You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Serbestleşme dinselleştiriyor

Serbestleşme dinselleştiriyor

Posting Freak
Serbestleşme dinselleştiriyor
Cumhuriyet - Strateji Dergisi
29 Aralık 2008
Sayfa 13-14

İnançlarda muhafazakarlaşmanın neo-liberalizm’le ilişkisi…

Serbestleşme dinselleştiriyor


Turan SUBAŞAT


Bu yazının amacı 1980’lerden sonra yaşanan serbestleşme politikaları ile artan dini muhafazakarlık arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Yazı devletin ekonomi politikaları ve genel kalitesi ile Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi arasındaki ilişkiyi ampirik olarak ele alacaktır. Araştırmamız ekonomik serbestlik düzeyi ile Tanrı’nın önemi arasında çok ciddi pozitif bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır. Bunun nedeni serbestleşme politikalarının ekonomik eşitsizliği, risk faktörünü arttırması ve yaşam kalitesini düşürmesi olabilir. Devletin genel kalitesindeki bir artış ise bireyin yaşamındaki risk faktörünü azalttığı için Tanrı’nın önemini azaltıcı bir etkide bulunmaktadır.

Karl Marx’ın “Din toplumun afyonudur” sözü iki değişik anlamda yorumlanmıştır. Bunlardan birincisi dinin insanları uyuşturarak otoriteye karşı koyma isteğini azaltmasıdır. Dinin tarih boyunca politik bir araç olarak bu amaçla sıkça kullanıldığı görülmüştür. İkincisi ve genelde daha çok kabul gören yorum ise afyonun eskiden bir ağrı kesici olarak kullanıldığı gibi dinin de insanların acılarını geçici bir süre de olsa azaltma rolüdür. Marx, “din insanın ezilmişliğinin bir göstergesi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhudur” derken muhtemelen dinin bu fonksiyonuna atıfta bulunuyordu.

]İNANÇ-GELİR İLİŞKİSİ[/color]

Buradan hareketle dini inançların insanların zor koşullar ve riskler altında yaşadığı yerlerde daha güçlü olacağını beklemek şaşırtıcı olmaz. Örneğin yapılan araştırmalar kişi başına düşen ulusal gelir ile dini inancın seviyesi arasında negatif bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Gerçekten de yoksul ülkelerde dini inanç varsıl ülkelere göre çok daha yüksektir.

Fakat son 20-25 yılda ulusal gelirdeki artışa rağmen dünyada dinin öneminin birçok ülkede artması, ABD gibi yüksek gelirli bir ülkede dinin politika belirlemede oynadığı rol ve hatta dinsel aşırı tutuculukta görünen açık bir artış “dinin toplumun afyonu” olmaktan çok doğal bir ihtiyaç olduğu yorumlarının yapılmasına neden olmuştur. Gerçekten de 1980 ve 2000 yılları arasında elimizde veri olan 50 ülkenin 35’inde dini inançta bir artış ve 15’inde bir azalış görülmektedir. Bu eğilim sadece ülke sayısı açısından değil, dini inançtaki değişmenin şiddeti açısından da ilgi çekmektedir. Dini inançtaki artışın derecesi azalıştakinden çok daha yüksek düzeylerdedir. Genel yaşam koşulları ekonomik büyüme sayesinde iyileşirken insanların dine daha çok sarılması nasıl açıklanabilir?

Bu çelişki çokça tartışılan bir başka ilginç çelişkiyi daha hatırlatmaktadır. Araştırmalar zengin ülkelerde artan gelire rağmen insanların belirttikleri mutluluk oranlarında ciddi bir artış olmadığını göstermektedir. Oysa ülkelerin ortalama mutluluk oranları ile kişi başına düşen ulusal gelir arasında istatistiksel olarak pozitif bir ilişki vardır. Bu ilişkiye rağmen artan gelirin mutluluğa yansımaması da büyük ilgi çekmiş, akademik çevrelerde tartışmalara yol açmıştır. Gerçekte ortada böyle bir paradoks olduğunu öne sürebilmek için öncelikle insan mutluluğuna etki yapan diğer faktörlerin etkilerinin göz önüne alınması gereklidir. Çünkü ülkelerin gelirleri artarken bile insanların yaşam koşullarında gelir dışındaki başka nedenlerden dolayı olumsuz gelişmeler görülebilir. Bu olumsuz gelişmelerin etkileri ulusal gelirdeki artıştan daha güçlü ise artan ekonomik büyüme mutluluğa yansımayacaktır.

Benzer bir biçimde ekonomik büyüme insanların yaşamlarına olumlu bir katkıda bulunurken bile ekonomik büyüme dışındaki faktörlerde bir kötüleşme yaşanmış ise hem ekonomik büyümede hem de dinin insan yaşamındaki öneminde bir artış görülebilir. Örneğin 1980’lerden itibaren uygulanan neo-liberal politikalar dünya çapında ve ülke içindeki eşitsizliği gözle görülebilir bir biçimde arttırmıştır. Aşağıda daha detaylı tartışacağımız gibi, eşitsizlikteki bu artış ile dinin insan yaşamındaki önemi arasında doğrudan istatistiki bir ilişki vardır. Bunun yanında uygulanan politikalar toplumdaki risk faktörünü arttırmış, sosyal dokuyu bozmuş, sosyal yabancılaşmayı arttırmış, sosyal tolerans ve toplumsal barışı azaltmıştır. Bu bozulmanın yansıması olarak dinsel radikallikteki artış yanında, ırkçılıkta, milliyetçilikte ve suç oranlarında da birçok ülkede ciddi artışlar gözlenmiştir.

]DEĞERLER ANKETİ[/color]

Dini inanç ve serbestleşme politikaları arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla Doç. Dr. Sacit Akdede ile yaptığımız bir çalışma çok çarpıcı bazı sonuçlar ortaya koymuştur. Bu çalışmada dini inancı ölçmek için Dünya Değerler Anketi (DDA) adlı araştırmadan yararlandık. DDA 1981’den itibaren 80’in üzerinde ülkede yaklaşık bin adet soru ile insanların temel değerlerini ortaya koymaktadır. Bu anketten dini inancı ölçmek için kullandığımız soru “Tanrı’nın birey için önemi”dir ve bu soruda bireylerden Tanrı’nın kendileri için önemini 1 (hiç önemli değil) ile 10 (çok önemli) arasında belirtmeleri istenmektedir.

Ekonomik serbestliği ölçmek için ise Fraser Enstitüsü (Fraser Institute) tarafından oluşturulan Ekonomik Özgürlük Endeksi (Economic Freedom Index) raporları kullanılmıştır. Ekonomik Özgürlük Endeksi 1970 den beri 60’ı aşan sayıda ekonomik değişken içerecek şekilde üretilmiştir ve ekonomik özgürlük genelde bireylerin mülklerinin korunması ve ekonomik aktivitelerinin serbestlik ve gönüllülük temeline dayanmasını gerektirir. Bu açıdan devletin ekonomiye olan etkisinin azaltılması ekonomik özgürlüklerin arttırılmasının temel kaynağı olarak görülür.

Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi ile ekonomik özgürlük arasındaki çalışmamızın ortaya çıkardığı sonuçları sunmadan önce Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi ile ekonomik eşitsizlik ve İnsanlık Gelişme Endeksi (Human Development Index) arasındaki ilişkinin sunulması daha sonraki tartışmalara ışık tutması açısından yararlı olacaktır. Yaptığımız çalışma Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi ile gelir dağılımı arasında çok güçlü bir ilişkinin olduğunu kanıtlıyor. Bu gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde Tanrı’nın insan yaşamındaki öneminin daha yüksek olduğu anlamına geliyor. Bu hem yurt içi gelir eşitsizliği hem de ücret eşitsizliği açısından doğrulanıyor. Bu durum, dinin yazının başında belirttiğimiz her iki fonksiyonuna da uyuyor. Yani dini inanç hem gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde zenginlerin yoksulları bir uyutma aracı olarak kullandıklarını hem de yoksulluk içindeki halkın Tanrı’ya dönerek güç bulmaya çalıştığının bir göstergesi gibi görünüyor. Dahası yaptığımız çalışma ülkeler bazında insanların yaşam koşullarının iyiliğini ölçen İnsanlık Gelişme Endeksi ile Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi arasında da son derece güçlü bir ilişkinin varlığını ortaya koyuyor. Yani Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi İnsanlık Gelişme Endeksi’nin düşük olduğu ülkelerde yüksek, yüksek olduğu ülkelerde ise düşük görünüyor. Son olarak diğer etkenleri kontrol etmek şartıyla ekonomik serbestleşme ile hem gelir dağılımı hem de İnsanlık Gelişme Endeksi arasında istatistiksel olarak güçlü bir ilişkinin olduğunu vurgulayalım. Ekonomik serbestlik hem gelir dağılımını bozuyor hem de İnsanlık Gelişme İndeksi’nde bir düşüşe neden oluyor.

]SERBESTLEŞMENİN SONUÇLARI[/color]

Dini inanç ile ekonomik serbestliğe geri dönersek, yaptığımız çalışma Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi ile issizlik sigortası, sosyal transferler ve sübvansiyonların ulusal gelire oranı, en yüksek gelir vergisi oranı, işgücü piyasalarının regülasyonu, işten çıkarmanın kolaylaştırılması, devletin büyüklüğü, hükümet harcamalarının toplam harcamalar içindeki payı ve sendikalaşma oranı ile istatistiksel olarak güçlü bir ilişkinin olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bir başka deyişle yukarıdaki alanlarda görünen ekonomik serbestlik Tanrı’nın insan yaşamındaki önemini arttırıcı bir yönde etkide bulunmaktadır. Dikkat edileceği gibi yukarıdaki ekonomik göstergelerin hemen hepsi ya doğrudan ya da dolaylı olarak gelir dağılımı, çalışma koşulları ve risk faktörüyle ilgilidir.

Son olarak devletin kalitesi ile ilgili olarak “iyi yönetişim” (good governance) ile Tanrı’nın önemi arasındaki ilişkiye bakalım. İyi yönetişim 6 ayrı birleşenden oluşuyor ve devletin fonksiyonlarını ne kadar iyi yaptığını gösteriyor: Halkın sesi ve hesap verme sorumluluğu (voice and accountability), siyasal istikrar (political stability), hükümetin etkinliği (government effectiveness), düzenleme kalitesi (regulatory quality), yasanın egemenliği (rule of law), yolsuzluğun kontrolü (control of corruption).(1) Yaptığımız regresyon analizleri iyi yönetişimin bütün birleşenleri ile Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi arasında çok güçlü negatif bir ilişkinin olduğunu gösteriyor. Bu, devletin kalitesinin iyi olduğu ülkelerde Tanrı’ya atfedilen önemin zayıfladığını gösteriyor. Devletin görevlerini yerine getirmediği, yolsuzluğun yüksek olduğu, hukuk kurallarının çalışmadığı, siyasal istikrarın olmadığı toplumlarda ise insanların kendilerini daha az güvende hissetmeleri Tanrı’ya daha fazla dönmelerine neden oluyor.

Yukarıda bahsettiğimiz veriler bize Tanrı’nın insan yaşamındaki önemi ile insan yaşamının kalitesi arasında negatif bir ilişkinin olduğunu gösteriyor. Burada risk faktörü önemli bir rol oynuyor. Ekonomik zenginlik Tanrı’ya atfedilen önemi azaltan bir faktör iken, ekonomik eşitsizlik Tanrı’ya atfedilen önemi arttırıyor. Bu nedenle 1980’lerden itibaren dini inançlarda ve dinsel radikalizmde görünen ciddi artış, uygulanan ve toplumsal dokuyu bozan politikalarla açıklanabilir.

Dipnot:

1- Bu göstergeler Kaufman, Kraay, and Mastruzzi (2007), Governance Matters VI: Aggregate and Individual Governance Indicators1996–2006, World Bank Policy Research Working Paper No. 4280. ’dan alınmıştır.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Posting Freak
Serbestleşme dinselleştiriyor
Çok güzel bir araştırma olmuş Doğan abi teşekkür ederim..
Benim düşüncem yazının içerisinde bulunan şu cümleyle eşdeğer,

"dini inanç hem gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde zenginlerin yoksulları bir uyutma aracı olarak kullandıklarını hem de yoksulluk içindeki halkın Tanrı’ya dönerek güç bulmaya çalıştığının bir göstergesi gibi görünüyor."

Uygulanan politikalarda toplumun dini inancını belirlemede bir faktör.Ülkemizde uygulanan "akp politikası" buna verilebilecek en güzel örnek..



[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.