Şeker Hastalığı (Diabet)
Şekerli şeker hastalığı (Diabetes meilitus) karbonhidrat ****bolizmasında kandaki şeker düzeyinin yükselmesiyle oluşan süreğen bir bozukluktur. Kandaki şeker düzeyinin yükselmesinden başka, fazla miktarda şekerli sidik atılır. Sidikte şeker çıkması, şekerli şeker hastalığını hipofiz bezi bozukluğuna bağlı olan şekersiz şeker hastalığından (Diabetes insipidus) ayırt eder.Şekerli şeker hastalığı eski çağlarda da biliniyordu. Çin tıp kitaplarında poliüri (aşırı işeme), polidipsi (aşırı susuzluk) ve aşırı yemek arzusundan söz edilmektedir. Milattan sonra II. yüzyılda yaşamış o!an Yunanlı hekim Aretaeus bu hastalığı tanımlamış ve «güçten düşme» diye adlandırmıştır. Şeker hastasının sidiği kimyasal olarak ilk kez İsviçreli kimyager Paracelsus tarafından XVI yüzyılda incelenmiştir. Fakat Paracelsus sidiği kaynatmış ve içinde şeker yerine tuz aramıştır. Bundan sonraki yıllarda araştırmacılar hastalığın başka özelliklerini de bulmuşlardır. Ancak 1921'de Banting ve Best'in köpek pankreasında ensülin adı verilen hormonu bulmaları büyük bir aşama olmuştur.
Şekerli şeker hastalığı yaygınlık farkı göstermekle beraber dünyanın bütün bölgelerinde görülür. Yeryüzünde 200 milyon şeker hastasının bulunduğu sanılmaktadır. Hastalığın görülme yoğunluğu yaşla artar; çocuklarda daha az rastlanır. Şeker hastaları yapılan tedavilerle doğal yaşantılarını sürdürerek çocuk sahibi olabildiklerinden, kalıtım yoluyla şeker hastalarının sayısı artmaktadır.
HASTALIĞIN TÜRLERİ
Şeker hastalığının birçok türü vardır. Bunlardan biri gençlerde görülen şeker hastalığıdır; ince yapılı genç erişkinlerde görülür. Bu tür, hastalığın klasik şeklidir. Tedavisi için hastaya her gün ensülin verilir. Ensülin hastanın kendini iyi hissetmesi İçin gereklidir. Şeker hastalığının bir de erişkinlerde görülen şekli vardır ki, kırk yaşın altında çok görülür. Bu tür çoğunlukla fazla kilolu orta yaşlı kadınlarda görülür. Kilo kaybı ile, tam bir iyileşme değilse bile, çok büyük bir düzelme gösterir.
Gerçekten de şeker hastalığı ile aşırı kilo arasında çok sıkı bir bağlantı vardır. Kilo arttıkça şeker hastalığı oranı da artar. Şeker hastalığının bu türünde, hastanın vücudunda bulunan ensülin, şişman vücudun yağ yükünü karşılamak için yetersiz kalır. Gençlerde görülen şekilde ise, ya hiç ensülin yoktur, ya da bünye normal miktarda ensüline karşı dirençlidir. Üçüncü tür, ruhsal baskı sonucu ortaya çıkan şeker hastalığıdır. Bu türde tam sağlıklı bir kişi, örneğin gebelik ya da şiddetli bir hastalık sonucu ortaya çıkan ruhsal bir baskının etkisiyle birdenbire şeker hastası olur.
Şeker hastalığının pek çok nedeni vardır. Kalıtsal etkenler büyük rol oynarlar. Ensülin üreten pankreas bezinin alınması, ya da çalışmaması da hastalığa yol açar. İç salgıbezlerinin çeşitli hastalıkları da şeker hastalığına sebep olurlar. Günümüzde çok kullanılan steroid hormon tedavisi de, yan etki olarak şeker hastalığına neden olabilmektedir. Şeker hastasının ****bolizma bozukluğunu anlayabilmek için, normal vücudun sekeri nasıl kullandığını bilmek gerekir.
