You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Muharrem ayı ve matem

Muharrem ayı ve matem

Posting Freak
Muharrem ayı ve matem
[FONT=Lucida Console] ALİ RIZA UĞURLU'NUN KALEMİNDEN ALINTIDIR......


Çöl yanıyordu, gök yanıyordu, gönüller yanıyordu, diller haykırıyordu Su...Su...Su... İmam Hüseyin başını kaldırdı, göklere baktı: “Bu ne tufandır Yarab!” dedi. İnsanlık değerleri zulüm altında inim inim inletiliyordu. Gönüller susmuş, yürekler susmuş, vicdanlar susmuştu.
[Resim: 2.gif]Geçmişi inkâr edebilirsiniz.
Geçmişe karşı da çıkabilirsiniz.
Ama geçmişi yok edemezsiniz.
Çünkü ortak geçmiş, bizim de geçmişimizdir.
Geçmişi yok etme gayreti boşunadır.
Geçmişi yok edersen, geleceksiz kalırsın.
Geçmişi inkâr da öyle.

Çünkü insan, geçmişi anımsadığı ölçüde vardır ve geleceğe koşabilir.

Daha da önemlisi geçmişe bakarak nereye koşabileceğini bilebilir.
Geçmişi yok ederek yapılan her eylem, gün gelir, geçmişin hayaletleri tarafından geri püskürtülür.

Bu insanlık içinde, tarih içinde böyledir.
Tarih de tekerrürden ibarettir.
Tarihten ders alınırsa bir daha tekerrür etmez.
Eğer ders alınmazsa Kerbelalar devam eder.
İşte Kerbela, o dersi almanın adıdır. O olayı yapanları, o olayların faillerini kınayıp, yüreğimizde mahkûm etmezsek, zalimin zulmü devam eder.

Zalimin zulmünü lanetlemiş bir inancın sahipleri olarak intikamcılığın peşinde olmamız asla söz konusu olamaz.

Yüreği kinle yüklü bir toplumun geleceği de olmaz ve güzel bir yaşamda kuramaz.
Çünkü güzel bir yaşam tüm istediğimiz, geçmiş ve geleceği bir birine bağlı bir çevrede kurulabilir ancak…

İnsanlar bilmediklerinin düşmanı olurlar.
Kerbela ve o destanı yazan İmam Hüseyin bilinmelidir.

Muharrem ayı bilinmelidir.
Bilenler mazlumdan yana olup, insan olmanın destanını yazacaklardır.
Kerbela şahına ve tüm şehitlerimize selam olsun….

İMAM HÜSEYİN VE ŞEHADET

Çöl yanıyordu, gök yanıyordu, gönüller yanıyordu, diller haykırıyordu Su...Su...Su...
İmam Hüseyin başını kaldırdı, göklere baktı: “Bu ne tufandır Yarab!” dedi. İnsanlık değerleri zulüm altında inim inim inletiliyordu. Gönüller susmuş, yürekler susmuş, vicdanlar susmuştu. Bir avuç insan, insanlık değerlerinin yaşatılması için kanla insanlığın tarihini yazıyorlardı. Ehlibeyt kadınlarının feryadı arş-ı alayı inletiyordu.
İmam Hüseyin onulmaz acıların sonsuzluğunu yaşıyordu. Kefensiz şehitler kanlar içinde haymagâhın (çadırlar) önünde yatıyorlardı. İşte Mini mini yavru Ali Asker... Sanki halen parmağını emiyordu. İşte kardeşi yiğit Abbas kanlar içindeydi, yüzü seçilmiyordu. Kolları yoktu. İsyanı bitmemişti.
İşte on sekiz yaşında ki fidan boylu Ali Ekber’i... Yumrukları sıkılıydı, gözleri açıktı... Sanki kendisine bakıp gülümsüyordu.
İmam Hüseyin inlercesine:“Yarab! Bana sabır ver, sabır ver.” dedi. Diğer kefensiz yatan şehitlere tek tek baktı. Sanki onlar: “Ey İmam! Bizlere niye zulüm ederek şehit ettiler. Suçumuz insanlık onurunu mu korumak? Suçumuz Peygamber ailesinden olmak mı?” Tüm masumiyetlikleriyle der gibiydiler.

Fırat masum masum akıyordu... Çöl yanıyordu... İnsanlık feryat ediyordu:
Su... Su...Su...

Kudret kandilinde kalem
Yazmış su deyu, su deyu
Şah Hüseyin Kerbala da
Gezmiş su deyu, su deyu..

Şehit düşmüş Ali Asker
Hüsnü cemali peygamber
Al yanak ta gonca güller
Solmuş su deyu, su deyu

“İNNÂ LİLLAHİ VE İNNÂ İLEYHİ RÂCİUN...”

(Allahtan geldik, yine O’na döneceğiz.)(Bakara, 156)
Yürüdü İmam Hüseyin... Ehlibeyt kadınlarının feryatları arş-ı kürsü inletiyordu. Güneş yakıyordu... Figanlar güneşe yükseliyordu...
Ehlibeyt kadınları solmuşlardı, perişandılar... Evlatlarının şahadetleri gözlerinin önünde gerçekleşmişti.
İmam Hüseyin tek tek yüzlerine baktı. Gözleriyle eşi Şehrübanu’yu buldu ve durdu. Öyle solgundu ki... Öyle mahzundu ki... Ali Ekber'in annesi idi... Gözlerinin pınarları kurumuştu. Sanki gitme dercesine gözleriyle yalvarıyordu. “Bir sen elimde kaldın” gitme diyordu.
Yüzüne bakmaya tahammül edemedi.
“Ahh... Yiğit kardeşim Zeynep! Ne olmuş sana... Ne haldesin öyle? Sana emanettir Ehlibeyt kadınları. Yılma, yıkılma sen! Sana muhtaçtır Zeynel Abidin’im.”
Zeynep’in sabrı kalmamıştı, kardeşi Hüseyin’in yüzüne baktığını görünce feryadını yer gök dinlemeye başladı:

Gitme kardeş gitme bizi koyup da
Bende seninle geleyim kardeş.
Bir değil, bin değil yaram sarılmaz
Dertlerine derman olayım kardeş.

Öyle mahcup durup da yüzüme bakma
Yaralı yüreğimi bir de sen yakma
Zeynel Abidin’i yetim bırakma
Ben senin yerine öleyim kardeş.

Görmesin halimizi dedemle anam
Babam gelse görse halimiz yaman
Kan ağlıyor yüreğim yanıyor sinem
Ömrüm boyu sana yanarım kardeş.

İmam Hüseyin bütün Ehlibeyt kadınlarını başına topladı ve son vasiyetlerini söylemeye başladı: “Sıra bana geldi. Sonunda bende şahadet şerbetini içeceğim. Sizlerden şunu istiyorum: Feryadı figan edip düşmanlarımızı sevindirmeyin. Oğlum Zeynel Abidin’i canınız pahasına koruyun ve kanımızla yazdığımız insanlık destanımızı halka anlatın. Bilin ki Allah sizin koruyucunuzdur.”
Tüm kadınlarla helallaştı. Zeynel Abidin çadırda yatıyordu, hastaydı, takatsizdi... Ona yöneldi. Sarıldı öptü..öptü ve kokladı...
Artık kaybedeceği bir şeyi kalmamıştı. Günlerdir çöldeki susuzluk ve acılar sarsmıştı şehitler şahını. Yakınlarının ve evlatlarının şahadetin de milyon kez tatmıştı ölümü.
Ölüm nedir ki?
Kavuşmaktır. Dedesiyle, babasıyla, kardeşleriyle ve sevdikleriyle birleşmekti.
Dedesinin kılıcını aldı, babasının sarığını başına taktı ve dedesinin hediye ettiği Zülcenah isimli atına bindi. Sükûn ve vakar içinde ölüm meydanına geldi.
Atının üzerinde sanki babası Ali’ye benziyordu. Tüm ****netini koruyarak zalimlere şöyle haykırdı:
“Geldim işte... Bir ben kaldım. Ben ve sizler. Cesareti olan varsa yer değiştirelim. Gelsin buraya ve benim bulunduğum yerden, tek başına sizlere baksın ve Korkudan durabilirse atın üzerinde kendi başımı kendim keserim.
Ama bende korkunun zerresi yok. Bende acı var, figan var, susuzluk var ama korku yok.
Çünkü bilirim ki Zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci er geç yener. Bu gün yenmezse, yarın yener.
Çünkü, Yaşamak “İNANMAK ve UĞRUNDA MÜCÂDELE ETMEKTİR.” Bu dünya ne yezitler görmüştür. Ne zalimler görmüştür. Ama sonu hüsran olmuştur. İnsana zulmedenin, insanları ayıranın, hakkı, hukuku gözetmeyenlerin sonu olmamıştır. Pınarlar kurur ama dağın suyu bitmez. İşte bunu anlamadınız.
Sizler sanıyorsunuz ki, bu başım kesilince her şey unutulacak, her şey bitecek, Hayır bitmeyecek. Şu kumlar üzerine akan kanlar, esen çöl fırtınalarıyla savrulacaktır dünyanın dört bir yanına. Savruldukça da Ehlibeyt yeniden doğacak. Bizler yeniden doğacağız. Ama sizler Ölen sizler olacaksınız. Akıtılan bu kanlar da sizin sonunuz olacak. Haydi bakalım önünüzdeyim öldürün beni...Öldürün beni..”
Zalimlerin maneviyatları sarsılmıştı. Kimse karşısına çıkmıyordu.
Çadırlara saldırmışlardı. Kadınların feryatlarını duydu. Doludizgin atını çadırlara sürdü gördüğü manzara insani değildi. Hayvanlaşmış bir güruh İslam Peygamberinin namusuna saldırmışlardı.
İmam Hüseyin yüksek sesle gürledi: “Ey zalimlere uyanlar! Eğer dininiz yok, vicdanınız yok, kıyamet gününden de korkmuyorsanız, hiç olmazsa dünyanızda hür kişiler olun. Eğer Arap olduğunuzu iddia ediyorsanız ki öylesiniz, hasebinize dönün ve insanlık şerefinizi koruyunuz ve kadınlara el kaldırmayınız.”
İmam Hüseyin’i yanın da gören kadınlar ve çocuklar feryat ederek koştular. Zeynep aslan kesilmişti. Hepsini korumaya çalışıyordu. Kardeşini görünce haykırarak yanına geldi ve sarıldı...


Kardeş sen gidersen bura da esir ederler bizi
Eli kolu zincir bağlı suçlu sanırlar bizi
Bilmezler mi ki kimi imam kimi Resul’ün kızı
Çıplak develerle esir gezdirirler bizi.

Sürdü atını bela meydanına.
Tarih: 10 Ekim 680
Günlerden: Cuma
Vakit: Öğleden sonra ikindi.
Yer: Kerb-ü Bela
Bir ok atarlar dedesinin öpüp kokladığı ağzına gelir. Bir kılıç darbesiyle sol kolunu, diğer bir kılıç darbesi de sağ kolunu koparırlar. Birçok ölümcül yaralar aldıktan sonra kanlar içinde düşer İmam Hüseyin atından.

Düştü Hüseyin sahrayı Kerbala’ya
Cibril git haber ver sultanı Enbiya’ya.

Çadırlara bakmak istedi, başını kaldıramadı. O boyun eğmeyen mübarek baş düşmüştü toprağa.
Toprakta isyan etmişti bu zulme. Başını arkadan kestiler.
İmam Hüseyin’in mübarek başsız vücudu kanlar içinde Kerbala çöllerinde yatıyordu. Acıları bitmiş, zulme ve haksızlığa isyanı bitmemişti.
Ehlibeytin son ışığını da söndürmüşlerdi Kerbela’da.
On muharrem, günlerden Cuma. Sonsuzluğu aydınlatmak için güneş batmıştı o gün kerbala da. Güneşin de isyanı vardı.. Bu zulme tanıklık etmek istemiyordu…
Arş-ı ala feryatlarla inliyordu…
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Posting Freak
Muharrem ayı ve matem
kerbelada savaş olmadı , katlıam oldu, ehlibeyte ve onun yoluna
ınanlara karşı.
ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Son Düzenleme: 28/12/2008, 18:31, Düzenleyen: Y O L C U.
Junior Member
Muharrem ayı ve matem
SU DEYU, SU DEYU


Kudret kandilinde kalem
Yazmış su deyu, su deyu
Şah Hüseyin kerbelâda
Gezmiş su deyu, su deyu.


Çekip ordusun gelince
Şahım cemalin görünce
Hür şehit meydana önce
Girmiş su deyu, su deyu.


Şehit düşmüş Ali Ekber
Hüsnü cemali peygamber
Al yanakta gonca güller
Solmuş su deyu, su deyu.

Fatma Kasım hallerini
Koklamadan güllerini
Abbas iki kollarını
Vermiş su deyu, su deyu


Ali Asker masum çağında
Kerbelanın sıcağında
Babasının kucağında
Ölmüş su deyu, su deyu.

Ferman böylemiydi Hak’tan
Yezid korkmadı Allah’tan
Şah Hüseyin’im zükenahtan
Düşmüş su deyu, su deyu.


Muhammed’in torununu
Fatıma’nın göz nuru
Yezid Hüseyin mazlumu
Kesmiş su deyu, su deyu.


Oklar attılar canlara
Ceset çiğnetti atlara
Başlarını mızraklara
Takmış su deyu, su deyu


Lanet olsun emeviye
Aslı bozuk muaviye
İmam Zeynel’i deveye
Sarmış su deyu, su deyu.

Ümmü Gülsüm, Zeynep ana
Çağrışırlar yana yana
Sakine’yi kucağına
Almış su deyu, su deyu.


İsmail’im Nacileri
Mümin çeker acıları
Yezit bizim bacıları
Soymuş su deyu, su deyu. /(İsmail)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.