Oktay Ekşi
Ermenistan kumarı
SİZ her adımda bir "kırmızı çizgi" ilan ederseniz, Türkiye-Ermenistan yakınlaşması böyle "resmi açıklamalarla" karşınıza çıktığı zaman insana sorarlar:
Afralı tafralı bir şekilde ilan ettiğiniz o "kırmızı çizgi"ler, daha önce Mesut Barzani’ye karşı ilan edip de yuttuğunuz kırmızı çizgilere dönmüş olmasın?
Resmi açıklamadan anlıyoruz ki, Türkiye ve Ermenistan ilişkilerin normalleştirilmesi amacıyla "kapsamlı bir çerçeve üzerinde" anlaşmışlar. "Bu çerçevede bir (de) yol haritası belirlemişler."
Yol haritası dediklerinin ana çizgisini arkadaşımız Tufan Türenç’in önceki günkü sütununda okuduk:
Taraflar ele aldıkları konuları 2 pakete ayırmışlar. Birinci pakete "kurulacak komisyonlar" dahilmiş. Türenç’in verdiği bilgiye göre "soykırım" konusu burada ele alınacakmış. Oysa arkadaşımız Uğur Ergan’ın dün verdiği bilgide bu pakette sözü edilen komisyonlar arasında "soykırım"la meşgul olacak bir düzenlemeden söz edilmiyor. O, komisyonların "vergi, ticaret, sınır, tarih ve diplomatik ilişki" konularını ele alacağını bildiriyor.
Burada geçen "tarih" deyimi eğer "soykırım" konusunu da içeriyorsa, Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta sözünü ettiği "iki ülke tarihçilerinden oluşacak komisyon" önerisini Ermenistan reddettiği için mi böyle bir formülde mutabık kalındığını sormak gerekir.
Biliyorsunuz bir de Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi var. Çünkü Ermenistan, 13 Ekim 1921 tarihinde Türkiye, Sovyetler Birliği, Ermenistan, Azebaycan ve Gürcistan adına imzalanan Kars Anlaşması ile kabul edilmiş sınırları şimdi tanımak istemiyor.
Anlaşılan bu konu da komisyonlarda ele alınacakmış.
Komisyonlar kurulduktan sonra Türkiye, Ermenistan ile arasındaki sınır kapısını açacakmış.
Bir başka deyişle Türkiye bir şey almadığı halde Ermenistan’a fiilen bir ödün verecekmiş.
Diyelim ki sınır kapısı haftada bir saatlik geçişe izin verecek şekilde açıldı. Ama komisyon çalışmaları da bir yerde tıkandı.
Ne olacak? Türkiye karşı karşıya bulunduğu yoğun uluslararası baskıya direnip "kapıyı kapattım" diyebilecek mi?
Bir başka şekilde soralım:
Yeri olsun olmasın Barack Obama’ya ve Deniz Baykal’a, "dik durma" öğütleri veren Başbakan Tayyip Erdoğan bu durumda "dik durmayı" becerebilecek mi?
Türenç’in sözünü ettiği ikinci paket, "Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerini" içerecekmiş.
Türkiye biliyorsunuz "Azerbaycan’ı üzecek hiçbir formüle evet demeyeceğini" vaat ediyor. Azerbaycan ise "üzülmeme"nin koşulu olarak "Ermenistan’ın işgal ettiği topraklarından çekilmesi"ni istiyor. Oysa Ermenistan bu talebe 16 senedir kulaklarını tıkıyor hatta Birleşmiş Milletler’in verdiği kararları bile hiçe sayıyor.
Bu durumda Türkiye, Azerbaycan’ı kaybetme kumarı oynamış olmuyor mu?
Köşeli Yazılar...
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Güncel Olaylar
Yorumlar / Cevaplar
757
Okunma / Görüntüleme
274535
Köşeli Yazılar...
Köşeli Yazılar...
Güneri Civaoğlu
Gizlilik, gizli kalmak
Gizli görüşmelerle, Ankara ve Erivan arasında bir yol haritası üzerinde anlaşıldığı açıklandı. Bu bana iki anıyı hatırlattı.
Kıbrıs konusunun alevli günlerinde Dışişleri’nin unutulmaz bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, Yunan Dışişleri Bakanı’na şöyle der:
“Aramızdaki sorunların hiçbiri çözülemez şeyler değil. Ancak sizin de bizim de üzerlerimizde öyle ağır kamuoyu baskısı var ki elimiz ayağımız bağlanıyor. İster istemez tribünlere oynuyoruz.
Oysa, seninle İsviçre’de bir dağ evinde kapansak, saatlerce konuşsak eminim ortak çözümlere ulaşırız.
Keşke bunu deneyebilsek.”
Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın Çağlayangil’e cevabı ilginçtir:
“Doğru söylüyorsun ama basının, İsviçre’de bir dağ evinde kapandığımızı haber almaması mümkün değil. Sabah gözümüzü açtığımda bir bakarız ki kapının önünde gazeteciler toplanmış. İneriz... Onlara, sen de ben de onunla anlaşmak mümkün değil diye birbirimizin aleyhinde suçlamalarda bulunuruz.”
Gülüşürler... Çağlayangil’in fikri hayata geçirilemez.
ÖLÜ DOĞUM
Bir gizli görüşme anısı daha.
Erivan’la Bakü yönetimleri arasında da uzunca süren gizli görüşmeler dizisi yaşandı.
Kimsenin ruhu duymadı. Sonuca -neredeyse- varılmıştı ki bir sızıntı oldu.
Bakü ile yaklaşmaya ve çözüme kesinlikle karşı olan Ermenistan’ın Şahinler Grubu ve özellikle Taşnak Partisi, parlamentoyu bastı ve içerdekileri rehin aldılar. Bir tür darbe girişimiydi bu. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Durup dururken Taşnak Partisi’nin bu darbe kalkışımını anlamak da yorumlamak da mümkün değildi.
