You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köydeki inanca bağlılık aranıyor

Köydeki inanca bağlılık aranıyor

Administrator
Köydeki inanca bağlılık aranıyor
Alevilerin köyden şehre göçü iki zorunlu değişimi beraberinde getirdi. Birincisi Sünniler başta olmak üzere diğer inanç toplulukları ile daha fazla diyalog kurmaya başladılar. İkinci olarak da aynı inancı paylaşan kardeşleri ile daha geniş platformlarda bir araya gelme imkânı bularak güç birliği oluşturdular.

YENİBOSNA CEMEVİ DEDESİ SERDAR GAZİ KARABABA: Anadolu'da dede olmadan kız istenmezdi


[Resim: 6.jpeg]

Yenibosna'da cemevine gittiğimizde bizi Serdar Gazi Karababa karşılıyor. Erzincanlı Karababa, 16 yıldır dedelik vazifesi yapıyor. Anadolu'da köylerin iç içe olması inançların daha sağlam yaşanmasına olanak verirken İstanbul gibi şehirlerde Alevi-Sünni dostluklarının artmasını sağladığı anlatılıyor. Karababa, ’Metropollerde geleneklerin yaşatılması çok zor ama burada da Ehl-i Sünnet dostlarla daha sık ilişki kuruluyor.’ diyor. Karababa, yaptıkları çalışmaları şu şekilde anlatıyor: ’Alevilik herhangi bir okuldan değil, ocakta öğrenilir. Ocakzadelere aralık ayından hazirana kadar dedelik, zakirlik, cenaze hizmeti eğitimi veriyoruz. Dedelik yetkisi değil, eğitimini veriyoruz. Dedeler ’Evlad-ı Resul'dür, soydan gelir. Gönüllülük esasıyla hareket edilir.’ şeklinde anlatıyor.

YOL KARDEŞLİĞİ: MUSAHİPLİK
Dedenin posta oturmadan önce kendisine yol kardeşi (musahip) seçmesi gerektiğinden bahseden Karababa, ’Posta oturacak iki erkek ilk önce evli olmak zorundalar. Eşler ile birlikte birbirlerinden razı olmalılar. Pirden, mürşitten himmet alınır. Perşembe günü yapılan cemde bekârlar oturabilir ama ikrar, görgü cemine musahipsiz posta oturamaz. Musahiplerin namus hariç onun elindedir. Ben açsam musahibim de aç olmalıdır. Peygamber Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicretinde toplumu bir araya getirmek için bu yolu izlemişti.’
’Anadolu'da bazı bölgelerde dede olmadan kız istenmezdi. Dedenin o ortamda yaptığı konuşma toplumu bağlayıcıydı. İki aile arasındaki diyalog böylelikle sağlanırdı. Allah'ın emri dile getirilir. İki tarafın neler istediği konuşulur. Ailenin durumu yoksa dede arayı bulmaya çalışırdı.’

’HER CEME TEMİZ GİDİLİR’
Perşembe günleri cem merasimlerine gelenlerin titiz davrandığını anlatan Karababa, ’Yapılan cemlere talipler temiz gelirler. İç ve dış temizlik çok önemlidir. Evimizden temiz geliriz. Burada yanındakine rızalık vereceksin, kimseyi rahatsız etmeye hakkımız yok. Ama burada el kol temizliği yapmayız. Gönül temizliği asıl mühim olandır. Abdestten ziyade gönül temizliğini önemsiyoruz.’ şeklinde konuşuyor.

PROF. DR. NİYAZİ ÖKTEM: Diyanet samimi değil

[Resim: 7.jpeg]

Alevi sorununun çözümünün önündeki en önemli birinci etken Sünni politikalar. Sünniler asimilasyon çerçevesinde meseleye yaklaştıkları için ortaya somut bir çözüm projesi çıkmıyor. Diyanet de bu konuda samimi değil. Zihinlerinin bir yerinde Alevileri Sünnileştirme düşüncesi hep duruyor ve bu fark ediliyor.
İkinci önemli nokta,Alevilerkendi kimlikleri ile yüzleşmiyor. Tarihsel olanı reddederek bir yerlere varmaları çok zor.
Üçüncü olarak Alevi dedelerinin ve Alevi önderlerinin Aleviliği bir güç ve çıkar unsuru olarak görmelerinden ve kendi istedikleri istikamette yönlendirmek istemelerinden kaynaklanan zorluklar var. AK Parti eğer gerçekten Alevi sorununu çözmek istiyorsa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Bu da devrim kanunlarına dokunmak anlamına geliyor. Eğer bunun dışında bazı çözüm metotları geliştirirlerse bu Anayasa Mahkemesi'nden döner.

Anadolu Aleviliği, Müslüman olan Anadolu halkının Müslümanlıkla birlikte eski dinlerini mezcetmesidir. Benim bu konuda yaptığım ve kitap haline getirdiğim bilimsel çalışmalar var. Aleviliğin kökenlerini Orta Asya'ya dayandırmak isteyen görüşler de var ancak ben bunlara katılmıyorum. Alevilikte Orta Asya'nın hiçbir etkisi yoktur. Sadece Horasan Erenlerinin Anadolu'nun İslamlaştırılması noktasında yaptıkları misyoner faaliyetleri vardır. Ancak bunu Aleviliğin oluşmasında bir etken olarak görmüyorum. Bu konuda otorite isimlerden biri olan Ahmet Yaşar Ocak da önceleri Orta Asya etkisine fazlaca pay veriyordu. Ancak bunun böyle olmadığı kendisi tarafından da kabul ediliyor artık.

[Resim: 8.jpeg]
Bu toplumun asli bireyleri olduğuna inanan Aleviler, sabırla ama barış içerisinde haklarını aramaya devam edeceklerini söylüyor.

Ayrıca Alevilik bir islam yorumudur. İslam içinde Allah'a ulaşmak için birçok yol ortaya konmuştur. Buna biz tarikat diyoruz. Alevilik bu anlamda sufi ve tasavvufi ritüel ve düşünceleri içinde barındıran bir tarikattır. Başka da hiçbir şey değildir. Ancak Alevilerin önemli bir bölümü benim bu görüşümü kabullenme eğiliminde değil. Bu da tarihle yüzleşmelerini gerektirdiği için maalesef olamıyor. Bunun farkında olanlar da Atatürkçülükten çekindikleri için -ki tekke ve zaviyeler kapatılmıştır- söyleyemiyor.

Tedirgin olmak istemiyoruz

Çamlıca'nın Kuledibi Caddesi üzerinde, en yükseği 3 katlı müstakil evlerde herkes birbirini tanıyor. Kirazlıtepe Mahallesi'nde Alevi vatandaşların kaldığı 20 hane mevcut, çoğu da uzun yıllarını bu mahallede geçirmiş’
İstanbul'u kavuran ağustos sıcağında, camları açık bir şekilde dinlenen Kartal ailesi, sabahın erken saatlerinde alışılmışın dışında bir sesle güne uyandı. Duyduğu sesi telefon alarmına benzeten evin babası Ali Ekber Kartal, ilk önce eşi Serpil Kartal'ı uyandırdı. Ama ses onların evinden gelmiyordu. Komşudan geldiğini düşünerek sokağa çıkan baba Kartal, sokağın ortasına doğru on adım attı ama geri döndüğünde evlerinin önünde gördüğü şüpheli paketle irkildi. Kendi evleri dahil üç binanın kapısına da çarpı işareti konulmuştu. Kartal, yüzyıllardır belleklerinden silemedikleri ’kapı işaretleme' olaylarını hatırladığını söyledi ve duygularını şöyle anlattı: ’Kapı işaretlenmesi belleklerimizde yer etmiş. Maraş'ta Alevilerin evlerinin işaretlenmesi ve sonra katledilmesi, Malatya'da ve Anadolu'nun farklı yerlerinde bunun olması bizim belleklerimizde katliama uğrama, böyle bir şeye maruz kalma yatmakta olduğu için korkumuz daha da arttı.’ dedi.

[Resim: 9.jpeg]
Çamlıca'da evlerine çarpı konulan üç Alevi ailesinden biri olan Kartal ailesi, herkesi sorumlu davranmaya davet ediyor.

’BİR GÜN BİZİM DE KAPILARIMIZIN İŞARETLENECEĞİNİ HİÇ DÜŞÜNMEZDİK’

Çıkmaz bir sokaktayız. Yaşanan olayın üzerine aylar geçmiş. Kışın soba yakarak ısınan, binaların birbirine çok yakın olduğu bir mahalle burası. Sokağın köşesinde bakkal var. Mahallede Alevi vatandaşların kaldığı belli sokaklar mevcut. Zamanında göçle Türkiye'nin farklı yerlerinden gelip İstanbul'da tutunmaya çalışanlar yerleşmiş. Çoğu sakin, 40 yıldır aynı mahallede yaşıyor. ’Siz biz ayrımının' hiç yaşanmadığı dile getiriliyor. Ali Ekber Kartal Bey ve ailesi 4 yıl önce mahalleye taşınmış. Eşinin ailesine yakın olmak için tercih ettiklerini dile getiren Kartal, olayın gerçekleştiği güne kadar hiçbir tedirginlik yaşamadıklarının altını çiziyor.

’KIZIMI SOKAĞA TEK GÖNDERMİYORUM’
33 yıldır mahallede yaşayan Serpil Kartal, bir anne olarak İstanbul'da böylesi bir tedirginlik yaşamalarına anlam veremediğini kaydediyor. Serpil Kartal, ’Burada doğdum büyüdüm. Çocukluğum, genç kızlığım hep burada geçti. Bu zamana kadar böyle bir olayla hiç karşılaşmadık. Burada komşuluk ilişkileri çok iyidir. Herkes 40-50 yıldır bu mahallede oturuyor ve yerli olmuşlardır artık. Geceye kadar ben küçükken sokakta güvenle otururduk, çocuğumu da kendim gibi büyütüyordum. Herkes birbirini çok iyi tanır. Yazın biz kapılarımızı hiç kapatmayız. Kapım açık çıkarım, komşuma uğrar, sokağın başına kadar giderim, birisi de evime yan gözle bakmaz. Öyle bir güven vardır.'' diye anlatıyor sevdiği mahalleyi.

Geçmiş yıllarda yaşanan acı tecrübelerinin tedirgin olmalarını ihtar ettiğini ve olay sonrasında komşularıyla nöbet tuttuklarını anlatan Serpil Kartal, ’Biz olaydan sonra korkumuzdan geceleri yatamadık. Erkekler işe gidecekleri için mecburen yattı ama kadınlar nöbet tuttu. Bitlisli karşı komşumuzun oğlu sabaha kadar bizimle bekledi. Ama yan gözle baktıklarını görmedik. Komşularla aramızda hiçbir zaman Alevilik Sünnilik meselesi olmamıştır. Sürekli bir paylaşım olmuştur aramızda. Olayın olduğu günden sonra bir şeyler değişti tabii. İster istemez tedirginlik olmaya başladı. Camlarımı sıkı sıkı kapatıyorum. Kızımı sokağa tek başına bırakmamaya başladım.'' şeklinde anlatıyor. Çocuğunu servise vermekten çekindiğini anlatan baba Kartal, ’Her sabahları kendim okula götürüyorum. Çıkışında eşim almak zorunda kalıyor. Direkt kendimiz temas kurmak istiyoruz. Endişe duyduğumuzdan servise güvenemedik.'' diyor.

SUNUCU İLKNUR KAPLAN: Alevi inancı, kadını özgürleştirmiş ve güçlendirmiştir

[Resim: 10.jpeg]

İlknur Kaplan, 17 yıllı aşkın spikerlik ve sunucu. Cem TV'de Alevilik üzerine sessiz kalınan bir dönemde, ilklerden sayılabilecek ’Muharrem Sohbetleri’ programını hazırladı. Alevi geleneği içerisinde yetişen Kaplan, kadına verilen değeri şu sözlerle anlattı: ’Alevilikte kadın Peygamber Efendimiz'in de hadislerinde belirttiği gibi kıymetlidir, değerlidir. Ne demiş Hz. Muhammed, ’Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zirâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız.’ Allah'ın emaneti olan kadına değer verme inancımızın merkezindedir.’ diyor. Alevi inancında kadın ve erkeğin birlikte cem yapmasını değerlendiren Kaplan; ’Hümanist bir anlayışın temsilcileri olan Aleviler, ibadetlerini kadın–erkek birlikte yaparlar. Herkes can'dır. Herkes eşittir. Biz kadınlar bir bahçeyi güzelleştiren en özel varlıklarız. Alevi inancı bunun farkına vararak, kadını özgürleştirmiş ve güçlendirmiştir. Öyle ki; kadın cemlerde posta bile oturmuştur. Dede ne kadar önemliyse ana da o kadar önemlidir.’ şeklinde ifade ediyor.
Alevilerin kadınlarını sosyo-kültürel altyapıya hazırladığına dikkat çeken Kaplan, ’Pir Hacı Bektaş-ı Veli'nin ’Kadınları okutunuz’ sözünün altını çiziyor.

Garip Dede Cemevi yönetim kurulu başkanı Celal Fırat: Şehirde talip dede arasındaki bağlar yozlaştı

[Resim: 11.jpeg]

Garip Dede Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Malatya Pötürge'de dünyaya geldi. İlçelerinde üç Alevi köyü olduğunu söyleyen Fırat, köy ve kentlerde değerlerin yaşanmasında farklılıklar yaşandığını belirtiyor. Fırat, köydeki yaşantılarını şöyle anlattı: ’Alevi mahalleleri arasında bir saatlik mesafeler vardı. Kışın bizi alıp dost meclislerine götürürlerdi. Mahalledeki en büyük ev kimin ise ona gidilir, cem edilir, muhabbet yapılırdı. Samimiyet ve itikat vardı.’ Zamanla yaşanan değişiklikten duydukları üzüntüyü şu sözlerle anlatıyor: ’Gelenek göreneklerimize bağlılıkta ciddi samimiyetsizlik meydana geldi. Yozlaşma var. Dün ile 35 yıl öncesi arasında büyük değişim var. Talip-dede arasındaki bağlar yozlaştı. Talipler dedeleriyle iç içeydi. Bir üniversitedeki ders gibi geçerdi. Ama metropollerde durum böyle değil. Çoluk çocuklarının rızkına düşen dedeler taliplerinden uzaklaştı. Baskılar geleneklerin yaşanmasına mani oldu.’ Toplumdaki kutuplaşmanın son zamanlarda arttığına değinen Fırat, ’72 millete aynı nazarla bakmak bizim düsturumuz ama bazen bunu ne kadar başardığımıza bakmak lazım. Aleviler gün geçtikçe daha da Alevileşiyor. Sünniler gün geçtikçe daha da Sünnileşiyor. Kimsenin buna hakkı yok. Herkes kendi mecrasına çekiliyor. Savunma pozisyonuna geçiliyor.’ diyor.

GÖRGÜ CEMLERİ ALEVİLİĞİN KODLARI’
Görgü ceminin Aleviler için önemine değinen Fırat, sosyo-kültürel hayatın şifrelerini bu törenlerde bulunacağından bahsediyor. Fırat, ’Talip dara çekilir. Kul hakkı sorulur. Yeri geldi mi düşkün kılınır. Bir mahkeme kurulur. Dede burada adaletli davranmak zorundadır. Dede evrensel olmalıdır, ayrıştırıcı dil kullanamaz.’ diye anlatıyor.
Uzun yıllar Alevilerin mahkemelere gitmediğini anlatan Fırat, ’Görgü cemlerimizi yerine getiremediğimizden dolayı mahkeme kapısına gitmeye ihtiyaç duyuldu.’ diyor.

GAZİ CEMEVİ DEDESİ VELİ GÜLSOY: Toplumun mezhepçilik yaptığı yok

[Resim: 12.jpeg]

Alevi Sünni evliliklerinin toplumun kaynaştığının göstergesi olduğunu belirten Gazi Cemevi Dedesi Veli Gülsoy, birçok evliliğe vesile olduğunu anlatıyor. Gülsoy, ’İnsanların mezhepçilik yaptığı yok. Yapılan duanın başında ve sonunda Fatiha Sûresi okunuyorsa sorun yaşanmaz. Bir öğretmen kızımızı istemeye gelmişler, babası gelip bana danıştı. Hısımları Sünni diye tereddüt gösterdiler. Sorun yok, mühim olan insanlıktır dedim.’ diyor ve Alevilerde kadının önemini anlatmak için şu örneği veriyor: ’Bizim inancımızda kadın evde köle değildir. Bir erkek de evde çoban değildir. Eskiden büyüklerimiz kapı eşiğine bastığımızda çok kızarlardı. Eşik o evin mührü, kilidi, sultanıdır. Sultan yüce Peygamber'in kızı Hz. Fadime'dir. Bir evdeki kadın Hz. Fadime'nin kendisidir. Kapıya bundan niyaz olunurdu. Kadın beyine, erkek hanımına değer vermelidir.’ diye anlatıyor.

’ALEVİLİĞİN ÖZÜ ANLAŞILMALI’
Cemlerin her zaman dolmadığından bahseden Gülsoy, Aleviliğin özünün anlaşılması gerektiğine vurgu yapıyor. Gülsoy, ’Aleviler, Rabbini Allah kabul eder ve ona yönelirler. Yüce Peygamberi Peygamber kabul eder. Kitabı Kur'an, yolu rıza olan, Ehlibeyt'ten ayrılmayan, kul hakkına rıza göstermeyen, insanı insan olarak kabul edip ırk, cinsiyet, mezhepten dolayı kimseyi dışlamayan, insanın güzel ahlakına kavuşmasını bekleyen ve kul hakkında titizlenendir. İbadetlerimizi cennet sevgisi ya da cehennem korkusuyla yapmayız. Sadece Allah rızası için yaparız. Allah'ın birliği, Muhammed'in peygamberliği, Ali'nin velayetinden vazgeçmeyeceklerdir. Kelle verirler ama bu üç isimden vazgeçmezler.’ diyor.

’ALEVİLER SABIRLIDIR’
Alevi açılımından sonra hiçbir sorunun çözülmediğini dile getiren Gülsoy, ’Cemevlerine elektrik, su parası verilecek, dedelere maaşa bağlanacak diye sözler veriliyor. Bunlar hep ucuzluktur. Biz şimdiye kadar nasıl geldiysek yine öyle yola devam ederiz. Haklarımız vereceklerse anayasada cami, kilise, sinagog ibadethaneyse cemevi de öyle kabul edilmeli. Haklarımız o zaman verilmiş olur. TBMM'de cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini iktidar ve muhalefet partilerinden istiyoruz.’
’Aleviler sabırlıdır.’ diyen Gülsoy, hakların verilmesi adına ülkemizi küçük düşürmemek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşımayı istemediklerini ancak mecbur kaldıklarını hatırlatıyor.

NEBİL ÖZGENTÜRK: Ortaokulda ’Aleviyim' diyemediğim için hâlâ hayıflanırım

Bir Yudum İnsan programı gibi birçok önemli belgesel çalışmasında imzası bulunan gazeteci-yazar Nebil Özgentürk, son olarak ’Biz Kültür Yolcuları’ ile gündeme geldi. Coşkun Aral ve Silivride tutuklu bulunan meslektaşı Can Dündar ile birlikte hazırladıkları on bölümlük belgeselde, bu ülkenin değerlerine, renklerine yer verildi. Çalışmanın bir bölümünde Anadolu Aleviliği de ele alındı. Özgentürk, çalışmanın önsözünde ’Hacı Bektaş'ta bir cem törenine de girdik, Anadolu'da dört bir yana dağılmış göçmen kuşların, ’Evlad-ı Fatihan'ların çıkış noktası olan Balkanlar'daki bir zikir törenine de’’ diyor ve saygıyla yaklaşıyor her yaşama. Aynı zamanda Arap Alevisi (Nusayri) bir aileye mensup olan Özgentürk, çocukluğundan gençlik yıllarına devletin ve toplumun kendilerine yaklaşımlarından bahsetti. Arap ve Anadolu Alevilerinin büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çeken Özgentürk, ’Sabah akşam Aleviliği araştırmadım. Belki iyi bir Alevi de sayılamam ama yaşanan acıları derinlerinde hisseden bir yazı adamıyım. Alevi olduğu için de ötekileştirilmiş bir liseliyim. Bugün de o acıları, baskıları, aile içinde bile endişelere boğulmuş bir genç adamın izlerini taşıyan orta yaş adamıyım.’ diye anlatıyor kendisini.

[Resim: 13.jpeg]
Gazeteci-yazar Nebil Özgentürk, hazırladığı son belgeselde Anadolu ve Balkanlar'daki ortak değerleri gördüğünü söylüyor

Çocukluğunda her sabah babasının kendisini uyardığını üzülerek anlatan Özgentürk, ’Mezhep çatışmalarının, ötekileştirmenin bizim ailede ne kadar yoğun yaşandığını çocukluğumda gördüm. Mezhebimi açık açık söyleyemedim. Babam ezilmemi istememişti. Adana, Antakya, Hatay bölgesi Arap Alevilerinin yoğunlukta yaşadığı bölgelerdeki aileler bunu hep yaşadı. Ortaokula giderken göğsümü gere gere Alevi olduğumu söyleyemedim diye hayıflanıyorum. Bu benim için bir yaradır.’ diyor.

Geçmişin korkusu su hâlâ yaşanıyor
Üniversite yıllarında siyasal hareketlerle kendilerini anlatmaya başladığını ifade eden Özgentürk, ’Üniversite öğrencilik yıllarımda sadece Alevi olduğu için insanlar öldürüldü. Maraş'tan Madımak'a kadar Aleviler toplu katliama uğradı. Madımak olayında gazeteciydim. Kendi hayatımda bu olay bile bir travmadır. Her Alevi öldüğünde kendimi ölmüş hissettim.’ şeklinde dile getiriyor duygularını.

Arap Aleviliğini ortaokul döneminde tanımaya başlayan Özgentürk, içinde yaşadığı toplumu şöyle anlatıyor: ’Kendimize ait kutsal metinlerimiz vardı. Kur'an'ın da temel alındığı metinlerdi bunlar. Kutsal günlerde cemaat toplanır ve ibadet edilirdi. Sokağın içinde bir avlu’ Çarşaflarla örtülü, üstüne hasırlar konulmuş, kapılar örtülü, dışarıdan kimse göremiyor. 13 yaşlarımda gizlice girerdim. Korku değil ama gizlilik duygusunu hissederdim. Bunlar mecburen yaşanırdı insanlar aşağılanmak, polis baskınına maruz kalmak istemiyor. Geçmişin korku ve baskısı hâlâ taşınıyor. Arap Alevisi olmayan o ibadetlere giremez ve tek bir fotoğraf bile çekilemez.’

KARACAAHMET SULTAN CEMEVİ DEDESİ CELAL ÇELİK: 68 kuşağı, dedelere çok zarar verdi

[Resim: 14.jpeg]

Sivas'tan İstanbul'a küçük yaşlarında gelen Celal Çelik, 6 yıldır Karacaahmet Sultan Dergâhı'nda dedelik yapıyor. Aleviler için manevi değeri yüksek olan Karacaahmet Cemevi'nde görev yapmanın büyük sorumlulukları beraberinde getirdiğine değinen Çelik, dedelik makamında olmasına rağmen hâlâ bu yolun talibi olduğunu söylüyor. Hz. Eyüp ve Hz. Hüseyin'i yolunda örnek aldığını ifade eden Celal Çelik, takiyyeden, yalandan uzak durmaya çalıştığını, Allah'tan cömertlik istediğini anlatıyor. Hz. Hüseyin'e olan bağlılığını Çelik şu sözlerle aktarıyor: ’Hüseyin'den yüce değiliz. O makamda Muhammed'i, Ali'yi, Hüseyin'i ve 12 imamı temsilen oturduğumun farkındayım. Celal olarak oturmuyorum, onlar adına oturuyorum.’ diyor.

Pir mürşit ilişkisini, ağacın dallarıyla gövdesine sıkı sıkıya bağlı olmasına benzeten Çelik, 68 kuşağının dedelik kurumuna ciddi zararlar verdiğini savunuyor. ’68 kuşağı dedelere zarar verdi. Dedeleri tanınmadı, ateist gruplara gidildi. Önceleri dedeler yeri geldi mi çevre köyleri gezmekten 4-5 ay evine gidemezdi. Toplumu barış için bir araya getirir, nikâhla, düğünle, cenaze işleriyle ilgilenirdi. Alevilerin hiçbiri mahkeme kapısına gitmezdi. Alevi kişinin boşandığını göremezdiniz.’ diyor. Alevi inancında iki tür abdestin olduğundan söz eden Çelik, ’Biri dış kiri temizlemek, diğeri iç kiri temizlemek için vardır. İç kiri temizlemek ikrar vermekle başlar. Pire, mürşite ikrar verilir. Talip dara çekilir, ahiret gömleğinin altına girer. İkrarında daim kalıp dönmezse bu abdest süresiz kalır. Alevilerin abdesti daimdir. Suyla alınan abdeste benzemez.’ diye ifade ediyor.

zaman.com
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

MUSTAFA ŞEREF,
      KEMAL GURUR,
              ATATÜRK ONURDUR...

          Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
                    Horasan köyünden geliyor pirim
                  Kırklar binasında var oldu yerim
                  Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
                                                      Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.