You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 443610445.jpg]

]Bir rezaletçik...

BAŞBAKAN çocuklara balon dağıttığında öyle bir "baloooonnn" deyişleri var ki, balon ağır bir şeymiş gibi geliyor insana.

Ki bu durumlarda ben her zaman uzak dururum, üzerime "baloooonnn" düşmesin sonra...

Keza "köööömüürr"de öyle.

Yarım ton kömürün ağırlığının ne kadar büyük olduğunu, bizzat Başbakan’ın valilere "Kamyonun önüne binip bizzat siz dağıtacaksınız" demesi de artırıyor. Kamyonun önünde oturmuş bir koca vali ile seyahat eden yarım ton kömür, kaymakamla seyahat eden yarım ton kömürden daha ağırdır:

"Kööömürrr..."

Ya koca gemi?...

O küçük:

"Gemicik..."

*

Bu sefer de ortada "onbir milyon dolarcık" var.

Silivri’de köylülerin, üzerine ahır bile yapamadıkları tarlacığını 3.4 milyon dolara alıyorlar ellerinden. Üç günde imar planı değişikliği yapılarak, arsacığın üzerine ne istenirse yapılabilir hale getiriyorlar.

Tarlacık oluyor arsa...

Ve üç gün sonra 14.3 milyon dolara büyük alışveriş merkezine satıyorlar, şu anda inşaat sürüyor.

Kárları ne kadar?

11 milyon dolarcık...

(.........)

Buraya kadarı Türkiye’de süregelen vurgun-yağma-hırsızlık düzeninin her zaman görülen bir versiyonudur.

Ama bunu yapan Şabancık, Başbakan Tayyip Erdoğan’cığın yardımcısı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı...

Bu işleri 1 milyon dolar karşılığında yaptığına ilişkin elde belge var, yani rüşvet ilk kez böylesine belgeleniyor.

*

Başbakan küçümsedi bu rezaleti.

Bir şeyi görmezlikten gelip de küçümsediği zaman, yüz hatlarından anlarım ben; burnunun ucu havaya kalkıyor.

Önemsemedi...

"Hortumlarını biz kestik" diye diye insanları uyuturken, yardımcısının rüşveti belgelerle kanıtlandı. Köylünün ahır yapamadığı araziyi onların elinden alıp, rüşvet karşılığı holdinglere peşkeş çektikleri ortada.

Yoksullara kööömüür, çocuklara balooonnn vere vere üzeri örtülüyor milyon milyon dolarcıkların...

Niçin sessiz Başbakancık?..

Bekir Coşkun
Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 790107602.jpg]

"Sanık hükümlüyü affetti"


Türkiye’de akıl olmaz şeyler oluyor... “Bu kadarı da olmaz” dediğimiz her şey, tek tek başımıza geliyor.

“Kayıp trilyon” davasında suçlu bulunan ve 11 ay ev hapsi cezasına çarptırılan eski Başbakan Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından dün affedildi!

Anayasa’nın 104. maddesine göre, ortada bir tuhaflık yok... Çünkü bu madde, Cumhurbaşkanı’na, sürekli hastalık, sakatlık ve “kocama” hallerinde hapis cezalarını tamamen ya da kısmen affetme yetkisi veriyor.

Tuhaflık affedilende değil, affedende!

Eğer Erbakan, 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilseydi kimsenin diyecek bir sözü olmazdı!

Ama affeden, Erbakan’ın hüküm giydiği o davadaki diğer “sanık”lardan biri olan Abdullah Gül!

Böylece bugünkü Cumhurbaşkanı, daha 7 yıl öncesine kadar yanından ayrılmadığı, sağ kolu olduğu eski genel başkanını affetmiş oldu!

Kendisinin de “2 No’lu sanık” olduğu davada hüküm giyen “1 No’lu sanığı” afetti!

***

Devlet, Erbakan’a zaten hiçbir suçluya göstermediği kadar anlayış göstermiş...

Cezasını, kendisiyle neredeyse aynı yaşlarda olan ve en az onun kadar sağlık sorunları bulunan eski kuvvet komutanları gibi F Tipi Cezaevi’nde değil, evinde çekmesine göz yummuş...

Misafir ağırlamasına, evinin bahçesinde özgürce dolaşmasına, istediği zaman hastaneye, doktora gitmesine, bütün ihtiyaçlarının özel görevliler tarafından görülmesine izin vermiş...

Ama tüm bunlar yetmiyor Sayın Gül’e...

“Vefa” borcunu ödemek istiyor ya, zaten cezaevinde olmayan eski genel başkanının kalan cezasını siliveriyor...

***

Eğer Cumhurbaşkanı, eski liderine olan vefa borcunu gerçekten ödemek istiyorsa, bu kadarla kalmamalı!

Görevinden istifa etmeli ve bugün oturduğu koltuğa, dün affettiği “1 numara”nın oturmasını sağlamalı...

“Sen de amma abartıyorsun” mu diyorsunuz?

Unutmayın, bu ülkede “olmaz, olmaz!”

Aklınızın almadığı her şey bir bir gerçekleşir!

Sanık, hükümlüyü affeder...

Aynı partiden bir başka dava arkadaşı olan Maliye Bakanı da devletin Cumhurbaşkanı’ndan olan alacak takibinden vazgeçebilir...

***

Erbakan, 1970’li yıllarda gevrek gevrek gülerek, “Kadayıfın altı kızarmaya başladı” derdi...

Aradan geçen 30 yılda kadayıfın altı çoktan kızardı ama, bazılarının yüzü bir türlü kızarmadı!

*****

GÜNÜN SORUSU

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir hafta içinde önce Atatürk düşmanı İran Cumhurbaşkanı’yla, sonra da soykırım sanığı Sudan Cumhurbaşkanı’yla görüştü...

Acaba bir gün, dünyanın nefret etmediği devlet başkanlarıyla da görüşecek mi?

*****

Kadir Topbaş’ın propaganda faturasını biz mi ödüyoruz?

İstanbul’un AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, göreve geldiği günden beri kentteki bütün üst geçitleri, köprüleri “propaganda alanı” olarak kullanıyor...

Belediyenin bütün faaliyetleri, abartılı sayı ve ifadelerle sloganlaştırılıp, üst geçitlere ve köprülere asılıyor...

“700 bin öğrenciye burs verdik!”

İyi de 700’ünü kamera karşısına neden geçiremediniz?

“100 bin yaşlıya evinde baktık!”

İsim isim sayabilir misiniz?

“Melen’den İstanbul’a şu kadar kilometre boru döşedik!”

Bize boru değil, su lazım... O zaman hâlâ neden susuzluk tehlikesiyle karşı karşıyayız?

***

Ama konu bu değil...

Konu, o üst geçitlere, köprülere beş yıldır asılan on binlerce pankartın bez, boya ve işçilik maliyetlerinin kimin bütçesinden karşılandığı...

Sakın küçümsemeyin, binlerce kilometre uzunluğunda pankarttan söz ediyorum... On binlerce kutu boyadan...

Ve o yazıları yazan, kentin bütün caddelerini tek tek dolaşarak o pankartları asan işçilerden...

O pankartları taşıyan araçların mazot giderlerinden...

***

Haydi Kadir Topbaş söyleyin:

Partinizin ve şahsınızın propagandasından başka hiçbir amaca hizmet etmeyen o pankartlara bugüne kadar kaç YTL ödediniz?

Bu para kimin kesesinden çıktı?

Vatan/Mustafa Mutlu
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Gül, Erbakan’ı affetti.
Ben olsam ben de affederdim.
80 küsur yaşında adam.
Zaten yalandan ev hapsinde.
Affetsen nolur, etmesen ne!
Ben de affederdim diyorum ama benim affetmemle, Abdullah Gül’ün affetmesi arasında fark var tabii.
Ben “Kayıp trilyon davasında” Erbakan’la yargılanmadım.
Trilyonları kaybeden partinin genel başkan yardımcılığını yapmadım.
Ben Erbakan’ın akıbetine uğramaktan, üzerimdeki dokunulmazlık zırhı sayesinde yırtmadım.
Benim kaybettiğim değil trilyon, tek kuruş kamu parası yok.
O yüzden de benim affetmemle, Gül’ün affetmesi arasında fark var.
Burada önemli olan Erbakan’ın affedilmesi değil, “Mangırların” ne olacağı.
Vergi verenlerin cebinden çıkıp, Erbakan ve o dönemki arkadaşları tarafından lüpletilmiş trilyonlar nerede?
Erbakan ve dava arkadaşları bu parayı ödemeye de mahkum oldular.
Bu para tahsil edilebilecek mi?
Erbakan’ın bütün malı mülkü hacizli.
Geçenlerde bir AKP Genel Başkan Yardımcısı ile bu konuyu konuşuyorduk.
“Hoca’nın hapis cezasını değil de para cezasını affetseler daha mutlu olacak.Parayı ödememek için korkunç bir mücadele veriyor. Malları satılacak ve
para tahsil edilecek ama sürekli mahkeme kararları aldırıp satışı geciktiriyor. Yeni değer tespitleri istiyor” dedi.
İşte Türkiye’yi bu kafalar yönetmiş.
Yargı kararı var. Şerefli bir adam bırakın hacizi, icrayı, kendi satar, kendi savar borcunu öder.
“Türkiye Cumhuriyeti’ne Başbakanlık yapmış birinin alnında böyle bir leke olmamalı” der ve gereğini yapar.
Ama bunların umurunda mı!
Mangır her türlü onurun, şerefin üzerinde.
Ben giden trilyonlara yanmıyorum.
Ben Türkiye’nin bu tıynetle yönetilmesine, yönetilmiş olmasına yanıyorum.

Devrimine bağlılık erdemdir

Herkes Ahmedinecad’a kızıyor.
Bense seviyorum.
Nedenlerini anlatayım, belki bana hak verirsiniz.
Ahmedinecad ne yapıyor?
Ülkesinde yapılmış ve doğruluğuna inandığı bir devrimin bekçiliğini yapıyor.
Bu devrim bizim bakış açımıza göre doğru bir devrim olmayabilir. Ama doğruluğuna inandığı devrimi sonuna kadar savunuyor.
Karşı devrimcilere geçit vermiyor. Bunun için gerekirse tüm dünyaya kafa tutuyor. Gerekirse devlerle kavga ediyor.
Önderlerinin yaptığı devrimi korumaya çalışıyor.
Türkiye’de bunu yapan lider var mı?
Gerekirse dünyayı karşısına alma pahasına Türk Devrimini savunan, korumak için mücadele eden, ona gönülden bağlı birisi var mı?
Ahmedinecad ne yaptı?
İran’ın en büyük kentinde, başkentinde, Tahran’da Belediye başkanlığı.
Şimdi ne yapıyor?
Cumhurbaşkanlığı.
Peki Ahmedinecad’ı Sultanahmet’te dolaşırken gördünüz mü, dikkatli baktınız mı?
Üzerinde manşetleri eskimiş, yeni yıpranmış bir gömlek.
Ucuz bir takım elbise. Sıradan pabuçlar. Ucuz bir saat.
Ahmedinecad nerede oturuyor?
30 yıl önce oturduğu, Tahran’ın kenar malallerinden birindeki evinde.
Mobilyaları bile herhalde en az 20 yıllık.
Makam otomobili kullanmadığı zamanlarda, özel hayatında eski püskü Paykan bir otomobile biniyor.
Var mı Türkiye’de böyle bir siyasetçi.
Bizimkiler 45 metrelik yatlarda geziyor, trilyonluk villalarda oturuyor.
Ahmedinecad neyse o.
Ya bizimkiler!




]NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Büyüklüğün gölgeyi ölçerek saptanamayacağını anladığımız zaman


[B]Fatih Altaylı[/B]
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Dün akşam Fatih Altaylı'nın sigortaları iyice attı.
Haber Türk kanalında "Olaylar ve Gerçekler" isimli programda AKP'ye verdi veriştirdi.
Hele bir önerisi vardı ki adamı yerinden hoplatacak cinsten.
Fatih Altaylı sorunun damar hastalığından kaynaklandığını ifade ettikten sonra şu öneriyi getirdi.
"Siyasilere özellikle yüksek kademede görev alacak olanlara sağlık raporu istenmelidir. Tomogrofi cihazına sokulup ar damarının çatlayıp çatlamadığı tespit edilmelidir. Sağlık raporunda ar damarı çatladığı belirtilmelidir.

Hacı Bektaşi Veli Anma Şenliklerine katılan Abdullah Gül'ü de riyakar ve ikiyüzlü
olmakla suçla. Aleviler için söylemediklerini,yapmadıklarını bırakmayan bu tayfadan söz ederken, karşısında oturan haberci Sevilay Yükselir hanım " "Bilmez miyim Fatih bey, bir Alevi olarak ben biliyorum." dedi.

Sevilay Yükselir hanımın Alevi olduğunu ifade etmesi beni çok mutlu etti.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Administrator
Köşeli Yazılar...
Acımak ve Utanmak!..

Bilmem inanacak mısınız ama ben bu Şaban Dişli’ye çok acıdım arkadaşlar!..

İnsanoğlu böyledir işte; gün gelir, en acınmaması, aksine teşhir edilmesi, ipliğinin pazara çıkarılması gereken insanlara, o andaki mazlum duruşu, zavallı hali, titrek ses tonu gibi nedenlerle elinde olmadan acır, üzüntü duyar...

Şaban Dişli de, 1 milyon dolar rüşvet karşılığı Silivri’de bir arsanın imar değişimini yaptığı iddialarını yanıtlamak için, tam 5 gün sonra kameraların önüne geçtiğinde gerçekten acınacak haldeydi!.. Hakkındaki iddialara “iftira” derken sesi de, elleri de tir tir titriyordu.. kendi birikimi olduğunu öne sürdüğü 1 milyon doları sırf eski ortağına “iyilik olsun” diye, kredi alsın diye bankada bloke ettiğini anlatan Dişli, bunun belgesini de gösteremeyince acıma hislerim zirve yaptı!..

Ama gözyaşlarına boğulduğum an, gazetecilerin, elindeki belgeleri uzaktan gösteren Şaban Bey’e, “göremiyoruz, yakından inceleyebilir miyiz” sorusunu yönelttiklerinde, AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın boynunu bıçak altına uzatan mazlum bir koyun misali büküp, ağlamaklı bir sesle söylediği şu sözlerdi:

- Bunun ortası yoktur arkadaşlar, ya inanırsınız, ya inanmazsınız!..

İşte o an, boğazıma bir yumru geldi oturdu... “vah vah vah” dedim; “İktidar partisinin genel başkan yardımcısının haline bak, bırak milyonu, milyar dolara değer miydi?..”

Sonra, yanında oturan AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ’a gözüm takıldı; AKP’nin Şaban Bey’in arkasında olduğunu göstermek için orada olduğunu ve cansiperane müdahalelerini görünce kararımı verdim:

- Demek ki değiyormuş!..

***

Utandığım an ise, aynı davanın sanığının, o davanın hükümlüsünü affettiğine dair haberin ajanslara düştüğü andır...

