You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Uğur Dündar'dan Türkan Saylan yazısı!

Uğur Dündar'dan Türkan Saylan yazısı!

Posting Freak
Uğur Dündar'dan Türkan Saylan yazısı!
Uğur Dündar'dan Türkan Saylan yazısı!

[Resim: 180520091456009129559_2.jpg]1977 baharıydı. Saylan ile, onun, Tıp Fakültesi Hastanesi”ndeki odasında buluştuk.

[FONT=Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif]Türkan Hoca, Türk insanının filmlerden, romanlardan tanıyıp korktuğu, hatta doktorların bile yanlarına yaklaşmaya cesaret edemediği cüzzam (lepra) hastalarının tedavisi için savaş vermeye başlamıştı. Yurdu karış kırış dolaşıyor, karşılaştığı her cüzzam hastasını yeni bulunan bir ilaçla tedavi ediyordu..Bu amaçla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi"nin arka tarafında, ağaçlar arasında, çukur bir yerde inşa edildiği için uzaktan hiç fark edilmeyen küçücük Lepra Hastanesi de bu çabanın odağı olmuştu…

O yıllarda TRT nin tek kanallı televizyonuna yaptığım programlar büyük ilgi görüyordu. Hoca ile buluşmamız da, onun çağrısı ve toplumu bilgilendirme amaçlı bir program ricasıyla gerçekleşmişti.

Mütevazı odasında "Bakın çocuklar!" diyerek başladığı konuşmasında, toplumun cüzzamı (lepra) yeterince tanımadığını, abartılı filmlerden ve romanlardan kaynaklanan gereksiz bir korkunun insanlara egemen olduğunu anlattı. İlginç örnekler verirken, bağışıklık sistemi güçlü olanlara bu hastalığın kolay kolay bulaşmadığını, hatta bazen evli olan çiftlerde bile, hastalığa yakalananın diğerine bulaştırmadığını gördüğünü söyledi.

Benim içim rahatlamıştı. Ama kameraman ve sesçi arkadaşlarımın ürkekliği hala sürüyordu. Onları kendilerine bulaşmayacağı konusunda güçlükle ikna ettikten sonra hep birlikte kalkıp, Bakırköy"e, o minik kliniğe gittik. Çekinerek girdiğimiz yer, bir yatakhane görünümündeydi. Hoca o yataklardan birine doğru gitti. Karşılaştığımız görüntü anlatılacak gibi değildi.

Yatağın üzerinde oturan hastanın bacakları dizlerinden, kolları dirseklerinden itibaren erimişti. Kulakları ve burnu yoktu, gözleri görmüyordu… Türkan Hanım, yavrusunun saçlarını okşayan bir anne şefkatiyle yaklaşıp:

"Nasılsın (……Wink Hanım?" diye sordu.

Et ve kemik topu görünümündeki kadın, Hoca"nın sevgi dolu ellerine, eli olmayan kol kemikleriyle sıkı sıkıya sarılıp;

"İyiyim Hocam, çok iyiyim, Allah sizden razı olsun!" dedi.

Hocanın sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı, hastanın verdiği cevap, o ana kadar "Acaba bana da bulaşır mı?" korkusuyla çekingen yaklaşımlar sergileyen ekip arkadaşlarım için de büyük bir motivasyon kaynağı olmuştu. Artık kendimizi hastalara çok yakın hissediyorduk. Hasta kadının yüzündeki gülücükler, televizyon çekimi yaptığımız gün boyu hiç eksik olmadı.

O gün bir acı gerçeği daha öğrendim. Türkan Hoca gelinceye kadar hastalar doktorlarla pek yakın bir temas içinde olamamışlar. Hatta bir hasta, tüylerimi ürperten anısını paylaşırken aynen şunları söyledi:

Daha önce tıbbiye mezunları bizi görmeye gelir ve şu karşıki tepenin üzerine dizilirlerdi. Hocaları da uzaktan bir şeyler anlatırdı. Biz hastalar, "Doktorlara hoş geldiniz demek için elleri bulunmayan bileklerimizle kopardığımız çiçekleri onlara vermek üzere yaklaştığımızda, hepsi adeta çil yavrusu gibi hastane bahçesinin içlerine doğru kaçışırlardı."

Türkan Hoca, işte böylesine yüce bir bilim abidesiydi. Olağanüstü çabayla Türkiye"de cüzzamın neredeyse kökünü kazıdı. Binlerce hastayı topluma, ailelerine kavuşturdu…

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"nde neler yaptığını, ne denli büyük başarılara imza attığını belirtmeye hiç gerek duymuyorum.

Ama gelin görün ki, fazilet cellatları, eli öpülesi, anıtı dikilesi bu çağdaş Türk kadınına şeytanın bile akıl edemeyeceği iftiraları yağdırmakta yarış ettiler…

Ama ne oldu?

Türkan Hoca bir efsane oldu.

Bir Türkan saylan ölür, bin Türkan Saylan doğar… Başımız sağ olsun…
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"
Posting Freak
Uğur Dündar'dan Türkan Saylan yazısı!

Önce cüzzam sonra cehalet

Cüzzam hastaları için Anadolu'yu gezdi. İkinci hedefi okuyamayan çocuklardı.
[Resim: 195.jpg]
[Resim: turkansaylan1904.jpg]
Cüzzam hastaları için karış karış Anadolu'yu gezdi. Onları hem tedavi etti, hem de topluma kazandırdı. İkinci hedefi okuyamayan çocuklardı. Ergenekon soruşturması O'nun ve derneğinin kapısını çaldığında "mücadeleye devam" dedi. İşte hep ideallerinin peşinde koşan Profesör Türkan Saylan'ın hayatının kilometre taşları.

1935 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Kimsenin sevmediği deri ve zührevi hastalıklar konusunda ihtisas yaptı. Bu konuda ihtisas yapan Türkiye'nin 7. kadını oldu.

1976 yılında hedefinde cüzzamla savaş vardı. O zamanlar Türkiye'de 10 bine yakın cüzzam hastası vardı. Çoğu iş bulamadığı için dilenmek zorunda kalıyordu. "İnsan içine çıkarılmasınlar, hatta bir adaya kapatılsınlar" fikirlerinin ortada dolaştığı günlerde

Türkiye'yi karış karış gezdi. "Biz büyük bir aileyiz" sloganıyla hastalarını tedavi etti, onlar için projeler üretti. İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nin kurulmasına öncülük etti. Cüzzamla Savaş Derneği'ni kurdu. İşte bu mücadele O'na 1986'da Gandhi Ödülü'nü kazandırdı.
Haberin devamı ↓reklam

İki oğlu vardı. "Çocuklarıma eksik annelik yaptım" özeleştirisine rağmen "Gerçeklere sırtımı çeviremem" dedi. Binlerce çocuğa annelik yapmayı tercih etti.

1989'da cehaletle savaşı görev edinen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Çalışmalarıyla sayısız ödülün sahibi oldu.

Çocukların okuması için çabalarken özel yaşamı bazı gazetelere haber oldu. İsviçreli annesi Lilly, babasıyla evlendikten sonra Müslüman olup Leyla adını almıştı."Annesi hristiyan, o da misyoner" yakıştırmaları yapıldı. "Çocuklar namaz kılmasın bale yapsın" demeci günlerce tartışıldı.

1986 yılında hayatında yeni bir cephe açıldı. Göğüs kanseri olmuştu. Ameliyat oldu, kemoterapi gördü. Tam "iyileşti" derken 2002 yılında ikinci kez kanser teşhisi kondu.

Türkan saylan, 2008 yılı şubat ayında Vehbi Koç Ödülü'ne layık görüldü. Saylan, ödül olarak verilen 100 bin doları almadı; parayı ihtiyacı olan kızlara burs verilmesi için bağışladı.

Ergenekon Soruşturması’nın 12. dalgası O'nun evine ve derneğine de uğradı. Bilgisayarlarına, tüm evrakına el kondu. Kemoterapi sonrası 21 nisan'da kameraların karşısına çıktı. "Demokratik haklarını kullananlar cezalandırılıyor" dedi. Ve ekledi:

“Bizim şimdi ölmememiz lazım... “

Türkan Saylan, 74 yıllık ömründe idealizminin peşinde koşarken her zaman tercihlerini savundu. "Hiçbirinden dolayı pişman değilim" dedi.
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.