You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)

.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)

Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
Adı Yalnızlık

Gölgen gibidir yalnızlık
Gecenin ıssızlığı karanlığı gibi boş ve soğuk.
Sarılırsın ararsın tutamazsın
yoktur çaresi.
Adı Yalnızlık
Yazılmıştır birkere
Yiğit olsan da büker bileği
Cesur olsan da sızlatır yüreği.
İçindedir sevgi insanın tek dileği
Ateşten gömlek misali

SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ…
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
teşekkürler gülümm Smile
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
[Resim: 1.jpg]


K a r - B e y a z d ı r - Ö l ü m

Kar… Çocukluğum...

Dağ köyümde, baharda bile kar vardır…
Baharın adı, 'sonkar'…

Saçaklar buz dansında sanki; irili ufaklı buzkamışlarıyla sarılı…
Ailece, sülalece toplanmışlar, sarkaçlar nanik yapıyorlar …
Çatıların kenarından geçmek yasak…

Ayak ve el parmaklarımın donduğu anlar…

Sobada sürekli kaynayan ıhlamurun kokusu sarı vermiştir;
ıhlamur mevsiminin parfümünü; yatak odası ve misafir
odasından ibaret olan -okul lojmanı- evime…

Yün eldivenleri çıkaramayacak kadar donan minik parmaklar…

Annem Fahriye abla, gözyaşlarıma aldırmaksızın, -ısınıp yine
bir an önce karla boğuşmaya çıkma yaramazlığında olduğumun
farkında-eldivenleri söylenerek çekiyor…

“Gebereceksin…” sözündeki sevgi sözcüğünün gizemi…
Ayak parmaklarım bana ait değil o anlarda…

Tam hızla maşhinga sobasında soluğu alıyorum …
İşte o anlarda olan oluyor… Parmak migreni mübarek!..

Sonra yine karla buluşmaya...
Parmaklarım hareket etmeyinceye kadar…

Sabah kahvaltısında sürpriz yapıyor Fahriye Abla,
'pekmezli kar reçeli'

Babam kızıyor…

Fahriye abla, her kar yağdığında reçelle açıyor kar mevsimini…

Bir karlı köy …

Uludağ ile paslaşırcasına...

Okulda odunların bittiği anlar…
Her öğrenci okula bir odunla gelmek zorunda…
İmece ve paylaşım yılları… okul aile birlikleri yok!..

Babam, “ Odun almayı unutan çocuklar, bizim odunlara
musallat olmuş” diyor Fahriye ablaya, “Sal şu azgın
horozu, biri yaklaşmaz sözleriyle esprisini yapıyor.

Zira o horozun öyküsü başkadır...
Köpeklerle büyüyen bir çivcivdi o…

Kayak malzemelerimiz ...
Kargılar… Telle bağladığım kargılarla ‘zıymak’…
Göçmen köyü olunca, kaymanın adı, ‘zıymak’ oluveriyor.

En kolayı da zeytin torbaları naylonlar…
Amerikan bezi çuvalın alternatifi naylonlu çuvallar…
Ya da tahta çantalarla zıymak …

Okulların, tatil olma ihtimalinin olmadığı yıllar…

Bir bakarsın, Biyoloji hocası Midrit gelememiş…
Kolunu kırmış; kaytarma zamanı …

‘Cem, kırcan bir yerini ‘ diye oğluna okul camından
bağıramayan hocamız…

'Örtmen' çantalarında kaynamış yumurta hiç eksik olmazdı…
Kaynamış yumurtalarla okula gidilen yıllar…

Dağ köyünün tek öğrenci minibüsü, Muharrem ağbinin takası…
Her daim olmadık münasebetsiz bir yolda motoru kaynar…

Beyaz lodosun estiği anlar…
Parmaklarımızın donduğu anlar…

Çevre köylerden yetişir bir traktör...
Traktörle bin bir güçlükle okula varış, derse geç kalış...

Ve fırça…

İnandıramazsın… Köyüm çok karlı diye...
Parmaklarımın sızladığı anlar…
Burnumun havuç olduğu anlar…

Şimdi bakıyorum da, kar ‘alarm’ zilini çaldırıyor…

Trafik kazalarında yitirilen canlar…

Parmaklarım sıcacık evimde donar…
Bahçemdeki servi ağacına sığınan serçeciklere bakar bakar,
donarım…

Gazete haberleri, beyaz cam haberleri ‘kanlı-katil kar'…

İkibinin üzerinde köy yolu kapanmış…

Cinnet geçiren oyun yazarı…
Aldatılmışlığı, terk edilmişliği hazmedemeyen
felsefeci-oyun yazarı sevdiğini ‘yok’ ederken, ne düşünüyordu?!

Alkole sığmayan ‘cinnet”…

Kar yağıyor…
Martılar yine uçuyor penceremden…

Üşüyorum…

Çoook…
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
[FONT=a1][Resim: 2.jpg]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
Güya vazgeçtim senden sözlerimde,
Aslında her gün efkar demliyorum gözlerimde

Neden hep vicdansızları sever bu kalp
İşte asıl o zaman başlar gerçek harp

Kurtar beni zulümden gel et beni azat
Ne yana dönsem bekler beni bin bir türlü tezat

Deli gibi seversin sonun olur hep hüsran
Seversin,ya kahrolursun yada yazarsın destan

Bitmek bilmeyen gecelerde mısralar oldu sırdaşım
Her mısrada kanar kanar durur kanlı gözyaşım

Bunları yaşattığın için kızamıyorum sana
Seni sevmek duygusu yeterdi bana

Yine efkar demleyerek bekleyeceğim seni
Tek bir isteğim var sende unutma beni

Belki de inanmıyordun bu aşka,aşklar sahte
Bir o kadar da gerçeği var elbette

Herşey gayet açıktı bir o kadar da net
Gönül yoldaşım gidiyorum hakkını helal et
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
Bir Dostu Özledi Bakışlarım

Bir dostu özledi bakışlarım...
İyimser ve kırılgan olan, bir tebessümle uyanmayan ve bin nüsubetten anlamayan. Eskiden zaman zaman, şimdilerde ise bir çok zaman kafası karışan. Gün doğumuna kadar uzanan kısık düşlere aldırmadan mutlu yaşayan; en azından yaşamaya çalışan. Uykuları da iç benliği gibi hafif olan, kendi gibi ağırlaşıp ayılamayan…

Bir dostu özledi bakışlarım…
Gereği kendinden fazla sorgulanmış bir yaz çocukluğuydu bizimkisi. Utancı buruk, gözleri ıslak, hayalleri masum… Bir apartmanın arka bahçesinde kireçten bozma toz bulutu eşliğinde taştan kale direkleri kurulurdu tarafımızdan sevinçle. En müteşekkir kılınan anılardı onlar belki de… Tozu saçımızda, heyecanı dilimizde bembeyaz kalmış bir anılar yığınıydı bizimkisi. En güzeli de Müjgan teyzemin bir bardak suyuydu lezzetli ve katıksız sevgi dolu olan. Sırılsıklam terler içinde kazanılan bir mahalle maçının en büyük ödülüydü bu bir solukta kana kana içilen ama hiçbir zihinde olağan olmayan…

Bir dostu özledi bakışlarım…
Şimdilerde yüzü pek gülmeyen, belki de vazgeçmişlikten öteye gitmeyen bir duraksama halinden… Kıssalardan hisseler çıkartalım da kısa kısa yaşanmışlıkların ardından geriye kalan biraz toz, biraz da yalan. Bazen tanrıya sığınan, bazen ona bile sıra gelmeden bir paket sigara eşliğinde uyuya kalınan detaylar bütünü… Biz değil miydik oysa ki bir atari kolunun bozulmasıyla tanışan? Detaylara ne lüzum var? Biz değil miydik birlikte büyüyen ve sevinç-hüzün ayırt etmeden paylaşan, ağlayan ve gülen?

Bir dostu özledi bakışlarım…
O kendiyle, ben kendimle meşgulken birbirinden ayrı şekillenen ve çelişen hayat tarzları… Oysa yine de birbirine bağlı ve bir parça birbirine katılmış hasretler yumağı. Geride kalanlar eriyip giderken biz bazen ayrı kalmışız çok mu? Her şey değişip bir çok şey anlamsızlaşırken, benim ‘‘Meltem Abla eli değmiş patlıcanlar’’ı sevmeye çalışıp özlemem çok mu değişken? Ardından eski günlere inat ‘‘hala paslanmamışım be!’’ diyerek; ama yine de eskiden daha iyi olduğumu bilerek yapılan birkaç futbol maçı çok mu üzücü? Ya da çardakta eskittiğimiz sevgilerden ve sevgililerden bahsederken ‘‘Bunu da bitirdik! Sabah ola hayrola…’’ diye çöpe fırlattığımız kırmızı tuborg kutuları çok mu anlamsız?

Bir dostu özledi bakışlarım…
Bu aralar pek mutlu sayılmam, bilesin… Yorgunluğum, sevincimi ve heyecanımı tonlarca zihin ağrısının yardımıyla çok çabuk bastırdı. Her zamanki ufak sıkıntılar gibi gelip geçici midir bilmiyorum ama her gelen-giden bir şeyler kaçırıyor benden. Artık kalmadığımı hissediyorum. Her şeyi bırakıp gitmek var aklımda. Yapabilir miyim bilmiyorum. Yine de sonuç ne olursa olsun iyi olduğunu ve arada bir tadın kaçsa da huzurlu yaşadığını duymak istiyorum. Sana bir nasihat da benden. Dış dünyayı mahrum etme kendinden. Bolca yaşa, çokça hata yap, her zaman ders al ve sonunda kendince doğru yaşa. Bak! Geceyi yarıladığım sıkıntılardan birinde bir dostu özledi bakışlarım. Sen, sen ol; kendini fazla özletme...
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
.·´¯`·кαя∂єℓєη· ´¯`·. (KibriyasınÜsey in'in Bloğu)
Bir kadın "ben üşüyorum" dediğinde, bunun cevabının;
"üstüne bir şey al..."
"istersen bir taksiye binelim..."
"eve geldik zaten..."
türünden bir söz olmadığını,"üşüyorum" dediğinde kadının "bana
sarılsana"demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek
epey zamanımı aldı.
Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin
verilmediği için "gizli bir dil" geliştirmek zorunda kalan kadınlar,
bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılamadığını hiç
anlayamazlar.
Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana
benzediğini düşünürler: "Anlayışsız ve beceriksiz salaklar."
Kadınların bir şey söylediklerinde aslında başka bir şey söylemek
istemiş olabileceklerini kendim mi farkettim, yoksa bunu bana bazen
usulca,
bazen sabırsızca, sözleriyle kadınlar mı öğretti şimdi tam
çıkartamıyorum.
Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen,
bunların "açıkça" söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin
değerini düşüreceğine inanan kadınların niye isteklerini düpedüz
söylemedikleri ise erkekler için hep bir sırdır.
Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan
erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep
utanırlar.
Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak
odası
olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat
gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine
kapılıp tedirgin olurlar.
Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken "mahrem
şeylerdir, kadınlar ise bunu hayatın her anında yaşanması gereken bir
şey
olduğunu düşünürler.
Hemen hemen hepsi gizli bir "derebeyi" olan erkekler, kadınların her
isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı hatta bir hakaret
görürler.
Erkeklerin bekledikleri, kadınların "üşümeleri" ya da "acıkmaları"
değil,erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden
geçmiş
bir aşka kapılmaları ve bu aşkı taleplerini dile getirmeyerek
göstermeleridir.
Galiba o yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını
alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten ve erkek
yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar "üşümeye" başlarlar.
"Benim uykum geldi" dediğinde erkeğin onla beraber yatmamasını, perhize
başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona
sevdiği
yemekleri almasını "düşmanca" bulmaya koyulurlar.
Artık erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun
Sözlerinde ve davranışlarında "sevgisizlik" işaretleri tek tek
saptanır. Ve
o gizli dil daha sık ortaya çıkar.
Kendilerinden yakınırlar önce, "çok şişmanladım," "çok yaşlandım," "çok
çirkinleştim,"bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine,
ne
yapacaklarına bakarlar.
Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o
anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmemelerinden ya da
sevilmemelerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.
Baştan savma verilecek her cevap, kadının öfkeli tepkisini hakeder.
- Yoo, hiç de şişmanlamadın, iyisin, biraz kilo aldın belki ama önemli
değil.
Bu yakınmalar onlara manasız ve çocukça gelir çünkü...
Kadınlar ise sinirlenmeye başlarlar.
- Sen beni eskisi kadar sevmiyorsun.
Bunun cevabı elbette, "nerden çıkardın bunu, tabii ki seviyorum"
değil, sıkı bir sarılış ve iyi bir öpüşmedir.
Bir şeylerin yanlış gitmeye başladığını gören erkek ise, güzel bir
hediye almanın ya da daha kestirmesi "biraz para vermenin" zamanı
geldiğini
düşünür.
Onun için sorunun tedavisi öpüşmede değil paradadır.
Kabul etmeli ki, kendi değerini, gizliden gizliye kendine verilen
parayla ölçmeye yatkın kadın için yapılacak "fedakârlığın" miktarı
bir zaman işe yarar, kadın, "salağın" duygularını böyle ifade etmeye
çalıştığını anlar.
Erkek ise, o düz vahşeti ve insafsızlığı ile"ağlıyorsa biraz para
ver," çözümlemesini benimser. Ama hediyelere ve paralara çabuk
alışılır,
sarılışların ve öpüşmelerin özlemi yeniden başlar.
Kadın "üşür." Son bir iki deneme daha yapar, bazen güzelliği ve
cinselliğiyle, bazen sinirli çıkışmalarıyla, erkeğe "üşüdüğünde ona
sarılınması gerektiğini" bir daha öğretmeye uğraşır.
Kadın ya kadere rıza gösterip teselliyi hediyelerde, parada,
çocuklarında,kendisine sağlanan güvende aramaya razı olur ve arada
sırada
tutan "ben çok yalnızım" yakınmaları ve ağlama nöbetleriyle hayatını
sürdürür ya da "üşümeye" fazla dayanamayıp, "sarılmasını bilen" biri
var mı
diye
etrafa bakınmaya koyulur.
"Sarılmasını bilenler" bu sapaktaki kadınları keskinleşmiş
radarlarıyla hemen bulurlar. Bir vakit işler iyi gider. Ama sarılmasını
bilenler de bir süre sonra kaçınılmaz erkekliklerine geri dönüp, üşüyen
kadına, üstüne bir hırka almasını söylerler.


alıntıdır...
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.