You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Uygarlığın temeli din ile mi atıldı?

Uygarlığın temeli din ile mi atıldı?

Posting Freak
Uygarlığın temeli din ile mi atıldı?
Cumhuriyet
Bilim Teknik
15.05.2009

Göbekli Tepe’deki son buluntular ilk üretimciliğe geçiş ve kentleşme arasındaki ilişkiye yeni bir bakış açısı getirdi

Uygarlığın temeli din ile mi atıldı?


Arkeoloji kitaplarındaki klasik öğretiye göre insanoğlu, buz devrinden sonra değişen iklim koşullarıyla birlikte hayvancılık ve tarımcılığa başlayarak yerleşik yaşam biçimine geçmişti. Ancak son yıllarda Anadolu’da gerçekleştirilen kazılarla farklı sonuçlar ortaya çıkmaya başladı.. Nilgün Özbaşaran Dede

Günümüzden 11.500 yıl kadar önce, buz devrinin bitimiyle dünyamızda ılıman bir iklim hüküm sürmeye başladı. Bu tarihe kadar kabaca yontulmuş taş ve kemik aletlerle avlanarak ve mağaralarda barınarak yaşamını sürdüren insanoğlu, yeni iklim koşullarıyla birlikte yaşam biçimini de değiştirdi. Pulitzer ödüllü Amerikalı evrim biyologu Jared Diamond’a göre, insanlık son buz devrinin bitimiyle tarım ekonomisine geçerek modern uygarlığın temelini atmıştı.

Nitekim avcılık ve toplayıcılıkla geçinen göçebe insan, Neolitik Çağ’da yabani bitkileri tarıma almaya, genç yabani hayvanları evcilleştirmeye başladı. Ekonomide yaşanan bu değişim elbette ki kullanılan aletleri de değiştirecekti. Açkılanmış yontma taş aletler, orak ve saban ilk olarak bu devirde kullanılmaya başlandı. Besinlerin pişirilmesi ve depolanması için çanak çömlek üretildi.

Ve tüm bu gelişmelerle birlikte insanoğlu önce yuvarlak kulübeler daha sonra dörtgen veya dikdörtgen evler inşa ederek yerleşik yaşam biçimine geçti. Böylece Yakındoğu’da yaklaşık olarak 10.000 yıl önce Eriha’da (Jericho), Anadolu’da örneğin Çatalhöyük ve Aşıklı Höyük’te, İran’da Jarmo ve Ali Kosh’da ilk köy yerleşmeleri kuruldu.

]SANAT VE DİN’İN KEŞFİ[/color]

Tarım ve hayvancılık öte yandan kültürel yaşamı da etkileyerek insanoğlunun sanatı ve dini keşfetmesine, doğurganlık ve mevsimler üzerinde düşünmesine yol açtı. Neolitik devir yerleşmelerinde bulunan, doğurganlığı simgeleyen şişman kadın heykelcikleri, arkeologlar tarafından “ana tanrıça” olarak yorumlanır. Neolitik Çağ insanı ölülerini evlerin tabanına gömerken, anne karnındaki bebeğin duruş biçimine göre yerleştirmeye özen gösterdi. Evlerinin duvarlarına kutsal saydığı hayvanların resimlerini yaptı, heykellerini astı.

Yakın doğu’da arkeolojik ve etnolojik kaynaklardan yararlanarak araştırmalar yapan Avustralyalı kültür tarihçisi V.Gordon Childe, özellikle ekonomik gelişmeleri göz önünde bulundurarak 1936 yılında “Neolitik Devrim” terimini ortaya attı.

Childe, insanoğlunun, iklim değişimi nedeniyle Arap Yarımadası’nda “Bereketli hilal” olarak isimlendirilen yarım ay biçimindeki verimli topraklarla yetinmek zorunda kalarak yaşamlarını köklü bir biçimde değiştirdiklerine inanıyordu. Ona göre bölgede yaşayan otçul hayvanlar düzenli bir tarımı teşvik etmişti.

Childe’ın devrim tanımlaması arkeologlar arasında tartışmalar yarattı. Birçok arkeolog Neolitik Çağ’da yaşananın devrim değil, ancak evrim olabileceğini savundu. Oysa Childe devrim terimiyle daha çok insanoğlunun yaşadığı köklü değişimi vurgulamak istemişti.

Peki insanoğlunu yerleşik yaşama geçmeyi teşvik eden gelişmeler gerçekte neydi? Neolitik toplumlar gerçekten de hayvanları evcilleştirip, bitkileri kültüre aldıkları için mi köylerde yaşamaya başlamışlardı?


ÇATALHÖYÜK YENİDEN

İngiliz Arkeolog James Mellaart 1960’lı yılların başında Çatal Höyük’ü keşfedince, buluntu yeri arkeolojik bir sansasyon ve bilinen en eski kent yerleşmesi olarak kabul edilmişti. Aradan çok uzun yıllar geçmesine ve Yakındoğu’da ortaya çıkarılan yeni buluntu yerlerine rağmen Çatalhöyük önemini yitirmedi.