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, kayıp trilyon davasında 2 yıl 4 ay hapse mahkûm edilen ve cezasını(!) Altınoluk’taki yazlığında çekmekte olan eski lideri [BNecmettin Erbakan[/B]’ı affetti!.. Neydi dava? Refah Partisi kapatıldığında Hazine’ye iade edilmesi gereken yaklaşık 1.5 trilyon lira, sahte belgelerle harcanmış gibi gösterilip cebe indirilmiş ve sahte belgeler ortaya çıkınca mahkeme yolu görün-müştü... Pekii, davanın 2 numaralı sanığı kimdi:

- Bugünün Cumhurbaşkanı, o günün Refah Partisi Genel Başkan YardımcısıAbdullah Gül!..

Neden böyle oldu?.. Çünkü Gül seçildi ve dokunulmazlık zırhına büründü. Erbakan seçilemedi cezaevine doğru yürüdü!.. AKP yasa değişikliği yapıp Erbakan’ın cezasını evinde çekmesini sağladı. Ama bu da yetmedi ve Gül hocasını tamamen affetti. Aslına bakarsanız, bu af hocanın şahsında kendisini affetmektir!.. Türkiye bunu da gördü... Kabile devletlerinde bile olmayacak olanı da gördü... Utançtan yüzüme al bastığını hissettim....

- Ben niye utanıyorsam?..

Sarıgül: Yeni parti yok!.

Hacıbektaş’ta karşılama fotoğraflarını, ardından yeni parti haberlerini görünce Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgülü aradım:

- Başkan hayırlı olsun, yeni parti...

Sarıgül, lafımı bitirmeme bile fırsat vermeden tek sözcükle yanıtladı: “Yalan!” Ardından ekledi:

- Sonuna kadar CHP’deyim. Partiyi işgalden kurtarmak için mücadele edeceğim!..

Ertesi gün makamında buluştuk. Elime AKP için yaptığı çalışmalarla bilinen Poolmark kamuoyu araştırma şirketinin ölçümünü tutuşturdu. Soru şöyle:

- Mustafa Sarıgül, Şişli Belediye Başkanlığı için bağımsız aday olsa oy verir misiniz?

Yanıtlar çok çarpıcı: kesinlikle oy veririm: yüzde 80.3, kararsız: 10.9, vermem: 6.8... Sarıgül bu konuda son derece iddialı, “yüzde 69 oy alırsam çekilirim” diyecek kadar kendinden emin...

Peki ya sonra?.. Yerel seçimler sonrasında Baykal’ı koltuğundan indirmek için düğmeye basılacak. Sarıgül, 58 il ve 358 ilçede oluşturdukları “gölge teşkilat”lara ve etrafındaki isimlere de çok güveniyor. Ben çıkarken içerde eski DSP’li çevre bakanı Fevzi Aytekin Trakyalı muhtarlarla konuşuyordu...

- 2009 sert geçecek!..


Ümit Zileli
Senior Member
Köşeli Yazılar...
Bekir COŞKUN


Cin...


ADAM bara gidip oturdu, yanında bir devekuşu vardı.

İçkisini içtikten sonra garsona "Hesap ne kadar dedi" ve garson "Üç dolar yirmi sent" deyince tam o kadar parayı çıkartıp verdi.

İkinci gün yine gitti, yanında devekuşu vardı.

İçkisini içtikten sonra garsona borcunu sordu. Garson "Dört dolar on sent" dedi ve adam yine bakmadan cebinden dört dolar on senti çıkartıp tam istenen kadar parayı tezgáha bıraktı.

Üçüncü gün:

Adamın yanında devekuşu vardı, hesabını sordu, tamı tamına hesap kadar parayı çıkartıp ödediğinde barmen sordu:

"Hep hesabınız kadar para var cebinizde...

"Doğru..."

"Bunun sırrı nedir?.."

Adam anlattı:

"Ben bir cinle tanıştım, benim üç dilekte bulunmamı, tamamen yerine getireceğini söyledi. Ben de üç şey istedim; birincisi sağlıklı ve her zaman yakışıklı olmayı, ikincisi her zaman ihtiyacım kadar cebimde para bulunmasını... Ki sen ne kadar hesap istesen biliyorum ki cebimde o kadar para var, çıkartıp veriyorum..."

Garson yine sordu:

"Tamam anladım... Peki bu devekuşu ne?.."

Adam:

"Cine üçüncü dileğim olarak ’Yanımda her zaman uzun bacaklı bir piliç olsun’ demiştim, cin yanlış anladı..."

*

Biz toplum olarak her zaman genç, dinamik, halkın içinden gelen, bizlere benzeyen devlet adamlarımız olsun istemiştik.

Şunlara bakın:

Cumhurbaşkanı; halkın cebinden çıkan ve kaybolan bir trilyon lira davasında "evrakta sahtecilikten" sanık...

Başbakan:

Hakkındaki iddialar "dokunulmazlık" zırhı nedeniyle soruşturulamıyor ve dosyalar tozlu raflarda bekliyor.

Ve memleketin en yüce mahkemesinin verdiği karara göre, her ikisi birden:

"Laiklik karşıtı eylemlerin odağı..."

(.........)

Bizler yorgun, eski, toplumdan uzak devlet adamlarından sonra, idealist gençlerin ülkemizi yöneltmesini istemiştik istemesine...

Olmadı...

Yanlış anladı cin...
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Senior Member
Köşeli Yazılar...
Servetin üzerinde oturuyoruz


Türkiye maden
rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken,
adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz.
A.A muhabirinin MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin
karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına
olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya
madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri
itibariyle 28’inci, maden çeşitliliği itibariyle 10’uncu sırada yer
alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, ****lik
madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin
bir konumda bulunuyor.
Türkiye’de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin
varlığı Türkiye’de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve
mineral üretimi yapılıyor.
Dünya ****l maden rezervlerinin yüzde 0,4’ü, endüstriyel ham madde
rezervlerinin yüzde 2,5’i, kömür rezervlerinin yüzde 1’i ve jeotermal
potansiyelinin yüzde 0,8’i Türkiye’de bulunuyor.
Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya
rezervlerinin yüzde 72’ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ

Türkiye’nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin
ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda
bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı
görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10’u bulundu ve
altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.
Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer
alan Türkiye’de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının
100-150 tonu Türkiye’de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise
yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan
Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7’inci, Avrupa da ise birinci
konumda bulunuyor. Türkiye’nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan
kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye
dünya sıralamasında 5’inci konumda.
-KÖMÜR-
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında
da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin
sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi,
300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi
bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar
tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER

Türkiye’de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri,
inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda
Türkiye’ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.
Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin
yüzde 2,5’ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından
ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye’de maden
ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80’ini) endüstriyel ham maddeler
oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400
milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ

Türkiye’nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor,
linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit,
sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin,
asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit,
kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.
Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden
aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR

Türkiye’nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri
ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2
milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon
dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın
aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.
Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada
yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile ****lik
madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.
Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza,
feldspat gibi madenlerin ilk sırada yer aldığını ifade eden yetkililer,
Türkiye’de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük
çoğunluğunun termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketildiğini
belirttiler.
Madencilikle yeniden yapılanma ve planlama dönemine geçildiğine dikkat
çeken yetkililer, 2010 yılında da maden ihracatının 10 Milyar dolar
olarak hedeflendiğini kaydettiler. Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

Çinko-kurşun: Türkiye’nin ****l içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
Krom cevheri:Türkiye’nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.
Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72’sini elinde bulunduruyor.
Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.
Bakır:Türkiye’de toplam bakır rezervi, ****l içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı ****l
içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.
Trona:Türkiye’nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.
Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye’nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.
Mermer ve doğal taşlar: Türkiye’nin 80 bölgesinde 150’den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye’nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.
Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye’de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.
-Bentonit: Türkiye’de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.
Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.