T U N Ç yazdı:Sinan Işık nihayet sıyırdı...
ŞahımMerdan yazdı:Yaşayan Tek Alevi Piri Zöhre Ana'nın kısa Hayat Hikayesi
15 Haziran 1957 yılında Yozgat’ın Köçekkömü köyünde, evin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailesi tarafından Süheyla ismi verilir. İlkokulu köyündeki okulda başarılı bir şekilde tamamlayan küçük Süheyla, çok istemesine rağmen ilkokuldan sonra okula gönderilmez.
1971 yılında ailesi Yozgat’ dan Ankara’ ya göç etmeye karar verir ve Ankara’nın Mamak ilçesinde bir arsa1 satın alırlar. Buraya yapılan evde yeni yaşamlarına başlarlar.
1973 yılında evlenir; bu evlilikten Gazi ve Selver adında iki çocuğu dünyaya gelir. Evin neşe kaynağı olan bu küçük çocuklarla birlikte büyüyen aile, Ankara’nın fakir insanlarını kucaklayan tepelerinden birine yapılmış bu gecekonduda, mutluluğun ve acının birarada olduğu “hayata” devam ederler.
Aslında herşey normaldir, kendisi ev işleriyle uğraşmaktadır, eşi çalışmakta, Gazi ise çoktan okula başlamıştır. Ama bir süre sonra, anlam veremediği bir takım olaylar meydana gelmeye başlar, evin içinden, dışardan, çatıdan, kapıdan gelen bazı sesler duymakta ama bunları kimseyle paylaşamamaktadır. Ta ki 1982 yılının 10 Kasım sabahı, saat 05:30’a kadar…
Bu olayı Zöhre Ana, “Cemden Gelen Nefesler” adlı kitabında, şu şekilde anlatmaktadır:
“Ailemde ve çevremde kesinlikle ne dedelik, ne ebelik mevzuu vardır. Ne de hacılık, hocalık... Ben bunları hiç görüp öğrenmedim… 1982 yılında tam 10 Kasım günü ilk belirti başladı. Perşembe günüydü. Saat 16.00 - 17.00 sıralarıydı oğlum okuldan gelmişti. Ona ders çalıştıracaktım. Tam lambayı yakarken birkaç günden beri duyduğum, ama kimseye söyleyemediğim sesleri duymaya başladım. Sanki içerde biri vardı. Ama göremiyordum. Aramaya başladım. Lambayı yakarken her yanı yeşil duman kapladı. Ben evin içinde nur olduğunu bilmiyordum. Nuru görüyorum, ama evi de görüyorum. Soba çok yanıyor diye koşup kucakladım. Soba yerindeydi. Beni yakmadı. Birden anladım. Bir besmele çekip iki dizimin üstüne oturdum. O nur, duman olup gökkuşağı gibi renklerle duvarlara serpildi. Soba yerindeydi, çocuklarım hayretle bakıyordu. Kendimi toparladım. Onların yemeğini verdim...
Aynı gece, yani perşembe gecesi sabaha karşı 05:30 sıralarıydı. Hatta saatime baktım. Unutamıyorum. Tam Beşi yirmi geçiyordu.
Dipnot:
1-Zöhre Ana, Hak sırrına erdikten sonra bu arsada İmam Üseyin’in torunları olan Küçük Battal Gazilerin (Hıdır ve İlyas’ın) türbelerinin bulunduğunu bildirmiştir.
2-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.87
3-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.228
4-İsmet Solak, “Cemden Gelen Nefesler” s.12
(Kaynak: www.zohreana.com)
Sinan IŞIK kafayı sıyırsa ne olur???
Tek kişi olduğu için fazla bir şey fark etmez...
Deli diye tımarhaneye kapatırlar olur biter...
(yönetim tarafından silindi)
Eyvah ehvah...
Neler olmaz ki...
Bu kadar sıyrık insanı koyacak tımarhene de bulmak imkansız olacağı için, herhalde bir stadyuma doldurmak gerekecek...
Aslında bu koca yalan uydurulan hikayenin başından itibaren başlamış...
İlgili topikten alıntıladığım anlatının hemen başlarında yalanlar da başlamış...
Bu yalanı ilk fark eden ben değilim...
Bir süre önce Alevi forumlarından birinde Süheyla AYDOĞAN meselesi tartışılırken genç yazarlarımızdan Hüseyin ERDEM isimli bir arkadaş tespit etmişti bu koca yalanı...
Süheyla AYDOĞAN-ın kendi anlatımıyla ve büyük iddiasıyla hidayete erdiği ilk anları büyük bir heyecanla bizlere anlatmaya başladığı sırada yalanlarına da başlamış olduğunu görmüş olduk...
İnsanlar çok kolaylıkla yanılıp yalanlar söyleyebilir ama,
tarih asla yanılmaz ve yalan söylemez...
Süheyle hanım gaybdan gelen ulularla??? ilk karşılaştığı anları dakikası dakikasına anlatmak istemiş...
Tabi bu kadar detayı verme ihtiyacı duymuş olması normaldir...
Çünkü bu aytıntılar hikayeyi ilginç kılmakta ve en önemlisi de ayrı bir mistik hava katmaktadır...
Zaten önemli olan da burasıdır...
Süheyla hanım-ın verdiği tarih yıl olarak 1982,
aylardan Kasım ayı,
günlerden perşembedir,
üstelik bir de 10 Kasım-dır...
Peki gerçek böylemidir???
Tabi ki hayır...
Hani yukarıda dedim ya,
tarih yalan söylemez ve asla affetmez diye...
Yazar Hüseyin ERDEM-in uyarısıyla bende geriye doğru bir tarih sorgulaması yaptığımda,
genç yazarımız Hüseyin ERDEM-in doğru söylediğini,
Süheyla ERDOĞAN hanımın yalan söylediğini anlamış oldum...
Bu kurgunun neye istinaden yapıldığını anlamamız hiç te zor değil...
İddia edilen günün Perşembe olması Alevilere yöneliktir...
Çünkü Alevilerde Perşembe günleri kutsal gündür...
Özellikle perşembe akşamları hava karardıktan sonra evlerde evin en temiz yerinde mumlar yakılmaktadır...
Zaten olayın başlama zamanının lambayı yakma zamanına denk getirilmesindeki maksat ta budur...
Aynı günün 10 Kasım olması ise bir taşla iki kuş vurmak demektir...
İki önemi bir güne denk getirerek ilgili bütün kesimlerin en zayıf yerlerini yakalamış olmaktalar...
He ne kadar durum böyle görülse de,
aslında bu kadarla da kalınmamış...
yalnızca Aleviler ve kemalistler değil,
aynı zamanda hedefe başkalarının da konulmuş olduğu görülmektedir...
Yalanlar üzerine kurgulanmış olan bu tarih hikayesi,
yani 10 Kasım perşembe hikayesi,
aynı günün devamında cuma-ya ve özellikle sabah ezanına bağlanarak sun-ni-ler de avlanmış olmaktadır...
Çünkü kurguya göre irşat etmeye gelen gayb erenleri,
ezan okunmaya başlayınca dersi kesmişler...
Bu şekilde yapılarak Aleviler, Müslümanlar ve Kemalistler bir potada eritilmiş olmaktadırlar......
İşte bu şekliyle kurgulu hikaye tamamlanmış olmaktadır...
Peki bu uyduruk kurguyu kim veya hangi reel güç bozuyor???
Tabi ki tarih denen güç bozuyor...
Üstüne basa basa vurgulanan başlangıç tarihinin yalan olduğunu öğrendiğimizde,
bütün hikayenin espirisi çöpe gidiyor...
Çünkü gerçek tarihi kayıtlara göre 10 Kasım 1982 tarihi Perşembe-ye değil,
Çarşamba gününe denk gelmektedir...
Dolayısıyla ertesi gün de Cuma-ya değil Perşembeye gelmektedir...
ECE BEBEK konusuna gelince...
İstediğiniz kadar inkar edin...
İstediğiniz kadar kıvırın...
İstediğiniz kadar yeni kılıflar uydurun bu işten kurtuluşunuz mümkün değil...
ECE BEBEK sizin yalanlarınızı yerle bir eden canlı bir örnektir...
Hadi bakalım kendinize başka yalanlar bulun...
Bari dişe dokunur bir şeyler olsun...
Çünkü her bulduğunuz bahanede daha çok batıyorsunuz...
Kolay gelsin...
Kral çıplak.
Sinan IŞIK