Cambridge Üniversitesi’nden Ian Hodder başkanlığında 1990’lı yılların başından itibaren devam eden kazılarda en az on iki yerleşme tabakası gün ışığına çıkarıldı. Mikromorfoloji gibi henüz yeni sayılan araştırma yöntemiyle arkeologlar yerleşmeyi çok daha ayrıntılı olarak inceliyorlar. Buluntulardan anlaşıldığı üzere Çatalhöyük’te pek de gelişkin bir tarım yoktu ve Neolitik Çağ’da hayvancılığın merkezi sayılacak bir yerleşme değildi. Çatalhöyüklüler bir akarsuyun kenarına düzenli bir şekilde yerleşmişlerdi. Sulak bölgelerde çeşitli otlar ve buğday, arpa gibi tahıllar yetişiyordu.

Ancak tahılın ekmek veya benzeri ürünler olarak işlendiğini gösteren kanıtlara rastlanmadı. Yabani hayvan kemiklerinin, daha sonra evcilleştirilen sığır kemikleriyle karşılaştırılması da Çatalhöyük’ün sığırcılığın geliştiği bir merkez olmadığını gösteriyor. Yoğun nüfusuna rağmen Çatalhöyük kentten çok kalabalık bir köydü. Son araştırmalara göre gerçek işbölümünü gösteren kanıtlar bulunmuyor yerleşmede. Gerçi kerpiç yapılar aşağı yukarı aynı planda inşa edilmiş ama mikroskobik analizler, kullanılmış olan kerpiçlerin ve diğer yapı malzemelerinin birbirinden farklı olduğunu göstermekte.


DİNSEL AĞ VE SOSYAL YAŞAM

Anlaşıldığı kadarıyla aileler yeni sosyal sınıflar oluşturmadan ya da tapınak gibi ortak kullanım alanları kurmadan bir arada yaşamışlardı. Bununla birlikte tahminlere göre en az iki bin kadar ailenin niçin verimli çevreye yayılmak yerine dar bir alanda toplandıkları ilginçtir. Yerleşmedeki dinsel yaşamı ve sosyal ağı çözdüğümüz zaman Çatalhöyük’ü daha iyi anlayacağız diyen Hodder, Neolitik devriminin aslında kültürel evrim şeklinde, insanın zihinsel gelişimine bağlı olarak yaşandığına inanıyor. İnsanları yerleşik yaşama geçiren tarım ve hayvancılık değil, daha çok dini uygulamalarla ortaya çıkan ve Çatalhöyük’ün duvar resimlerindeki sanatsal betimlemelerle yansıyan yeni bir kültürdü.

Çatalhöyük’ten biraz daha eski bir yerleşme olan Aşıklı Höyük yerleşmesi de klasik Neolitik Çağ tanımlamasıyla bire bir örtüşmemekte. Belli bir düzen içinde yerleştirilmiş yapıları o dönem için gelişkin sayılacak bir mimari geleneğini yansıtsa da Aşıklı Höyük’teki diğer buluntularla tarım ve hayvancılığın çok fazla gelişmediği anlaşıldı.

Yerleşmede bulunan bitki kalıntıları bazı tahılların tarımla alındığını kanıtlasa da Aşıklı insanı daha çok toplayıcılıkla geçinmiştir. Aşıklı Höyük’te bulunan kemiklerin tümü yabani hayvanlara ait. Koyun ve keçinin ön evcilleştirme aşamasında olduğunu gösteren bazı kanıtlar varsa da morfolojik açıdan evcil sayılabilecek hayvan kemiklerine rastlanmamıştır.


GÖBEKLİ TEPE BİR KANIT MI?

[color=Blue]Hodder’in dine bağlı kentleşme tezini Alman arkeolog Klaus Schmidt, Göbekli Tepe’de kanıtlamaya çalışıyor. Şanlıurfa’nın 15 km kuzeydoğusunda yer alan 300 m çapında ve 15 m yüksekliğindeki Göbekli Tepe bir dağ sırasının en yüksek tepesine kurulduğu için çok uzak bir mesafeden bile göze çarpıyor.


Bugüne kadar gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda Göbekli Tepe’de üç tabaka bulundu. Yüzey dolgusunun (I.tabaka) hemen altındaki çanak çömleksiz Neolitik B evresi (IIA tabakası) dikme taşlı dörtgen yapıları, Nevali Çori’deki tapınak yapısıyla benzerlik göstermekte. Birbirine 25 km uzaklıktaki iki höyükte de T biçimli dikme taşlar var ve üzerleri kabartmalarla süslü. Ve kabartmaların üzerindeki kuş ve insan betimleri de birbirine benziyor. Kült alanlarının tabanları iki höyükte de aynı yöntemle (terazzo) kaplanmış.

Çanak çömleksiz Neolitik A ve B arasında bir geçiş evresi özelliğini gösteren IIB tabakasında yuvarlak ve oval planlı yapılar bulundu. Son olarak kazılan III.tabaka en eskisi ve en önemlisidir.

1995 yılından bu yana Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’yle birlikte kazılara devam eden Schmidt, Göbekli Tepe’nin bu tabakasında insanlık tarihindeki en önemli değişimin çıkış noktasını bulduğuna inanıyor. Arkeoloğa göre Göbekli Tepe, tarıma geçişin çekirdek bölgesiydi.

Schmidt burada ev veya savunma duvarı olabilecek yapılar yerine dairesel olarak düzenlenmiş T biçimli dikili taşlar buldu. Bugüne kadar gün ışığına çıkarılan dikilitaşlar içte ve dışta dairesel alanlar oluşturan duvarlarla birbirine bağlanmış, dairenin ortasına ise diğerlerinden daha yüksek iki dikme yerleştirilmiş. Dikme taşların üzerine aslan ve boğaların, yabandomuzlarının, tilki ve yılanların büyük kabartmaları yontulmuş.


NASIL KURDULAR?

Anıtsal mimari niteliğindeki bu ilginç yapıların geçmişi yaklaşık olarak 12.000 yıl öncesine kadar uzanmakta. Fakat o tarihte insanlar yerleşik yaşama geçmemişlerdi henüz. O halde avcı ve toplayıcılar nasıl bu kadar dev alanlar kurabilmişlerdi? İnsanların tonlarca ağırlıktaki kaya parçalarını yük hayvanı olmadan taşıyarak nasıl bir araya getirdikleri de ayrı bir soru.

Yedi metre yüksekliğinde ve üst kısmı üç metre genişliğinde olan dikme belki de en ilginç olanı. Dikme elli ton ağırlığında. Schmidt bu taşların yüzlerce kişinin yardımıyla taşındığını tahmin ediyor. Bu nedenle o zamanki topluluğun bu muazzam çalışmayı koordine edecek ve tamamlayacak yetiye sahip olması gerekiyordu.

Peki tepedeki bu gizemli yapının anlamı ne olabilir? Dikmelerin birinde ayı veya aslan gibi güçlü bir hayvan, diğerinde insan başı betimlenmiş. Diğer dikmelerde ise kuşlar veya insan başlı diğer hayvanlar da var. İnsan kafatasları taş devrinde bedenden çıkarılarak saklanmıştır. Schmidt, Göbekli Tepe’deki yapıların da bir tür ölü kültü olabileceğini tahmin ediyor.

Kabartmalardan birinde bir turna görülüyor. Kuş sanki dans ediyormuş gibi tasvir edilmiş ama bacakları daha çok insanınkine benziyor. Belki de kuş kılığına girmiş bir insandı. Kim bilir belki de insanlar özel giysiler içinde dans ederek, başka dünyalardan aldıkları güçlerle hastalıkları iyileştirmeye çalışıyorlardı.
Schmidt tepede tam olarak neye veya nelere tapınıldığını ya da bir tanrı kavramının gelişip gelişmediğini söylemiyor ama tepenin bir tür tapınak olduğundan emin.

Schmidt Göbekli Tepe ile yeni tezin savunucularından biri oldu. Yazının başında ele aldığımız teoriye göre yaklaşık 11.500 yıl önce meydana gelen iklim değişimi Neolitik devrimi tetiklemişti. Besin kaynakları kıtlaşınca insanlık tarım ve hayvancılığa başlamış ve köyler kurmuştu. Bu gelişmelerin neticesinde ise din düşüncesi ortaya çıkmış ve dini yapılar inşa edilmişti.

Oysa Göbekli Tepe’deki tapınak alanları, avcılar ve toplayıcılar tarafından kurulmuş. O halde gelişmeler ters yönde mi yaşanmıştı? Törelerin, kültlerin ve dinin önemi daha mı büyüktü?

Son bilgilere göre avcılar ve toplayıcılar o tarihlerde yerleşik yaşamaya başlamışlardı ki bu yaşam biçimi onlara daha etkili avcılık yöntemleri geliştirmelerine imkân vermişti. Hatta anıtsal yapı inşası tarım ve hayvancılığı tetiklemiş olabilir diyor Schmidt. Sonuçta yüzlerce insan taşları taşıyıp düzenlerken beslenmek zorundaydı. Arkeolog tezini bu yüzden “Önce tapınak sonra kentleşme” şeklinde açıklıyor.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Posting Freak
Uygarlığın temeli din ile mi atıldı?
Cumhuriyet
Bilim Teknik
15.05.2009

Göbekli Tepe’deki son buluntular ilk üretimciliğe geçiş ve kentleşme arasındaki ilişkiye yeni bir bakış açısı getirdi.
Tapınak olduğu düşünülen yerden bazı fotoğraflar.

[IMG[U]RL=http://img268.imageshack.us/my.php?image=bilim.jpg][Resim: bilim.jpg][/URL][/IMG]

[IMG[U]RL=http://img31.imageshack.us/my.php?image=biltek.jpg][Resim: biltek.jpg][/URL][/IMG]

[IMG[U]RL=http://img200.imageshack.us/my.php?image=bilimteknik.jpg][Resim: bilimteknik.jpg][/URL][/IMG]

[IMG[U]RL=http://img29.imageshack.us/my.php?image=teknik.jpg][Resim: teknik.jpg][/URL][/IMG]

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.