Alıntı:Barış Yakardaş
31.08.2009
HERŞEY SATILIK MI?
GG, geride bıraktığımız hafta, yine bir ’’kağıttan kaplan’’ı, ’’sanat lobisi’’nin sahte yıldızının gerçek yüzünü teşhir etti. Yıllardan bu yana ’’hak etmediği’’ bir şöhretin semeresini toplayan Zülfü Livaneli’ydi bu isim’ Livaneli’nin Komünist Paul Eluard’ın ’’Özgürlük’’ adlı şiirine yaptığı besteyi, GSM şirketi Vodafone’a satması ve karşılığında 300 bin dolar alması, sadece Gerçek Gündem tarafından yazıldı. Bu satırların yazarı, ’’Özgürlük’’ün satılmasına tepki gösterdi. Livaneli’ye ’’Herşey Satılık mı?’’ diye sordu.
GERÇEK KENDİSİNİ KABUL ETTİRDİ
Ancak ne yazık ki; bu ’’tepki’’ Gerçek Gündem’in sütunlarının dışına çıkamadı. Marks’ın ’’sessizlik suikastı’’ diyerek tanımladığı ’’sansür’’ ve ’’görmezden gelme’’ bizim yazımızın da kaderi oldu. ’’Büyük medya’’ Livaneli’ye yönelik eleştirilerimizi her ne kadar ’’görmezden gelmeye’’ çalışsa da, internette yer alan yazımız onbinlerce kişiye ulaştı. Onbinlerce kez ’’forward’’ edilen yazımız, Livaneli, sanat ve **** üzerine yoğun bir tartışma başlattı. Livaneli, bunun üzerine önce ’’yok saydığı’’ eleştirimize bir ’’mektup yazarak’’ cevap verdi. Mektubunda, ’’Özgürlüğü daha çok insan duysun diye Vodafone’a verdik’’ diyen şarkıcıya biz de düşüncelerimizi söyledik. Ve bu cevabı da ’’Livaneli’nin felsefi sefaleti’’ başlığıyla yazdık. Livaneli, GG’nin kamuoyuna duyurduğu satışın kendisi üzerinde baskı oluşturduğunu görünce, bu kez Vatan Gazetesi’ndeki köşesini ’’kullandı.’’
VATAN'I DA KULLANDI
Vodafone’dan para kazanan Livaneli, Vatan’ın kendisine kamunun çıkarlarını koruması için açtığı köşeyi ’’bireysel çıkarları’’na alet etti. Köşesinde iki gün boyunca, Özgürlük’ü Vodafone’a neden verdiğini teorize etmeye çalıştı. Yazılar, felsefi sefaletin, birikimsizliğin, cehaletin en uç örnekleriydi.
Vodafone’dan yüklü paralar karşılığında ’’reklam’’ alan medya, Gerçek Gündem’in internet forumlarına da yansıyan tartışmasını ’’görmezden gelse’’ bile gerçek ’’sonunda’’ kendisini kabul ettirdi. Leman Dergisi Yazarı arkadaşımız Başar Başarır, bizim yazımızdan yola çıkarak Livaneli’yi ’’ti’’ye aldı. ’’Özgürlük’’ün satışını eleştiren Başarır, şunu yazdı: ’’Yiğidim aslanım burada yatıyor’’u da yatak reklamına satsın.’’ Başarır’ın bir eleştirisi de Livaneli’nin ’’Şarkılarım halkındır’’ sözüne rağmen, Vodafone’la ’’sanat üzerinden ticaret’’ ilişkisine girmesineydi. Başarır, ’’O halde, şarkılar halkınsa, Vodafone da bize kontör versin’’ diyerek espri yaptı.
KÜFÜR DÜŞÜNCE Mİ?
Kanal T’den Rana Elik, hem bizim, hem de mizah dergisi Leman’ın eleştirilerini ekrana taşıyınca, Livaneli de canlı yayına bağlandı. ’’Özgürlük’ün satışına yönelik eleştiriler’’i yanıtlamak yerine, en hafif küfrü ’’İt oğlu itler’’ olan cümlelerle ’’düşünceleri’’ni ifade etti. Neye uğradığını şaşıran Rana Elik, ’’İyi ama bana niye kızıyorsunuz ki!’ diyebildi sadece’ Deneyimli spikerin şoka uğramasının sebebi, yıllardan bu yana ’’sanat adamı’’ diye ortada dolanan birinin ’’üslubu’’, çiğliği, kendisini kaybetmesi, küfre sığınmasıydı. Rana Elik’in ’’Zülfü Livaneli kişiliği’’ karşısındaki şokunun sebebi buydu. Livaneli, 15 dakika boyunca, önce Gerçek Gündem’e, sonra Leman’a, sonra da internet sitelerine etmediği küfrü bırakmadı.
YALDIZLAR DÖKÜLÜNCE...
Bu tipler böyledir işte. ’’Sanat adamı’’ diye ortada dolanır, detone olan seslerini ’’mükemmel’’ diye sunarlar. Bunlar için çalışan lobiler, gazetelerde, TV’lerde, eleştiri dergilerinde ’’ürün’’lerini pazarlar, onlar da olmayan birikimleriyle kasım kasım kasılırlar. Herşeyin en iyisini onlar bilir. Her şeyin en güzelini onlar yapar. Sanata da siyasete de yön verirler. Şişirilmiş egoları ’’gerçeklik’’le karşılaşınca da o naif sanatçı ruhları kaybolur, birdenbire ’’canavar’’a dönüşürler. Hemen küfre sarılırlar. Tek bildikleri şey odur çünkü. Bir düşüncenin yanlışlığını ortaya koyabilmek, tez ileri sürmek, anti-tez geliştirmek, zahmetlidir. Bilgi  birikim ister.
PUTLAR KIRILIYOR, GERÇEKLER ORTAYA DÖKÜLÜYOR
Oysa ki; onlar bilgi ve birikimleri olmadan yıllarca ’’idare etmişler’’dir. Bu yüzden, ’’Sanat yaratısı bir **** değildir, domates gibi, patlıcan gibi satamazsın’’ dendiğinde, ’’Satarım itoğlut sana ne!’ diye ’’cevap’’ verirler. Bu üslup, ne söylediği şarkıyı, ne okuduğu şiiri içselleştiremediğinin, bilince çıkaramadığının göstergesidir. Çünkü; ’’Özgürlük’’ diye bir şiiri besteleyen sanatçı, onu ’’kapitalizmin çarkları’’na teslim etmez. ’’Özgürlük’’ kavramının uğruna nice bedeller ödendiğini bilir çünkü’ Özgürlük uğruna can alınıp can verildiğini, ’’özgürlük’’ün ’’telefonla sınırsız konuşma’’ olmadığını bilir.
FELSEFENİN ABC'Sİ...
Kuşkusuz; bunu bilmek için; yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, tarihsel bilinç şarttır. Ayrıca, sanatçının bir ’’hayat felsefesi’’nin olması da gerekir. Dün Kanal T’de şaşkınlık ve dehşet içinde izlediğimiz Livaneli’de bunlardan ’’eser dahi olmadığı’’nı gördük. Ve o röportajı izledikten sonra, ’’Livaneli için az bile demişiz’’ duygusunu hissettik. Sokak ağzıyla, lümpenlerin bile ağzına alırken iki kez düşündüğü küfürleri ’’Barış Elçisi’’nin ağzından duydukça, ’’Livaneli bu muymuş?’’ demekten de kendimizi alamadık.
ŞARKILAR BİR ''MAL'' MIDIR?
Tabii bu arada, sanat felsefesinden, sanatın ****laştırılması gibi kavramlardan, ekonomi Âpolitik ve Marksizmin ABC’sinden dahi haberi olmayan bir kişinin, solun sırtında yıllarca nasıl dolaştığını da sorguladık. Solun, birikimsiz kişilerin elinde nasıl felsefesiz bırakıldığını daha iyi anladık. Yıllarca ’’sol’’ adına türkü söyleyen, saz çalan Livaneli’nin, bestesini ’’mal’’ gibi satması karşısında dile getirdiklerini de ’’utanç hanesi’ne not düştük.
LİVANELİ MANİFESTO YAZDI
Livaneli’nin Kanal T’de yaptığ konuşma, aslında kendisinin bir ’’manifesto’’su. Hayata nasıl baktığının ve yaşadığının da göstergesi. Bilincinin dışa yansıması’ Son dönemlerde AKP’de ’’hikmet keşfeden’’ Livaneli, artık ’’sağ’’a dönüşünü ’’bayrak açarak’’ duyuruyor. Bu yüzden de AKP’ye övgüler diziyor. Livaneli, neo-liberal politikaların bayraktarı olacağını da yeni partidaşı Kemal Unakıtan’la aynı dili kullanarak ifşa ediyor. Unakıtan, emekçilerin birikimlerini yağmalayan özelleştirme politikalarını eleştirenlere, ’’Satarım hem de babalar gibi satarım’’ diyordu. Livaneli, her dönek gibi, kendisini yeni arkadaşlarına kabul ettirebilmek için, ’’çıtayı yükseğe çekiyor.’’ ’’Satarım itoğlitler size ne?’’ diyor. Biri kamunun mallarını, diğeri ise kamuya mal olmuş bir sanat yaratısını kendi malı gibi görüyor. Ve her ikisi de ’’azgın tüccar’’ gibi, utanç duygusundan yoksun bir şekilde hepimize meydan okuyor.
