Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim
Can Yücel'e nazire
Ona göre baştan beri iflâh olmaz biriydim
Babam korkuydu bana, annem yürek serinliği
En sevdiği oğluydum -bana hep öyle gelirdi-
Uzun avcı öykülerini ilk ondan dinlemiştim
Hayatta ben en çok annemi sevdim
Sözümona büyümüştüm, ekmek getirirdim eve
Annem öldü, düşüyorum, koptu salıncağın ipi
Anahtarsız bir kilide benzediğim doğru şimdi
Saçlarına tırmanırdım tutunup yıldızlara
Kokusu kalmıştır diye kapandım odalara
Kıyamazdı bilirdim şiirler yazan oğluna
Sevgilim terkedince benden fazla ağlardı
İstiridyeydi annem, içinden inci çıkardı
Hergün daha da büyüyor yüreğimdeki yırtık
Annemi anılarda bile bulamıyorum artık
Babamın hemen ardından gitmesi gerekmezdi
Evinin badanasını yarım bırakıp erkenden
O gün bugündür bana gülden önce gelir diken
Dedim ya anahtarını yitirmiş bir kilidim
Hayatta ben en çok annemi sevdim
[COLOR="Lime"]
ABDULKADİR BUDAK
Mai [SERPİL]'in bloğu
Konu Sahibi / Yazar
SERPİL
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
58
Okunma / Görüntüleme
13977
Mai [SERPİL]'in bloğu
Mai [SERPİL]'in bloğu
[COLOR="Indigo"]Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...
biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...." [B][COLOR="Indigo"] [/B]
biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."
Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...." [B][COLOR="Indigo"] [/B]
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Son Düzenleme: 21/07/2008, 12:50, Düzenleyen: SERPİL.
Mai [SERPİL]'in bloğu
AYNA AYNA SÖYLE BANA….!
Herhalde bu hikayeyi bilmeyenimiz yoktur. Meşhur bayan sihirli aynasının karşısına geçer ve şöyle der: 'Ayna ayna söyle bana, dünyada benden daha güzeli var mı?'. Çok da güzel olmamasına rağmen bu bayanın sihirli aynası ona, 'Hayır, bu dünyada senden daha güzeli yoktur' der. Ta ki prensesimizin varlığından haberdar olana kadar….
Bu meşhur sözle giriş yapmamın nedeni birazdan anlatmaya çalışacağım kişilik bozukluğuyla yakından ilgilidir. Şimdi sizden bu yazıyı okurken kendinizi ve yakınınızdaki kişileri gözünüzün önüne getirerek okumanızı istiyorum. Size kendi sorununu saatlerce anlatır ve sizden yardım beklerler. Doğal olarak ona yardımcı olur ve iyi bir şey yaptığınızı düşünmeye başlarsınız. Bir gün sizin bir sorununuz olur ve onunla paylaşmak istersiniz ki o elinde aynasına bakar ve makyajını tazeler. O an sizin sorununuzu anlatmanız onun için pek bir şey ifade etmez. Umursamadan elinde aynasıyla oynar, çevresinde kendisini süzen gözler arar ve harika bir tiyatrocu yeteneğine sahiptir ki her an rol yapmaya meyillidir. Bu kişiler o kadar yeteneklidir ki tüm ilgi ve dikkati çekmelerine yetecek kadar yetenekli ve başarılı olabilirler. Bunların yanında ukala, kendini beğenmiş ve gösteriş meraklısı kişilerdir ve kendi değerlerini o kadar abartılı anlatırlar ki bunlara sizi inandırabilirler. Bu kişiler duygusal anlamda çok değişik özelliklere sahiptirler; kendilerini mükemmel ve kusursuz görürler ya da utanç içinde kendilerini harap ederler. Başka insanların onaylarını beklerler ve bu onayları aldıklarında o gün onlar için güzel geçecek demektir ve kendilerini mükemmel hissedeceklerdir, gururlu, kibirli ve ihya olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Bu onayı almazlarsa yada kesilirse birden kendilerini aşağılık gibi görürler, çirkin olduklarını düşünürler, herkesi anlamsız bir şekilde kıskanmaya başlar ve onlara karşı haset duyguları oluşur ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler.
Yukarıda saymaya çalıştığım belirtiler aklınızda bu bozukluğun hangisi olduğuna dair bir takım düşünceler oluşturmaya başlamıştır diye düşünüyorum. Evet bu bozukluğa 'NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU' diyoruz. Kısaca toparlayacak olursak aşağıdaki belirtilere sahip kişilere narsistik kişilik diyebilmekteyiz: Dikkat çekmek, ilgi odağı olmak ve övülmek arzusu, eleştiriye karşı öfke, utanç ve aşağılanma hissi duyar, kendi menfaatleri için başkalarını kullanır, sürekli insanların dikkatinin ve beğenisinin üzerinde olmasını beklemek, yeteneklerini ve başarılarını abartır, sürekli şöhret, zenginlik ve başarı hayalleri kurar, aşırı gurur ve mükemmel olduklarına dair inançları vardır, sadece kendilerini düşünür ve kendi ihtiyaçlarını önemserler, her şeye hakkı olduğuna inanır, başarı, güç, güzellik, zeka yada ideal aşk ile ilgili fantaziler kurarlar.
Bu kişilerin tedavisi psikolog ve psikiyatristler için eğlenceli ama dikkat edilmesi gereken bir patolojidir. Esasında bu tarz kişilikler psikoloğa veya psikiyatriste başka nedenlerden dolayı giderler. Hayal kırıklıkları, terk edilme sonucunda yaşanan depresyon, iş kaybı gibi nedenlerle terapi almak isterler fakat ortaya narsistik kişilik bozukluğu çıkabilmektedir. Biraz öncede dediğim gibi terk etme sonucunda depresyon yaşayabilirler. Çünkü onlar asla terk edilemezler aksine terk eden her zaman onlar olmalılar. Aksi halde yıkılır ve kahrolurlar. Aslında onlar açısından bakacak olursak terapiye onlar acizlik olarak bakarlar ve asla terapi almak istemezler.
Tüm bunlardan sonra psikoterapide bu kişilerle dikkatli bir ilişki kurulması ve terapilerin ise bu kişilere ''farkındalık kazandırma'' yönünde olması başarı getirecektir.
Klinik & Adli Psikolog
FERHAT AKPINAR
Herhalde bu hikayeyi bilmeyenimiz yoktur. Meşhur bayan sihirli aynasının karşısına geçer ve şöyle der: 'Ayna ayna söyle bana, dünyada benden daha güzeli var mı?'. Çok da güzel olmamasına rağmen bu bayanın sihirli aynası ona, 'Hayır, bu dünyada senden daha güzeli yoktur' der. Ta ki prensesimizin varlığından haberdar olana kadar….
Bu meşhur sözle giriş yapmamın nedeni birazdan anlatmaya çalışacağım kişilik bozukluğuyla yakından ilgilidir. Şimdi sizden bu yazıyı okurken kendinizi ve yakınınızdaki kişileri gözünüzün önüne getirerek okumanızı istiyorum. Size kendi sorununu saatlerce anlatır ve sizden yardım beklerler. Doğal olarak ona yardımcı olur ve iyi bir şey yaptığınızı düşünmeye başlarsınız. Bir gün sizin bir sorununuz olur ve onunla paylaşmak istersiniz ki o elinde aynasına bakar ve makyajını tazeler. O an sizin sorununuzu anlatmanız onun için pek bir şey ifade etmez. Umursamadan elinde aynasıyla oynar, çevresinde kendisini süzen gözler arar ve harika bir tiyatrocu yeteneğine sahiptir ki her an rol yapmaya meyillidir. Bu kişiler o kadar yeteneklidir ki tüm ilgi ve dikkati çekmelerine yetecek kadar yetenekli ve başarılı olabilirler. Bunların yanında ukala, kendini beğenmiş ve gösteriş meraklısı kişilerdir ve kendi değerlerini o kadar abartılı anlatırlar ki bunlara sizi inandırabilirler. Bu kişiler duygusal anlamda çok değişik özelliklere sahiptirler; kendilerini mükemmel ve kusursuz görürler ya da utanç içinde kendilerini harap ederler. Başka insanların onaylarını beklerler ve bu onayları aldıklarında o gün onlar için güzel geçecek demektir ve kendilerini mükemmel hissedeceklerdir, gururlu, kibirli ve ihya olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Bu onayı almazlarsa yada kesilirse birden kendilerini aşağılık gibi görürler, çirkin olduklarını düşünürler, herkesi anlamsız bir şekilde kıskanmaya başlar ve onlara karşı haset duyguları oluşur ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler.
Yukarıda saymaya çalıştığım belirtiler aklınızda bu bozukluğun hangisi olduğuna dair bir takım düşünceler oluşturmaya başlamıştır diye düşünüyorum. Evet bu bozukluğa 'NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU' diyoruz. Kısaca toparlayacak olursak aşağıdaki belirtilere sahip kişilere narsistik kişilik diyebilmekteyiz: Dikkat çekmek, ilgi odağı olmak ve övülmek arzusu, eleştiriye karşı öfke, utanç ve aşağılanma hissi duyar, kendi menfaatleri için başkalarını kullanır, sürekli insanların dikkatinin ve beğenisinin üzerinde olmasını beklemek, yeteneklerini ve başarılarını abartır, sürekli şöhret, zenginlik ve başarı hayalleri kurar, aşırı gurur ve mükemmel olduklarına dair inançları vardır, sadece kendilerini düşünür ve kendi ihtiyaçlarını önemserler, her şeye hakkı olduğuna inanır, başarı, güç, güzellik, zeka yada ideal aşk ile ilgili fantaziler kurarlar.
Bu kişilerin tedavisi psikolog ve psikiyatristler için eğlenceli ama dikkat edilmesi gereken bir patolojidir. Esasında bu tarz kişilikler psikoloğa veya psikiyatriste başka nedenlerden dolayı giderler. Hayal kırıklıkları, terk edilme sonucunda yaşanan depresyon, iş kaybı gibi nedenlerle terapi almak isterler fakat ortaya narsistik kişilik bozukluğu çıkabilmektedir. Biraz öncede dediğim gibi terk etme sonucunda depresyon yaşayabilirler. Çünkü onlar asla terk edilemezler aksine terk eden her zaman onlar olmalılar. Aksi halde yıkılır ve kahrolurlar. Aslında onlar açısından bakacak olursak terapiye onlar acizlik olarak bakarlar ve asla terapi almak istemezler.
Tüm bunlardan sonra psikoterapide bu kişilerle dikkatli bir ilişki kurulması ve terapilerin ise bu kişilere ''farkındalık kazandırma'' yönünde olması başarı getirecektir.
Klinik & Adli Psikolog
FERHAT AKPINAR
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Mai [SERPİL]'in bloğu
Tuzlu kahve
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Mai [SERPİL]'in bloğu
Sevgili kardeşim ,Bu hayat hikayesini okurken ,Onların acısın kendimde his ettim.
çok teşekkürler bu güzel gerçek ,hakıkı mutluluk için, fedakarlık buna denır.
(otübüs duragı ıle ılgılı hayat hikayesı için)
çok teşekkürler bu güzel gerçek ,hakıkı mutluluk için, fedakarlık buna denır.
ATASEVER yazdı:Sevgili kardeşim ,Bu hayat hikayesini okurken ,Onların acısın kendimde his ettim.
çok teşekkürler bu güzel gerçek ,hakıkı mutluluk için, fedakarlık buna denır.
(otübüs duragı ıle ılgılı hayat hikayesı için)
ON İKİ İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Son Düzenleme: 31/07/2008, 11:56, Düzenleyen: Dogan.
Mai [SERPİL]'in bloğu
Hangi Yemeksiniz?
Ocak 1 - 9 ~ Musakka
Ocak 10 - 24 ~ Kuru Ustu Pilav
Ocak 25 - 31 ~ İmam Bayıldı
Şubat 1 - 5 ~ Kokareç
Şubat 6 - 14 ~ İşkembe
Şubat 5 - 21 ~ Köfte
Şubat 22 - 28 ~ Tantuni
Mart 1 - 12 ~ Suşi
Mart 13 - 15 ~ İmam Bayıldı
Mart 16 - 23 ~ Kuru Ustu Pilav
Mart 24 - 31 ~ Kokareç
Nisan 1 - 3 ~ İmam Bayıldı
Nisan 4 - 14 ~ Tantuni
Nisan 15 - 26 ~Kuru Ustu Pilav
Nisan 27 - 30 ~ Köfte
Mayıs 1 - 13 ~ Suşi
Mayıs 14 - 21 ~ İşkembe
Mayıs 22 - 31 ~ İmam Bayıldı
Haziran 1 - 3 ~ Kuru Ustu Pilav
Haziran 4 - 14 ~ Köfte
Haziran 15 - 20 ~ Musakka
Haziran 21 -24 ~ Suşi
Haziran 25 - 30 ~ Kokareç
Temmuz 1 - 9 ~ Kuru Ustu Pilav
Temmuz 10 - 15 ~ Musakka
Temmuz 16 - 26 ~ İşkembe
Temmuz 27 - 31 ~ Kokareç
Agustos 1 - 15 ~ Suşi
Agustos 16 - 25 ~ Kuru Ustu Pilav
Agustos 26 - 31 ~ Köfte
Eylul 1 - 14 ~ İşkembe
Eylul 15 - 27~ Kokareç
Eylul 28 - 30~ Musakka
Ekim 1 - 15 ~ Suşi
Ekim 16 - 27 ~ Köfte
Ekim 28 - 31 ~ Tantuni
Kasim 1 - 16 ~ İmam Bayıldı
Kasim 17 -30 ~ Kokareç
Aralik 1 - 16 ~ Musakka
Aralik 17 - 25 ~ Suşi
Aralik 26 - 31 ~ İşkembe
İŞTE YEMEKLERİN ANLAMLARI
Musakka
Cekici ve populersiniz.. Kolayca arkada$ edinebiliyorsunuz.. Kendinden
emin tavirlarinizla grup icinde liderlige yaki$iyorsunuz.
Kokareç
Utangac ve sevimlisiniz. Tanimadiginiz insanlarla konuşmayi sevmez ama
arkada$larinizla herşeyi paylaşabilirsiniz. Arkadaş seciminde oldukca
dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz.
Suşi
Yerinde duramayan birisiniz.Cok arkadaşiniz var ve sosyal ya$aminiz cok
renkli. Dedikoduyu biraz seviyorsunuz. Sizi taniyan sizin gibi biri daha
olmadigini duşunuyor. Dikkat cekmeyi cok seviyorsunuz.
Tantuni
Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasil
davranacaginiz pek belli olmuyor. Cogu $eyden ilk sizin haberiniz oluyor
bu yuzden cok ilgi goruyorsunuz.
Kuru Ustu Pilav
Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlisi, sevilmeyi bekleyen
tavirlariniz ilgi cekiyor. Kucuk bir arkada$ grubu size yetiyor. Fazla
populer olmasaniz da yakinlarinin el ustunde tuttugu birisiniz
İmam Bayıldı
Siz lider olmak icin dogmu$sunuz. Sozunu dinleten, dedigini yaptiran
birisiniz. Kararli tavirlariniz cevrenizdekileri etkiliyor. Insanlarin
arkada$ olmak isteyebilicegi birisiniz.
Köfte
Uyumlu, sicakkanli birisiniz. Size nasil davranilmasini istiyorsaniz siz
de herkese oyle davraniyorsunuz. Sadik ve durustsunuz, yapmacik insanlara
ve dedikoduya kar$isiniz.
İşkembe
Cok hassas ve narinsiniz. Kolay a$ik oluyorsunuz.
Ne cok utangac ne cok giri$kensiniz. Arkada$ grubunuzda kirilmamasi icin
kollanan birisiniz.
Ocak 1 - 9 ~ Musakka
Ocak 10 - 24 ~ Kuru Ustu Pilav
Ocak 25 - 31 ~ İmam Bayıldı
Şubat 1 - 5 ~ Kokareç
Şubat 6 - 14 ~ İşkembe
Şubat 5 - 21 ~ Köfte
Şubat 22 - 28 ~ Tantuni
Mart 1 - 12 ~ Suşi
Mart 13 - 15 ~ İmam Bayıldı
Mart 16 - 23 ~ Kuru Ustu Pilav
Mart 24 - 31 ~ Kokareç
Nisan 1 - 3 ~ İmam Bayıldı
Nisan 4 - 14 ~ Tantuni
Nisan 15 - 26 ~Kuru Ustu Pilav
Nisan 27 - 30 ~ Köfte
Mayıs 1 - 13 ~ Suşi
Mayıs 14 - 21 ~ İşkembe
Mayıs 22 - 31 ~ İmam Bayıldı
Haziran 1 - 3 ~ Kuru Ustu Pilav
Haziran 4 - 14 ~ Köfte
Haziran 15 - 20 ~ Musakka
Haziran 21 -24 ~ Suşi
Haziran 25 - 30 ~ Kokareç
Temmuz 1 - 9 ~ Kuru Ustu Pilav
Temmuz 10 - 15 ~ Musakka
Temmuz 16 - 26 ~ İşkembe
Temmuz 27 - 31 ~ Kokareç
Agustos 1 - 15 ~ Suşi
Agustos 16 - 25 ~ Kuru Ustu Pilav
Agustos 26 - 31 ~ Köfte
Eylul 1 - 14 ~ İşkembe
Eylul 15 - 27~ Kokareç
Eylul 28 - 30~ Musakka
Ekim 1 - 15 ~ Suşi
Ekim 16 - 27 ~ Köfte
Ekim 28 - 31 ~ Tantuni
Kasim 1 - 16 ~ İmam Bayıldı
Kasim 17 -30 ~ Kokareç
Aralik 1 - 16 ~ Musakka
Aralik 17 - 25 ~ Suşi
Aralik 26 - 31 ~ İşkembe
İŞTE YEMEKLERİN ANLAMLARI
Musakka
Cekici ve populersiniz.. Kolayca arkada$ edinebiliyorsunuz.. Kendinden
emin tavirlarinizla grup icinde liderlige yaki$iyorsunuz.
Kokareç
Utangac ve sevimlisiniz. Tanimadiginiz insanlarla konuşmayi sevmez ama
arkada$larinizla herşeyi paylaşabilirsiniz. Arkadaş seciminde oldukca
dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz.
Suşi
Yerinde duramayan birisiniz.Cok arkadaşiniz var ve sosyal ya$aminiz cok
renkli. Dedikoduyu biraz seviyorsunuz. Sizi taniyan sizin gibi biri daha
olmadigini duşunuyor. Dikkat cekmeyi cok seviyorsunuz.
Tantuni
Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasil
davranacaginiz pek belli olmuyor. Cogu $eyden ilk sizin haberiniz oluyor
bu yuzden cok ilgi goruyorsunuz.
Kuru Ustu Pilav
Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlisi, sevilmeyi bekleyen
tavirlariniz ilgi cekiyor. Kucuk bir arkada$ grubu size yetiyor. Fazla
populer olmasaniz da yakinlarinin el ustunde tuttugu birisiniz
İmam Bayıldı
Siz lider olmak icin dogmu$sunuz. Sozunu dinleten, dedigini yaptiran
birisiniz. Kararli tavirlariniz cevrenizdekileri etkiliyor. Insanlarin
arkada$ olmak isteyebilicegi birisiniz.
Köfte
Uyumlu, sicakkanli birisiniz. Size nasil davranilmasini istiyorsaniz siz
de herkese oyle davraniyorsunuz. Sadik ve durustsunuz, yapmacik insanlara
ve dedikoduya kar$isiniz.
İşkembe
Cok hassas ve narinsiniz. Kolay a$ik oluyorsunuz.
Ne cok utangac ne cok giri$kensiniz. Arkada$ grubunuzda kirilmamasi icin
kollanan birisiniz.
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
...çok severim..