You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......

Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......

Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
[FONT='Comic Sans MS']
[FONT='Maiandra GD']Güzel Gören Güzel Düşünür
[FONT='Comic Sans MS']
HULUSİ: ]Allah´ım bu ne sıkıcı bir hayat böyle! Her günüm adeta zehir, her akşamım cehennem gibi geçiyor. Ben artık dayanamayacağım. Bunca yıl çalışıp didindim, elde avuçta bir şey yok. Hala yamalı elbiselerle dolaşıyorum. Çorabımın ucu delik, gömleğimin düğmeleri yok. Allah´ım ölmek istiyorum artık!
CEVDET:
]Hayırlı sabahlar amca!
HULUSİ:
]Böyle hayırlı sabah mı olur be adam?
CEVDET:
]Niye, hayrola ne oldu? Canını sıkan olay nedir?
HULUSİ:
]Şu kılığıma kıyafetime bir bak. Dilenci gibiyim. Fakirlik beni kahrediyor. Çoraplarım bile yamalı, delik deşik
CEVDET: ]Üzüldüğün şeye bak! Haline şükretsene yahu. Bak benim ayaklarıma, çorapları bırak, ayaklarımda ayakkabım bile yok. Ama senin gibi halimden şikayetçi değilim
.
HULUSİ: ]Peki niye mutlusun?
CEVDET: ]Ben halime şükrederim
.
HULUSİ: ]Şükredecek neyin var ki, baksana bir ayakkabın bile yok.
CEVDET:
]Bak beyim şu gelen adamı görüyormusun? O benim kardeşimdir. Bak onun ayakkabıları değil, ayakkabı giyecek ayakları bile yok. En azından benim ayaklarım var. Ya ben de onun gibi olsaydım. Bu yüzden Allah´a şükrediyorum. Çünkü kardeşim gibi sürünerek yaşamıyorum.
ŞEHMUZ:
]Merhaba Abi!
CEVDET: ]Merhaba kardeşim. Hoş geldin.

ŞEHMUZ: ]Hoşbulduk abi. Ne o, arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?
HULUSİ:
]Şeey ben Hulusi. Duvar ustasıyım.
ŞEHMUZ:
]Memnun oldum. Ben Şehmuz. Ben de şu gördüğün tartı aletiyle geçinip gidiyorum işte.
Kazancım az-maz ama buna da şükür. Kimseye muhtaç olmadan yaşamam için yetiyor.
HULUSİ:
]Halinden memnun musun yani?
ŞEHMUZ:
]Niye memnun olmayacakmışım ki? Bak elim, kolum tutuyor. Ayaklarımdan başka bir eksiğim yok ki. Gerçi ayaklarım da olsaydı daha iyi olurdu ama, ne yaparsın işte kader. Trafik kazasında kaybettim onları. Yaşadığıma şükrediyorum.
HULUSİ:
]Yahu hala şükredecek neyin kalmış ki.
ŞEHMUZ:
]Aaa, öyle deme. İnsan şükretmek için hep daha aşağıdakilere bakmalı. Bak, bak, bak. Bizim Cemal de geliyor. Kör Cemal derler ona. Gözlerini daha 6 yaşındayken kaybetmiş. Anlıyacağm dünyası kapkaranlık. En azından benim dünyam aydınlık. Ya onun yerinde olsaydım.
HULUSİ:
]Pes doğrusu!
ŞEHMUZ: ]Heey Cemal, bu taraftayız! Direğe dikkat et. Gel, gel de seni yeni arkadaşla tanıştırayım.
CEMAL: ]Merhaba
.
HULUSİ: ]Hoşgeldiniz, ben Hulusi.
CEMAL:
]Ben de Cemal. Kör Cemal derler bana. Üzülürüm öyle demelerine ama ne yaparsın, körüz işte. Adamlar haklı. Ama ben mi seçtim ki kör olmayı? Ben de istemez miydim dünyayı doyasıya seyretmeyi. Kuşları, böcekleri, insanları izlemeyi. Kimbilir şuradaki çiçekler ne kadar güzeldir. Öyle değil mi?
HULUSİ: Eee, evet gerçekten o çiçekler çok güzel ama nasıl farkettiniz o çiçekleri.?
CEMAL: ]İnsan sadece gözleriyle görmez dünyayı Hulusi bey. İşte ben bunun için halime şükrediyorum ya. Dokunabiliyorum, tadabiliyorum ve en önemlisi koku alabiliyorum. Orada çiçek olduğunu kokusundan anladım. Sahi sen farketmemiş miydin onları?

