Babamın bir arkadaşı kurban adağını yerine getirmek için birkaç yakınını davet etmişti. İçlerinde biz de vardık. O güne kadar Zöhre Ana İle ilgili tek bir söz duymamıştık. Sadece, adağı olan yakınımız, Zöhre Ana' nın yaşayan evliya olduğunu, hastalara şifa verdiğini ve kendisinin de akciğer kanserinden iyileştiğini söylemişti. Babam o gün işte olduğu için biz annem, babaannem ve kardeşler yola çıktık. Ne adres biliyoruz, ne nasıl gideceğimizi. Sadece Mamak tren istasyonunda ineceğimizi biliyoruz. İstasyonunda indik hiçbirşey bilmeden bir yöne doğru yürüyoruz. Ne annem biliyor, ne de babannem.. derken yolda 3 kişiyle karşılaştık. Anneme, “nereye gidiyorsunuz, bişey soracak gibi bir haliniz var” dediler. Annem Zöhre Ana' ya gittiğimizi söyleyemedi. (Bize söylenenlere göre sivil polis o semtteki insanların Ana' ya gidip gitmediklerini bu şekilde tespit ediyordu). Onlar da bize katıldı sessiz yürümeye başladık. Birden babannem onlara nereye gittiklerini sordu. “Adağımız var, türbeye gidiyoruz” cevabını alınca, çok sevindik ve şaşırdık. Meğer kurban sahipleriymiş yanımızda yürüyenler. Birden büyükler kucaklaştı [FONT=Wingdings][FONT=Wingdings]J ) Annem “gittiğimiz yer gerçekten hak kapısı, ben buna inandım” dedi. Bizi bir karşılaştıran var dedi her iki taraf. İlerde bir taksiye bindik (adak sahiplerinden birinin) ve nihayet ulaştık mekanına.
Görünüşte herhangi bir gecekondu evdi. Kapıda 2-3 gönüllü nöbetçi bekliyordu. Bizi içeriye aldılar. Çok sessiz olmamız gerektiğini söylediler. Çünkü her an polisler gelebilirmiş.. Sonra bir bayan bizi aşevine götürdü, sakın ses çıkarmayın dedi tekrar, lokma pişiyor yenilecek dedi. Çok merak ediyordum Zöhre Ana' yı , canlı evliya nasıl olur, nasıl konuşur, elleri nasıldır (nedendir bilinmez bilhassa ellerini merak etmiştim Ana’ nın), ne giyer, vs vs…
Aşevinde orta yaşlı bir teyzenin telaşı çok dikkatimi çekmişti. Lokmaları o pişirirmiş, yemelere doyulmazmış (oradaki herkes böyle söylüyordu) Başında yazması, üstünde şalvarı, çok tatlı bir teyzeydi. Yanında ona yardım eden 2-3 bayan daha vardı. Onlara yapmaları gerekenleri tarif ediyordu. Bir taraftan da birkaç gün önce Ana' yı alıp götüren, sonra serbest bırakan polislere kızıyordu. Sonra bayanlar kendi aralarında, konuşanın yani lokma pişirenin Ana' nın nın annesi olduğunu söylediler.
...
Lokmalar yemeye hazırdı.. A şevine 2 yer sofrası kuruldu. Ses çıkarmamamız için tekrar uyarıldık. Orada bulunanlar oturdu lokmasını yedi. Bulaşıklar yıkandı..derken nöbetçilerden biri “Ana bahçeye çıkıyor” dedi. Ana geldi, şadırvanın yanına oturdu, diz altı koyu renk bir etek giymişti, oturunca dizine bir şal örttü. Bizler de etrafında oturuyorduk. Ana elini çenesine koydu, herkese şöyle bir baktıktan sonra, 4 yaşındaki kardeşime döndü “kimin bu ceylan gözlü” dedi.
Annem: “Benim kız kurban olduğum”
Babaannem: Kardeşi yok Ana
Ana: Nasıl yani?
Babannem: Erkek kardeşi
Ana: Elmanız var mı yanınızda?
Annem: Yok kurban olduğum.
Ana: Yanınızda başka lokma getirdiyseniz o da olur.
Babannem şeker getirmişti dualatmak için. Ana içinden iki tane aldı. Al bakalım dedi anneme.. “Bebeğin erkek, ismi Bektaş. Bu ismi herkese vermem”. Annem niyaz etti, şekerleri aldı. Ben hiç birşey anlamamıştım.
Orada bulunanlar niyaza gidiyordu. Ben de niyaz ettim, sırf anayla konuşmuş olmak için yüzümdeki tüyden rahatsız olduğumu söyledim [FONT=Wingdings][FONT=Wingdings]J ) Ana baktı, gülümsedi (anladı nedenini tabi [FONT=Wingdings][FONT=Wingdings]J ).. cildin gerildikçe dökülür dedi. Anneme döndü, ilerde çok güzel bir kız olur dedi. Neyse..
Eve döndük..(kısa geçiyorum) Babam şekeri yemek istemedi. Günler sonra annemin ısrarıyla yedi.. Annem hamile kaldı…babam hala başka çocuk istemem diyordu.. sonuçta bebek (Bektaş
öldü, annem 1 ay hastanede yattı vs vs… Babam neden böyle olduğunu geç de olsa anladı. Şu an o kapıda hizmet edenlerden, gönüllü nöbet tutanlardan kendisi. Herkes bir şekilde tanıyor, bağlanıyor o kapıya..Ama iyi.. ama kötü.. Allah hiç kimseyi ayırmasın o kapıdan..
)

![[Resim: ata_imza.gif]](http://www.ataturkungencligehitabesi.com/ata_imza.gif)