You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR

Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR

Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
' yazdı:15 Haziran 1957 yılında Yozgat’ın Köçekkömü köyünde, evin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailesi tarafından Süheyla ismi verilir. İlkokulu köyündeki okulda başarılı bir şekilde tamamlayan küçük Süheyla, çok istemesine rağmen ilkokuldan sonra okula gönderilmez.
1971 yılında ailesi Yozgat’ dan Ankara’ ya göç etmeye karar verir ve Ankara’nın Mamak ilçesinde bir arsa1 satın alırlar. Buraya yapılan evde yeni yaşamlarına başlarlar.
1973 yılında evlenir; bu evlilikten Gazi ve Selver adında iki çocuğu dünyaya gelir. Evin neşe kaynağı olan bu küçük çocuklarla birlikte büyüyen aile, Ankara’nın fakir insanlarını kucaklayan tepelerinden birine yapılmış bu gecekonduda, mutluluğun ve acının birarada olduğu “hayata” devam ederler.
Aslında herşey normaldir, kendisi ev işleriyle uğraşmaktadır, eşi çalışmakta, Gazi ise çoktan okula başlamıştır. Ama bir süre sonra, anlam veremediği bir takım olaylar meydana gelmeye başlar, evin içinden, dışardan, çatıdan, kapıdan gelen bazı sesler duymakta ama bunları kimseyle paylaşamamaktadır. Ta ki 1982 yılının 10 Kasım sabahı, saat 05:30’a kadar…
Bu olayı Zöhre Ana, “Cemden Gelen Nefesler” adlı kitabında, şu şekilde anlatmaktadır:
“Ailemde ve çevremde kesinlikle ne dedelik, ne ebelik mevzuu vardır. Ne de hacılık, hocalık... Ben bunları hiç görüp öğrenmedim… 1982 yılında tam 10 Kasım günü ilk belirti başladı. Perşembe günüydü. Saat 16.00 - 17.00 sıralarıydı oğlum okuldan gelmişti. Ona ders çalıştıracaktım. Tam lambayı yakarken birkaç günden beri duyduğum, ama kimseye söyleyemediğim sesleri duymaya başladım. Sanki içerde biri vardı. Ama göremiyordum. Aramaya başladım. Lambayı yakarken her yanı yeşil duman kapladı. Ben evin içinde nur olduğunu bilmiyordum. Nuru görüyorum, ama evi de görüyorum. Soba çok yanıyor diye koşup kucakladım. Soba yerindeydi. Beni yakmadı. Birden anladım. Bir besmele çekip iki dizimin üstüne oturdum. O nur, duman olup gökkuşağı gibi renklerle duvarlara serpildi. Soba yerindeydi, çocuklarım hayretle bakıyordu. Kendimi toparladım. Onların yemeğini verdim...
Aynı gece, yani perşembe gecesi sabaha karşı 05:30 sıralarıydı. Hatta saatime baktım. Unutamıyorum. Tam Beşi yirmi geçiyordu. Yine uyandım. Evin içinde olduğumun farkındayım, ama Hacı Bektaş-ı Veli dergahı olduğunu da görüyorum, evdeki masayı da görüyorum. Bir taraftan da bir dergah görüyorum. Masayı tutuyorum. Demek ki rüya aleminde değilim. O anda bir mübarek başıma dikildi. bana bir lokma verdi. Hurma sandım, meğer et lokmasıymış. İki parça yedirdiler. Beni semaha gönderdiler. Kırklar Semahı’na. İsmini söyledi. ‘Bana Gül Baba derler, ama asıl ismim Yusuf Ziya’dır’, dedi. Ben de ‘Peki dedim, Hacı Bayram’daki, yani Camideki evliyalar kim?’ diye sordum. Orada yatanların Mürşid-i Kamil, Kamil-i Mürşid-i Veli olduğunu söyledi. Diğerleri gelsin, kendilerini sana kendilerini tanıtsın dedi. Der demez kayba girip kayıp oldu. Kendimi toparlayıp kalktım. Beyimi uyandırdım, anlattım. Önce anlayamadı. Ama yatar yatmaz Gül Baba yine geldi;
‘Sen dünya çapında duyulup yayılacaksın. Sevenlere, sayanlara, darda kalanlara, biz buraya dergâh açıyoruz. Gelenlere de şifa vereceksin’ deyip yine kayboldu.
Sabah kalktığımda sevinçten vücudumda bir dinçlik, o zamana kadar yaşamadığım bir hafiflik hissettim. Sonra aile yakınlarıma, anneme, babama ve kardeşime de anlattım. … Onlar kuşku içinde benim hasta olup olmadığımızı gözlerken, bende ufacık bir baş ağrısı, diş ağrısı göz ağrısı bile yoktu. Hiç kaşıntım kalmamıştı. Eski günlerimden daha rahattım, Üstelik iki üç günde bir sabaha kadar beni uyutmaz oldular. Hoca, minarenin 05:30 ‘unda okurken, gerçekler de dersten çekilirlerdi. Böyle bir ay devam etti …
Bir ay sonra, bir dua öğrettiler. İsmim Ali Ekber, diyen biri öğretti. İsmail Peygambere Allah’dan kurban indiğinde, babası bıçağa yatırdığında bana öğretilen dua ile tekbirlenmiş. Kendini de ‘Babamın adı Hazreti Hüseyin anamın adı Hüsniye, ben Muhammed’in torunuyum. Bundan sonra sen bize kavuştun. Öğrettiğim duayla baban da senin kurbanını alıp kessin. Artık dersleri biz vereceğiz’ dedi. Sabah kalkıp babama o duayı öğrettim... Kurban kesilirken bunun üç defa tekrarlanmasını istediler.
"Bu dediğim 1982 yılı Aralık ayının son günleriydi. Kurbanı kestik. Etini dağıttık. Komşular, akrabalar kendi aralarında bu kurbanın sebebini aramaya başladılar. Ben eskiden çarşıya pazara çıkarken, çıkmaz oldum. Asıl merak ettikleri bendim. Her şeyden çekildim ve 1984 yılının ocak ayını buldum..."2

Artık o “Gelin Süheyla” değil; tüm dünyaya şifa elini sunan, dertlere derman yaralara merhem olan, Muhammed Mustafa - Aliyel Murteza’nın sesini, nefesini duyuran, bâtın âleminin ateşinin dumanını bu dünyada tüttüren tek yaşayan “Pir”, “Zöhre Ana”dır.
Zöhre Ana, bir yandan ziyaretine akın akın gelen insanların dertlerine derman olurken; diğer yandan da ummanlarda Pirlerden ders alır. Bu Pirler kendilerini Zöhre Ana’ya tanıtıyorlar, verdikleri derslerle, bâtın ve zahir alemlerinin gerçeklerini bildiriyorlardı.

O Haktan gelen bir ışıktı ve ışıktan rahatsız olanlar da vardı…
Sayısız insan şifayı Zöhre Ana’dan bulurken; bazıları da bu ortamı içine sindiremeyip resmi makamlara şikayetlere başlamışlardı. Bir dönem alıp başını giden bu şikayetler, Zöhre Ana’nın evliyalığına inanamayan, kerametini görse de kabul etmeyen insanlar –ki bunlar yakın çevresindeki insanlardan başkaları değildi- tarafından yapılıyordu. Bu şikayetler sonucunda, ziyaretine gelen insanlar ona ulaşamaz olmuşlardı. Kapısına kilit vurulmamıştı ancak gözle görülen bir engelleme de vardı:

“POLİS GÖZETİMİNDEKİ SARALI" 3
Sultan Kaya’nın tam yanından ayrılacağımız sırada, “Siz asıl benim görümcemin başına gelenleri dinleyin” dedi. Durdum :
- Nerede görümceniz ? Neler geldi başına ?
Sultan Kaya anlattıkça olayın gerçekten çok ilginç olduğu ortaya çıktı :
- Görümcemin adı Esma Aslaner. Geçen yılın başındaydı. Eve geldim ki, amanın... Görümcem kaskatı yatıyor. Elleri kenetlenmiş, bacakları iki kuru ağaç dalı gibi. Aç açabilirsen... Hemen yardım istedim. Sekiz on kişi bir otombile zorla yerleştirdik. Zöhre Ana’ya götürdük. Ama içeri almadılar.
- Neden? O durumdaki bir hastayı neden almadılar?
- Polis yasaklamış. ‘Alırsak biz suçlu duruma düşeriz’ dediler. Görümcemle birlikte hemen Karakola gittim. Bir polis istedim. Polisler çok kızdı.
‘Böyle bir kadına nasıl inanıyorsunuz?’ diye bağırdılar bana.
- Sonunda hastaneye mi gittiniz ?
Sultan Kaya başını iki yana salladı :
- Hastaneye değil... Yine Ana’ya döndük. Ama, binbir güçlükle...
Bana bağıran polise, ‘Sana ne, ben inanıyorum. Bırakın da içeri alsınlar bizi’ diye bağırdım. Bağırmaktan geçip yalvardım. Onlar da hastaneye gitmemizi istediler. Görümcemin zaten hastanelere gidip geldiğini söyledim, etmeyin eylenmeyin diye yalvardım. Karakol görevlisi amirlerinden izin alınmasını istedi. Evine gidip kaldırdım. Durumu gösterdim, anlattım. Benim karakola dönmemi, telefon edeceğini söyledi.
Karakola döndük, yine oyaladılar.
Sultan Kaya olayı yeniden yaşar gibi heyecanlandı :
- Polislere, ‘Görümcem saldırırsa, camları kapıları kırarsa suç sizin olur’ dedim. ‘Nereye giderseniz gidin ’ dediler. Ben döndüm amire, yeniden yalvardım. ‘Zöhre Ana’ya girmeyi yasaklamışsınız, şu haline bakın. Polis olmadan kapı açılmıyor, bana yardım edin’ dedim. Bize bir polis verdi. Karakoldan tam ayrılacağım, biri ‘Sen Alevi misin?’ demez mi? Kızdım, başladım bağırmaya, ‘Alevi olursam ne var bunda? Bundan size ne ? Zöhre Ana alevi sünni ayırım yapmaz ki, bunu soruyorsunuz’ dedim. Başladılar ağzımı yoklamaya. ‘Size alevilik için neler diyor ?’ diye sordular. Neyse, tam iki saatimiz böyle geçti. Sonunda bir polisle Ana’nın kapısına geldik.
Yasakçı anlayışı pek kavrayamadığım için, hayretle dinledim:
- Peki, dedim, polis, sizinle birlikte mi girdi içeriye?
- Ne içeri girmesi ağabey... Ötekiler adama tembih üstüne tembihte bulundular. ‘Sakın içeri girme, taviz verme’ falan... Neyse, biz girdik ya, önemli olan buydu. Girdik içeriye ve Ana biraz su istedi. Okuyup birazını içti. Kalanın görümcemin ağzından akıttı. Ağzını iki kişi zorla araladık. Allah seni inandırsın ağabey, beş dakika geçti geçmedi, görümcem kalkıp dizine yaslandı. Donduk kaldık.
- Kimin dizine?
- Zöhre Ana’nın dizine... Mübarek de ‘ Senin bir yakının mı öldü ? diye sordu. Görümcem, kocasının öldüğünü, o sırada yüzüne bakınca çok korktuğunu söyledi.
- Yani, o korku yüzünden mi sara hastası olmuş?
- Sultan Kaya şunları anlattı:
- Zöhre Ana ‘Ölülerin ruhu çeker, bu yüzden sara hastalığı kapmışsın. Bir yere de besmelesiz basmışın’ dedi. Yeşille yeniden silip pençesini çaldı. Görümcem hemen ayaklandı. Rengi yerine geldi. Düzelip yürüdü. Dışarı çıktık, polis memurunun ağzı açık kaldı.
- Polis korktu mu yoksa?
-Korkmadı. Çok saygılıydı. Ama şaşırmıştı. Hep birlikte karakola gittik. Arabadan indik. Görümcemi yürürken gören diğer polisler hem kızdılar, hem hayrete düştüler. Bazıları ‘Madem ki böyle, çocuklarımızı hiç okutmayalım, doktor yapmayalım’ dediler. Ben de, ‘Siz Zöhre Ana’yı tanımıyorsunuz, o üfürükçü ve hurafeci değil, Atatürkçü’ dedim, Her Türk çocuğunun okuyup yükselmesini istediğini söyledim. Sonradan, bu karakol polislerinden bazılarının da yakınlarını Ana’ya götürüp şifa aradıklarını duydum…
…Saradan kurtulan Esma Aslaner şimdi Siteler’de bir pastanede çalışıyor. Sağlıklı ve mutlu...”
Zöhre Ana, 19 Nisan 1990 tarihinde TBMM Başkanlığına verdiği bir dilekçe ile yapılan baskılardan duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirir:
“ Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ankara Valiliği ve Cumhuriyet Savcılığı
7 - 8 yıldan beri bir ilhamla bilincime ulaşan duaları, kendi inançlarıma göre bana başvuran, ziyaretime gelen insanlara aktarıyorum. Yani, onlara dua okuyarak yardım etmekteyim. Kendilerine dua etmek için hiçbir kimseye çağrıda bulunmadığım gibi, herhangi bir şekilde şahsımla ilgili bir propaganda da yapmış değilim. Ayrıca maddi çıkarı hiç düşünmedim. Ve bana gelenlerin bu tarz taleplerini devamlı reddettim. Ben her şeyden önce Türk olup, bu ülkenin bir vatandaşıyım. Bu ülkenin ve Türk Ulusunun birlik ve bütünlük içinde bulunmasını huzurlu ve güvenli olmasını, insanlarımızın gerçekten birbirlerini sevmelerini dileyen bir insanım. Ayrıca, bölücülüğe, hurafeye ve çağdışı düşüncelere tümüyle karşı olan bir kişiyim. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzurunu, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, ATATÜRK Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir, hükmünün yer aldığı Anayasa’nın ikinci maddesindeki esaslara ve unsurlara inanan, bağlı bulunan bir kişiyim. Bugüne kadar çeşitli amaçlarla birçok art niyetli insan tarafından Emniyet’e ve diğer ilgili mercilere de şikâyet edildim. Sürekli olarak Ankara Emniyet Müdürlüğünün gözetim ve denetimine tabi tutuldum. Bu olumsuzluklardan kurtulabilmem ve “Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir” diyen Anayasa’nın 19. maddesindeki hükmünden : ‘Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulmaz’ diyen Anayasa’nın 20. madde hükmünden faydalanmak istiyorum.
Üfürükçülük yaptığım ve menfaat karşılığı olarak şifa dağıttığım, peygamberliğimi ve evliyalığımı ilan ettiğim gibi birçok isnatlarla müteaddit defalar Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Siyasi Şube Müdürlüğü’nce hakkımda tahkikat yapıldı. Açılan davalar sonunda, Ankara Altı, Yedi ve Dokuzuncu Asliye Ceza Mahkemelerinde beraat ettim. Birinde, Ankara Dokuzuncu Asliye Ceza Mahkemesindeki dava reddedildi. Şimdi ise mezhep propagandası yaptığım şeklinde bir ithamla karşı karşıya bulunmaktayım. Mahkeme kararından da anlaşılacağı üzere ne Türk Ceza Kanunun 163. maddesine, ne de 677 sayılı kanuna muhalefet ettim. Hakkımda yapılan iddiaların, birer isnat ve iftira olduğu her defasında adalet makamlarınca kanıtlanmıştır. Yukarıda izah ettiğime dayalı olarak, Anayasa’nın insan hakları ve hürriyetleri için sıralanmış olduğu maddelerden faydalanmak istiyorum. Devamlı emniyet görevlileri tarafından yapılan denetim ve takipten ailem ve çocuklarım huzursuz olmuşlardır. Dilekçem ekinde sunduğum mahkeme kararına istinaden gereği için, sorumlular hakkında gerekli yasal işlemin yapılması ve önlenmesi hususunu saygılarımla arz ve talep ederim.”4

Tüm olumsuzluklara rağmen Zöhre Ana Haktan aldığını halka vermeye devam eder. Kurduğu vakıf aracılığıyla muhtaç insanlara el uzatarak onları okutur, düğünlerini yapar, giyecek ve yiyecek yardımlarında bulunur, tiyatro, folklor, semah, koro, bağlama kursu gibi etkinliklerle gençlerin bireysel ve toplumsal gelişimlerine katkıda bulunur, inancımızı bugüne taşıyan Pirlerin Türbelerinin bakım ve yenilemesini yaptırır…
27 yıldır bıkmadan usanmadan insanlara maddi ve manevi desteğini veren Zöhre Ana halen de bu desteğini sürdürmektedir.
Keramet arayanlara en büyük kerameti ise 72 millete bir nazarla bakıp onları Allah – Muhammed – Ali dergâhında tek bir çatı altında toplamasıdır.
Dipnot:
1-Zöhre Ana, Hak sırrına erdikten sonra bu arsada İmam Üseyin’in torunları olan Küçük Battal Gazilerin (Hıdır ve İlyas’ın) türbelerinin bulunduğunu bildirmiştir.
2-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.87
3-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.228
4-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.12




Bir alevi sitesinden alıntı
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
' yazdı:Konu belki çok uzun ama okumaya değer.
Sizce kimdir zöhre ana?
Alevilikle ilgisi varmıdır.
Yanına gideniniz varmı.
Açıkçası çok meark ediyorum bu zatı.


Bir alevi sitesinden alıntı
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
' yazdı:Annemi yanına götürmüştüm bence para tuzağı onlar.Yok elma 5 tl yok başörtü veriyor 25 tl ne diyim zöhre anayı fazlatanımadığımdan bi yorum yapamıyacam ama yanındaki kişiler insanları sömürüyorlar



Bir alevi sitesinden alıntı
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
' yazdı:ortaokulu bitirene kadar ankarada oturduk bu süre zarfında bedenimde anlayamadığımız yaralar çıktı doktorlara götürdü annem beni ilaçlar kullamdım bir yararı olmadı daha sonra zöhre anaya gittik baya bir nazar olduğunu söledi okudu dışardaki suyla yıka dedi yaraları inanamadım anında hepsi patlamaya başladı yani başımdan geçen gerçek olay ben inanıyorum zöhre anaya hatta yeşil bezi vardır bende


' yazdı:bende gittim ve sahit oldum geneldede cocugu olmayanlar gidiyor iki elma alip geliyorlar birini bayan birinide kocasina yedirtiyor okuduktan sonra ama elmalari bütünüyle yiyeceksin yani cekirdegini ve sapinida yiyeceksin ondan sonra söylüyor neyi olacagini ayni zamandada isminide veriyor inanmasi gercekten zor ama benim bildigim dört aile var ve hepsininde erkek cocugu oldu zöhre ananin dedigi gibi isimlerinide koydu verdikleri isimlerde hep alevi isimleri


' yazdı:Bende böyle bir aile tanıyorum.
kendileride aynen böyle anlatmıştı.


' yazdı:sevgili hemşehirlilerim.zöhre anaya yıllar önce gittim.yalan veya doğru diyecek değilim.fakat benim köylümde yıllarca çocuğu olmadı aynen denildiği gibi oldu.yine bir akrabam çok ağır depresyona girdi.doktor bana "bu iyileşmez ve 10 yıl içinde ölür"demesine rağmen 16 yıl oldu ve ilaçlarla iyi durumda.benim inancıma göre inanç çok önemli.inanmak olayın yarısıdır.sevgilerle.


' yazdı: Değerli arkadaşlar bu konu da bir şeyler söylemek için oldukça dikkat etmemiz lağzım.Farkında olmadan yanlış yönlendirmeler yapabiliriz. itikatli olmak inanmak güzel ama 21.yy eşiginde fenden ,bilimden yararlanmanın önemini ihmal etmemek gerekiyor diye düşünüyorum. zöhre ana alevi kökenli bir gönül insanı, sonuçta bir insan onu olağan üstü gösterirsek hem öğretimize hem de uzun vade de ondan medet uman kişilere zarar veririz diye düşünüyorum. Bu sefer de yarın bir başkası kalkıp; siz zöhre ananız dan yardım görüyorsunuz biz de falancı şeyhten hocadan medet alıyoruz der ve bizimde diyenlere karşı söyleyecek sözümüz kalmaz. Değerli arkadaşlar aklın yolu ilimdir fendir bunun dışında kurtarıcı aramak cehalettir. saygılarımla....



' yazdı:bu konu da söyleye bileceğim tek şey var.tıbbın umudunu kestiği hastaları iyileştirebir.bu bir sır değil.
buda bilimsel yolla açıklanabilir.




' yazdı:O zaman sen bize açıklarmısın şükrü Wink
Ama bir gerçek varki şifa bulan çok artık inanç mı yoksa başka bir güç mü bilmiyorum...





Bazıları inanıyor canlar bazıları dalga geçmeye çalışıyor diger inananlarla dalga geçcem diye dalgada bogulcaklar...
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
' yazdı:İnmasınız bile İnanlara saygı duymanız gerekir.


Bu can haklı inanmıyorsunuz madem saygı duyun laf söylemeyin [url=javascript:emoticon(':x')] [Resim: www.zohreanaforum.com] [/url]

' yazdı:ben kendisinin adını daha once duymustum ama hakkından bir fıkrım yoktu okuduklarım karsınsında da hayete düştüm


' yazdı:O zaman sen bize açıklarmısın şükrü [Resim: wink.gif]

' yazdı:Ama bir gerçek varki şifa bulan çok artık inanç mı yoksa başka bir güç mü bilmiyorum...

' yazdı:dünya üzerinde özel güçleri olan bir çok insan vardır.aslında her insanda var ama her insanda açığa çıkmaz her insan bu gücü keşfedemez kullanamaz.bu durum insan beyninin kimyasıyla ilgili bir durumdur.yani insan beyninin çok yuksek frekanslar yaydığı bilinir.bu güçler kişiden kişiye farklılık gösterir.
özellikle uzak doğuda bu uzun yıllar süren eğitimlerle öğretiliyor.örneğin bir kobra yılanı bu eğitimleri almış birini ısırıyor ve bu insan zehrin vücüdünda yayılmasını hiç bir müdahale yapmadan beyin gücüyle saatlerce engelliyor.oysa normal bir insan beş dakikada ölür.tıp bunu açıklayamaz çünkü beyin tıbben bilinmeyen bir organdır.
bu konuyla ilgili iyileşen ve iyileşmeyen insanlarla ilgili şunu söyleye bilirim.
örneğin biri seni iyileştireceğini söylüyor ve sende ona inanıyor ve beklenti içine giriyorsun o zaman senin beynin alıcı oluyor ve vericinin sana yolladığı pozitif enerjiyi alıyorsun ve beynin değişik reaksiyonlar gösteriyor iyileşiyorsun ancak sen buna inanmaz isen beynin kendine bir duvar örer sen farkında değilsindir ama hiç bir frekans beynini etkilemez.bu durumda boşuna gitmiş olursunve iyileşmezsin.
bu gücünü kollanan çok insan tanırım örneğin;yıllar önce bir tanıdığım iki kez kanseri yendi.ona sen kansersin denildiğinde ''nedir o bir hastalıkmı yoksa kanlı bir konservemi''derdi.
batı dünyasının yeni trendy bu bizim olan bu sofistike gücü onlar her alanda kullanıyorlar.
dünyada inandığını yaşarsın.inandıkların senin gerçeğindir.milli piyangoda büyük ikramiye kazananların %90 nı 3 yıl içinde eski ekonomik durumlarına geri dönerler .neden biliyormusunuz çünkü onlar zengin olduklarına inanamazlar.the secret da bunu anlatan bir kitaptır.
araştırma yapamadım ama geçmiş bilgilerimle açıklamaya çalıştım.



' yazdı:Değerli canlar öncelikle merhaba, bu güzel forumu kuran arkadaşlarımın ellerine, emeklerine sağlık.
Bahadunluyum ben.
Zöhre Ana konusu ilgimi çekti. Bu konu başlığını açan Özkanbeydilli yönetici arkadaşımı kutluyorum.
Zöhre Ana'yı tanıyan, bilen ve seven bir insanım.
"Reklamı yapılıyor" tarzında bir eleştiri gelmemesi için çok fazla birşey yazmak istemiyorum..
Zaten kendisinin kişisel bir internet sayfası ve bir forum sitesi mevcut.
Zöhre Ana hakkında bilgi edinmek isteyen canların bu sitelere gözatmaları yeterli...
Yönetici arkadaşlarım Zöhre Ana ile ilgili olarak merak ettikleri özellikli bir konu varsa bana e-posta yollayabilirler... Bilgim dahilinde yardımcı olurum. Ayrıca kendileri ile tanışma şansımız olur, sevinirim...
Sevgi ve saygılarımla...






' yazdı:sevgili arkadaşlar (hikmet hariç)
Zöhre Ana'ya inanan,onu çok seven biri olarak yazıyorum..
İnanmayan canların hepsini saygıyla selamlarım..Amaaa ; böyle şuursuzca bilip bilmeden iftira atanlarıda,yüceler yücesi COGİ BABAMA ısmarlarım o hakkından gelmesini çok iyi bilir..
gel gelelim bu asılsın iftiralara !!..
Bir kere başörtüsü satıldığı külllii yalan..kökü yalan..
Zöhre Ana başörtüsü satsa bir defa kendisi başına takar..Ama kendisi çağdaş ve modern bir görünüşe sahiptir..
Bu böyle biline sevgili canlar..
ister internet aleminde isterseniz reel alemde güzel güzel size Zöhre Ana'yı anlatabilirim..Lütfen klavye erkekliği yapmayalım !!..
saygılar sevgiler..(Sana yok hikmeeett
[B]

' yazdı:[QUOTE=][B]sevgili arkadaşlar (hikmet hariç)
Zöhre Ana'ya inanan,onu çok seven biri olarak yazıyorum..
İnanmayan canların hepsini saygıyla selamlarım..Amaaa ; böyle şuursuzca bilip bilmeden iftira atanlarıda,yüceler yücesi COGİ BABAMA ısmarlarım o hakkından gelmesini çok iyi bilir..

gel gelelim bu asılsın iftiralara !!..
Bir kere başörtüsü satıldığı külllii yalan..kökü yalan..
Zöhre Ana başörtüsü satsa bir defa kendisi başına takar..Ama kendisi çağdaş ve modern bir görünüşe sahiptir..
Bu böyle biline sevgili canlar..
ister internet aleminde isterseniz reel alemde güzel güzel size Zöhre Ana'yı anlatabilirim..Lütfen klavye erkekliği yapmayalım !!..

saygılar sevgiler..(Sana yok hikmeeett)


[kardeşim demişsin başörtüsü satılması yalan bak kardeşim ben zöhre ana hakkında bir yorum yapamam çünkü bu ayıptır yanlıştır ama etrafındaki bir kaç kişinin sattığının senden iyi biliyorum yani bence etrafındaki bir kaç kişi zöhre ananın ismini kullanareak menfat sağlıyorlar
[/B]




' yazdı:hani bu özel helikopteri olan yalısı olan labirntli odaları olan kapısında mersedesleri olan havuzu olan savunası olan zöhre anadanmı bahsediyorsunuz çok ilginç bir konu SadSadSadSadSadSadSadSadSad





okuyun sevgili canlar özellikle sonuncu ilgimi çekti güldüm[url=javascript:emoticon(':girlhaha:')][Resim: www.zohreanaforum.com][/url][url=javascript:emoticon(':girlhaha:')][Resim: www.zohreanaforum.com][/url]
Neden ben bu saydıklarını göremiyorum ne diyecegini bulamamış
[Resim: 7666useyin.jpg]
Son Düzenleme: 02/08/2009, 18:19, Düzenleyen: yabangülü.
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
[quote=yabangülü]

Alıntı:
hani bu özel helikopteri olan yalısı olan labirntli odaları olan kapısında mersedesleri olan havuzu olan savunası olan zöhre anadanmı bahsediyorsunuz çok ilginç bir konu SadSadSad



[quote]





Bir kere, karşındaki değil evliya normal bir insan bile olsa görmediğin,bilmediğin biri hakkında bu denli iftira atıp karalayamazsın.Yazıklar olsun ki kulaktan dolma boş laflarla,karalıyorsun Zöhre Ana'mızı.Keşke bu kadar gereksiz yazıyı yazmaya zaman ayıracağına gidip bir görseydin,yazdığın yazının gerçekten doğru olup olmadığını anlasaydın.17 yıldır gidip geliyoruz hemde yılda kaç kere biz neden göremedik acaba helikopteri,havuzu,saunayı,mersedesleri.Allahtanki Ankara'da deniz yok ,yoksa yatları,kotraları,feribotları olan diye yazardın.

Birgün ama mutlaka birgün tanıyacaksınız Zöhre ANA kimdir ama çok yazıkki dönüşü olmayan yola girmiş ve hesabınızda kesilmiş olacak.Hesabı alanı görünce kafanız DANKKK edecek....
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Posting Freak
Zöhre Ana - Sayfa 2 - Genç İMRANLILAR
Alıntı: aklın yolu ilimdir fendir bunun dışında kurtarıcı aramak cehalettir.

[FONT=Lucida Sans Unicode] Demiş birisiSmile... Peki sen ilmin anlamını biliyor musun arkadaşım? İlim demek Hak kapısı demek, İlim demek Mürşit demek, İlim demek Allah'ın yolu demektir... Zöhre Ana "Allah'ın elçisiyim." diyor. Allah'ın elçisi olan birisinin yolundan gitmemek mi cehalettir gitmek mi? Bunu da sen çöz Smile Smile Smile
Bizim yolumuz insanlık yoludur.
Zöhre Ana


İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.