HULUSİ: ]Şeey, yani siz deyince farkına vardım tabi.
CEMAL:
]Yazık, çok yazık. Oysa Allah o güzelliği sizin gözleriniz için yaratmıştır. Siz gözleriniz sapasağlam olmasına rağmen farkedemiyorsanız hayattan nasıl lezzet alıyorsunuz peki?
HULUSİ: ]Be, be, ben evet ben mutsuz biriyim. En azından az öncesine kadar mutsuz biriydim. Mutsuz oluşumun sebebini fakirlik sanıyordum, oysa mutsuzluğumun sebebi kör olmammış.


[FONT='Comic Sans MS']CEMAL: [FONT='Comic Sans MS'] Bakın beyefendi, kimse görmeyi bilmeyen kadar kör olamaz. Doğru, benim gözlerim görmez ama mantığımın gözleri çok keskindir. Asla, keskin sirke olup da küpüme zarar vermem. Ve halime şükrederim .
HULUSİ: ]Sen de mi haline şükrediyorsun, niye?
CEMAL:
]Niyesi var mı? Ya yatalak hasta olsaydım. Felçli olsaydım. Yoo, öyle bile olsam mutlu olmak için bir sebep bulurdum. Şimdi halime bir kere daha şükrediyorum. Çünkü ya sizin gibi olsaydım. O zaman benim halim ne olurdu? Bakar kör ve mutsuz biri.
CEVDET: ] ]Hulusi Bey, siz ağlıyorsunuz!

HULUSİ: ]Evet dostlarım, ağlıyorum. Bırakın ağlıyayım. Taşlaşmış kalbimin hamuru göz yaşlarımla yıkanıp yumuşar belki. Sizler bana mutluluğu öğrettiniz. Ne olur aranıza beni de alın.
ŞEHMUZ: ]
]O nasıl söz Hulusi Bey, biz kimiz ki seni de aramıza alalım?
CEMAL:
]Evet, biz üç garibanız sadece. Hergün bu parka gelir, bu banka oturur sohbet ederiz. Bundan sonra sen de gel. Daha mutlu oluruz.
HULUSİ: ]Evet dostlarım, daha mutlu oluruz, bizden daha mutlusu da olmaz hatta. Sizleri çok seviyorum.

]
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
EFEKT: Kuş cıvıltıları
ABBAS: Hamdi, söyle bakalım; bir renk?
HAMDİ: Sarı.
ABBAS: Sa…rı… Sarı uymuyor.
HAMDİ: Kahverengi.
ABBAS: Kah..ve…ren…gii.. Üç harf eksik kaldı.
HAMDİ: O zaman “neskahverengi”.
ABBAS: Nes.. kah.. veren…gi… Oldu lan.Dur bakalım bu “Kö” neymiş. Altının ikisi, bir nota. Kö diye bir nota var mı lan Hamdi. Orhan babadan böyle bir nota duydun mu sen hiç?
HAMDİ: Orhan Baba’dan duymadım da, kıpraşımlı bir sanatçı var ya ondan duymuş olabilirim. Ha Azer Bülbül..
ABBAS: Dalga geçme. Şurada, ayda yılda bir gazete bulmuşuz, ayda yılda bir bulmaca çözüyoruz içine turp suyu sıkma.
HAMDİ: Ha hatırladım abi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Devlet Konservatuarı yaylı sazlar bölümü, müzikte yeni arayışlar yapıyordu, gazetede okudum… onlar bulmuş olabilir… bu kadar aradıklarına göre, bulmuşlardır dokuzuncu notayı herhalde.
2/ABBAS: Hayda şurada da bir ZB çıkmış.. Bakalım… Yukarıdan aşşa beş… bir element.
HAMDİ: ZB, zibidinyumun simgesi abi, duymadın mı hiç?
ABBAS: Zibidinyum mu? Neyse Nil’in kenarında yetişen ve milattan önce yaprakları kitap malzemesi olarak kullanılan bir kamış türü?
HAMDİ: Şeker kamışı
ABBAS: şe.. ker.. kamı…şı … ı sığmıyor…
HAMDİ: Siyah kareleri yanlış yere koymuşlar abi yine, üstüne yaz sen “ı”yı .
ABBAS: Tamam uzatma da şu “ÖM” neymiş ona bakalım.
HAMDİ: Tersi milattan önce….
ABBAS: Yok…. Ne bu… “Ömerikyumun simgesi”. İyi valla okulda bize öğrettikleri 114 element vardı. 200’e çıktı.
HAMDİ: Ne diyorsun abi sen! Bilim hızla ilerliyor. Demek ki Ömer adında biri bulmuş, Bir Türk, helal olsun.
ABBAS: Helal olsun valla. Ben de diyordum, niye kitaplarda yazmaz bu elemen?… Bir Türk buldu ya..
HAMDİ: Abi biz zehir gibi milletiz bir aslında. Bu NASA’nın Apollo 11 var ya, uzaya gönderdiler; bizim Kaportacı kazım yapmış. Projesini de kroki Mahmut çizmiş de söylemiyorlar saklıyorlar.
ABBAS: Hamdi, boğaz köprüsünün altında var ya hazineler varmış lan . Bizim Dedektör Tevfik ben çıkarıvereyim demiş de Japonlar izin vermemiş. Köprüyü onlar yaptı ya…
HAMDİ: Kendileri götürecekler
ABBAS: Tersi kozmonot. Bunu bilmeyecek ne var; astronot.. Hah astronot, dedin de aklıma geldi. Niyazi amcanın yurt dışında okuyan bir oğlu vardı.
HAMDİ: Cemalettin,
ABBAS: Heee. Niyazi amca; “oğlum astronot olacak” deyip duruyordu. Ne olmuş, Cemalettin astronot olmuş mu?
HAMDİ: Geçen Niyazi Amca’yla sanayi de karşılaştık, Cemalettin astronot “olmuş”.
ABBAS: Yapma Len Hamdi, nasıl olmuş, o kadar kolay mıymış?
HAMDİ: Torpil Abbas Abi, torpil. Okuldan Amerikalı yakın bir arkadaşı George Dabılyu Bush’un emmisinin oğluymuş. Adam NASA’da işe guyuvermiş Cemalettin’i. Öğle yemeği bedava, sigarasını da cebine koyuvermiş, tam gün de sigortasını yapıvermişler… Cemalettin paraya para demiyormuş.
ABBAS: Ya ne diyormuş?
HAMDİ: “Paya” diyormuş, herif “r”leri söylemiyordu ya abi… Niyazi amca iki hafta önce oğlunun ziyaretine gitti ta Amerika’lara. Cemalettin, Niyazi Amca’yı Yankiler’le Losencılıs takımının beysbol maçına bile götürmüş. Göndermeden iki gün önce de Niyork Numune Hastanesinde baştan ayağa bir kontrolden geçirttirivermiş. Ha uçağa bindirirken de bin dolar kuyuvermiş cebine. Niyazi amca; “yok oğlum gerek yok” dediyse de, “al baba yav” demiş. “kulak arkası yaparsın” demiş. (Birlikte gülerler)
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
MUHAFIZ Tongueadişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzur unuza çıkmak istiyorlar.
PADİŞAH :Gelsinler bakalım.
MUHAFIZ : Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
PADİŞAH :Hoşgeldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
SAKALLI :Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
PADİŞAH :Ee...
PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
PADİŞAH : Sonra ne oldu peki?
SAKALLI : Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
SAKALLI :Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
PADİŞAH : Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
KESE : Doğru efendim ama eksik anlattılar.
PADİŞAH :Nasıl yani?
KESE :Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
PADİŞAH :E niye verdin o zaman paraları diğer adama?
KESE :Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
PADİŞAH : Bunlar ne yaptı peki?
KESE :Vallahi ikiside kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
PADİŞAH :Siz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
SAKALLI :Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
PADİŞAH : Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
PALABIYIK :Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti.Vermeseydi. Versin bizim paramızı...
PADİŞAH :Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
KESE : Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
PADİŞAH :Ne demek o?
KESE :Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
PADİŞAH Big Grinoğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı!Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
ÖĞRETMEN :Çocuklaar! Piknik sona erdi. Hava kararmak üzere... Toparlanın okula yetişmeniz lazım.
ALİ :Biz hazırız öğretmenim.
ÖĞRETMEN :Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz...
VELİ :Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası...
ÖĞRETMEN :Aaa! Gerçekteeen! Harika bir ev bu! Kimin acaba çocuklar?
CAN :Bilmem.... Ama keşke bu evin sahibinin oğlu olsaydım...
ÖĞRETMEN :Niye?
CAN :Niye mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan olağanüstü bir ev bu.
Kimbilir içinde neler neler vardır.
ÖĞRETMEN :Eğer sen bu evin sahibinin oğlu olsaydın neler yapardın?
CAN : Sizleri evime davet ederdim.
ALİ : Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim.
ÖĞRETMEN :Niye, ama geç kalıyoruz çocuklar.
VELİ :Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız.
ÖĞRETMEN : İzinsiz olmaz. Bir bakalım kim var içeride?
ALİ : Öğretmenim bakın orada bir kadın var.
ÖĞRETMEN :Evet gördüm. Heey! Bakar mısınız?
BAKICI :Buyrun, ne istemiştiniz?
ÖĞRETMEN :Şeey! Ben öğretmenim. Bunlarda Gümüş İlköğretim Okulu öğrencileri. Sınıfça buraya
pikniğe gelmiştik. Dönerken bu köşkü gördük. Kime ait olduğunu merak ettik. Bu köşk
kimin acaba?
BAKICI :Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait.
CAN : Öğretmenim orada bir çocuk var. Tekerlekli sandalyede oturuyor.
BAKICI :Bir dakika onu buraya getireyim.
ALİ : Aa! Çocuk hasta galiba.
BAKICI :Bu çocuk da bu köşkün sahibinin oğlu. Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum.
Bende onun bakıcısıyım.
ÖĞRETMEN :Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin oğlu ha.. Çocuklar! Az önce "Keşke bu
köşkün sahibinin oğlu olsaydım." diyen kimdi?
CAN :Şey bendim öğretmenim...
ÖĞRETMEN :Şimdi ne düşünüyorsun?
CAN :Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum...
ÖĞRETMEN :Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık yönünden herşeye sahip olmak
değildir. Gerçek zenginlik gönülle olur. Eğer gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en
zengin insanısınız demektir.
ALİ :Nasıl yani öğretmenim.
VELİ : Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim.
CAN : Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?
ÖĞRETMEN : Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz. Örneğin sen çocuğum, sana 100 milyar
verseler gözlerini satarmısın?
ALİ .-Hayır, kesinlikle satmam. Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?
ÖĞRETMEN :Ya kalbini 100 milyara satar mısın?
ALİ :Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?
ÖĞRETMEN Tongueeki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?
VELİ :Hayır...
ÖĞRETMEN Tongueeki 500 milyara bir kolunu satar mısın?
YELİ :Hayır...
ÖĞRETMEN : Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya rağmen bir organınızı bile satmıyorsunuz. Demek ki bu organlarınızın değeri çok çok fazla. Örneğin çok çok zengin olan bir insan ölmek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur. Yani anlıyacağınız önemli olan sağlıktır. Sağlık ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!
CAN :Teşekkür ediyorum öğretmenim. Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz.
Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım.
(Cengiz Tan - Yürek Hikayeleri´nden Uyarlanmıştır.)
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
KOMUTAN : Hey, durun bakalım.
GELİN : Buyur kumandan.
KOMUTAN : Ne yapıyorsunuz burada?
GELİN : Cepheye, Türk ordusuna cephane taşıyoruz..
KOMUTAN : Allah emeğinizi zayi etmesin bacım, sizin hakkınızı bu millet nasıl öder?
GELİN : Şu düşmanı yurdumuzdan bir atalım da kumandan,boş ver sen bizim hakkımızı..
KOMUTAN : İnşallah bacım, bu düşmanın hepsini atacağız yurttan. Söyle bakalım, sen kaç yaşındasın?
GELİN : Şeeey, 18 yaşındayım.
KOMUTAN : Allah´ım, görüyorsun, genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla kadınıyla hepimiz seferber olduk. Sen bizi muzaffer kıl..
GELİN : Amiiin..
KOMUTAN : Bacım, bu yaşlı teyze kim?
GELİN : O benim ninem. Oğlunun biri savaşta şehit oldu.
KOMUTAN : Peki şu oturan delikanlı niye bize hiç bakmıyor?
ANA : O benim oğlum evladım. Abisi savaşta şehit oldu.
KOMUTAN : Niye bize ilgi göstermiyor, yoksa bizi küçük mü görüyor?
ANA : Estağfurullah evladım, olur mu öyle şey?
KOMUTAN : Peki niye ayağa kalkmıyor da öyle gururla kurulmuş oturuyor...
ANA : Gururundan değil evladım, o da abisi gibi savaşa gitmişti, ama bir bacağını kaybetti cephede.. Ayağı iyileşir iyileşmez hemen tekrar cepheye gidip savaşmak istedi.Ama almadılar onu askere "bir bacağı takma" diyerek... KOMUTAN :Yaaaa....
ANA : Şu 18 yaşında olduğunu söyleyen taze gelin ve kucağındaki bebek de onun...
KOMUTAN : Niye konuşmuyor, dilsiz mi yoksa?
ANA : Hayır dilsiz değil. Kunuşabilyor. Ama vatanımız düşman işgalindeyken askere alınmamak ona öyle ağır geldi ki o gün bu gündür tek kelime etmedi kimseye...
KOMUTAN : Dur bakalım nine. Bir konuşalım bu Anadolu aslanıyla.
ANA : Boşuna yorma kendini evladım. Selamını bile almaz kimsenin.
KOMUTAN : Delikanlı, duyduğuma göre savaşta bir bacağını vatan uğruna vermişsin. Adın ne senin?
DELİKANLI :
KOMUTAN : Bu ne haldir bre...! Sen ne biçim askersin ki, karşında bir Türk komutanı var ve sen kılını dahi kıpırdatmadan oturuyorsun. Kalk ayağa !
DELİKANLI :
KOMUTAN : Bak yiğidim. Acını anlıyorum. Hangi Türk istemez ki bu zor zamanda cephede olmayı? Hangi Anadolu delikanlısı düşmana karşı şehitlik sevdasıyla coşmasın? Seni anlıyorum. Haklısın. Üzülmekte haklısın. Ama
yanıldığın bir şey var. ASLAN YARALI DA OLSA ASLANDIR... Bu topal halinle hiçbir işe yaramadığını sanıyorsun. Yanılıyorsun. Koşamasan da ata binebilirsin. Haydi kalk. Cepheye gidiyoruz.
DELİKANLI : Doğru mu? Bu söylediklerin doğru mu kumandanım? Sahiden beni yeniden cepheye götürecek misin? KOMUTAN : Evet, sana, senin gibi bir kahramana çok ihtiyacımız olacak.
DELİKANLI : Bu topal halimle mi?
KOMUTAN : Bir ayağın yok ama kanatların var ya... Bu yiğidi ata bindirin. Benim tüfeğimi de verin eline. Toparlanın gidiyoruz. Sağlıcakla kalın nine.
DELİKANLI : Şükürler olsun... Allah´ım sana şükürler olsun. Ana , ana kal sağlıcakla. Sen., sen de yavruma iyi bak köylü kızı. Ona babasının ve amcasının nasıl bir asker olduğunu anlat birgün... Sen de hakkını helal et. Ben artık komutanımla gidiyorum.
ANA : Uğurlar osun evladım....
GELİN : Gittiler ana. Haydi biz de yola koyulalım.
ANA : Doğru, yola koyulalım artık. Ama bu bulutlar da ne! Kızım yağmur yağacak. Cephaneler ıslanacak şimdi. Ne yapacağız? Yanımızda bir örtü de yok...
GELİN : Dur nine!
ANA : Kızım ne yapıyorsun? Bebeğin üstündeki örtüyü niye çıkarıyorsun? Hava soğuk! Üşütecek, hasta olacak zavallı...
GELİN : Bebeğin örtüsünü cephanenin üstüne örteceğim.
ANA : Ama bebek? Ya hasta olur, ölürse...
GELİN : Nine, nine! Bebek, benim bebeğim. Ama bu cephane millet malıdır. Ne yapayım ölürse! Vatan sağolsun!
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
Asker kızlar tam teçhizatlı olarak koşar adım giderler. başlarında erkek bir çavuş vardır.

ÇAVUŞ : Ay akşamdan ışıktır.

KIZLAR : Ay akşamdan ışıktır.

ÇAVUŞ : Yaylalar yaylalar

KIZLAR : Yaylalar yaylalar

ÇAVUŞ : Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.

KIZLAR : Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.

ÇAVUŞ : Komşu oğlunu zapteyle.

KIZLAR : Komşu oğlunu zapteyle.

ÇAVUŞ : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.

KIZLAR : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.

ÇAVUŞ : Takım dur!

Asker kızlar dururlar ve çavuş ne derse onu yaparlar.

ÇAVUŞ : Dirsek teması hizaya geç. Yat... Kalk... Yat... Sürün... Kalk... Baş parmağını uzat... Saçını çek... Dilini çıkar... Kulağını çek.

VİLDAN : (Kendi kendine) Niye yapıyoruz bunları.

ÇAVUŞ : Kim konuştu... KİM KONUŞTU... KİM KONUŞTU.

Çavuş tek tek asker kızların suratlarına bakar, titremekte olan Vildanı'ın yanında durur.

ÇAVUŞ : Sen... Çömez.

VİLDAN : (Bir adım öne çıkar.) Birinci bölük, üçüncü takım, ikinci manga, Salih'ten olma, Halime'den doğma, er Vildan Cıngıl, Sinop, Emret Komutanım.

ÇAVUŞ : Niye konuştun?

VİLDAN : Ben konuşmadım komutanım.

ÇAVUŞ : Ben yalan mı söylüyorum?

VİLDAN : Hayır komutanım.

ÇAVUŞ : Niye titriyorsun?

VİLDAN : Titremiyorum komutanım.

ÇAVUŞ : Ulan ben yalan mı söylüyorum.

VİLDAN : Evet komutanım. Yani... Hayır komutanım.

ÇAVUŞ : Asker konuşmaz, asker titremez, asker üşümez, asker kupon biriktirmez, as-ker, ask-mez. Hepiniz istirahatlisiniz. Sen kal çömez.

Asker kızlar çıkar, Vildan ile Çavuş kalırlar.

ÇAVUŞ : Gel benimle!

Sahnenin bir köşesine giderler. Orada bir kazan vardır. Kazanın başında dururlar.

ÇAVUŞ : Sen bu kazanın başında nöbetçisin.

VİLDAN : Başüstüne komutanım.

ÇAVUŞ : Bu kazan cezalıdır.

VİLDAN : Başüstüne. Bu kazan mı cezalı komutanım.

ÇAVUŞ : Evet! Geçen sene bu kazanda pişen yemekten iki erimiz zehirlendi. Bu yüzden bu kazan cezalıdır. Bir yere kaçarsa yakarım askerliğini.

VİLDAN : Başüstüne komutanım. (Komutan gidecekken) Komutanım, doğurursa vurayım mı?

ÇAVUŞ : Ne?

VİLDAN : Böyle doğuracak gibi bir hali varda... Doğurursa vurayım mı diyorum.

ÇAVUŞ : Ulan kazan doğurur mu?

VİLDAN : Kazanın kaçacağına inanıyorsunuz da, doğuracağına niye inanmıyorsunuz.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Skeçlerimiz, Skeçleriniz.......
(Maho, Haso, Bilo aileleriyle birlikte Gülo’yu istemeye giderler. Gülo’nun evinde girer ve babasının yani Ramo’nun eline öperler ve yerlerine otururlar. Babaları yanlarında, arkalarında anneleri ayaktadır. Annelerin boynu bükük elleri bağlıdır.)

RAMO : Hoş gelmişseniz agalar, bacılar.

AİLELELER : Hoş bulmışag agam.

SÜLO (Maho’nun babası) : Agam biz hayırlı bir iş için gelmişek. Allah’ın emri peygamberin gavliyle kızınız Gülo’yu olgumuz Maho’ya istiyek.

DİĞER BABALAR (Hep bir ağızdan) : Hooop Hooop! Önce biz gelmişek.

(Aralarında tartışma başlar. Her kafadan bir ses çıkar.)

RAMO : Agalar, agalar! Durun noli? Bizim Gülo’yo almah öyle kolay değil. Ne yapak (Düşünür.)? Şindi damat adayları arasıb-nda bir yarışma yapah. Yarışmayı kazananı Gülo’yo almış sayah.

(Bu arada Gülo süslenmiş olarak sahneye getirilir. Gülo’yu iki erkek iki kadın getirir. Bu arada iki erkek de İşte Hendek İşte Deve şarkısıyla şalvarlarıyla birlikte göbek atarak sahneden geçerler.)

RAMO : Eveeet! Yarışmaya başlayak. Yarışmada birinci gelen, iki eliyle çapa çapalayan, dört beygir gücündeki Gülo’yu kazanacak. Haso, ilk soru sana. Sec bakalım. Hangi konudan istiyon? Edibiyat, gene gültüü, mözih.

HASO : Edibiyat agam.

RAMO : Ula hıbo! Edibiyat senin neyine loo. Neyse sorumu soriyem. Eyi dinle, bi difada anla, eyi civab vir. Divan Edibiyatı nedi?

HASO (Düşünür ve cevap verir.) : Bah şindi agam! Gülo’yo alacan, divana oturacan, dizine yatıran ona şiirler okuyacan. Aha işte divan edibiyatı budur.

RAMO : Bilmemişsen aha sana zıfır puan. Hem edibiyat senin neyine Bu arada Hasonun arkada duran annesi Haso’ya durur. Diğer anneler sevinir.)

HASO : Agam bari bir iki puvan virin. Gidiş yolim dogrudir.

RAMO : Sus ulan sus. Bah gız mız vermiyem sana. Hem sen gızı dizinde oturhmayı rüyanda görisen ancah.

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

RAMO : Maho! Sana galdı gene gültü ve mözih. Hangisini seçiysen?

MAHO : Iıı. Mözih agam.

RAMO : Ula hayvan! Mözihden ne anlasın sen?

MAHO : Agam bugüne bugün köyün çobanıyem. Gavalımın sesini duyan davarlar bile baleri yapii.

RAMO : Baleri mi? O da ne ki? Dur şindi. Gafamı garıştırma. Sorumu soriyem. Üflenerek çalınan estoraman nedir?

MAHO : Ney demişsen agam?

RAMO : Bilmişsen hayvan.! On puvan almışsen.

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

RAMO (Bilo’ya dönerek) Bilo bir teh sen galmışsen. Sana galdı gene gültü. Sen de gültüden peh anlarsın ya!

BİLO : Agam! Geçenlerde bir iki saatlik bir iş için şehre gitmişem. Galan zamanda da azıcıh gültü gapmışam.

RAMO : Eyi, tamam! Soruyu soruyem. Gültü ni dimeh?

BİLO : Ney?

RAMO :Bilemedin loo!

BİLO : Niden agam. Maho’nun neysı gabul edili, benim neim neden gabul edil mi?

RAMO : Sus lo davar! Gızı Maho almışdır

(Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

BİLO – SÜLO : Eee, biz napik agam?

RAMO : Haftaya Cano için yarışırsınız.

GÜLO (sahnenin ortasına gelerek) : İyki beni Maho aldı. Ben de onu çoh beğenirem.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.