DEMAN yazdı:VAH BE ALEVİMKimliksiz alevi...
Geçti bunca yüzyıl lanet etmekle
Ettin de ne oldu söyle Alevim
Muaviye Yezit Osman ve Ayşe
Sövdünde ne oldu söyle Alevim
Onlar kavga etti taht-ı baht için
Yediler bir birin sefahat için
Hepsi akrabaydı aynı sülale
Derdi seni tuttu ah be Alevim
Sanırsın kendini hasso Müslüman
Edersin Yezide lanet her zaman
Unutma o bir emirül müminan
Senin bunda ilgin yok be Alevim
Sen bir Alevisin onlar Müslüman
Onlara gelmişti peygamber kur-an
Müminin hesabı yalnız Allahlan
Senin se hesabın dar da Alevim
Yüz yıllar boyunca yandın asıldın
Senin olmayanı senindir sandın
Ömer Osman ile yoktur bir derdin
Sen kendi derdine yan be Alevim
Onlar amca oğlu hısım akraba
Resul iki kızın verdi Osmana
Ali ile Osman oldu bacanak
Sen önce bunları bil be Alevim
Boşuna kızarsın bu hazretlere
Yok yere salarsın kendini derde
Çekmişler gözüne bir kara perde
Kaldır şu perdeyi gör be Alevim
Övünür her yerde dersin aydınım
Bilimdir rehperim sevgidir dinim
Meğerse bunların hepsi laf imiş
Bir masal peşinde tüh be Alevim
Ne yapsak ne etsek uyarsak seni
Ah bi uyansan da görsen kendini
Yıkman gerek şu cehalet bendini
Yoksa boğulacan vah be Alevim
Sinan IŞIK
27-11-2011
Demek ki mesele, kimliklerde Alevi ibaresinin yazılıp yazılamaması değilmiş; mesele alevi olabilmekmiş. "Ehlibeytle işimiz yok" diyen birinin, Bir Alevi Pirinden keramet beklemesi kadar komik başka ne olabilir ki...
Zavallılğa bakın; muhtereme göre İmam Hüseyin'in can vermesinin bir önemi yok. Haliyle O'nun için yas tutmak da anlamsız. Diğer taraftan "kimliklere Alevi yazdırabilmek" bundan çok daha önemli bir iş.
Yazıklar olsun bu zihniyete. Görüldüğü üzere yezit olmak için başka bir etnisiteye mensup olmaya gerek yok, aleviden de çok kaliteli yezitler çıkabilmekte...
T U N Ç yazdı:Bir şizofrenin seyir defteri....
Uzun uzun yıllar önce 2004 yılında, herşey "Kimliğime Alevi yazın" "kaliteli bir alevi olayım" sevdası ile başlamıştı. Yazları nemli ve sıcak, kışları soğuk ve yağışlı bir izmir sonbaharıydı vakit, onuda mahveden bu havalardı hatizatında...
Fakir ama gururluydu. Bir belediyede işçi olarak çalışmaktaydı. "30-40 yıl önce kimliklerde Alevi yazardı. Uygulamayı kaldırdılar. Daha önce dava açılmadı. Bize başvuru olursa konuyu, AİHM'ye taşımaya hazırız" diyen abileri vardı arkasında, onlarda en az onun kadar Aleviydiler.
Allah yoktu onlar için aslında ama cemiyette bazen ışıkçı bazen Alici olurlardı. O kadar kusur kadı kızında da vardı, sorun etmedi bunu. Elektiriği alan kahramanımız, ilk olarak kendine bir emsal aradı.
Bula bula haluk aslaniskender adında bir budist buldu. Mezhep bir yere kadar önemliydi, asıl olan meşrepti.
Ünlü tek kişilik halk hareketinin çıkış noktası işte bu adamdı. Budistti ama idare etmeliydi.
Derken kendisi için küçük ama insanlık için büyük olan bir adım attı. Beşşeriyet tarihinde çığır açan bu adım İzmir Bölge İdare Mahkemesine bir dilekçe vermekle yargı indinde işlem görmeye başladı.
Kahramanımız gururluydu, bunun da ötesinde artık onunda uğruna haysiyyet savaşı vereceği bir davası vardı. O artıkın bir dava adamıydı. Şeyhüslamın "dördüncü mezhebi tanımazuk, laüklüğe aykırıdır" fetvası dahi bile kahramanımızın umudunu kırmamış, bilakis daha bir şevklendirmiş, kamçılamıştı.
Mağdurum da mağdurum diyerekten iç hukuk yollarını bir çırpıda tüketiveren kahramanımız soluğu bürüksel dolaylarında aldı. Bu arada namı almış başını gitmişti.
Birçok televizyon kanalında, radyoda mütaala bildiren kahramanımız kalan zamanlarında da derneklere röportajlar vermeye başlamıştı.
Derken özlemle beklediği karar bürükselden geldi. Alevilerin makus kaderine dur demişti, direnmiş ve kazanmıştı. Artık isteyen her Türk vatandaşı alevi olabilecekti.
O gün bu gündür bu kazanımı kullanan oldu mu bilinmez ama kahramanımız işte tam da bu yıllarda sanal alemde de boy göstermeye başlamıştı.
Bu onun için Allahın emriydi sankim. Tatmin olması gereken bir koccaman egosu vardı, artık koccaman bir kahramandı kendisi çünkü.
Bir halk kahramanıydı, bizden biriydi ama çok böyük biriydi tartışmasız. O sanal bir kraldı vesselam, kendisine cıbıldak diyenlere pek kulak asmazdı.
Mağrurdu, kraldı.
Asla düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukları olmamış, kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşmamış, kendi dünyasında değil sosyal bir çevrede yaşamaya devam etmiş, tinsel hiçbir sorunu olmamıştı.
Amma yine de bu harika özellikleri girdiği onlarca sosyal paylaşım ortamlarında sorun yaratıyordu.
Sanal dünya kahramanımıza dar geliyordu çünkü artık. Tatmin olabildiği yerde azami üç ay ağır abilik yapar, ağır yazılar yazardı. Sonrası malum;bannn...
Girmediği ve yollanmadığı bir site kalmamıştı. Nedeni sosyal uyum problemleri değil, farklı bakış açısıydı.
Haklı mücadelesine gerçek hayatta da devam etmesi kaçınılmazdı, o da kaçmadı zaten. Turgut Öker, Ali Karul gibi kimselerle kapışınca kolluk kuvvetlerine çakılı belleğini kaptırmıştı.
Mühim olan davasıydı, bir tek fılaş belleği kalsa yine de mücadele edecekti.. Yine bize hüsran, yine kahramanımıza adliyenin yolları görünmüştü. Ancak bu deffa yabancılık çekmemişti, tecrübeliydi artık.
Er Pir kendisi için çok gerekli değildi. Hatta onlara şarlatan, inanç kemirgeni diyebilecek bir haysiyyete sahipti, aşmıştı kendisini, çünkü kendisi artık koç gibi bir aleviydi.
Çünküm kafa kağıdında eyle yazıyordu, bu da ona yetiyordu, sankim şefaat mı almıştı ne. Evet, evet şefaati bütün aleviler Ali'den beklerken ona bunu bürüksel vermişti, hemde yazılı olarak, hemde yaşarkene... "Kaybetme, dünya-ahret kullanırsın" demişlerdi... Burda kimlik, diğer tarafta kgs olarak kullanırsın demişlerdi. Kalbinde hiçbir kötülük yoktu, saftı inanmıştı.
O hasta değildi aslında, tedavi edilecek de bir durumu yoktu, farklı hayalleri, farklı dünyası olan biriydı sadece...
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)