Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Başbakan Tayyip Erdoğan, 12 yıl içinde 9’uncu sandık zaferini kazandı. Fakat seçime, katılım oranının yüzde 73 olduğu ve 15 milyona yakın bir seçmenin sandığa gitmediği düşünülürse partisinin bir önceki seçimdeki oy oranına göre seçmenden 1.2 milyon oy fazla alan Selahattin Demirtaş’ın bu seçimin en büyük kazananı olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Birazdan Demirtaş’a değineceğiz. Ama önce ’Çatı Aday’ Ekmeleddin İhsanoğlu’nun neden seçimi kazanamadığına bakalım:
14 partinin ’Çatı Adayı’ olarak adlandırılan Ekmeleddin İhsanoğlu ise 15.5 milyon oy ile yüzde 38.5’te takılı kaldı. Aslında onu aday gösteren MHP ve CHP’nin oy oranlarının toplamı 30 Mart 2014 Mahalli Seçimleri’nde yüzde 45 düzeyindeydi. Yani iki parti yerel seçimlerde 20.4 milyon seçmenin oyunu almıştı.
Seçimlere katılım, 30 Mart seçimlerine göre 7 milyon düştü. Bu da çoğunluğu CHP seçmenleri olmak üzere, her iki partinin seçmeninin önemli bölümünün seçimi boykot ettiğini söyleyebiliriz.
MHP’nin güçlü olduğu illerde İhsanoğlu’nun aldığı oyların, CHP ve MHP’nin 30 Mart’ta aldığı oylardan çok daha düşük olması, MHP tabanının Erdoğan’ı tercih ettiğine işaret ediyor.
Erdoğan’ın AK Parti’nin 30 Mart’taki oylarını artırmadan oy oranını yüzde 7 artırması, 10 ay sonra yapılacak genel seçimlerde CHP ve MHP’nin işini hayli zorlaştıracak.
Çatı aday kavramının tartışıldığı günlerde Mustafa Sarıgül’ün, "Ortak aday ortada kalır'' söyleminin de doğru çıktığını görüyoruz.
CHP ve MHP, ’ortak aday' olarak gösterdikleri Ekmeleddin İhsanoğlu’na yeterince sahip çıkmadı. Her iki parti tabanlarında İhsanoğlu, üzerinde yeterince istişare edilmeden ve genel başkanlarca dayatılan bir aday algısı yarattı.
Tabi bunda İhsanoğlu ve ailesinin "Biz siyaset üstü bir adayız'' deyip CHP ve MHP'nin kampanya sürecini yürütmesine izin vermemesinin de etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz.
''Ekmek için Ekmeleddin'' gibi saçma ötesi, yaratıcısı reklamcı Ateş İlyas Başsoy’un bile sahip çıkmadığı bir sloganla yürütülen son derece amatör seçim kampanyası da İhsanoğlu’nun seçimleri yenik bitirmesinin en temel sebeplerinden biriydi.
Her hangi bir iletişim fakültesinde okuyan 1. ve 2. sınıf öğrencilerine hazırlatılsa daha başarılı bir seçim kampanyası emin olun çıkardı.
55 milyon seçmen, "Ekmek için Ekmeleddin'' sloganını da benimsemediği gibi alay konusu bile oldu.
Öte yandan hem MHP’li hem de CHP’li seçmen, hiç tanımadığı ve geçişte önyargıyla yaklaştığı İhsanoğlu'nun kendisine ''dayatıldığı''nı düşündü ve sahiplenmedi. Hatta Erdoğan’ı destekleyen medya kuruluşları ile ulusalcıların medyası hep bir ağızdan karşı bir propaganda yaparak İhsanoğlu’nun başta CHP ve MHP tabanında iyice yıprattı.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen özellikle CHP tabanı İhsanoğlu’nu hazmetmeye çalışırken, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''Sandığa tıpış tıpış gideceksiniz’'' şeklindeki didaktik söylemi geldi.
Görünen o ki, CHP cephesinde İhsanoğlu’na CHP’lilerin tümü değil, sadece CHP’ye sadık partili taban oy verdi. CHP seçmeninin büyük ölçüde sandığa gitmemesinden bunu anlıyoruz.
Aynı olumsuz motivasyon MHP’li seçmen için de geçerliydi.
Özetle çatı zaten daha seçimden önce çökmüştü.
Demokrasi kültüründe seçimde oy kullanmayan, kullanana vekalet vermiş sayılır.
Dolayısı ile oy kullanmayanlar da oy kullanmış olsaydı seçim ikinci tura gitmez ve kim ne derse desin sonuçlar hemen hemen aynı kalırdı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart’ta partisinin aldığı oy sayısının sadece 300 bin oy üstüne çıkması, AK Parti’nin beklentilerini karşılamadığı gibi ortaya çıkan tablonun sadece CHP, MHP ve HDP için değil, AK Parti için de 2015’te yapılacak genel seçime yönelik hesapları şimdiden değiştirdiğini söyleyebiliriz.
10 ay sonra yapılacak genel seçimlere Erdoğan, karizmasından ve kitleleri peşi sıra sürükleyebilen liderlik kabiliyetinden yoksun olarak girecek. AK Parti’nin tek başına sürdürdüğü iktidarını koruyabilmesi için Erdoğan sonrası yönetimini de buna göre şekillendirmesini gerektirecek.
Dolayısıyla, AK Parti’nin ’3 Dönem Kuralı’ na takılmayacak 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün partiye davet edilme ihtimalini güçlendirecek gibi görünüyor.
Gelelim Demirtaş’a’
30 Mart 2014’te yapılan mahalli seçimlerde HDP ya da Kürt seçmenin önemli bir kesimini temsil eden siyasal yapının oylarının yüzde 6 olduğunu ve Demirtaş’ın bu oranı yüzde 55 oranında artırdığını görüyoruz.
Demirtaş’ın Kürt halkının siyasal entegrasyonunda bugüne kadar öne çıkan ve daha çok milliyetçi eksendeki dillendirilen söylemleri, Cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında son derece doğru bir mantıkla sol bir eksen öne çıkardı.
Bu durum HDP’nin iddia ettiği kitle partisi olma yolundaki iddiasının, özellikle İstanbul gibi metropollerde Kürt olmayan sol ve sosyal demokrat seçmenlerden de güvenoyu aldığını gösteriyor.
Sadece Kürt seçmen değil soldaki seçmen nezdinde de Demirtaş’ın yeni bir lider ya da önder kimliği ile artık rüştünü ispat etmeye başladığını söyleyebiliriz.
Bakalım İmralı rüştünü ispatlayan bu yeni Kürt lidere karşı nasıl bir tutum sergileyecek? Abdullah Öcalan, bundan sonraki dönemde Demirtaş’ın önünü mü açacak, yoksa kendisine rakip görüp bu genç lideri saf dışı mı edecek?
Öcalan, Demirtaş'ı rakip görür mü? - ERTAN ACAR - Radikal