You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Member
Tiratlar
[COLOR=Purple][FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] (İçi boş bir çerçeve, çerçevenin arkasında görünen bir saat geriye doğru çalşıyor.

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Bir adam orta yaşlarda üzerinde beyaz bir gömlek ve askılar. Sahneye girer ve etrafına bakar sanki bir şeyler aramaktadır. Sonra seyircileri görür ve konuşmaya başlar.)

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Adam: Ne aradığını bile bilmeden öylesine bakınmak işte en kötüsü bu. Saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca arasan bile bulacaksın diye bir garanti de yok üstelik. Halbuki biz insanlar garanti ata oynamayı sevmez miyiz? Eğer risk varsa kayıp büyüktür. Riski kabullenebilir kılan kazancın da büyük olmasıdır. Ama ben bunları anlatmaya başlarsam bitmez en iyisi bulmaya geldiğim şeyi aramak. Aslında ben ne aradığımı çok iyi biliyorum. [COLOR=Purple]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] (Adam seyirciye arkasını döner ve kafasını önce yukarıya sonra aşağıya, sağa ve sola çevirir. Sonra kafasını iki yana sallayarak gerite döner seyirciye göz teması kurduktan sonra tekrar konuşmaya başlar.)

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] İşte yok, burada olduğundan o kadar emindim ki. Belki de senin yanında yoksa senin mi. herkesin yanında birer tane olabilir mi? (gülmeye başlar ve yere çömelir, o vaziyette konuşmaya devam eder) [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Çoğunuz neden bahsettiğimi neden burada olduğumu ne aradığımı bile bilmiyor. Sizinle paylaşmak isterdim ama emin olun bu tarz bir şey için elle tutulur ve gözle görülür bir kanıt istersiniz. Ah siz insanlar yok musunuz. Duygulara inanırsınız ama konu daha uçuk şeyler olunca hemen bıyık altından gülmeye başlarsınız. Ya da en garantisinden beyaz bir gömlek canlanır kafanızın içinde şöyle kolları arkada bağlanan kayışlı modellerden. [COLOR=Purple]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] (ayağa kalkar ve dolanır sanki üzerinde deli gömleği varmış gibi yapar ve ardından gömlekten kurtulur.)

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Ama ben özgür bir beyinim ve kafamda ne istersem kurgulayabilirim, bu hakkı nerden mi buluyorum. Bakın yukardayım hepinizden yukarda bu da beni üstün ve bencil kılıyor. Ama onu bulmamı sağlamıyor lanet olsun. Herkesten daha iyi durumdayım ama bulamıyorum. Yok. Belki de gitmiştir. İçeri girerken kapı bir süre açık kalmıştı tabi ya. Yoksa ben onu hissederdim. Çok uzun zamandır benimle birlikte, biraz düşüneyim galiba ailemi kaybettikten sonra buldu beni. Trafik kazasında kaybettim onları direksiyonda ben vardım ama kurtuldum. Sonra……. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Uzun süre yalnız kaldım ama bir gün evimde tavanı seyrederken buldu beni. Yanıma sokuldu, okşadı saçlarımı, kulağıma yalnız olmadığımı artık benimle olacağını söyledi. Tüm kalbimle inanmak istedim ona ve inandım da. Çünkü hiç yalnız bırakmadı beni ta ki az önce sokağın köşesinde gördüğüm bu yere girene kadar. Onu bir an olsun aldatmadım yemin ederim. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Acaba sizin varlığınız mı korkuttu onu? Kalabalığı hiç sevmez bir kişi bile fazladır ona. Offf ne yapmalıyım şimdi. (çerçeveyi asılı olduğu yerden alır) [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] İşte bunun içine hapsedeceğim bulur bulmaz, evimin baş köşesinde saklayacağım onu. Bir daha kaçıp gitmesine izin vermeyeceğim. (elinde çerçeveli bir resmi izliyormuş gibi tutar ve onu bir yerler astığını hayal eder) [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Ne güzel de durdu. Kusursuz bir sanat eseri. Göreceli midir sanat? Ama göreceliyse nasıl bir dal olmuş ki? Yani bu resim değil çerçeve diyen birine nasıl anlatabilirim içinde onun olduğunu? Modern sanat yapmıyorum bu bir yağlıboya tablo. Nasıl da kıvrılmış kaygılarım, ilk gözyaşlarım nasıl da yakışmış, ya sinir krizime ne demeli hepsini ve temayı perçinlemiş. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] İşte tam bir şaheser. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Nerdesin, nereye gittin? Bak ben buradayım. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Sana sesleniyorum ey kendini bilmez beni gitgellere sürükleme delirtme beni, yine o yere dönmek istemiyorum. Haydi hiçlik ihtiyacım var sana sarmala beni içine al sussun her şey, kanatlar çırpmasın, güneş yakmasın. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Haydi hiçlik burada olduğunu biliyorum, korkmana gerek yok bu kalabalıktan onlar gidecek bir süre sonra sadece beni görmeye gelmişler. Durumumu merak etmişler. Ama ben seninle olduğumu söyledim onlara. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Hepiniz bir zamanlar onunla olmadınız mı? Hayatınızın en az bir bölümünde sizinde yanınıza sokulmuştur. Kimbilir belki de her gün ziyarete geliyor sizi. Düşünsenize koskocaman bir hiçlik. Süslü değil, bir al benisi de yok. Ama işte hepimiz onu istedik onunla olduk. Hiçlik de bulunduk onu yaşadık, dokunduk, soluduk. Damarlarımızda dolandı hiçlik. Beynimizi kemirdi. [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Ve lanet olasıca şey beni kendisine hapsetti. Küfrettiğime bakmayın seviyorum onu. Bana unutturuyor her şeyi. Hiçlik güzel lanet derecede güzel, iğrenç derecede. Çok uzun bir süre birlikte olunca her şeyin güzel bir tarafı görünmüyor mu? [FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Ben gideceğim artık zamanım dolmak üzere. Ama yazdığım bir şeyler var sizlerle paylaşmak istiyorum benim gibi bir deliyi dinlersiniz değil mi? Siz akıllı insanlar delilerle eğlenmeyi seversiniz. Ama benimle gülmezsiniz bana gülersiniz neyse….. [COLOR=Purple]

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Hepimiz onun içine doğduk
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Ve her anımızı paylaştık onunla
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Bir illüzyon değildi gerçekti herkes kadar her şey kadar
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Korktuk esiri olmaktan
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Ve reddettik varlığını
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Oysa ki gece kadar gerçekti gündüz kadar
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Varlık kadar
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif] Kocaman bir hiç bırakıyorum size
[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif][COLOR=Purple] Ben kendime kadar aldım kanaatimce
Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




Member
Tiratlar
[COLOR=Purple]Oyunun Adı: Cesaret Ana ve Çocukları
Yazan: Bertolt Brecht
Çeviren: Ayşe Selen

ANA – Yazık oldu komutana... yirmi iki çift çorap... kaza diyor herkes. Sis sebep olmuş.Komutan alaylardan birine, “ileri”, diye bağırdıktan sonra atını geriye doğru mahmuzlamış. Ancak sis dolayısıyla şaşırıp cepheye dalmış.Ve kurşun yemiş... Kala kala dört fener kalmış... Ve kurşunu yemiş. (Arkadan bir ıslık sesi işitilir. Cenaze töreninden kaçan erleri görür. Tezgaha girer) Ayıp, ayıp, komutanın cenaze töreninden kaçılır mı? Yağmurdan kaçıyorlar. Üniformanız ıslanır tabii. Söylentiye göre, cenazede çan çalmak istemişler, ama sağken onun emriyle kiliseler kapandığı için zavallı komutan mezara indirilirken çan sesi duyulmayacak. Büsbütün garip gitmesin diye üç pare top atacaklar... (İçki isteyen askerlere) İçki istiyorsanız paraları sökülün önce. Yoo... çamurlu çizmelerle çadırıma giremezsiniz! Yağmur yağsa da yağmasa da dışarı da zıkkımlanacaksınız. Yalnız subayları içeri bırakıyorum. Komutan son zamanlarda epey sıkıntı çekmiş, maaş ödeyemedeği için. İkinci Alay’da karışıklık çıkmış. “Din uğruna savaşıyoruz, para isteyemezsiniz” diye kestirip atmış. (Cenaze marşı duyulur) Acırım böyle komutanlara, imparatorlara. Belki de ileride kendilerinden bahsettirecek heykellerini diktirecek şöyle özel bir şey yapmak isterlerdi; örneğin dünyanın fethi gibi, bu bir komutan için yüce idealdir, zaten başka bir şeyi de beceremezler. Kısacası, kıçı çatlayıncaya kadar çalışır, didinir, ondan sonra da, hayatta bir bardak biradan ya da iki laklaktan daha yüce bir ideali olmayan aşağılık halk gelip yaptıklarının içine eder. Onların bütün güzel planları, yöneticilerin basitlikleri yüzünden hep berbat olmuştur. Çünkü, imparatorlar hiçbir şeyi kendi başlarına yapamazlar. Halkın ve askerlerinin desteğine muhtaçtırlar. Haklı değil miyim? Savaş bitecek mi dersiniz? Laf olsun diye sormuyorum, hani ucuz mal var da, alıp depoya koysak mı diye soruyorum. Ama savaş biterse, onları atmaktan başka çare kalmaz.
Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




