ŞEYH BEDRETTİN
On dördüncü yüzyılda Mısır, Anadolu ve Balkanlardan Hakikat sırrının peşinde ömür harcayan muritlerin ,dervişlerin mutlaka ziyaret etmek istedikleri bir yerdi.Ünlü İskenderiye kütüphanesinin yakılmasının üzerinden tam bin yıl geçmişti.Ancak Mısır Turna Kuşu’nun vatanıydı ve o çağda Aleviler için bir özlem yeriydi.Ve hala kutsallığını koruyordu.
On dördüncü yüzyılda Kaygusuz Abdal’dan evvel Mısır’ı ziyaret eden Alevi dervişler arasında en önde geleni ve en bilineni Ünlü Alevi Mürşidi Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin’dir.Şeyh Bedrettin 1382-3 yılında, genç yaşlarında gittiği Mısır’da uzun yıllar kaldı.Burada gizlice varlığını sürdürmekte olan batini bir dergahta uzun yıllar eğitim gördü.Büyük sırlara erişti..Bir büyük mürşit ve bir eylem adamı olarak yurduna döndü.
Varlığın bir olduğuna,yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölünemeyeceğine,yaratanının tüm yaratılmışlarda ve -en görünür haliyle- insanda var olduğuna inanıyor.Öbür dünyayı reddediyor,cennet ve cehennemin bu yeryüzünde olduğunu savunuyor,ölümden sonra başka bedenlere yapılan ‘bin bir donda baş gösterme’ adı ile ifade edilen sonsuz gezintilerin yine bu yeryüzünde gerçekleşeceğini düşünüyordu. Yaşadığı çağın en büyük devrimcisiydi.İlerici ve mutlak eşitlikçiydi. .Müritlerine renk,dil,din ayırımı gözetmeksizin tüm insanlara aynı nazarla bakmalarını öğütlüyordu.
Şeyh Bedrettin 1403 yılında Mısır’dan Anadolu’ya döndüğünde,Ankara savaşında (1402) Yıldırım Beyazıt’ı (1360-1403) yenerek Anadolu’yu ordularına yağmalatan Aksak Timur ordularını Anadolu’dan geriye çekmişti.Çubuk ovasında Timur’a esir düşen Beyazıt yedi ay sonra tutsaklığa dayanamayıp intihar etmişti.Osmanlı devleti ‘fetret devri’ni yaşıyordu.
Ön Asya ve Balkanlarda büyük bir kargaşa ve belirsizlik hakimdi.Beyazıt’ın oğulları taht kavgasına tutuşmuşlardı.Ortada büyük bir iktidar boşluğu vardı.Her tarafta kol gezen çapulcu birlikleri baskınlarla soygunlarla halkı canından bezdirmişlerdi.Köylü Osmanlı’nın vergicilerinden kaçırdığı zahiresini buğdayını çetelere kaptırıyor,çetelerden sakladığı koyununa ,keçisine Osmanlı’nın memurları el koyuyorlardı.Anadolu ve Balkanlarda yoksulluk ve sosyal adaletsizlik doruklardaydı.
‘’Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu,yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi’’
Nazım Hikmet
Şeyh Bedrettin devrinin en önemli bilgini ve en saygı duyulan simasıydı .Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Musa Çelebi Şeyh Bedrettin’e çok ihtimam etti.Şeyh Bedrettin Musa Çelebinin iktidar yıllarında Edirne sarayında kazaskerlik görevinde bulundu.(Kazaskerlik Osmanlı’da devletin sosyal ve dini tüm hukuk uygulamalarından sorumlu ve bu alanlardaki tüm tayinleri ve denetimleri yapan mahkemelerden yukarıya taşınan uyuşmazlıkların da karara bağlandığı en üst idari görev birimidir.) Şeyh Bedrettin kardeşlerden Mehmet Çelebi’nin Ankara savaşından sonra sığındığı Amasya Alevi ocağının (bu ocak eski çağdaki Komana dergah devletinin ve Danişmendli devletinin ardılıdır)) da desteğini alarak, Bursa’da kendisini Padişah ilan etmesi ve ardından Balkanlara geçip Musa Çelebi ile tutuştuğu savaşta onu yenmesiyle Çelebi Mehmet tarafından ,Edirne sarayından İznik’te sürgüne gönderildi.Şeyh Bedrettin’in İznik’teki zorunlu iskan yılları uzun sürmedi ,büyük hayalini gerçekleştirmek amacıyla bir yolunu bularak Rumeli’ne geçti.
Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvveti ilmi,sırrı tevhidi gerçekleştirip
Biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz.
Şeyh Bedrettin İznik’ten ayrılıp Rumeli’ne ayak bastığı sırada Şeyhin sadık müritleri Börklüce Mustafa Aydın-Karaburun’da,Torlak Kemal de Manisa’da’’Musa-İsa- Muhammet şeriatı’’nın dayattığı kulluk ve kölelik düzenine karşı sosyal bir hareket başlattılar.Her iki hareket de Osmanlı güçleri tarafından ardı ardına kanlı bir sonla bastırıldılar(1419)
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
Yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber
diyebilmek
için.
On binler verdi,sekiz binini.
Yenildiler
Yenilenler top yekün kılıçtan geçirildiler.Halk arasında Dede Sultan olarak bilinen Börklüce Mustafa ağır işkencelere maruz kaldıysa da kendi doğrusundan geri dönmedi.’’Börklüce’ye uygulanan en müthiş işkenceler bile onu fikri sabitinden çeviremedi.Mustafa bir deve üzerinde çarmıha gerildi.Kolları yek diğerinden ayrı olarak bir tahta üzerine çivilendikten sonra,büyük bir alay ile şehirde gezdirildi.’’ Börklüce’ye bağlı olanların boyunları onun gözü önünde vuruldu.Börklüce’nin müritleri başarını cellada teslim ederlerken yüksek sesle aynı cümleyi tekrarladılar.
-Dede Sultan yetiş.
Torlak Kemal ve yandaşları da Manisa yakınlarında katledildiler .Ege bölgesinde bir birine bağlı olarak çıkan Alevi başkaldırılarının ağır şiddet kullanılarak bertaraf edilmesinden sonra Şeyh Bedrettin de Deliorman taraflarında tutuklandı.
Kuruluşundan o güne kadar Osmanlı devleti varlığını Alevi zümrelerinden gördüğü himayeye borçluydu.Osmanlı Alevilerin geniş desteği ve rehberliği ile küçük bir beylik iken kısa sürede genişleyerek büyük bir devlete dönüşmüştü.Çelebi Mehmet Alevi zümrelerini karşısına almaktan çekindi,Politik bir manevra ile Şeyh Bedrettin’in katlini hazırlayan fetvayı Amasya’da bulunan Danişmend ocağına bağlı Mevlane Haydar adında bir Alevi soylusuna onaylattı.
‘’bir ulu Danişmend kişi
kınalı sakalını ilhamı ilahiye eğip
‘Malı haramdır amma bunun
kanı helaldir’ deyip
halletti işi’’
Her ağacın kurdu kendi özünden olur.Şeyh Bedrettin 1420 yılında bir ihanet fetvası ile Serez çarşısında asılarak idam edildi.
Kaygusuz Abdal ve Şeyh Bedrettin aynı çağda yaşadılar.Kesin olmamakla beraber Kaygusuz abdal 1340’lı yıllarda dünyaya geldi. Şeyh Bedrettin’in doğum tarihi ise 1360’lı yıllar olarak tahmin ediliyor.Şeyh Bedrettin 1382 yılında Kahire’ye ayak bastığında yirmili yaşlarındaydı.Burada eğitim gördükten ve yirmi yıl kadar kaldıktan sonra 1403 yılında yurda döndü.Bir müddet Konya ,Aydın ve İzmir dolaylarında bulunduktan sonra 1406 yılında Rumeli’ne geçti.Kaygusuz Abdal Şeyh Bedrettin’in yurda döndüğü yıl Mısır’a doğru yola çıktı. 1403-1404 yılında Kahire Kasr-ül ayni’de ilk dergahını kurdu.
Onlar, aynı zaman diliminde, aynı coğrafyalarda, aynı yürek çarpıntısı içinde, aynı tutkunun girdabında fırtınalı yaşamlar sürdüler .Ardı ardına yaptıkları Mısır yolculuklarından önce birbirlerinden haberdar olup olmadıkları bilinmiyor. Şeyh Bedrettin ve Kaygusuz Abdal’ın yolları Seyh Bedrettin’in Mısır’a gittiği 1382 yılından sonra da kesişmedi, hiç karşılaşmadılar.Aydın-Karaburun’da,ve Manisa’da, Dede Sultan hunharca katledilirken,Torlak Kemal asılırken.Bedrettin’e gönül vermiş binlerce yiğidin başı vurulurken.ve Şeyh Bedrettin’in çıplak cansız çıplak vücudu Serez’in çarşısında yağmur altında sallanırken,Kaygusuz Abdal hayattaydı.Çok uzaklarda,Mısır’daydı.
Kaygusuz Abdal ,’’o zulüm vaktini’’ bildi mi, duydu mu, gördü mü?O katlanılmaz acıyı yaşadı mı? Aydın Ortaklar’da yaşanan büyük kıyım üzerine,-Kaygusuz Abdal’ın ünlü bir nefesinin sözlerini yeniden düzenleyerek- yaktığı ağıtta Alevi ozan aşık Veli Kaygusuz Abdal’a şu dizelerle bu soruyu sual etti;
Katardan ayrılan turna sürüler
Her andıkça ümüklerim sızılar
İrili ufaklı emlik kuzular
Koçlar gider bizim Dede Sultan’a
Baba Musa’mızdan almış ahtını
Gördün mü Kaygusuz zulmün vaktini?
Padişahlar tacı ile tahtını
Yoklar gider bizim Dede Sultan’a
Velim aydur dört dergahtan evveli
Şeyh oğlu Bedrettin ,Bektaşi Veli
Ortaklar adına didemin seli
Çağlar gider bizim Dede Sultan’a
Aşık Veli
Aleviler ister kötü bir rüzgarın sürüklediği bir mahzun sürgünlerinde, isterse kendi yüreklerinin taşıdığı rıza ile gittikleri uzak diyarlarda bulunsunlar ,gönüllerini hep kendi yurtlarında bıraktılar.Gözleri hep yollarda oldu.Kaygusuz Abdal Mısır’da bulunduğu ,‘zulüm vakti’nde suyun öte yanından gelen feryatları elbet duydu.Duydu ve şunları söyledi,Akdeniz’in öte ucundan;
‘Bu defa gözü-gönlü kötülük ve kinle dolar,çaresiz kalır.Kalır çünkü ona göre bu halkın davranışları ve sözleri küfürdür.Az iken bunları kırmak gerek diye çalışırlar.Ama onların daha da kötüleri öyle sanır ki;Hakk erleri kırmakla tükenir.Oysa bizim yardımcımız Hakk’tır (Gerçektir),mahluk bize ne edebilir.’
Şeyh Bedrettin gençlik yıllarında Mısır’dan Turna Kuşu’nun Ülkesinden toplayıp getirdiği ateşi Ege Denizi kıyılarına ve Balkanlara taşıdı. Kaygusuz Abdal Antalya’da Abdal Musa dergahında bulduğu ilmi irfanı Mısır’da yaymak için yola çıktı. Muradı Hermes’in gizem okulunu yeniden kurmaktı .
Şeyh Bedrettin ile Kaygusuz Abdal’ın öyküleri Anadolu platosunda her zaman var olmuş Turna Kuşu’na duyulan sevdayı,hasreti ve vuslatı anlatır, iki naçiz örnektir.Dördüncü yüzyıldan on dördüncü yüzyıla değin,ve on dördüncü yüzyıl sonrasında, Mısır ile Anadolu arasında yaşanmış ve kaybolmuş,bir daha hatırlanmayacak ve bilinemeyecek kim bilir daha ne çok ‘ışk’ öyküsü vardır.Aleviligin Kökleri Erdogan Çınar
şeyh Bedrettin
Konu Sahibi / Yazar
Ali karul
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
12749
şeyh Bedrettin
zzclothes
Unregistered
şeyh Bedrettin
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: smile.gif]](http://www.kizilbasforum.com/images/smilies/smile.gif)