Ekmek ve patates gibi nişastalı yiyecekler ince bağırsakta şeker haline gelinceye kadar yıkılırlar. Şekeri dolaşım sistemi soğurur ve kan şekeri düzeyi yükselir. Bu yükselme pankreasın Langerhans adacıklarının ensülin üreten beta hücreleri tarafından algılanır. Kan şekeri düzeyi yükseldikçe ensülin üretimi artar. Ensülinin etkisi ile, kandaki fazla şeker ya enerji yapımında kullanılır, ya da karaciğerde ve yağ dokusunda birikir. Bu depo herhangi bir gereksinmede biriken şekeri kana verir. Açlık durumunda kanda şeker düzeyi düşer Bu düşüş hipofiz bezinin ön bölgesini uyararak büyüme hormonu, böbrek üstü bezlerini uyararak hidrokortizon salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar da ensülin gibi doğrudan kan akımına atılırlar. Böylece karaciğer ve kas glikojeni şekere dönüşür. Bu yolla şeker düzeyi dengede tutulur. Normal vücutta, kan şekeri düzeyi çok dar sınırlar içinde tutulur ve sidikle hiç şeker atılmaz.
Şeker hastasında bu düzen yok olmuştur. Kan şekeri düzeyi normalin üstüne çıkar vesidikle şeker atılır. Şekeri eriyik halde tutmak için böbrek yoluyla çok miktarda su atılır (poliüri). Hasta çok sık işeme gereksinmesi duyar. Gecede birkaç kez işemek için uyanır. Kadınlarda, içinde yüksek düzeyde şeker bulunan sidiği sık sık çıkarmak, dış üreme organlarına mantar bulaşmasına yol açar. Bu da çok şiddetli kaşıntılar doğurur (pruritis vulva); su yitirimi susuzluğa ve çok su içimine neden olur (polidipsi).
Şeker hastasının karbonhidratları kullanamaması enerji sağlamak için vücut proteini ve yağlarının yıkımı ile sonuçlanır. Bu da kilo ve güç kaybına yol açar. Ağır durumlarda yağ ****bolizması ketosise (vücutta keton cisimlerinin artması) yol açar. Aseton gibi bazı maddelerin meydana gelmesi ile merkez sinir sistemi zehirlenir ve böylece şeker koması oluşur. Demek ki tedavi görmemiş şeker hastalığının belirtileri susama, fazla ve sık işeme yorgunluk, kilo yitirilmesi ve kadınlarda dış üreme organı kaşıntısı, ağır durumlarda ise ketosis ve komadır.
BİLİNMEYEN BİR NEDEN
Şeker hastalığında ****bolizma niçin bozulmaktadır? Bunun temel nedeni hala bilinmemektedir; ancak bütün türlerde tek bir neden olduğu kanısı yaygındır. Bir zamanlar şeker hastalığına ensülin yetersizliğinin yol açtığı düşünülmüştü. 1889'da Von Mering ve Minkowski hayvanlardan pankreasın alınmasının şeker hastalığına yol açtığını saptamışlardır.
1921'de ise Bating ve Best pankreasın Langerhans adacıklarından ensülini elde etmişler ve pankreası alınmış köpeklere verilince bunun kan şekerini düşürdüğünü görmüşlerdir. Daha sonra ensülinin yararlı etkisinden şeker hastalığının tedavisinde yararlanılmıştır. Ancak ne var ki şeker hastalarının çok az bir kısmında pankreasın hasta olduğu saptanmıştır; son yıllarda pek çok şeker hastasının kanında ensülinin normal düzeyde olduğu, bazen normalin üstünde bulunduğu görülmüştür.
Yeterli ensülin miktarına karşılık, kan şekeri düzeyinin yüksek bulunması hipofizin salgıladığı büyüme hormonunun ve böbrek üstü bezinin hidrokortizonunun fazla salgılanmalarına bağlı olabilir. Bu hormonlar ensüline karşıt etkidedirler. Gerçekte bu hormonların artmasına neden olan iç salgıbezleri bozuklukları, şeker hastalığına neden olabilmektedir. Fakat bunlar şeker hastalarının çok ufak bir kısmını içine alır. Şeker hastalığının temel nedeni ne olursa olsun, oluşmasında rolü olan bazı önemli etkenler vardır. Kalıtım bunlardan biridir.
Genç şeker hastalarının ailelerinde genellikle şeker hastası vardır. Yaşlı hastalarda ise yapısal koşullar kalıtımdan daha önemlidir. Bu koşulların başında şişmanlık gelir. Hastalığın ortaya çıktığı sırada hastaların dörtte üçü normal kilolarının üstündedir. Gebeliğin de şeker hastalığına yol açıcı bir etkisi olduğu görülmektedir. Altı çocuklu bir annenin şeker hastası olma olasılığı, hiç çocuksuz bir kadından altı kez fazladır, ilginç bir gözlem de 4,5 kilodan daha ağır bebek dünyaya getiren annelerin doğumdan sonra şeker hastası olma olasılığıdır. Ağır bir bebeğin doğumu ile annede şeker hastalığı belirtisi gözükmesi arasındaki süre kırk yıla kadar uzayabilir.
Şeker hastalığı hakkındaki bilgiler her geçen gün arttığı halde kan şekerinin niçin yükseldiği bilinmemektedir. Görünüşe göre karaciğer aşırı şeker oluşturmakta, fakat vücuttaki hücreler sekeri gereğinden az kullanmaktadır, önemli sorunlardan biri de ensülinin etki biçimidir. Değişik dokuların ensüline karşı değişik tepkileri olması bu etkinin saptanmasını zorlaştırmaktadır. Son yıllarda insan vücudunda bulunmuş olan proensülinin etkilerinin saptanması bu konunun aydınlanmasına yardımcı olabilecektir.
HASTALIK BELİRTİLERİ
Hasta klasik belirtilerden yakınıyorsa şeker hastalığının teşhisi kolay olabilir. Sidikte şeker bulunması, kanda şeker düzeyinin yüksek çıkması teşhiste önemli yardımcıdır. Bazı hastalar şeker hastalığına tedavi görmeden aylarca ya da yıllarca dayanabilirler. Hastalık, bazen başka bir rahatsızlık için yapılan sidik incelemeleri sonucu birden ortaya çıkabilir. Gözün ağtabakası damarlarının göz hekimince incelenmesi sırasında da hastalık teşhis edilebilir.
Şeker hastaları şekere karşı normal kişiler gibi dayanıklı olmadıklarından, kan şekeri düzeyi aç karnına yarım saat ara ile belirli miktarda glikozun ağız yolu ile verilmesiyle ölçülür. Buna glikoz yükleme testi adı verilir. Bu sırada ayrıca sidikte şeker düzeyi de aranır. Bu incelemeler şeker hastalığı ile böbrek glikozürisi denilen durumu birbirinden ayırır. Böbrek glikozürisinde kan şekeri düzeyi normal olduğu halde, sidikte şeker bulunur. Bazı hastalarda bağırsaktan soğurulma düzensiz olduğundan şekeri ağız yolu ile değil de damar içinden vermek gerekir.
Yeni bir test şekli ise, glikoz yükleme testine ve açlıkta kan şekeri düzeyi normal çıkan kimselere kortizon vermeye dayanmaktadır. Kortizon gizli şeker hastalığını kışkırtarak, glikoz yükleme testine olumlu cevap verilmesini sağlar. Böylece hastalık daha erken saptanmış olur. Bütün bu testler şeker hastasının, verilen yüksek miktardaki şekeri karşılayacak ensülini vücutta üretmemesine dayanır.
Birçok hasta görünüşte normal bir yaşantı sürdürecek kadar ensülin ürettiği halde, hastalık sinsi bir şekilde gelişir ve vücutta sürekli zarara yol açar. Bunlara yüksek miktarda glikoz verildiğinde, yeterli ensülin üretemezler ve şekerin artığı kana, oradan da sidiğe geçer. Normal bir insanda uygulanan glikoz yükleme testi pankreas hücrelerinden ensülin salgılanmasına yol açarak glikoz yüklenmesinden iki saat sonra kan şekerini yeniden normale düşürür.
Bazı kişiler aşırı yemenin şeker hastalığına yol açmasından korkarlar. Bu korku yersiz değildir. Gerçekten de bazı orta yaşlıların ensülin üretme olanakları sınırlıdır. Salgıladıkları ensülin bunlara şişman olmadıkça yeterlidir. Ancak, kilo aldıkça ensülin bütün hücrelerin gereksinmesini karşılayamadığından bu kişiler zamanla şeker hastası olurlar. Fakat bu hastalar kilo kaybı ile iyileşirler ve dışarıdan ensülin almaya bile gereksinme duymazlar.
Şeker hastalığının tam bir tedavisi henüz bulunamamıştır. Bu yüzden tedavi yaşam boyunca sürer ve hastayı hastalığın belirtilerinden kurtarmak, normal kiloyu sağlamak amacını güder. Şeker hastalığı tedavisinin üç önemli öğesi uygun beslenme düzeni, ensülin ve ağız yolu ile verilen ilaçlardır. Bunların önemi hastadan hastaya değişiklik gösterir, örneğin perhiz, şişman bir hasta için tek tedavi yoludur. Buna karşılık yaşlı ve ince yapılı bir hastanın beslenmesinde yalnız karbonhidrat açısından zengin besinler (reçel, şeker ve tatlılar) yasaklanır. Ensülin ya da ilaçla tedavisi gerekli hastalar şişman değillerse, sıkı bir perhiz gerekli olmayabilir. Yalnız bunların alacakları günlük karbonhidrat miktarı kişinin yaşı, vücut yapısı ve fiziksel çabasına bağlı olarak ayarlanır, örneğin ufak yapılı, yaşlı bir öğretmen günde 100 gr. karbonhidratla yetinebildiği halde, iri yapılı genç bir işçi için 300 gr. gerekir.
ENSÜLİN YERİNE
Hap şeklinde ağız yolu ile alınabilen ilaçlar şeker hastalığı tedavisinde ileri bir aşamadır. Çocuk ve genç şeker hastaları ensülin gereksinmesi duydukları halde, orta yaşlı hastalar ağız yolu ile kullanılan ilaçlarla tedavi edilirler.
Ağız yolu ile alınan hiç bir şeker ilacı ensülin türevi değildir. Çünkü ensülin bir proteindir; ağız yoluyla verildiğinde bağırsakta parçalanır. Bu yüzden ensülin yalnız iğne ile verilir. 1930'da sulfonamidlerin kan sekerini düşürdüğü saptanınca, şeker hastalığına karşı ağız yolundan verilecek bir ilaç için araştırmalar yapılmıştır. Henüz kesin etkili bir ilaç bulunmamakla birlikte sülfonilüre ve biguanidin adlı iki ilaç grubu çok olumlu sonuçlar vermiştir.
Süfonilüriler karaciğerin şeker verimini azaltır, pankreasın daha çok ensülin üretmesini sağlarlar. Bunların etkili olabilmeleri için, pankreasta ensülin üreten dokuların hiç olmazsa bir parçasının sağlam olması gerekir. Bu ilaçlar hastalığa orta yaşta tutulmuş ve yalnız perhizle tedavisi olanaksız kişilerde olumlu sonuç vermektedir.
Biguanidlerin etki biçimi daha değişiktir. Bunlar ensülin üretimini uyarmazlar. Biguanidler pankreası çıkarılmış ve böylece ensülin üretimi olanaksız olan hayvanlarda da kan sekerini düşürürler. Bunların etki şekli henüz tam anlaşılmamakla birlikte ağız yolundan kullanılmaktadır.
Şeker hastalığı tedavisinin temel direği hala ensülindir. 1921'de bulunan ensülin ilk 15 yıl yalnızca ensülin eriyiği biçiminde kullanılmıştır. Bu eriyik kısa etkili olup, kan şekerini normal düzeyde tutabilmek için günde üç kez iğne yoluyla verilir, ilaç olarak kullanılan ensülin sığır ve domuz pankreasından elde edilir. Ensülin eriyiği bugün de şeker koması gibi ivedili durumlarda en etkili ilaçtır.
Uzun süre tedavi gerektiren durumlarda, ensülinin yavaş yavaş kana karışıp günlük tek doz halinde verilmesi amacı güdülür. Ensülinin çinkodaki süspansiyonu ya daizofan ensülin sabahleyin bir kez yapılarak hastanın 24 saatlik ensülin gereksinmesini karşılarlar. Hemen bütün şeker hastaları ensüline gereksinme duyduklarından iğne yapmasını öğrenmeleri gerekir.
İğne genellikle bacaktan ve deri altına yapılır. Şeker hastalarına ayrıca sidikte şeker düzeyini saptama yöntemi öğretilir. Ensülin dozu bu düzeye göre ayarlanır. Araya özellikle bulaşıcı hastalıkların girmesi şeker hastalığını şiddetlendirir ve denetimi güçleştirir. Bu durumda hasta doktora başvurmalıdır.
DEĞİŞİK BİR YAŞAM
Şeker hastası kendine değişik bir yaşam kurmak zorundadır. Genellikle yaşamına normal bir kişiden daha büyük bir Özen göstermelidir, örneğin, uzun bir hafta sonu yürüyüşü yapacaksa kan şekeri düzeyinin normalin altına düşmemiş olması gerekir; çünkü yürüyüşte fazla şeker harcayacaktır. Pek çok şeker hastası kaslarını fazla çalıştıracaksa daha çok yemek ya da daha az ensülin gereksinmesi duyduğunu bilir. Bu durumda ensülin dozunu değiştirmektense normalden biraz çok yemeği yeğ tutarlar. Ensülin yapılmış bir şeker hastası yemek saatini kaçırırsa kan sekeri düzeyinin fazla düşmesini önlemek için yanında bir iki bisküvi ya da şeker bulundurmalıdır.
Hasta.kendine yanlışlıkla çok ensülin yaparsa kan sekeri hızla düşer, rengi solar, terler ve kendinden geçer. Bu kimsenin kendini toplaması için hemen bir iki parça şeker, bir kaşık bal ya da reçel yemesi yeterlidir. Şeker hastalarının çoğu ensülin dozunu, yiyeceklerini ve çalışmalarını kendileri düzenleyebilirler.
Şeker hastalarında iki grup yan etki görülür. Kısa vadeli yan etkiler yukarıda da değinildiği gibi aşırı ya da çok az ensülin alma, beslenme düzeni ve enerji sarfıdır. Şeker hastası için en korkulacak yan etki şeker komasıdır. Bu durumda vücudun ensülin gereksinmesi çok artar ve kan şekerinin düzeyi normalin on katına dek çıkabilir. Hasta hızla su yitirir ve vücutta birçok asit maddeler oluşur. Şeker koması çok tehlikeli bir durumdur; hemen hastanın hastaneye kaldırılmasını gerektirir. Bugün şeker koması 20 yıl öncesine göre çok daha az oranda ölüme yol açmaktadır.
