KİTABIN ADI
Ümit Dünyası
KİTABIN YAZARI
Sevket RADO
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Işık Yayın Evi –Cihangir Emanetçi Sok 1/2 İSTANBUL
BASIM YILI
1980
1.KİTABIN KONUSU :
İnsanın yaşaması için gerekli olan yaşam kaynaklarından ve hayatı sevmeyi,çalışmayı,iyiliğe ve doğruluğa değer vermeyi üstün tutan konuşmaları içeriyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Ümit hayatta vardığınız değil varacağınızı sandığınız en uzak hedeftir.Ona belki de,çoğu zaman varamazsınız.Ama ümit sizi durmadan o hedefe doğru çeker.Hep onun peşinde gidersiniz.Yorulmazsınız ,çünkü çekiciliği size hayatı sevdirir.Gözünüzde silindiği,onu kaybettiğinizi sandığınız anlar,hayatınızın en karanlık anlarıdır.
İnsan hayatının bir döneminde mevkiini kaybedebilir.Mevkii kaybetmek de önemli bir şey değildir.İnsan eğer bir mevkie zorla,iltimasla,kayırma yoluyla oturmamış da hak ederek oturmuşsa hiç bir şey onu yükselmekten alıkoyamaz.
Bu geçici dünyada misafir olarak kaldığımız müddetçe kaybetmemeniz gereken,hep saklamamız,ruhumuzun bir köşesinde kendisine ufacık da olsa her zaman bir yer ayırmamız gereken tek şey ümittir.Onu kaybettin mi paranın da,mevkiin de sağlığın da yerine gelmesine imkan yoktur.Hattâ ümidini kaybeden insanın artık hayatını korumasının pek değerli bir manası kalmamıştır.
Şair “ümmid iledir cihanda her şey “ derken yaşamanın manasını anlatmak istemiştir.
Peki ama nedir bu ümit ?
Bir atarabası için at ne ise,bir motor için benzin ne ise,insan için de ümit odur.Arabayı nasıl at çekiyorsa insanı da ümit götürür.Benzin nasıl moturun enerji kaynağı ise insan için de ümit yaşam kaynağıdır.
Filiz ümitle geçen zamanlardan sonra fidan olur.Bu sefer bütünler ümitler fidana bağlanır.Sonra fidan yavaş yavaş ağaç haline gelir.Günün birinde meyva verme ümidi onun su yürüyen incecik dallarında tomurcuklanarak meyvasını verir.Ümit artık hedefine ulaşmıştır.
İnsanlar da ümitler içinde dünyaya gelirler.Çocuklar analarla babaların ümidi olarak onlaradaki ümidin verdiği kuvvetle büyürler;tıpkı ağaç yetiştiren bahçıvan gibi analar,babalarda en güzel meyvalarını çocuklarından toplamak ümidiyle hayatını her türlü dert ve sıkıntılarına seve seve katlanırlar.
İnsanlar yalnız yemek içmekle değil biraz da ümitle yaşarlar.”Ümit fakirin ekmeği “ demiş şair.karanlıklara doğru bakmak zaman zaman hoşumuza gitse bile o karanlığın arkasında bir aydınlık,yani bir ümit olduğunu bilmesek karanlık bütün çekiciliğini kaybeder ve bizi yaşamaktan soğutu verir.
Ümit aydınlığın ta kendisidir ve aydınlılar karanlıkları kovaladıkça hayat,ümitlerle dolu olarak ,aralısız olarak sürüp gider.Karanlıklar uzun sürdüğü zaman ise insanlar halsizleşirler ,yaşam şevkleri azalır.
Ümit öyle bir tohumdur ki,onu bir gönüle atıp da biraz suladınız mı tıpkı arsız otlar gibi çabucak yeşeriverir ;hele ümidi attığınız gönül ,hayallerle beslenen,bereketli bir tarla ise attgığınız küçücük ümidin orada pek kısa bir zamanda ,yalnız yeşerdiğini değil,dallanıp budaklandığını farketmezsiniz.
Sonuç olarak hayatta hiçbir seyden ümidi kesmemek lazımdır ve onun için bu dünya ne şu dünyasıdır ,ne bu dünyasıdır; sadece ve sadece “ÜMİT DÜNYASI” dır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Ne olursa olsun insan hiç bir zaman ümidini yitirmemeli.Unutmayalım ki insan yaşatan ve onun yaşam kaynağı yalnıca ümiddir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap konuşma biçiminde yazıldığı için herhangi bir olay ve şahıs geçmiyor.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
Bana göre bazen her insanın yaşayabileceği kötü anları olur.Bu kötü anlarımızda bize yardım edecek ve bizi yeniden hayata bağlayacak önemli konulardan bahsetmiş.Ayrıca akıcı ve sade bir dile sahip.Herkesin okumasını isterim.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1913 yılında Radovişte/Yugoslavyada doğdu.Pertevniyal Lisesini (1933) Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1936) Muhabirlikle başladığı (1933) gazeteciliği (Son Posta,Akşam) fıkra yazarı olarak sürdürdü.Resimli Hayat (1952) Hayat ve Ses gibi magazin dergileri çıkardı.
Şevket Hıfzı imzasıyla yayımladığı şiirlerle (Varlık,1933) edebiyata girdi.Fıkra yazarlığına geçtikten (1937) sonra şiiri bıraktı.Akşam gazetesinde 1960’a dek sürdürdüğü fıkra yazarlığı yanısıra radyoda sohbetleriyle tanındı.
Eserleri :
Eşref Saat (1956)
Ümit Dünyası (1957)
Hayat Böyledir (1962)
Aile Sohbetleri (1967)
50. Yılında Sovyet Rusya (1968)
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
YÜKSEK ÖKÇELER
KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
SERHAT YAYINLARI
BASIM YILI
1984
1.KİTABIN KONUSU:
Herşeyi olan,zengin ve genç yaşta dul kalmış birinin yanıda çalışanlara yaptıgı baskılarla,onları istediği standartlara getirme çabası…
2.KİTABIN ÖZETİ
A-)YÜKSEK ÖKÇELER:Hatice Hanım,pek genç dul kalmış zengin bir hanımdır.13 yaşındayken 60 yaşında yaşlı ve hastalıklı bir erkekle evlenmiştir.Hatice Hanım başlıca merakı temizlikle namusluluktu.Göztepe’deki köşkünü hizmetçi Eleni ile evletlığı Gülter’le beraber temizler,aşçısı Mehmet’İ her gün traş ettirir.Bolulu oğlanı tepeden tırnağa beyazlar giydirirdi.Evdeki çalışanları çok namusluydular.Kileri kitlemez,paraları meydanda dururdu.Evdeki çalışanlarına kimseyle konuşmamalarını öğütlerdi.Birgün Hatice Hanım’ın birden başı döndü ve bayıldı.Doktor hastalığının sebebini Hatice Hanım’ın yüksek ökçeli ayakkabılarına bağladıve ona ökçesiz ayakkabı önerdi.O günden sonra evdekilere söz dinletemez oldu.Kiler de artık boşalmaya başlamıştı.Bir gün mutfağın kapısını gelen sesler üzerine açtı ve aşçıyla çalışanları fingirdeşirken gördü bu olay sonucunda hepsini evinden kovar.Ardından eve çok çalışan aldı,ama sonunda yine ökçeli ayakkabıları giyer oldu,hastaydı ama kafası rahattı.
B-)BAHARIN TESİRİ:Ahmet bir bahar sabahı büyük bir dinçlikle uyanır,yürüyüşe başlar.İstanbul kenarlarındaki evinden şehre doğru yürür.Vapurla Taksim’e geçer,burda kahvaltı yaptıktan sonra eski arkadaşlarından Sermet’le görüşür.Sermet Ahmet’I eve çay içmeye çağırır.İkisi beraber evin yolunu tutarlar.Ahmet Bey burda Sermet’in teyzesi Mediha’yla tanıiır ve ona aşık olur.Eve geldiğinde günler boyu onu düşler,uyuyamaz olmuştur.Bunu açıklamak ister Mediha’ya.Bu olaydan arkadaşı Mehmet Bey de haberdar olur.O da Ahmet Bey’e bunun bir bahar esintisi olduğunu söyler.Onun bir kasabaya gitmesini,orada bu olayı unutacağını söler ve dediği gibi de olur.Eve geldiğinde Mediha’nın hayalini bile hatırlamaz olur.Ve bu tatlı bahar esintisini unutur.
C-)ÇİRKİNLİĞİNİ ESRARI:Nihat 50 yaşlarında bir beydir.Bir gün herzamanki akşam yürüyüşlrinden birine çıkar ve aniden bastıran yağmura yakalanır.Civardaki arkadaşı olduğu bir eve saklanır.Evin küçük hanımı uyumakta arkadaşı da evde bulunmamaktadır.Hizmetçi eve girmesini ve dinlenmesini söyler.Küçük hanım uyanır ve Nihat beyle sohbete başlar,derken 20 yaşlarındaki kız Nihat Bey’e aşık olduğunu dile getirir.Nihat’ın bu olay hoşuna gider ama kızı yaşındaki biriyle bu tür şeyler konuşmayı kendine yakıştıramaz ama kız ikna olmaz.Nihat mademki yaşlı kişilere merakın var sana birini tasvir edeyim der ve kasabadaki yaşlı,en çirkin adamı anlatır veveden ayrılır.Birkaç ay sonra Sükude’nin bu çirkin kişiyle evlendiği haberini duyar.Bu olayın gençliğin tecrübesizliğine ve çirkinliğin esrarına bağlar.
D-)NEZLE:Masume Hanım 40 yaşlrında dul bir hanımdır.Evinden kasabanın eğlence yerine gidiyorlardı.Bu eğlence her yıldüzenlenmekteydi.Yolda kaç yıldır dul olduğunu ve bir türlü istediği gibi genç kuvvetli bir erkek bulamamıştı.Aniden faytoncusu Himmet gözüne çarptı ve hoşuna gitti.Ona direk beğendiğini söylemeyi gururuna yediremedi.Ona bir takım olaylar ve laflarla belli etmeye çalıştı.Fakat Himmet olayı kavrayacak kadar zeki ve cin fikirli olmadığından anlayamadı.Bunun üzerine Masume Hanım;Himmet’e Allah belanı versin diyerek bu aşkı unutmaya karar verdi.
E-)BİR VASİYETNAME:Kahramanımız 40 yaşlarında zengin,çapkın,yakışıklı bir adamdır.Bir gece bu zevkli,neşeli hayattan sıkılır ve intihara kara verir.Ardından yağenine bir vasiyetname yazar ona elli binlira bıraktığını,bu parayı nasıl harcayacağını anlatır.Gece bitmiş sabah olmuş fakat intihar edememiştir.Çünkü gece arkadaşlarından Julide gelmiş ve onu tekrar bu hayatın içine sokmayı başarmıştır.Bununm üzerine yeğenine bir not yazar:Yeğenim ben Monoca’ya gidiyorum,elveda sevgili yeğenim,elvada!…
3.KİTABIN ANA FİKRİ
Yanımazdaki çalışanlara bazı yaptırımlar yaptırarak onlara güzel davranışlar kazandıramayız.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Hatice Hanım :60 yaşlarında genç yaşta dul kalmış zengin ve temizlik hastası bir bayan
Eleni:Evin hizmetçisi
Gülter:Hatice Hanım’ın evlatlığı
Mehmet:Evin aşçısı
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ
Kitap 1984 basım olduğu için dilinin anlaşılması çok zor fakat kitap içindeki hikayeler çok zevkli olduğu için kişi elinden bırakamıyor.
6.KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
28.2.1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti, Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893), bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. Teğmenlikle İzmir'de (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşında tekrar subay olarak orduya döndü, Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü..
Öykü Kitapları
Sağlığında, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1910), Harem (1918), Efruz Bey (1919) adlı hikâye kitapları yayımlandı. Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri adıyla yazarın tüm çalışmalarını 16 kitapta topladı. Ömer Seyfettin'in bu seriden basılan öykü kitapları şunlar: Kahramanlar, Bomba, Harem, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet.
YÜKSEK ÖKÇELER
KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
SERHAT YAYINLARI
BASIM YILI
1984
1.KİTABIN KONUSU:
Herşeyi olan,zengin ve genç yaşta dul kalmış birinin yanıda çalışanlara yaptıgı baskılarla,onları istediği standartlara getirme çabası…
2.KİTABIN ÖZETİ
A-)YÜKSEK ÖKÇELER:Hatice Hanım,pek genç dul kalmış zengin bir hanımdır.13 yaşındayken 60 yaşında yaşlı ve hastalıklı bir erkekle evlenmiştir.Hatice Hanım başlıca merakı temizlikle namusluluktu.Göztepe’deki köşkünü hizmetçi Eleni ile evletlığı Gülter’le beraber temizler,aşçısı Mehmet’İ her gün traş ettirir.Bolulu oğlanı tepeden tırnağa beyazlar giydirirdi.Evdeki çalışanları çok namusluydular.Kileri kitlemez,paraları meydanda dururdu.Evdeki çalışanlarına kimseyle konuşmamalarını öğütlerdi.Birgün Hatice Hanım’ın birden başı döndü ve bayıldı.Doktor hastalığının sebebini Hatice Hanım’ın yüksek ökçeli ayakkabılarına bağladıve ona ökçesiz ayakkabı önerdi.O günden sonra evdekilere söz dinletemez oldu.Kiler de artık boşalmaya başlamıştı.Bir gün mutfağın kapısını gelen sesler üzerine açtı ve aşçıyla çalışanları fingirdeşirken gördü bu olay sonucunda hepsini evinden kovar.Ardından eve çok çalışan aldı,ama sonunda yine ökçeli ayakkabıları giyer oldu,hastaydı ama kafası rahattı.
B-)BAHARIN TESİRİ:Ahmet bir bahar sabahı büyük bir dinçlikle uyanır,yürüyüşe başlar.İstanbul kenarlarındaki evinden şehre doğru yürür.Vapurla Taksim’e geçer,burda kahvaltı yaptıktan sonra eski arkadaşlarından Sermet’le görüşür.Sermet Ahmet’I eve çay içmeye çağırır.İkisi beraber evin yolunu tutarlar.Ahmet Bey burda Sermet’in teyzesi Mediha’yla tanıiır ve ona aşık olur.Eve geldiğinde günler boyu onu düşler,uyuyamaz olmuştur.Bunu açıklamak ister Mediha’ya.Bu olaydan arkadaşı Mehmet Bey de haberdar olur.O da Ahmet Bey’e bunun bir bahar esintisi olduğunu söyler.Onun bir kasabaya gitmesini,orada bu olayı unutacağını söler ve dediği gibi de olur.Eve geldiğinde Mediha’nın hayalini bile hatırlamaz olur.Ve bu tatlı bahar esintisini unutur.
C-)ÇİRKİNLİĞİNİ ESRARI:Nihat 50 yaşlarında bir beydir.Bir gün herzamanki akşam yürüyüşlrinden birine çıkar ve aniden bastıran yağmura yakalanır.Civardaki arkadaşı olduğu bir eve saklanır.Evin küçük hanımı uyumakta arkadaşı da evde bulunmamaktadır.Hizmetçi eve girmesini ve dinlenmesini söyler.Küçük hanım uyanır ve Nihat beyle sohbete başlar,derken 20 yaşlarındaki kız Nihat Bey’e aşık olduğunu dile getirir.Nihat’ın bu olay hoşuna gider ama kızı yaşındaki biriyle bu tür şeyler konuşmayı kendine yakıştıramaz ama kız ikna olmaz.Nihat mademki yaşlı kişilere merakın var sana birini tasvir edeyim der ve kasabadaki yaşlı,en çirkin adamı anlatır veveden ayrılır.Birkaç ay sonra Sükude’nin bu çirkin kişiyle evlendiği haberini duyar.Bu olayın gençliğin tecrübesizliğine ve çirkinliğin esrarına bağlar.
D-)NEZLE:Masume Hanım 40 yaşlrında dul bir hanımdır.Evinden kasabanın eğlence yerine gidiyorlardı.Bu eğlence her yıldüzenlenmekteydi.Yolda kaç yıldır dul olduğunu ve bir türlü istediği gibi genç kuvvetli bir erkek bulamamıştı.Aniden faytoncusu Himmet gözüne çarptı ve hoşuna gitti.Ona direk beğendiğini söylemeyi gururuna yediremedi.Ona bir takım olaylar ve laflarla belli etmeye çalıştı.Fakat Himmet olayı kavrayacak kadar zeki ve cin fikirli olmadığından anlayamadı.Bunun üzerine Masume Hanım;Himmet’e Allah belanı versin diyerek bu aşkı unutmaya karar verdi.
E-)BİR VASİYETNAME:Kahramanımız 40 yaşlarında zengin,çapkın,yakışıklı bir adamdır.Bir gece bu zevkli,neşeli hayattan sıkılır ve intihara kara verir.Ardından yağenine bir vasiyetname yazar ona elli binlira bıraktığını,bu parayı nasıl harcayacağını anlatır.Gece bitmiş sabah olmuş fakat intihar edememiştir.Çünkü gece arkadaşlarından Julide gelmiş ve onu tekrar bu hayatın içine sokmayı başarmıştır.Bununm üzerine yeğenine bir not yazar:Yeğenim ben Monoca’ya gidiyorum,elveda sevgili yeğenim,elvada!…
3.KİTABIN ANA FİKRİ
Yanımazdaki çalışanlara bazı yaptırımlar yaptırarak onlara güzel davranışlar kazandıramayız.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Hatice Hanım :60 yaşlarında genç yaşta dul kalmış zengin ve temizlik hastası bir bayan
Eleni:Evin hizmetçisi
Gülter:Hatice Hanım’ın evlatlığı
Mehmet:Evin aşçısı
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ
Kitap 1984 basım olduğu için dilinin anlaşılması çok zor fakat kitap içindeki hikayeler çok zevkli olduğu için kişi elinden bırakamıyor.
6.KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
28.2.1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti, Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893), bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. Teğmenlikle İzmir'de (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşında tekrar subay olarak orduya döndü, Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü..
Öykü Kitapları
Sağlığında, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1910), Harem (1918), Efruz Bey (1919) adlı hikâye kitapları yayımlandı. Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri adıyla yazarın tüm çalışmalarını 16 kitapta topladı. Ömer Seyfettin'in bu seriden basılan öykü kitapları şunlar: Kahramanlar, Bomba, Harem, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Yemin
KİTABIN YAZARI :F.DÜRRENMATT
KİTABIN YAYIN EVİ :İnkılap yayın evi
KİTABIN BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Bir kurumun davetlisi olarak cinayet romanı yazma sanatı sanatı üzerine konferans vermek için çağrılan bir yazarın, orada eski bir polis şefiyle tanışması ve ondan bizzat yaşadığı bir olayı ayrıntılarıyla dinlemesi.
KİTABIN ÖZETİ
Yazar Chur şehrinde konferansını tamamladıktan sonra o gece kalmak için kendisine ayrılmış otele gider ve bir bardak viski içmek için otelin barına iner.Orada vakit geçirirken Doktor ‘H’adında Zürih kantonu eski bir güvenlik şefi ile tanışır.Dr ‘H’ yazarı Zürih’e davet eder,yazar buraları iyi bilmediği ve yorgun olduğu için daveti kabul eder.Yolda giderlerken bir benzin istasyonunun önünde dururlar. Orada her yer berbat bir haldedir.İstasyonun önünde üstü pislik içinde, dünyadan bıkmış yaşlı bir adamın oturduğunu görürler ve ‘’Bekliyorum, bekliyorum;gelecek,gelecek’’ dediğini işitirler.Yazar gördüğü manzaralar karşısında çok şaşırır ve bunun üstüne eski komiser gördükleri o yaşlı adamın bir zamanlar onunn en değerli komiserlerinden Matthaei oldoğunu söyler.Dr ‘H’ Matthaei’nin nedeen bu hale düştüğünü ,başından geçen olayları anlat maya başlar:Matthaei teşkilatın en güvenilir, gözü pek, kçötü alışkanlığı olmayan bir adamıdır.Matthaei yeni bir görev için Ürdün’e gitmeye hazırlanırken Zürih civarındaki Magendorf köyünde ormanın içinde Gritli Moser adında küçük bir kızın öldürüldüğü ihbarını alır veZürih’e gitmekyen vazgeçer.Yapılan araştırmada kızın cebinde diken şeklinde çikolatalar bulunur ve cinayetten önce kızın bunlardan yediği anlaşılır.Cinayet ihbarını, Von Gunten adında bir işportacı, cinayet yerinde satış yaparken vermiştir.Von Gunten daha önce sabıkalı olduğu için onu cinayetle suçlarlar ve tutuklarlar.Von Gunten soruşturmalara dayanamayarak suçu kabul edip ardından intihar eder.Herkes katilin Von Gunten olduğuna ve cezasını çektiğine inanır.Ancak Matthaei Von Gunten ile daha önce konuştuğu için onun öldürmediğini bilmektedir.Gritli öldükten hemen sonra annesi Matthaei’nin yakasını tutarak ‘’Kızımın katilini bulacaksın bana söz ver,’Yemin et’ tamam mı’’ der ve Matthaei’de katili bulacağına namusu üzerine yemin eder.Matthaei katili bulup yeminini tutmak için küçük bir kız çocuğu evlatlık edinir ve bir benzin istasyonunda çalışır.Matthaei katilin eninde sonunda bu istasyondan geçeceğini ve küçük kıza karşı olan hareketlerinden kendini belli edeceğini düşünür.Kızı, okula gelip giderken izler;ancak bir ip ucu bulamaz.Dr’H’ senelerden sonra, küçük kızları öldüren katilin bir kazaya uğrayıp öldüğünü öğrenir.Matthaei artık ihtiyarlamıştır,hiçbir söylenene kulak vermez, kimseyi dinlemez.O, katili bulacağım diye yemin ettiği için hatatının sonuna kadar istastonda katilin geçmesini bekler….
KİTABIN ANA FİKRİ
Bir görevi üstlenmiş isek onu en iyi şekilde yerine getirmemiz gerekir.Bir işe başlamışsak sonuna kadar gitmeliyiz ve ettiğimiz yeminleri tutmalıyız.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Matthaei : Dürüst, sözünde duran,cesur, güvenilir,gözü pek bir kişidir.Görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Doktor ‘H’ :Akıllı, otoriter,işini seven, açık sözlü ve güçlü bir kişi.
Von Gunten : İçine kapanık,kimseye zarar vermeyen,gururlu,çalışkan ve haksızlığa dayanamayan bir kişi
Yazar : Kitaplarını olağan üstü beceri ile yazan, başarılı, çalışkan, uğraş veren cesur biri.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap çeviri olmasına rağmen orijinal bir şekilde işlenmiştir. Son derece akıcı ve etkileyicidir. Eserdeki olaylar günlük hayattada yaşanabilir.Yazar sade,anlaşılır bir üslup kullanmıştır.
KİTABIN YAZARI :F.DÜRRENMATT
KİTABIN YAYIN EVİ :İnkılap yayın evi
KİTABIN BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Bir kurumun davetlisi olarak cinayet romanı yazma sanatı sanatı üzerine konferans vermek için çağrılan bir yazarın, orada eski bir polis şefiyle tanışması ve ondan bizzat yaşadığı bir olayı ayrıntılarıyla dinlemesi.
KİTABIN ÖZETİ
Yazar Chur şehrinde konferansını tamamladıktan sonra o gece kalmak için kendisine ayrılmış otele gider ve bir bardak viski içmek için otelin barına iner.Orada vakit geçirirken Doktor ‘H’adında Zürih kantonu eski bir güvenlik şefi ile tanışır.Dr ‘H’ yazarı Zürih’e davet eder,yazar buraları iyi bilmediği ve yorgun olduğu için daveti kabul eder.Yolda giderlerken bir benzin istasyonunun önünde dururlar. Orada her yer berbat bir haldedir.İstasyonun önünde üstü pislik içinde, dünyadan bıkmış yaşlı bir adamın oturduğunu görürler ve ‘’Bekliyorum, bekliyorum;gelecek,gelecek’’ dediğini işitirler.Yazar gördüğü manzaralar karşısında çok şaşırır ve bunun üstüne eski komiser gördükleri o yaşlı adamın bir zamanlar onunn en değerli komiserlerinden Matthaei oldoğunu söyler.Dr ‘H’ Matthaei’nin nedeen bu hale düştüğünü ,başından geçen olayları anlat maya başlar:Matthaei teşkilatın en güvenilir, gözü pek, kçötü alışkanlığı olmayan bir adamıdır.Matthaei yeni bir görev için Ürdün’e gitmeye hazırlanırken Zürih civarındaki Magendorf köyünde ormanın içinde Gritli Moser adında küçük bir kızın öldürüldüğü ihbarını alır veZürih’e gitmekyen vazgeçer.Yapılan araştırmada kızın cebinde diken şeklinde çikolatalar bulunur ve cinayetten önce kızın bunlardan yediği anlaşılır.Cinayet ihbarını, Von Gunten adında bir işportacı, cinayet yerinde satış yaparken vermiştir.Von Gunten daha önce sabıkalı olduğu için onu cinayetle suçlarlar ve tutuklarlar.Von Gunten soruşturmalara dayanamayarak suçu kabul edip ardından intihar eder.Herkes katilin Von Gunten olduğuna ve cezasını çektiğine inanır.Ancak Matthaei Von Gunten ile daha önce konuştuğu için onun öldürmediğini bilmektedir.Gritli öldükten hemen sonra annesi Matthaei’nin yakasını tutarak ‘’Kızımın katilini bulacaksın bana söz ver,’Yemin et’ tamam mı’’ der ve Matthaei’de katili bulacağına namusu üzerine yemin eder.Matthaei katili bulup yeminini tutmak için küçük bir kız çocuğu evlatlık edinir ve bir benzin istasyonunda çalışır.Matthaei katilin eninde sonunda bu istasyondan geçeceğini ve küçük kıza karşı olan hareketlerinden kendini belli edeceğini düşünür.Kızı, okula gelip giderken izler;ancak bir ip ucu bulamaz.Dr’H’ senelerden sonra, küçük kızları öldüren katilin bir kazaya uğrayıp öldüğünü öğrenir.Matthaei artık ihtiyarlamıştır,hiçbir söylenene kulak vermez, kimseyi dinlemez.O, katili bulacağım diye yemin ettiği için hatatının sonuna kadar istastonda katilin geçmesini bekler….
KİTABIN ANA FİKRİ
Bir görevi üstlenmiş isek onu en iyi şekilde yerine getirmemiz gerekir.Bir işe başlamışsak sonuna kadar gitmeliyiz ve ettiğimiz yeminleri tutmalıyız.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Matthaei : Dürüst, sözünde duran,cesur, güvenilir,gözü pek bir kişidir.Görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Doktor ‘H’ :Akıllı, otoriter,işini seven, açık sözlü ve güçlü bir kişi.
Von Gunten : İçine kapanık,kimseye zarar vermeyen,gururlu,çalışkan ve haksızlığa dayanamayan bir kişi
Yazar : Kitaplarını olağan üstü beceri ile yazan, başarılı, çalışkan, uğraş veren cesur biri.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap çeviri olmasına rağmen orijinal bir şekilde işlenmiştir. Son derece akıcı ve etkileyicidir. Eserdeki olaylar günlük hayattada yaşanabilir.Yazar sade,anlaşılır bir üslup kullanmıştır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Bir Çift Yürek
KİTABIN YAZARI :Marlo Morgan
YAYIN EVİ VE ADRESİ
harma Yayınları P.K. 1358 Sirkeci 34348 İSTANBUL
BASIM YILI :2000
PLAN SIRASI
1)KİTABIN KONUSU
2)KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
6) YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
KİTABIN KONUSU GERÇEK BİR OLAYA DAYANMAKTADIR.AMERİKALI BİR TIP DOKTORU OLAN MORGAN’IN AVUSTRALYA’DA YAŞADIĞI YÜRÜYÜŞ VE BU YÜRÜYÜŞ SONUNDA BAŞLANGIÇTA KÜÇÜMSEDİĞİ KABİLEDEN ÖĞRENDİĞİ GERÇEKLER ANLATILMAKTADIR.
2)KİTABIN ÖZETİ:
Amerikalı bir tıp doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında Avustralya'da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle " Gerçek İnsanlarla" birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.
Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul ederler ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.
Yazarın bu kabile ile tanışması bir süreliğine çalışmak için gittiği Avustralya'da, yerlilerin sorunları ile ilgilenmesiyle başlar. Yazarın onların sorunları ile ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup yerli onu bir toplantılarına davet ederler. Ancak, bu toplantı hiç de yazarın beklediği gibi bir toplantı değildir. Bu toplantı için çok özel bir şekilde hazırlanan ve onlar için yaptıklarından dolayı özel bir taktir bekleyen yazar kendisini almaya eski bir jip ile gelen bir yerli ile toplantı yerine gitmek üzere yola çıkar. Çoğu çölün ortasında olmak üzere dört saat süren bir yolculuk sonrası yazar kendini ıssız çölün ortasında bir grup "ilkel" yerlinin yanında bulur.
Kendisinden ilk istenen şey üzerindeki her şeyi ama her şeyi çıkartmasıdır. Bir peştamala sarılı ve yalın ayak kalan yazar ve tüm eşyaları kutsanır. Kendisi yerlilerin arasına kabul edilirken o anda sahip olduğu tüm eşya yakılır. Çünkü, "maddi nesnelerden ve bazı önyargılardan kurtulmak 'varolmaya' doğru yapacağı o yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez bir adımıydı". Bundan sonra yazar bu kabile ile çölü boydan boya geçeceği ve bambaşka bir hayat felsefesi ile karşılaşacağı bir yolculuğa başlar.
Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Yazar tüm yolculuk boyunca kendi kentli yaşamı ile yerlilerin yaşamını, hayata bakışını ve felsefelerini karşılaştırdıkça onların bilgeliklerine hayranlık duymaya başlar. Batı toplumlarının aksine hiç bir nesne ve eşyaya bağlanmayan ve mülkiyetçilik bilmeyen bu insanlar yazarda büyük bir saygı uyandırırlar. Çünkü, Tanrısal "Birlik"'e inanan bu insanlara göre " sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen, kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir".
3)KİTABIN ANAFİKRİ:
EĞER TÜM VARLIKLARIN AYNI EVRENSEL BİRLİĞİN BİR PARÇASI OLDUĞUNU ANLARSAK, DÜNYAMIZI YOK OLUŞTAN KURTARMAK İÇİN HALEN GEÇ KALMAMIŞ OLURUZ.VAR OLAN HER ŞEY İNANILMAZ DERECEDE GÜZEL VE HASSAS BİR KARŞILIKLI BAĞIMLILIK DENGESİNDE BULUNMAKTADIR.EĞER BU MESAJI ALABİLİRSEK, O ZAMAN BİZİM YAŞAMLARIMIZ DA “GERÇEK İNSANLARINKİ” GİBİ YÜCE AMAÇLA DOLABİLİR.
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
KİTAPTAKİ BÜTÜN OLAYLAR YAZARIN ABORİJİNLER İLE ÇÖLÜ GEÇMEYE KARAR VERMESİ İLE GERÇEKLEŞMEKTEDİR.YAZARIN BU YERLİLERLE TANIŞMASI BİR SÜRE ÇALIŞMAK İÇİN GİTTİĞİ AVUSTRALYA’DA,YERLİLERİN SORUNLARI İLE İLGİLENMESİ İLE BAŞLAR.DAHA SONRA YERLİLER YAZARI KENDİ ARALARINDA YAPTIKLARI BİR TOPLANTIYA DAVET EDERLER.BU TOPLANTI SONRASINDA HERKESİN OLUMLU OY VERDİKLERİNİ VE ONUN YÜRÜYÜŞE KABUL EDİLDİĞİNİ AÇIKLARLAR.BAŞLANGIÇTA BUNUN ÇOK APTALCA OLDUĞUNA İNANAN YAZAR
KENDİNİ ÇEKEN BİR GERÇEK OLDUĞUNA İNANIR.KENDİNİ BİRDEN YÜRÜYÜŞÜN İÇİNDE BULUR.OLAYLAR BU YÜRÜYÜŞ İÇERİSİNDE CEREYAN EDER.İKL ÖNCE YAZARDAN BÜTÜN SAHİP OLDUĞU EŞYALAR VE TAKILARI ÇIKARMASI İSTENİR.HEPSİNİ YAKARLAR.ÇÜNKÜ KABİLEYE GÖRE ÖNYARGIDAN KURTULMANIN İLK YOLU BUDUR.
“NOLA” :YAZARIN TEYZESİDİR.
“OOOTA” :KABİLDE TEK İNGİLİZCE BİLEN KİŞİ VE YAZAR
İLE YERLİLER ARASINDA İLŞKİ KURMAYI
SAĞLAYAN KİŞİDİR.
“KABİLENİN EN YAŞLI KİŞİSİ” : KABİLEDEKİ EN YAŞLI KİŞİ OLMAMASINA
RAĞMEN BÖYLE ANILMAKTADIR.KABİLENİN ŞEFİDİR.
5)KİTAP HAKIKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
KİTAP ÇOK SÜRÜKLEYİCİ VE ETKİLEYİCİ BİR ANLATIMA SAHİPTİR.KİTABIN VERMEK İSTEDİĞİ MESAJI HERKES ANLAMAYABİLİR.ANLAMAK İÇİN İÇTEN BİR ŞEKİLDE VE KENDİMİZİ VEREREK OKUMALIYIZ.KİTAP İÇİMİZDEKİ HAYVANSAL DÜRTÜLERİ ÖLDÜRÜP YERİNE SEVGİYİ VE İYİ NİYETLİ OLMAMIZI SAĞLIYOR.
6)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
MARLO MORGAN EMKLİ BİR SAĞLIK UZMANIDIR.LEE’S SUMMIT, MISSOURI’DE YAŞAMAKTADIR.İLK KİTABI “BİR ÇİFT YÜREK”AMERİKA’DA OTUZ BİR HAFTA BOYUNCA NEW YORK TIMES BESTSELLER LİSTESİNDE ZİRVEDE KALMIŞ, YİRMİDÖRT DİLE ÇEVRİLMİŞTİR.ÜLKEMİZDE 45 HAFTAYI GEÇKİN BİR SÜREDİR HALA LİSTELERDEDİR.
KİTABIN YAZARI :Marlo Morgan
YAYIN EVİ VE ADRESİ
harma Yayınları P.K. 1358 Sirkeci 34348 İSTANBUL BASIM YILI :2000
PLAN SIRASI
1)KİTABIN KONUSU
2)KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
6) YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
KİTABIN KONUSU GERÇEK BİR OLAYA DAYANMAKTADIR.AMERİKALI BİR TIP DOKTORU OLAN MORGAN’IN AVUSTRALYA’DA YAŞADIĞI YÜRÜYÜŞ VE BU YÜRÜYÜŞ SONUNDA BAŞLANGIÇTA KÜÇÜMSEDİĞİ KABİLEDEN ÖĞRENDİĞİ GERÇEKLER ANLATILMAKTADIR.
2)KİTABIN ÖZETİ:
Amerikalı bir tıp doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında Avustralya'da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle " Gerçek İnsanlarla" birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.
Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul ederler ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.
Yazarın bu kabile ile tanışması bir süreliğine çalışmak için gittiği Avustralya'da, yerlilerin sorunları ile ilgilenmesiyle başlar. Yazarın onların sorunları ile ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup yerli onu bir toplantılarına davet ederler. Ancak, bu toplantı hiç de yazarın beklediği gibi bir toplantı değildir. Bu toplantı için çok özel bir şekilde hazırlanan ve onlar için yaptıklarından dolayı özel bir taktir bekleyen yazar kendisini almaya eski bir jip ile gelen bir yerli ile toplantı yerine gitmek üzere yola çıkar. Çoğu çölün ortasında olmak üzere dört saat süren bir yolculuk sonrası yazar kendini ıssız çölün ortasında bir grup "ilkel" yerlinin yanında bulur.
Kendisinden ilk istenen şey üzerindeki her şeyi ama her şeyi çıkartmasıdır. Bir peştamala sarılı ve yalın ayak kalan yazar ve tüm eşyaları kutsanır. Kendisi yerlilerin arasına kabul edilirken o anda sahip olduğu tüm eşya yakılır. Çünkü, "maddi nesnelerden ve bazı önyargılardan kurtulmak 'varolmaya' doğru yapacağı o yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez bir adımıydı". Bundan sonra yazar bu kabile ile çölü boydan boya geçeceği ve bambaşka bir hayat felsefesi ile karşılaşacağı bir yolculuğa başlar.
Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Yazar tüm yolculuk boyunca kendi kentli yaşamı ile yerlilerin yaşamını, hayata bakışını ve felsefelerini karşılaştırdıkça onların bilgeliklerine hayranlık duymaya başlar. Batı toplumlarının aksine hiç bir nesne ve eşyaya bağlanmayan ve mülkiyetçilik bilmeyen bu insanlar yazarda büyük bir saygı uyandırırlar. Çünkü, Tanrısal "Birlik"'e inanan bu insanlara göre " sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen, kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir".
3)KİTABIN ANAFİKRİ:
EĞER TÜM VARLIKLARIN AYNI EVRENSEL BİRLİĞİN BİR PARÇASI OLDUĞUNU ANLARSAK, DÜNYAMIZI YOK OLUŞTAN KURTARMAK İÇİN HALEN GEÇ KALMAMIŞ OLURUZ.VAR OLAN HER ŞEY İNANILMAZ DERECEDE GÜZEL VE HASSAS BİR KARŞILIKLI BAĞIMLILIK DENGESİNDE BULUNMAKTADIR.EĞER BU MESAJI ALABİLİRSEK, O ZAMAN BİZİM YAŞAMLARIMIZ DA “GERÇEK İNSANLARINKİ” GİBİ YÜCE AMAÇLA DOLABİLİR.
4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
KİTAPTAKİ BÜTÜN OLAYLAR YAZARIN ABORİJİNLER İLE ÇÖLÜ GEÇMEYE KARAR VERMESİ İLE GERÇEKLEŞMEKTEDİR.YAZARIN BU YERLİLERLE TANIŞMASI BİR SÜRE ÇALIŞMAK İÇİN GİTTİĞİ AVUSTRALYA’DA,YERLİLERİN SORUNLARI İLE İLGİLENMESİ İLE BAŞLAR.DAHA SONRA YERLİLER YAZARI KENDİ ARALARINDA YAPTIKLARI BİR TOPLANTIYA DAVET EDERLER.BU TOPLANTI SONRASINDA HERKESİN OLUMLU OY VERDİKLERİNİ VE ONUN YÜRÜYÜŞE KABUL EDİLDİĞİNİ AÇIKLARLAR.BAŞLANGIÇTA BUNUN ÇOK APTALCA OLDUĞUNA İNANAN YAZAR
KENDİNİ ÇEKEN BİR GERÇEK OLDUĞUNA İNANIR.KENDİNİ BİRDEN YÜRÜYÜŞÜN İÇİNDE BULUR.OLAYLAR BU YÜRÜYÜŞ İÇERİSİNDE CEREYAN EDER.İKL ÖNCE YAZARDAN BÜTÜN SAHİP OLDUĞU EŞYALAR VE TAKILARI ÇIKARMASI İSTENİR.HEPSİNİ YAKARLAR.ÇÜNKÜ KABİLEYE GÖRE ÖNYARGIDAN KURTULMANIN İLK YOLU BUDUR.
“NOLA” :YAZARIN TEYZESİDİR.
“OOOTA” :KABİLDE TEK İNGİLİZCE BİLEN KİŞİ VE YAZAR
İLE YERLİLER ARASINDA İLŞKİ KURMAYI
SAĞLAYAN KİŞİDİR.
“KABİLENİN EN YAŞLI KİŞİSİ” : KABİLEDEKİ EN YAŞLI KİŞİ OLMAMASINA
RAĞMEN BÖYLE ANILMAKTADIR.KABİLENİN ŞEFİDİR.
5)KİTAP HAKIKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
KİTAP ÇOK SÜRÜKLEYİCİ VE ETKİLEYİCİ BİR ANLATIMA SAHİPTİR.KİTABIN VERMEK İSTEDİĞİ MESAJI HERKES ANLAMAYABİLİR.ANLAMAK İÇİN İÇTEN BİR ŞEKİLDE VE KENDİMİZİ VEREREK OKUMALIYIZ.KİTAP İÇİMİZDEKİ HAYVANSAL DÜRTÜLERİ ÖLDÜRÜP YERİNE SEVGİYİ VE İYİ NİYETLİ OLMAMIZI SAĞLIYOR.
6)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
MARLO MORGAN EMKLİ BİR SAĞLIK UZMANIDIR.LEE’S SUMMIT, MISSOURI’DE YAŞAMAKTADIR.İLK KİTABI “BİR ÇİFT YÜREK”AMERİKA’DA OTUZ BİR HAFTA BOYUNCA NEW YORK TIMES BESTSELLER LİSTESİNDE ZİRVEDE KALMIŞ, YİRMİDÖRT DİLE ÇEVRİLMİŞTİR.ÜLKEMİZDE 45 HAFTAYI GEÇKİN BİR SÜREDİR HALA LİSTELERDEDİR.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
kitabın adı :gödeli mehmet
kitabın yazarı :memduh şevket esendal
yayın evi veadresi :bilgi yayınevi (meşrutiyet cad. 46/a yenişehir-ankara)
basım yılı :haziran 1988
plan sırası
1)kitabın konusu
2)kitabın özeti
3)kitabın anafikri
4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi
5)kitap hakkındaki şahsi görüşler
6)yazar hakkında bilgi
1)kitabın konusu:
kitapta yazar ihtiyar bir mavnacıdan(tekne vasıtası ile yük taşımacılığı) dinlediği hikayeyi anlatmaktadır. Bu hikaye gayet sade ve küçük bir hikaye olmakla birlikte o zamanki mavnacıların acıklı durumunu anlatmaktadır.
2)kitabın özeti:
yazar bir akşam üstü sular karardığı ve ortalığa akşamın garipliği çöktüğü bir sırada eski köprüden geçmektedir.parmaklığın kenarına yığılmış bir kalabalık görür.kalabalık köprüde sıkışmış, birbirine yaslanmış ve kurtulamayan mavnaları seyretmektedir.yazar araya sokuşur ve olan biteni izlemeye başlar.mavnacılar ellerindeki kancaları etrafa sallayarak kurtulmaya çalışmaktadır. Fakat rüzgarla sertleşen akıntı ve iskeleye yanaşmakta olan iki şirket vapurunun suları mavnaları bırakmamaktadırlar.bu olay her gün yaşanan ve zavallı mavnacıların değişmeyen kaderidir.daha sonra bu mavnaları kurtarmak için bir romörkör gelir.fakat mavnacılar bu romörkörün durumu daha da zorlaştıracağının farkındadırlar.bu yüzden sokulmaması için ikaz ederler. Romörkör dinlemeyerek sokulur ve mavnanın direğini kırar.direğin kırıldığını gören ve mavnaları izleyen köprüdeki ihtiyar,mavnacı hüseyin’in kafasina dikkat etmesi için uyarır.yazar ihtiyarın ağladığını farkeder ve sebebini sorar.ihtiyar gödeli hüseyin’dir.oğlu mehmet ile yaşadıklarını yazara anlatır.gödeli mehmet oğlu ile babadan kalma yağ kapanı’ndaki gedikte çalışmaktadır.oğlu mehmet yük meselesi yüzünden yunanlı bir kaptanla bozuşur.yunanlı kaptan mehmet’i durmadan sinirlendirir ve ona “ekmeğinizi elinizden alacağım” der.
bir gün yunanlı kaptan yine mehmet’in gediğini sıkıştırır.buna dayanamayan mavna su kaynatmaya başlar.mehmet çok sinirlenir ve yunanlının boğazına yapışır.adamın kafası demire çarpar ve öldürür.mehmet hapse girer üç ay sonra ölür. Karısı da bu acıya dayanamayarak ölür. Geride yetimler ve babası kalır.
babası başkasının mavnasında çalışır ve esnaftan hiç yardım göremez.ihtiyar bütün bu olup bitenler için ağladığını söyler …daha sonra yazarla ayrılırlar…yazar ne zaman denize baksa o ihtiyarın akan göz yaşlarını,yetimleri ve dul kadını hatırlayıp dertlenir.
3)kitabın anafikri:
kitapta o zamanki hükümetin yanlış tutumları vurgulanmaktadır.hükümet kendi işini yunanlıların eline vererek zavallı mavnacılarn çile çekmesine sebep olmaktadır.hükümetin kendi üzerine düşen görevi yapması halkın sorunları ile ilgilenmeleri gerekmektedir.
kitaptan çıkartabileceğimiz bir diğer sonuçta bir anlık öfkenin acı felaketlere yol açabilmesidir.sonucunu düşünmeden bir hareket yapmamalıyız.
4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
hüseyin : geçimini mavnacılıkla sağlayan bir kişidir.
gödeli hüseyin : gödeli hüseyin oğlu ile birlikte bir mavnada çalışmaktadır.babadan kalma yağ kapanı’nda bir gedikleri bulunmaktadır.oğlunun ismi mehmet’tir.dürüst ve çalışkan bir kişidir.
gödeli mehmet: gödeli hüseyi’nin oğludur.gururlu uslu ve sessiz bir kişidir.evli ve çocuk sahibi bir kişidir.
5)kitap hakkındaki şahsi görüşler:
kitapta farsça ve arapça olan kelimeler çoğunluktadır.bu yüzden anlaşılmasında zorluk çekiliyor.okurken anlamını bilmediğimiz bir çok kelimeyle karşılaşıyoruz.okurken yanımızda mutlaka bir sözlük bulundurmamız gerekiyor.okurken çok çabuk sıkılabilirsiniz.fakat kitap kullanılan kelimelerin türkçe karşılığı olsaydı daha akıcı ve zevkli hale gelebilirdi.
6)yazar hakkında bilgi:
memduh şevket esendal
çorlu'da doğmuş (1883), göçmen olan ailesinin peşpeşe gelen savaşlar dolayısıyla sürekli maddi sıkıntıya düşmesi yüzünden düzgün bir öğrenim yapmak fırsatı bulamamıştır. Esendal kendi sözleriyle, "ilkokul da dahil hiçbir okuldan mezun olmamış, tam mânâsı ile bir alaylı olarak yetişmiştir". çocukluğunda doktor olmak isteyen esendal, babasının ölümünden ve balkan savaşı'nın çıkmasından sonra istanbul'a gelmiş, savaş bitince yeniden çorlu'ya dönmüştür. 20 yaşlarında, o zamanlar gizli bir dernek olan ittihat ve terakki cemiyeti'ne girmiştir (1906). Esendal, cemiyet tarafından istanbul teftiş kurulu'na çağrılmış (1908), bu tarihten sonra parti müfettişi olarak anadolu ve rumeli'yi yakından görüp tanımak fırsatını bulmuştur. Parti içinde mesleki temsil düşüncesini savunanların (nail bey, kara kemal, muhittin birgen, sadık vicdani vb) arasında yer almıştır. Memduh şevket, b.m.m. Hükümetinin ilk orta elçisi olarak azerbaycan'a gönderilmiş (1920) kurtuluş savaşı sonunda yurda dönmüştür. Mesleki temsil düşüncesini benimseyen eski arkadaşlarıyla birlikte, egemen çevrelerin hoş görmediği meslek gazetesini çıkarmış (1925), izmir suikasti'nin iktidara muhaliflerini "tasfiye" olanağı vermesi üzerine yine elçilikle yurtdışına gönderilmiştir (1926). Esendal, elçi ve büyük elçi olarak 12 yıl kadar iran, afganistan ve sovyetler birliği'nde kalmıştır. Kendi çabasıyla bu süre içinde farsça, fransızca ve rusça öğrenmiştir. 1938 yılında yurda dönünce önce bilecik, sonra elazığ milletvekilliği yapmış, daha sonra c.h.p. Genel sekreteri olmuştur (1941 - 1945). Bu görevi sırasında partinin gençleşmesine, 35'ler hareketi'nin gelişmesine destek olmuş, daha sonra kendi isteğiyle bu görevinden ayrılmıştır (1945). Son yıllarını öykülerini yazmak, yapıtlarını derleyip kitaplaştırmakla geçirmiştir.
memduh şevket esendal 16 mayıs 1952'de ankara'da ölmüştür.
yazın yaşamı:
daha çok "daha çok politika alanında tanıdığı" için ilk öykülerini m.s, m.s.e., mustafa yalınkat, m. Oğulcak, istemenoğlu gibi takma adlarla yazan esendal, ilk yazılarını irtika (1902) ve musavver fen ve edep (1910) gibi gazete ve dergilerde yayımlamıştır. Cevdet kudret, türk öykücülüğünde özel bir yeri olan esendal'ın tarihi bilinen ilk öyküsünün "el malının tasası" (1912) olduğunu belirtmektedir.
esendal'ın yazarlığının en verimli döneminin meslek gazetesini çıkardığı 1925 yılı olduğunu, yazarın o yıl, o zamana kadar yazdığı ve yenilerini eklediği 35 öykü yayımladığını belirtmektedir. Esendal'ın ancak 38 tefrikası yayımlanan ve yarım kalan miras adlı romanı da aynı yıl yine meslek gazetesinde çıkmıştır. Esendal, ayaşlı ve kiracıları'nın yayımladığı 1934 yılına kadar tek tük öyküler yazmakla yetinmiştir.
esendal'ın yazarlığının en verimli dönemi, siyasal yaşamdan ayrıldığı 1945 yılından sonra olmuş, yazar 1946 yılında on yedi öykü yazmıştır. Esendal 1952 yılına kadar ülkü, sanat ve edebiyat gazetesi, seçilmiş hikayeler, türk dili gibi dergilerde görünmüş, özellikle ulus gazetesinin pazar eklerinde yayımlanan öyküleriyle ününü genişletmiştir.
yaşamının ancak dokuz yılında (1923 - 1926 ve 1946- 1952) yazında ciddi biçimde uğraşmış olmasına rağmen, esendal değişik konuları, anlatımındaki yalınlık ve vuruculuk dolayısıyla yeni türk öyküsünün en önemli adlarından biri olmayı başarmıştır. Memduh şevket esendal, ayaşlı ve kiracıları adlı yapıtıyla c.h.p. Roman yarışmasında ödül kazanmıştır (1942).
yapıtları:
öykü: hikayeler (birinci kitap 1946 - ikinci kitap 1946. Bu kitaplar otlakçı ve mendil altında adlarıyla dost yayımlarınca yeniden basıldı 1958), temiz sevgiler (1965), ev ona yakıştı (1972).
roman:
miras (1925 - mustafa memduh adıyla meslek gazatesinde 38 tefrika), ayaşlı ve kiracıları (1934), vassaf bey (1938).
kitabın yazarı :memduh şevket esendal
yayın evi veadresi :bilgi yayınevi (meşrutiyet cad. 46/a yenişehir-ankara)
basım yılı :haziran 1988
plan sırası
1)kitabın konusu
2)kitabın özeti
3)kitabın anafikri
4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi
5)kitap hakkındaki şahsi görüşler
6)yazar hakkında bilgi
1)kitabın konusu:
kitapta yazar ihtiyar bir mavnacıdan(tekne vasıtası ile yük taşımacılığı) dinlediği hikayeyi anlatmaktadır. Bu hikaye gayet sade ve küçük bir hikaye olmakla birlikte o zamanki mavnacıların acıklı durumunu anlatmaktadır.
2)kitabın özeti:
yazar bir akşam üstü sular karardığı ve ortalığa akşamın garipliği çöktüğü bir sırada eski köprüden geçmektedir.parmaklığın kenarına yığılmış bir kalabalık görür.kalabalık köprüde sıkışmış, birbirine yaslanmış ve kurtulamayan mavnaları seyretmektedir.yazar araya sokuşur ve olan biteni izlemeye başlar.mavnacılar ellerindeki kancaları etrafa sallayarak kurtulmaya çalışmaktadır. Fakat rüzgarla sertleşen akıntı ve iskeleye yanaşmakta olan iki şirket vapurunun suları mavnaları bırakmamaktadırlar.bu olay her gün yaşanan ve zavallı mavnacıların değişmeyen kaderidir.daha sonra bu mavnaları kurtarmak için bir romörkör gelir.fakat mavnacılar bu romörkörün durumu daha da zorlaştıracağının farkındadırlar.bu yüzden sokulmaması için ikaz ederler. Romörkör dinlemeyerek sokulur ve mavnanın direğini kırar.direğin kırıldığını gören ve mavnaları izleyen köprüdeki ihtiyar,mavnacı hüseyin’in kafasina dikkat etmesi için uyarır.yazar ihtiyarın ağladığını farkeder ve sebebini sorar.ihtiyar gödeli hüseyin’dir.oğlu mehmet ile yaşadıklarını yazara anlatır.gödeli mehmet oğlu ile babadan kalma yağ kapanı’ndaki gedikte çalışmaktadır.oğlu mehmet yük meselesi yüzünden yunanlı bir kaptanla bozuşur.yunanlı kaptan mehmet’i durmadan sinirlendirir ve ona “ekmeğinizi elinizden alacağım” der.
bir gün yunanlı kaptan yine mehmet’in gediğini sıkıştırır.buna dayanamayan mavna su kaynatmaya başlar.mehmet çok sinirlenir ve yunanlının boğazına yapışır.adamın kafası demire çarpar ve öldürür.mehmet hapse girer üç ay sonra ölür. Karısı da bu acıya dayanamayarak ölür. Geride yetimler ve babası kalır.
babası başkasının mavnasında çalışır ve esnaftan hiç yardım göremez.ihtiyar bütün bu olup bitenler için ağladığını söyler …daha sonra yazarla ayrılırlar…yazar ne zaman denize baksa o ihtiyarın akan göz yaşlarını,yetimleri ve dul kadını hatırlayıp dertlenir.
3)kitabın anafikri:
kitapta o zamanki hükümetin yanlış tutumları vurgulanmaktadır.hükümet kendi işini yunanlıların eline vererek zavallı mavnacılarn çile çekmesine sebep olmaktadır.hükümetin kendi üzerine düşen görevi yapması halkın sorunları ile ilgilenmeleri gerekmektedir.
kitaptan çıkartabileceğimiz bir diğer sonuçta bir anlık öfkenin acı felaketlere yol açabilmesidir.sonucunu düşünmeden bir hareket yapmamalıyız.
4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
hüseyin : geçimini mavnacılıkla sağlayan bir kişidir.
gödeli hüseyin : gödeli hüseyin oğlu ile birlikte bir mavnada çalışmaktadır.babadan kalma yağ kapanı’nda bir gedikleri bulunmaktadır.oğlunun ismi mehmet’tir.dürüst ve çalışkan bir kişidir.
gödeli mehmet: gödeli hüseyi’nin oğludur.gururlu uslu ve sessiz bir kişidir.evli ve çocuk sahibi bir kişidir.
5)kitap hakkındaki şahsi görüşler:
kitapta farsça ve arapça olan kelimeler çoğunluktadır.bu yüzden anlaşılmasında zorluk çekiliyor.okurken anlamını bilmediğimiz bir çok kelimeyle karşılaşıyoruz.okurken yanımızda mutlaka bir sözlük bulundurmamız gerekiyor.okurken çok çabuk sıkılabilirsiniz.fakat kitap kullanılan kelimelerin türkçe karşılığı olsaydı daha akıcı ve zevkli hale gelebilirdi.
6)yazar hakkında bilgi:
memduh şevket esendal
çorlu'da doğmuş (1883), göçmen olan ailesinin peşpeşe gelen savaşlar dolayısıyla sürekli maddi sıkıntıya düşmesi yüzünden düzgün bir öğrenim yapmak fırsatı bulamamıştır. Esendal kendi sözleriyle, "ilkokul da dahil hiçbir okuldan mezun olmamış, tam mânâsı ile bir alaylı olarak yetişmiştir". çocukluğunda doktor olmak isteyen esendal, babasının ölümünden ve balkan savaşı'nın çıkmasından sonra istanbul'a gelmiş, savaş bitince yeniden çorlu'ya dönmüştür. 20 yaşlarında, o zamanlar gizli bir dernek olan ittihat ve terakki cemiyeti'ne girmiştir (1906). Esendal, cemiyet tarafından istanbul teftiş kurulu'na çağrılmış (1908), bu tarihten sonra parti müfettişi olarak anadolu ve rumeli'yi yakından görüp tanımak fırsatını bulmuştur. Parti içinde mesleki temsil düşüncesini savunanların (nail bey, kara kemal, muhittin birgen, sadık vicdani vb) arasında yer almıştır. Memduh şevket, b.m.m. Hükümetinin ilk orta elçisi olarak azerbaycan'a gönderilmiş (1920) kurtuluş savaşı sonunda yurda dönmüştür. Mesleki temsil düşüncesini benimseyen eski arkadaşlarıyla birlikte, egemen çevrelerin hoş görmediği meslek gazetesini çıkarmış (1925), izmir suikasti'nin iktidara muhaliflerini "tasfiye" olanağı vermesi üzerine yine elçilikle yurtdışına gönderilmiştir (1926). Esendal, elçi ve büyük elçi olarak 12 yıl kadar iran, afganistan ve sovyetler birliği'nde kalmıştır. Kendi çabasıyla bu süre içinde farsça, fransızca ve rusça öğrenmiştir. 1938 yılında yurda dönünce önce bilecik, sonra elazığ milletvekilliği yapmış, daha sonra c.h.p. Genel sekreteri olmuştur (1941 - 1945). Bu görevi sırasında partinin gençleşmesine, 35'ler hareketi'nin gelişmesine destek olmuş, daha sonra kendi isteğiyle bu görevinden ayrılmıştır (1945). Son yıllarını öykülerini yazmak, yapıtlarını derleyip kitaplaştırmakla geçirmiştir.
memduh şevket esendal 16 mayıs 1952'de ankara'da ölmüştür.
yazın yaşamı:
daha çok "daha çok politika alanında tanıdığı" için ilk öykülerini m.s, m.s.e., mustafa yalınkat, m. Oğulcak, istemenoğlu gibi takma adlarla yazan esendal, ilk yazılarını irtika (1902) ve musavver fen ve edep (1910) gibi gazete ve dergilerde yayımlamıştır. Cevdet kudret, türk öykücülüğünde özel bir yeri olan esendal'ın tarihi bilinen ilk öyküsünün "el malının tasası" (1912) olduğunu belirtmektedir.
esendal'ın yazarlığının en verimli döneminin meslek gazetesini çıkardığı 1925 yılı olduğunu, yazarın o yıl, o zamana kadar yazdığı ve yenilerini eklediği 35 öykü yayımladığını belirtmektedir. Esendal'ın ancak 38 tefrikası yayımlanan ve yarım kalan miras adlı romanı da aynı yıl yine meslek gazetesinde çıkmıştır. Esendal, ayaşlı ve kiracıları'nın yayımladığı 1934 yılına kadar tek tük öyküler yazmakla yetinmiştir.
esendal'ın yazarlığının en verimli dönemi, siyasal yaşamdan ayrıldığı 1945 yılından sonra olmuş, yazar 1946 yılında on yedi öykü yazmıştır. Esendal 1952 yılına kadar ülkü, sanat ve edebiyat gazetesi, seçilmiş hikayeler, türk dili gibi dergilerde görünmüş, özellikle ulus gazetesinin pazar eklerinde yayımlanan öyküleriyle ününü genişletmiştir.
yaşamının ancak dokuz yılında (1923 - 1926 ve 1946- 1952) yazında ciddi biçimde uğraşmış olmasına rağmen, esendal değişik konuları, anlatımındaki yalınlık ve vuruculuk dolayısıyla yeni türk öyküsünün en önemli adlarından biri olmayı başarmıştır. Memduh şevket esendal, ayaşlı ve kiracıları adlı yapıtıyla c.h.p. Roman yarışmasında ödül kazanmıştır (1942).
yapıtları:
öykü: hikayeler (birinci kitap 1946 - ikinci kitap 1946. Bu kitaplar otlakçı ve mendil altında adlarıyla dost yayımlarınca yeniden basıldı 1958), temiz sevgiler (1965), ev ona yakıştı (1972).
roman:
miras (1925 - mustafa memduh adıyla meslek gazatesinde 38 tefrika), ayaşlı ve kiracıları (1934), vassaf bey (1938).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Gençliğim Eyvah
KİTABIN YAZARI :Tarık BUĞRA
YAYINEVİ VE ADRESİ :Ötüken Yayınevi/İstanbul
BASIM YILI :1989
1-KİTABIN KONUSU :
Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.
2-KİTABIN ÖZETİ :
İlk başlarda kitabın sonundan başlıyor aslında kitap.Son sahne olarak sayılabilecek İhtiyar ve Delikanlı arasındaki tartışmayı göz önüne seriyor.Güliz’den sonra Sıdıka’yı da kaybetmek onu çileden çıkarmıştır.Delikanlı etrafında gösterdiği mertlik ve delikanlılık sayesinde gizli servise alınmıştır.İhtiyarın onu seçmesindeki sebep gençlik yıllarına çok benzemesi ve kendi yaptığı hataların onda bulunmamasıdır.Çünkü kendisinden sonra teşkilatın başına onu geçirmeyi planlamaktadır.Delikanlı bunu bilir ama daha sonraları teşkilata giren Güliz’le tanışır.Mesleğine göre ona aşık olmaması lazımdır ama duygularına yenilir.İtiyardan gizlerler ama günün birinde öğrenir.Daha sonra ayrılırlar.Delikanlı sonraları Sıdıka’ya aşık olur.Buna dayanamayan Güliz onu öldürür.Kitabın finalinde İhtiyar ve Delikanlının konuşmaları vardır.İhtiyar Delikanlıya baştan güli’ze aşık olmaması gerektiğini söyler.Ve en sonunda Delikanlı ‘merhumeyi nasıl bilirdinz?’ sorusunu güçlükle cevaplar.
3-KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitap bazı yaşanılan görev ve gerçeklerin nasıl kendi şahsi çıkarlarımız doğrultusunda kötüye kullanıldığının göstergesidir.
4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Olaylar yaşanılan hikayeler olduğu için çok gerçekçidir.Yazarın özellikle Delikanlı ve İhtiyarı anlatması çok etkileyici olmuş.Güliz ve Sıdıka’nın anlatılmasıda çok profesyönelcedir.kişilerin tahlili , davranışlar ve yaşantıları çok güzel yansıtılmış.
5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Bana göre kitapta 1980 lılı ve devamında gelan yıllarda Türkiye’deki gerçek olan fakat insanların yoldan çıkınca görevlerini nasıl kötüye kullandıklarını anlatan çok güzel bir eser.Yasanan bir askıda konu edinmesi beni gerçekten çok etkiledi.
6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :
(1918- 26 Şubat 1994)Yazar, Akşehir'de doğdu. İlk ve orta okulu Akşehir'de, liseyi Konya'da okudu (1936). İstanbul Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerine devam ettiyse de hiçbirini bitirmedi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'ne girdi ancak son sınıftan ayrıldı. Hayata atıldı. Akşehir'de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı (1947-1948). İstanbul'da Milliyet (1952-1956), Yeni İstanbul (1960-1966), Yol (Haftalık, 1968), Tercüman (1970-1976) gazetelerinde sanat sayfası düzenleyiciliği, fıkra yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde haftalık yazı yazdı. İstanbul'da öldü.
KİTABIN YAZARI :Tarık BUĞRA
YAYINEVİ VE ADRESİ :Ötüken Yayınevi/İstanbul
BASIM YILI :1989
1-KİTABIN KONUSU :
Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.
2-KİTABIN ÖZETİ :
İlk başlarda kitabın sonundan başlıyor aslında kitap.Son sahne olarak sayılabilecek İhtiyar ve Delikanlı arasındaki tartışmayı göz önüne seriyor.Güliz’den sonra Sıdıka’yı da kaybetmek onu çileden çıkarmıştır.Delikanlı etrafında gösterdiği mertlik ve delikanlılık sayesinde gizli servise alınmıştır.İhtiyarın onu seçmesindeki sebep gençlik yıllarına çok benzemesi ve kendi yaptığı hataların onda bulunmamasıdır.Çünkü kendisinden sonra teşkilatın başına onu geçirmeyi planlamaktadır.Delikanlı bunu bilir ama daha sonraları teşkilata giren Güliz’le tanışır.Mesleğine göre ona aşık olmaması lazımdır ama duygularına yenilir.İtiyardan gizlerler ama günün birinde öğrenir.Daha sonra ayrılırlar.Delikanlı sonraları Sıdıka’ya aşık olur.Buna dayanamayan Güliz onu öldürür.Kitabın finalinde İhtiyar ve Delikanlının konuşmaları vardır.İhtiyar Delikanlıya baştan güli’ze aşık olmaması gerektiğini söyler.Ve en sonunda Delikanlı ‘merhumeyi nasıl bilirdinz?’ sorusunu güçlükle cevaplar.
3-KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitap bazı yaşanılan görev ve gerçeklerin nasıl kendi şahsi çıkarlarımız doğrultusunda kötüye kullanıldığının göstergesidir.
4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Olaylar yaşanılan hikayeler olduğu için çok gerçekçidir.Yazarın özellikle Delikanlı ve İhtiyarı anlatması çok etkileyici olmuş.Güliz ve Sıdıka’nın anlatılmasıda çok profesyönelcedir.kişilerin tahlili , davranışlar ve yaşantıları çok güzel yansıtılmış.
5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Bana göre kitapta 1980 lılı ve devamında gelan yıllarda Türkiye’deki gerçek olan fakat insanların yoldan çıkınca görevlerini nasıl kötüye kullandıklarını anlatan çok güzel bir eser.Yasanan bir askıda konu edinmesi beni gerçekten çok etkiledi.
6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :
(1918- 26 Şubat 1994)Yazar, Akşehir'de doğdu. İlk ve orta okulu Akşehir'de, liseyi Konya'da okudu (1936). İstanbul Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerine devam ettiyse de hiçbirini bitirmedi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'ne girdi ancak son sınıftan ayrıldı. Hayata atıldı. Akşehir'de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı (1947-1948). İstanbul'da Milliyet (1952-1956), Yeni İstanbul (1960-1966), Yol (Haftalık, 1968), Tercüman (1970-1976) gazetelerinde sanat sayfası düzenleyiciliği, fıkra yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde haftalık yazı yazdı. İstanbul'da öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]KiTABIN ADI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]İNTiBAH
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]KiTABIN YAZARI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]Namık KEMAL
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]YAYIN EVi VE ADRESi
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]INKLAP VE AKA KiTABEVLERi/iSTANBUL
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]BASIM YILI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]1984
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]
[B][FONT=BookmanTurk]1. KİTABIN KONUSU [FONT=BookmanTurk] : [/B][FONT=BookmanTurk] Ali Bey adındaki bir osmanlı genvinin aşk için verdiği mücadele.
[B][FONT=BookmanTurk]2. KİTABIN ÖZETİ [FONT=BookmanTurk] : [/B][FONT=BookmanTurk]Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur.Babası o çocukken ölmüştür. Aile Ali Beyin üzerine çok düşer ve ona iyi bir öğrenim aldırır.Ancak aldığı eğitimin kişiliğinin gelişmesine bir katkısı olmaz. Okul bitince, keyfine göre yaşamaya başlar. Çamlıca’da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır. Adı Mehpeyker’dir. O, Abdullah Efendi ile dost hayatı yasamaktadir. Oğlunun böyle uygunsuz bir kişi ile ilişki içerisinde olmasına üzülen annesi eve Dilaşup adında güzel bir cariye alır.
[FONT=BookmanTurk]Mehpeyker dostu Abdullah Efendi ile buluşmaya gider. Ertesi sabah kadın eve döner ve Ali Bey ile kavga ederler. Ayrıldıkatan sonra Ali Bey gün geçtikce Dilaşub’a ısınmaya başlar. Mehpeyker, Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Ali Bey kulağına gelen lafları önemser ve sinirlenir. Kızı bir esirciye satar. Kızı Mehpeyker satın alır. Ali Bey servetini yitirir ve muhtaç duruma düşer. Ama böyle iken bile Mehpeyler’e dönmez ve kadın çıldırır.
[FONT=BookmanTurk]Mehpeyker bir düzen hazırlayarak Ali Bey’i Üsküdar’da bir eğlenceye davet eder. Olanlarda haberi olan Dilaşub bildiklerini Ali Bey’e anlatir. Genç adam pencereden bir çarşafa sarılıp inerek kaçar. Bu sırada Ali Beyin paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilaşub kendini feda eder ve bıçaklanarak öldürülür.
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]3. KiTABIN ANA FiKRi : [FONT=BookmanTurk] Kişi her ne kadar eğitim ve öğretim alırsa alsın kendi mizaçındaki kötü huyları değiştirmez, karakterini çevreye uyum sağlatmaz ve kişiliğini geliştirmezse hata yapmaya mecburdur. Onun için her ne olursak olalım kendimizi tanımalı ve kişiliğimizi korumalı ve muhafaza etmeliyiz.
[B][FONT=BookmanTurk]4. KiTAPTAKi OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDiRiLMESi [FONT=BookmanTurk] [/B][FONT=BookmanTurk]: Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur.İyi bir öğrenin görür.Ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesine bir katkısı olmaz. Bu yüzden gerçekleri görmekte zorlanır. Mehpeyker ise kötülğün simgesidir ve Ali Bey’e sahip olmak istemektedir. Dilaşub ise saflığın ve temiz kalpliliğin simgesidir. Her zaman Ali Beyin tarafındadır. Ali Beyin annesi, oğlunun iyi yetişmesi için elinden geleni yapmı fedakar bir Türk kadınıdır.Abdullah Bey ise kötü kişiliğe sahip olan biridir.
[FONT=BookmanTurk]5. KiTAP HAKKINDAKI ŞAHSi GöRüŞLER : [FONT=BookmanTurk] Kitap bize her zaman kendimizi tanımamızı, kişiliğimizi korumamızı, olaylara değişik boyutlardan bakmamızı ve çevremizdeki kişileri iyi tanıyıp ondan sonra ilişki kurmamızı anlatıyor. İşlenen konu itibari ile geçmişe bakarak, gelecek için daha sağlam kararlar almamız gerektiğini anlatıyor.
[B][FONT=BookmanTurk]6. KiTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BiLGi: [FONT=BookmanTurk] [/B][FONT=BookmanTurk]Osmanlı, şair ve yazar. Batı edebiyatının yazın türlerini ilk kez Türk toplumsal yaşamına sokmuştur.
[FONT=BookmanTurk]21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de Sakız
Adası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal'dir, Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü.
[FONT=BookmanTurk]Namık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal'in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşünde birleşirler.Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray'ın yaşadığı aşk ve
Cezmi'nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Namık Kemal'in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi'nin etkisinde olduğu izlenir.
[FONT=BookmanTurk]KiTABIN ADI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]İNTiBAH
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]KiTABIN YAZARI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]Namık KEMAL
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]YAYIN EVi VE ADRESi
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]INKLAP VE AKA KiTABEVLERi/iSTANBUL
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]BASIM YILI
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]1984
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]
[B][FONT=BookmanTurk]1. KİTABIN KONUSU [FONT=BookmanTurk] : [/B][FONT=BookmanTurk] Ali Bey adındaki bir osmanlı genvinin aşk için verdiği mücadele.
[B][FONT=BookmanTurk]2. KİTABIN ÖZETİ [FONT=BookmanTurk] : [/B][FONT=BookmanTurk]Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur.Babası o çocukken ölmüştür. Aile Ali Beyin üzerine çok düşer ve ona iyi bir öğrenim aldırır.Ancak aldığı eğitimin kişiliğinin gelişmesine bir katkısı olmaz. Okul bitince, keyfine göre yaşamaya başlar. Çamlıca’da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır. Adı Mehpeyker’dir. O, Abdullah Efendi ile dost hayatı yasamaktadir. Oğlunun böyle uygunsuz bir kişi ile ilişki içerisinde olmasına üzülen annesi eve Dilaşup adında güzel bir cariye alır.
[FONT=BookmanTurk]Mehpeyker dostu Abdullah Efendi ile buluşmaya gider. Ertesi sabah kadın eve döner ve Ali Bey ile kavga ederler. Ayrıldıkatan sonra Ali Bey gün geçtikce Dilaşub’a ısınmaya başlar. Mehpeyker, Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Ali Bey kulağına gelen lafları önemser ve sinirlenir. Kızı bir esirciye satar. Kızı Mehpeyker satın alır. Ali Bey servetini yitirir ve muhtaç duruma düşer. Ama böyle iken bile Mehpeyler’e dönmez ve kadın çıldırır.
[FONT=BookmanTurk]Mehpeyker bir düzen hazırlayarak Ali Bey’i Üsküdar’da bir eğlenceye davet eder. Olanlarda haberi olan Dilaşub bildiklerini Ali Bey’e anlatir. Genç adam pencereden bir çarşafa sarılıp inerek kaçar. Bu sırada Ali Beyin paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilaşub kendini feda eder ve bıçaklanarak öldürülür.
[FONT=BookmanTurk]
[FONT=BookmanTurk]3. KiTABIN ANA FiKRi : [FONT=BookmanTurk] Kişi her ne kadar eğitim ve öğretim alırsa alsın kendi mizaçındaki kötü huyları değiştirmez, karakterini çevreye uyum sağlatmaz ve kişiliğini geliştirmezse hata yapmaya mecburdur. Onun için her ne olursak olalım kendimizi tanımalı ve kişiliğimizi korumalı ve muhafaza etmeliyiz.
[B][FONT=BookmanTurk]4. KiTAPTAKi OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDiRiLMESi [FONT=BookmanTurk] [/B][FONT=BookmanTurk]: Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur.İyi bir öğrenin görür.Ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesine bir katkısı olmaz. Bu yüzden gerçekleri görmekte zorlanır. Mehpeyker ise kötülğün simgesidir ve Ali Bey’e sahip olmak istemektedir. Dilaşub ise saflığın ve temiz kalpliliğin simgesidir. Her zaman Ali Beyin tarafındadır. Ali Beyin annesi, oğlunun iyi yetişmesi için elinden geleni yapmı fedakar bir Türk kadınıdır.Abdullah Bey ise kötü kişiliğe sahip olan biridir.
[FONT=BookmanTurk]5. KiTAP HAKKINDAKI ŞAHSi GöRüŞLER : [FONT=BookmanTurk] Kitap bize her zaman kendimizi tanımamızı, kişiliğimizi korumamızı, olaylara değişik boyutlardan bakmamızı ve çevremizdeki kişileri iyi tanıyıp ondan sonra ilişki kurmamızı anlatıyor. İşlenen konu itibari ile geçmişe bakarak, gelecek için daha sağlam kararlar almamız gerektiğini anlatıyor.
[B][FONT=BookmanTurk]6. KiTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BiLGi: [FONT=BookmanTurk] [/B][FONT=BookmanTurk]Osmanlı, şair ve yazar. Batı edebiyatının yazın türlerini ilk kez Türk toplumsal yaşamına sokmuştur.
[FONT=BookmanTurk]21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de Sakız
Adası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal'dir, Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü.
[FONT=BookmanTurk]Namık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal'in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşünde birleşirler.Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray'ın yaşadığı aşk ve
Cezmi'nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Namık Kemal'in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi'nin etkisinde olduğu izlenir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi