You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Senior Member
Köşeli Yazılar...
Bu karar yeni değil...


ANAYASA Mahkemesi’nin kararı, aslında eski bir karardır.

Tandoğan’da o kadın gözlerini silerek "Güzel günler göreceğiz çocuklar" diye ağladığı gün alınmıştı.

Çağlayan’da milyonlar karar vermişti.

İzmir’in aydınlık yüzlü insanlarının, o ikindi vakti meydandan yükselen sesi bu karardı işte:

"Güzel günler göreceğiz çocuklar..."

*

Bu bir siyasi mücadele, bir toplumsal çekişme, bir din-iman meselesi değildir.

Bu bir "çağdaş olup olmama" sorunudur.

Sorun; Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik, hukuk devleti olma yolunda mı kalacak?.. Yoksa ABD ve onun yerli strateji ortakları tarafından tezgáhlanan "Ilımlı İslam Devleti"ne mi dönüşecek?..

İşte; büyük ve sinsi bir gücün Türkiye’yi ele geçirip kendi karanlığına doğru sürüklemesine karşı duruyor vatan.

Çırpınıyor...

Çabalıyor...

Direniyor...

Saf ve iyi niyetli seçmen kitleleri, gözlerinin önünde olup bitenleri sorgulamasalar bile... Cumhuriyetin çağdaş okullarında yetişmiş kimi aydınları ona ihanet etseler de... Çıkarları yüzünden kimileri cumhuriyet devrimlerinin tekmelenmesine göz yumsalar dahi...

Türkiye pes etmiyor...

*

Bu yeni bir karar değil.

Anneler bebeklerini uyuttuklarında, çocuklarının yanağına günün son öpücüğünü kondurduklarında, onlara "çağdaş ve aydınlık bir gelecek" sözü verdiler.

Babaların sofralardaki o dalgın endişeleri bu yüzdendi.

Üniversitelerde öğrenciler, öğretmen odalarında öğretmenler, atölyelerde işçiler, kahvehanelerde mahalleliler, parktaki banklarda emekliler, sanayi çarşısındaki çorbacıda esnaf, sivil toplum örgütlerinin kongrelerinde delegeler, meydanlarda yürekli yurtseverler ve nihayet yüksek mahkemelerde yüce yürekli yargıçlar karar verdiler:

"Güzel günler göreceğiz çocuklar..."

Bu karar yeni değil...


BEKİR COŞKUN
[SIZE="4"][COLOR="Red"]İlkbaharda açar bizim gülümüz
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz
[/COLOR]
Administrator
Köşeli Yazılar...
Türkiye İslam Cumhuriyeti!.

Yer, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu... Kürsüde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Avrupalı parlamenterlerin sorularını yanıtlıyor... Macar milletvekili Szen İvanyi’nin, Türkiye’deki gayrimüslim azınlığın dini hakları konusunda endişe içinde olduğunu belirtmesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı şu yanıtı veriyor:

- Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor...

Utanç verici, değil mi? Türkiye’de Müslümanların dini özgürlüklerini yaşayamadıkları iftirası bir yana, Avrupa’nın 15 ülke temsilcisine kendi ülkesini şikâyet eden bir dışişleri bakanına sahip olmanın kahredici utancı tek başına yeterli!..

Peki, sonra ne mi oldu?.. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, bu utanç konuşmasına şu sözlerle destek verdi:

- Müslümanlar, yani bizler sorunlarımız yok diyemeyiz...

Müslümanlar, yani “onlar”!!! Onların dışında kalanların hiç önemi yok, değeri de... Kafa on yıl, yirmi yıl önce neyse aynen o kafa, “biz ve onlar” kafası!..

Dikkat ederseniz ne bakanın ne de başbakanın adını yazdım. Ha Ali, ha Veli, hiç fark etmez; önemli olan, isimlerinin önündeki sıfatlardır. O sıfatların ardında Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyetinin ayaklar altında çiğnenmesidir...

- Bir yurttaş olarak utandım, yüreğimin kanadığını hissettim...

***

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nın kendi ülkesini AB’ye şikâyet edişinin ardından, o yana yakıla sözünü ettiği “dini özgürlük” adına Türkiye’de neler yaşandı, bir bakalım...

- Umre dönüşü, İstanbul üzerinden Ankara’ya gitmek isteyen 18 kadın yolcu, yanlarına erkek yolcu verildiği gerekçesiyle uçağı terk etti. THY üst yönetiminin araya girmesiyle başka bir uçakta yan yana oturtulan ve yakın bölgelerine erkek yolcu verilmeyen kadınlar Ankara’ya gönderildi. Havacılık uzmanları bugüne dek böyle bir kepazelik yaşanmadığını, yapılan uygulamanın ancak şeriatla yönetilen ülkelerde görülebileceğini söylediler...

- İzmir’de Dr. Ahmet Seçkin Önoğlu eşiyle birlikte kentin tanınmış balık lokantalarından birine gitti. Masada eşinin yanına oturan Dr. Önoğlu’na garson, “Lütfen karşıya oturun” sözleriyle müdahale etti. Şaşkınlık içindeki evli çift nedenini sorunca şu utanç abidesi yanıtı aldı: “Edepsiz davranışları engellemek için!..”

- Malatya’da kadın iç çamaşırı satan mağazaların kapılarının altından bir uyarı yazısı atıldı. “Duyarlı Malatyalı kadınlar” imzalı uyarı mektubunda aynen şu satırlar yer alıyordu: “Malatyamızda mağazaların vitrinleri değer yargılarımızı hiçe sayan görünüme büründü. Vitrinleriniz yüzünden hayâ ve iffet zedeleniyor. Sizi toplumun ahlakını bozan bu davranışlardan vazgeçmeye çağırıyoruz.” Tedirgin olan esnaf, savcılığa başvurma kararı aldı.

- Sapanca’da Türkiye Büyükler Kürek Şampiyonası’na katılan Ankara Üniversiteli milli sporcular, şort giydikleri için ilçe merkezinde saldırıya uğradılar. 20-25 kişilik bir grup, “Allahsızlar” çığlıklarıyla ve de sopalarla gençlerin üzerine saldırdı. Aldıkları darbelerle kanlar içinde kalan sporculardan biri beyin sarsıntısı geçirdi. Kürek takımı şampiyonadan çekildi. Sakarya Valiliği “basit bir tartışma sonucu gelişen ferdi bir olay” açıklaması yaptı!.. Nasıl, beğendiniz mi?!.. Yukarıdaki olaylar, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nın açıklamasından sonra o sözünü ettiği “baskı altındaki Müslümanlar” tarafından gerçekleştirildi!..

- Tabii, artık ne kadar Türkiye Cumhuriyeti denilebilirse!!!

Zaten Newsweek dergisi de Türkiye’nin yeni durumunu son sayısında ilan etti bile... Derginin “İslamın Yeni Yüzü” başlıklı analizinde, İslam dünyasında Bin Ladin’in radikalizmini reddeden “yeni bir vizyon”un şekillenmekte olduğu, Türkiye’nin de bu çalışmada çok önemli bir rol oynadığı vurgulandı. Newsweek, Ankara’da bir grup bilginin hadisler üzerinde çalıştığını ve AKP’nin projeyi sessizce desteklediğini de yazdı. Sonuç?.. Çok açık; içeriden ve dışarıdan elbirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin adı bile değiştirilmektedir. Eğer aklımızı başımıza almazsak, yeni isme şimdiden alışın:

- Türkiye İslam Cumhuriyeti!!!

Ümit Zileli[/color]
Administrator
Köşeli Yazılar...
9’a 2

[Resim: yilmazozdil01.jpg]


"Hukuka tecavüz..."

Böyle başlık atmış bir gazete.

"Hukuk cinayeti" diyen de var.

"Hukuka aykırı" diyen de.

*

9’a 2 çıktı karar.

*

Üyelere bakıyoruz...

1, Ankara Hukuk mezunu.

2, Ankara Hukuk mezunu.

3, Ankara Hukuk mezunu.

4, İstanbul Hukuk mezunu.

5, İstanbul Hukuk mezunu.

6, İstanbul Hukuk mezunu.

7, Ankara Hukuk mezunu.

8, Ankara Hukuk mezunu.

9, Ankara Hukuk mezunu.

*

Geriye kaldı 2 üye...

Biri, İşletmeci.

Öbürü, İktisatçı.

*

Ben size söyleyeyim.

11 hukukçu olsaydı...

11’e 0 çıkardı karar.

*

"Kardeşim, dünyanın hangi ülkesinde iktisatçıdan Anayasa Mahkemesi Başkanı olur?" diye soracaklarına... Hukukçuların aldığı karara "tecavüz" diyorlar.

*

Çünkü, bunların mantığına göre, hukukçu mukukçu yoktur... Bunların işine geldiği gibi karar veren iktisatçı "en iyi hukukçu"dur... Hele eşi türbanlı iktisatçıysa, "ordinaryüs hukukçu"dur.

Yılmaz Özdil
Administrator
Köşeli Yazılar...
Arşidük


Bence Senato olmaz.

Lordlar Kamarası lazım.

*

Malum, yabancı değiliz o kavrama.

"Alırsın Ford, olursun Lord!"

Belediye otobüsündeki Fordçuları da Avam Kamarası’na koyarsın...

Al sana ikili sistem!

*

Şaka bir yana, İngiltere Kraliçesi bizim Cumhurbaşkanı’na "şövalye" nişanı taktığında, başımıza böyle bir şey geleceği belliydi aslında...

Kayseri Şövalyesi.

First Lady.

Bartın Dükü.

Çorum Kontu.

Giresun Markizi.

Malatya Baronu.

Hakkári Düşesi.

Afyon Kaymağı.

(Creme de la creme manasında...)

*

Bolu Beyi, Manisa Tarzanı, Denizli Horozu, Erzincan Tulumu, Karaman’ın Koyunu, öbür kamaraya...

*

Yasama Yürütme Yargı.

Atos Portos Aramis.

Haşim Kılıç da, Dartanyan.

İsmiyle müsemma derler...

Kılıç lafı oradan geliyor.

*

Meclis İdare Amiri?

Don Kişot.

*

Anayasa’yı da Alexandre Dumas’ya yazdırırsın, olur biter.


Yılmaz Özdil
Senior Member
Köşeli Yazılar...
Geçmişten ders alsalardı


ÖNCE Milli Nizam Partisi kapatıldı. Gerekçe, "Laiklik için tehlike olan eylemlerin odağı olmak"tı.

Yerine Milli Selamet Partisi kuruldu.

MSP, CHP ile koalisyon kurarak iktidar ortağı oldu.

Ama MSP de kapatıldı. Gerekçe aynıydı.

MSP yerine Refah Partisi kuruldu.

RP, Doğru Yol Partisi ile ortaklık yaptı ve Erbakan Başbakan oldu.

RP de aynı gerekçelerle kapatıldı.

Arkasından Fazilet Partisi kuruldu.

FP’yi de aynı son bekliyordu. O da kapatılmaktan kurtulamadı.

Sonunda FP içinde bir grup baktı ki bu iş yürümüyor, ayrılıp AKP’yi kurdu.

Yeni partinin ağır topları Erdoğan, Gül, Arınç ve Şener’di.

Dördü de her fırsatta ellerine sarıldıkları "muhterem hocalarını" bırakıp kendi yürüyüşlerini başlattılar.

* * *

Oturup kendilerine bir yol haritası çizdiler ve çok önemli bir karar aldılar:

"Artık rejimle kavga etmeyeceğiz."

Hızla "Milli Görüş gömleğini çıkardık" diyerek parti programını hazırladılar.

Ama iktidarı kucaklarında bulunca programı unuttular.

İlkeler, kararlar, hedefler, hepsi, hepsi programın sayfalarında kaldı.

"Çıkardık" dedikleri "Milli Görüş gömleğini" yeniden giydiler.

İktidarlarının ilk döneminde pek bulaşmak istemedikleri türbanı yüzde 47’den sonra üniversitelere sokmak için Anayasa’yı değiştirdiler.

"Sosyal yaşama kesinlikle karışmayacağız" diye söz vermişlerdi. Ama sözlerini çiğnediler.

Acele etmeden, herkesi uyutacaklarını sanarak günlük yaşamı Arap ülkelerinin çizgisine doğru çektiler.

İçki yasaklarını yaygınlaştırdılar.

Giyim kuşama karışmanın söz konusu olmadığını söylediler ama kadınların örtünmesi için her türlü baskı yöntemini uyguladılar.

Parti toplantılarında harem selamlık oturma şeklini uyguladılar.

İnanılmaz bir kadrolaşmaya gittiler.

Devletin en kritik makamlarına getirdikleri kişilerin liyakatine değil, eşinin türbanlı olup olmadığına baktılar.

* * *

12 yıllık zorunlu eğitim projesini rafa kaldırdılar.

Çağdaş eğitimin içine din eğitimini sokmak için her türlü yolu kullandılar.

İmam hatiplere ve Kuran kurslarına her türlü desteği verdiler.

Üniversiteleri ele geçirmek, buraları kendi dünya görüşlerine uygun hale getirmek için her yolu denediler.

İş álemini "Müslümanlar ve öbürleri" diye ikiye böldüler.

Medyayı ele geçirmek için her fırsatı kullandılar.

İslamiyet’in kutsal günlerinin kandillerle kutlanmasıyla yetinmeyip "Kutlu Doğum Haftası" diye hiçbir İslam ülkesinde olmayan bir hafta icat ettiler.

Bunu okullar dahil bütün Türkiye’ye yaydılar.

Dini ayin şeklindeki kutlamaları parti olarak düzenlediler. Bu toplantılara Başbakan, bakan ve milletvekilleri katıldı.

Ve sonunda onlar da "laikliğe karşı eylemlerin odağı" olmaktan kurtulamadılar.

MNP, MSP, RP ve FP gibi onlar için de kapatma davası açıldı.

Şimdi oturup "Yanlışlarımız neler oldu, bunları nasıl düzeltiriz?" diye özeleştiri yapacaklarına ABD’de, AB ülkelerinde kapı kapı dolaşıp yardım istiyorlar.

En büyük yanlışları, yaşadıklarından ders almamaları oldu.


TUFAN TÜRENÇ
[SIZE="4"][COLOR="Red"]İlkbaharda açar bizim gülümüz
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz
[/COLOR]
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
“Mavi-beyazlar” bu kadar oynar!

[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Türkiye-Portekiz maçını seyrettiniz mi? Peki dikkatinizi çeken, bilmenize rağmen içinize bir türlü sinmeyen bir şey oldu mu?

Çok düşündüm, “yanlış bir şey var diye” ve sonunda buldum; Türkiye’nin “yeni üniforması” mavi-beyaz...

Diyeceksiniz ki; zaten biliyorduk, “turkuaz” Türk rengi! Kim söyledi!

Peki saha kenarındaki “Fatih Terim’in üstüne” dikkat ettiniz mi? O da “mavi-beyaz” giyinmiş, Yunan milli takımının teknik direktörü gibi, resim veriyordu... Bir ara “Yunanca bağırdığını” bile düşündüm!

Terim ne yapsın, “ülke büyükleri” böyle karar vermiş!

Peki renkler neden değişti? Turkuaz gerçekten Türk rengi mi?

Turkuaz ile ilgili hikayeler, “yersen” tadında topluma sunulurken, ansiklopedilerde bulduğum birkaç paragrafı sizlere aktarayım, ilginç detaylar var;

“...Türklerin özgürlük simgesi olan gökyüzünün mavisi ve İslamiyeti simgeleyen yeşilin karışımıdır” denilerek, dinsel bir öğe olarak isimlendirilmiştir... Türklerin Orta Asya’dan itibaren İslamiyeti kabul etmesiyle başlayan Türk adetlerindeki yozlaşma karşısında; bayraklarına Turkuaz rengi vererek bir nevi İslam toplumu içerisinde “en iyi bayraktar” sıfatı almaya çabalamışlardır. Bu gelenek Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti ve beylikler döneminde süregelmiş ve Osmanlı’nın bugünkü Türk Bayrağı’nı resmi olarak kabul etmesine kadar turkuaz renk hakimiyeti süregelmiştir... Daha sonraları ise, turkuaz rengi Osmanlı karşıtı Türkler’in ve bazı Osmanlı tebaasına bağlı azınlıkların (Özellikle Ermeni ve Yahudi kökenlilerin) milli rengi konumuna gelmiştir...”

Nasıl? Birçok kaynak, birçok farklı tez ortaya atmış! Aslında fena “renk” değil!

Sevgili dostlar, bahane bulmak isteyenler “topu” sağa-sola atacaklardır ama bence amaç belli, başka örnekler vereyim, renkler neden değişti siz karar verin;

- ATA uçağı vardı ANA uçağı geldi...

- Avrupa Birliği’nin Cumhuriyetimize su katan kararları hatırlarsanız Erzurum’da alındı, Hükümet, 7. Avrupa Birliği’ne uyum paketini 84 yıl önce Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Erzurum’da imzaladı (Bakanlar Kurulu, toplantısını Erzurum Kongresi’nin 84. yıldönümünde Erzurum’da gerçekleştirdi. Tarihi kongre salonunda yapılan toplantıda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün kullandığı masayı kullandı)

- Avrupa Birliği katılım anlaşması “PAPA heykelinin” ayakları altında imzalandı

- Avrupa Birliği’nin “istediği” Cumhuriyet’in “temel ilkelerine” aykırı “etnik” ayrımı körükleyen her türlü düzenleme yapıldı

- Türküm yerine Türkiyeliyim resmi “dilde kullanılmaya başlandı”. Kamuoyunun bir bölümü “bu değişimin” üstüne atladı.

- Türklüğe hakaret “serbest kalsın” düzenlemeleri yapıldı.

- Türklüğe hakaretten yargılanan Elif Şafak gibi tipler, Atatürk’ün “köşkünde” yemeğe davet edildi.

- Okullardaki Atatürk köşeleri “bazı okullarda kaldırıldı” yerine “dini motifli” köşeler kuruldu.

- Atatürk ve silah arkadaşlarını, Osmanlı’nın son günlerinden Cumhuriyet kurulana kadar arkadan vuran, İngilizlerle “işbirliği” yapan Arap şeyhleri, Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlandı, Atatürk’ün hatırası “çiğnetildi”.

Bunların hepsi tesadüf değil mi! Özellikle Avrupa Birliği’nin “laik-üniter” Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısını “federasyona” çevirme yolun sokan zorlama kararlarının, Cumhuriyetin “temelinin atıldığı” Erzurum Kongre binasında imzalanması en büyük tesadüf! İster inanın, ister inanmayın ama Milli Takımımızın da renklerinin “Kırmızı-Beyaz” yerine “Yunan Bayrağının renklerine bürünmesi” son derece bilinçli bir “psikolojik savaş” taktiği...

Başbakan “muhalefet” için örnek vermişti, ben de Türkiye’nin nereye gittiğini hâlâ göremeyenler için, başka bir açıdan bakarak Araf Suresi’nden bir bölüm ile bitirmek istiyorum. “...Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler...”

Sonuç: Türkiye Cumhuriyeti’nin “renkleri” KIRMIZI-BEYAZ’dır ve bunu asla ama asla kimse “hiçbir kılıf altında” değiştiremez...

Yiğit Bulut
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
Türkiye düşmanları türkiyeyi büyük top sahasına çevirdiler. 80 yıl dır bu halkla
top oynuyorlar . çünki bunlar nasıl olsa sahayı ele geçirdıler ne yapsalar normal oluyor halk onlar için birer top dur.
yurt dişinda bir top, 70 mılıyon kendi sahalarında var. oynama doymaslar bunlar.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.