You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Takiyyeci Alevilerin Ali'si

Takiyyeci Alevilerin Ali'si

Administrator
Takiyyeci Alevilerin Ali'si
Takiyyeci Alevilerin Ali'si-Barış Aydın

Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden ’esas Müslüman biziz’ diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz asla.

TAKİYYECİ ALEVİLERİN ALİ’Sİ?

Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen; o aptaldır, ondan uzak dur’
Bilmeyen ve bilmediğini bilen; o basit bir insandır, ona öğret’
Bilen ve bildiğini bilmeyen; o uykudadır, onu uyandır’
Bilen ve bildiğini bilen; o akil insanıdır, onu takip et’’

Alevilik akıl ve insan eksenli bir inançtır. İnsanı anlamak ve açıklamak için sadece akla başvurmasını ister. Akılla izah edilmeyen hiç bir şey Alevilikte yer edinemez. İnsanın günlük yaşamında kendisine yabancı olan her şey Aleviliğe de yabancıdır. Alevilikte ’La Mekân’ yoktur. Buna rağmen ısrarla birileri Aleviliği hurafelerle dizayn etmek istiyor. Bazı alevi aydınlarımız da her ne kadar Alevilik insan eksenli bir inançtır deseler de takiye yapmakta sınır tanımaz oldular. Aleviliği tarif ederken akıl ile izah edilemeyecek söylemlerde bulunuyorlar.

Aydın olmanın sorumlulukları ağırdır. Aydın insan inanmadığı bir şeyi söylemez. Aydın insan güce göre şekillenmez. Aydın insan dürüst insandır. Dürüst insan bir ömür ’Doğruya doğru, eğriye eğri’ diyebilmektir. Kendinden sonraki nesillere iyi bir miras bırakmak istiyorsa, birinci koşulu, inandıklarını söylerken, yani saf tutarken koşullar ne olursa olsun asla takiyye yapmaz. Bu aydın insanın doğasında vardır. Takiyye yapanlar her şeyden önce kendisine saygısızlık yapmış olur. Bilmelidir ki; her yaptığı takkiyenin de zamanı geldiğinde bir bedeli olacaktır.

Aleviler bugün tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Aydınlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Yavuz Selim katliamından sonra yaklaşık beş asırdır Alevileri Müslümanlaştırmak için uyguladıkları asimilasyon politikası bugün hâlâ da devam ediyor. Devletin gerici çağdışı zihniyetine karşı, Aleviler inançlarına sahip çıkarak devletin bu kirli oyununu boşa çıkarmaya çalışırken, inançlarıyla da yüzleşmeye başladılar. Bugüne kadar ’esas Müslüman biziz’ söylemi takiyyeden başka bir şey olmadığının farkına vardılar. Aleviler bugüne kadar zamanı değildir bekle gör politikası güden gerçekleri yazmayan Takiyye yapan aydınları sorgulamaya başladılar.

Bundan 5 yıl önce ’Aleviler Müslüman olabilir mi?’ diye yazmış olduğum makaleyi yayınladıktan sonra gençler tarafında olumlu karşılanırken, Aleviliği geçim kaynağı olarak gören kendilerine ’esas Müslüman biziz’ diyen Alevilerin saldırılarına maruz kaldım. Sanal âlemde aleyhimde karalama kampanyaları başlattılar. Kolay değildi, yaklaşık beş asırdır ’esas Müslüman biziz’ diyen Alevilere biz Müslüman değiliz demenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Açıkçası saldıracaklarını, hakaret edeceklerini tahmin ediyordum. Yapılan hakaretlerden üzülmedim mi, elbette ki üzüldüm. Pirimiz Pir Sultan diyor ya ’Dostun gülü yaralar beni’

Bugün ise gelinen aşamada Alevi gençliği inancıyla yüzleşiyor. Okuyan araştıran inancı ile yüzleşen, tarihini sorgulayabilen hurafeci anlayışlarla hesaplaşan gerici İslami anlayıştan arınan İslami değil 4 kapı 40 Makam öğretisini ile donanan bir Alevi gençliği yetişmektedir. Alevi gençliği Aleviliğin İslam’la bir alakası olmadığını görüyor ve bu anlayışı sorgular hale geldi. ’esas Müslüman biziz’ söylemi Alevileri asimile etmek için Osmanlılar tarafında tezgâhlanmış bir yalan olduğunun farkına vardılar. Aydınlarımız ve alevi kurumları ise bu gerçeği bilmelerine rağmen, bedel ödemeyi göze alamadılar. Yeni yeni yazmaya başladılar. Alevi kurumları ise hala takiyye yapmaya devam ediyorlar. Gençlik ise bu durumdan hoşnutsuz. Müslüman olmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Alevi Kurumları ise tartışmaların dışında kalmaya çalışsalar da gittikleri alanlarda kendilerini tartışmaların içinde buluyorlar. İnancı ve tarihi ile yüzleşen donanımlı gençlik karşısında Müslüman olmadıklarını söylemek zorunda kalıyorlar.

Bu olumlu gelişmeler takiyye yapan aydınlarımızı da cesaretlendirdi. Daha düne kadar zamanı değildir bekle gör politikası izleyen aydınlarımız bugün bizim çağırdığımız Ali; Arap Ali değildir demeye başladılar. ’Hakk- Muhammed- Ali’ algısını Ay ve Güneş anlamına geldiğini söylüyorlar. Bu arkadaşlarımız yine de samimi davranmıyorlar. İki yanlış bir doğru etmiyor. Bu anlayışın kendisi Alevilerle Müslümanları karşı karşıya getiriyor. En önemlisi Bu anlayışın kendisi hem Alevilere hem de Müslümanlara hakarettir. Takiyye yapmaktan vaz geçin. Samimi olun ve kim olduğunuzu doğru dürüst tarif edin. Güce göre değil doğrulara ve Alevi inancına göre şekillenin. Aksi takdirde tarih sizleri de yargılayacaktır.

Alevi kurumlarımız ise yeniden yapılanmalıdırlar. Bugüne kadar yapılan yanlışlarla mutlaka yüzleşmelidirler. Her ağaç kendi kökü üzerinde yükselir. 4 Kapı 40 Makam öğretisine göre şekillenmek zorundasınız. Artık İslami söylemlerden vaz geçmelisiniz. Aleviler biz aleviyiz Müslüman değiliz demedikten sonra kimse ciddiye almaz ve hiç bir hakta alamazlar. İnancımız ve tarihimizle yüzleşmek zorundayız. Bu süreç biraz sancılı olabilir. Bu süreci hep birlikte göğüslemek zorundayız. Kazanan aleviler olacaktır. Aleviler gerçek anlamda inançlarıyla yüzleşecekler. Bunu başarmak zorundayız. Başaramadığımız takdirde Aleviler bölünmeye devam edecekler. Alevilere yönelik baskılar daha da artacaktır. Buda sistemin işine gelecektir. Dün olduğu gibi Alevileri birbirine düşürecektir.

Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden ’esas Müslüman biziz’ diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz asla.
Administrator
Takiyyeci Alevilerin Ali'si
Alıntı:Tarih tanıktır. Pir Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin derisini yüzenler, Pir Kalender Çelebi güçlerini bölenler, Pir Sultan Abdal’ı taşlayanlar, Pir Ali Şer’i katledenler, Pir Seyit Rıza’ya ihanet edenler kendi aslını inkâr eden ’esas Müslüman biziz’ diyen işbirlikçi Alevilerdir. Tarihimizde ders çıkarmak zorundayız. Alevilik korkakların, namertlerin, kendi aslını inkâr edenlerin, takiyye yapanların inancı asla değildir. Aleviyiz Müslüman değiliz asla.

Derebeyi Rıza asla Pir olamaz çünkü elinde silah vardır ve aşiretler arasındaki mücadelelerde insanları öldürmüştür yani bir katildir ! Alevilik adına da çarpışmamıştır. Eğer Alevilik onun için önemli olsaydı yüzlerce yıldır baskı altında ezilen ,Osmanlı'nın geri kalmasına neden olan hilafet ve saltanatını yıkan Mustafa Kemal Atatürk'ün getirdiği demokrasi, cumhuriyet, insan hakları, hukuk sistemine sahip çıkar daha iyi nasıl yaparızı düşünürdü. Ama "Dersim Generali" bunu yapmadı yapamazdı çünkü göbekten İngilizlere bağlıydı. Baktı kaçış yok "Kürdistan" adına İngilizlere mektup gönderdi ve aman diledi, yardım istedi. Ama nafile... 1923 yılından 1937 yılına kadar istediği gibi at koşturdu ve o dönemde Türkiye'nin başında Hatay sorunu vardı. Emperyalist devletler hep bu dönemlerde ülkeyi içeriden karıştırır ve devletin en zayıf olduğu zamanda toprak veya hak talep eder ve alırlardı. Ama Atatürk buna asla müsaade edemezdi. Çünkü Türkiye Cumhuriyetini kurana dek ulusumuzun akıttığı kan o kadar çoktu ki bir daha kan akmasın, ülke ekonomik ve siyasi yönden zayıflamasın diye yıllarca heyetler gönderdi Rıza efendi gibi derebeylerine ama la deyip lo demiyen, o kadar alevinin kötü muamele görmesine neden olan bir tek Rıze efendi oldu. Ünlü tarihçi Murat Bardakçının dedesi Cemal Bardakçı en son aracı olarak gitti. O da çok uğraştı, Elazığ'da verimli topraklar verilecek vaatleri, dağ başları yerine daha insan gibi yaşayacakları şartlar teklif edilmesine rağmen yine kabul etmedi. Sonunu da böylece hazırladı. Kendi sonunu hazırlaması bir yana o kadar Alevi'ye de sebep oldu. Alevileri istemeyen İsmet İnönü ve Celal Bayar gibi yöneticiler de bu harekatı fırsat bilip Alevilere hak etmeyecekleri davranışların ortaya çıkmasına neden oldular. Şimdi ki iletişim imkanları olmadığı için de yaşananlar orada kaldı.

İkinci olarak Alevi pirlerine ihanet edenlerin en başında evet en yakınında "dost" gibi görünenler ya da kendi toplumunun içindeki kişiler vardır. Pir Sultan Abdal'ı dar ağacına götüren müsahibi Ali baba 'dır. Çünkü yüce Pir'i devamlı ispiyonlamıştır. Konuşulanları saraya aktarmıştır. Hınzır iti zaten nefsini yezide satmış ve gözü dönmüş bir şekilde Ehlibeyt Evliyası Pir Sultan Abdal'a bir sebep olmuştur.
Hz.Üseyin'i , Mavya'nın eline salan da Küfe Kafirleri olmuştur. Bugün de tarih tekerrür ediyor. Yine yaşayan bir Evliya Mürşit Zöhre Ana ve yine ihanetler, Evliya'ya saldırılar... Geçmiş dönemlerde yaşayan evliyalara o dönemin insanları ne yazık ki inanmamışlardır. Eğer inanmış olsalar o kadar evliya gelmiş gitmiş hepsi de akıl almaz işkencelere, iftiralar maruz kalmazlardı...


Aleviler müslüman mıdır , islam mıdır değil midir tartışmalarına diyeceğim şu ki Aleviler Hak Muhammet Ali,12 İmam, Ehlibeyt ve Evliyalarının dinine tabidir ve onların yoluna giderler. Bu yol İnsanlık yoludur. İster Alevi İster Kızılbaş İster Bektaşi olsun biz Aleviyik Smile
Posting Freak
Takiyyeci Alevilerin Ali'si
Bugün, Tunceli halkını kışkırtmak isteyenler;
1937/38 Dersim olaylarını ve bu ayaklanmada başroldeki aşiret reisi Seyit Rıza'yı kullanıyorlar.
Seyit Rıza'yı ve 7-8 kadar Alevi aşiret reisini kandırarak Kürdistan için ayaklandıranlar;
Kürdistan Teali Cemiyeti'nin üyeleridir.
Bunlardan birisi Baytar Nuri, diğeri; Koçkırı isyanının elebaşılarından Alişan'ın torunu Alişer'dir.

Tunceli bölgesindeki aşiretler; silahlı birlikler oluşturmuşlar;
Osmanlı Devleti zamanında da çevredeki karakollara ve garnizonlara saldırmışlardır.
Böylece yağma ve çapul eylemlerini yaymışlardır. Seyit Rıza da bu çete reislerindendir.
Bu eylemleri yüzünden daha Osmanlı Devleti zamanında idama mahkum edilmiştir.
İşte size o belge: '(28/Z /1330 (Hicr’) (08.12.1912) Pazartesi: Dersim'in Yukarı Abbasi (Abbas Uşağı) Aşireti Reisi olub gıyaben idam cezasına mahkum olan Seyid Rıza'nın hukuk-ı şahsiye davası baki olmak üzere afvı. (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Dosya No : 156, Gömlek No : 1330/Z-04, Fon kodu : İ,.MMS)'

Okuma yazma bile bilmeyen Seyit Rıza; bölgedeki Aleviler tarafından ocak başı da kabul ediliyordu.
Ocak kavramının Türklere has olduğu bir gerçek olmasına karşın, Seyit Rıza kendisini Kürt sanıyordu.
Bu yüzdendir ki Seyit Rıza, 1921 başlarında başlatılan Batı Dersim aşiretlerinin de yer aldığı Koçkırı İsyanını destekledi.
Bu olay Ankara hükümeti tarafından affedildi.
Sonraki dönemi Veteriner Nuri şöyle anlatıyor:
'Dersim fiilen bağımsızdı, idare başkanlığını Seyit Rıza ele almıştı ve Kürdistan adına faaliyetlerine devam ediyordu. (Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 132)'


Seyit Rıza Tunceli merkezi silahlı adamlarıyla işgal ediyor; devlet, araya nasihat heyeti koyuyor;
1924 yılında Hozat'ı basıyor; TBMM'ye nota veriyordu.
Bununla da yetinmiyor; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na arka çıkarak cumhuriyet düşmanlarını koruyor.
Terikkiperverci Hasan Hayri kaçarak onun korumasına giriyor. (Aynı eser, s. 169) 'Ağdat denilen Seyit Rıza mıntıkasında Kürdistan bayrağı dalgalanıyordu. (sayfa 163)'


Cumhuriyet Hükümeti 1935 yılında Tunceli’yi il yapar.Bu tarihte Dersim de aşiret reisleri ve toprak ağaları herşeye hakimlerdir.Cumhu riyet hükümeti Tunceli’yi ve Tunceli halkını sömürü düzeninden kurtar mak ,insanca bir yaşama kavuşturmak için;
1-Ulaşımı sağlamak için yollar ve köprüler yapmayı,
2-İlçe ve kasaba merkezleri kurmayı
3-Toprak reformunu gerçekleştirmeyi,
4-Asayişi sağlamak için karakollar tesis etmeyi programa alır. Bunların hayata geçirilmesi için Atatürk, Başbakan İsmet İnönü’yü Tunceli’ye gönderir. İsmet İnönü iki günlük incelemesinden sonra Ankara’ya döner ve şu bilgileri verir:
’’Tunceli halkı için yapacağımız hususlar elzemdir. Yanlız iki yıllık bir çalışmaya ihtiyaç vardır.’’der.
İlk iş olarakta PAH nahiyesinde bir karakolu faaliyete geçirir.


Bunun üzerine egemenliklerinin sona ereceğini anlayan toprak ağaları, aşiret reisleri ve şeyhler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne adeta Ültümaton verirler. İstekleri şunlardır:
1-Karakollar kurulmayacak,
2-Kaza ve nahiyeler tesis edilmeyecek,
3-Köprü ve yollar yapılmayacak,
4-Silahlarımıza dokunulmayacak,
5-Köylerimize el sürülmeyecek,
6-Vergiyi bizimle pazarlık yaparak alacaksınız.
Bu ültümatonun arkasından Tunceli’ye karadan tek geçiş olan
HARÇIK deresi üzerindeki köprüyü de yıkarlar. Bu durumda karadan bağlantıyı da keserler. Takviye gelecek askerleri Tunceli’ye sokmazlar.

Seyid-i Rıza,aşiret reisleri,toprak ağaları ve yandaşlarıTürkiye Cumhuriyeti Devleti’ne baş kaldırırlar.
İsyana halkı da katmak için,’’NAMUSUMUZ VE DİN ELDEN GİDİYOR.’’yaygarasını basarlar.
Aynı zaman da Pah kasabasında ki karakolda bulunan askerlerin bir ALEVİ KADINA tecavüz ettiği yalan ve iftirasını ağızdan ağza dolaştırarak halkı galeya- na getirirler.
Tüm halkı sokaklara döküp karakolu basarlar.32 jandarma eri ile karakol komutan ve asteğmeni orada şehit ederler.


El altından Fransızlar isyanı teşvik ederler.
Silah ve para yardımı yaparlar.
Fransa’nın da maksadı bellidir. Bu isyanı fırsat olarak değerlendirir.
Çünkü Fransa’da HATAY’I elden kaçırmak istememektedir.
Yedi Düvel’e meydan okuyarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar; şeyhlere, toprak ağalarına ve gerici yobazlara mı boyun eğecek. TABİİ Kİ HAYIR!


Atatürk, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ı Tunceli-ye gönderir.
Mareşal Çakmak iki günlük inceleme sonrası Atatürk’ şu bilgileri aktarır;
Paşam; Tunceli’de tam bir isyan vardır.
Seyid-i Rıza ve yandaşları Tunceli halkını ayaklandırarak ve başlarında da kendileri isyan bayrağını açmışlardır.
İsyanı bastırmak için devlet gücü gereklidir.

Bu harekette ALEVİLERE VE TUNCELİ HALKINA YAPILMIŞ BİR KATLİAM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.


İsyan bastırılır;
Seyid-i Rıza ve elebaşları yakalanır.
Atatürk bunların idam edilmemesini ve Ankara’ya getirilmesi emrini verir.
Fakat emir Tunceli’deki görevlilere ulaştığında bu isyancılar 33 askerin şehit edildiği yerde idam edilmişlerdir.
Nefsi “Pir”in gölgesinden başka hiçbir şey öldüremez; o “nefs öldüren”in eteğini sımsıkı tut.
''HZ MEVLANA''

ÜSEYİN'in Aşkına Şahitsen, Bu Şahadet Kutlu Olsun... Sen ÜSEYİN'in Aşkı ile Her Dem Diri Kalanlardansın, Ve Sen
'' Aşkın Şehidi'sin!..''
Ben HZ. ÜSEYİN'DEN NASIL YAŞAMAYI VE NASIL ÖLMEYİ ÖĞRENDİM
ÇELEBİ

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.