Cumhuriyetin 88 yılını kutlarken bu gerçekler acı veriyor insana.
ATATÜRK YAŞIYOR...
Atatürk her zaman yaşıyor, işte bazı kafalar bundan hala rahatsız nedense, çünkü onun açtığı ve miras olarak bıraktığı aydınlık yolda, çağdaş devrimlerden haz duymayanların onu öldürmek adına yaptıkları ortada değil mi?. Ama şu gerçeği hala anlamak istemiyorlar nedense. Atatürk bu ülkenin yeniden var olmasında tarih yazmış bir deha, kimse onun yerine kendisini koymasın. Uluslararası gösteri seyahatleri yaparak resim vermek, kendi siyasal gelecekleri adına açıklamalar yapıp ülkeyi çok tehlikeli bir dönemece sürüklemek siyaset değildir. Savaşmayan, tarihe mal olmayan, devrimlere imza koymayan, yıkılan-yok olmaya doğru sürüklenen bir koca imparatorluğa yeniden diriliş ve savaşma hırsı vermeyen kimse, kendisine ben Atatürk´üm demesin. Atatürk olmak kolay değil, onun resimlerini yavaş yavaş indirip mahsenlere koyanların şimdi bakan olduğu bir ülkede kimse kendisini onun yanında göstermesin, resmini bile yanına asmasın. Çoğu lider bozmasının benzemeye çalıştığı, ama yüzüne gözüne bulaştırdığı Atatürk ve Cumhuriyet, onun olmadığı bir 88 yıl sonra yeniden öksüzlüğü yaşayarak kutlandı. Zamanla tüm değerlerin bir bir ardı sıra yok edilmeye çalışıldığı çağdaş cumhuriyetin Türkiye´de artık anlamı kalmayacak, onun çağdaş anlayışını yansıtan devrimleri artık sessizce yok edilecek, belki de cumhuriyet birgün bayram olarak kutlanmayacak.
UNUTTURULANLAR, SAKLI KALANLAR
Küba´nın devrimlerine sembol olmuş bir isim CHE GUEVARA, 1967 yılında Bolivya´da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından, Atatürk´ün Büyük Nutku´nun çıktığını... FİDEL CASTRO´nun 12 Mayıs 1961 tarihinde Havana´da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir´den ABD´nin bilgisi olmaması şartıyla Atatürk´ün "Büyük Nutuk"unu istediğini ve "Devrimci M. Kemal Atatürk varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar" dediğini... MAO´nun 1935´teki uzun yürüyüş öncesinde Şangay Meydanı´nda toplanan yüzbinlerce Çinliye seslenerek, "Ben Çin´in Atatürk´üyüm dediğini... Yunan Başkomutanı Trikopis´in hiçbir baskı altında kalmadan her cumhuriyet bayramında Atina´daki Türk Büyükelçiliği´ne giderek Atatürk´ün resminin önüne geçip saygı duruşunda bulunduğunu... General MC ARTHUR´un en zor, buhranlı günlerinde tüm danışmanlarına, senatör ve bakanlardan oluşan çalışma grubuna, "Şu anda hiçbirinizi değil, sadece büyük istidadı ile Mustafa Kemal´i görmek için neler vermezdim" dediğini... 1938´de Ata´nın ölümünde tüm İran adına Tahran´da yayınlanan bir şiirde "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse, başına kutsanmış Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini... Ve daha da ötesi AB için her türlü yalakalıkların en şatafatlısını yapan, çıkarı için milli değerleri yabancıya pazarlayan milli ruh yoksunları tarafından "2006 Uyum Yasaları" gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiği, ´NİETSCH´ mantığında yaratılmış bu cahil toplumu gerçeklerin gerisinde bırakarak cumhuriyeti değil, ´Ilımlı İslam modelini´ var saymak CUMHURİYETE vurulan bir darbedir...
DIŞ BORÇ VE CARİ AÇIK
İngiltere´de yayınlanan The Guardian gazetesi, doğu ile batı arasında sıkışıp kalan bir Türkiye´den söz ederken,"Bir türlü beklenen reformlar yapılmıyor, Türkiye hızla AB´den uzaklaşıyor" deniliyordu. Buna karşılık hala gelişimden kalkınmadan söz edenlerin 75 milyar dolar cari açık ve 232 milyar dolar dış borcun olduğunu saklamanın ya da bunu farklı yansımalarla örtmeye çalışmanın sonucunda ülkenin nasıl bir tehlikenin içinde kalacağını bilmiyor. Başbakan, "AB bir Hıristiyanlar kulübüdür. Türkiye´nin bu birliğin içinde olmasını istemiyorum" diye açıklama yapmadı mı?.. Şimdi çıkıp da tüm Batı´ya kafa tutuyor. "Bizi neden almıyorsunuz?" diyen Başbakan yanlış bir dış siyaset anlayışı içinde olduğunu ne zaman anlayacak acaba?.. Türkiye´nin Başbakanı, dünyaya yansıttığı kaybedilmişliğin verdiği kızgınlıkla olmadık hataların içinde kaldığını bildiği halde, bunu yanlışların getirisinde öfkeye dönüştüren açıklamalarla var olan saygınlığı da yok ediyor. Türkiye bugüne kadar 9 yılda hep yanlış dış politikaların içinde oldu.
Arap baharı adıyla sergilenen komedi, ardından başbakanın kendi siyasal geleceği adına, kendi zihniyet anlayışı adına verdiği resim de Türkiye´ye bir şey kazandırmayacak. Türkiye şimdi iyice tıkandığı siyasal çarkın içinden nasıl çıkıp da AB´ye bağlanacak bilmiyorum. Sen bir zamanlar kin ve öfke kustuğun bu birliğe şimdi kurtulmak adına sarılmaya çalışıyorsun, ama önce yapılması gerekenler yapılmalı. İnsan hakları, eşit haklar, insanca yaşam hakkı, özde demokrasi, yargı bağımsızlığı, yüzlerce insanın neden tutuklu kaldığının açıkca gösterilmesi, TSK´nın toplum karşısında kaybettiği itibarının yeniden verilmesi, düşüncelerinden dolayı yargılanan, hapsedilen insanların haklarının sağlanması. Sanata bilime sanatçıya olan saygının var olması, kısaca konuşan, ama korkmadan konuşan bir Türkiye inşa edilmeli.
Şimdi yeni Anayasa hazırlanacak. Dilerim AKP kendi anlayışını yansıtan bir değişimde ısrarlı olmaz. Ama hala siyasal zeminde çözüm üretememek, işte asıl sorun burada. Demokratik açılım, ya da ileri demokrasi söylemleri de bana göre sözde kalan açıklamalar. Şu günlerde ülkenin nasıl bir sona doğru sürüklendiğini görmek bana acı veriyor. Bunca yaşanan tıkanmanın içinde kalan halkın, nasıl bir söz söyleme, sorgulama gücü olabilir acaba?. Türkiye yanlış yönetiliyor, Türkiye uçuruma sürükleniyor, Türkiye artık Atatürk ve devrimlerinden, Cumhuriyetten, çağdaş anlayıştan, aydınlık gelecekten uzaklaşıyor. Yarın bunun en ağır faturasını yine halk yaşayacak. Belki de bir daha Cumhuriyeti bayram olarak kutlayamayacak...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...
Prof. Dr. Levent SEÇER