You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTAP ADI

Davud

KİTABIN YAZARI
Gerald MESSADİE
YAYINEVİ VE ADRESİ
Doğan Kitapçılık Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli-İSTANBUL
BASIM YILI
Temmuz 2001





TÜRK DİLİ VE KOMPOZİSYON-1 DERSİ
KİTAP ÖZET FORMU
KİTAP ADI

Davud

KİTABIN YAZARI
Gerald MESSADİE

YAYIN EVİ VE ADRESİ
Doğan Kitapçılık Hürriyet Medya Towers 34544 Güneşli-İSTANBUL
BASIM YILI
Temmuz 2001



1. KİTABIN KONUSU:
Yıllar önce İsrail’de yaşayan ve peygamber olan Davud’un halkın sevgisini kazanıp, birlik ve beraberliği sağlaması anlatılıyor. Günümüzde hala devam etmekte olan İsrail-Filistin savaşlarının tarihinin ne kadar eskilere dayandığı belirtiliyor.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Davud İsrail’de babasının sürülerini güden bir çobandır. Vahşi hayvanlara karşı giriştiği dövüşlerdeki başarısı ve gözü pekliğiyle tanınmıştır. İsrail’de İbraniler’in ilk kralı olarak tanınan Saul, Filistinliler’le savaşmaktadır. Filisti ordusunda Golyat adında bir canavar vardır. Bu canavar İbraniler’e dehşet saçmakta, Saul’un ordusunu perişan etmektedir.
Davud bu olaydan haberdar olur ve çok ustaca bir yöntemle kimsenin yanına bile yaklaşamadığı Golyat’ı öldürür. Böylece Saul’un ordusunun ve tüm halkın sevgisini kazanır. Ayrıca Saul’un oğlu Yonatan’la kardeş olur ve onun kardeşi, Saul’un kızı Prens Mikail’le evlenir. Halkın Davud’u çok sevmesi, Saul’a karşı eski ilginin azalması Saul’un Davud’u kıskanmasına neden olur. Birgün İsrail halkı tarafından her dediği emir olarak nitelendirilen kahin Samuel, Davud’u tüm kavimlerin yeni kralı olarak seçer. Halk onu kral olarak tanır. Saul’la uzun mücadelelerden sonra Davud tahta çıkar. Saul ise krallığının hala devam ettiğini öne sürmektedir. Davud kısa sürede kendisini sevenlerden bir ordu oluşturur. Saul’a karşı savaşır ve onu yener. Daha sonra İsrail’de ayrı olarak yaşayan kavimleri toplar, İsrail’i birleştirir. Kudüs’ü alarak halkının başkenti yapar. Kutsal olarak bilinen Ahit Sandığı’nı Kudüs’e getirtir. Böylece yüz yıllardır sağlanamayan birlik ve beraberlik, bu üstün insan sayesinde sağlanmış olur.

3. KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanlar ancak doğru ve dürüst davrandıkları zaman hak ettikleri yerlere gelebilirler. Başarılı kişileri kıskanıp onları engellemek yerine onların nasıl başarılı olduklarını öğrenip, bizde bu yolla başarılı olmaya çalışmalıyız.


4. KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
1.DAVUD: Hem masum hem de kurnaz bir insandır. Amansız bir savaşçı, çekici bir erkektir. Birçok özellik mükemmel denilecek seviyede kendisinde toplanmıştır. Çok çalışkan ve zeki birisidir.
2.PRENS MİKAİL: Davud’a deli gibi aşıktır. Çok güzel, çekici, erkekler tarafından hayranlıkla izlenen bir kadındır. Davud’a iki tane çocuk vermiştir.
3.KRAL SAUL: Kıskanç, kendinden başka herkesi küçük gören birisidir. Halkından çok kendini düşünmekte, saltanat korkusuyla önüne geleni idam ettirmektedir.Genç yaşında kral olmak onu bencil yapmıştır.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSi GÖRÜŞLER:
Davud, hem tarihi konuları hem de savaşları içeren akıcı bir roman. İsrail ve Filistin savaşlarının tarihini merak edenler için okunması gereken bir kitap. Çok sade bir dille yazılmış.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
GERARD MESSADİE: 1931’de Kahire’de doğdu. Bir Cizvit mektebinde öğrenim gördü. Katolik ve Ortodoks Rumların, Sünni ve Şii Müslümanların, Kıptilerin, Ermenilerin birlikte yaşadığı, dünyanın en kozmopolit coğrafyasında büyüdü. Paris’e yerleştikten sonra 1955’te ilk romanını yayımladı. L’Homme qui devient dieu(1988) adlı incelemesi büyük yankı uyandırdı. Yazarın Musa adlı iki ciltlik romanı vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Zambaklar Açarken
KİTABI YAZARI : Kerime NADİR
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Kitap Evleri Kollektif Şirketi

BASIM YILI : 1980

1. KİTABIN KONUSU :
Kitap sorumsuz bir evladın karısına karşı olan sorumluluklarını üstlenmek zorunda olan bir babanın hikayesini anlatmaktadır.

2. KiTABIN ÖZETİ :
26 Mart günü hikayenin ikinci dereceden kahramanlarından olan Mete’den babasına;evlendiği ve karısının kaldığı hotelden alınması gerektiği ve baba Oğuz ALBATROS’un bu işle ilgilenmesi istemiyle bir mektup gelir. Bu haber üzerine baba Oğuz ALBATROS oğlunun mektupta vermiş olduğu adresten yeni gelinini almak üzere yola çıkar.Bu sırada da ağır bir yağmur ona eşlik etmektedir.Oğuz hotele girer ve 216 numaralı odada kalan Perran ALBATROS’la görüşmek istediğini söyler..Orada bulunan görevli 216 numaralı odaya telefon açar fakat telefona cevap veren çıkmaz.Bunun üzerine görevli Oğuz’a telefona kimsenin çıkmadığını ama isterse bir görevlinin onu odaya götürebileceğini söyler.Oğuz’un kabul etmesi üzerine odaya birlikte çıkmaya başlarlar ve Oğuz oğlunun gönderdiği mektubu bir kez daha okumak üzere cebinden çıkarır ve yürürken aynı zamanda gelen mektubu da okur.Kapıya vardıklarında görevli memurla birlikte “rahatsız etmeyin” yazısını görürler.Oğuz bu yazıyı görünce resepsiyona iner ve kendine bir oda ayırtır.Fakat o gece tek başına olduğundan sıkılır ve bir bara gitmeye karar verir.Yoldaki barlardan birine girer,en tenha köşeye oturur ve garsondan viski-soda ister.Geldiği bu mekan oldukça kalabalık ve gürültülüdür.Oğuz viskisini içerken ortam iyice kalabalıklaşır ve gençler daha da hareketlenmeye başlar.Bir süre sonra Oğuz’un deyimiyle “İsa kılıklı bir adam” sahneye çıkar ve açık seçik şarkılar söylemeye başlar.Fakat bu adam bu şarkıyı yalnız başına söylemeyecektir.Az sonra sahneye çok güzel bir sarışın çıkar ve çok iyi striptiz numaraları yapmaya başlar.Oğuz burada bir süre daha oturur ve hoteline geri döner.
[COLOR=gray] Oğuz ALBATROS ertesi sabah erkenden kalkar ve hemen 216 numaralı odayı bağlamaları için resepsiyona talimat verir.Biraz sonra telefona peltek konuşmalı bir kız çıkar ve yarım saat sonra hotelin lobisinde buluşmak üzere sözleşirler.Oğuz bu söz üzerine hemen hazırlanıp lobiye iner fakat Perran biraz gecikmiştir.Perran geldiğinde ise Oğuz şaşkınlığını gizleyemez.O esnada Perran da aynı durumdadır.Çünkü Oğuz’un gelini Perran dün akşam Oğuz’un barda gördüğü ve izlediği kızın ta kendisidir.Aradaki tek fark kızın saçlarının siyah olmasıdır.Kız o gece sahneye perukla çıkmıştır.
Oğuz ve Perran tanışma faslından sonra Oğuzların çiftliğine gitmek üzere yola çıkarlar.Oğuz Perrana çok kızgındır ve yol boyunca sadece Perran tarafından sorulan sorulara cevap verir.Perran konuşmadığı sürece Oğuz da ağzını açıp bir tek kelime bile etmez.
Sonunda çiftliğe ulaşırlar.Bütün herkes kapıda Oğuz ve Perranı gayet iyi bir şekilde karşılar.Biraz sonra evin hizmetçisi İclal Hanım Oğuz’a avukatının kendisini aradığını iletir.Bunun üzerine Oğuz da hemen avukatını arar ve kendisini neden aradığını sorar.Avukat;daha önceden Oğuz ve eşi Mediha’nın boşanmak için açmış olduğu davanın temyiz olduğu haberini vermek için aradığını söyler.
Oğuz odasına çekilip çalışmaya koyulduğu sırada Perran içeri girer ve konuşmaya başlarlar.Bu sohbet esnasında Perran kendisini tanıtmaya başlar.Babasını emekli öğretmen olduğunu fakat iki yıl önce öldüğünü,annesinin ise kendilerine bakmak için terzilik yaptığını söyler.Sonra Meteyle nasıl tanıştıklarını anlatır.Uzun bir sohbetten sonra akşam yemeğini yemek üzere aşağı kata inerler.Oğuz’un yemekte çok sevdiği bir arkadaşı vardır ve Oğuz onu herkese tanıtır.Fakat sonradan sofrada bir misafirin daha olduğu anlaşılır.Bu da Oğuz’un halası Tomris ALBATtır.Tomris ALBAT ünlü bir roman yazarıdır.Perran Tomris ALBATın tüm romanlerını okumuştur ve kendisine olan hayranlığını bir kez de yüz yüze dile getirme fırsatı bulur.Akşam yemeğinin konusu Oğuz ve Medihanın boşanma davasıdır.Tomris ALBAT hazır dava temyiz olmuşken;Oğuzdan,Medihayı aramasını ve eve dönmesini rica etmesini ister.Zor da olsa Oğuz bunu kabul eder.Ne Mete ne de Oğuz ALBATROS Perranın bu konuyu duymasını istememelerine rağmen hizmetçi İclal olayı Perrana anlatır.Sabah olayı artık öğrenmiş olan Perran bu konudan Oğuza bahseder.Oğuz bu konuyu yalanlar ve zor da olsa böyle birşeyin olmadığına Perranı inandırır.Kahvaltıdan sonra Oğuz ile Perran çiftliği gezmeye çıkarlar.Oğuz her yeri Perrana tanıtır hatta ormanı bile birlikte gezerler.Perranla Oğuz o günden sonra bütün günlerini birlikte geçirmeye başlarlar.Her gün gezip dolaşırlar,çok eğlenirler.İstanbula inip yemek yerler,müzikli yerlerde eğlenir ve akşamın bir vaktinde eve gelirler.
Günün birinde Oğuzun bazı işleri dolayısıyla İstanbula inmeleri gerekir.Ama önce Oğuzun yazısı temize çekilmelidir.Perran o işin kolay olduğunu,yarım saat içinde bitirebileceğini Oğuza iletir.Gerçekten Perran yarım saat içinde Oğuzun yazısını süratle yazar ve bitirir.Sonra yola çıkmak için hazırlanırlar ve yolculuk başlar.
Vardıklarında ilk önce basım evine giderler.Burada işleri bittikten sonra sıra öğle yemeğine gelir.Öğle yemeklerini de yedikten sonra Oğuz Perranı bir kuyumcuya götürür ve tek taşlı bir yüzük alarak kendisine hediye eder.Perran bunun üzerine hem şaşırır hem de çok sevinir.Sonra müzikli bir mekana gidip eğlenmeye başlarlar.Daha sonraki akşam yemeğinde alkolü fazla kaçırırlar ve eve dönemeyeceklerini anlarlar.Oğuz arabayı bir deniz kenarına çeker ve arabada sabahlarlar.
Sabah uyandıklarında ikisinin de başı çatlayacak derecede ağrıyordur.Eve dönemeyeceklerini ve en iyi seçimin Oğuzun halası Tomris ALBATın evine gitmek olacağına karar verirler.Eve vardıklarında Tomris çok şaşırır.Orada iyi bir uyku çekerler.Uyandıklarında da her şeyi Tomrise anlatırlar.
Günler böyle geçerken Oğuzun Ankarada bir işi çıkar.Bu şehirde bir iki gün kalmalıdır.Konuyu Perrana açınca Perran çok üzülür.Fakat Oğuz işlerini mümkün olduğunca çabuk bitireceğine dair söz verince Perran biraz olsun rahatlar.Oğuz Ankaraya gidince Perran tüm arkadaşlarını çiftliğe çağırır.Geçen günler zarfında çiftliğin altını üstüne getirirler.Oğuz çiftliğe telefon açtığında İclal Oğuza;Perranın arkadaşlarını eve çağırdığını,çiftliğin altını üstüne getirdiklerini,Japon balıklarının olduğu havuza girip hepsini öldürdüklerini,atların ahırına girip atları ürküttüklerini ve onları çatlayana kadar koşturduklarını anlatır.Oğuz şaşkınlıkla birlikte güler ve Perranın şimdi nerede olduğunu sorar.İclal de arkadaşlarını uğurlamak üzere gittiğini kendisine bildirir.Oğuz Ankaradan döndüğünde tamirat başlar ve Perran Oğuz ve İclalden özür dileyerek kendisini affetirmesini bilir.
Artık Metenin İstanbula dönme vakti gelmiştir.Mete profesyonel bir futbolcudur ve olan tüm bu olaylar esnasında yurt dışında bir turnuvada görev almıştır.Meteyi ineceği uçaktan karşılamak üzere gidecekler arasında Albatros ailesinin çok yakın bir dostu olan Sabir,Perran ve Oğuz vardır.Uçak piste indiğinde Perran büyük bir sevinç ve heyecanla hoplayıp zıplamaya başlar.Mete uçaktan indiğinde büyük bir hayran kitlesi kendisini karşılar ve imza almak için sıraya girer.Sonunda Mete rötarlı da olsa Perranlara ulaşır.O sırada karşıda Mediha da görünür.Mediha da aynı uçakla İstanbula dönmüştür.Hep birlikte eve gidilir ve büyük bir sevinç içinde akşam yemekleri yenir.Bu sırada Mediha devamlı iğneleyici sözler söyemekte ve tedirginlik yaratmaktadır.Bu yemek esnasında Mete-Perran evliliğini kutlamak üzere Ayazpaşadaki evde büyük bir yemekli parti vermek üzere karar alınmış.
Ertesi sabah Oğuz kalktığında herkes kahvaltısını bitirmiştir.Sadece Oğuz ve Perran kahvaltılarını yeni yapıyorlardır.Oğuz bir süre oğlu ve gelinini pencereden izler.Daha sonra Oğuzu fark eden Perran Oğuzu kahvaltıya davet eder.Oğuz da onlara katılır.Kahvaltı esnasında telefon çalar.Arayan Metenin arkadaşlarıdır.Daha önce alınan Uludağa tatile çıkma fikrini hayata geçirmek üzere aldıkları kararları bildirmek için aramışlardır.Perran bu tatile gitmeyi hiç istememesine rağmen gitmek zorunda olduğunun bilinciyle hareket eder.Zamanı gelince yola çıkarlar.Bu arada Mediha da Ayazpaşada yapılacak olan partinin hazırlıklarına başlar.
Mete on beş gün sonra tatilden yalnız döner.Oğuz büyük bir merakla Perranın nerede olduğunu sorar.Mete babasına Perranla aralarında geçenleri anlatır ve Perranın İstanbulda bir arkadaşında kaldığını söyler.Ayrıca babasından gidip onu almasını da ister.
Oğuz Perranın yanına gittiğinde olanları bir de ondan dinlemek ister.Perran aralarında geçen her şeyi anlatır.Oğuzun yeni bir takımla anlaştığını,gideceği yeni yerde bir metresinin olduğunu ve o kadının da hamile olduğunu öğrendiğini söyler.Bunun üzerine Oğuz Perranı yemeğe çıkarır.Orada moral depolarlar ve geç saate kadar eve dönmezler.Eve vardıklarında ise fark ettikleri ilk şey Metenin yokluğudur.Mediha Metenin yeni bir takımla anlaşmak üzere evden çıktığını söyler.
Parti günü artık gelmiş olmasına rağmen Mete hala ortalarda yoktur.Parti başlar.Bu parti esnasında Perranın annesi ilginç bir gelişme olarak eve gelir.Fakat Perranın kedisinin geldiğini bilmesini istemez.Anne Perrana tıpkı Oğuzun kendisine armağan ettiği gibi bir yüzük hediye eder.Bu hediyeyi Oğuzun Perrana vermesini fakat Perranın,yüzüğün annesinden geldiğini bilmemesini ister.Perran da Uludağ’da Oğuzun hediyesini kaybettiğiden,Oğuz Perrana bir yüzük daha aldığını söyler.Perran bu duruma çok sevinir.Partiden sonra Mediha Oğuzu bir odaya çeker ve artık ilişkinin devam etmesini istemediğini,bir avukat tutup kendisinden ayrılacağını ve Metenin yanına gideceğini söyler.Mediha Oğuzun yanına gider.
Bir süre sonra Mete ve Mediha gittikleri yerden dönerler.Mete,Perran,Oğuz ve Mediha oturup herşeyi konuşmaya başlarlar.Bu konuşma esnasında çıkan bir tartışma üzerine Metenin Perrana atmak istediği tokat,Oğuzun araya girmesiyle Oğuza gelir ve Oğuzun suratı şişer.Bu olaylar üzerine Mete ve Mediha,Oğuz ve Perranı terk edip giderler.Oğuz Perrana kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler ve yeniden eskiden yaşadıkları güzel günlere birlikte dönerler.
Yine bu güzel günlerin birinde Oğuz ve Perran atları alıp ormana doğru bir yarışa çıkarlar.Yarış pınarın başında biter.Yarışın galibi Perrandır.Orada atların üstünde dinlenirlerken bir patlama sesiyle birlikte Perran attan düşüp yerde kalır.Perran vurulmuştur.Oğuz hemen Perranı kucağına alıp yola doğru koşmaya başlar.Bir kamyoneti durdurur ve Perranı hastaneye yetiştirmeye çalışır.Kamyonetin şoförü Perranın öldüğünü,isterse çabalamamasını Oğuza söyler ama Oğuzun vazgeçmeye pek niyeti yoktur.Hastaneye vardıklarında aynı şeyleri doktordan duyan Oğuz tam anlamıyla yıkılır.Perranın cesedini çiftliğe,odasına götürtür ve o cesetle birlikte odada kalır.Odadan çıkmak istemez.Bu arada olayları duyan Mete de çok üzülmüştür.Odaya giden Tomris ve Mete,Oğuzu kollarından tutarak polis ve jandarmaya bilgi vermek üzere alt kata indirirler.Polis bilinen şeyler dışında daha fazla bigisi olup olmadığını sorar Oğuza.Oğuz polis ve jandarmanın bildiği şeyler dışında bir şey bilmediğini söyler.Daha sonraları biraz düşünen Mete çiftlikte kendilerinden başka sadece Sabit’in olduğunu hatırlar ve hemen Meteyle birlikte Sabitin evine gidilir.Burada çok büyük tartışmalardan sonra Sabit Perranı vurduğunu kabul eder.Bununla da kalmayan Sabit;Metenin babasının Oğuz değil kendisi olduğunu söyler.Bunu duyan Mete iyice çılgına döner.Oğuzla Mete çiftliğe dönmek üzere yola çıkarlar.Sabit te gereken cezayı alır.
Her şeyi tekrar konuşan Mete ve babası aralarına hiçbir gücün giremeyeceğine dair söz verirler.Mete babasına kendisinden başka kimseye baba diyemeyeceğini ve yarıda kalan eğitimini tamamlamayacağını söyler.
Daha sonra Oğuz Perranın cenazesinin aile kabristanına defnedilmesi talimatını verir ve dediği olur.Perranın yeri artık aile kabristanıdır.Oğuz bununla kalmayıp her gün gelinini ziyaret edeceğine dair kendi kendine söz verir.O günden sonra aile bir araya gelir.Tek eksik artık Perrandır.


3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Hayattaki zorluklar insanları nereye götürürse götürsün en büyük yıkım,aile içindeki ayrımlar ve küskünlükler sonucu gerçekleşecektir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
Oğuz ALBATROS:Ünlü bir oyun yazarıdır.İşinde gayet başarılı;kime nerede ve nasıl davranacağını bilen bir kişidir.

Perran ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun gelini,Mete ALBATROSun eşidir.Perran gayet iyi niyetli,hoş,güzel,alımlı,eğlenmeyi seven,çılgın bir kadındır.Babası emekli öğretmenken vefat etmiştir.Annesi ise evin geiminin sağlamak üzere İzmirde terzilik yapmaktadır.

II.Dereceden kahramanlar:
Mete ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun oğludur.Profesyonel futbolcudur ve aynı zamanda öğrenimine devam etmektedir.

Mediha ALBATROS:Oğuz ALBATROSun eşidir.Kıskanç,yapmacık tavırlı bir bayandır.

III.Dereceden kahramanlar:
Tomris ALBAT:Oğuz ALBATROSun halasıdır.Ünlü bir roman yazarıdır.Oğuza doğru yolu görmesinde yardımı ve desteği olmuştur.İyi niyetli ve işinde başarılıdır.

Sabir CEYLAN:Albatros ailesinin çok yakın bir dostudur.Albatrosların çiftliğinde kalma sebebi karısıyla kavga etmesidir.Eğlenmeyi,özellikle içki içmeyi seven biridirAyrıca Metenin esas babasıdır.

İclal hanım:Albatrosların hizmetçisidir.Çerkez soyundan gelen biraz yaşlıca bir bayandır.

Halim efendi:Çiftliğin bahçe işleriyle,kümesle,ahırla,atlarla ve diğer hayvanların bakımıyla ilgilenen görevlidir.

İbrahim bey:Evin aşçısıdır.

ZülfiyeBig Griniğer işlere bakan hizmetçidir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap son derece akıcı ve gerçek hayatta karşılaşılabilecek olayları anlatıyor.Okumaya başlandığında mola verilmesi bile zor olacak bir kitap.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

[B]Acımak [/B]

KİTABIN YAZARI
Reşat Nuri GÜNTEKİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ
Aka Yayın Evi

BASIM YILI
1980


1. KİTABIN KONUSU : Bir öğretmenin geçmişte yaşadıklarının meslek hayatına etkisi.

2. KiTABIN ÖZETİ :Zehra mektebin başmuallimidir.Yeni eğitim öğretimin bütün gereklerini yerine getirir,öğrencilerle bire bir ilgilenir;fakat öğrencilerin yaptıkları yanlışları asla affetmez.İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Maarif Müdürü de Zehra’nın bu özelliğinden çok muzdariptir.Çesitli zamanlarda uyarmış olmasına rağmen hiçbir değişiklşik görmemiştir.
Maarif Müdürü Tevfik Hayri ile Vekil Şerif Hayri Bey Zehra’nın okulunu ziyarete giderler.Şerif HayriBey Zehra’ya babasının hasta olduğunu, bu nedenle İstanbul’a gidip babasını görmesini ister;fakat Zehra babasının olmadığını ,o kişinin başka birisi olabileceğini söyler.
İki gün sonra Maarif Müdürü’ne bir telgraf gelir.Zehra’nın babası Mürşit Efendinin ölmek üzere olduğunu, muallimin hemen yola çıkmasını bildirir. Müdür Zehra’yı çağırtarak hemen gitmesini ister.Fakat Zehra yine karşı gelir. Müdür fazla üstelemez. Biraz sonra hazırlanmış, elinde çantasıyla Zehra gelir ve gitmeye karar verdiğini söyler.
Zehra İstanbul yolunda babasının ailesine yaptıklarını annesini, ablasını ve anneannesini nasıl öldürdüğünü ve en sonunda da kendisini bir yatılı okula verip hiç arayıp sormamasını düşünür. İstanbul’a varır. Eski komşuları Vehbi Bey kendisini karşılar. Niçin daha önce gelmediğini, babasının ‘Zehra, Zehra’ diye öldüğünü söyler. Eve vardıklarında babasının başında birkaç kadın vardır.babasını görmek istemez. Kendisine babasının eşyalarının bulunduğu sandığın anahtarı verilir. Aslında bunu hiç istemez fakat sandığı açar, içinde bir günlük vardır. Günlüğü okumaya başlar. Babasının ilk memuriyet yıllarını, annesiyle evlenmesini, anneannesinin davranışlarını okur. Zehra daha önce bildiği şeylerin haepsini tam tersi olduğunu öğrenir.Aslında bu olaylarda bütün suçlunun annesi ve anneannesi olduğunu anlar. Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.Hemen gidip babasının ayağını öper.Birkaç gün sonra okuluna tekrar döner ve artık Zehra’nın hiçbir eksiği kalmamıştır.Acımayı öğrenmiştir.

3. KİTABIN ANA FİKRİ :İnsan kişiler hakkında araştırıp sormadan, hükümlere varıp ,onları yargılayıp, mahkum etmemelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Zehra:Mesleğini çok seven,öğrencilere en iyiyi vermeye çalışan idealist bir öğretmendir.

Tevfik Hayri:Maarif Müdürüdür.Örnek bir yöneticidir.Zehra’ya babacan bir tavırla yaklaşmaktadır.

Şerif Hayri Bey:Bölgenin vekilidir.

Vehbi Bey:Zehra’nın eski komşusudur.Babasının zor zamanında ona yardım etmiştir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Kitap akıcı bir dille kaleme alınmış sürükleyici bir eserdir.Bir insanda bulunması gereken en önemli özelliklerden birisini konu almıştır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.

Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.

1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.

Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.


Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.

Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını gözardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.


Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.

Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.

Romanları: Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen, Miskinler Tekkesi (1946), Ripka İfşa Ediyor (1949), Kavak Yelleri (1950), Kan Davası (1955), Boyunduruk (1960), Son Sığınak (1961).

Hikayeleri: Gençlik ve Güzellik (1917), Recm (1919), Roçild (1919), Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar (1918), Tanrı Misafiri (1927), Leyla ile Mecnun

(1928), Olağan işler (1930).

Oyunları: Gönül Veya İnhidam (1916), Babur Şah'ın Seccadesi (1919), Hançer (1920), Asker Dönüşü (1921), Eski Rüya (1922), Yaprak Dökümü (1923), Kır Çiçeği (1924), Ümidin Güneşi(1924), Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, Bir Köy Hocası (1928), Bir Kır Eğlencesi (1931), Felaket Karşısında, Gözdağı, Eski Borç (1931), Ümidin Mektebinde (1931), İstiklal (1933), Vergi Hırsızı (1933), Bir Yağmur Gecesi (1941), Yol Geçen Hanı (1944), Ağlayan Kız ( (1946), Eski Şarkı (1951), Hülleci (1953), Tanrı Dağı Ziyareti (1954), Balıkesir Muhasebecisi (1955), Bu Gece Başka Gece (1956).
Diğer Eserleri: Anadolu Notları (2Cilt, 1936-1966), Fransız Edebiyatı Antolojisi (3 cilt, 1929-1931), Üç Asırlık Fransız Edebiyatı (3 cilt, 1932).


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

[B]Çölde Bir İstanbul Kızı [/B]

KİTABIN YAZARI
Mahmut Esat Karakurt

YAYIN EVİ VE ADRESİ
İnkilâp Yayın Evi

BASIM YILI
1980


1. KİTABIN KONUSU : Çölde eşkiyalar tarafından kaçırılan bir paşa kızının yaşadığı olaylar ve eşkiyaların reisi ile yaşadığı aşk.

2. KiTABIN ÖZETİ :Şam valisi Abdullah Paşa’nın kızı Fahrünnisa Hanımı kaçırıp, öldüren İbni Fikret aşiretini dağıtmak amacıyla Nazım Paşa komutasında bir birlik kurulup; Yemen çöllerine gönderilir. Birliğe Nazım Paşa’nın kızı Sermin de katılır. Sermin 24 yaşında, iyi eğitim görmüş, güzel bir kızdır. Birlik komutanı Yüzbaşı Afif Beyle nişanlıdır. Yemen çöllerinde 20 gündür asilerle karşılaşamayan Sermin Hanımın canı çok sıkılır. Paşa; Afif Bey, Sermin ve bir çavuşu üç saaat ilerideki bir eğlence yerine gönderir. Sabahlara kadar şarkıların çalınıp, söylendiği; yarı çıplak kızların dans ettiği bu yer tıklım tıklım doludur. Bir masaya otururlar. Aradan biraz süre geçtikten sonra kapıdan iri cüsseli genç biri girer ve ardından yüzlerce eşkiya buraya dolar. Burada Sermin Hanım ile bu genç arasında sürtüşme çıkar, araya Afif Bey girer; fakat eşkiyalar onu etkisiz hale getirirler. Bunun üzerine hemen orayı terk edip çadırlarına dönerler. Sabah Sermin olayları babasına anlatır. Nazım Paşa anlatılanlardan bunların peşlerinde oldukları İbni Fikret aşireti olduğunu düşünür. Hemen Yzb. Afif Beyden birliği ile bu aşiretin peşine düşmesini ister. Sermin Hanım da akşamki olayların öcünü almak için onlarla gitmek ister, Yzb Afif Beyin karşı çıkmasına rağmen birliğe dahil olur. Birlik eğlence yerinin etrafını sarar.Yzb. Afif Bey oranın sahibi yaşlı adamı sorgular. Yaşlı adam bu aşiretle uğraşmamalarını, çok tehlikeli olduklarını söyler. Tam bu sırada aşiret etraflarını sarar. Yzb. Afif Beyin birliğinin tüm mukavemetine rağmen aşiret bunları yener ve Sermin Hanımı da esir alarak oradan uzaklaşır. Bundan sonra Sermin için kötü günler başlamıştır. Sermin’i karargâhlarına götürürler, o artık aşiretin malıdır. Sermin için kura çekerler,kurada çıkan kişi o geceyi Sermin ile birlikte geçirecektir. Kurada çıkan kişi Sermin’I sürüyerek odasına götürür. Bunu yaptığına aşiret reisi Fikret çok üzülür; fakat elinden bir şey gelmez. Sermin odada kendisine sahip olmak isteyen adama iki el ateş ederek öldürür. Araplar hemen odaya girerler ve adamı kanlar içinde bulurlar. Bunun üzerine aşiretin ihtiyar heyeti Sermin’i yargılayarak idama mahkum ederler. Bu görevi de Fikret’e verirler. Alınan karara göre Fikret Sermin’le o geceyi geçirecek ve sabah güneş doğmadan iki kurşunla öldürecektir. Fikret bunu yapamaz ve Sermin’le birlikte oradan kaçmayı başarır. Fikret kız kardeşi ve onun nişanlısını öldürdüğü için ölüme mahkumdur. Bunu da göze alarak Sermin ile İstanbul’a döner. Nazım Paşa kızını kurtardığı için Fikret’in affedilmesi için ön ayak olur fakat; muvaffak olamaz. Fikret tekrar yargılanarak ölüm cezası onaylanır ve idam edilir.
3. KİTABIN ANA FİKRİ :İnsan ne kadar gaddar ve acımasız olursa olsun yine de içinde bir sevme yönü vardır. Bu sevgi onu ölüme dahi götürebilir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Sermin:İyi eğitim görmüş, güzel bir İstanbul kızıdır. Karşı cins ile arkadaşlık kurmayı sevmeyen bir kişiliğe sahiptir. Erkek gibi yetiştirilmiştir.

Fikret:Kız kardeşini öldürdüğü için İstanbul’dan kaçmış ve eşkiya olmuştur.

Yzb. Afif Bey:Sermin’le nişanlıdır. Onun da birliğe katılmasına karşı çıkmıştır.

Nazım Paşa:Kızının isteklerine hayır diyemeyen bir Osmanlı paşasıdır.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Kitap, serüven, hareket niteliklerini birleştiren sürükleyici bir romandır.


6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
1902 yılında İstanbul’da doğan yazar; özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınmıştır.Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.Avukatllık,gazetecilik, Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.
İlk yazıları muhabir olarak çalıştığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Karakurt daha sonra İleri gazetesinde çalıştı.İkdam, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah gibi gazetelerde çeşitli konuları, özellikle de polisiye olayları konu alan röportajlarıyla dikkat çektiKüçük öyküler yazdı.Çoğu sinemaya uyarlanan, olaya dayalı aşk ve serüven romanlarıyla geniş bir okur kitlesine seslendi.
Eserleri; Vahşi Bir Kız Sevdim, Çölde Bir İstanbul Kızı, Dağları Bekleyen Kız, Allahaısmarladık, Ölünceye Kadar, Son Gece, Kadın Severse, İlk ve Son, Kocamı Aldatacağım, Sokaktan Gelen Kadın, Ankara Ekspresi, Bir Kadın Kayboldu, Ömrümün Tek Gecesi, Erikler Çiçek Açtı, Son Tren, Kadın İsterse.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
KENDİ AYAKLARI ÜSTÜNDE
KİTABIN YAZARI
İPEK ONGUN
BASIM TARİHİ
1999
YAYIN EVİ
İNKILAP YAYINEVİ


KİTABIN ÖZETİ / TANITIMI :

KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURMAK :



Günlük 24 Haziran’la başlar. Serra yaz tatili için gittiği İzmir’deki Kuzeni Sıla’nın anlattıklarıyla konuya başlar. Arkadaşı Zeynep’in Amerika’da okuyan Nilgün ablasının Amerikalı bir gençle evlenme kararı alması ve bunun evdeki yankılarından bahseder. Yaşlıların bu olaya yaklaşımına, anne babanın olaya olumlu yaklaşımına ve genç yaşta Nilgün’ün aldığı böyle bir kararın etrafında yarattığı izlenimlerden bahsediyor. Bu arada Sıla’nın uçuk hareketlerine, ne olduğu belli olmayan mankenlik ajansına manken olmak için başvurmasına, kendini tanımadığı kişilere kaptırıp bir görüşte aşık olmasına ve sorumsuzca fevri hareketlerine yer veriyor. İzmir’den arkadaş grubuyla bir Akdeniz turuna katılır. Bu, annesinden ayrı ilk çıkacağı yolculuklutr. Kendisi on sekiz yaşlarına yeni girmiş lise iki öğrencisidir ve bu geziyi kendi ayakları üzerinde durmanın ilk aşaması olarak görmektedir. Kendisinde çok büyük değişiklikler görmeye başlamıştır. Bir kere, annesini iş nedeniyle üç günlük dış geziye göndererek bu süre zarfında evde yalnız kalmaya ikna etmiş ve bunu da çok güzel başarmıştır.
Erkek arkadaşının başkasıyla çıkıyor olması onu yıkmıştır, ama bunun gençlikte yaşanan ilk aşklardan olduğunu, unutlması gerektiğini yaşayarak ve tecrübe edinerek öğrenmiştir ve bunu da olgunlaşmanın bir aşaması olarak görmüştür. Arada bir Ankara’ya babaannesinin yanına ve ayrı yaşayan babasına ziyarete gider. Babasının evlenmeyi düşündüğü yeni bayandan, olgun görünen yetişmiş insanların da aynı çocukluk hatalarının yapabileceklerini ima eden konuları duyar. Daha çok okul çevresinde olup bitenlere günlüğünde yer verir. Özellikle öğretmeni Mualla Hanım’ın hayata atılmak ve kendi ayakları üzerinde durmakla ilgili verdiği tavsiyeler öğrencileri bayağı etkilemektedir. Meslek seçimi konusunda şimdiden karar vermeleri tavsiyesi üzerine, Serra da içinde gizli kalan gezme ve görme tutkusunun onu turizm mesleğine daha yatkın olduğunu keşfetmesini sağlar. Bunun içinde hafta sonları bir turizm acentasında çalışmaya gider. Burada gerçekten aradığı mesleğin turizm olduğunu keşfeder ve kararını verir. Mualla hanım o yıl 10 Kasım’ı Ankara’da Anıtkabir ziyareti şeklinde düzenler. Serra bu geziden çok etkilenir ve bu geziyle ilgili “10 Kasım ve Atatürk” diye içinden geldiğince bir kompozisyon yazıp bunu Mualla Hanım’a verir. Kompozisyon çok beğenilir ve bunu bir dershanenin düzenlediği Amerika’ya gezi ödüllü “10 Kasım ve Atatürk” konulu kompozisyon yarışmasına gönderirler. Yarışmada da Serra’nın yazısı birinci gelir ve iki haftalık Amerika gezisini kazanır. Şubat tatilinde de yine yalnız olarak yeni yerleri ve dünyayı keşfetmek için yola çıkar. Sırf bu geziye çıkmak için bile pasaport, vize, uçak bileti alma gibi birçok konuyla Serra ilk defa karşı karşıya gelir ve tüm bunları yaşayarak üstesinden gelmeyi başarır. Serra kendisinin ayakları üstünde durmasını sağlayacak yıldızını bulmuştur. Artık kararını vermiştir ve turizmci olacaktır. Akdeniz gezisi, yazı yarışmasını kazanması ve ABD gezisinin kendisine çok şeyler kazandırdığına inanır. Hem gönlü hem de kafası zenginleşmiştir. Cüneyt’e gelince tüm gezi boyunca hatırlamamıştır bile.

A. KİTABIN ANA FİKRİ :

Bu kitabı okurken, mutluluğu başkalarının gözlerinde değil, kendi içlerinde aramanın önemi fark ediliyor.

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Serra : Kitabın asıl kahramanı, yazarın kendisi.
Sıla : Serra’nın kuzeni.
Zafer: Serra’nın duygusal ilgi duyduğu erkek arkadaşı.
Mualla Hanım : Öğretmen.

C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Eser, yazarın kendi ağzından kendi gençlik yıllarını anlatan günlükler şeklinde yazılmış. Günlükleri mektup şeklinde evin penceresinden görünen en çok sevdiği kiraz ağacına anlatıyormuş gibi yazmıştır. Gençlere yer veren akıcı ve dinlendirici, ama her kesimin zevkle okuyabileceği bir eserdir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Bir Kadın Kayboldu
KİTABI YAZARI : Esat Mahmut KARAKURT
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Basım Evi,Cemal Nadir Sokak,No:24 İSTANBUL
BASIM YILI : 1974

1. KİTABIN KONUSU :
Kocasını deliler gibi seven bir kadının psikolojik durumu ve sonucunda karşılaştığı olaylar.

2. KiTABIN ÖZETİ :
Kitapta dört ana karakter vardır.Selma,İrfan,Hümeyra ve Necmi.Selam ve Necmi uzun süren evliliklerinde mutsuzdurlar.Sebep ise genç,güzeller güzeli Hümeyra ile Necmi’nin birbirleriyle kıskandıracak bir ilişki içerisinde olmalarıdır.Kendini Tanrıya adar gibi kocasına adayan, aslında oldukça çekici ve güzel olan Selma,kendine hakim oalmayarak Hümeyrayı kıskanmakta ve tekrar kocasın sahip olmak istemektedir.Avukat İrfan Selmanın kardeşidir.
Yılbaşı gecesidir.Yağmurun yağması yıdızların kendilerini göstermelerine engel olamamaktadır.İnsanlar eğlencenin doruğundadır.Hümeyra da kendisini mutlu eden insanın yanına,Necminin evine gider.Necmi ile Hümeyra aşkın doruklarında birbirlerine sevgiyi haykırırken,olaydan herbi olan Necminin karısı Selma eve girer ve Hümeyraya iki el ateş eder.Selma acılarının sebebi olarak gördüğü Hümeyrayı elinde olmayarak vurmuştur.Necmi Selmanın kardeşi avukat İrfanı arayarak olayı anlatır.İrfan hemen bir doktoru gasp suretiyle gözlerini bağlayarak eve getirir.Doktor Hümeyrayı hemen muayene eder ve Hümeyra zor da olsa hayatta kalır.Doktor yılbaşı yaşadığı bu olayın söylendiği gibi bir intihar değil,bir cinayet teşebbüsü olduğuna kanaat getirir ve hemen polise giderek olayı anlatır.Polis uzun bir uğraş sonucunda ip uçlarından yola çıkarak olayın içinde kimler olduğunu çözer.Necmi,Selma,İrfan ve yatakta acıları geçmemeiş olan Hümeyra aynı evdedirler.Hümeyra ve Selam kimin haklı olduğunu tartışmakta,İrfan ise Selmaya olaydan polisin haberi olduğunu ve kaçmaları gerektiğini anlatmaktadır.O sırada bir takım sesler duyarlar.Polisler eve gelmiştir.Hümeyra Selmayı koruyarak kimsenin kendisine ateş etmediğini,intihar etmek istediğini söyler.Selam yaptığı işten pişman olmadığının verdiği cesaretle her şeyi anlatır.Selam iki hafta hapiste kaldıktan sonra duruşmada hakim karşısına çıkarılır.Mehkemenin içi ve dışı olayı merak eden gazeteci ve insanlarla dolmuştur.Hakim önce fiziken çökmüş Selmayı,daha sonra da Hümeyrayı dinler.İki taraf ta duygusal hareket etmiş ve birbirlerine hak vermişlerdir.Hakim bu durumda karar vermekte zorlanır ve duruşmayı erteler.Tekrar hapse yollanan Selmanın hala seven kalbi bu olaylara dayanamaz ve Selam kalp krizi geçirir.Son istek olarak doktorlardan;kocası Necmi ve Hümeyrayı görmek ister.Olayı öğrenen Necmi ve Hümeyra da bu arada hastneye gelirler.Selmanın halini görünce ikisi de ağlamaya başlar.Selam ise geldiklerini fark ederek zor da olsa açtığı gözleriyle onları yanına çağırır.Selmaya akan göz yaşları gittikçe artarken;Selma büyük bir olgunlukla Tanrıya giderken içinin rahat olduğunu,aşkın acısından ölmenin huzurunu yaşadığını ve Necmi ve Selmanın,aşkı hissettikleri sürece yaşayacaklarını söyler.Bu sözlerden sonra Selma artık dayanamaz ve vefat eder.

3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Bazen insan duygularıyla hareket ederek mantığa ters düşecek hareketler yapmak ister.O anlarda duygularımızla hareket etmek bazen doğru olan olabilir.Çünkü iş mantığa kaldığında;bu bizi hayatımız boyunca bir mutsuzluğa sürükleyebilir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Selma:Aşkın verdiği güçle hiç bir şeyden korkmayan,gözü pek,cesur ve duygusal bir kadın.

[BNecmi:Gördüğü her kıza aşık olabilecek,olayların sonucunu düşünmeden hareket eden,biraz saf ama yakışıklı bir adam. [/B]

Hümeyra:O da Selma gibi ölümüne aşık ve yanlış ta olsa aşkı uğruna her şeyi göze alabilecek bir kadın.

İrfan:Kardeşine bağlı,iyilik sever ve fedakar bir ağabey.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap o kadar akıcı ve çekici ki;kitabı okumaya başladığınızda sandalyenizden kalkmanız son derece zor oluyor.Kitaptaki olay;hakimin duygusal davranmasının yanlışlığı dışında,son derece gerçekçi ve yaşanılabilir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Yazarın Diğer Kitapları:
-Ömrümün Tek Gecesi -Aldatacağım
-Son Tren -Son Gece
-Erikler Çiçek Açtı -İlk ve Son
-Allahaısmarladık -Ölünceye Kadar
-Kadın Severse -Sokaktan Gelen Kadın
-Ankara Ekspresi -Dağları Bekleyen Kız
-Kadın İsterse -Çölde Bir İstanbul Kızı
-Vahşi Bir Kız Sevdim
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
1. ESERİN [/U[U]];

ADI: Ölü Ozanlar Derneği
YAZARI: N.H. Kleinbaum
ÇEVİRİ: Sızan Cehani Alioğlu
SAYFA SAYISI: 142 Sayfa
BASKI YILI: 1990
BASILDIĞI YER: Real Yayıncılık/Hürriyet Ofset A.Ş.

2. ESERİN KISA ÖZETİ:
Welton Akademisi bulunduğu bölgenin en disiplinli ve en iyi eğitim veren okullarından biriydi. En ufak disiplinsizlikte bile çok büyük cezalar veriliyordu. Okul tarafından benimsenmiş olan bazı ilkeler vardı. Bu ilkeler disiplin, gelenek, yetkinlik ve onurdu. Okul bu ilkelerden asla vazgeçmiyor, bu ilkelere uymayanlar ise en ağır şekilde cezalandırılıyordu. Her sene açılış törenlerinde bu ilkeler öğrenciler tarafından açıklanıyordu. Bu okul yatılı bir okul olmasından dolayı öğrenciler aralarında çok sıkı arkadaşlıklar kuruyorlar ve her zaman kötü zamanlarında birbirine destek oluyorlardı. Çünkü onlar daha küçük yaşta anne ve babalarından ayrılmış ve böyle disiplinli bir okula gelmiş olmanın sıkıntılarını yaşıyorlardı. Bu sıkıntıların üstesinden birbirlerine verecekleri destek ile gelebileceklerdi. Anne ve babaları için, çocuklarının bu okulda okuması büyük bir gururdu.

O yıl yani 1959 da Welton Akademisi yine görkemli bir açılış yapmış. Ve okula yeni alınan öğrencilerle birlikte eğitim yılına başlamıştı. Welton Akademisine başka bir okuldan transfer olan Todd Anderson çekingen bir çocuk olduğundan dolayı henüz yeni arkadaşları ile tanışmamıştı. Onun kendisine hiç güveni yoktu. Her zaman çok alçak bir sesle konuşuyor ve insanlardan utanıyordu. Oda arkadaşı Neil onunla tanışmış ve onu bu özelliğinden dolayı azarlamıştı. Çünkü yatılı bir okulda eğer içine kapanık olarak davranırsa çok şeyler kaybedeceğini ve bu özelliğinden hemen kurtulmasını gerektiğini söyledi. Neil Toddu diğer arkadaşları ile tanıştırdı. Knox, Charlie, Cameron, Pitts ve Meeks’de onu çok sevmişlerdi. İşte arkadaşlıkları böyle başladı. Hem okulun eski mezunu hem de yeni İngilizce öğretmeni olan Keating’in okula gelmesi ile bu arkadaş grubunu yaşamı değişmeye başladı. Bay Keating’ten etkilenen yedi arkadaş Ölü Ozanlar Derneğini kurdular. Derneğin yeri okulun yakınlarında bir mağaraydı. Çocuklar bu mağarada toplanıp burada ölü ozanların şiirlerini okuyorlar ve adeta bu şiirleri yaşıyorlardı. Burada toplanıp bu şiirleri okumanın asıl amacı ailelerinin baskı ve beklentilerinden bir an için uzaklaşmak ve yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu anımsamaktı.
Bu dernekte toplanıldığında herkes sıra ile şiirler okurdu. Ancak Todd Anderson utangaçlığından dolayı şiir okuyamıyordu. Kısa bir süre sonra o da bu dernek sayesinde utangaçlığını üzerinden atmıştı. Neil’in en büyük isteği bir tiyatro oyununda rol almaktı. Bay Keating’in de yardımıyla bölgede sergilenecek bir tiyatro oyununda baş rolü aldı. Ancak babası kesinlikle bunu istemiyordu. Buna rağmen Neil babasından habersiz olarak Ölü Ozanlar Derneğinde edindiği bir takım düşüncelere dayanarak bu oyunu oynadı. Babası da bu oyuna gitmiş ve Neil’i bu oyunda görünce deli olmuş, çok sinirlenmişti. Neil’in babası tüm olanların suçlusu Bay Keating’i görüyordu. Bu yüzden Neil’i bu okuldan alıp bir askeri okula yazdırmaya karar verdi. Neil ailesinin kendi yolunu kendisinin çizmesine izin vermediği için çok büyük bir sıkıntı ve stres altına girmişti. Bu sıkıntıya fazla dayanamayan Neil bir kurşunla hayatına son verdi. Bunu duyan tüm yakınları yıkılmıştı. Onun arkadaşaları hariç herkes onun ölümü ile ilgili olarak Bay Keating’i suçluyordu. Neil’in arkadaşları ise suçlunun kesinlikle onun babası olduğunu düşünüyorlardı. Bir süre sonra Okul müdürü Nolan’ın Ölü Ozanlar Derneğinden de haberi oldu . ayrıca bu derneğin kurucusunun Bay Keatin olduğunu da öğrendi. Tüm bunları Nolan’a Cameron ispiyonlamıştı. Yani arkadaşlarını ve Bay Keating’i ele vermişti. Buna sebep olarak da okulun sahip olduğu bazı ilkelerin olduğunu ve bu ilkelere ihanet edemeyeceğini söylemişti. Tüm olanlardan sonra Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için çalışmalara başlandı. Derneği ilk kuran öğrenci olan Charlie okuldan atılmıştı. Derneğin diğer üyeleri ise Bay Keating’in öğretmenliğine son verilmesi için imza atmaya zorlanmıştı. Todd Anderson buna karşı gelmiş ve kağıdı imzalamamıştı. Bu yüzden okul müdürü tarafından tehdit edilmeye başlandı.
Todd’un çabaları sonuç vermedi ve Keating’in öğretmenliğine son verildi. O okuldan ayrılırken bütün öğrenciler Bay Nolan’nın gözü önünde alkışları ile Bay Keating’e duydukları o büyük sevgiyi gösterdiler.

3.MUHTEVA BİLGİSİ:

a)Eserdeki kişilerin tasviri:
Todd Anderson: Ailesinin kendisine fazla önem vermemiş olmasından dolayı içine kapanık olarak yetişmiş bir çocuktu. Ancak bu okulda tanıştığı yeni arkadaşları ve Ölü Ozanlar derneği onu bu özelliğinden kurtarmıştı. Ayrıca Todd Anderson’un en büyük özelliği ise sevdiği ve tanıdığı insanların her zaman arkasında olmasıydı. Arkadaşlarının haksız yere zor duruma düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapabilirdi.
[UNeil: [/U] Neil Todd Anderson’nun tam tersine çok aktif ve çok sosyal bir çocuktu. Ayrıca çok da duygusaldı .Herkes tarafından seviliyordu . Ancak babası onun böyle biri olmasını istemiyordu. Sebepsiz yere onun sosyal faaliyetlere katılmasını engelliyordu. Hatta onu hayat yolunu daha şimdiden babası belirlemişti. Babası onun tiyatro oyununda oynamasına izin vermemiş hatta onu okuldan almıştı. Böylece onun ölümüne sebep olan tek kişi babasıydı.
Bay Keating: Her zaman Özgür düşünen ve bu düşüncesini çevresindekilere de yaymak isteyen iyi niyetli bir insandı.

b)Olayın geçtiği yer ve zaman: Bu Hikaye 1959 yılında Vermont kasabasının Issız tepelinden birine kurulmuş olan Welton akademisinde geçiyor.

c)Anafikir: Bu eserin ana fikri; İnsanlar hayatın her anından her saniyesinden özgürce yaşayarak zevk almasını bilmelidirler. Yardımcı fikir ise, insanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar onların her türlü zor durumun üstesinden gelmeleri için çok büyük bir fırsattır.

d)Tür Bilgisi: Bu eser bir romandır. Roman, düz yazı biçiminde yazılan ve öyküye göre daha uzun olan bir edebiyat türüdür. Romanın en yaygın ve en kısa tanımlarından birisi budur. Roman, kişi ve olaylar aracılığıyla geçmişin ve bu günün gerçek yaşamını, az ya da çok karmaşık bir örgü içinde anlatan bir edebiyat türü olarak tanımlanır. Bazı tanımlamalara göre ise roman bir düş ürünüdür. Gerçek yaşama uygun olabileceği gibi uygun olmayabilirde; romancı kendi kafasında kurduğu bir dünyayı yansıtabilir. Romanda serüven; gelenek. Görenek ve kişilerin incelenmesi duyguların ve tutkuların çözümlemeleri vardır. Bütün bu tanımlamalar ve nitelemeler çağdaş roman içinde geçerli olmakla birlikte, daha çok 19. yy romanının özelliklerine dayanır.

5.ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ: [/U[U]] Kleinbaum tarafından yazılan bu eserde arkadaşlığın ne kadar önemli bir kavram olduğu anlatılmakta. Özellikle yatılı okullarda arkadaşlık kavramı daha da büyük bir önem kazanmakta. İnsanlar arasında kurulan sağlam arkadaşlıklar sayesinde her türlü zorluğun üzerinden üstesinden gelinebilir. Bana göre bu kitap tam bizim durumumuza uygun olarak yazılmıştır. Ayrıca sade ve akıcı anlatımı ile her yaştan herkesin özellikle de bizlerin mutlaka okuması gereken bir kitap…

4. YAZAR HAKKINDA BİLGİ: Ölü Ozanlar Derneği isimli eser N.H.Kleinbaum adındaki Alman yazar tarafından yazılmıştır. N.H. Kleinbaum çok fazla eseri olmadığından dolayı fazla popüler değildir ve hakkında bilgi mevcut değildir. N.H. Kleinbaum’un en önemli eseri Ölü Ozanlar Derneği . Bu kitapta geçen hikaye Robin Williams’ın başrolünü oynadığı filmle yıllarca akıllardan silinmeyecektir.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.