Uzun süreli yan etkiler sinir sistemi hastalıkları, damar sertliği ve kılcal damar bozukluklarıdır. Sinir sistemi bozukluğu özellikle bacak sinirlerinde görülür. Ayaklarda ağrı ve uyuşma en önemli belirtilerdir. Genellikle tedaviye başlanmadan önce ya da yetersiz tedavi sonucu görülür. Daha ağır durumlarda kas güçsüzlüğü ve felçler olabilir. Nörovejetatif sinir sistemi de etkilenerek cinsel güçsüzlüğe ve gece ishallerine yol açabilir.
Damar sertliği vücudun büyük damarlarının iç yüzü örtüsünün yağlanarak, kabalaşıp pütürlenmesidir. Bunun sonucu kanın pıhtılaşması olanağı artar. Kalbi besleyen atardamarın tıkanması, kol ve bacak damarlarının tıkanması nedeni ile beslenme bozukluğu sonucunda kangrenler oluşması hep damar sertliğinin sonuçlarıdır. Damar sertliği sadece şeker hastalığına özgü olmamakla birlikte şeker hastalarında daha erken yaşlarda ve ağır bir biçimde oluşur. Şeker hastalarının ölümünün en önemli nedeni kalp damarlarının tıkanmasıdır. Ayrıca şeker hastalarında çok sık rastlanan bir ölüm nedeni de, vücutta meydana gelen bir hastalığın septisemiye yol açmasıdır. Organizmanın dış etkenlere karşı direncinin hatırı sayılır ölçüde azalmış olması, septisemiyi kolaylaştırır. Septisemi ise ölüme yol açabilir.
GÖRME BOZUKLUĞU
Mikroanjiyopati küçük kan damarlarının bir hastalığı olup, şeker hastalığına özgüdür. Bu hastalığa en çok böbrek ve gözün ağtabakasının damarları tutulur. 20-30 yıllık şeker hastalarında böbreklerin işlevi aksamaya başlar; günümüzde böbrek bozukluğu nedeniyle ölüm, şeker komasının yol açtığı ölüm oranını geçmiştir. Uzun süredir şeker hastası olan kişilerde gözün ağtabaka damarları bozulur. Bu bozukluk kimi zaman körlüğe ulaşabilir. Katarakt ve karasu da şeker hastalıklarının geliştirdiği iki göz hastalığıdır.
Şeker hastalığı iyi denetlenirse yol açtığı sinir hastalıkları ve damar bozukluklarının oluşma hızı azaltılabilir. Ancak bunların bütünü ile önlenmesi olanaksızdır.
Günümüzde şeker hastaları da sağlıklı insanlar kadar yaşayabilmektedirler. Ancak şeker hastalarının sayısı gittikçe artmaktadır. Bu durum da yıllar geçtikçe şeker hastalığının yan etkilerinin ortaya çıkardığı sorunların çözülmesini gerektirmektedir. Yakın yıllara kadar şeker hastaları genç yaşta ölüyorlardı. Ayrıca şeker hastası olan kadınlar canlı çocuk doğuramıyorlardı.
Sağlanan ilerlemelerle bu iki durumun da giderilmiş olması, şeker hastalarının sayısının artmasına yol açmıştır. Ancak bu durumu şeker hastalığının yaygınlaşmakta olduğu biçiminde değerlendirmek yanlış olur. Yaygınlaşan hastalık değil, yaşama olanağının arttırılmış olması nedeniyle, şekerli hasta sayısıdır.
İlkin ensülinin, daha sonra da ağızdan alınan ilaçların bulunması şeker hastalarının ömürlerinin uzatılabilmesine büyük katkıda bulunmuşlardır. Günümüzde bu konuda yapılmakta olan çalışmalar ise daha çok, hastalığın getirdiği yan etkileri çözmek ve daha kesin bir tedavi olanağı sağlayabilmek amacına yöneliktir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)