You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın Adı:FERDİ VE ŞÜREKÂSI
Yazarı :Halit Ziya UŞAKLIGİL
Yayınevi : İnkılâp ve Aka
Y.Adresi :Ankara cad.No:95 İSTANBUL
Basım Yılı :1984

1)Kitabın Konusu
Maddi bakımdan çok zor şartlar altında yaşayan bir kişinin, aile ve aşk hayatını anlatıyor.Fakir, ama mutlu bir durumdayken kaderin kendisine gülerek hayatını bir anda alt üst eden bir yaşamın hikâyesidir.Zengin ile fakirin arasındaki yaşamların göz önüne alındığı, para gücünün nelere hâkim olduğu anlatılıyor.

2)Kitabın Özeti

Abdülgafur Bey her zaman ki, gibi işten dönerken, yolda karşılaştığı bu kıza acıdı ve yanına alarak eve getirdi.Kızı olmayan Besime Hanım bu kızı, kendi kızı gibi büyütecek, ileride gelini yapmayı düşünecekti.Kız, Saniha idi.İsmail Tayfur'la birlikte büyüdüler ta ki Abdülgafur Bey ölene kadar.Evin reisi ölünce evin yükü İsmail Tayfur'a kaldı.O da babası gibi muhasebeci olarak Ferdi ve Ortakları Ticaretevi'nde işe başladı.Burada dört kişiydiler; Hasan Tahsin Efendi, Mehmet Rıfkı, Osman Şevket ayrıca bir de Hacer -Ferdi Efendi'nin kızı-.Hacer her zaman İsmail Tayfur'a takılır, türlü muzipliklerle onu rahatsız ederdi.Ta ki babası ona işyerine girme yasağı getirene kadar.Çünkü o artık büyümüş, koca kız olmuştu.
Bu karar Hacer için ölümden farksızdı.Artık İsmail Tayfur' la birlikte olamayacaktı.Bunun üzerine sabah akşam pencereye çıkar, ki İsmail Tayfur'u görebilsin diye.Hacer duygularını "ikinci kalbim "dediği defterine yazmaya başlamıştı.

İsmail Tayfur ise kendi halinde yaşayan, Saniha'yı seven, Hacer'le ilgilenmeyen biridir. Kendi dünyasında mutludur.Bir gün Ferdi Efendi kızının defterini bulur.Kızının yaşadığı durumu öğrenir.Kızını çağırarak onun mutlu olabilmesi için elinden geleni yapacağına söz verir.Çünkü İsmail Tayfur sağlam karakterli, ticaretten anlayan biridir.Böylece kendi varisini bulur. İlk olarak İsmail Tayfur'u yanına çağırır maaşını artırdığını bildirir.
İşe anlam veremeyen İsmail Tayfur kendi düşüncelerinde bile olmayan bu aşkı öğrenince şok olur.Ferdi Efendi gizli olarak Nerime Hanım ve Melekzat'ı İsmail Tayfur'un annesine gönderir.Saniha için ölüm başlamış, Besime Hanım için ise durum çıkılmaz bir döngü halini almıştır.Bir hafta sonra Besime Hanım ile Saniha, Hacer'i tanımak için Ferdi Efendi'nin evine giderler.Hacer'i tanımadan kıskançlık duyan Saniha da onu görünce, sevmeye başlar.Ne olduğunu anlamayan İsmail Tayfur korktuğunun başına gelmesiyle yıkılmış, tek çare olarak gördüğü Saniha'nın da kendini feda etmesiyle adeta yıkılmıştır.Artık sığınacak bir yeri kalmamış çaresiz olarak, Hacer'le gösterişli bir düğünle evlenir.İsmail Tayfur düğünden sonra iyice dünyadan ve Hacer'den uzaklaşır, Hacer ise ardığı mutluluğu bulamamanın ve İsmail Tayfur'un kendisinden uzaklaşmasının nedenlerini arar.

Bir akşam Hacer uyandığında İsmail Tayfur'u yanında bulamaz.Onu bekler, gelmeyince kendisi aşağı iner ve İsmail Tayfur'un Saniha ile kaçacağını duyar, ağlayarak yukarı çıkar.İsmail Tayfur yukarı gelince Hacer kapıyı kapatır, ki İsmail Tayfur Saniha ile gitmesin.Sonra elindeki ateşle evi ateşe verir.Hacer'in yanan vücudu ile dışarı çıkan İsmail Tayfur delirir,Hacer ölür,Ferdi Efendi'nin evi ve parası ,altınları yanar, yok olur.

3)Kitabın Anafikri

Öncelikle, şartlar ne olursa olsun her zaman doğru bildiğin bir şeyin sonuna kadar savunulması, içinde bulunduğun şartlardan azami dereceden istifade, küçük şeylerden mutlu olunabileceği ve sevginin parayla satın alınamayacağını bizlere aktarıyor.

4)Kitaptaki Şahıslar

İsmail Tayfur: Romanın baş kahramanıdır.Kumral, uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı,muhasebeci olarak çalışan ve ailesine bakan genç bir delikanlıdır.İçine dönük, sessiz bir kişiliğe sahiptir.

Hacer :İsmail Tayfur'un yangında ölen karısıdır.Daha on beş yaşıngadır.Zayıf vücudu, küçük başı altuında, uzun ipek saçları arasında küçük beyaz yüzü ile insana çocukluk hali verirdi.

Saniha :İsmail Tayfur'un sevdiği kızdır.Zayıf, ince, esmer,öksüz ve yetim yetişmiştir.

Hasan Tahsin Efendi:Baba ve iş arkadaşıdır. Ufak tefek yapılı, küçük başlı, beyaz saçları dökülmüş, yılların deneyimini taşıyan bir karakter çizmiştir.

Mehmet Rıfkı, Osman Şevket: İş arkadaşlarıdır.

Ferdi Efendi Tongueatronu ve kayın babasıdır.İnce, uzun boylu, sarı saçlı, sarı sakallı, donuk benizlidir.Paranın herşey olduğuna inanan biridir.

Abdülgafur Bey- Besime Hanım:İsmail Tayfur'un babası ve annesi.

[BNerime Hanım :Hacer'in öğretmeni. [/B]

Melekzat :Hacer'in hizmetçisi ve en samimi arkadaşıdır.

5)Kitaptaki olaylar

İsmail Tayfur - Saniha aşkı: Yalansız, yapmacıksız, sevgi üzerine kurulu bir aşktır.

Hacer'in aşkı : Tek taraflı ama sevgiye dayanan bir platonik aşktır.

İsmail Tayfur ile Hacer'in evlenme serüveni ve bu sırada yaşanan olaylar.

6)Kitap Hakkındaki Şahsi Görüşler

Sürükleyici bir aşk romanıdır. Kişi ve yer tasvirleri zamanında, kitabın akışını değiştirmeyecek şekilde yapılmıştır. Konu itibâri ile aşk romanı görünmesinin yanında da devrin tipik özelliklerini de yansıtmaktadır.Hayat şartlarından, yaşam tarzlarından, sosyal ilişkilerden, devrin moda ve eğlencesinden, gelenek ve göreneklerden bahsediyor.Yazar gereksiz açıklamalardan kaçınmıştır.Fazla yabancı kelimeler kullanılmadığı için kitabın anlaşırlılığı artmış, kitaba akıcılık ve sadelik getirmiştir.

7)Yazar Hakkında KIsa Bilgi

Yazar, Halit Ziya UŞAKLIGİL 1866-1945 yıllarında yaşamıştır.Servet-i Fünun romancılarından.İstanbul'da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi'ne gitti ve 17yaşında okuldan ayrıldı.1884'te "Nevruz" gazetesini, daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu.İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı.
İdadide Türk edebiyatı dersi okuttu.Reji Müdürlüğü Başkâtibi oldu. Servet-i Fünun dergisine girdi ve en büyük romanları burada yayımladı. Darül Fünun'da batı edebiyatı dersleri verdi. Mabeyn Başkâtibi, Ayan Üyesi oldu.Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı, çiçekleri severdi.Almanca, Arapça, Farsça, Fransızca, ingilizce, italyanca bilirdi.Roman, hikâye, mensur şiir, tiyatro, hâtıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler.Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150'den çok hikâyesi vardır. Modern Türk hikâye ve romanın babası sayılır.Çevirleri de vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KITABIN ADI: Yaprak Dökümü KITABIN YAZARI: Reşat Nuri GÜNTEKİN YAYINEVI VE ADRESI: İnkılâp ve Aka-İstanbul BASIM YILI: 1983 KITABIN KONUSU: Gelir düzeyinin üzerinde bir yaşam sürdürmek isteyen bir ailenin dağılışıdır.KITABIN ANAFIKRI: Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddi israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir. Reşat Nuri GÜNTEKİN 25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi' ni bitirdi (1912). Bursa' da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra' da öldü. İstanbul' da Karacaahmet Mezarlığı'nda gömülü. Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917' de basılan Reşat Nuri, 1918' de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu' nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu' nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride' ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri' nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956'da İstanbul'da öldü. KİTABIN ÖZETİAli Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır... Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : KIRIK HAYATLAR


KİTABIN YAZARI : HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

YAYINEVİ VE ADRESİ : INKILAP KİTABEVİ—ANKARA CAD. NO:95 -34410 İSTANBUL

BASIM YILI : 1989

KİTABIN KONUSU :
EKONOMİK RAHATLIĞA KAVUŞTUKTAN SONRA EŞİ VE İKİ ÇOCUĞUYLA YENİ BİR ÇEVREYE GİRİP BU ARADA BİR SOSYETE YOSMASINA TUTULAN GENÇ BİR DOKTORUN ÖYKÜSÜ.

KİTABIN ANA FİKRİ :
YAZAR BU ROMANLA OKUYUCUYA; AİLE BİREYLERİNİN KARŞILIKLI SAYGI VE SEVGİ İÇİNDE BULUNMALARI GERKTİĞİNİ, BUNUN SONUCU OLARAKTA TÜRK TOPLUMUNUN İSTENİLEN SEVİYEYE GELECEGİNİ ANA FİKİR OLARAK YANSITMAKTADIR.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
KİTAPTA BİRBİRİYLE BAĞLANTILI AİLE İLİŞKİLERİNİ , KARI KOCA İLİŞKİLERİNİ ARALARINDA OLUŞAN GERGİNLİK VE KAVGALARIN BİREYLER ÜZERİNDE YARATTIĞI ETKİYİ, FARKLI AİLELERİN YAŞADIKLARI OLAYLARLA BÜTÜNLEŞTİREN GERÇEKCİ BİR ROMAN.
ŞAHISLAR:
ÖMER BEHİÇ :İÇ HASTALIKLAR UZMANI VEDİDE ‘NİN

KOCASI

VEDİDE :ÖMER BEHİÇ”İN KARISI



ANDELİB :SELMA İLE LEYLA’NIN DADISI


SELMA VE LEYLA :VEDİDE’ NİN ÇOCUKLARI

SABRİYE KADIN :AŞÇI

SABRİYE KADININ KIZI

NEYYİR :ÖMER BEHİÇ’LE AŞK YAŞAYAN GENÇ KIZ

KİTAPLA İLGİLİ KİŞİSEL SONUÇLAR:
] EĞER Kİ DOKTUR OLAN ÖMER BEHİÇ İYİ PARA KAZANARAK EKONOMİK RAHATLIĞA KAVUŞTUKTAN SONRA AİLESİYLE BERABER GİRDİKLERİ YENİ ÇEVREDE KENDİLERİNİ KORUYUP ESKİ MUTLU HAYATLARINA DEVAM ETSELERDİ AİLESİ DAĞILMAZ, AİLE BAĞLARI KOPMAZDI. YARIN SUBAY OLACAK OLAN BİZLERDE BU ROMANDAN DERS ALARAK GİDECEĞİMİZ YERLERDE KENDİ KİŞİLİĞİMİZİ KORUMALI ÇOK DİKKATLİ OLMALIYIZ.
]
KİTABIN ÖZETİ


Ömer Behiç ve Vedide evli iki çocukları olan ,mutlu bir hayat yaşayan bir aile kurmuşlardır. Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı bir doktur,dürüst bir çok zorluklarla karşılaşmış zor şartlarda yetişmiş ,acı çekmiş fakat tek isteği diğer insanların acı çekmemesi. Ondaki bu ruh hali onun doktur olmasına vesile olmuştur.
Ömer Behiç daha mutlu bir yuva kurmak için ilk olarak kendi evlerinin olmasını ister , ve bunu Vedide ile paylaşır fakat nezaman bitireceğini söylemez süpriz yapmak ister. Bu düşünce o denli çekici gelir ki Vedideye sonunda bekledikleri olacaktı.
Çevrelerinde birçok , türlü acılar ve elemlerle , türlü gözyaşlarıyla inlemeleriyle kırık hayatlar , çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen , kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar vardı...Onlar bu kırık hayatların dinç ve canlı mutluluğunu daha belirgin bir duyguyla duyarak, kendilerini düşünen bir haz ile ,bahtiyarlıklarının en tatlı saatlerini pek hoş bir kevser içercesine yudum yudum,süze süze kendilerinden geçmiş bir mahmurluk içinde yaşıyorlardı.
Evi tamamlar, ailesiyle beraber oraya taşınırlar. Evin kapısına da “Ömer Behiç İç Hastalıklar Uzmanı” diye bir tabela tutturur. Diğer taraftan aile hayatının türlü trajik olaylarını ve kirlerini ortaya sererek geçen halk , birbirlerine dost ve bağlı olmak için o kadar sebepler varken , tersine aralarına aldatma ve hainlik uçurumlarını koyan bütün bu karılar- kocalar Ömer Behiç’in kafasında aşırı bir yaygınlık kazanıyordu. Üzüntü dolu ,gamlı gözler önüne serilen , sayılamaz ,çokluğunun korkunçluğunu hayalin kapsamı bile alamaz;harap yıpranmış evlerden oluşan ,sonsuz bir karanlık ve bozgun
düzlemi biçiminde uzayıp giden siyah bir tablo çiziyordu.
Ömer Behiç hekimlik kimliğiyle, yalnız hastalarının acılarıyla inleyen , onları acılar çekmekten kurtarmak için insanlık hayatının üstünde bir acıma ve sevecenlik yaşayışı ile yaşayan bir yaratık olurdu. Onu harap eden toplum hayatı idi. Ne zaman sanatının boş zamanları onu toplum hayatının içine sürüklese, özbenliğinde öteki Ömer Behiç ‘in bütün aşk ve sevdasıyla , kimliğin her gözeneğinde ateşten bir kadın gereksinmesi yanan yaratığın belirip geliişmesini sezinlerdi.
Ve bu kimliği ötekini öyle vahşi bir egemenlik kurarak isteklerine yenik düşürmek , sonunda taşmak isteyen bu çok sağlam sevda emellerine öyle bir kasırga içine atmak isterdi ki , o bu didişmeden hırpalanmış çıkardı. Evliliğine bağlı kalışını kınayarak...
Ömer Behiç daha sonraları nefsinin hakimiyeti altında ‘Neyyir’ diye genç bir kızla ilişki kurarak vedideyi aldatmaya başlar. Fakat aklı herzaman ki gibi Vedide’ydi, suçluluk duygusu içinde. Vedide’sini bir elinde Selma’sıyla öteki elinde Leyla’sıyla , varlığında ululaşmış ve kutsal olan ne varsa onların simgesi demek olan bu kadını –acınıp ağlanılan-öteki kadınlara benzetecek , onuda bir tekmeyle yıkılıvermiş bir dünyanın yıkıntı ve kalıntılarının kenarına devirecekti...
Aile bağları gün geçtikçe kopma noktasına doğru yol alıyordu. Ömer Behiç ruhunda bir genişleme , düşüncesinde bir açılma buluyordu. Birdenbire gerçek hayatı döndürülüyormuşcasına, kendi kendisini karşısına alarak yanlış yaptığının farkına vardı. Neyyir ile olan ilişkisinin kapatıp,Vedide’sine geri dönmeğe karar verdi. Vedide kendini yine Leyla’sının odasında Kur’an okumaya vermişti. Ömer Behiç’in yalvarmalarına aldırış etmiyordu.karşılık vermiyordu. O zaman Ömer Behiç bir eliyle onun namaz örtüsünü çekip açtı. Dudaklarına ta oraya, alıştığı üzere, mutlu zamanlarında her zaman tapınış öpücüklerini alan yere, kulağıyla ensesinin arasına götürdü. Uzun ve birden geçmişin heyacanını bulan bir öpüşle karısını oradan öptü...
Ve öperken , ancak o zaman farkına vardı ki Vedide’nin saçları lüle lüle , takım takım beyaz olmuştu.

KİTABIN YAZARI HAKINDA KISA BİLGİ :
HALİD ZİYA UŞAKLIGİL “1866-1945”YILLARI ARASINDA YAŞAYAN SERVET-İ FUNUN ROMANCILARINDANDIR. İSTANBUL’ DA DOĞDU VE YİNE BU ŞEHİRDE ÖLDÜ. İLK TAHSİLİNDEN SONRA FATİH ASKERİ RÜŞTİYESİNE GİTTİ VE 17 YAŞINDA OKULDAN AYRILDI.1884’TE “NEVRUZ” GAZETESİNİ , DAHA SONRA “HİZMET” VE “AHENK” GAZETELERİNİ KURDU. İZMİR RÜŞTİYESİ’NDE FRANSIZCA ÖĞRETMENLİĞİ YAPTI. İDADİDE TÜRK EDEBİYATI DERSİ OKUTTU. REİS MÜDÜRLÜĞÜ BAŞ KATİBİ OLDU. SERVET-İ FUNUN DERGİSİNE GİRDİ VE EN BÜYÜK ROMANLARI B
URADA YAYINLANDI. DARÜLFÜNÜNDA BATI EDEBİYATI DERSLERİ VERDİ. MABEYİN BAŞ KATİBİ , AYAN ÜYESİ OLDU. SESSİZLİĞİ , BATI MÜZİĞİNİ, KİTAP OKUMAYI, ÇİÇEKŞERİ SEVERDİ.
FRANSIZCA ,İNGİLİZCE ,ALMANCA İTALYANCA,ARAPÇA VE FARSÇA BİLİRDİ. ROMAN, HİKAYE, TİYATRO MENSUR,ŞİİR, HATIRA , HİTABET EDEBİYET TARİHİ MAKALE TÜRÜNDEN ESERLER VERDİ.ROMANLARINDA SOSYAL VE PSİKOLOJİK KONULARI İŞLER ,KAHRAMANLARI GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR.150 DEN ÇOK HİKAYESİ VARDIR. MODERN TÜRK HİKAYE VE ROMANLARININ BABASI SAYILIR. CEVİRİLERİDE VARDIR.

YAPITLAR (başlıca) :
Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler, 1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : KÖPRÜ


KİTABIN YAZARI : AYŞE KULİN

YAYINEVİ VE ADRESİ : REMZİ KİTABEVİ—3.MESCİT SOK. CAĞALOĞLU 34440 İSTANBUL

BASIM YILI : EKİM-2001

KİTABIN KONUSU : ERZİNCAN DOLAYLARINDA, FIRAT NEHRİ ÜZERİNDE İNŞA EDİLEN BİR KÖPRÜNÜN, BU KÖPRÜYÜ YAPTIRMAK İÇİN ÇIRPINAN BİR BÜROKRATIN VE YÖRE İNSANIN ROMANI

KİTABIN ANA FİKRİ :YAZAR BU ROMANLA OKUYUCUYA; YAPILMASI GEREKEN BİR İŞİ, BÜYÜK BİR AZİM VE HIRSLA, TAM VE ZAMANINDA, BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN YAPMAK,MESAJINI VERİR

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
KİTAPTA BİRBİRİNDEN BAGIMSIZ BİR ÇOK OLAYDAN BAHSEDİLMEKTE FAKAT AYNI KONUYA PARMAK BASILMAKTADIR.

ŞAHISLAR:
VALİ :ERZİNCAN VALİSİ(LAKABI;BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN)

BAYRAM :KARISINI FIRAT NEHRİNDE ÇOCUK DOĞURURKEN KAYBEDEN KÖYLÜ
GÜLLÜ :BAYRAM’IN KARISI

ÖKSÜZ : BAYRAMIN YENİ DOĞAN ÇOCUĞU
MEVLÜT :ELMAS’IN KOCASI
ELMAS :MEVLÜT’ÜN KARISI (ONLA BERABER KAÇAN)
ERDAL :ELMAS’IN KARDEŞİ

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :KİTAPTA DOĞU İLLERİMİZDE YAŞANAN DRAMIN KÖKENLERİ VE CUMHURİYET TARİHİ İÇİNDEKİ NEDENLERİ ELE ALINIRKEN, ACIMASIZ DOĞA KOŞULLARINA, MEZHEP AYRILIKLARININ VE KÜLTÜREL FARKLILIKLARININ NEDEN OLDUĞU ANLAMSIZ DÜŞMANLIKLARA VE TARİHTEN BU YANA SÜRE GELEN ÇATIŞMALARA KARŞI KOYARAK, İNSANCA YAŞAMAYA KARARLI YÖRE İNSANI DURU VE AKICI BİR USLUPLE ANLATIYOR.
BİZLERDE SUBAY OLARAK YARIN ORALARA GİDECEĞİMİZDEN AYNI HATALARA DÜŞMEMEK VE ORADADAKİLER TARAFINDAN SEVİLMEK İÇİN KİTAPTAN DERS VE BİLGİ ALMALIYIZ.

KİTABIN YAZARI HAKINDA KISA BİLGİ : AYŞE KULİN ARNAVUTKÖY AMERİKAN KIZ KOLEJİ EDEBİYAT BÖLÜMÜNÜ BİTİRDİ. ÇEŞİTLİ GAZETE VE DERGİLERDE EDİTÖR VE MUHABİR OLARAK ÇALIŞTI. UZUN YILLAR TELEVİZYON, REKLAM VE SİNEMA FİLMLERİNDE SAHNE YAPIMCISI, SANAT YÖNETMENİ VE SENARİST OLARAK GÖREV YAPTI.
ÖYKÜLERDEN OLUŞAN İLK KİTABI ‘GÜNEŞE DÖN YÜZÜNÜ’ 1984 YILINDA YAYINLANDI. BU KİTAPTAKİ ‘GÜLİZAR ’ ADLI ÖYKÜYÜ , ‘KIRIK BEBEK’ ADI İLE SENARYOLAŞTIRDI VE BU SİNEMA FİLMİ 1986 YILININ KÜLTÜR BAKANLIĞI ÖDÜLÜNÜ KAZANDI. 1996 YILINDA MÜNİR NURETTTİN SELÇUK’ UN YAŞAM ÖYKÜSÜNÜ ANLATAM ‘ BİR TATLI HUZUR’ ADLI KİTABI YAYINLANDI AYNI YIL ‘FOTO SABAH RESİMLERİ’ ADLI ÖYKÜSÜ HALDUN TANER ÖYKÜ ÖDÜLÜNÜ BİR YIL SONRA AYNI ADI TAŞIYAN KİTABI SAİT FAİK HİKAYE ARMAĞANINI KAZANDI.
1997’DE YAYINLANAN ‘ADI:AYLİN’ ADLI BİYOĞRAFİK ROMANI İLE İ.Ü İLETİŞİM FAKİLTESİ TARAFINDAN YILIN YAZARI SEÇİLDİ.
1998 YILINDA ‘ENİŞ ZAMANLAR’ ADLI ÖYKÜ KİTABI, 1999’DA YILIN ROMANI SEÇİLMİŞ OLAN ‘SEVDALİNKA’ VE 2000’DE YİNE BİR BİYOĞRAFİK ROMAN OLAN ‘FÜREYA’ YAYINLANDI.






KİTABIN ÖZETİ


Bayram hamile olan karısını şehre yetiştirmeye çalışırken köprüsü olmayan , iki taraf arasında bağlantıyı sağlayacak vasıtası bulunmayan, Fırat Nehri’ne takılırlar. Burda hanımı kendi kendine doğum yaparken ölür. Bayram da çocuğun üstünü örtüp tutar Vali’nin yolunu, ona göre köprünün yapılmamasının nedeni Vali’ydi. Onu hükümet bilirdi. Bayram karşısındaydı Vali’nin ; köprüsüzlüğün, geçitsizliğin kurbanı karısının hesabını sormak için.
Başpınarda köprünün yapılması 1950’ lere dayanırdı, o zamanın hükümetleri halka köprüyü vaat ediyor fakat bir türlü sözlerinde durmuyordu. Bazen muhtar zengin köylüsünden para toplar, bir aksilik çıkar parayı yol yapımında kullanırdı.Kısacası köprü hep engellendi umursanmadı,ciddiye alınmadı. Zamanın başbakanı Süleyman DEMİREL’den köprü yapımı sözü alındı,12 mart 1971 deki muhtırayla hükümet değişmiş köprü bir kez daha yapılamadı.
Bayram çocuğunu ,Vali’nin önceden anlaştığı ailenin, Mevlüt ve Elmas‘ın, yanına götürdü. Mevlut ve Elmas, Öksüz’e çok iyi bakacaklarını , istediği zaman gelip görebileceğini söyledi. Mevlüt ve Elmas cok zor şartlarla karşılaşan, daha sonra memleketlerinden kaçıp buraya yerleşen, birbirlerine zıt iki insandı. Biri alevi diğeri ise farklı mezheptendi bundan dolayı aileleri arasında çatışmalar vardı. Mevlüt ve Elmas’ın kardeşi olan,Erdal , askere gider Erdal burda PKK’nın düşediği mayınlara çarpan minübüsün içindedir ve şans eseri kurtulur. Olayların Erdal’ın üzerinde yaptığı etki çok fazla olur, kendisine izin verilir, izne gelirken evde ablasının babasıyla tartıştığını görür, daha da kötüleşir. Ablasını anlattıklarına dayanamayıp, kaçması için yardım eder. Bir süre sonra asılsız bir ihbarla bir manga kadar adam Erdal’ ların evini basar ne var ne yok kırıp parçalar,öç alır gibilerinden dayak üstüne dayak atarlar.
Karayolları Genel Müdürlüğü 1975’ te köprü yapımı için ihale açar ama projenin yurdışında yapılması şartı olduğundan katılım az oldu ve sonuç yine hüsran.Vali’nin Erzincan da makamına gelişi ile ‘buzlar cözülmeden’ tekrar gerçek olacaktı. Bir tiyatronun delisi gibi hedeflerine buzlar çözülmeden ulaşmak isteyecekti.Vali kendini Fıratın sularına bırakmış her nevi su sporlarını yapmakta bir yandan da köprünün yapılması için elinde geleni ardına komuyor.
Gürcülerle köprü yapımında anlaştılar fakat memleketlerine gitikleri gibi geri dönmediler. Bu esnada dinamitler dağın yamacında patlatılıp, uygun zemin hazırlanıyordu. İnsan gücüne ihtiyaç vardı bu fırsattan yarrarlanmak isteyen Bayram arkadaşı İlyas ile beraber Vali’nin yanını gider. Meseleyi anlatır ayrıca Mevlüt ün burdan uzaklara gitmemesi ve Elmas’ın öksüze süt vermesi için ona da iş bulmalarını Validen ister. Vali Bayramı ne iş verilse yapabileceğini kurallara uyacağını bildiği için isteğini kabul etti.
Köyde bir takım silah sesleri ve gürültü vardı. Teröristler köyü basmıştı. Köyün bütün erkeklerini toplayıp teker teker kurşundan geçirdiler. Daha sonra evleri ve camileri yakacaklardı, bunu duyun elmas saklandığı yerden çıkıp evine doğru koştu. Arkasında ayak seslerinin geldiğini duyar gibiydi arkasındaki haydut ondan önce eve geldi Öksüzü alıp ağacın oraya götürüyordu onu asacagını sanan Elmas evdeki yeni bilenilen bıçağı alarak haydutun arkasında bıçağı soktu. Oysaki haydut onun kardeşi olan, Erdal idi, derken bir başka terörist geldi elinde Elmas’ın bebeği, ‘bu adam mı sen mi bu hale soktun diye sordu?’ Derken silahıyla bebeğe iki el ateş etti. Öksüz ise ağacın üzerinden sağ salim kurtulmuştu. Baskından sonra vali iyice sinirlendi bu köyü bu hale sokanlara lanet okudu. Dahada önemlisi köprü olmadığından Jandarma köye geç gelmişti ve teröristler kaçmayı başarmıştı.
Gürcülerden haber alınmayınca bu defa mühendis tuttular. Mühendisin farklı bir kişiliği vardı işinde olduğu gibi, köprüyü lego benzer olarak Ankara da yapıp burda birleştirecekti. Hüdai onun kimseya benzemediğinden ,kılık kıyafetinden ,uygulayacağı köpğrü tekniğine kadar bügüne dek bildiği ,tanıdığı, herşeye ters düştüğü için sevmiyordu. Vali projeyi kime anlatsa gülüyordü nasıl getirecek kocaman köprüyü?… sağlam olmaz…sadece kaymakam vardı bunu ciddiye alan.
Bayram , hastanede yatan Elmas’ın kimseyle konuşmadığını acılarını bile dile getirmediğini, ağzına bir lokma yemek koymadığını , ilaçların ise ancak serum yoluyla verilebildiğini öğrendiğinde , kalktı ziyarete gitti onu. Daha sonra Öksüzü de götürünce Elmas da canlanmalar başladı. Bayram Hüdai den bir aylık izin istemiş fakat hüdai en fazla on gün vererbileceğini söyledi. O bu on gün için de Elması hastane den alıp Elmasın da isteğiyle nikahlandı.
Köprüde aksamalar olmuştu mühendis kalp krizi geçirmiş geç geleceğini öğrencisiyle beraber haber verdi. Temmuz 1997’de küprü tamamlandı ve köye gönderilmek üzeere yola çıktı. Herkes konuşuyordu. Sabahtan akşama kadar kahvelerde bürolarda belediyede, tüm belde de herkes bir feribotun içinden karşı kıyıya çekilecek yüz kırk tonluk köprüden söz ediyordu kimsede inanamıyor bunun suya düşeceğini sanıyordu, vali karabasanlar görmeye ,kabuslar görmeye başladı bunca emeğin boşa geçmesinden korkuyordu.
Feribot gitmeye başlamıştı elli metre sonra feribotta arıza oldu, arızanın tamiri dört saat sürmüştü derken güneş batmaya başladı umut köprüsü bi dahaki güne kaldı. İkinci günde feribotta bozukluk olduğundan yine aksamalar olmuştu fakat okadar uzamıyordu, kırk metre gibi kısa bir mesafe kalmıştı bunuda son gün yaptılar. Bütün ahali ,gazeteciler ve karşı taraftaki köylerden halk gelmişti karnaval yerini andırıyordu. Vali de son konuşmasını yaptı. Ve umuda yolculuk başladı.
Hiçbir zaman
Böyle merhametli bir ümitle sevmedi
Hiçbir insan
Hiçbir aleti


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]A.ESERİN KISA ÖZETİ

Ali Rıza Bey, Altın Yaprak A.Ş.'de bir mülkiye memurudur. Kendisi fakir olmasına rağmen çok şerefli bir insandır. Karısı, onun şansına pek ağır başlı ve temiz bir kadın çıkmıştır. Ali Rıza Bey’in beş çocuğu vardır. Dördü kız biri ise erkektir.
Bir gün, kasabada ki eski arkadaşının karısıyla karşılaşmıştır. Arkadaşı vefat etmiştir. Kızı ise evde işsiz kalmıştır. Ali Rıza Bey bu kızı kendi kızlarıyla ayırmamaktadır. Bu nedenle onu işe bile götürür, bu sırada patronunun eski bir öğrencisi olduğunu öğrenir. Muzaffer Bey bu kızı işe alır. Kız birkaç ay çalıştıktan sonra Muzaffer Bey’i yoldan çıkatır. Bir gün kızın annesi Ali Rıza Bey’in yanına gelir ve kızıyla Muzaffer Bey arasındaki olanları anlatır. Ali Rıza Bey olanlara dayanamayıp işten ayrılma kararı almıştır.
Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket çok akıllı bir insandır. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir bankada işe girer. Artık babası çalışmadığı için evin bütün yükü Şevket’in üzerine binmiştir. Bankada çalıştığı sıralarda Şevket’in başından kötü bir olay geçer. Evli bir kadınla ilişkiye girmiştir. Ali Rıza Bey bu olaya önce tepki göstermiş fakat sonra evlenmelerine izin vermiştir.
Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla artık evden sıkılmış ve isyan etmektedirler. Büyük kızı Fikret ve küçük kızı Ayşe ise hiçbir şeye karsı çıkmamaktadır.
Eve bu yeni kadının gelmesi Leyla ve Necla’nın işine çok yaramıştır. Bu kadın çeşitli yollarla Şevket’i borca sokmuştur. Bu nedenle Şevket hapise girmek zorunda kalmıştır. Şevket iki yıl hapis yemiştir.
Leyle ve Necla babalarına karşı hiç saygı duymamaya başlamışlardır. Düşündüklerini babalarına karşı söylemekten hiç çekinmemişlerdir.
Bu sıralarda büyük kızı Fikret’e bir talip çıkar ve evlenmek istemiştir. Fikret bunun için Adapazarı’na gider. Böylece ağacın yapraklarından biri kopup gitmiş olur. Bu sırada Ferhunde de evden ayrılmış olur.
Ali Rıza Bey’in bir tek ümidi kalmıştır.
Vakit geçirmeden Leyla ile Necla’ya hayırlı birer kısmet bulup başından atmıştır. Necla bir süre Suriyeli biri ile evlenir ve Suriye’ye gider. Bu sırada Leyla çok fena hasta olmuştur. Doktor onu temiz havada bulundurmalarını istemiştir. Bu nedenle Ali Rıza Bey Leyla’yı serbest bırakmıştır. Bir süre sonra Ali Rıza Bey kızının bir avukatın metresi olduğunu öğrenir. Bu nedenle Ali Rıza Bey kızı Leyla’yı evden atar. Avukat Leyla’ya bir daire kiralamıştır ve ona bakmaktadır. Ona aylık belli bir miktar para bile vermeye başlamıştır.
Bu olaylar sürüp giderken Ali Rıza Bey ile Hayriye Hanım’ın araları iyice bozulmuştur ve sık sık tartışmaktadırlar. Leyla gittikten sonra Ali Rıza Bey ile Hayriye hanım arasında büyük bir kavga kopar. Bunun üzerine Ali Rıza Bey Adapazarı’na kızı Fikret’in yanına gider. Burada fazla kalamayacağını anlayınca on beş gün sonra İstanbul’a tekrar döner fakat eve gitmez. Bir süre sonra hastalanır ve hastaneye yatmıştır. Bunu duyan kızı Leyla ve karısı Hayriye Hanım hastaneye gitmişlerdir. Ali Rıza Bey taburcu olduktan sonra kızı Leyla’nın evine gider ve hayatının geri kalanını karısı ve kızı Ayşe ile sürdürmüştür.

]B. ESERİN MUHTEVA BİLGİSİ

]a.) Anafikri:
]
Şerefli dürüst bir babanın fazla para kazanamaması ve parasızlığa sitem olarak bunu kabullenmeyen aile bireylerinin bir bir aile bağlarını kopararak evden ayrılmaları; bunların farkında olan babanın, oğlunun ve kızının da başlarına gelen kötü olayları evdeki uğursuzluk romanın anafikridir.


]b.)Alınacak Dersler: ]
]
Eser gerçek hayattada olabilecek türden bir eserdir. Burada yoksulluğun kötü bir şey olmadığını herşeyin parayla olmayacağını bilmeliyiz. Aile büyüklerimizin sözünden çıkmamak herzaman hayata olumlu bakıp güler yüzlü olmak bu parçadan almamız gereken derslerdendir.

]C. ] Olayın Kişileri ve Tahlilleri:
]a.) ]Fiziki Tahlili:
]
ALİ RIZA BEY: Elli yaşın üstünde, saçı sakalı ağarmış yaşlı bir insan.
HAYRİYE HANIM: 40 yaşlarında, gözlüklü, orta güzellikte bir insan.
MUZAFFER BEY: Genç ve yakışıklı bir insan.
ŞEVKET: 20 yaşlarında saçı ve gözleri siyah bir genç.
NECLA: 15 yaşlarında güzel bir kız.
LEYLA: 15 yaşlarında güzel bir kız.
FİKRET: 15 yaşlarında güzel bir kız.
AYŞE: 10 yaşlarında güzel bir kız.
]
]b.) Ruhi Tahlili:
]
Ali Rıza Bey: Şerefli namuslu bir insan.
Hayriye Hanım: Ağır başlı temiz bir insan
Muzaffer Bey: Zeki çalışkan bir insan.
Şevket: Babası gibi temiz iyi kalpli bir insan.
Ferhunde: Açık fikirli.
Necla: Kıskanç bencil bir insan.
Fikret: İyi kalpli bir kız.
Leyla: Kıskanç bir kız.
Leman: temiz ve iyi kalpli bir kız.

]c.)Sosyolojik Tahlili:

Ali Rıza Bey: Evden pek çıkmayan bir insan
Hayriye Hanım: Ev işleri ile uğraşan bir insan
Muzaffer Bey: Mali durumu iyi bir insan.
Şevket: Derslerinde başarılı birisi.
Fikret: sosyal hayatı sevmeyen birisi.
Leyla: Leyla’da sürekli evdedir.

]
]
]
]D.) YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
]
REŞAT NURİ GÜNTEKİN

1889 da İstanbul’da doğmuştur. Emekli binbaşı Dr. Nuri Bey’in oğludur. Çanakkale’de Mektebi İbtidaiyi bitirdikten sonra 1.5 YIL Çanakkale idadisinde, bir süre İzmir Freleri Okulunda okudu. İstanbul Darülfunun Edebiyat Fakültesini biştirdi. Bir çok okullda müdürlük ve öğretmenlik yaptı. 1939-1943 yılları arasında milletvekilliği yaptı. 1956’da akciğer kanserine yakalanıp Londra’da öldü.


ESERLERİ

Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe (1923), Akşam Güneşi (1926), Yeşil Gece (1928), Yaprak Dökümü (1930), Miskinler Tekkesi (1946), Anadolu Notları (1936), Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Damga(1924), Eski Hastalık(1938),Leyla ile Mecnun(1928), Eski Rüya(1922)...


]E.) OLAYIN GEÇTİĞİ MEKAN

Olayın geçtiği mekan geniş değildir. Olay İstanbul’un Üsküdar semtinde bir evde geçmektedir.

]F.)TÜR BİLGİSİ

Yazının türü romandır. Roman insanın yada çevrenin karakterlerini ve göreneklerini anlatan duygu ve tutkulasrını çözümleyen sembolik ya da gerçek olaylara dayanan uzun edebiyat türü olarak tanımlanır.
Roman yalnız yazarın gözlemlerini duygu, düşünce ve hayalgüçlerinin bir sanat eseri olarak yansıması değildir. Her roman ilgili olduğu ulusun ya da toplumun genel yapısını yaşayışını, düzenini politikasını kültür ve ekonomisini de bir zaman kesiti içinde görüntüler.
Romanda kişilerin önemi büyüktür. Olaylar, davranışlar, çevre ruhsal yansımalar, yazarın göz ardı edemeyeceği anlatı bölümleridir. Bunlar psikolojik tahlil adı verilir.
]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Romanı adı: Huzur

Yayın Evi Ve Basım Tarihi: Özgür -1996

Romanın Yazarı: Ahmet Hamdi TANPINAR

Yazarın Hayatı ve Eserleri:

XX. yüzyıl şair ve yazarı (İstanbul 23 Haziran 1901 – İstanbul 24 Ocak 1962). Çocukluğu, kadı olan babasının tayinleri dolayısıyla imparatorluğun çeşitli vilayet ve kazalarını dolaşmakla geçti. Ergani, Sinop, Kerkük ve Antalya’da geçen bu çocukluk yıllarından sonra, 1918’den sonra İstanbul’a geldi ve orta tahsilini tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Erzurum, Konya, Ankara, İstanbul Kadıköy liselerinde, Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü ve İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Türkçe, Edebiyat, Sanat tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri okuttu. 1939’da İstanbul Üniversitesi’ne Yeni Türk Edebiyatı profesörü tayin edildi. 1942-1946 arasında milletvekilliği, sonra bir müddet Milli Eğitim müfettişliği yaptıktan sonra tekrar üniversiteye döndü. Ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.

Romanları dışındaki eserleri;

Hikaye: Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955)

Deneme: Beş Şehir (1946), Yaşadığım Gibi (1970)

Tarih ve Tenkit: Tevfik Fikret Antolojisi (1937), Namık Kemal Antolojisi (1942), Yahya Kemal (1962), Edebiyat Üzerine Makaleler(1969).

Şiir: Şiirler (1961, 31 şiir), Bütün Şiirleri (1976).

Romanın Kahramanları:

Mümtaz: Küçük yaşta babasını ve annesini kaybedince, amcasının oğlu İhsan tarafından büyütülmüş, yirmi yedi yaşında uzun boylu, yakışıklı, ahlaklı ve sakin bir genç asistandı. Hayatının bir parçası saydığı ve aşık olduğu Nuran’ı kaybetmek korkusuyla yaşar. Fakat onu kaybedince hayata bağlarını tekrar kuvvetlendirir. Kültürlü; kitaptan, müzikten ve her türlü güzellikten zevk alan bir insan niteliği taşımaktadır.

İhsan: Mümtaz’ın ağabey dediği amcasının oğludur. Mümtaz’ı büyütmüş, okutmuş ve şahsiyetinin teşekkülünde önemli bir pay sahibi olmuştur. Kırk beş yaşlarında, tarihten, musikiden ve edebiyattan zevk alan ve anlayan son derece geniş kültürlü bir öğretmendir.

Suat: İhsan’ın arkadaşı Mümtaz’ın tanıdığıdır. Kendi hayatını bir tarafa bırakmış her an başkasının gerisinde yaşayan, ömrünü bir israf gibi gören sefil, maddi, ayyaş, vazifesinden kaçan bir adamdır. Musikiden hoşlanmaz. Nuran’ı sevmektedir. Nuran evlenince o da evlenir ve Konya’ya gider. Dokuz yıldır devam eden hastalığı artınca İstanbul’a döner, sanatoryuma yatırılır. Nuran’a tekrar mektuplar yazmaya başlar. Sonunda intihar ederek Mümtaz’la Nuran’ın ayrılmalarına sebep olur. Her haliyle hasta ve garip bir adamdır.

Nuran: Fahir’in boşandığı karısı, Mümtaz’ın sevgilisi, yaşça Mümtaz’dan büyüktür. Son derece güzel bir yüzü vardır. Hayatı olduğu gibi kabul, hazır, sabırlı, sessiz, yumuşak ve kendi alemine gömülmüş kadındır. Kocası, bir başka kadınla onu aldatınca erkeklere olan güvenini kaybeder, hayatta onlara karşı gizli bir düşmanlık beslemeye başlar. Buna rağmen Mümtaz’ı sevmiştir.

Romanın Özeti:

Romanın kahramanın olan Mümtaz, küçük yaşta ve kısa aralıklarla babasını ve annesini kaybeder. Bu olaylar onu çok üzmüştür; özellikle babasının öldürülüşü, evlerinin yanışı, annesiyle birlikte doğup büyüdüğü yerden kaçarcasına uzaklaşmaları onun hafızasında derin izler bırakmıştır.
Annesini de kaybedince büsbütün yalnız kalan Mümtaz, önce Adana’daki yakınlarının yanında bir süre kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a gelir. İhsan ve karısı Macide ile birlikte, onları Şehzade başındaki evlerinde oturmaya başlarlar. Önceleri büyük bir gurbet duygusu ve yalnızlık içinde kıvranan Mümtaz, Macide’nin de iyi kalpliliği sayesinde yeni hayatına alışır.
Mümtaz, Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Avrupa’da tahsilini tamamlamış, sonra İstanbul’a dönerek, Edebiyat Fakültesi’nde asistan olmuştur. Bir yandan da şiirle uğraşan Mümtaz, Emirgan’da bir ev tutmuş ve oraya yerleşmiş olmasına rağmen, vaktinin büyük bir bölümünü İhsanlar ile geçirir. İhsan’ın hastalığı, ilaçlar, doktor bulma, kiracıdan kirayı alma gibi evin bir çok işlerini de yüklenmiştir.
Mümtaz, Ada vapurunda İclal ve Muazzez’in uzun zamandır dillerinde düşürmedikleri Nuran’la tanışır. Bu kısa süren yolculuk sırasında birbirlerinden çok hoşlanırlar. Yalnız Nuran’ın kızı Fatma bundan pek memnun olmaz ve her fırsatta hırçınlığını belli eder. Böylece başlayan aşinalık, kısa zamanda temiz bir aşk oluverdi. Sık sık buluşurlar.
Mümtaz, Nuran’a o kadar alışmıştır ki onu kendi varlığının bir parçası olarak kabul eder.Ona karşı maddi bütünleşmeyi sağlayan bir yakınlık değil, aralarında mevcut olan bir ortak tarafaları ile bütünleşmek gibi kutsal bir istek duyarlar. İçindeki temiz duygulara evlenme teklifi yapar.
Nuran teklifini kabul etmiştir. Fakat Mümtaz, evlenmek için ne kadar acele ettiyse de Nuran yavaştan almıştır. O, daha önce yaptığı evlilikte aradığını bulamamış, kocası metresi ile gidip Nuran’ı bırakınca kızı Fatma ile tek başına ve dul kalmıştır.
Kısa bir süre sonra evlenme hazırlıkları başlar. Haber kısa zamanda duyulur. Nuran’ın dayısı ve arkadaşları bu habere sevinmişlerdir. Bir yığın kötü şartlara ve engellere rağmen nikah bir hafta sonra Bursa’da kıyılmıştır.
Düğün hazırlıkarı sürüp giderken, öteden beri Nuran’ı sevmekte olan Suat’tan Nuran’a bir mektup gelmiştir. Mümtaz büyük bir ümitsizliği ve karamsarlığa düşmüştür. Çünkü o Suat’ı tanımaktadır. Suat, her istediğini yapan, her istediğine kavuşmak isteyen ihtiraslı bir insandır. Suat ağır hasta olarak sanatoryumda yatmaktaydı ve mektuplarını hiç kesmedi. Nuran her mektubu Mümtaz’a gösterir. Mümtaz ise Suat’a kızmadığı gibi onda değişik bir taraf bulduğundan ona karşı ilgi duymaya başlamıştır.
Bir süre sonra Suat, Nuran ve Mümtaz’ın da bulunduğu bir yemek toplantısına katılır. Saz üstatları Cemil ve Emin Beylerin de katıldığı bu musiki meclisinden Suat garip bir şekilde veda ederek ayrılır. Misafirler gittikten sonra Mümtaz ve Nuran geziye çıkmışlardır. Döndüklerinde evlerinin ışığının yanmakta olduğunu görürler. Önce telaşa kapıllır, sonra hizmetçinin gelmiş olabileceğini düşünerek rahatlamışlardır. Fakat kendilerini korkunç bir manzara beklemektedir. Suat, bu ışığı yanan odada kendisini asarak intihar etmiştir. Çok geçmeden Nuran, Mümtaz’a not bırakarak Bursa’ya gittiğini yazmıştır. Ve bir daha evlenmeyeceğini bildirmiştir.
Böylece her şey alt üst olmuş başlanılan noktaya gelinmiştir. Mümtaz evini bırakmış İhsanlar’a yerleşmiştir. Ancak, İhsan’ın durumu çok ümitsizdir. Ağır krizler geçirmeye başlamıştır. Yine böyle sıkıntılı bir günde, yengesi Macide olup bitenlerden biraz olsun uzaklaşabilmesi için onu şehri gezmeye yollamıştır. Böylece eski yaz günlerini yaşamıştır.
Eve döndüğünde Macide’nin halinden İhsan’ın ağırlaştığını anlar. Ertesi günü beklemeye vakti yoktur. Hemen doktor çağırmaya koşmuştur. Uzun aramalardan sonra bulabildiği doktorun yazdığı ilaçları almıştır. Yolda gelirken Suat’ın hayali ile karşılaşmıştır. Ölümünden sonra bile Mümtaz’ın yakasını, duygu ve hayal dünyasını bir türlü bırakmayan Suat sanki karşısındaymış gibi konuşmaya başlamıştır. Mümtaz onun kendisinden hesap sorduğunu zannetmiştir. Dengesini kaybederek düşer ve elindeki ilaçları düşürerek kırmıştır.
Bu halde eve dönen Mümtaz’ı Macide karşılamıştır. Mümtaz İhsan’ı sorar. Doktordan iyi olduğu haberini alır fakat merdivenleri çıkamadan ikinci basamağa yığılmıştır. Tam o sırada radyo, gür sesiyle İkinci Dünya Savaşının başladığını bütün dünyaya ilan etmiştir. Mümtaz aldırış etmemiş, zaten onun içinde dünyada huzur kalmamıştır.

Değerlendirme:

Huzur,belli bir tezi olmayan bir romandır.Aslında romanın yapısı, yazarın dünyaya ve hayata bakışı ile meseleleri ele alışı, sosyal muhtevalı herhangi bir tezi sürüklemeye müsait değildir.
Dört bölüme ayrılmış olan Huzur adlı bu romanda, roman kahramanlarından birinin adı verilmiştir: İhsan, Nuran, Mümtaz ve Suat… Fakat, Mümtaz merkezdedir, bütün şahıslar onun çevresinde görünürler.
Yazar, hayatı bir bütün olarak değil bu dört şahsın, hatta yalnız Mümtaz ve Nuran’ın mizacından, zevklerinden, hayat ve dünya görüşlerinden ortaya çıkan hususiyetlerini anlatmak istemiştir. Bu yapı, psikolojik romanların belli başlı özelliğidir. Böylece Huzur, İstanbul’un tabiyatı ve sanat eserleri ile geri planda kalmış bir yığın insana rağmen bu dört tipin ele alındığı bir karakter romanı sayılabilir. Karakter tahlilleriyle okuyucuyu sıkmayan sürükleyici akıcı bir romandır. Kurgusu oldukça kuvvetlidir. Kahramanların olaylar karşısındaki tavırları, ruh halleri öyle güzel tasvir edilmiş ki kendinizi bu sürükleyici romanın içinde buluyorsunuz.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: İNTİBAH

YAZARI :NAMIK KEMAL

YAYIN EVİ :INKILAP VE AKA KİTAP EVLERİ

BASIM YILI :1984

KİTABIN KONUSU:

Babasının ölümünden sonra Ali Bey büyük bir çöküntü içerisine girmişti. Artık yaptığı hiçbir şeyden zevk almıyor acısıyla yaşıyordu. Annesi Fatma Hanım kocasının acısını bir kenara bırakmış oğlunun bu hali için endişeleniyordu.
Ali Bey sık sık Çamlıca’ya çıkmaya ve arkadaşlarıyla beraber olmaya başladı. Yine Çamlıca’da bulunurken Mehpeyker adında güzel bir bayanla tanıştı. Hayatında ilk kez aşık olan Ali bey daha Mehpeyker’i tanımadan ona deli gibi bağlanmıştı. Artık sık sık Çamlıca’ya çıkıyor Mehpeykerle beraber oluyordu. Mehpeyker bin bir yalanla onu esir almış peşinden dolaştırmaya başlamıştı. Ali Bey artık eve geç saatlerde gidiyor annesini bile pek düşünmüyordu. Bazı geceler Mehpeyker’in evine gidiyor onunla beraber oluyordu.
Yine onunla buluşacağı bir gün onu beklerken yakınların birilerinin onun hakkında konuştuğunu duydu. Konuşulanları dinledikten sonra kulaklarına inanamadı. Yanındaki adamlar sevdiği kişi için akla gelmeyecek şeyler söylüyorlardı. Dayanamayıp adamların üzerlerine yürüdü. Bunu diyenlerden biri de arkadaşı Atıf Bey’in dayısıydı. Arkadaşı onu yatıştırmaya çalışıyordu. Sonunda adamları dinledi ve gerçekleri öğrendi. Mehpeyker’in ne kadar değersiz ve ahlaksız bir kadın olduğunu, onu da kandırdığını anlattılar. Hiç birine inanmak istemiyordu. Çünkü o hayatında ilk kez aşık olduğu insandı ve bu kadar kolay olamazdı ondan kopması. Söylenenlere aldırış etmeden hala eskisi gibi onu sevmeye devam etti. Ama içinde bir şüphe oluşmuştu.
Atıf Bey arkadaşını bu aşiftenin elinden kurtarmak için en büyük şahit olan dayısını da yanına alıp annesiyle konuştular. Annesi de oğlunun bu halinden şikayetçiydi. Ve hep beraber bir fikir buldular. Eve Mehpeykerden çok daha güzel bir cariye alınacak ve Ali Bey’in ondan soğutmaya çalışacaklardı. Ve Fatma hanım bu maksatla ondan kat kat daha güzel olan Dilaşup adında bir kızı eve cariye olarak aldı.
Tüm bu söylenenlere rağmen Ali Bey Mehpeyker’le olan ilişkisine devam ediyor ve onun evinde daha sık kalıyordu. Kendi evinde bulunduğu bir gün Dilaşup’u gördü ama kalbi hala dolu olduğu için ona karşı hiçbir şey hissetmedi. Annesinin ısrarlarına rağmen ondan kopamadı. Annesiyle yaptığı büyük bir tartışmadan sonra yine Mehpeyker’e sığınmak üzere onun evine gitti. Gittiğinde onu evinde bulamadı ve gece sabaha kadar onu bekledi. Artık içindeki şüpheden emin olmuştu. Geceyi evinden başka bir yerde geçirdiğine göre Mehpeyker söylenildiği kadar ahlaksız bir kadındı. Ertesi gün kadın gelince ne söyleyeceğine bile fırsat vermeden ondan koptu ve onu kalbinden silerek annesine döndü. Tüm her şeyi unutarak Dilaşup’la evlendi.
Artık Mehpeyker de intikam alma hırsıyla yanıp tutuşmaya başladı. Ali Bey’i kendinden alan Dilaşup’a iftira atacak ve onu lekeleyecekti. Araya bir çok kişiyi sokarak Ali Bey’i buna inandırmayı başardı. Nereden geldiğini bile bilmediği Dilaşup’a atılan iftiralara inanmış bu oyuna kanmıştı. Çünkü Ali Bey söylenilen her şeye inanacak kadar saftı. Olayların iç yüzünü bile araştırmada kabulleniyor kimsenin açıklama bile yapmasına meydan vermiyordu. Sonunda annesini de ikna edip Dilaşup’tan koptu ve onu başka bir eve cariye olarak sattılar. Artık yeni sahibi de onu bu hallere düşüren Mehpeyker’di.
Mehpeyker Ali Bey’e tekrar sahip olabileceğini düşünüyor. Ona mektuplar yazarak her şeyi açıklayabileceğini söylüyor onu tekrar kandırmaya çalışıyordu. Ancak Ali Bey tüm bu olanları unutup hayatında yeni bir sayfa açmak istiyordu. Ama hiç de umduğu gibi olmadı. Acı ve üzüntü kendini içkiye ve kumara vermesine sebep oldu. Bütün her şeyini kaybetmiş ve annesini de kendi gibi acı ve üzüntü içinde bırakmıştı. Annesi daha fazla bu acıya dayanamayarak öldü. Artık hayatta hiçbir sevdiği ve beklentisi kalmayan Ali Bey gün geçtikçe kötüye gidiyordu. Ali Bey’i tekrar elde edemeyeceğini anlayan Mehpeyker onu öldürtmeye karar verdi. Bunun için zengin bir dostundan yardım istedi. Kendini içkiye, kumara veren ve sürekli kadınlarla beraber olan Ali Bey başına geleceklerden habersizdi. Beraber olduğu bir kadının evinde onu öldürme planları yapıldı ve eve götürüldü. Evde Mehpeyker ve Dilaşup ta vardılar. Ali Bey eve geldiğinde içki içip sızması beklendi. Bu sayede onu öldürmeleri daha kolay olacaktı. Dilaşup’un da tüm bu planlardan haberi vardı ve ne olursa olsun eski kocası olan Ali Bey’i ölümden kurtarmalıydı. Katil ve Mehpeyker, Ali Bey’in uyuyup kalmasını beklerken gizlice onun bulunduğu odaya gidip bütün bu kötü planlardan onu haberdar etti. Ali Bey’in biran önce evdev kaçması gerektiğini söyledi. İkna olan Ali Bey sonunda pencereden atlayıp oradan kaçtı. Ali bey kaçtıktan sonra katil onun yerine Dilaşup’u öldürdü. Ali Bey polisleri toplayıp eve geldiğinde Dilaşup çoktan öldürülmüştü. Katil ve Mehpeyker’in kaçtığını gören Ali bey onları da öldürdü ve sonunda hapse girdi. Ara sıra izin alıp sağ iken kıymetini bilemediği annesi ve Dilaşup’un mezarlarını ziyarete gidiyordu. Ama artık çok geçti, SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ...

KİTABIN ANA FİKRİ:

Kitabın son cümlesinden de anlaşılacağı üzere kitabın ana fikri son pişmanlığın fayda etmediğidir. İnsanlar söylenen sözlere bu kadar çabuk inanmamalıdırlar. Sevdiklerimizden kopmamız bu kadar kolay bu kadar basit olmamalı. Sağ iken bilemediğimiz kıymetlerini öldükten sonra bilmeye çalışırız ama artık çok geçtir. Sonunda pişman olmak istemiyorsak insanları dinlemeyi bilmeli ve her söylenenle kesin bir yargıya varmamalıyız.

ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Ali Bey: Zengin bir ailenin tek evladı. Yirmi yaşlarında bir delikanlı. Özel öğretmenler tarafından yetiştirilmiş kültürlü biriydi. Kültürlü olmasının yanında son derece sinirli ve kanı oynak bir çocuktu. Karakterinin tabii bir neticesi olan hiddetini, aldığı iyi terbiye ve gördüğü şefkatli muameleler sayesinde, yenebiliyor gibi görünüyorsa da yine aynı karakterinin bir neticesi olan herhangi bir şeye lüzumundan fazla adeta esirlik derecesinde düşkünlüğü hemen her halinden anlaşılırdı. Her neye merak sarsa, her işini bir yana bırakır,dünyayı unutur sadece onunla meşgul olurdu. Arzu ettiği şeyi gerçekleştirmek için en büyük fedakarlıktan çekinmezdi. O arzusunu gerçekleştiremediği zamanlarda günlerce hastalanır; geceleri gizli gizli ağlardı.
Fatma Hanım: Kocasının ölümünden sonra dünyadaki tek varlığı olan oğlunun üzerine eğilmişti. Kocasının ölümünden duyduğu acıları bir kenara bırakmış, oğlunun haline endişeleniyordu. Her ne kadar fazla kültürlü değilse de çok zeki bir kadındı. Kültürlü bir erkekle yirmi beş yıl kader arkadaşlığı yapmış, kocasının eğitiminden faydalanmış, gördüğü, işittiği olaylardan pek çok gerçekler çıkarmasını öğrenmişti.
Mehpeyker: Terbiye ve ahlak bakımından Ali Bey’in tamamen zıddıydı. Alçak namussuz bir aileden yetişmiş; daha on dört, on beş yaşına gelmeden rezaletin her çeşidini öğrenmişti. On beşini bitirdiğinde artık profesyonel bir aşifteydi. Son derece şehvet düşkünü olduğu için hoşlandığı erkekleri bin bir cilve altında hükmü altında tutmak ister ve bunu da ustalıkla başarırdı. Güzel erkekleri gerçekten severdi; fakat yılan bir çiçeği nasıl severse bu da öyle severdi.
Dilaşup: saçları sırma gibi parlak sarı;alnı, vicdan saflığının aynası denilecek surette duru beyaz; kavisli ve kalınca kaşları, saçlarına nispetle biraz kumral; tatlı mavi gözleri en duygusuz kalplerde bile sevda uyandıracak derecede mahmurdu. Sevdiğine son derece bağlı bir cariyeydi.
Atıf Bey: Arkadaşlığa son derece önem veren bir insandı. Onlar için hiçbir fedakarlıktan kaçınmazdı. Ali Bey’in en zor anlarında onun yanında olmuş; düştüğü kötü durumlardan kurtarmak için elinden geleni yapmıştı.




YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

Namık KEMAL; 21 Aralık 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu. Dedesinin yanında özel bir eğitim aldıktan sonra Kars’a ve Sofya’ya gitti. İstanbul’a geldiğinde 17 yaşındaydı ve Fransızca’yı öğrenmişti. Şinasi ile tanışrak Tasvir-i Efkar’da yazmaya başladı. Daha sonra Ziya Paşa ile birlikte Londra’da Hürriyet Gazetesi’ni cıkardılar. Başta Vatan Yahut Silistre piyesinin halk üzerinde yarattığı heyecan olmak üzere gazetede ulusun gözünü açacak nitelikte yazılar yazdığı için birçok yere sürgün gönderildi.
Edebiyatımızın hemen her türünde eser varmiştir. Eserlerinde toplumsal konular olan vatan, millet, hürriyet kavramlarını işlemiştir. Şiirimizi mistisizmden dinamizme yöneltir. Mecazlardan, manzumlardan,söz oyunlarından şiir dilini kullanır. Türkçe’nin kurallarını eksiksiz düzenlemek, halkın kullandığı kelimeleri benimsemek,dili külfetli sanatların baskısından kurtarmak gayesindedir. Sanatı halkı uyandırmak, topluma fayda sağlamak, düşüncelerini yaymak için bir araç sayar. Şiir,makale,tarih,eleştiri,biyografi,roman,tiyatro türlerinde eserler verir. Ulusun bozulan moralini kurtarmak maksadıyla Vatan Yahut Silistre’yi (1873)yazar; sevmedikleriyle zorla evlendirilenlerin bahtsızlığını Zavallı Çocuk(1873);en kahraman bir kocaya bile ihanet edebilen bir kadının dramı Akif Bey(1874);zalim bir sancak beyine karşı halkın isyanı Gülnihal(1875);konusu Harzemşahlar döneminde Türk tarihini olan Celalettin Harzemşah(1885); Hindistan’da Baburlular zamanında bir olayı işleyen Karabela(1910) en tanınmış oyunlarıdır. Romanları; kötü bir kadının ihtiras ve entrikalarına kapılan bir gencin felaketini anlatan töre romanı İntibah(1876); islam birliği ülküsüyle yazılan tarihsel romanı Cezmi(1880). Eleştirileri: Tahribi Harabat(1874); Takip (1875) Renan Müdafaanamesi.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.