ELDEN DÜŞME PSİKOLOJİK ANALİZLER!
Livaneli, ’’internet gazetecisi dediğin işsiz güçsüz kalmış kişiler’’ derken, Rana Elik’e ’’Ben de Vatan’ın manşetinden çaktırayım mı onlara?’’ diyor. Bu dil, bu anlayış, bu üslup, Livaneli’nin gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Köşesini ’’Vodafone’la yaptığı ticari ilişkiyi teorize etmeye’’ ayıran Livaneli, gazetesini de bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıyor. ’’Vatan’ın manşetinden çaktırayım mı?’’ diyebiliyor.
''EMEK'' KAVRAMINI UNUTTU!
İnternet medyasına olan öfkesi ise Livaneli’nin elden düşme 3. sınıf psikolojik analizlerinin basit bir göstergesi. Livaneli, internette gazetecilik yapan  yapmaya çalışan kişilerin emeklerini yok sayıyor. Çünkü; Livaneli artık başka sularda yüzüyor. O’nun yüzdüğü sularda, ’’emek’ kavramının karşılığı yok. O, ’’Satarım bal gibi satarım’’ diyenlerin safında yer alıyor. Oysa ki; internette gazetecilik yapmaya çalışan yüzlerce kişi, alternatif haber kanalları yaratmaya çalışıyor. Kuşkusuz bu kavram da Livaneli’ye yabancı. Çünkü o; yayıncılık deyince, sadece ’’tekelci medya’’yı algılıyor. Çünkü; o’nu tekelci medya allayıp pullayıp bir ’’ticari nesne’’ olarak kitlelerin kullanımına sunuyor. O yüzden, ’’kargadan başka kuş tanımam’’ misali, internette çalışan gazetecilere hakaret edebiliyor.
DÜNYAYA DÖN ZÜLFÜ!
Halbuki; biraz dünyayı izlese, bilimsel gelişmelerin ortaya ’’alternatif medya adacıkları’’ çıkardığını bilir, toplumun gerisine düşmezdi. ’’İnternete girmiyorum, Leman Dergisi’ni okumuyorum, TV izlemiyorum’’ diyebilen bir sanatçının içine düştüğü hazin durum, Livaneli’nin neden artık ’’üretemediği’’ni de gösteriyor. Livaneli, aklınca küçümsediği ’internet’’te aslında ’’kağıttan kaplan’’ olduğunun ortaya çıkartılmasına ve yaldızlarının dökülmesine kızıyor. Zira o; medyadaki arkadaşlarıyla, ne zaman bir kitabı ya da kasedi çıksa, ’’pazarlama’’ faaliyetlerini istediği gibi yapıyordu. Ancak artık; internet var. Ve internette ’’kamu yayıncılığı’’nı şiar edinmiş Gerçek Gündem gibi siteler, ’’herkesin ipliğini pazara çıkarıyor.’’
Lafı çok uzatmayalım:
Zülfü Livaneli, dün Kanal T’de söyledikleriyle, artık ’’halkın ozanı’’ olma iddiasını tamamen yitirdiğini belgelemiştir. Livaneli artık ’’Vodafone Bülbülü Küfürbaz Zülfü’’ olarak anılacaktır. Nefret ettiği internete girenler, ’’Livaneli’’ diye yazdığında, karşılarında önüne gelene küfürler yağdıran bir ’’sanatçı’’yı göreceklerdir. Livaneli’nin sicili internetteki görüntüleriyle tescillenmiştir. 12 Mart’ta başlayan ve ne olduğu hala bilinmeyen ’’sürgün’’ hikayesi üzerinden yıllarca sömürülen değerler, ’’Vodafone Bülbülü’’nün gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur. Sol, artık Zülfü’den kurtulmuştur. Sol, ''Satarım ulan size ne?'' diyen Zülfü'yü kusmuştur.
gerçekgundem.com'dan alıntıdır.
U dönüşü:
Alıntı:Özgürlük, reklamlarda kullanılmayacak
Zülfü Livaneli
30.08.2009
Joan Baez, 80’li yıllarda Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği konsere ’Livaneli şarkılarına özgürlük’ diye başlamıştı.
Çünkü o dönemde TRT’de yasaktım.
Sıkıyönetim dönemlerinde kasetlerimin satılması da yasaktı. Çalan da cezalandırılırdı, söyleyen de...
Leylim Ley söyleniyor diye yurtlar basılırdı.
Konserlerim sürekli valilikler tarafından engellenirdi.
Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanırdım.
Bütün bunlara nasıl dayanırdım biliyor musunuz?
Şarkılarımızın özgürce çalınacağı günlerin düşünü kurarak.
Gün geldi Özgürlük bestesi, bütün televizyonlardan reklam müziği olarak bangır bangır çalınır oldu.
Ezgi, milyonlarca kişinin diline takıldı, birçok genç bizim müziğimizi ve Eluard’ı , Nazım’ı, Orhan Veli’yi bu ezgi yoluyla keşfetti.
Ama hemen itirazlar yükseldi.
Bazı dinleyicilerim ’Bu bizim şarkımızdır. Nasıl reklamda çalınır’ dediler.
Kimileri ise ’Daha iyi ya, bak şarkılarımız bütün Türkiye’yi fethediyor’ diye bundan bir övünç payı çıkardılar.
***
Elbette bu arada art niyetliler de çıktı.
Özellikle ’Demokratik açılım gereklidir’ dememden ve sol partiyi sol olmaya davet etmemden sonra, fikirlerime mertçe karşı çıkamayanlar belden altı vuruşlara başladılar.
Hayatımda hiçbir eksik gedik bulamadıkları için de konuyu Özgürlük ve reklam üzerine yoğunlaştırdılar.
Hayali paralardan söz ettiler.
Ve sanki öz be öz bestemi, enstrümantal olarak kullandırmam bir suçmuş gibi, akıl dışı, insanlık dışı iftiralara giriştiler.
***
Oturup düşündüm. İftiralara kızıp da oruç bozamazdım ama dinleyicilerimin görüşleri önemliydi.
Bu görüşlerden ikincisi bana daha doğru geliyordu; evet şarkılarımız Türkiye’yi inletmeliydi ama ya buna üzülenlere ne demeli?
Onlar da kendi açılarından haklılardı.
Epey düşündükten sonra önceki gün telif hakkı ajansım olan Taksim-Universal Edisyon’a telefon ettim.
’Reklamları kaldıralım’ dedim.
Şaşırdılar. ’Kampanya çok başarılı gidiyor, yeni filmler hazırlanıyor’ dediler.
’Teşekkür ederim ama istemiyorum’ dedim. ’Reklam ajansını kırmak değil niyetim ama bir tek dinleyicimi bile üzmek istemem. Özür dileyerek yeni filmlere izin vermeyelim.’
Şimdi eski filmler bir süre daha dönecek ama devamı gelmeyecek, bu müzikle çekilmesi planlanan yeni filmler çekilmeyecek.
***
Bunu size saygımdan yapıyorum ama bilin ki hâlâ eski fikrimdeyim.
Sadece kendi parçalarım için değil, her hümanist sanat yaratısı için böyle düşünüyorum.
Bugün MTV kanalı Bunuel’in filmlerinden, Dali’nin resimlerinden yararlanıyor.
Zorba melodisi bütün dünyada meyhanelerden reklam filmlerine kadar her yerde bangır bangır çalınmakta.
Picasso motifleri t-shirtlerin üzerinde.
Böyle bir dünyada saklanmak, gizlenmek, yaratılarımızı geniş kitlelere ve özelliklere ’yoz sayılan’ genç kuşaklara iletmekten kaçınmak bana doğru gelmiyor.
Bir de para konusu var. Bu reklamdan büyük paralar kazandığımı iddia edenler yalan söylüyor. Tamamen uyduruyorlar. Edisyon hakları ve vergiler çıktıktan sonra kalan para komik bile sayılabilir.
Ama patron sizsiniz. Bu parçalar benden çok size ait.
Madem ki istemediniz Özgürlük artık kullanılmayacak.
gazetevatan.com'dan alıntıdır.
Sizce Livaneli hatasını mı anladı? Yoksa haklı mı?