Posting Freak
Tiratlar
emegine yüreğine sağlık kardeşim
Nefsi “Pir”in gölgesinden başka hiçbir şey öldüremez; o “nefs öldüren”in eteğini sımsıkı tut.
''HZ MEVLANA''

ÜSEYİN'in Aşkına Şahitsen, Bu Şahadet Kutlu Olsun... Sen ÜSEYİN'in Aşkı ile Her Dem Diri Kalanlardansın, Ve Sen
'' Aşkın Şehidi'sin!..''
Ben HZ. ÜSEYİN'DEN NASIL YAŞAMAYI VE NASIL ÖLMEYİ ÖĞRENDİM
ÇELEBİ
Member
Tiratlar
[COLOR=Purple]Oyunu Adı: Kadıncıklar
Yazan: Tuncer Cücenoğlu



PARLAK - Şimdi, Abdullahcığım.. İlk filmimi çevirmekteyim.. Cüneyt ağbi başrolde.. Kız da Türkan Sultan.. Cüneyt ağbi gariban, bizim gibi.. Türkan Sultan varlıklı bir pezevengin kızı.. Cüneyt ağbi de yoksul bir pezevengin oğlu.. Aşk ferman dinler mi, bi görüşte vuruluyor Cüneyt ağbimize.. Buluşacaklar.. Türkan Sultan arabasıyla, yoksul delikanlı Cüneyt ağbimizin beklediği Sarıyer sırtlarına gelmektedir.. Cüneyt ağbi uzaktan arabayı tanıyor.. "Sultan, Sultaaaan" diye koşarken, aniden bir kamyon.. (Müzik sesi yapar) altına alıyor Cüneyt ağbiyi.. Kör oluyor kör.. Artık o, kör bir kemancıdır!.. Ona acıma, gözleri açılacak sonunda.. Bana acı asıl.. Dublör benim!.. Kamyon bana çarpıyor, Cüneyt ağbi yatıyor.. Sahneyi yeniden çekiyorlar, kamyon bana çarpıyor, Cüneyt yatıyor.. Beğenmiyorlar yeniden çekiyorlar, kamyon yine bana çarpıyor.. Cüneyt yatıyor!.. Türkan'ın sevgisi sahte değildir.. Babasının karşı koymalarına rağmen, Cüneyt'in çalıştığı, kör keman çalıp arabesk söylediği meyhaneye gelmektedir, her gece. Buraya dikkat.. Yeşilçam'da bir kahve vardır, siz görmediniz oraları.. O kahvede bizim figüran takımı bekler.. (Duygulanır..) Bir rol verilir umudu ile beklerler.. (Yeniden neşeli.) İşte o kahvede, günlerdir bir rol verilir umuduyla bekliyoruz.. Bir minibüse doldurdular hepimizi.. Yallah Sarıyer sırtlarındayız.. İşte o meyhanedeki içki içenleri oynayacağız.. Hani dedim ki, madem içki içenleri oynayacağız, filme uygun olarak sosyal gerçekçi olsun, baştan bir iki kadeh atalım.. Tam bizim sahne geldi ki hepimiz zom, aynen.. O Memduh olacak bağırdı!.. Recisör.. "Ben sizden meyhanede içer gibi yapacak adamlar istedim.. Bunlarla olmaz.." Ben de vallaha da billaha da sırf latife olsun diye, kolumla da destekleyerek "Yeşilçam'da ayık adam nah bulursun!." demiş bulundum. Birden, başta Memduh ağbi olmak üzere, setçisi, ışıkçısı, kameramanı ve hatta Cüneyt'in üstüme doğru geldiklerini gördüm.. Fatma abla var ya, o da çekimi seyrediyormuş, ayakkabıyı çıkarttığı gibi yallah üstüme!. Yer misin yemez misin? Hani, Cüneyt karateci ya, kolumu kırmaya çalışıyor, Fatma topuklusuyla başıma, hele o Türkan yok mu, bi de hanımefendi derler, hayalarıma hayalarıma ver ediyor tekmeyi.. Memduh ağbi desen, durmadan kafa atıyor!.. Tam bayılıyordum ki Memduh'un şunu söylediğini duydum: "Bu ipneyi!" Yani beni! "Bu delikanlıyı, en seri vasıtayla İstanbul il sınırları dışına çıkartın, bu yaştan sonra hapishanelere giremem!" Gözümü açtığımda burdaydım, Ankara'daydım.
Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




Member
Tiratlar
[Resim: head_bg.jpg] [COLOR=Purple] ZERBINETTE



[COLOR=Purple]Adı Oronte.Or.ron.ronte.hayır, Ge. Geronte.Evet Geronte, tamam; işte başımın belası; buldum; işte sözünü ettiğim nekesin adı.Ne diyordum? Ha, bizimkiler de tuttular, bugün buradan başka yere gitmeye kalktılar. Bi'şey değil, aşığım parasızlık yüzünden, beni elinden kaçıracak, ne yapsın bu parayı, babasından çekmek için uşağının dalaveresine başvurmaktan başka çare bulamadı. Bakın, uşağın adını iyi biliyorum, adı Scapin. Yaman adam doğrusu, ne türlü övülse hakkıdır. Enayiyi avlamak için bakın ne dolap çeviriyor. Hah, hah, hay!...Düşündükçe güleceğim geliyor, hah, hah, hah, hay!... Gidiyor, pintiyi buluyor,hah, hah, hah!...Diyor ki, oğluyla berber rıhtımda dolaşırlarken , hah, hah, hay!..Bir Türk kadırgası görmüşlermiş de, kalyondan bunları içeriye çağırmışlarmış. Sözüm ona, gene bir Türk bunları ağırlamış, aman Tanrım! Tam yiyip içerlerken gemi açılıvermiş. Türk, Scapin'i tek başına bir kayığa bindirip kıyıya göndermiş. Sözde demiş ki babasına söyle, hemen beş yüz altın yollamazsa , oğlunu Cezair'e götüreceğim. Hah, hah, hay! Almış bizim hasisi, bizim mendeburu bir telaş. Bi yandan da, ne olsa oğlu ya, merhemeti bırakmazmış; ama beş yüz altının lakırdısı da evlat acısı gibi içine işlermiş. Hah, hah, hay! Bi yandan parayı gözden çıkaramamış, bi yandan da, içinin acısıyla oğlunu kurtarmak için, bin bir çeşit, gülünç çareler bulurmuş. Hah, hay! Bi aralık kadırganın arkasından denize kanun gönderecek olmuş. Hah, hah, hay! Parayı vermeye bi türlü yanaşmazmış da, git dermiş, uşağına, ben bu parayı denkleştirinceye kadar oğlumu bıraksınlar, yerine seni alıkoysunlar. Hah, hah, hay!...Bi aralık da beş yüz altın yerine, beş para bile etmeyecek üç beş kat eski giysisinden vazgeçmeye kalkmış. Hah, hah, hay!... Uşak, bütün bu tekliflerin akıl karı olmadığını kendisine anlatmış.O, yine, her sözün başında, acı, acı: '' Ama, ne halt etmeye gitti şu kadırgaya, ah kör olası kadırga, ah insafsız Türk! ''der dururmuş. Neyse, bi hayli düşündükten, bi hayli ahlayıp ofladıktan sonra.Ama, sanırım, boşuna anlatıyorum. Hiç gülmüyorsunuz. Efendim?
[COLOR=Purple]

SCAPIN'İN DOLAPLARI
MOLIERE
Türkçesi : Orhan VELİ KANIK


Tiyatro sınavlarında ilk oynadığım komedi oyunuydu Zebınette.
İyi bir diyafram istiyor, oynamayı düşünenlere...

Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




Member
Tiratlar
[COLOR=Purple]ZİLHA
Ne diyordum efendicağızıma söyleyim. Beni bu eve evlad-ı maneviyatlık aldılar. Bir çocuğu, bir de Şamama'yı gezdiriyorum. İşim o kadar. Şamama evin köpeği. Burada medeniyet varmış be. Eskiden ayaklarımı aydan aya yıkardım. Hem de çorabım i çıkarmadan. Oldu olacak ikisi birden yıkansın diye. Şimdi her gün banyo yapıyorum. Her, Allahın günü yıkanan deri ne kadar yumuşak olurmuş meğer. Amonyak kokusuna öyle alıştım ki, burada temiz hava ilkin ciğerlerime dokandı. (Gider, masanın üstünden bir resim alıp onu gösterir) Filiz'in babası Bülent Bey, illetli fakir, karısı evden kaçmış. Adam da böyle, sönmüş fenere dönmüş. İhya Bey doktorlara ne paralar yedirmiş, nafile. Melankoli diyorlar, düşman başına. Bana bazen tuhaf tuhaf koyun gibi bakar. (Taklidini yapar) Çok dokanıyor içime. Hani birinci perdede çişini bile unutan bunak profesör vardı ya, deli doktoruymuş meğer o. Küçük beye şimdi o bakıyor. İkide bir evde, benim kılık kıyafe*time bile karışıyor. Yok saçını şöyle tara, yok gözünü böyle boya. Deli mi ne? İhya Bey buba adam. Tuttuğu altın olsun neme lazım. Beni kızı gibi sever. "Sen bizim ailenin maskotusun kız" diyor, uğur getiriyormuşum diye arada bir makas da alır. Olacak artık o kadar. Madam Olga'ya tembihat geçmiş. Bana, oturup kalkma, konuşma öğretsin diye. Kim bilir belki de iyi bir kısmet çıkarsa sevabına everecekler. Dünyada hayır sahabları daha ölmedi. (Kapı vurulur) Madam galiba. Sen misin madamcığım, buyur.
Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




Member
Tiratlar
[COLOR=Purple]
DELİ

Ya demek öyle? Katılmanız mümkün değil mi? Öyleyse size ne diyeceğim biliyor musunuz? Sizi bırakıveririm ve siz de işin içinden kendi başınıza sıyrılırsınız. Sizin bileceğiniz iş! Her şeyi bana sergiledikleriniz doğrultusunda düzenlerim. O zaman şansınızın ne olacağını biliyor musunuz?
Böylesine sert ifadelerimi bağışlayın. Tam bir kar*gaşa! Evet, tamamıyle! Önce bir şey söyleyip, sonra ondan vazgeçiyorsunuz. Bir yorum yapıp, yarım saat sonra tam tersi başka pir şey anlatıyorsunuz. Kendi aranızda bile anlaşamıyorsunuz. Buradaki bir ifadeye göre anarşist aynı gün öğleden sonra pencereden at1amaya kalkmış, hem de sizin yanınız*da. Ama siz bu konuya en ufak bir şekilde bile değinmiyorsunuz. Tüm basına, televizyonlara yaptığınız açıklamaya bakın: "Doğal olarak, sorgu tutanakları tutulmamış. Çünkü sorguya çekecek zaman kalmamıştır." Biraz sonra, birdenbire bir mucizeyle iki, üç tutanak ortaya çıkıyor. Anarşistin bizzat imzaladığı… Eğer bir sanık sizin yaptıklarınızın yarısı kadar ifade değiştirse; en hafifinden adamı gebertirdiniz! Bu arada, herkes sizin için ne düşünecek biliyor musunuz? Büyük şarlatan, düzenbaz olduğunuzu... doğal olarak sorgu yargıcından başka kim inanır size? Herkesin size neden inanmayacağını biliyor musunuz? Çünkü hikayelerinizin saçma sapanlığı bir yana, insani bir boyutu da yok da ondan. İnsani bir sıcaklığı da yok. Hiç kimse kocasının ölümünün "kendisine "neden bildirilmediğini soran anarşistin zavallı dul eşine verdiğiniz kaba cevabı unutmuyor. Hiçbir duygusal boyutu yok. Hiç biriniz bu şekilde ölüme gitmeyi istemezsiniz. Bir tebessüm, gözyaşı… bir şarkı bile olmadan! Oysa bütün bu yalanlar ağında düştüğünüz çelişkileri herkes hoş görebi1irdi. Yeter ki sizin de bir kalbiniz olduğunu, hissettirebilseydiniz. İki "yürekli insan", bir an için polisliklerini bırakıp, anarşistle birlikte onun şarkısını söylüyorlar. Onu mutlu etmek için “Yurdumuz bütün cihandır bizim". Kimin göz*leri yaşarmaz. Kim böyle benzeri bir hikayeyi duyduğunda unutulmaz isimlerinizi haykırmaz! Rica ediyorum! Kendi iyiliğiniz için. Soruşturma sizin lütfunuza göre ilerleyecek. Söyleyin!

ANARŞİSTİN KAZA SONUCU OLUMU - DARIO FO

Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa...


[B]Tanrı'yı Kötüler, Tanrı ise İyileri Kullanır![/B]


Bir ülkede, bir toplumda, bir kavimde

yani herhangibir yerde işte...
hala tregedya yazılıyorsa orası henüz aydınlanmamış demektir...




İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.