Tabii, “Azerbaycan ile gizli görüşmelerden kimsenin bilgisi olmadığı için...”
Başkan Koçaryan meclise gitti. Taşnak yöneticileriyle uzun uzun görüştü, dışarıya “anlaştılar” haberi ulaştırıldı. Taşnak Partililer, Şahinler parlamentoyu boşaltılar. Niye bu baskın, niye vazgeçiş?
Aradan bir süre geçtikten sonra gerçek anlaşıldı. Parlamentoyu basan Şahinlere ve Taşnakçılara Cumhurbaşkanı tarafından “Azerbaycan ile görüşmelerin kesileceği, hiçbir anlaşma yapılmayacağı” güvencesi verilmişti.
SAĞLIKLI DOĞUM
Bir örnek de İsrail ile Filistin arasında yaşandı.
Üç yıl boyunca İsrailli ve Filistinli görüşmeciler, her hafta sonu Kuzey Denizi’ne bakan fiyortlarda bir balıkçı kulübesine gidiyorlar ve orada “çözüm” arıyorlardı. Zaman zaman gerilim çıktığında, kopma noktasına gelindiğinde, Beyaz Saray, psikoloji danışmanı, Princeton Üniversitesi Profesörü Vamık Volkan’ı gönderiyordu, ortamı o yumuşatıyordu. Diyaloğun devamını sağlıyordu.
Bu üç yıl boyunca görüşmeler gerçekten “gizli” kaldı. Medyaya tek satır sızmadı ve o nedenle de başarıya ulaştı. Beyaz Saray’ın gül bahçesinde tarafların el sıkışmasıyla “tarihi anlaşma” açıklandı.
“Bu mutlu son” ne yazık ki İsrailli bir fanatiğin kurşunlarıyla gene karanlık ve kanlı sürece yerini bıraktı. Çocuk sağlıklı doğmuştu fakat kurşunlanmıştı.
Türkiye-Ermenistan
Ankara ile Erivan hükümetleri arasında uzun sayılabilecek bir süre görüşmelerin “gizli” tutulabilmiş olması ve böylece bir yol haritasında anlaşılması önemlidir. Sızıntı olsaydı mümkün değildi. Hiç mi “açarı, kaçarı” olmadı?
Oldu ama sonlarında...
Rusya henüz açıklanmayan bu yol haritasını elde etmiş ve Azerbaycan Başkanı Aliyev’in önüne koymuştur.
“Aliyev’in duygusal patlamaları, İstanbul’daki toplantıya gelmeyerek kızını göndermesi, Moskova’ya gitmesi, Kremlin ile yakınlaşma işaretlerini vermesi...” İşte bu Rus istihbaratının marifetidir.
Rusya’nın, Erivan’daki Taşnakların ve yol haritasına Türkiye’deki karşıtların, Azerbaycan’dan ters tavrın etkilerini gözlemek zaman alacak.
Kısa vadede ise kazanımdan söz edilebilir.
Obama’nın “soykırım” kelimesini kullanmayacağı seziliyor ve bunu hem kendine hem Ermeni lobisine izah edebileceği bir “etik” gerekçe oluştu.
Ankara’dan sonra Erivan’ın da aynı açıklamayı yapması, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın bu gelişmeyi “olumlu” olarak yorumlaması -neredeyse saatli maarif takvimine de girecek olan- 24 Nisan fırtınasının bu kez de büyük hasar yapmadan atlatılacağını gösteriyor.
Gizlilik, gizli kalmak
Gizli görüşmelerle, Ankara ve Erivan arasında bir yol haritası üzerinde anlaşıldığı açıklandı. Bu bana iki anıyı hatırlattı.
Kıbrıs konusunun alevli günlerinde Dışişleri’nin unutulmaz bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, Yunan Dışişleri Bakanı’na şöyle der:
“Aramızdaki sorunların hiçbiri çözülemez şeyler değil. Ancak sizin de bizim de üzerlerimizde öyle ağır kamuoyu baskısı var ki elimiz ayağımız bağlanıyor. İster istemez tribünlere oynuyoruz.
Oysa, seninle İsviçre’de bir dağ evinde kapansak, saatlerce konuşsak eminim ortak çözümlere ulaşırız.
Keşke bunu deneyebilsek.”
Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın Çağlayangil’e cevabı ilginçtir:
“Doğru söylüyorsun ama basının, İsviçre’de bir dağ evinde kapandığımızı haber almaması mümkün değil. Sabah gözümüzü açtığımda bir bakarız ki kapının önünde gazeteciler toplanmış. İneriz... Onlara, sen de ben de onunla anlaşmak mümkün değil diye birbirimizin aleyhinde suçlamalarda bulunuruz.”
Gülüşürler... Çağlayangil’in fikri hayata geçirilemez.
ÖLÜ DOĞUM
Bir gizli görüşme anısı daha.
Erivan’la Bakü yönetimleri arasında da uzunca süren gizli görüşmeler dizisi yaşandı.
Kimsenin ruhu duymadı. Sonuca -neredeyse- varılmıştı ki bir sızıntı oldu.
Bakü ile yaklaşmaya ve çözüme kesinlikle karşı olan Ermenistan’ın Şahinler Grubu ve özellikle Taşnak Partisi, parlamentoyu bastı ve içerdekileri rehin aldılar. Bir tür darbe girişimiydi bu. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Durup dururken Taşnak Partisi’nin bu darbe kalkışımını anlamak da yorumlamak da mümkün değildi.
Tabii, “Azerbaycan ile gizli görüşmelerden kimsenin bilgisi olmadığı için...”
Başkan Koçaryan meclise gitti. Taşnak yöneticileriyle uzun uzun görüştü, dışarıya “anlaştılar” haberi ulaştırıldı. Taşnak Partililer, Şahinler parlamentoyu boşaltılar. Niye bu baskın, niye vazgeçiş?
Aradan bir süre geçtikten sonra gerçek anlaşıldı. Parlamentoyu basan Şahinlere ve Taşnakçılara Cumhurbaşkanı tarafından “Azerbaycan ile görüşmelerin kesileceği, hiçbir anlaşma yapılmayacağı” güvencesi verilmişti.
SAĞLIKLI DOĞUM
Bir örnek de İsrail ile Filistin arasında yaşandı.
Üç yıl boyunca İsrailli ve Filistinli görüşmeciler, her hafta sonu Kuzey Denizi’ne bakan fiyortlarda bir balıkçı kulübesine gidiyorlar ve orada “çözüm” arıyorlardı. Zaman zaman gerilim çıktığında, kopma noktasına gelindiğinde, Beyaz Saray, psikoloji danışmanı, Princeton Üniversitesi Profesörü Vamık Volkan’ı gönderiyordu, ortamı o yumuşatıyordu. Diyaloğun devamını sağlıyordu.
Bu üç yıl boyunca görüşmeler gerçekten “gizli” kaldı. Medyaya tek satır sızmadı ve o nedenle de başarıya ulaştı. Beyaz Saray’ın gül bahçesinde tarafların el sıkışmasıyla “tarihi anlaşma” açıklandı.
“Bu mutlu son” ne yazık ki İsrailli bir fanatiğin kurşunlarıyla gene karanlık ve kanlı sürece yerini bıraktı. Çocuk sağlıklı doğmuştu fakat kurşunlanmıştı.
Türkiye-Ermenistan
Ankara ile Erivan hükümetleri arasında uzun sayılabilecek bir süre görüşmelerin “gizli” tutulabilmiş olması ve böylece bir yol haritasında anlaşılması önemlidir. Sızıntı olsaydı mümkün değildi. Hiç mi “açarı, kaçarı” olmadı?
Oldu ama sonlarında...
Rusya henüz açıklanmayan bu yol haritasını elde etmiş ve Azerbaycan Başkanı Aliyev’in önüne koymuştur.
“Aliyev’in duygusal patlamaları, İstanbul’daki toplantıya gelmeyerek kızını göndermesi, Moskova’ya gitmesi, Kremlin ile yakınlaşma işaretlerini vermesi...” İşte bu Rus istihbaratının marifetidir.
Rusya’nın, Erivan’daki Taşnakların ve yol haritasına Türkiye’deki karşıtların, Azerbaycan’dan ters tavrın etkilerini gözlemek zaman alacak.
Kısa vadede ise kazanımdan söz edilebilir.
Obama’nın “soykırım” kelimesini kullanmayacağı seziliyor ve bunu hem kendine hem Ermeni lobisine izah edebileceği bir “etik” gerekçe oluştu.
Ankara’dan sonra Erivan’ın da aynı açıklamayı yapması, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın bu gelişmeyi “olumlu” olarak yorumlaması -neredeyse saatli maarif takvimine de girecek olan- 24 Nisan fırtınasının bu kez de büyük hasar yapmadan atlatılacağını gösteriyor.
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Köşeli Yazılar...
Yılmaz Özdil]Yiyos, içiyos, pet şişe fırlatıyos...
İstihdam projesi açıklandı.
İşsizlere pet şişe toplatılacak.
Yol kenarları temizletilecek.
*
Şimdi bak güzel kardeşim...
*
Seni meslek sahibi yapsın diye üniversitede ders veren profesörlerin içeri tıkılmasına sevinip, ÖSS’de bilgisayar mühendisliğini kazanmak için Zuhuratbaba’ya gidersen, olacağı budur.
*
Kendin ettin...
Haliyle, kendin bulacaksın.
*
Açayım biraz, kolay anla...
*
Nedir 23 Nisan?
Egemenlik Bayramı.
Hükümet ne yaptı
23 Nisan’da?
Ermenistan’la tam
mutabakata vardı.
*
O halde şu örneği verebiliriz rahatlıkla:
"Fransız üniforması giymiş Ermeni milislere karşı savaşan ve gazi unvanı alan Gaziantep ahalisinin yüzde 53’ü Ermenistan’la tam mutabakata varmayı destekliyor."
*
Çünkü... Gaziantep’in yüzde 53’ü egemenlik hakkını bu hükümete verdi.
*
Yani, hükümet değil...
Aslında sen yapıyorsun,
her ne yapılıyorsa.
*
Fabrikaları satan da
sensin... Bankaları şakır
şakır eláleme veren de.
*
Dolayısıyla...
Kurunun yanında yanan yaşları tenzih ediyorum, hem AKP’ye oy verip hem işsizsen, dost acı söyler, lafım sana... Ben bugün işe gelirken, üç beş tane pet şişe fırlattım yol kenarına, bu kıyağımı unutma.
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Köşeli Yazılar...
güngör Mengü
]
hokus pokus
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] Başbakan'ın bağımsız medyaya niçin kızdığını artık çok iyi biliyoruz.
Deniz Feneri rezaletini kovalama ısrarından vazgeçmeyen gazeteler, husumetin hedef tahtasındadır.
Ama Başbakan'a sıkıntı vermesin diye görevimizi yapmaktan vazgeçemeyiz.
Bu rezaletin tedirgin edici gölgesinden kurtulmayı istemek Başbakan'ın hakkı olabilir. Fakat adaletin önü açılıp olay bütün yönleriyle aydınlanana, suçlular cezalarını görene kadar kurtuluşu yoktur.
Başka türlü rahata eremez.
Çünkü “Allah ile kandıran” ve dindar insanları dolandıran bir çetenin varlığı Alman mahkemesi tarafından tespit ve tescil edilmiştir. Mahkeme ele geçirdiği suçluları cezalandırmış, kaçan ve Türkiye'de olduklarını tespit ettiği asıl büyük zanlıların yakalanması ve sorgulanması için yardım istemiştir.
Biz düne kadar Alman mahkemesinin dava dosyasını “Alın okuyun, isterseniz değerlendirin” havasında gönderdiğini biliyorduk.
Oysa Frankfurt Savcılığı Sözcüsü'nün açıklamasından anlıyoruz ki Alman mahkemesi Türkiye Adalet Bakanlığı'na sadece dava dosyasını göndermemiş, bir dosya daha göndermiş.
O dosyada da Frankfurt Mahkemesi'nin asıl fail saydığı ve aralarında RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Karaman'ın da bulunduğu 15 kişi için adli yardım talepleri yer alıyormuş.
Fakat Ankara'dakiler “Biz ikinci bir dosya almadık” diyorlar!
Belli ki Başbakan'ın Deniz Feneri hassasiyeti çok derinlere işlemiş.
Dava dosyasının iki aydır tercüme edilememesi, Türkiye'de Deniz Feneri dolandırıcılığı için ayrı bir dava açılmasına izin verilmeyeceğini belli ediyor.
Alman Mahkemesi'nin taleplerini içeren dosyanın kaybolması ise karartma çabalarının sınır aşırı boyuta ulaştığını gösteriyor ki buna cüret değil “kendini ele verme hali” demek daha yerinde olur.
İktidar bu kaçak siyasetin, Deniz Feneri'nden partiye de para aktarıldığı şüphelerine kuvvet kazandıracağını göremiyor mu?
Yoksa bu şüphenin kanıtlanacağı günün yaklaştığını hissetmek mi Başbakan'ın öfkesini kabartıyor?
Bir yıllık uzatma..
“Ermenistan ile mutabakata varıldı” açıklamasına bakarak umuda veya telâşa kapılmamak lâzım.
İki ülke arasında bir süredir gizli diplomasi yoluyla yürütülen görüşmelerin ulaştığı aşama sonuç değil bir başlangıçtır.
Normalleşme için hangi konularda uzlaşma aranacak; bunlar belirlenmiştir.
Önümüzde uzun ve yorucu bir yol var.
Azerbaycan'ın kapıldığı telâş, meselenin ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koymuştur. Bakü bu başlangıcın Türkiye'nin kısa zamanda Ermenistan sınırını açmasına varacağından kaygılanmış ve hemen silâhlarını çekmiştir.
Hazar gazı ve petrolüne koridor olma avantajından yoksun bir Türkiye'nin gücü ve cazibesi kalmayacaktır.
Bu doğru ama Türkiye böyle bir şantajı hak etmemiştir. Çünkü Başbakan Erdoğan'ın Antakya'da söyledikleri ortada:
“Ön çalışmasını yaparız ancak bu kesinlikle Dağlık Karabağ sorununun çözümüne bağlıdır.”
Bakü'nün istediği Karabağ'daki Ermeni işgali bitmeden sınırın açılmamasıdır. Tayyip Erdoğan da aynen bunu söylüyor.
Peki mutabakat açıklamasının amacı ve acelesi neydi?
Yarın yapacağı yıldönümü açıklamasında ABD Başkanı Obama'yı “soykırım” sözcüğünü kullanmak mecburiyetinden kurtarmak..
Dün geceyarısı o yapıldı ve “soykırım” tehdidi bir yıl ertelendi!
]
hokus pokus
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] Başbakan'ın bağımsız medyaya niçin kızdığını artık çok iyi biliyoruz.
Deniz Feneri rezaletini kovalama ısrarından vazgeçmeyen gazeteler, husumetin hedef tahtasındadır.
Ama Başbakan'a sıkıntı vermesin diye görevimizi yapmaktan vazgeçemeyiz.
Bu rezaletin tedirgin edici gölgesinden kurtulmayı istemek Başbakan'ın hakkı olabilir. Fakat adaletin önü açılıp olay bütün yönleriyle aydınlanana, suçlular cezalarını görene kadar kurtuluşu yoktur.
Başka türlü rahata eremez.
Çünkü “Allah ile kandıran” ve dindar insanları dolandıran bir çetenin varlığı Alman mahkemesi tarafından tespit ve tescil edilmiştir. Mahkeme ele geçirdiği suçluları cezalandırmış, kaçan ve Türkiye'de olduklarını tespit ettiği asıl büyük zanlıların yakalanması ve sorgulanması için yardım istemiştir.
Biz düne kadar Alman mahkemesinin dava dosyasını “Alın okuyun, isterseniz değerlendirin” havasında gönderdiğini biliyorduk.
Oysa Frankfurt Savcılığı Sözcüsü'nün açıklamasından anlıyoruz ki Alman mahkemesi Türkiye Adalet Bakanlığı'na sadece dava dosyasını göndermemiş, bir dosya daha göndermiş.
O dosyada da Frankfurt Mahkemesi'nin asıl fail saydığı ve aralarında RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Karaman'ın da bulunduğu 15 kişi için adli yardım talepleri yer alıyormuş.
Fakat Ankara'dakiler “Biz ikinci bir dosya almadık” diyorlar!
Belli ki Başbakan'ın Deniz Feneri hassasiyeti çok derinlere işlemiş.
Dava dosyasının iki aydır tercüme edilememesi, Türkiye'de Deniz Feneri dolandırıcılığı için ayrı bir dava açılmasına izin verilmeyeceğini belli ediyor.
Alman Mahkemesi'nin taleplerini içeren dosyanın kaybolması ise karartma çabalarının sınır aşırı boyuta ulaştığını gösteriyor ki buna cüret değil “kendini ele verme hali” demek daha yerinde olur.
İktidar bu kaçak siyasetin, Deniz Feneri'nden partiye de para aktarıldığı şüphelerine kuvvet kazandıracağını göremiyor mu?
Yoksa bu şüphenin kanıtlanacağı günün yaklaştığını hissetmek mi Başbakan'ın öfkesini kabartıyor?
Bir yıllık uzatma..
“Ermenistan ile mutabakata varıldı” açıklamasına bakarak umuda veya telâşa kapılmamak lâzım.
İki ülke arasında bir süredir gizli diplomasi yoluyla yürütülen görüşmelerin ulaştığı aşama sonuç değil bir başlangıçtır.
Normalleşme için hangi konularda uzlaşma aranacak; bunlar belirlenmiştir.
Önümüzde uzun ve yorucu bir yol var.
Azerbaycan'ın kapıldığı telâş, meselenin ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koymuştur. Bakü bu başlangıcın Türkiye'nin kısa zamanda Ermenistan sınırını açmasına varacağından kaygılanmış ve hemen silâhlarını çekmiştir.
Hazar gazı ve petrolüne koridor olma avantajından yoksun bir Türkiye'nin gücü ve cazibesi kalmayacaktır.
Bu doğru ama Türkiye böyle bir şantajı hak etmemiştir. Çünkü Başbakan Erdoğan'ın Antakya'da söyledikleri ortada:
“Ön çalışmasını yaparız ancak bu kesinlikle Dağlık Karabağ sorununun çözümüne bağlıdır.”
Bakü'nün istediği Karabağ'daki Ermeni işgali bitmeden sınırın açılmamasıdır. Tayyip Erdoğan da aynen bunu söylüyor.
Peki mutabakat açıklamasının amacı ve acelesi neydi?
Yarın yapacağı yıldönümü açıklamasında ABD Başkanı Obama'yı “soykırım” sözcüğünü kullanmak mecburiyetinden kurtarmak..
Dün geceyarısı o yapıldı ve “soykırım” tehdidi bir yıl ertelendi!
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Köşeli Yazılar...
]Ruhat Mengü
]
]Obama’m iki gözüm, emrin başımız üstüne!
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
ABD Başkanı bizden daha küçük ve önemsiz ülkelere de gidiyor ama Türkiye'deki kadar abartıyla ve “emir eri” tavrıyla karşılaşmıyor. Karşısında çok daha dik, tavizsiz durabiliyor onlar...
Türkiye'ye geldi, “Ermenistan işini çabuk bitirin” dedi, o “tak” diye emretti bizimkiler “şak” diye yerine getirmekteler.
Yoksa gecenin yarısında, “aman Obama'nın 24 Nisan konuşmasına yetişsin” diye koca Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı etekleri tutuşmuş gibi neden “ilişkileri normalleştirmek için Ermenistan'la anlaşmaya vardık” açıklaması yapsın?
Ne normalleşmesi, ortada bu kadar ciddi sorunlar dururken yapılana olsa olsa “anormalleşme” denir.
Efendim ayıptır hatırlatması (zira daha bir hafta-on gün önce oldu) biliyorsunuz Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisian “Yukarı Karabağ'ı kesinlikle Azerbaycan'a vermeyeceğiz, Türkiye ile uzlaşma 'ön koşulsuz' gerçekleşecek” demiş, o arada “soykırım iddiası” na değinmeyi de tabii unutmamıştı; “Bütün dünyayı arasanız 'Türkler soykırım yapmamıştır' diyecek tek bir Ermeni bulamazsınız”...
Ermenistan, çok uzun yıllardır Avrupa ile ABD'de yoğun şekilde “soykırım iddiasına ikna” çalışması yapan Ermeni lobileriyle birlikte bu azmi, kararlılığı, asla geri adım atmamayı hâlâ ısrarla sürdürürken Türkiye ne yapıyor; içerde kendi vatandaşlarına işin önemini azaltmak için “çerçeve belirledik, yol haritası çizdik” gibi şifreli açıklamalar yaparken “Ermenistan'la sınır kapısının çok yakında açılacağı” mesajını dünyaya yayarak ABD'de de Obama'ya “Ermeni diasporasını yatıştırmak için” koz ve taviz veriyor. Ne kadar süre için?
Sadece bu yılın 24 Nisan'ını (Ermenilerin soykırım yıldönümü olarak kabul ettiği gün) atlatmak, Obama'nın bugün yapacağı konuşmada “soykırım” sözünü kullanmasını önlemek için...
Seneye ne olacak?
“Bugünü kurtar” da seneye Allah kerim... Uzun vadeli dış politikaya ne gerek var, içerde günü kurtarma politikaları alavere, dalavere nasıl yürüyorsa dışarda da günü gelince düşünürüz.
“İki devlet, bir millet” dediğimiz Azerbaycan'ı fena halde kızdırmak, Türkiye için çok önemli olan Nabucco yerine “doğalgaz için Rusya ile ortaklığa gitme kararı” almalarına neden olmak mı dediniz, boşverin canım önemi yok. Onlar bize (Türkiye'ye değil, hükümete) ABD'nin sağlayacağı kadar önemli bir destek verebilirler mi?
İHANET!
Azerbaycan'a giden Türk Delegasyonu'nun CHP'li Başkanı, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ dün yaptığımız konuşmada “Azerbaycan halkı Türkiye'nin kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor” dedi. Ermenistan'ın değişmez, katı tutumuna karşılık Türkiye'nin yaptığına bakınca hiç de haksız değiller.
Türkiye Ermenistan sınırının açılması için Ermenilerin “Türkiye'yi dünyaya soykırımcı tanıtma” çabalarından vazgeçmesini (ilk Başbakanları Kaçaznuni'nin açıklamasına bakmalarını) ve Karabağ sorununu halletmelerini istemek zorundaydı. Elindeki tek koz “sınır kapısı” idi. Oysa sadece “ortak bir tarih komisyonu kurulması” için verilen vaad Türk Hükümeti'ne yetti. Sınır kapısı açıldıktan sonra Ermenistan yine “Tabii kuralım ama masaya oturmadan önce soykırımı kabul edin” derse hiç şaşırmasınlar.
Sarkisian, arkasından da “toprak ve tazminat” taleplerinin geleceği kesin olan bu iddiadan “vazgeçmeyeceklerini” peşinen açıkladıktan sonra komisyon kurmanın ne anlamı var?
Ben asıl Başbakan Erdoğan'ın kısa süre önce söylediği; “Şartlarımız kabul edilmeden, Azerbaycan sorunu çözülmeden sınır açılamaz” sözünü merak ediyorum. Madem taviz verilecekti, neden aksini söyledi, oyuncak mı bu?
Sorunlar çözülmeden Ermenistan sınırının açılması Türkiye'ye ciddi zararlar olarak geri dönecektir!
*****
Pakistan da bitmiştir!
Taliban militanları Pakistan'ın başkenti İslâmabad'a 100 km uzaklıkta, kilit öneme sahip Buner bölgesinin kontrolünü de ele geçirmiş. Oysa Pakistan, Taliban zulmünden kaçan Afganistan halkı için bir sığınaktı geçmişti. Hasta ise erkek doktora gitmesi, doktor ise mesleğini yapması yasaklanan, bu nedenle ağır hastalıklardan kurtulmayan kadınlar hayat hakkı için “ılımlı Müslüman ülke olan” Pakistan'a kaçıyorlardı.
Gördüğünüz gibi ılımlı, kaçabilecek ülke bırakmıyorlar. Müslüman ülke oldu mu terör baskısı ve diktatör baskısı birlikte geliyor. Geriye kala kala bir Türkiye kaldı.
İç ve dış kaynaklı gelişmeleri tüm dikkatimizle izlemek, ülkemizin özgür rejimini elden kaçırmamaya çalışmak son şansımız değil mi, söyleyin!
]
]Obama’m iki gözüm, emrin başımız üstüne!
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
ABD Başkanı bizden daha küçük ve önemsiz ülkelere de gidiyor ama Türkiye'deki kadar abartıyla ve “emir eri” tavrıyla karşılaşmıyor. Karşısında çok daha dik, tavizsiz durabiliyor onlar...
Türkiye'ye geldi, “Ermenistan işini çabuk bitirin” dedi, o “tak” diye emretti bizimkiler “şak” diye yerine getirmekteler.
Yoksa gecenin yarısında, “aman Obama'nın 24 Nisan konuşmasına yetişsin” diye koca Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı etekleri tutuşmuş gibi neden “ilişkileri normalleştirmek için Ermenistan'la anlaşmaya vardık” açıklaması yapsın?
Ne normalleşmesi, ortada bu kadar ciddi sorunlar dururken yapılana olsa olsa “anormalleşme” denir.
Efendim ayıptır hatırlatması (zira daha bir hafta-on gün önce oldu) biliyorsunuz Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisian “Yukarı Karabağ'ı kesinlikle Azerbaycan'a vermeyeceğiz, Türkiye ile uzlaşma 'ön koşulsuz' gerçekleşecek” demiş, o arada “soykırım iddiası” na değinmeyi de tabii unutmamıştı; “Bütün dünyayı arasanız 'Türkler soykırım yapmamıştır' diyecek tek bir Ermeni bulamazsınız”...
Ermenistan, çok uzun yıllardır Avrupa ile ABD'de yoğun şekilde “soykırım iddiasına ikna” çalışması yapan Ermeni lobileriyle birlikte bu azmi, kararlılığı, asla geri adım atmamayı hâlâ ısrarla sürdürürken Türkiye ne yapıyor; içerde kendi vatandaşlarına işin önemini azaltmak için “çerçeve belirledik, yol haritası çizdik” gibi şifreli açıklamalar yaparken “Ermenistan'la sınır kapısının çok yakında açılacağı” mesajını dünyaya yayarak ABD'de de Obama'ya “Ermeni diasporasını yatıştırmak için” koz ve taviz veriyor. Ne kadar süre için?
Sadece bu yılın 24 Nisan'ını (Ermenilerin soykırım yıldönümü olarak kabul ettiği gün) atlatmak, Obama'nın bugün yapacağı konuşmada “soykırım” sözünü kullanmasını önlemek için...
Seneye ne olacak?
“Bugünü kurtar” da seneye Allah kerim... Uzun vadeli dış politikaya ne gerek var, içerde günü kurtarma politikaları alavere, dalavere nasıl yürüyorsa dışarda da günü gelince düşünürüz.
“İki devlet, bir millet” dediğimiz Azerbaycan'ı fena halde kızdırmak, Türkiye için çok önemli olan Nabucco yerine “doğalgaz için Rusya ile ortaklığa gitme kararı” almalarına neden olmak mı dediniz, boşverin canım önemi yok. Onlar bize (Türkiye'ye değil, hükümete) ABD'nin sağlayacağı kadar önemli bir destek verebilirler mi?
İHANET!
Azerbaycan'a giden Türk Delegasyonu'nun CHP'li Başkanı, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ dün yaptığımız konuşmada “Azerbaycan halkı Türkiye'nin kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor” dedi. Ermenistan'ın değişmez, katı tutumuna karşılık Türkiye'nin yaptığına bakınca hiç de haksız değiller.
Türkiye Ermenistan sınırının açılması için Ermenilerin “Türkiye'yi dünyaya soykırımcı tanıtma” çabalarından vazgeçmesini (ilk Başbakanları Kaçaznuni'nin açıklamasına bakmalarını) ve Karabağ sorununu halletmelerini istemek zorundaydı. Elindeki tek koz “sınır kapısı” idi. Oysa sadece “ortak bir tarih komisyonu kurulması” için verilen vaad Türk Hükümeti'ne yetti. Sınır kapısı açıldıktan sonra Ermenistan yine “Tabii kuralım ama masaya oturmadan önce soykırımı kabul edin” derse hiç şaşırmasınlar.
Sarkisian, arkasından da “toprak ve tazminat” taleplerinin geleceği kesin olan bu iddiadan “vazgeçmeyeceklerini” peşinen açıkladıktan sonra komisyon kurmanın ne anlamı var?
Ben asıl Başbakan Erdoğan'ın kısa süre önce söylediği; “Şartlarımız kabul edilmeden, Azerbaycan sorunu çözülmeden sınır açılamaz” sözünü merak ediyorum. Madem taviz verilecekti, neden aksini söyledi, oyuncak mı bu?
Sorunlar çözülmeden Ermenistan sınırının açılması Türkiye'ye ciddi zararlar olarak geri dönecektir!
*****
Pakistan da bitmiştir!
Taliban militanları Pakistan'ın başkenti İslâmabad'a 100 km uzaklıkta, kilit öneme sahip Buner bölgesinin kontrolünü de ele geçirmiş. Oysa Pakistan, Taliban zulmünden kaçan Afganistan halkı için bir sığınaktı geçmişti. Hasta ise erkek doktora gitmesi, doktor ise mesleğini yapması yasaklanan, bu nedenle ağır hastalıklardan kurtulmayan kadınlar hayat hakkı için “ılımlı Müslüman ülke olan” Pakistan'a kaçıyorlardı.
Gördüğünüz gibi ılımlı, kaçabilecek ülke bırakmıyorlar. Müslüman ülke oldu mu terör baskısı ve diktatör baskısı birlikte geliyor. Geriye kala kala bir Türkiye kaldı.
İç ve dış kaynaklı gelişmeleri tüm dikkatimizle izlemek, ülkemizin özgür rejimini elden kaçırmamaya çalışmak son şansımız değil mi, söyleyin!
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Köşeli Yazılar...
Yılmaz Özdil[email protected]
/I]
Yiyos, içiyos, pet şişe fırlatıyos...
İstihdam projesi açıklandı.
İşsizlere pet şişe toplatılacak.
Yol kenarları temizletilecek.
*
Şimdi bak güzel kardeşim...
*
Seni meslek sahibi yapsın diye üniversitede ders veren profesörlerin içeri tıkılmasına sevinip, ÖSS’de bilgisayar mühendisliğini kazanmak için Zuhuratbaba’ya gidersen, olacağı budur.
*
Kendin ettin...
Haliyle, kendin bulacaksın.
*
Açayım biraz, kolay anla...
*
Nedir 23 Nisan?
Egemenlik Bayramı.
Hükümet ne yaptı
23 Nisan’da?
Ermenistan’la tam
mutabakata vardı.
*
O halde şu örneği verebiliriz rahatlıkla:
"Fransız üniforması giymiş Ermeni milislere karşı savaşan ve gazi unvanı alan Gaziantep ahalisinin yüzde 53’ü Ermenistan’la tam mutabakata varmayı destekliyor."
*
Çünkü... Gaziantep’in yüzde 53’ü egemenlik hakkını bu hükümete verdi.
*
Yani, hükümet değil...
Aslında sen yapıyorsun,
her ne yapılıyorsa.
*
Fabrikaları satan da
sensin... Bankaları şakır
şakır eláleme veren de.
*
Dolayısıyla...
Kurunun yanında yanan yaşları tenzih ediyorum, hem AKP’ye oy verip hem işsizsen, dost acı söyler, lafım sana... Ben bugün işe gelirken, üç beş tane pet şişe fırlattım yol kenarına, bu kıyağımı unutma.
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Son Düzenleme: 24/04/2009, 13:31, Düzenleyen: zümre.
Köşeli Yazılar...
Cumhuriyet
28 Nisan 2009
AYDINLANMA
EMRE KONGAR
Hem Toplumsal Barış Hem Rejim Tehlikede
Türkiye’deki son gelişmeler hem toplumsal barışı hem de rejimi tehlikeye sokmuş görünüyor.
Bunu ben söylemiyorum…
Anayasa Mahkemesi Başkanı söylüyor.
***
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın konuşması yandaş medyada yeterince yankı bulmadı.
Bazı çok satan yandaş gazeteler, konuşmayı birinci safyadan görecek kadar bile önemsemediler.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yapılan, baroların ve akademisyenlerin hukuk devletini savunan bildirisi ile aynı güne rastlayan bu konuşma, son dönemde ülkemizin içinde bulunduğu bunalımı çok iyi yansıtıyor, bu bunalımın yol açtığı tehlikeleri bütün açıklığıyla ortaya koyuyordu.
***
Türkiye’deki hassas kırılma noktaları bellidir:
Birinci kırılma mezhep ekseninde yaşanır:
Alevi yurttaşlarımıza farklı gözle bakılır ve bu çağ gerisi uygulama toplumu rahatsız eder.
Zaman zaman bu ayrımcılık, Sıvas ve Kahramanmaraş olaylarında olduğu gibi şiddete de dönüşmüştür .
[COLOR="red"]
İkinci kırılma etnik eksende yaşanır:
Etnik kökene dayalı bir ayrımcılığın Türkiye’yi uzun yıllardır meşgul eden bir terör örgütü ile desteklenmesi, bu hassasiyetin önemini ve yarattığı tehlikenin büyüklüğünü arttırmaktadır.
Bu mezhepsel ve etnik kırılma noktaları ne yazık ki, küresel dönemde daha da belirginleşti ve Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasında önemli bir rol oynamaya başladı.
]Üçüncü bir kırılma noktası Çok Partili Rejime geçildiğinden beri, iktidarların demokrasi ihlallerinde ortaya çıkmıştır. [/color]
Hukuk devletine aykırı uygulamaların yarattığı gerilimlere ek olarak yaygınlaşan terör ve güvensizlik ne yazık ki ortamı zaman zaman demokratik rejimdeki kesintilere kadar götürmüştür.
