Uzun zamandır komşu, yakın bölge ülkelerinde yaşanan gelişmeler sanki yön değiştirdi gibi..
Aslında yön değişikliği mi? Yoksa sürecin parçası mı tartışılır..!
Günlük yaşayanlara, en uzak bir hafta sonrasının hesabını yapabilenler göre de, aslında ilk bakışta birbirleriyle ilintisiz görülebilir son yaşadıklarımız.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı ve Avusturya imparatorluklarının tasfiyesi ile aynı topraklar üzerinde, irili ufaklı yeni devletler oluşturuldu. Bunlardan birisi de Türkiye Cumhuriyeti.
Yeni oluşumların bünyesinde, sadece genç cumhuriyetimizde değil, diğer devletlerin sınırları içinde de değişik halklar, topluluklar, din, mezhep ve inanç sahibi insanlar barındırıldı.
Bu devletlerin bazılarının egemen oldukları toprakların altında, hepimizin bildiği üzere büyük petrol ve gaz yatakları barınıyor. Bu gerçeği hatırlayarak, bir kenara not edelim..!
Kurgulanan dünya düzeni içinde zaman zaman yaşanan savaşlar, anlaşmazlıklar, bölgesel çatışmalar, maalesef ki hep aynı bölge insanlarının yaşantılarını etkiledi. Tabi bizde bunlardan payımızı aldık..!
Ülkemizin imparatorluk sonrasındaki yönetim şekli cumhuriyet olmakla birlikte, halk idaresi olması gereken bu yönetim şeklinin gerçekten halk tarafından, halkın temsilcileri tarafından sağlandığını düşünebilir misiniz?
Ya da, düzen kurucu iradelere biat eden yönetimlerin, başımızda demokrasi kılıcı gibi savurduklarını, yaydıkları korku ve tehdit kültürünü görmeyelim mi?
1946 yılından sonra çok partili sisteme geçiş denemeleri ile başa gelen ’milli irade’, 1950 Â 1960 Menderes dönemi ve malum ihtilal..
1971 muhtırası ile müdahale gören ’milli irade’..
1980 ihtilali ile yine müdahale gören ’milli irade’ ve 1983 Â 1993 Özal dönemi ile malum sonuçları..
28 Şubat süreci ve müdahale gören ’mili irade’..
2001 krizi ve buna sebep olan siyasi partilere 2002 seçimleriyle halkın tasfiyesi ile ikazı’
Peşinden, AK Parti ile devam eden ve cumhuriyet döneminin ’üçüncü milli irade’ girişimi..
2003, 2004, 2007 yıllarında müdahale denenen ’milli irade’’
Gelelim bugünlerin nedenlerine’
2002 yılından itibaren ABD ile iyi ilişkiler kurularak başlayan, %34 gibi büyük bir ’milli irade’ desteği ile işe koyulan AK Parti iktidarı döneminde, öncelikle AB ile tam üyelik anlaşması, bu çerçevede Kopenhag Kriterleri ve bu kapsamdaki istemlerin önemli kısımlarının karşılanması..
Onlarca yıldır süregelen ve milli sermayelerimizi kemiren PKK meselesi, Kürt sorunu, alevi sorunu, azınlık haklarının korunması, el koyulan haklarının iadesi gibi konularda önemli adımların atılması..
Aynı zamanda, evrensel politikalarında farklılıklara yönelmesi, güç kazandıkça ve özellikle orta doğu’da karşılık buldukça Türkiye’nin giderek islam ülkelerinin önderliğine doğru bir pozisyon alması..
Mısır ve Suriye’de aktif bir politika izlemesi, özellikle Irak ve petrollerinden ABD ile birlikte bölgedeki ekonomik çıkarlara ortak olma arzusu..
Tüm bunlar yaşanırken, siyasi partilerimizin ve özellikle AK Parti iktidarının içe dönük denetimleri, yanlışlıklara karşı önlem alma eksiklikleri (aslında bazı isimlere gerektiğinden fazla güven ve itimat duyma meselesi).
Belli odakların 2002 öncesindeki yanaşık oldukları safları göz ardı ederek, gerektiğinde kaba güç kullanarak ya da şantaj, tehdit ederek ’itibarsızlaştırma’ çalışması içinde olacaklarının görülememesi, ya da engellenememesi..
Demokratikleşme paketiyle birlikte, ’siyasi partilerin’ daha da güçlenmesi ve milli iradenin daha fazla güçlenmesi tehlikesi(!)..
Devletin kurumsal yapısındaki vesayetçi düzenlerin gücünü yanlış hesap etmesi/edememesi, görmemesi, görememesi..
Bunun yanında, ’yargı’ ve ’emniyet’ gibi erkleri güçlendirirken ve yapılandırmalarını tamamlarken, sivil siyasetin, siyasi partilerin, milli iradenin güçlenmesinde eksik kalınması..!
Yaklaşık iki yüz yıldan beri devletin(!) derinliklerine kök salmış, iktidar olmadan muktedir olanlara karşı eksik önlemler alması/alamaması..
Muktedirlikleri ellerinden yavaş yavaş giden, bürokrasi ve ’bürokratik devletin’ unsurlarını ayıklayamaması, başka güç(!) merkezlerinin güçlenmesinin görülememesi’
Sonuç olarak; ’siyaset hırsların, rekabetin, suistimallerin olduğu bir alan. Siyasetin açtığı kötülükleri önlemenin tek yolu yine siyasetten geçiyor. Siyaseti ancak siyaset yoluyla düzeltebiliriz.’
Toplum, yani şu an sadece izleyici olan sessiz çoğunluk seçmen, 30 Mart 2014 seçimlerinde, ’bürokratik devlet’ ve ’güç odakları’nı mı haklı görecek, yoksa ’milli irade’ ve ’demokratik devlet’i mi yüceltecek bize gösterecektir...
Mustafa KALABALIK -
PKK meselesi, Kürt sorunu, alevi sorunu,
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
2774
PKK meselesi, Kürt sorunu, alevi sorunu,
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi