You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Mai [SERPİL]'in bloğu

Mai [SERPİL]'in bloğu

Posting Freak
Mai [SERPİL]'in bloğu
SERPİL yazdı:Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve:

Ne zaman hayatında bazı seyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24
saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan
Kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu oldugu halde derse
gelir. Ders basladiginda, hiçbir sey söylemeden, önüne büyükçe bir
mayonez kavanozunu alir ve agzina kadar tenis toplari ile doldurur ve
ögrencilere kavanozun dolup dolmadigini sorar;
Ögrenciler ittifakla kavanozun doldugunu ifade ederler, Bu sefer
profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldigi çakil taslarini,
çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakil taslari kayarak, tenis
toplarinin aralarindaki bosluklari doldurur ve ögrencilere tekrar
kavanozun dolup dolmadigini sorar, onlar da 'evet' doldu derler,
profesör bu defa masanin üzerindeki diger kutuyu eline alir ve
içindeki kumu yavasça kavanoza döker.
Tabii Ki kumlar da çakil tasla rinin aralarindaki bosluklari doldurur.
Ve tekrar ögrencilere kavanozun dolup dolmadigini sorar,Ögrenciler de
koro halinde 'evet' derler.

Bu sefer profesör masanin altinda hazir bekleyen 2 fincan kahveyi alir
ve kavanoza bosaltir, Kahve de kumlarin arasinda kalan bosluklari
doldurur. Ögrenciler gülerler!
Profesör ögrencilerin gülüsünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun sizin hayatinizi simgeledigini ifade etmeye çalistim ' Der.
Söyle ki; Bu tenis toplari hayatinizdaki önemli seylerdir; aileniz,
çocuklariniz, sıhhatiniz, arkadaslariniz ve sizin için önemli olan
seylerdir.

Diger seyleri kaybetseniz de, bu önemli seyler kalir ve hayatinizi
doldurur. O çakil taslari ise daha az önemli olan diger seylerdir;
isiniz,
eviniz, arabaniz vs.
Kum ise diger ufak tefek seylerdir.
'Sayet Kavanoza önce kum doldurursaniz...' diye, anlatmaya devam eder,
'çakil taslarina Ve özellikle de tenis toplarina (yeterli) yer kalmaz.
Ayni sey hayatimiz için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak
tefek seylere harcar, israf ederseniz, önemli seyler için vakit
kalmayacaktir..
Dikkatinizi mutlulugunuz için önem arz Eden seylere çevirin.
Çocuklarinizla oynayin. Sagliginiza dikkat edin. Esinizle yemege
çikin. Evinizin ihtiyaçlarini karsilayin. Öncelikle tenis toplarini
kavanoza yerlestirin. Öncelikleri, siralamayi iyi bilin .Gerisi hep
kumdur.
Bu Ara Bir ögrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'
Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum,Hayatiniz ne Kadar dolu
olursa olsun, her zaman dostlariniz ve sevdiklerinizle bir fincan
Kahve içecek kadar yer vardir !!! '


Serpil can kıymetli paylaşımınız için teşekkürler. Özletmiştiniz kendinizi. Smile
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
canım çok saol rica ederim yoğunluğum çok fzla çok sık giremiyorum..Smile)
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
FORUMA YÜREĞİNİ KATARAK GÜZELLEŞTİREN TÜM CANLARA ....İŞİNE YÜREĞİNİ KATMAK BU OLSA GEREK....



işine yuregini koymak

Yıllarca... Yıllarca önceydi. Ankara'da Posta Caddesi'nde bir ilkokul vardı. Adı Devrim İlkokulu'ydu. Sonradan o okul yıkıldı, yerine Modern Çarşı yapıldı. O okulun karşısındaki iş hanının önünde bir ayakkabı boyacısı vardı. Osman Efendi... Osman Efendi mesleğine âşık, inanılmaz güzellikte ayakkabı boyayan bir insandı. Onun fırça tutuşuna, cilayı deriye emdirişine hayrandım. Elime para geçer geçmez doğru Osman Efendi'ye koşardım. Onun fırça kullanışında inanılmaz bir güzellik, incelik ve estetik vardı. Mesele ayakkabının boyalı oluşunda değildi. İşini yaparken duyduğu saygı ve heyecan beni mutlu etmeye yetiyordu. Boya işi bittikten sonra gider arkadaşlarımla top oynar, o canım boyayı berbat ederdim.

Bir gün annem, "Oğlum" dedi. "Hemen git ayakkabılarını boyat, seni misafirliğe götüreceğim."

Sanki dünya benim olmuştu. Koşa koşa gittim. "Osman Efendi" dedim. "Ayakkabılarımı acele boyar mısın?"

Osman Efendi yüzüme baktı;, "Hayır" dedi. "Boyayamam."

Hayretler içinde kalmıştım. "Niçin?" dedim.

"Çünkü acele işten hayır gelmez" dedi. "Ben kendime 'Osman Efendi'nin boyadığı ayakkabı bu muymuş?' dedirtmem. Açlıktan öleceğimi bilsem yine bu sözü kendime söyletmem."

Aradan uzun yıllar geçti Osman Efendi'nin bu sözündeki edebi inceliği ve zarafeti ömür boyu unutamadım. İşine gösterdiği ciddiyet ve bağlılık bana bir ömür boyu örnek oldu. Ona hep sevgi ve saygı duydum.

Lisede okuyordum. Ankara'da Gazi Lisesi'nde öğrenciydim. Temiz giyinmeyi çocukluğumdan bu yana çok severdim.

O yılların Ankara'sında ünlü bir terzi vardı. Sabri Yılmaz Yanık... İnanılmaz güzellikte elbise dikerdi. Ben de onları son derece dikkatle, sevgi ve saygıyla yıllar yılı giyerdim. Bir gün bir akrabamız evlenecekti. Düğüne bir hafta vardı. Kumaşımı aldım. Terzi Sabri Yılmaz'a götürdüm.

"Efendim" dedim. "Düğün nedeniyle bir hafta sonra dikişinizi bitirmenizi rica etsem olanaklı mı?"

Hafta içinde provalar yapıldı. Elbise, cumartesi günü teslim edilecekti. Düğün de o geceydi. O gün öğleden sonra gittim elbiseyi giydim.

"Ustacığım eline sağlık pek güzel olmuş" dedim.

Fakat Sabri Yılmaz'ın yüzü asılmıştı.

"Hayır" dedi. "Veremem. Çünkü sol omuzun arkasında bir potluk var."

"Efendim" dedim. "Ben memnunum, sarmanızı rica ediyorum. Düğüne yeni elbiseyle gitmek istiyorum."

Sabri Yılmaz'ın yüzü biraz daha sertleşti.

"Hayır" dedi. "Veremem. Bu potluk varken verirsem kendime ve mesleğime ihanet etmiş olurum. Ölürüm yine de 'Sabri Yılmaz'ın diktiği elbise bu muymuş?' dedirtmem."

Aradan uzun yıllar geçti. Bu olayı da hiç unutamadım.

Lisede müzik öğretmenimiz Faik Canselen'di. Bir efsane insandı. Musiki Muallim Mektebi'ni birincilikle bitirmiş, ödül olarak Almanya'ya müzik eğitimine gönderilmişti. Bir gün bize okulun piyanosu ile Beethoven'ın "Dokuzuncu Senfonisi"nden kimi bölümler çaldı. Sonra bizim izlenimlerimizi sordu. O günün koşullarında hiç birimiz zevk almamış, heyecan duymamıştık. Hocamız büyük bir olgunlukla "Haklısınız çocuklar" dedi. "Hiçbiriniz evinizde, çevrenizde böyle bir müzik duymadınız. İsterseniz ben size her gün okul bittikten sonra ücretsiz olarak ders vereyim. Ama sizden ricam, lütfen not almak için gelmeyiniz. İçinizden geliyorsa devam ediniz."

Ve okul bitene dek bu dersler devam etti. Ben bugün Mozart'tan, Beethoven'dan, Mendelson'dan, Bach'tan zevk alıyorsam, ürpererek heyecanla dinliyorsam, bu durumumu çok değerli hocam Sayın Faik Canselen'in bu özverili ve bir benzeri çok az görülen olağanüstü çabasına borçluyum.

İnsanı insan yapan yine insandır. İnsanlar kendilerine, çevrelerine, mesleklerine ve yaptıkları işe saygı duydukları oranda büyürler, yücelirler, mutlu ve huzurlu olurlar. Japonlar, "Önemli olan yapılan iş değildir, onun nasıl yapıldığıdır" derler.

Yaptığımız işe yüreğimizi katıyorsak, o iş de, yaşamımız da bir anlam ve güzellik kazanır.



S. Tandoğan - Bütün Dünya Dergisinden
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
Karabasan'ın tıp dünyasındaki karşılığı nedir?

Tıptaki adı uyku felcidir. İnsanlar rüya gördükleri REM uykusu sırasında, göz ve solunum kasları dışında tamamen fizyolojik bir felç durumundadırlar. Hiçbir kasları çalışmaz. Böyle olmasaydı, biz rüyalarımızı oynar hale gelirdik. Rüyamızda ne yapıyorsak, yatakta da onu yapmaya başlardık. Bazen rüyadan uyandığımızda beynimiz uyanık ve etrafın farkında olduğumuz halde, hareket edemez, ses çıkaramaz ve göğsümüzün üzerinde bir ağırlık varmış gibi hissederiz. Bunu herkes hayatının bir döneminde en az bir kez yaşamıştır. Korku verici bir durumdur. Ama saniyeler içinde kendiliğinden düzelir. Karabasanın olma nedeni; uykudan uyanmamıza rağmen REM uykusundaki fizyolojik felç halinin, uyanır uyanmaz çözülmemesine bağlıdır.
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
ARKADASLAR BU COK ONEMLI..YEREL SECIMLERIN HEMEN ARDINDAN 1 NISAN 2009 TARIHINDE UYGULAMAYA GIRECEK.. .HUKUMET ,ŞU ANDA SECIMLER DOLAYISYLA VE TEPKI ALMAMAK ICIN BEKLETIYOR...BU OYUNDA SESSIZ KALMAYALIM,HUKUMETE DUR !!!! DIYELIM..


--------------------------------------------------------------------------------

Sosyal Güven(siz)lik Geliyor! Dikkat!!!

Hergün bir sürü email gönderiyoruz. Ama bizi çok yakından ilgilendiren konularda duyarsız kalıyoruz. Lütfen bütün herkesi ilgilendiren bu e-maili gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderiniz... Sonuçta bu hizmetlerden bizler ve çocuklarımız yararlanacağız! !!

Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalışırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:

Ø Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65'e çıkarılacak. (Madde 28)

Ø Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000'den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak. (Madde 27)

Ø Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek. (Madde 29)

Ø Yıpranma hakkı gasp edilecek

Ø Aylık geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)

Ø Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'katılım payı' adı altında para ödenecek. (Madde 68)

Ø 'Katılım payı' gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. (Madde 68)

Ø Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.

Ø Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de 'katılım payı' ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de 'ilâve ücret' adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)

Ø Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye'de 'sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter' mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.

Ø Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)

Ø Emekli Bağ-Kur'luları nın maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)

Ø Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90)

Ø Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak. (Madde 87)

Şu anda sadece Türkiye'de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler!

Muhakkak bu maili tüm tanıdıklarınıza iletin!!!
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
Bekçi
Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir.

Bir süre sonra düşünülür ;

‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’

Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla, iki kişi işe alınır.

Bir süre sonra

‘’İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek, 1.000’er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar .

Bir süre sonra

‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve 1.500’er TL maaşla, bir malimüsavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.

Bir süre sonra ;

‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000’er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.

Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Mai [SERPİL]'in bloğu
şubesine kayıtlı Ahmet Burak ERDOĞAN, 2000 yılında KASIMPAŞA DENİZ HASTANESİ'nden verilen rapor ile ÇÜRÜĞE ayrılıyor.

Rapora göre,
Ahmet BURAK ERDOĞAN'ın hastalığı TESTİS KANSERİ!...
Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri TEDAVİ EDİLEBİLİR bir rahatsızlık. Burası çok önemli, çünkü
ÇÜRÜK RAPORU , asker adayı açısından ancak iş görme gücünün %60'ını yitirmesi durumunda veriliyor.
Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Bu bilgilere ulaşan ve haftalık yayın yapan ULUSAL bir dergi, farklı kaynaklardan da bu bilgilerin doğru olduğunu teyit ettikten sonra, yetinmeyip 2 Mayıs 2007 tarihinde Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'A yolladığı yazılı soruya
herhangi bir cevap alamıyor. Daha sonra Başbakanlık Basın Müşaviri Sayın Akif BEKİ'ye telefon ile bu konu hakkında bilgi istenildiğinde 'kişisel hayatı' ilgilendirdiği gerekçesi ile cevap verilemeyeceği söyleniyor...

Daha sonra askere testis kanseri olduğu için gitmeyen ve ÇÜRÜK RAPORU alan Ahmet Burak ERDOĞAN ne gariptir ki
bir yıl sonra 23.02.2001 tarihinde gönül rahatlığı ile evlenebiliyor...

Yani 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesinde Sedyeye YAN GELİP YATARAK, babalar gibi ÇÜRÜK RAPORUNU almış.
Oysa hepimizde biliriz ki Türk Milleti askere gitmeyeni yarım adamdan sayar, çürük rapora ihtiyacı olan bile onuruna yedirip de bu raporu almak istemez, sakat ise sakatlığını saklar.

Fakat gelin görün ki o yıllarda babası İstanbul Büyükşehir, Belediye başkanı olan Ahmet Burak ERDOĞAN yaşıtlarından farklı düşünmüş!...
Şu meşhur, her birisi 4-5 milyon dolar eden gemi sahibi Ahmet BURAK bundan 9 yıl önce de 1998 tarihinde İstanbul Şişli'de de
bir çoğumuzun hatırlayacağı şarkıcı Sevim TANÜREK adlı bir bayana spor otomobili ile çarpmış ve onun ölümüne sebebiyet vermişti.
Bunun üzerine iki yıl sonra ÇÜRÜK RAPORU alacak Ahmet Burak o günlerde İngiltere de dil öğrenimi için yurtdışına gitmişti...

Acaba;
Ahmet BURAK askere gitseydi ŞIRNAK'da mayına basarak şehit olduğunda Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN şehitlere yakıştırdığı
'KELLE' tabirini oğlu içinde kullanabilir miydi?!...

Ya da Sayın Emine ERDOĞAN her şehit anası gibi, 'VATAN SAĞOLSUN'
diyebilir miydi?!...

Bunların ne diyeceğini elbette ki bilemeyiz!...
Fakat bildiğimiz bir şey var ki, Sayın BAŞBAKAN çok
haklı.

'...Asker değil, fakat birileri ve özellikle de büyük oğlu Ahmet YAN GELİP YATMIŞ!...

Not:



Bu maili herkes görmeli bence.
Siz de bu maili tüm tanıdıklarınızı bilgilendirin.


DURMAK YOK YOLA DEVAM (!)
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.