***
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın şu sözleri dikkat çekicidir:
“Yasaları uygulama aşamasındaki özensizlikler insanların haysiyet ve şerefi üzerinde onarılması güç yaralar açmaktadır…
Yok edilen insanlık onurunun doğurduğu öfke, demokrasiden ve hukuk devletinden intikam alma duygusuna dönüşmeden gerekli olan her türlü düzenleme acilen yapılmalıdır…”
***
Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin mezhepsel ve etnik hassasiyetlerine ek olarak rejim tartışmaları, insan hakları ihlalleri ve bu ihlallere karşı olan tepkiler, üçüncü kırılma noktasını da yeniden gündeme getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı açıkça, demokrasi ve hukuk devleti yapısı içinde yapılan yanlış uygulamaların, hem demokrasiyi hem de hukuk devletini yıprattığını, insan hakları ihlallerinin rejime olan inancı sarstığını vurguluyor.
Adı anılmamakla birlikte hem barolar bildirisinin hem de konuşmanın hedefinde Ergenekon denilen dava ve Anayasa Mahkemesi yargıçları üstündeki baskıların olduğu açık.
***
İktidarın demokrasi karşıtı, insan haklarını ihlal eden, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan uygulamaları uzun zamandır gündemi işgal ediyor.
Artık barolar, akademisyenler ve Anayasa Mahkemesi de isyan etti.
Ne bulunan silahlar, ne terör örgütlerine karşı girişilen operasyonlar ne de medyatik yargılamalar ve suçlamalar, demokrasi ve hukuk devleti kurallarının ihlalini unutturabilir…
Demokrasinin ve hukuk devletinin yozlaştırılması, toplumda yeni kutuplaşmalara, yeni bunalımlara yol açar!
28 Nisan 2009
AYDINLANMA
EMRE KONGAR
Hem Toplumsal Barış Hem Rejim Tehlikede
Türkiye’deki son gelişmeler hem toplumsal barışı hem de rejimi tehlikeye sokmuş görünüyor.
Bunu ben söylemiyorum…
Anayasa Mahkemesi Başkanı söylüyor.
***
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın konuşması yandaş medyada yeterince yankı bulmadı.
Bazı çok satan yandaş gazeteler, konuşmayı birinci safyadan görecek kadar bile önemsemediler.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yapılan, baroların ve akademisyenlerin hukuk devletini savunan bildirisi ile aynı güne rastlayan bu konuşma, son dönemde ülkemizin içinde bulunduğu bunalımı çok iyi yansıtıyor, bu bunalımın yol açtığı tehlikeleri bütün açıklığıyla ortaya koyuyordu.
***
Türkiye’deki hassas kırılma noktaları bellidir:
Birinci kırılma mezhep ekseninde yaşanır:
Alevi yurttaşlarımıza farklı gözle bakılır ve bu çağ gerisi uygulama toplumu rahatsız eder.
Zaman zaman bu ayrımcılık, Sıvas ve Kahramanmaraş olaylarında olduğu gibi şiddete de dönüşmüştür .
[COLOR="red"]
İkinci kırılma etnik eksende yaşanır:
Etnik kökene dayalı bir ayrımcılığın Türkiye’yi uzun yıllardır meşgul eden bir terör örgütü ile desteklenmesi, bu hassasiyetin önemini ve yarattığı tehlikenin büyüklüğünü arttırmaktadır.
Bu mezhepsel ve etnik kırılma noktaları ne yazık ki, küresel dönemde daha da belirginleşti ve Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasında önemli bir rol oynamaya başladı.
]Üçüncü bir kırılma noktası Çok Partili Rejime geçildiğinden beri, iktidarların demokrasi ihlallerinde ortaya çıkmıştır. [/color]
Hukuk devletine aykırı uygulamaların yarattığı gerilimlere ek olarak yaygınlaşan terör ve güvensizlik ne yazık ki ortamı zaman zaman demokratik rejimdeki kesintilere kadar götürmüştür.
***
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın şu sözleri dikkat çekicidir:
“Yasaları uygulama aşamasındaki özensizlikler insanların haysiyet ve şerefi üzerinde onarılması güç yaralar açmaktadır…
Yok edilen insanlık onurunun doğurduğu öfke, demokrasiden ve hukuk devletinden intikam alma duygusuna dönüşmeden gerekli olan her türlü düzenleme acilen yapılmalıdır…”
***
Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’nin mezhepsel ve etnik hassasiyetlerine ek olarak rejim tartışmaları, insan hakları ihlalleri ve bu ihlallere karşı olan tepkiler, üçüncü kırılma noktasını da yeniden gündeme getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı açıkça, demokrasi ve hukuk devleti yapısı içinde yapılan yanlış uygulamaların, hem demokrasiyi hem de hukuk devletini yıprattığını, insan hakları ihlallerinin rejime olan inancı sarstığını vurguluyor.
Adı anılmamakla birlikte hem barolar bildirisinin hem de konuşmanın hedefinde Ergenekon denilen dava ve Anayasa Mahkemesi yargıçları üstündeki baskıların olduğu açık.
***
İktidarın demokrasi karşıtı, insan haklarını ihlal eden, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan uygulamaları uzun zamandır gündemi işgal ediyor.
Artık barolar, akademisyenler ve Anayasa Mahkemesi de isyan etti.
Ne bulunan silahlar, ne terör örgütlerine karşı girişilen operasyonlar ne de medyatik yargılamalar ve suçlamalar, demokrasi ve hukuk devleti kurallarının ihlalini unutturabilir…
Demokrasinin ve hukuk devletinin yozlaştırılması, toplumda yeni kutuplaşmalara, yeni bunalımlara yol açar!
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 28/04/2009, 17:06, Düzenleyen: Dogan.
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi