You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
1. ESERİN [/U[U]];

ADI: GELİBOLU
YAZARI: Buket UZUNER
SAYFA SAYISI: 318
BASKI YILI: 1998
BASILDIĞI YER: Remzi Kitabevi
KONUSU: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yenizelandalı Viktorianın öyküsü…

2. ESERİN KISA ÖZETİ:
Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a gelmiştir. Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia eder. Ancak köy halkı vatan için savaşmış ve kanını akıtmış Türk şehidi Ali Osman Taylar’a yapılan bu davranışı çok büyük bir hakaret olarak karşılar ve Viktoria’yı derhal köyden uzaklaştırırlar. Bu olaydan tüm Türkiyenin tv ve basın sayesinde kısa sürede haberi olur. Viktoria bu iddiasını kanıtlamak için Ali Osmanın halen hayatta olan kızı ile görüşmek için elinden gelen herşeyi yapar. Ali Osmanın kızı olan Beyaz Taylar adeta ayaklı bir tarihtir. Çok inatçı olan bu kadın, dış görünüşünün zıttına çok zeki ve biligilidir. Viktoria ile konuşurken tercüman kullanmadan kendisi ingilizce konuşmaktadır. Viki beyaz halanın inadını kırmayı başarır ve onunla görüşür. Bu görüşmeden sonra gerçekler birbir ortaya çıkar. Ali Osman Taylar aslında bir anzak askeridir ve savaşta ağır yaralanmıştır. Onu bir çukurun içerisinde hareketsiz halde bulan Beyazın annesi yaralarını iyileştirmiş ve iyi bir duruma getirmiştir.Bir süre sonra da evlenmişlerdir. Viktoria, Ali Osmanın torunudur aslında. İşte tüm bunlar Beyaz hala sayesinde birbir ortaya çıkmıştır. Viktoria iddiasında haklıdır ve bunu uzun ve zor uğraşlardan sonra kanıtlamayı başarmıştır. Ancak bu olay ne basına ne de köy halkına bu şekilde aktarılmamıştır. Çünkü onların tepkisi ile karşılaşabilir ve bunu kabullenmeyebililerdi. Doğruyu yalnızca üç kişi biliyrdu. Victoria, Beyaz hala ve Beyaz halanın yeğeni Ali Osman.


3.MUHTEVA BİLGİSİ:

a)Eserdeki kişilerin tasviri:
Beyaz Taylar: Çok inatçı ve sert bir kişiliğe sahiptir. Ancak bu sert kişiliğin altında bambaşka duygusal bir insan daha vardır aslında. Babasından aldığı bilgileri kendi çabaları ile geliştirmiştir. Bu nedenle çok bilgili ve zekidir. Ancak okulu elinde olamayan nedenlerle yarıda bırakmıştır.
Viktoria: Fiziksel olarak; Uzun boylu, biraz zayıf, uzun saçlı ve güzel br turist kızıdır. Manevi değerlerine sıkısıkıya bağlıdır. Bu yüzden dedesinin mezarını bulabilmek için elinden geleni yapmıştır.

b)Olayın geçtiği yer ve zaman: Olay Çanakkale’nin Gelibolu yarımadasında geçmektededir. Eserin içinde mektuplara yer verilliş . Bu mektuplar Birimci dünya savaşında yazılmıştır.Ancak Kitap geçen olay 1993-1995 yılları arasında geçiyor.

c)Anafikir: Başkaları ne derse desin herzaman kendi fikirlerimizin arkasında olamalıyız.

d)Tür Bilgisi: Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok 19. yy romanının özelliklerine dayanır.

5.ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:[/U[U]] Eser Tarihsel bir roman özelliği taşıyor. Ancak tamamen bir kurgu.Buket Uzunerin akıcı anlatımı sayesinde okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Sayfa sayısı fazla olmasına rağmen bir solukta okunabiliyor.

4. YAZAR HAKKINDA BİLGİ:[/U[U]] Gazetelerde yazdığı köşe yazıları ile tanınan Buket Uzuner son zamanlarda yazdığı akıcı kitapları ile adından çokça söz ettirmiştir. Yazar hakkında ayrıntılı bir bilgi yoktur.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
1. ESERİN [/U[U]];

ADI: Ölü Ozanlar Derneği
YAZARI: N.H. Kleinbaum
ÇEVİRİ: Sızan Cehani Alioğlu
SAYFA SAYISI: 142 Sayfa
BASKI YILI: 1990
BASILDIĞI YER: Real Yayıncılık/Hürriyet Ofset A.Ş.

2. ESERİN KISA ÖZETİ:
Welton Akademisi bulunduğu bölgenin en disiplinli ve en iyi eğitim veren okullarından biriydi. En ufak disiplinsizlikte bile çok büyük cezalar veriliyordu. Okul tarafından benimsenmiş olan bazı ilkeler vardı. Bu ilkeler disiplin, gelenek, yetkinlik ve onurdu. Okul bu ilkelerden asla vazgeçmiyor, bu ilkelere uymayanlar ise en ağır şekilde cezalandırılıyordu. Her sene açılış törenlerinde bu ilkeler öğrenciler tarafından açıklanıyordu. Bu okul yatılı bir okul olmasından dolayı öğrenciler aralarında çok sıkı arkadaşlıklar kuruyorlar ve her zaman kötü zamanlarında birbirine destek oluyorlardı. Çünkü onlar daha küçük yaşta anne ve babalarından ayrılmış ve böyle disiplinli bir okula gelmiş olmanın sıkıntılarını yaşıyorlardı. Bu sıkıntıların üstesinden birbirlerine verecekleri destek ile gelebileceklerdi. Anne ve babaları için, çocuklarının bu okulda okuması büyük bir gururdu.

O yıl yani 1959 da Welton Akademisi yine görkemli bir açılış yapmış. Ve okula yeni alınan öğrencilerle birlikte eğitim yılına başlamıştı. Welton Akademisine başka bir okuldan transfer olan Todd Anderson çekingen bir çocuk olduğundan dolayı henüz yeni arkadaşları ile tanışmamıştı. Onun kendisine hiç güveni yoktu. Her zaman çok alçak bir sesle konuşuyor ve insanlardan utanıyordu. Oda arkadaşı Neil onunla tanışmış ve onu bu özelliğinden dolayı azarlamıştı. Çünkü yatılı bir okulda eğer içine kapanık olarak davranırsa çok şeyler kaybedeceğini ve bu özelliğinden hemen kurtulmasını gerektiğini söyledi. Neil Toddu diğer arkadaşları ile tanıştırdı. Knox, Charlie, Cameron, Pitts ve Meeks’de onu çok sevmişlerdi. İşte arkadaşlıkları böyle başladı. Hem okulun eski mezunu hem de yeni İngilizce öğretmeni olan Keating’in okula gelmesi ile bu arkadaş grubunu yaşamı değişmeye başladı. Bay Keating’ten etkilenen yedi arkadaş Ölü Ozanlar Derneğini kurdular. Derneğin yeri okulun yakınlarında bir mağaraydı. Çocuklar bu mağarada toplanıp burada ölü ozanların şiirlerini okuyorlar ve adeta bu şiirleri yaşıyorlardı. Burada toplanıp bu şiirleri okumanın asıl amacı ailelerinin baskı ve beklentilerinden bir an için uzaklaşmak ve yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu anımsamaktı.
Bu dernekte toplanıldığında herkes sıra ile şiirler okurdu. Ancak Todd Anderson utangaçlığından dolayı şiir okuyamıyordu. Kısa bir süre sonra o da bu dernek sayesinde utangaçlığını üzerinden atmıştı. Neil’in en büyük isteği bir tiyatro oyununda rol almaktı. Bay Keating’in de yardımıyla bölgede sergilenecek bir tiyatro oyununda baş rolü aldı. Ancak babası kesinlikle bunu istemiyordu. Buna rağmen Neil babasından habersiz olarak Ölü Ozanlar Derneğinde edindiği bir takım düşüncelere dayanarak bu oyunu oynadı. Babası da bu oyuna gitmiş ve Neil’i bu oyunda görünce deli olmuş, çok sinirlenmişti. Neil’in babası tüm olanların suçlusu Bay Keating’i görüyordu. Bu yüzden Neil’i bu okuldan alıp bir askeri okula yazdırmaya karar verdi. Neil ailesinin kendi yolunu kendisinin çizmesine izin vermediği için çok büyük bir sıkıntı ve stres altına girmişti. Bu sıkıntıya fazla dayanamayan Neil bir kurşunla hayatına son verdi. Bunu duyan tüm yakınları yıkılmıştı. Onun arkadaşaları hariç herkes onun ölümü ile ilgili olarak Bay Keating’i suçluyordu. Neil’in arkadaşları ise suçlunun kesinlikle onun babası olduğunu düşünüyorlardı. Bir süre sonra Okul müdürü Nolan’ın Ölü Ozanlar Derneğinden de haberi oldu . ayrıca bu derneğin kurucusunun Bay Keatin olduğunu da öğrendi. Tüm bunları Nolan’a Cameron ispiyonlamıştı. Yani arkadaşlarını ve Bay Keating’i ele vermişti. Buna sebep olarak da okulun sahip olduğu bazı ilkelerin olduğunu ve bu ilkelere ihanet edemeyeceğini söylemişti. Tüm olanlardan sonra Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için çalışmalara başlandı. Derneği ilk kuran öğrenci olan Charlie okuldan atılmıştı. Derneğin diğer üyeleri ise Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için imza atmaya zorlanmıştı. Todd Anderson buna karşı gelmiş ve kağıdı imzalamamıştı. Bu yüzden okul müdürü tarafından tehdit edilmeye başlandı.
Todd’un çabaları sonuç vermedi ve Keating’in öğretmenliğine son verildi. O okuldan ayrılırken bütün öğrenciler Bay Nolan’nın gözü önünde alkışları ile Bay Keating’e duydukları o büyük sevgiyi gösterdiler.

3.MUHTEVA BİLGİSİ:

a)Eserdeki kişilerin tasviri:
Todd Anderson: Ailesinin kendisine fazla önem vermemiş olmasından dolayı içine kapanık olarak yetişmiş bir çocuktu. Ancak bu okulda tanıştığı yeni arkadaşları ve Ölü Ozanlar derneği onu bu özelliğinden kurtarmıştı. Ayrıca Todd Anderson’un en büyük özelliği ise sevdiği ve tanıdığı insanların her zaman arkasında olmasıydı. Arkadaşlarının haksız yere zor duruma düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapabilirdi.
[UNeil:[/U] Neil Todd Anderson’nun tam tersine çok aktif ve çok sosyal bir çocuktu. Ayrıca çok da duygusaldı .Herkes tarafından seviliyordu . Ancak babası onun böyle biri olmasını istemiyordu. Sebepsiz yere onun sosyal faaliyetlere katılmasını engelliyordu. Hatta onu hayat yolunu daha şimdiden babası belirlemişti. Babası onun tiyatro oyununda oynamasına izin vermemiş hatta onu okuldan almıştı. Böylece onun ölümüne sebep olan tek kişi babasıydı.
Bay Keating: Her zaman Özgür düşünen ve bu düşüncesini çevresindekilere de yaymak isteyen iyi niyetli bir insandı.

b)Olayın geçtiği yer ve zaman: Bu Hikaye 1959 yılında Vermont kasabasının Issız tepelinden birine kurulmuş olan Welton akademisinde geçiyor.

c)Anafikir: Bu eserin ana fikri; İnsanlar hayatın her anından her saniyesinden özgürce yaşayarak zevk almasını bilmelidirler. Yardımcı fikir ise, insanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar onların her türlü zor durumun üstesinden gelmeleri için çok büyük bir fırsattır.

d)Tür Bilgisi:Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok 19. yy romanının özelliklerine dayanır.

5.ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:Kleinbaum tarafından yazılan bu eserde arkadaşlığın ne kadar önemli bir kavram olduğu anlatılmakta. Özellikle yatılı okullarda arkadaşlık kavramı daha da büyük bir önem kazanmakta. İnsanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar sayesinde her türlü zorluğun üzerinden üstesinden gelinebilir. Bana göre bu kitap tam bizim durumumuza uygun olarak yazılmıştır. Ayrıca sade ve akıcı anlatımı ile her yaştan herkesin özellikle de bizlerin mutlaka okuması gereken bir kitap…

4. YAZAR HAKKINDA BİLGİ: Ölü Ozanlar Derneği isimli eser N.H.Kleinbaum adındaki Alman yazar tarafından yazılmıştır. N.H. Kleinbaum çok fazla eseri olmadığından dolayı fazla popüler değildir ve hakkında bilgi mevcut değildir. N.H. Kleinbaum’un en önemli eseri Ölü Ozanlar Derneği . Bu kitapta geçen hikaye Robin Williams’ın başrolünü oynadığı filmle yıllarca akıllardan silinmeyecektir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
MARTI
KİTABIN YAZARI
RİCHARD BACH
YAYIN EVİ VE ADRESİ
ARKADAŞ YAYIN EVİ-ANKARA
BASIM YILI

1994





1.KİTABIN KONUSU :
Kitap,bir martının hayatını anlatmaktadır.Martı Jonathon LİVİNGSTON’un nasıl kendi sınırlarını aşarak yüksek uçma kabiliyetine ulaştığını anlatmaktadır .

2.KİTABIN ÖZETİ :
Jonathan bir martı sürüsünde yaşayan fakat diğer martılardan

farklı hareket eden bir martıdır.Diğer martılar gibi teknelerin arkasından yiyecek savaşı yapmayan,bütün zamanını uçmaya ayıran bir martıdır.Bu düşüncesinden anne ve babası çok rahatsız olurlar.Bu sebeple Jon uçma ile ilgili fikirlerini açığa vurmak istemez.
Bir gün jon uçma eğitimi için sürüden ayrılır.Çok hızlı uçuşlar ve dönüşleri dener.Başaramayınca sürüye katılmayı ve onlar gibi davranmaya karar verir.Bu sırada gece olmuştur.Birden aklına martıların gece uçuş yapamayacağı gelir.Kendi sınırlarını aşmaya ve özgür olmaya karar verir.Sürü yaşamına katılmaktan vazgeçer.Bütün martlara bunu anlatmak ister.Sürüye katılabilmek için uçar.Sürü bölgesine geldiğinde martı kurultayının kurulduğunu görür ve “özgür olabiliriz,uçmayı öğrenebiliriz” diye bağırır.Yaşlı kurultay başkanı Jon’u lanetleyerek sürüden dışlar.Jon uçarak kayaların çok ötesine gider.Orada uçmayı çok iyi öğrenir,birçok hüner kazanır.
Daha sonra kendisi gibi dışlanan martı Sullivan ve Chiang ile tanışır.Onlar çok daha iyi uçabilmektedirler.Chiang çok yaşlı ve tecrübelidir.Jon Chiang’dan çok sey öğrenir.Daha sonra Chiang cennete uçmayı başarır.
Jon özgürlüğün tadını ve onlara uçmayı öğretebilmek için sürüsüne dönmeye kara verir.Süllivan buna karşı çıkar.Kendisini dışlayanların yanına gitmemesini ister.Fakat Jon bir şeyin farkındadır.”Eğer benim dışlandığım gün birisi bana bunları öğretseydi;şimdi çok daha ötelerde olacaktım” der.

Jon sürü bölgesine döner ve orada uçmak isteyen martılara ders verir.Hergün uçmak isteyen martı sayısı artmaktadır.Öğrencisi Fletcher Jon gibi düşünen ve sürüden dışlanan bir ögrencisidir.Sürüden nefret eder.

Fletcher,sürü bölgesine bir gün dalış yapar.Önüne uçmaya yeni başlayan yavru bir martı çıkar.Anında takla atarak kayaların üstüne yönelir.Bütün martılar öldüğünü zannader.Fakat hayatta kalıp bu uçuşu başarabilmiştir.Daha sonra niyetinden vazgeçer.Jon ona yeni ve genç bir öğretmen olduğunu söyler.Sınır olmadığını ve özgürlüğün tadını diğer martılara öğretmesini ister ve gözden kaybolur.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Durum ve şartlar ne olursa olsun,kendimizi hiçbir zaman sınırlamamalıyız.İstediğimizde herşeyin üstesinden gelebililecek kapasiteye sahip olduğumuzu bilmeliyiz.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :
JONATHON LİVİNGSTON Big Griniğer martılardan çok farklıdır.Yiyecek için balıkçı teknelerini takip edip,birbirleriyle kavga eden martılar gibi davranmaz.Özgürlüğü ve uçuşun kutsallığına inanmaktadır.İstediği ve inandığı zaman sınırlarını aşabileceğini ispatlayan bir martıdır.
SULLİVİAN: Jon gibi sürüden dışlanmış bir martıdır. Dostluğa çok önem veren ve uçmayı Jon kadar iyi bilen seven bir martıdır.
FLETCHER: Fletcher uçmayı bir yerden bir yere gitmek anlamında olmadığını savunan bir martıdır.Bunu sivrisineklerin bile yaptığını düşünür. Bu yüzden Jon’un öğrencisi olur.
CHİANG: Çok yaşlı bir martıdır. Ölümü beklemektedir. Yaşlı olmasına rağmen çok hızlı uçabilmektedir. Jon’u eğiterek ona hızlı uçuşu öğretir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ :
Dili anlaşılr ve sadedir. Kitap martıları örnek verek insan oğluna mesajlar vermektedir.Kitabı okuduğumuzda mutlaka hayatımızda bir şeyler değişmeye başlayacaktır.Zevkle okuyacağınız bir kitaptır. Akıcı ve sürükleyicidir.
6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
Richard BACH yazar ve pilotdur.Uçuşun gizi üzerine yapıtları vardır.Bir havacılık dergisinin editörlüğünü yapmış,yüzden fazla dergi,makale ve öykü yazmıştır.Bir zamanlar Amerikan Hava Kuvvetlerinde pilot olarak görev yapmış olan Bach, sonraları da uçuştan hiç kopmamıştır.
Kitapları :Stranger To The Ground(Toprağa Yabancı),By Plane(Uçakla),A Gift Of Wings(Bir Çift Kanat),Nothing By Chance(Raslantıyla Hiç Bir Şey),One(Bir).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

BİR ÖLÜNÜN DEFTERİ

KİTABIN YAZARI

HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

YAYIN EVİ VE ADRESİ

İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ-İSTANBUL

BASIM YILI

1984



1.KİTABIN KONUSU :
Romanda; bir gencin halasının kızını sevmesi,sevgisine karsılık bulamaması,yakın arkadaşıyla evlenmesine izin vermesi,çektiği ask acısı ve bu acılı günlerini bir deftere aktarması konu edilmiştir.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Beylerbei’nde oturan Hüsam,birgün evinde çocuklarıyla birlikteyken,mutlu bie aile portresinin göze çarptığı bir anda kapısı çalınır ve içeriye yaslı bir adam girer.Yaşlı adam,lise arkadasının hasta ve ölüm döşeğinde olduğunu söyler.
Hüsam yaslı adamla birlikte arkadasının yanına gider.Lise arkadaşı Vecdi’nin perişan halini görür.Hayatta son dakıkalarını yaşamaktadır.Vecdi son sözlerinde;Hüsam’ın mutluluğunun kendisinin felaketi olmasına rağmen onları affettiğini ve olaylar zincirini anlatan bir defterin varlığından bahseder.Vecdi daha fazla dayanamayarak hayata gözlerini yumar.
Hüsam söylediklerine anlam veremeyip defteri okumaya karar verir.Defterde,Vecdi feleketini anlatmaya annesinin ölümüyle başlar.Vecdi annesinin ölümüyle babası ile birlikte halasının yanına gider.Halasının kızı Nigar ile oynadıgı oyunlarla,annesinin ölümünden dolayı duyduğu hüznü üzerinden atmaya calışır.
Aradan yıllar gecer ve Vecdi’nin okul çağı geldiğinde babası okula yazdırır.Babasının memurluğundan dolayı,uzun süreli bir göreve gider.Vecdi bununla beraber hayatta kendını yapayalnız hisseder.Okulda Hüsam ile tanışıp sıkı bir bağ kurarlar.Hüsam ile birlikte halasının evine giderler.Nigarla birlikte hoş vakitler geçirirler.
Seneler geçip Vecdi’nin okulu bittiginde,halası Nigar ile evlenmesini ister.Önce şaşırır bu aklına hiç gelmeyecek bir şeydir.Düşünmek ve Nigar’ın düşüncelerini anlayabilmek için zaman ister.Bu konuyu Hüsam’a anlatır.Hüsam onlardan ayrılır.Vecdi Nigar’I sevmeye başlar.
Aradan iki yıl geçer Nigar’ın Hüsamı sevdiğini anlar.Genç doktor hüsrana ugrar.Acılar içinde kıvranır.Hüsam’ın da Nigar’I sevdiğini anlayınca,kıskançlıgını yenerek onları evlendirmeye karar verir.Annesinin ölümünü gördügü köşke taşınır.Evlilikten sonra köşke kapanır.Artık hayattan bir beklentisi kalmaz.Duygusal bir çöküntü içerisindedir.
Nedenini kendisinin de bilmediği bir sebeple,o sırada süren Rus harbine katılarak cepheye gider.Deftere bu yasadıklarını ve hüzünlerini işlemektedir.
Cephede omzundan vurulur.kolu kesilmek zorunda kalır.Cepheden döner ve Hüsamın çalıştığı yere gider.Hüsam ile birlikte köşke Nigar’ın yanına giderler.Hüsam’ın çocukları olmuştur.Fuat ve İsmet.Nigar’ı tekrar görür.
Acılar doruktadır artık.Köşkten ayrılıp dışarı çıktığında yağmur yağmaktadır.Sırılsıklam olur.Hasta olmak istercesine saatlerce titreyerek köşküne ilerler.Hasta olduğunu farkeder.Uzanarak son cümlelerini deftere yazar.Hasta Ölüm döşeğindedir.

Hüsam defteri okumayı bitirir.Büyük bir duygu yoğunluğu içinde,kendisinin mutluluğunun Vecdi’nin felaketi olduğunu,kendisi için yaptığı fedakarlıkları anlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Hayatta kendimizi büyük hüsranlar ve acılar içinde yapayalnız bulabiliriz.Dünyaya küserek hayata pencerelerimizi kapatmamalıyız.Acılar insanları hayattan kopartmamalı aksine olgunlaştırmalıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :

VECDİ :Annesini kaybetmiş,babasından uzak olan,iyi niyetli ve duygusal genç bir doktordur.
HÜSAM :Genç,güler yüzlü duygusal yazarlık yapan bir delikanlıdır.
NİGAR :Babasını kaybetmiş,güleryüzlü,şiire meraklı,genç ve güzel bir kızdır.
NİGAR’IN ANNESİ:Eşini yitirmiş,hüzünlü hayattan bir beklentisi kalmayan yaşlı bir kadındır.
VECDİ’NİN BABASI: Eşinin ölümüyle yıkılmış,oğluna ilgi göstermeyen,yarbay rütbesinde bir doktordur.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:
anlaşılır ve sade bir dille yazılmıştır.Akıcı ve sürükleyici bir olay örgüsü vardır.Kişilerin ruh halleri ve çevre tasvirleri başarıyla yapılmıştır.Yazar kalıplaşmış,anlamlı ve güzel sözlere yer vermiştir.

6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
İstanbul'da doğdu, 22 Mart 1945'te aynı kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı.
Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur.
Romanlarında Uşaklıgil'in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz. Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.
Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.
YAPITLAR (başlıca): Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler, 1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Yaprak Dökümü
KİTABI YAZARI : Reşat Nuri GÜNTEKİN
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılâp ve Aka-İstanbul
BASIM YILI : 1983

1. KİTABIN KONUSU :
Kitap maddi koşulları el vermeyen ailelerin kendilerini aşan tavır ve davranışlara giriştiklerinde başlarına gelebilecek aile trajedilerinden bir örnek sunmaktadır.

2. KiTABIN ÖZETİ :
Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.


3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Kitap her ne olursa olsun durumumuzun ve koşullarımızın el vermediği zamanlarda kendimiz olarak kalıp asla aşırıya kaçmamayı öğretmeyi hedeflemektedir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:



II.Dereceden kahramanlar:


III.Dereceden kahramanlar:

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Zambaklar Açarken
KİTABI YAZARI : Kerime NADİR
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Kitap Evleri Kollektif Şirketi

BASIM YILI : 1980

1. KİTABIN KONUSU :
Kitap sorumsuz bir evladın karısına karşı olan sorumluluklarını üstlenmek zorunda olan bir babanın hikayesini anlatmaktadır.

2. KiTABIN ÖZETİ :
26 Mart günü hikayenin ikinci dereceden kahramanlarından olan Mete’den babasına;evlendiği ve karısının kaldığı hotelden alınması gerektiği ve baba Oğuz ALBATROS’un bu işle ilgilenmesi istemiyle bir mektup gelir. Bu haber üzerine baba Oğuz ALBATROS oğlunun mektupta vermiş olduğu adresten yeni gelinini almak üzere yola çıkar.Bu sırada da ağır bir yağmur ona eşlik etmektedir.Oğuz hotele girer ve 216 numaralı odada kalan Perran ALBATROS’la görüşmek istediğini söyler..Orada bulunan görevli 216 numaralı odaya telefon açar fakat telefona cevap veren çıkmaz.Bunun üzerine görevli Oğuz’a telefona kimsenin çıkmadığını ama isterse bir görevlinin onu odaya götürebileceğini söyler.Oğuz’un kabul etmesi üzerine odaya birlikte çıkmaya başlarlar ve Oğuz oğlunun gönderdiği mektubu bir kez daha okumak üzere cebinden çıkarır ve yürürken aynı zamanda gelen mektubu da okur.Kapıya vardıklarında görevli memurla birlikte “rahatsız etmeyin” yazısını görürler.Oğuz bu yazıyı görünce resepsiyona iner ve kendine bir oda ayırtır.Fakat o gece tek başına olduğundan sıkılır ve bir bara gitmeye karar verir.Yoldaki barlardan birine girer,en tenha köşeye oturur ve garsondan viski-soda ister.Geldiği bu mekan oldukça kalabalık ve gürültülüdür.Oğuz viskisini içerken ortam iyice kalabalıklaşır ve gençler daha da hareketlenmeye başlar.Bir süre sonra Oğuz’un deyimiyle “İsa kılıklı bir adam” sahneye çıkar ve açık seçik şarkılar söylemeye başlar.Fakat bu adam bu şarkıyı yalnız başına söylemeyecektir.Az sonra sahneye çok güzel bir sarışın çıkar ve çok iyi striptiz numaraları yapmaya başlar.Oğuz burada bir süre daha oturur ve hoteline geri döner.
[COLOR=gray] Oğuz ALBATROS ertesi sabah erkenden kalkar ve hemen 216 numaralı odayı bağlamaları için resepsiyona talimat verir.Biraz sonra telefona peltek konuşmalı bir kız çıkar ve yarım saat sonra hotelin lobisinde buluşmak üzere sözleşirler.Oğuz bu söz üzerine hemen hazırlanıp lobiye iner fakat Perran biraz gecikmiştir.Perran geldiğinde ise Oğuz şaşkınlığını gizleyemez.O esnada Perran da aynı durumdadır.Çünkü Oğuz’un gelini Perran dün akşam Oğuz’un barda gördüğü ve izlediği kızın ta kendisidir.Aradaki tek fark kızın saçlarının siyah olmasıdır.Kız o gece sahneye perukla çıkmıştır.
Oğuz ve Perran tanışma faslından sonra Oğuzların çiftliğine gitmek üzere yola çıkarlar.Oğuz Perrana çok kızgındır ve yol boyunca sadece Perran tarafından sorulan sorulara cevap verir.Perran konuşmadığı sürece Oğuz da ağzını açıp bir tek kelime bile etmez.
Sonunda çiftliğe ulaşırlar.Bütün herkes kapıda Oğuz ve Perranı gayet iyi bir şekilde karşılar.Biraz sonra evin hizmetçisi İclal Hanım Oğuz’a avukatının kendisini aradığını iletir.Bunun üzerine Oğuz da hemen avukatını arar ve kendisini neden aradığını sorar.Avukat;daha önceden Oğuz ve eşi Mediha’nın boşanmak için açmış olduğu davanın temyiz olduğu haberini vermek için aradığını söyler.
Oğuz odasına çekilip çalışmaya koyulduğu sırada Perran içeri girer ve konuşmaya başlarlar.Bu sohbet esnasında Perran kendisini tanıtmaya başlar.Babasını emekli öğretmen olduğunu fakat iki yıl önce öldüğünü,annesinin ise kendilerine bakmak için terzilik yaptığını söyler.Sonra Meteyle nasıl tanıştıklarını anlatır.Uzun bir sohbetten sonra akşam yemeğini yemek üzere aşağı kata inerler.Oğuz’un yemekte çok sevdiği bir arkadaşı vardır ve Oğuz onu herkese tanıtır.Fakat sonradan sofrada bir misafirin daha olduğu anlaşılır.Bu da Oğuz’un halası Tomris ALBATtır.Tomris ALBAT ünlü bir roman yazarıdır.Perran Tomris ALBATın tüm romanlerını okumuştur ve kendisine olan hayranlığını bir kez de yüz yüze dile getirme fırsatı bulur.Akşam yemeğinin konusu Oğuz ve Medihanın boşanma davasıdır.Tomris ALBAT hazır dava temyiz olmuşken;Oğuzdan,Medihayı aramasını ve eve dönmesini rica etmesini ister.Zor da olsa Oğuz bunu kabul eder.Ne Mete ne de Oğuz ALBATROS Perranın bu konuyu duymasını istememelerine rağmen hizmetçi İclal olayı Perrana anlatır.Sabah olayı artık öğrenmiş olan Perran bu konudan Oğuza bahseder.Oğuz bu konuyu yalanlar ve zor da olsa böyle birşeyin olmadığına Perranı inandırır.Kahvaltıdan sonra Oğuz ile Perran çiftliği gezmeye çıkarlar.Oğuz her yeri Perrana tanıtır hatta ormanı bile birlikte gezerler.Perranla Oğuz o günden sonra bütün günlerini birlikte geçirmeye başlarlar.Her gün gezip dolaşırlar,çok eğlenirler.İstanbula inip yemek yerler,müzikli yerlerde eğlenir ve akşamın bir vaktinde eve gelirler.
Günün birinde Oğuzun bazı işleri dolayısıyla İstanbula inmeleri gerekir.Ama önce Oğuzun yazısı temize çekilmelidir.Perran o işin kolay olduğunu,yarım saat içinde bitirebileceğini Oğuza iletir.Gerçekten Perran yarım saat içinde Oğuzun yazısını süratle yazar ve bitirir.Sonra yola çıkmak için hazırlanırlar ve yolculuk başlar.
Vardıklarında ilk önce basım evine giderler.Burada işleri bittikten sonra sıra öğle yemeğine gelir.Öğle yemeklerini de yedikten sonra Oğuz Perranı bir kuyumcuya götürür ve tek taşlı bir yüzük alarak kendisine hediye eder.Perran bunun üzerine hem şaşırır hem de çok sevinir.Sonra müzikli bir mekana gidip eğlenmeye başlarlar.Daha sonraki akşam yemeğinde alkolü fazla kaçırırlar ve eve dönemeyeceklerini anlarlar.Oğuz arabayı bir deniz kenarına çeker ve arabada sabahlarlar.
Sabah uyandıklarında ikisinin de başı çatlayacak derecede ağrıyordur.Eve dönemeyeceklerini ve en iyi seçimin Oğuzun halası Tomris ALBATın evine gitmek olacağına karar verirler.Eve vardıklarında Tomris çok şaşırır.Orada iyi bir uyku çekerler.Uyandıklarında da her şeyi Tomrise anlatırlar.
Günler böyle geçerken Oğuzun Ankarada bir işi çıkar.Bu şehirde bir iki gün kalmalıdır.Konuyu Perrana açınca Perran çok üzülür.Fakat Oğuz işlerini mümkün olduğunca çabuk bitireceğine dair söz verince Perran biraz olsun rahatlar.Oğuz Ankaraya gidince Perran tüm arkadaşlarını çiftliğe çağırır.Geçen günler zarfında çiftliğin altını üstüne getirirler.Oğuz çiftliğe telefon açtığında İclal Oğuza;Perranın arkadaşlarını eve çağırdığını,çiftliğin altını üstüne getirdiklerini,Japon balıklarının olduğu havuza girip hepsini öldürdüklerini,atların ahırına girip atları ürküttüklerini ve onları çatlayana kadar koşturduklarını anlatır.Oğuz şaşkınlıkla birlikte güler ve Perranın şimdi nerede olduğunu sorar.İclal de arkadaşlarını uğurlamak üzere gittiğini kendisine bildirir.Oğuz Ankaradan döndüğünde tamirat başlar ve Perran Oğuz ve İclalden özür dileyerek kendisini affetirmesini bilir.
Artık Metenin İstanbula dönme vakti gelmiştir.Mete profesyonel bir futbolcudur ve olan tüm bu olaylar esnasında yurt dışında bir turnuvada görev almıştır.Meteyi ineceği uçaktan karşılamak üzere gidecekler arasında Albatros ailesinin çok yakın bir dostu olan Sabir,Perran ve Oğuz vardır.Uçak piste indiğinde Perran büyük bir sevinç ve heyecanla hoplayıp zıplamaya başlar.Mete uçaktan indiğinde büyük bir hayran kitlesi kendisini karşılar ve imza almak için sıraya girer.Sonunda Mete rötarlı da olsa Perranlara ulaşır.O sırada karşıda Mediha da görünür.Mediha da aynı uçakla İstanbula dönmüştür.Hep birlikte eve gidilir ve büyük bir sevinç içinde akşam yemekleri yenir.Bu sırada Mediha devamlı iğneleyici sözler söyemekte ve tedirginlik yaratmaktadır.Bu yemek esnasında Mete-Perran evliliğini kutlamak üzere Ayazpaşadaki evde büyük bir yemekli parti vermek üzere karar alınmış.
Ertesi sabah Oğuz kalktığında herkes kahvaltısını bitirmiştir.Sadece Oğuz ve Perran kahvaltılarını yeni yapıyorlardır.Oğuz bir süre oğlu ve gelinini pencereden izler.Daha sonra Oğuzu fark eden Perran Oğuzu kahvaltıya davet eder.Oğuz da onlara katılır.Kahvaltı esnasında telefon çalar.Arayan Metenin arkadaşlarıdır.Daha önce alınan Uludağa tatile çıkma fikrini hayata geçirmek üzere aldıkları kararları bildirmek için aramışlardır.Perran bu tatile gitmeyi hiç istememesine rağmen gitmek zorunda olduğunun bilinciyle hareket eder.Zamanı gelince yola çıkarlar.Bu arada Mediha da Ayazpaşada yapılacak olan partinin hazırlıklarına başlar.
Mete on beş gün sonra tatilden yalnız döner.Oğuz büyük bir merakla Perranın nerede olduğunu sorar.Mete babasına Perranla aralarında geçenleri anlatır ve Perranın İstanbulda bir arkadaşında kaldığını söyler.Ayrıca babasından gidip onu almasını da ister.
Oğuz Perranın yanına gittiğinde olanları bir de ondan dinlemek ister.Perran aralarında geçen her şeyi anlatır.Oğuzun yeni bir takımla anlaştığını,gideceği yeni yerde bir metresinin olduğunu ve o kadının da hamile olduğunu öğrendiğini söyler.Bunun üzerine Oğuz Perranı yemeğe çıkarır.Orada moral depolarlar ve geç saate kadar eve dönmezler.Eve vardıklarında ise fark ettikleri ilk şey Metenin yokluğudur.Mediha Metenin yeni bir takımla anlaşmak üzere evden çıktığını söyler.
Parti günü artık gelmiş olmasına rağmen Mete hala ortalarda yoktur.Parti başlar.Bu parti esnasında Perranın annesi ilginç bir gelişme olarak eve gelir.Fakat Perranın kedisinin geldiğini bilmesini istemez.Anne Perrana tıpkı Oğuzun kendisine armağan ettiği gibi bir yüzük hediye eder.Bu hediyeyi Oğuzun Perrana vermesini fakat Perranın,yüzüğün annesinden geldiğini bilmemesini ister.Perran da Uludağ’da Oğuzun hediyesini kaybettiğiden,Oğuz Perrana bir yüzük daha aldığını söyler.Perran bu duruma çok sevinir.Partiden sonra Mediha Oğuzu bir odaya çeker ve artık ilişkinin devam etmesini istemediğini,bir avukat tutup kendisinden ayrılacağını ve Metenin yanına gideceğini söyler.Mediha Oğuzun yanına gider.
Bir süre sonra Mete ve Mediha gittikleri yerden dönerler.Mete,Perran,Oğuz ve Mediha oturup herşeyi konuşmaya başlarlar.Bu konuşma esnasında çıkan bir tartışma üzerine Metenin Perrana atmak istediği tokat,Oğuzun araya girmesiyle Oğuza gelir ve Oğuzun suratı şişer.Bu olaylar üzerine Mete ve Mediha,Oğuz ve Perranı terk edip giderler.Oğuz Perrana kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler ve yeniden eskiden yaşadıkları güzel günlere birlikte dönerler.
Yine bu güzel günlerin birinde Oğuz ve Perran atları alıp ormana doğru bir yarışa çıkarlar.Yarış pınarın başında biter.Yarışın galibi Perrandır.Orada atların üstünde dinlenirlerken bir patlama sesiyle birlikte Perran attan düşüp yerde kalır.Perran vurulmuştur.Oğuz hemen Perranı kucağına alıp yola doğru koşmaya başlar.Bir kamyoneti durdurur ve Perranı hastaneye yetiştirmeye çalışır.Kamyonetin şoförü Perranın öldüğünü,isterse çabalamamasını Oğuza söyler ama Oğuzun vazgeçmeye pek niyeti yoktur.Hastaneye vardıklarında aynı şeyleri doktordan duyan Oğuz tam anlamıyla yıkılır.Perranın cesedini çiftliğe,odasına götürtür ve o cesetle birlikte odada kalır.Odadan çıkmak istemez.Bu arada olayları duyan Mete de çok üzülmüştür.Odaya giden Tomris ve Mete,Oğuzu kollarından tutarak polis ve jandarmaya bilgi vermek üzere alt kata indirirler.Polis bilinen şeyler dışında daha fazla bigisi olup olmadığını sorar Oğuza.Oğuz polis ve jandarmanın bildiği şeyler dışında bir şey bilmediğini söyler.Daha sonraları biraz düşünen Mete çiftlikte kendilerinden başka sadece Sabit’in olduğunu hatırlar ve hemen Meteyle birlikte Sabitin evine gidilir.Burada çok büyük tartışmalardan sonra Sabit Perranı vurduğunu kabul eder.Bununla da kalmayan Sabit;Metenin babasının Oğuz değil kendisi olduğunu söyler.Bunu duyan Mete iyice çılgına döner.Oğuzla Mete çiftliğe dönmek üzere yola çıkarlar.Sabit te gereken cezayı alır.
Her şeyi tekrar konuşan Mete ve babası aralarına hiçbir gücün giremeyeceğine dair söz verirler.Mete babasına kendisinden başka kimseye baba diyemeyeceğini ve yarıda kalan eğitimini tamamlamayacağını söyler.
Daha sonra Oğuz Perranın cenazesinin aile kabristanına defnedilmesi talimatını verir ve dediği olur.Perranın yeri artık aile kabristanıdır.Oğuz bununla kalmayıp her gün gelinini ziyaret edeceğine dair kendi kendine söz verir.O günden sonra aile bir araya gelir.Tek eksik artık Perrandır.


3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Hayattaki zorluklar insanları nereye götürürse götürsün en büyük yıkım,aile içindeki ayrımlar ve küskünlükler sonucu gerçekleşecektir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
Oğuz ALBATROS:Ünlü bir oyun yazarıdır.İşinde gayet başarılı;kime nerede ve nasıl davranacağını bilen bir kişidir.

Perran ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun gelini,Mete ALBATROSun eşidir.Perran gayet iyi niyetli,hoş,güzel,alımlı,eğlenmeyi seven,çılgın bir kadındır.Babası emekli öğretmenken vefat etmiştir.Annesi ise evin geiminin sağlamak üzere İzmirde terzilik yapmaktadır.

II.Dereceden kahramanlar:
Mete ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun oğludur.Profesyonel futbolcudur ve aynı zamanda öğrenimine devam etmektedir.

Mediha ALBATROS:Oğuz ALBATROSun eşidir.Kıskanç,yapmacık tavırlı bir bayandır.

III.Dereceden kahramanlar:
Tomris ALBAT:Oğuz ALBATROSun halasıdır.Ünlü bir roman yazarıdır.Oğuza doğru yolu görmesinde yardımı ve desteği olmuştur.İyi niyetli ve işinde başarılıdır.

Sabir CEYLAN:Albatros ailesinin çok yakın bir dostudur.Albatrosların çiftliğinde kalma sebebi karısıyla kavga etmesidir.Eğlenmeyi,özellikle içki içmeyi seven biridirAyrıca Metenin esas babasıdır.

İclal hanım:Albatrosların hizmetçisidir.Çerkez soyundan gelen biraz yaşlıca bir bayandır.

Halim efendi:Çiftliğin bahçe işleriyle,kümesle,ahırla,atlarla ve diğer hayvanların bakımıyla ilgilenen görevlidir.

İbrahim bey:Evin aşçısıdır.

ZülfiyeBig Griniğer işlere bakan hizmetçidir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap son derece akıcı ve gerçek hayatta karşılaşılabilecek olayları anlatıyor.Okumaya başlandığında mola verilmesi bile zor olacak bir kitap.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

Çölde Bir İstanbul Kızı

KİTABIN YAZARI
Esat Mahmut Karakurt

YAYIN EVİ VE ADRESİ
İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL

BASIM YILI
1980



1.KİTABIN KONUSU :
Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.


2.KİTABIN ÖZETİ :
Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.
Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.
Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.
Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.
Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir [FONT=Symbol][FONT=Symbol]j[FONT=Symbol]j şekilde meyhaneyi terkederler.
O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.
Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.
Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.
Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’in gözyaşları içinde Fikreti asarlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.

FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.

AFİF:Paşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.

NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.



5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).
Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.
Eserleri:
Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)
Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)
Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)
Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)
Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)
Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.