiştirdi. Daha sonra büyük bir aşkla sevdiği Aspasiya’yı ziyaret ederek, aşkını alevlendirdi.
Selim tahta çıkar çıkmaz, Şehzade Ahmet tahta oturma planları yapamaya başlamıştı bile. Bunu öğrenen Şehzade Korkut da tahta geçmek için faaliyete geçti. Tahta oturan Selim’in, devletin geleceği için tahtı tehdit eden şehzadeleri ortadan kaldırması gerekiyordu. Bunun üzerine Selim, Şehzade Ahmet’in üzerine, bilgi toplatmak için, adamlarını yolladı. Selim av bahanesiyle Manisa’ya gitti. Bunu öğrenen Korkut Manisa’dan kaçarak bir mağaraya sığınmıştı. Fakat Korkut kısa sürede yakalandı ve padişah tarafından saraya davet edildi. Burada Korkut’un hayatına son verildi. Bu durum padişahı çok etkilemişti ve ağlamasına sebep olmuştu.
Selim Korkut’lan uğraşırken Ahmet büyük bir ordu toplamıştı. İki ordunun karşılaşması sonucu Selim galip gelmişti. Ahmet de esir düşmüştü. Padişah çok kan akmasına sebep olan Ahmet’I idam ettirdi.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi yeniçeriler arasında ayaklanmalar çıkaranlar tespit edildi. Bunlar da gereken cezalarını alıyorlardı.
Ülke içerisinde düzeni sağlayan Selim, doğuda Şah İsmail’i, devleti için büyük bir tehlike olarak görüyordu. Bu yüzden adamlarını, Tebriz’e, bilgi toplaması için gönderdi. Aynı zamanda da İstanbul’da sefer hazırlıkları başlatılmıştı. Tebriz’de işler yolunda gidiyordu, fakat İran, Osmanlı sınırlarına dayanmıştı. Yavuz , İran’a üzerine sefer düzenlemeye karar verdi. Tahtı Şehzade Süleyman’a bırakarak ordunun başında sefere çıktı. Çaldıran’da karşılaşan iki ordu da gayet güçlüydü. İlk başlarda üstünlüğü Şah İsmail ele geçirse de onun da üstesinden gelmesini bildiler. Böylece parlak bir zafer kazanan Selim, şehre büyük bir ihtişamla girdi. Zaferden hemen sonra, kışı geçirmek için saraya döndüler. Padişah boş durmuyor, orduyu yeniden kurmaya çalışıyordu. Bütün bunları yaparken bir yandan da büyük aşkı Aspasiya’yı ihmal etmemeye çalışıyordu.
Selim, büyük bir donanmanın hazırlanması için emir vermişti. Ordu 1516’da törenle İstanbul’dan ayrıldı ve seferin İran üzerine olduğu ilan edildi. Bu sıralarda Mısır Sultanı Kansu Gavri de Osmanlı aleyhine faaliyetlere başlamıştı. İki ordu Mercidabık Ovası’nda karşılaştı. 25 Ağustos 1516’da iki ordunun çarpışmaları başladı. Selim bu savaştan da parlak bir zaferle çıktı. Selim sefere devam etmek istiyordu fakat ,sarayın ileri gelenleri buna karşı çıkıyorlardı. Çünkü geçilmesi gereken bir çöl vardı. Üstüne üstlük ordunun yorgun olduğunu iddia ediyorlardı. Fakat Selim kararlıydı. Vazgeçmeyi hiç düşünmüyordu. Mısırlılar da Selim’in Tih Çölü’nü geçebileceğini zannetmiyordu. Selim kesin kararını vermişti ve 16 Ocak 1517’de Nil sahillerine ulaşıldı. Bir kaç gün istirahat ettikten sonra Ridaniye’ye geldi. İki ordu burda karşılaştı ve Selim yine muvaffak olmuştu. Kahire’de artık Osmanlı topraklarına katılmıştı. Fakat bu savaşta Selim çok sevdiği büyük yardımcısı Veziriazam Sinan Paşayı kaybetti. Bu olay Selim’I çok üzmüştü ve kendini tutamayıp ağlamıştı. Bir müddet fethettiği yerlerde düzeni sağlamak için ikamet eden Selim İstanbul’a döndü. Tüm olaylar sırasında çok sevdiği Aspasiya hasta yataklarına düşmüş, her geçen gün durumu ağırlaşmaktaydı. Selim’i sayıklayarak ahirete intikal etmişti. Bunu öğrenen Selim, saf bir aşkla sevdiği Aspasiya’nın ölümü karşısında gözyaşlarına engel olamamıştı. Doğuda sükuneti sağlayan Selim Avrupa’ya yönelmeye karar vermişti. İlk seferi Macaristan’a düzenleyecekti fakat iki omuz küreği arasında çıkan ham bir çıbanı sıkıştırması sonucu çok ağır hastalanmış ve artık ayağa kalkacak hali kalmamıştı. Her geçen gün durumu ağırlaşıyordu.Eylül 1520’de bir cihangir yıkıldı.

ANA FİKİR: Hayatını devlet işlerine için adayan ve devletin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için kardeş katlini dahi yasal gören , herşeyi devleti ve milleti için yapan bir milletin torunları olarak bir an evvel özümüze dönüp , tek bir yumruk olarak dünyaya gerçek gücümüzü göstermeliyiz.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
YAVUZ SULTAN SELİM:İyi eğitim almış ve özellikle askeri alanda olduca bilgili olan Yavuz , çok sert ve sinirli birisi olması yanında , bir karıncayı incitemeyecek kadar ince ruhlu bir kişiliğe sahipti.
ASPASİYA:Bir Rum kızı olan Aspasiya, Yavuz’u ilk gördüğü andan itibaren büyük ve saf bir sevgiyle bağlanmış, ölünceye kadar da bu aşka sadık kalmıştır.Aynı zaman da çok güzeldir.
SİNAN PAŞA: Selim’in vezirazamı. Çok bilgili olan Sinan Paşa aynı zamanda deneyimli bir kişi olması ve her zaman Selim’e doğru karırı vermesinde yardımcı olmuştur.
Padişah: Yavuz’un babası ikinci Beyazıt’tır. Şiire ve edebiyata önem veren ,savaşmayı sevmemekte ve bu yüzden yeniçeriler tarafından sevilmemektedir.
Vezirazm Ali Paşa:Beyazıt’ın vezirazamlığını yapan ve Beyazıt’ın iyi tavırlarını kötüye kullanan, Şehzade Ahmet’e tahta çıkması için yardım etmektedir. Fakat ,Selim hayatına son verdi.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitabın dili biraz ağır olsada, atalarımızı anlatığı için elinize aldığınız andan itibaren büyük bir zevle okuyabileceğiniz bir kitap.Olaylar oldukca akıcı bir dille anlatılmakta.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTBIN ADI : DUDAKTAN KALBE
KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GUNTEKİN
YAYIM EVİ : İNKİLAP ve AKA KİTABEVLERİ KOLL. ŞTİ.
ADRESİ : ANKARA CAD. NO:95-İSTANBUL
BASIM YILI :ON DÖRDÜNCÜ BASIM,1987

KİTABIN KONUSU : Kitapta kemanist olan Kenan’ın yaşadığı aşklar ve bu aşkların kendi iç dünyasında uyandırdığı bazı duygulardan bahsediliyor.Sadece Kenanın değil aşk yaşadıgı bayanlardan da uzun uzun bahsediliyor.Aşkın kişilerin duygu ve düşüncelerinde nekadar etkili oldugunu kendisine bu kitap ana fikir olarak almış.

KİTABIN ÖZETİ: Kitabımızın kahramanı Kenan hayata tamamen bahtsız olarak başlayan ve cevresindeki birçok çocuktan farklı karaktere sahip bir şahsiyettir.Onun şanssızlığı annesinin ;ailesinin bütün baskılarına karşın; etrafınca serseri olarak nitelendirilen bir adamla evlenmesiyle başlamıştır. Kenan’ın annesi tarafı aslında zengin olarak nitelendirilebilecek bir ailedir.Annesinin ,babasıyla evlenmesinin ardından anne tarafı onu mal varlığından men etmiştir.Zaten bu durum da ilerde onara problem teşkil edecek bir durum olacaktır.Zaman ilerler ve Kenan’ın babası marifetini gösterir ve hapishaneye düşer.Artık Kenen ve ailesi tarafından dışlanmış olan annesi Melek Hanım yalnızlardır.Artık geçim sıkıntısı baş göstermiş daha doğrusu iyice artmış durumdadır.Yapacak birşeyin kalmadığını anlayan annesi ailesinden yardım ister .Ancak ailesinin de durumu eskisi gibi pek parlak değildir.Lakin annesinin ağabeyi Saip Paşa’nın durumu iyi denilebilecek seviyededir.Ve ağabeyi onları yanına kabul eder.Ama bunun anlamı onları şevkatle değil bilakis kan bağından dolayı kabul etmiştir. Ona göre Kenan en geç üç seneye kadar babasıyla aynı akıbeti paylaşacaktır.Onu tamamen hor görmekte hatta zaman zaman hırsızlıkla itham etmektedir.Bu durum karşısında Kenan’ın annesi mecburiyetten başı önde acılı yüreği kor içinde her geçen gün daha da eriyip gitmektedir.Kenan bu süre zarfında da keman dersleri alıyordur.Elbette bu keman dersleri öylesine parasız bir kurstur ama bu basit kurs ondaki cevherin açıga çıkması için yeterli olacaktır.Dayısı her duruma olduğu gibi bu duruma da itiraz ederek ona mani olmaya çalışır. Ama onaki istek ve şevk onun geleceğin en başarılı vizörü yapacaktır. Dayısı onu kendince kurtarmak için İstanbul’a mühendis mektebine göndermeye karar verir ve biçare Kenan bu durum karşısında boynunu eğmekten öteye gidemez.Kenan Bozyakayı terk ederken bir de masumane çocukluk sevdasını ,Leyla’yı bırakır.
Leyla onun için umutsuz bir sevdadır çünkü; Kenan’a göre onlar ayrı dünyaların insanları idiler.Zaten bu aşkı onu en az etkileyenlerden idi.Bozyakada yani dayısı ile oturduğu bu kasabada onunla arkadaşlık edenlerden birisi de Şem’i Dede idi . Gerçektende dede denebilecek yaşta bir adamdı.Ama Kenan ile anlaşabilecek kadar da genç bir adamdır . Aslına bakılırsa Kenan öyle deli dolu bir delikanlı değildi.
Zaman akıp gitmiş Kenan mektebi bitirmiş ve İstanbul’da kendisine bir ev tutmuştur. Artık İzmir’e de gitmek istemektedir. Zaten annesi Melek Hanım kızını evlendirmiş onların yanına gitmiştir.Birsüre sonra Kenan annesine Avrupa’ya bi arkadaşının yanına gideceğini söyler ve annesi Kenan’a tek mal varlığı olan Kemeraltı’ndaki dükkanlarını satarak para verir.Kenan Avrupa’dan dayısının tahmini üzere kısa süre sonra değil uzunca bir sürenin ardından ve dünyanın en saygın kemanistlerinden birisi olarak döner.Artık dayısı onu yerlere göklere sığdıramamaktadır.Ve Kenan Avrupa’dan döner dönmez onu yanına çağırır.Artık o kötü, buhranlı donem sona ermiştir.O artık Bozyakanın iftihar ettiği bir genç olmuştur.Artık yeni aşkların zamanı gelmiştir.Cavidan isminde komşuları Mimur Bey’in sayesinde tanıstıklarıbir kız vardır.Cavidan bir prensestir ama Kenan da artık dünyaca ünlü bir sanatçıdır yani birbirlerine uygundurlar.Bu sırada Kenan ,Nimet Hanım ıle tanışır ve zamanla bu olay aşka dönüşür.Kenan bu durumdan hem memnun hemde bi okadar rahatsızdır, zira artık o Cavidan ile nişanlı sayılmaktadırlar.Buluşmalarında Hikmet Hanım yanında sürekli olarak bi kız çocuğuyla gelmektedir.Kenan bu durumdan rahatsızlık duymakta ancak Hikmet Hanıma göre ise bu kız buluşmaları için bir araçtır.Çünkü dışarıdan tepki çekmemeleri gerekmektedir.Zira Nimet Hanım evlidir. Bu çocuğun adı Lamia’dır.Bu kız çocuğuna Kınalı Yapıncak demektedirler.Lamia onların aralarındaki aşktan haberdardır ancak onlara dahi bu durumu belli etmemektedir.Sarı saçlı bu guzel kız akrabalarının yanında ,onların çocuklarına dadılık yaparak hayatını geçiren ve ailesini kaybetmiştir. Bunları öğrenen Kenan artık bu kıza acımaya başlamıştır.İleride bütün kalbiyle bağlanacağı kıza o zamanlarda böylesine bir duygu beslemektedir.Tabiki Kenan’la Kınalı yapıncağın Nimet Ablasının arasındaki aşkta son bulur . Bu dönem zarfında Lamia ile Kenan arasında da bir yakınlaşma başlamıştır.Musiki hastası ve her denileni koşulsuz kabul eden bu kız ile bizim çapkın ve kendi iç dünyasında boğuşup ,neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışan kemanistimiz arasında bir aşk başlamıştır.Bu aşkın bir meyvesi olarakta bir çocuk olmuştur ,yanlız Lamiadan başka kimse bu çocuğun kinden olduğunu bilmemektedir.Kenan bu sürede evlenmiş ve Cavidan ile yaşamaya başlamıştır. Kenan Lamia kadar Cavidanı da seviyor ve onun aşkına saygı göstermektedir.Bu çocuk olayı ortalığı karıştırır. Yanında kaldığı akrabaları onu Kütahya’ya gönderir.orada akrabalarının yanında kalır . ancak o artık lekeli sayılmaktadır.Evde de genç kızı aksilikler bırakmamaktadır.Eniştesi Rasih Bey ve karısı Mahmure’İn iyiliği ve onların sadeti için Mahmure’nin sevdalısını kendi sevdalısı gibi gösterir.Artık o gerçektende lekelidir.Herşey burada bitmez,Rasih Bey Lamia’ya göz koyar.Evde kimsenin olmadığı bir gün üzerine atlayan eniştesini öldürür.Ancak ceza almaz . Artık o evde de kalamayacağı için akrabaları onu İmam Hakkı Efendi’nin yanına verirler.Bu arada bazı kısmetleride çıkmaya başlamıştır ve Kütahya’ya gelirken trende gördüğü ve daha sonra karşı komşuları olan Binbaşı Kemal ile evlenir. Tabiki Lamia halen ilk aşkı Kenan’I sevmektedir lakin bu durumlara dayanamamıştır.Kemal Beyle mutlu günler geçiren Lamia’nın mutlu hayatı ,Kemal Bey’in İstanbul’dan gelen akrabası ve Kenan’ın arkadaşı olduğunu öğrendiği Vedat’la yeniden bozulur.Çünkü adları aşığa çıkar.Bu durumda Kemal Bey ,Lamia’yı boşar.
Bu arada Kenan ile Cavidan’ın evlilikleri devam etmektedir.Ancak Kenan ,Kınalı Yapıncağını unutamamaktadırve aralarındaki evlilik bir gün Lamia’yı , Vedat’ın muayenehanesinde görünce sona erer.Bu arada Kenan annesini de kaybetmiştir.Artık eser veremeyecek kadar hayattan sıkılmıştır.Bu buhranın içinden onu yine kurtaracak olanı Lamia olarak görür.Ancak Lamia artık eskisi gibi değildir.O da hayattan sıkılmıştır ,tek tutunacağı dalı çocuğu Mebrure kalmıştır.Artık hiçbirşey eskisi gibi değildir ve olmayacaktır da.Kenan’ın dediği gibi onlar için artık ’günlerin güneşi gibi gecenin mehtabı da sonuk, cansız, yürek üzücü…’.



ANA FİKİR :Kitapta aşkın insan üzerindeki etkisinin nekadar büyük olduğunu ve bazen insanın başına neler açabileceği üzerinde durulmuş.Kitabın ana fikrini bu olgu oluşturuyor.





KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ


KENAN: Hayata şanssız başlamış ama çalışma hırsıyla yükselmiş bir şahsiyettir. En önemli özelliği duygusal oluşu.Annesine çok bağlı ,onun ölümü onu çok yıpratıyor.

LAMİA: Bizim Kınalı yapıncağımız hayattan çok çekmiş ama dayanmasını bilmiş ve fedakarlığın timsali olmuştur.O da aşkı gibi duygusaldır.Musikiye düşkünlüğü ile tanımlanabilir.

CAVİDAN: Cavidan herşeyden önce bir prensestir . Duygu ve düşünceleri de bu ölçü de büyüktür. Kenan’ı sevmektedir ama evliliklerini devam ettirememiştir.Soğukkanlı olarak tanımlanabilir.

SAİP PAŞA: Hayatında en önemli gördüğü olgu belediye reisliği. Sakatlandıktan sonra o işi de bırakmak zorunda kalır.Kenan’a olan düşkünlüğü o meşhur olduktan sonra artmıştır.Katı gibi görünen ama aslında öyle olmayan birisidir.

BİNBAŞI KEMAL BEY: Genel karekteri iyi birisidir.Lamia’yı sevmiştir ama Vedat olayı ondaki sevgiyi bitirmeye yetmiştir.


NİMET HANIM: Evli olmasına rağmen Kenan ile bir aşk yaşamıştır.Onun bu aşk için Lamia’yı kullanması ise olumsuz bir davranış olarak değerleddirilebilir.


VEDAT: Hayata komik yönleriyle bakmasını seven ve olayları içine atmayan iyi niyetli bir karekterdir.Lamia’nın başına gelenlerden kendisini sorumlu tutmuştur.




KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER


Dudaktan Kalbe kitabı genel olarak akıcı bir kitaptır.Yazar normal olarak nitelendirilebilecek bir dil kullanmış.Karakter analizleri çok iyi yapılmış.Okuyucuyu bir sonraki bölüm hakkında düşünmeye sevk ediyor.Dönemin yaşam tarzlarını çok iyi yansıtmış.Ancak ara ara fazla süslemelere yer vermiş.





REŞAT NURİ GÜNTEKİN




Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.

Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.

1939 ve 1943 yılları dneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.

Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.




Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.

Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Yayınlandığı dönemde küçük yaşıma rağmen çok sevdiğim bu diziyi kaçırmazdım ve büyüklerim, olmayan ön dişlerim yüzünden "Çalıkusu" dediğim için benimle şakalaşırlardı. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını gözardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.




Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.

Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : KALP AĞRISI
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİB ADIVAR
YAYIM EVİ : ÖZGÜR YAYINLARI
ADRESİ : ANKARA CAD.31/2 ÇAĞALOĞLU-İST.
BASIM YILI : 2000

KİTABIN KONUSU : Kitabın konusu beş insanın bir birlerine karşı besledikleri sevginin saygının bazen tam tersine dönüşüp kine bazen de katmerli şekilde artışı olmuştur.

ÖZET: Romanımız kitabın kahramanlarından Zeynep ile doktor babasının konuşmasıyla daha doğrusu Zeynep’in babasına hikayesini anlatmasıyla başlar.
Zeyne hikayesinin adını kalpağrısı olarak koymuştur çünkü bu onun için gerçektende bir kalp acısıdır.
Zeyno babası gibi doktor olan Saffet’ten hoşlanmaktadır bu duygusallık aşktan öteye zihinde canlanan bir fırtınadır yani Saffet’e duyduğu saygı çok üst seviyededir. Ayrıca bunlar resmi olarak da nişanlılardır. Hikayemizin başlangıcı Zeynep’in canından çok sevdiği Azizelerde gercekleşir: Azize, Zeynep’e herkesin deyimiyle Zeyno’ya, platonik olarak nitelendirdiği aşkı ve aynı zamanada akrabası olan zabit (Bnb) Hasan’dan bahseder ve onun geleceğini söyler, onunla tanıştırır. Bu saatten sonra Zeyno’nun kalp ağrısı başlar. Çünkü Zeyno ile Hasan’ın aşkları için bu bir başlangıç teşkil edecektir. Günler geçer Zeyno ile Saffet birbirlerine daha da yaklaşırlar ama zeyno bu ilişkinin bir sonuca bağlanamayacağını bilmekte ve bu yüzden de çeşitli buhranlara girmektedir. Sonuçta Zeyno’da bi rahatsızlık baş gösterir. Bu olay üzerine Saffet Zeyno’yu Ayastefanos’taki evlerine dinlenmelesi için götürür. Bir müddet sonra Hasan ile Azize buraya onu ziyaret için gelirler artık her gün Zeyno ile Hasan birlikte ava gitmektedirler. Bir gün yine bir avda Hasan, Zeyno’ya evlenme teklif eder. Cevapsız kalan bu tekliften sonra hasan Azize’ye onunla evlenmeyeceğini söylüyor. Bu olayın ardından Hasan Zeyno ‘ya tekrar evlenme teklifediyor. Bu olayın ardından Zeyno nişan yüzüğünü boynuna asıyor ve Saffete kararını babası gelince vereceğini söylüyor.(Babası orada değildir ve hikayesini babasına, Ayastefonos’a gidinceye kadarını anlatır diğer olaylar daha sonra gerçekleşirSmile Zaten bu sırada Azize’nin kıskançlık kırizleri tutmuştur ve çok ciddi anlamda hasta olmuştur. Doktorluk görevi ise Saffete düşmüştür. Saffet bir süre sonra Zeynonun yanına gelir ve Azize’nin iyileştiğini söyler ve onu görmeye giderler. Orada garcekleri öğrenir ve Azize’nin kıskançlıktan dolayı intihara kalkıştığını öğrenir. Azize’nin refakatini yaptığı birgün Azize olanları anlatır ve Hasan’dan bahseder. Zeyno da Azize’ye Hasan’ın onun olduğunu ve onu elinden almayacağına sözverir. Bu olayın ardından Zeyno, Hasan ile bu işin olmayacağından bahseder ve bunun üzerine Azize ile Hasan evlenirler. Bu sürede Azize’nin rahatsızlığı devam etmiştir ve iyleşmesi için İsviçre’ye gitmesi gerekmiştir. Evlendikten sonra Hasan izin alarak Viyanaya giderler. Viyanadan Azize Zeynoya mektuplar yazar nekadar saadetli olduğundan bahsediyor.Ancak busefer de orada Dora isminde babasının aradaşının kızını kıskanıyor. Günler geçip gider ama Hasan, Zeyno’yu unutamaz ve ona mektup yazmaya karar verir ama mektubu göndermez. Tam mektubu yazarken odaya Dora girer ve Hasan olayı Dora’ya anlatır ve ona karşı da çeşitli duygularından bahseder. Bu duygular Dora tarafından olumlu karşılanır. Bu ilişki devam ederken bir gün Azize ikisini Dora’nın odasında bulur ve iyiden iyiye Azize’nin kıskançlık kırizi artar. Bu arada Hasan’nın 1 ay izini kalmıştır ve şarka tayini çıkmıştır. Bunların hepsini Azize mektubunda Zeyno’ya anlatır.
Zeynep ile babası evde konuşur iken eve babasının arkadaşı Miralay Muhsin girer. Muhsin Bey evlenmek istemektedir ve Zeyno’nun babasından yardım istemektedir. Ancak bu sırada Zeyno’ya karşı da bir ilgisi oluşmaya başlamıştır. Bir gün Miralay Zeyno’ya ondan hoşlandığını söyler. Bunları Zeyno Azize’ye yazdığı mektubunda söylüyor. Zeyno onu sevip sevmemede kararsızdır ama bu sevgiden haz aldığını da saklamamaktadır. Olayın tesadüfi tarafı Miralayın, Hasan’ı tanımasıdır. Hasan zamanında Miralayın yaverliğini yapmıştır. Bir de ilginç hiraye giçmiştir başlarından. Eski çalıştıkları yerde yine Zeyno isminde bir kürt kızını Hasan hamile bırakmış ve tam kızın akrabaları tarafından öldürülecek iken Muhsin Bey tarafından kurtarılmıştır.
Zeyno akıp geçen zaman zarfında Miralay’ın aşkına cevap vermeye başlar. Zeynep’in kalbinde artık iki büyük zevk vardır birisi Miralay birisi de cektiği acının sebebi Hasan’dan alacağı intikamdır. Hasan’ın tayin yeri de miralayın fırkasıdır.
Azize, Hasan’ın odasında Dora’dan bir mektup bulur. Mektupta Dora, Hasan’a istediği zaman yanına gelebileceğini söylemektedir. O gün Viyanaya inen Hasan’a Azize bir telgıraf çeker ve hemen yanına gelmesini çok hasta olduğunu söyler. Hasan gelir, doktorlar muayne ederler ve Azize’nin hamile olduğunu söylerler. Ancak bu güzel olay bebeği doğurmanın çok riskli olacağının öğrenilmesiyle bir buhrana döner. Hasan İstanbul’a gelip iznini uzattırır bu sırada Zeyno’yu görür. Ama artık hiç bir şey eskisi gibi değildir.
Azizenin tedavisi için yine Saffet getirtilir bu sırada Azize bir oyun yapıp Zeyno ile Saffeti bir araya getirmeye çalışsa da başarılı olamaz.
Zaman ilerler ve Azize’nin doğumu gerçekleşir ve bir oğul dünyaya getirir ama bu oğul artık hayata öksüz olarak devam etmek zorundadır.


ANA FİKRİ: Hayat bazen insanları hiç ummadıklara durumlara hiç ummadıkları zamanda iteler ve insan bu durdan kurtulmak için bazen başkalarına zararverebilir.

KİTAPTAKİ ŞAHSİYETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ


ZEYNEP: Asil ruhlu bir kızdır. Arkadaşının saadeti için kendi aşkını ndan vazgeçebilecek karekterde bir şahsiyettir.

SAFFET: Belkide romanımızın en fedakarı Saffet’dir. Çünkü Zeyno’nun başkasına aşık olduğunu bile bile ona olan desteğinden vazgeçmemiş son ana kadar onun yanında olmuştur.

HASAN: Genç zabit Hasan aşkları içinde boğuşmayı kendisine hayat tarzı olarak benimsemiş çapkın denilemeyecek kadar duygusal bir şahsiyettir. Çok çabuk aşık olması en önemli özelliğidir. Karizmatik bir yapısı vardır.



AZİZE: Hayatta tek tutunağı olarak Hasan’ı gören bir aşıkta öte değildir. Bu aşkı uğruna ölümü göze almıştır. Kıskanç bir yapısı vardır. Biraz çocuk ruhludur. Bu da zaman zaman başına işler açmıştır.

MİRALAY MUHSİN: Tuttuğunu koparan cinsinden bir askerdir. Nezaman nasıl davranması gerektiğini bilen bir şahsiyet olup Zeyno’ya ilan-ı aşk etmiş ve umduğunu almayı da bilmiştir.


ZEYNO’NUN BABASI: Olaylara daha çok dışardan bakmayı tercih etmiştir. Kızıyla illgili konularda bütün insiyatifi kızına vermiştir.


KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kalp Ağrısı, Halide Edib’in okuduğum en güzel romanıdır. Alışılmışın dışında Milli Mücadele dönemi yıllarından pek fazla birşey göremiyoruz. Bunun yerine bir avuç insanın kalp ağrılarından dolayı çektikleri acıyı görüyoruz. Dili oldukca iyi seviyede kullanmış ve okuyucuya anlatmak istediğini noktasından virgülüne aktarabilmiştir. Bu kitabın bir başka özelliği Halide Edib’in ‘son’ tutkulu aşk romanı olmasıdır.


]Halide Edib ADIVAR XX. yy. romancılarından
Doğum/Ölüm: 1884-9 Ocak 1964
Doğum Yeri: İstanbul

]Biography

Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi (1901), özel olarak da Rıza Tevfik’ten felsefe ve sosyoloji, Salih Zeki’den matematik dersleri aldı. İstanbul Kız Öğretmen Okulu’nda, Kız Lisesi’nde öğretmenlik ve müfettişlik; Beyrut, Lübnan ve Şam’da Türk Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği (1917) yaptı. Darülfünun’da garp edebiyatı okuttu (1918-1919), Milli Mücadele’ye katıldı, Cumhuriyet’in ilanından sonra kocası Adnan Adıvar’la gittiği Avrupa ve Amerika’da on beş sene kadar kaldı (1926-1938), 1939’da yurda döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü (1940), İzmir milletvekili (1950-1954) oldu, sonra gene Edebiyat Fakültesi’ndeki profesörlüğüne döndü (1954). Merkezefendi mezarlığında gömülü 1908’den sonraki dergilerde Halide Salih imzasıyla göründü (örneğin: Şehbal dergisinde, 1911-1912). 1919’da Büyük Mecmua’da Halide Edib imzasıyla "edebiyatımızın son simaları ve safhaları" başlığı altında Yakup Kadri, Mehmet Emin, Ömer Seyfettin... üzerine incelemeler, "Kadınlığa dair" başlığı altında kadın hakları üzerine yazılar, ayrıca hikayeler yayımladı. 11. sayıdan başlayarak (18 Eylül 1919) bu derginin başyazarı da olmuştu Halide Edib’i, bu yazıları yanında asıl, İngiliz edebiyatı etkisinde, o zaman için yeni, fakat çağdaşlarının çapraşık, aksak ve pürüzlü buldukları bir üslupla yazılmış romanları tanıttı. İlk romanlarında aşk konularını işliyor, kadın psikolojisi üzerinde duruyordu. Sonra türkçülük akımını benimsedi; duygulandırma ve süslemeden kaçınan, realizmi ön planda tutan romanlar verdi. Hele yurda döndükten sonraki romanlarında konularını bir olay çevresinde toplanan tek insanlara değil; devirlere, nesillere, gelenek ve törelere bağladı Romanları: Raik’in Annesi (1909), *Seviyye Talib (1910), *Handan (1912), *Yeni Turan (1912), *Son Eseri (1912), *Mevut Hüküm (1918), *Ateşten Gömlek (1922) *Kalp Ağrısı (1924), *Vurun Kahpeye (1926), *Zeyno’nun Oğlu (1928), *Sinekli Bakkal (1936), *Yolpalas Cinayeti (1938), *Tatarcık (1939), *Sonsuz Panayır (1946), *Döner Ayna (1954), *Akıle Hanım Sokağı (1958), *Hayat Parçaları (1963), *Sevda Sokağı Komedyası (1972), *Çaresiz (1972), *Kerim Usta’nın Oğlu (1974) Hikaye Kitapları: Harap Mabetler (1911), *Dağa Çıkan Kurt (1922), *İzmir’den Bursa’ya (1922) Anıları: Türk’ün Ateşle İmtihanı (1962), *Mor Salkımlı Ev (1963) Oyunları: Kenan Çobanları (1918), *Maske ve Ruh (1945), Kitapları Özgür ve İnkılap Yayınları’nca yeniden basılıyor. Sinekli Bakkal romanı, CHP Roman Ödülü’nde birincilik kazanmış, romancılığımızda satış rekoru kıran eser olmuştur (30 b. 1972) Çevirileri, incelemeleri, İngilizce eserleri de olan yazarın romanları filme de alınmıştır: Ateşten Gömlek (1923, 1940), Vurun Kahpeye (1949, 1964, 1973), Sinekli Bakkal (1967), Yolpalas Cinayeti (1956) Halide Edib üzerine yazılmış kitaplardan bazıları: Halide Edib Adıvar (1968), Halide Edip ile Adım Adım, (1974) Nazan Güntürkün ve Muzaffer Uyguner, Halide Edib Adıvar, (1986; genişletilmiş 2.baskı, 1989) İnci Enginün çıkardılar.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.