Medrese Şiiliği, Aleviliği yutar mı
Şiilik, ülkemizde yaşayan Aleviler üzerinde bir tehdit olarak algılanıyor ve Şiiliğin Aleviliği yutacağı endişesi, birçok kesim tarafından açıkça dillendiriliyor.
Türkiye’de maalesef birçok konu, temel kavramlar bilinmeden tartışılıyor. Kavramların içini farklı şekilde dolduran taraflar, çoğu kere aynı şeyleri anlatsa da kavramların içini farklı doldurdukları için anlaşamıyorlar. Hatta birkaç cümleden sonra iş ağız dalaşına dönüyor. Ülkemizde yaşanan bu kavram kargaşalarından biri de Şii, Alevi, Caferi, Kızılbaş, Bektaşi gibi Ehl-i Beyt (a) bağlısı topluluklar hakkında yaşanıyor. Şiilik, ülkemizde yaşayan Aleviler üzerinde bir tehdit olarak algılanıyor ve Şiiliğin Aleviliği yutacağı endişesi, birçok kesim tarafından açıkça dillendiriliyor.
Konuyu anlamak ve tartışmalara vakıf olmak için önce kavramlarla başlayalım.
ŞİÃLİK VE ALEVÃLİK
Şii, cins isim olarak Arapçada ’taraftar’ anlamına gelir. Kelime daha Hz. Muhammed (s) hayatta iken Hz. Ali’nin (a) yakın arkadaşlarını ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Hz. Muhammed’den sonra itikadi ve siyasi bir içerik de kazanan Şii kelimesi, Hz. Ali taraftarlarının genel adı olmuştur. Bu bağlamda Zeydiler[i] ve İsmaililer[ii] de Caferiler[iii] gibi Şii gruplar arasındadır. Ülkemizde ve çevre coğrafyada geçmişte Kızılbaşlık ve Bektaşilik adlarıyla anılan Alevi topluluklar ise Caferi kimliğini taşırlar. Sözlü gelenekte halen yaşayan bu husus, Aleviliğin yazılı kaynaklarında da sayısız kere tekrarlanmıştır. Bu bağlamda Alevilik de Şii topluluklar arasındadır. Şiilik/Caferilik, Aleviler için de bir üst kimlik olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
Bugün İran, Irak ve Lübnan gibi bazı ülkelerde Şiilik olarak tanımlanan olgu, gerçekte Medrese Şiiliğidir. Medresenin etkisi altında gelişen ve yayılan bu Şiilik türü, şeriat kalıplarını esas alır. Nüfusunun fazlalığı ve kurumsal kimliğinin etkisiyle Şiiliğin diğer şubelerine nazaran merkezi bir yer işgal eder.
İRAN VE ALEVÃLER
1979 İran’da yaşanan rejim değişikliği, ülkemizde bir refleks yarattı. İran rejiminin Alevileri etkisi altına almasından endişe eden bu refleks, İran’da yaşanan Şiilik[iv] ile Alevilik arasındaki mesafeyi korumaya çalıştı. Alevilik ile Şiiliğin farklı olduğu, Şiilerin Sünnilerle daha benzerlik taşıdığı ve Alevilik ile Şiilik arasında Ehl-i Beyt sevgisi dışında başka benzerlik olmadığı temelinde yapılan çalışmalar büyük oranda meyvesini verdi de. İlk dönemlerde İran rejiminin etkisi büyük oranda kırıldı ve Aleviler, Medrese Şiiliğinin etkisinden korundu.
Ne var ki, gerçek bilgilere dayanmayan bu refleks, uzun süreli sonuçlar doğurmadı. Propaganda unsurları birkaç açıdan yanlıştı.
Birincisi; İran’da yaşayan Şiiler ile ülkemizde yaşayan Aleviler arasında güçlü tarihi bağlar bulunmaktadır. Bir kere, Medrese Şiiliğini Farslar arasında yayan Şah İsmail ve Kızılbaşları idi. Yani bugünkü Alevi toplumunun ataları. İran’ı en azından yüzyıl boyunca Kızılbaş beyleri yönetti. Bugün İran’da yaşayan Kızılbaşlar olduğu gibi, Medrese Şiilerinin önemli bölümü Türklerden oluşmaktadır. İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in Türk kökenli olduğunu söylemek yeterli fikir verecektir sanırım.
İkincisi; Medrese Şiiliği ile Aleviliğin inanç esasları neredeyse aynıdır. Özellikle temel inançlar konusunda hiçbir farklılık yoktur. Alevilikte Allah-Muhammed-Ali olarak formüle edilen bu inançlar Medrese Şiiliğinde de aynı şekildedir. Allah’ın varlığı ve birliği; Hz. Muhammed’e ve bütün peygamberlere iman; On İki İmam inancı hem Medrese Şiiliğinin ve hem de Aleviliğin taşıyıcı sütunlarıdır.
Üçüncüsü; ’tek benzerlik Ehl-i Beyt’ deyip Ehl-i Beyt’i sıradan ve basit bir figür durumuna düşürmek doğru değildir. Çünkü hem Medrese Şiiliği ve hem de Alevilik için merkezi kavramlardan biri Ehl-i Beyt’tir.
MEVCUT DURUM
Aleviliği Medrese Şiiliğinin etkisinden korumak için yapılan bu çalışmalar ancak kısa süreli sonuçlar verdi. Uzun vadeli çözüm üretmesi zaten beklenemezdi. Çünkü uygulanan tedavi pansuman niteliğindeydi.
Bugün ise durum biraz farklıdır. Sayısı bilinmeyen Alevi kökenli önemli bir kitle (özellikle gençler), Medrese Şiiliğinin etkisi altına girmiş bulunmaktadır. Hatta bunlardan bir kısmı Aleviliğin tarihi ve kültürel değerlerine düşmanlaşmış, Türklük bilincinden uzaklaşmış ve şeriat kalıpları içine girmiştir. Kendini dinin merkezinde gören bu yapı, Fars kültürel rengini almış gibidir. Hatta kişisel bir tecrübe olarak kaydetmekte yarar var: Bundan birkaç yıl önce Cem Vakfı’nın Yenibosna’daki merkez binasında İran Devriminin ideologlarından Ali Şeriati’ye ait kitapların sergilendiğini görünce oldukça şaşırmıştım. Çünkü Ali Şeriati, Kızılbaşlara hakaretlerle dolu ’Ali Şiası Safevi Şiası’ başlıklı bir zırvanın, ahmak yazarıdır. (Siz Ali Şiası’nı Fars Şiası olarak okuyun. Tabii ki Safevi Şiası’nı da Türk Şiası.)
Bu durum Alevi toplumunun genelinde bir tedirginlik yaratmış ve Medrese Şiiliğinin Aleviliği yutacağına dair endişeye sevk etmiştir. Nedenlerine daha sonra değineceğimiz üzere, bu endişe haklıdır ancak abartılıdır.
ASIL SORUN NEDİR?
Alevi toplumunun ana bünyesini oluşturan kütlenin Medrese Şiiliğinin etkisine gösterdiği tepki değişik boyutlardadır. Yok saymadan düşman görmeye kadar geniş bir skalada farklılık gösteren bu tepki, şeriat ibadetlerini yok saymaya ve İslam’da aslında şeriat ibadetlerinin olmadığına dair bilgi üretmeye kadar varmıştır. Oysa şeriat ibadetleri de, Aleviliğin yazılı kaynaklarında diğer ibadetler gibi ustalıkla işlenmiştir. Şeriat ibadetleri esasen Aleviliğe dışarıdan ithal edilecek şeyler değildir, zaten Aleviliğin geleneğinde olan hususlardır. Bunları yok saymanın imkânı yoktur.
Aleviliği, Medrese Şiiliği karşısında zayıf düşüren iki temel husus vardır ve bunlardan hiç biri şeriat ibadetlerine rağbet edilmesiyle ilgili değildir.
Birincisi; şeriat ibadetlerini yerine getirmek ile şeriat kalıplarına girmek başka şeylerdir. Kişinin namaz kılıp oruç tutması ile mesela karşı cinsle tokalaşmaması hatta konuşmaması arasında fark vardır. Aleviliği tehdit eden Alevi çocuklarının şeriat ibadetlerini yerine getirmesi değildir, şeriat kalıplarına girmesidir. Mesela her şeye cinsel kodlarla bakmasıdır. Kılık kıyafet, konuşma biçimi, jestleri-mimikleri, gözlerindeki ifade, taşıdıkları semboller, oturup kalkmalarına kadar Alevi olmayan her şeydir.
İkincisi; Aleviliğin şeriat kapısı dışındaki kapılarındaki uygulamalarının tedavülden kalkmaya başlamasıdır. Mesela gençlerin neredeyse tamamı hangi ocağa bağlı olduğunu bilmemektedir. Bunun gibi; cem erkânı hakkı ile yerine getirilmemekte, musahiplik (ahret kardeşliği) sadece sözde kalmaktadır. Alevilik adı var içi yok bir şekle girince, haliyle içi başka biçimlerde doldurulmaktadır.
ALEVÃLİĞİN AVANTAJLARI
Esasen Alevilik, Medrese Şiiliğinin bir üst bilincini ifade eder. Hayata şeriat kapısından değil, tarikat kapısından hatta daha seçkinleri marifet ve hakikat kapılarından bakarlar. Basitçe anlatmak gerekirse dört katlı bir binanın birinci katından görünen manzara Medrese Şiilerinin ufkunu, diğer katlardan görünen manzara ise Alevilerin bakış açısını ifade eder. ’Şah İsmail ve Kızılbaşlar Farsları Alevi değil de neden Medrese Şiisi yaptılar?’ sorusunun cevabı da tam da burada cevabını bulmaktadır. İlk kat geçilmeden diğerlerine çıkılmaz da ondan.[v]
Şaşılacak şey değildir: Medrese Şiiliğinin etkisi altında kalan Alevi gençler, zamanla şeriatın dar kalıplarından bıkıp özlerine geri dönmektedir. En azından benim şahit olduğum sayısız tecrübenin gösterdiği üzere, söz konusu gençler kendi benliklerine daha güçlü şekilde sahip çıkmaktadırlar. İslam’ın özüne ve ahlakına odaklanan Alevi bakışı, ilahi aşkı merkeze alan Alevi imanı Medrese Şiiliğine karşı her zaman daha avantajlı konumdadır. Bundan beş yüz yıl önce Kızılbaşlar, Medrese Şiiliğine işte bu avantajları kullanarak hamilik ve ağabeylik yaptılar.
Aleviliğin Medrese Şiiliği karşısındaki bir diğer avantajı, ekonomik rant alanına dönüşmemiş olmasıdır. Elbette Medrese Şiilerinin tamamını itham etmek doğru değil, ancak inancın bir rant alanına dönüşmesi Medrese Şiilerinin kurumsal yapısında gözle görülür haldedir.
Esasen Medrese Şiileri ile Aleviler arasında karşılıklı bir etkileşim olmasında, eşit taraflar olarak çalışmalar yapılmasında bir beis yoktur. Hatta birbirini karşılıklı ve doğru tanımak namına bu etkileşim olmalıdır da. Aleviler, kendi yazılı ve sözlü kaynaklarına bakıp Aleviliğin bilgi ve anlam evrenine vakıf olduklarında, kendilerini Medrese Şiiliği karşısında zayıf görmeyeceklerdir.
NE YAPMALI?
Medrese Şiiliği, Aleviliği yutar mı? Bence yutmaz, yutamaz. Aleviliğin bünyesi ve yapısı Medrese Şiiliğinin bünyesine uygun değildir. Kişisel bazı tercihlerin elbette önüne geçilemez ama toplumsal olarak Medrese Şiiliğinin Aleviliği yutması mümkün değildir. Yutmaya kalksa bile, sonunda kusar. Alevilik de o bünyede rahat durmaz, duramaz. Bu tecrübe sonucunda yutan da yutulan da birbirinden daha uzaklaşır.
O halde ne yapmalı?
Soru; ’Medrese Şiiliği Aleviliği yutar mı?’ değil de ’Alevilik nasıl ayakta durur ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşur?’ şeklinde sorulursa daha doğru bir iş yapılmış olur. Çünkü Alevilik üzerindeki tehdit, sadece Medrese Şiileri değildir. Sünnileşmekten tutun da Çağdaş Hariciler Ali’sizlere kadar geniş bir yelpazede çok sayıda tehdit saymak mümkündür. Aleviliğin bu tehditlerden birine karşı kendini konumlaması, diğer tehditlere karşı zayıf kalması anlamına gelir. Oysa Alevilik kendi yazılı ve sözlü kaynaklarına dayanarak kendini yapılandırır ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşursa bütün tehditlere karşı bağışıklık kazanmış olur. Hepsi vız gelir, tırıs gider.
Peki, o zaman soruyu doğru soralım: Alevilik nasıl ayakta durur ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşur?
İki şey yapmak gerekir.
Birincisi; Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynaklarına dayanarak kirletilen bilgi ve anlam evrenini temizlemektir. Kur’ân-ı Kerim’in ve Ehl-i Beyt’in buyruklarını Türk aklıyla algılamak ve yorumlamaktır. Hacı Bektaşlar, Şah İsmailler bu yolu nasıl sürüyorsa, işin özüne odaklanarak öyle sürmektir.
İkincisi; Türk milli bilincine sahip çıkmaktır. Türk kültürünü yaşamak, korumak ve geliştirmektir. Başka bir ulusun veya kültürün etkisi altında (hele ki din adı altında yayılıyorsa, en tehlikelisi de budur) kalmamak için Türklük bilinci şarttır. Çünkü başta Hacı Bektaş Veli ve Şah İsmail olmak üzere bütün Hak erenleri, yolu böyle ayakta tuttular, yarına böyle taşıdılar. Günümüz Alevilerinin de bunu başarmaması için hiçbir gerçek engel bulunmuyor.
Sonnotlar
[i] İmam Zeynel Abidin’den sonra imametin oğlu Zeyd’e kaldığına inanan Şii fırkası.
[ii] İmam Cafer Sadık’tan sonra imametin oğlu İsmail’e kaldığına inanan Şii fırkası.
[iii] On İki İmam Şiiliği. İsnaaşeriye.
[iv] Sadece Şiilik denildi çok kere. Esasen Medrese Şiiliği demek gerekir.
[v] Elbette bunda Türklerin ve Farsların yaşam biçimlerinin de etkisini unutmamak gerekir.
Ali Rıza Özdemir
Odatv.com
Medrese Şiiliği, Aleviliği yutar mı
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
7450
Medrese Şiiliği, Aleviliği yutar mı
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi