[COLOR="Indigo"]
Önce alıştırmanız gerekir.
Görüntüye.
Seslere.
Hareketlere.
Sessizliğe.
Çevrenizde olup bitenlere.
Yavaş yavaş alıştırırsınız.
Alışırlar.
Türbana.
Çarşafa, peçeye.
Taşyapıya.
Oğulların gemilerinin olmasına.
Çocukların televizyon kurmasına.
Yakınların yolsuzluklarına.
Sevgililere alınan evlere.
Çokeşliliğe.
Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
Beyaz takkeyle gezenlere.
Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye başlar.
Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
'Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?' diye kuşkulanırsınız.
Sonra da uyuşursunuz.
Yavaş yavaş uyuşursunuz.
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
'En az üç çocuk yapın' derler, dinler geçersiniz.
'Bizi azaltmaya çalışıyorlar' derler, gülme duygunuz bile kaybolmuştur.
'Batı'nın ahlaksızlığını aldık' derler, öyle dinler durursunuz.
Uyuşturmuşlardır sizi.
Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.
Başbakanınız planlarını Amerika'ya açıklar.
Siz burdan dinlersiniz.
Amerika Ankara'yı işgal etmektedir.
Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu göremezsiniz.
***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.
Geçmişe dalıp gitmişken,
geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?
***************
Uyumayın, uyuyanlarıda uyandırın.
Korkmayın her yerde konuşun, konuyu siz açın
takside taksiciye konuşun
apartmanda kapıcıya konuşun
sakallı gazete bayinize konuşun
eve gelen gündelikçiye konuşun.
Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise Fethullah neden
Amerikada yaşıyor ?
neden Mekkede Kabe yakınlarında bir malikanede değilde Amerika da FBI
çiftliğinde.
Söyleyin bu zat değilmiydi 25 yıl o cami senin bu cami benim salya
sümük ağlayarak FAİZ haram diyen ?
sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir ?
ERDAL ATABEK
Köşeli Yazılar...
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Güncel Olaylar
Yorumlar / Cevaplar
757
Okunma / Görüntüleme
292545
Köşeli Yazılar...
Köşeli Yazılar...
İslam’ın yeni yüzü...’
NEWSWEEK’te yayınlanan bir haber-analizin başlığı bu:
"İslam’ın yeni yüzü..."
Usame Bin Ladin’in saldırısından sonra, radikal İslam’ın önünü kesmek için ABD’nin model aradığını hatırlatan Newsweek’e göre model:
Türkiye...
Bakınca; laik Türkiye Cumhuriyeti’nin tekmelenip, yerine getirilmek istenen modelin adına niye "Ilımlı İslam" denildiğini de daha iyi anlamak olası.
Newsweek, "Entelektüel ve teolojik olarak en önemli çalışmaların büyük bir kısmı merkezi Ankara’da olan bir grup bilgin tarafından yapılıyor" diyor.
AKP’nin projeyi desteklediği belirtilen haber-analizde müjde (!) cümlesi ise şöyle:
"İslam’ın yeni bir vizyonu şekilleniyor."
Nerede?..
Türkiye’de...
*
Şimdi ABD’nin AKP’ye niye bayıldığını daha iyi anlamalısınız. Ve bizler yazıp söylediğimizde inanmadıysanız, Newsweek’e bakmalısınız:
Cihat yöntemlerini uygulayan Müslümanlara karşı, yeni bir İslami model yaratıyor.
Kim?
ABD...
Tezgáhın kurulduğu yer:
Ankara...
Dergi "İslam’ın yeni yüzü"ne açıklık getirirken Tayyip Erdoğan’ın şu cümlesini veriyor:
"Dinin kuralları aynı, ancak insanın dine ilişkin tavırları değişiyor..."
O kadarını biliyoruz:
Başta türban, elde şampanya bardağı... Kılık tesettür, ama hanımefendi resepsiyonda... İçki yasak ama faiz serbest... Erkeklerin görüntüsü İngiliz gibi, kadınların Suudi... Dekolte afiş yasak, ama yandaşların, oğulların, damatların ahlaki olmayan ticaretleri serbest...
Dillerinde din-iman... Ama strateji ortakları, kutsal toprakları yerle bir eden ABD...
Demek ki "İslam’ın yeni yüzü" böyle bir şey.
*
Newsweek’in sözünü ettiği modeli tamı tamına yaşama geçirmek için, elbette Mustafa Kemal Cumhuriyeti’nin silinmesi gerekiyor.
İşte; Amerikan Newsweek bunu görüyor, ama bizim davar sürüsü görmüyorsa, ne yapacaksınız?..
[BNe?..[/B]
BEKİR COŞKUN
NEWSWEEK’te yayınlanan bir haber-analizin başlığı bu:
"İslam’ın yeni yüzü..."
Usame Bin Ladin’in saldırısından sonra, radikal İslam’ın önünü kesmek için ABD’nin model aradığını hatırlatan Newsweek’e göre model:
Türkiye...
Bakınca; laik Türkiye Cumhuriyeti’nin tekmelenip, yerine getirilmek istenen modelin adına niye "Ilımlı İslam" denildiğini de daha iyi anlamak olası.
Newsweek, "Entelektüel ve teolojik olarak en önemli çalışmaların büyük bir kısmı merkezi Ankara’da olan bir grup bilgin tarafından yapılıyor" diyor.
AKP’nin projeyi desteklediği belirtilen haber-analizde müjde (!) cümlesi ise şöyle:
"İslam’ın yeni bir vizyonu şekilleniyor."
Nerede?..
Türkiye’de...
*
Şimdi ABD’nin AKP’ye niye bayıldığını daha iyi anlamalısınız. Ve bizler yazıp söylediğimizde inanmadıysanız, Newsweek’e bakmalısınız:
Cihat yöntemlerini uygulayan Müslümanlara karşı, yeni bir İslami model yaratıyor.
Kim?
ABD...
Tezgáhın kurulduğu yer:
Ankara...
Dergi "İslam’ın yeni yüzü"ne açıklık getirirken Tayyip Erdoğan’ın şu cümlesini veriyor:
"Dinin kuralları aynı, ancak insanın dine ilişkin tavırları değişiyor..."
O kadarını biliyoruz:
Başta türban, elde şampanya bardağı... Kılık tesettür, ama hanımefendi resepsiyonda... İçki yasak ama faiz serbest... Erkeklerin görüntüsü İngiliz gibi, kadınların Suudi... Dekolte afiş yasak, ama yandaşların, oğulların, damatların ahlaki olmayan ticaretleri serbest...
Dillerinde din-iman... Ama strateji ortakları, kutsal toprakları yerle bir eden ABD...
Demek ki "İslam’ın yeni yüzü" böyle bir şey.
*
Newsweek’in sözünü ettiği modeli tamı tamına yaşama geçirmek için, elbette Mustafa Kemal Cumhuriyeti’nin silinmesi gerekiyor.
İşte; Amerikan Newsweek bunu görüyor, ama bizim davar sürüsü görmüyorsa, ne yapacaksınız?..
[BNe?..[/B]
BEKİR COŞKUN
[SIZE="4"][COLOR="Red"]İlkbaharda açar bizim gülümüz
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Köşeli Yazılar...
FARK
Fırst Lady...
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
*
Nedir bunlar?
"Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar" diyenler, yanıldı... Semra Sezer’e "hediye edilen" ve Semra Sezer’in evine götürmektense, Çankaya Köşkü’ne bıraktığı eşyalar...
1.243 parça.
*
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
İşte bunlar, Hayrünnisa Gül’e "hediye edilmeyen" ama, Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar...
35 parça.
*
Aslına bakarsanız, Kaşıkçı Elması’nı istemediğine şükredin... Çünkü, prensip olarak, Topkapı Sarayı’ndaki Kaşıkçı Elması ile Dolmabahçe Sarayı’ndaki ibrik arasında bir fark yok... İkisi de müze eseri olduğuna göre, ikisi de satılamaz, dolayısıyla fiyatı yok, farkı da yok.
*
Bakın "fark" dedim, aklıma geldi.
*
46 trilyon lira nedir?
Ahmet Necdet Sezer’in 7 yıllık görev süresi boyunca harcamak yerine, tasarruf edip, Maliye Bakanlığı’na iade ettiği para.
*
30 trilyon lira nedir?
Abdullah Gül’ün, henüz 1 yılını bile doldurmadan, Çankaya Köşkü’nde tadilat için Maliye Bakanlığı’ndan aldığı para.
Yılmaz ÖZDİL
Fırst Lady...
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
*
Nedir bunlar?
"Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar" diyenler, yanıldı... Semra Sezer’e "hediye edilen" ve Semra Sezer’in evine götürmektense, Çankaya Köşkü’ne bıraktığı eşyalar...
1.243 parça.
*
Halı.
Koltuk.
Avize.
Sehpa.
Vazo.
Biblo.
Tablo.
Gümüş.
Porselen.
İşte bunlar, Hayrünnisa Gül’e "hediye edilmeyen" ama, Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı’ndan istediği eşyalar...
35 parça.
*
Aslına bakarsanız, Kaşıkçı Elması’nı istemediğine şükredin... Çünkü, prensip olarak, Topkapı Sarayı’ndaki Kaşıkçı Elması ile Dolmabahçe Sarayı’ndaki ibrik arasında bir fark yok... İkisi de müze eseri olduğuna göre, ikisi de satılamaz, dolayısıyla fiyatı yok, farkı da yok.
*
Bakın "fark" dedim, aklıma geldi.
*
46 trilyon lira nedir?
Ahmet Necdet Sezer’in 7 yıllık görev süresi boyunca harcamak yerine, tasarruf edip, Maliye Bakanlığı’na iade ettiği para.
*
30 trilyon lira nedir?
Abdullah Gül’ün, henüz 1 yılını bile doldurmadan, Çankaya Köşkü’nde tadilat için Maliye Bakanlığı’ndan aldığı para.
Yılmaz ÖZDİL
[B][I]Ene’l-hak dedik de çekildik dara
Adab erkan bize doğru yol oldu
Sorgucular geldi sual sormaya
Yardımcımız Şah-ı Merdan Al’oldu
[/B][/I]
Köşeli Yazılar...
Orhan Pamuk iftira atıyor...
Evet, iftira atıyor...
Türk milli takımı için "yabancı düşmanlığı üreten bir makine" diyor.
*
Aurelio, Konyalı mıdır?
*
Voleybol, Natalia Hanikoğlu, Rus.
Boks, Ramazan Palyani, Gürcü.
Basketbol, Ermal Kurtoğlu, Arnavut.
Yüzme, Serkan Atasay, Ukraynalı.
Atletizm, Elvan Abeylegesse, Etiyopyalı.
Masa tenisi, CemZeng, Çinli.
Güreş, RamazanŞahin, Rus.
Hentbol, Nergis Türkay, Azeri.
Okçuluk, Natalia Nasaridze, Gürcü.
Satranç, Ekatirana Atalık, Rus.
Hepsi milli...
*
Mirsad Türkcan?
Mirsad Yahoviç, Boşnak.
Demir Atasoy?
Dmytri Chersakov, Ukraynalı.
Ebru Kavaklıoğlu?
Yelena Kopytova, Rus.
Selim Bayrak?
Shimelis Legese, Etiyopyalı.
Melek Hu?
Hou Mei Ling, Çinli.
Hepsi milli...
*
Devşirme kavramı, spora yarar getirir, zarar getirir, o ayrı konu.
*
Pamuk efendi!
"Türk milli takımı, yabancı düşmanlığı üreten bir makine"yse... Bu çocuklar nasıl oluyor da, Türk milli takımında ay-yıldız taşıyor?
Yılmaz Özdil
Evet, iftira atıyor...
Türk milli takımı için "yabancı düşmanlığı üreten bir makine" diyor.
*
Aurelio, Konyalı mıdır?
*
Voleybol, Natalia Hanikoğlu, Rus.
Boks, Ramazan Palyani, Gürcü.
Basketbol, Ermal Kurtoğlu, Arnavut.
Yüzme, Serkan Atasay, Ukraynalı.
Atletizm, Elvan Abeylegesse, Etiyopyalı.
Masa tenisi, CemZeng, Çinli.
Güreş, RamazanŞahin, Rus.
Hentbol, Nergis Türkay, Azeri.
Okçuluk, Natalia Nasaridze, Gürcü.
Satranç, Ekatirana Atalık, Rus.
Hepsi milli...
*
Mirsad Türkcan?
Mirsad Yahoviç, Boşnak.
Demir Atasoy?
Dmytri Chersakov, Ukraynalı.
Ebru Kavaklıoğlu?
Yelena Kopytova, Rus.
Selim Bayrak?
Shimelis Legese, Etiyopyalı.
Melek Hu?
Hou Mei Ling, Çinli.
Hepsi milli...
*
Devşirme kavramı, spora yarar getirir, zarar getirir, o ayrı konu.
*
Pamuk efendi!
"Türk milli takımı, yabancı düşmanlığı üreten bir makine"yse... Bu çocuklar nasıl oluyor da, Türk milli takımında ay-yıldız taşıyor?
Yılmaz Özdil
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali dir"
Köşeli Yazılar...
Yes, Ce Ha Pes...
ÖNDER Sav’ın dolanırken iki kelimeyi aralıksız tekrarladığını tahmin ediyorum:
"Yes" ve "no"yu...
"No" yapsaydı iyi olurdu.
Ama "no" yerine "yes"e basması da fena değildi.
Ce Ha Pes’in bir genel sekreteri olduğunu duydu halk.
Onun bir telefonu olduğunu...
Telefonun çaldığını...
Parmağını uzattığını...
Ah işte tam orada "no" yerine "yes"e basmasaydı... Ama bunu da başaramayıp "yes" ile açtığı telefonu kulağına götürmesi gerekiyordu, başka yere koydu ya.
*
Genel Başkan’ın söylemleri dışında ilk kez Ce Ha Pes’in bir eylemini konuşuyor millet; telefonun yanlış tuşuna basma eylemini.
Böyle mi olur bu zamanda "Anamuhalefet Partisi" sizce?..
Kurultay öncesi delegelerin ve yürekten sosyal demokratların sırtındaki "vebali" hatırlattık boşuna.
Ama durumdan memnun olmalı ki hem Baykal hem delegeler, aynı tasla aynı hamamı seçtiler.
İşte:
Sıradan insanlar dizlerine vururken, ortalıkta yok Atatürk’ün partisi:
Anadolu’da yok...
Kentlerde yok...
Sokakta yok...
Köyde yok...
Üniversitede yok..
Meydanlarda yok...
Gençliği yok...
Kadını yok...
Slogan yok, açılım yok, tasarı yok...
Eylemde de yoktu ya...
Neyse ki telefonun "no" tuşu yerine "yes" tuşuna basma eylemi ile gündeme geliverdi.
*
AKP’nin varlığı kadar sorundur, Ce Ha Pes’in yokluğu.
Çünkü demokrasilerde iktidarların kötü olması felaket değildir... Ama insanların iktidarın yerine koyacak bir şey bulamamaları felakettir.
İşte o yok...
Ce Ha Pes...
Ce Ha Pes...
Bekir Coşkun
ÖNDER Sav’ın dolanırken iki kelimeyi aralıksız tekrarladığını tahmin ediyorum:
"Yes" ve "no"yu...
"No" yapsaydı iyi olurdu.
Ama "no" yerine "yes"e basması da fena değildi.
Ce Ha Pes’in bir genel sekreteri olduğunu duydu halk.
Onun bir telefonu olduğunu...
Telefonun çaldığını...
Parmağını uzattığını...
Ah işte tam orada "no" yerine "yes"e basmasaydı... Ama bunu da başaramayıp "yes" ile açtığı telefonu kulağına götürmesi gerekiyordu, başka yere koydu ya.
*
Genel Başkan’ın söylemleri dışında ilk kez Ce Ha Pes’in bir eylemini konuşuyor millet; telefonun yanlış tuşuna basma eylemini.
Böyle mi olur bu zamanda "Anamuhalefet Partisi" sizce?..
Kurultay öncesi delegelerin ve yürekten sosyal demokratların sırtındaki "vebali" hatırlattık boşuna.
Ama durumdan memnun olmalı ki hem Baykal hem delegeler, aynı tasla aynı hamamı seçtiler.
İşte:
Sıradan insanlar dizlerine vururken, ortalıkta yok Atatürk’ün partisi:
Anadolu’da yok...
Kentlerde yok...
Sokakta yok...
Köyde yok...
Üniversitede yok..
Meydanlarda yok...
Gençliği yok...
Kadını yok...
Slogan yok, açılım yok, tasarı yok...
Eylemde de yoktu ya...
Neyse ki telefonun "no" tuşu yerine "yes" tuşuna basma eylemi ile gündeme geliverdi.
*
AKP’nin varlığı kadar sorundur, Ce Ha Pes’in yokluğu.
Çünkü demokrasilerde iktidarların kötü olması felaket değildir... Ama insanların iktidarın yerine koyacak bir şey bulamamaları felakettir.
İşte o yok...
Ce Ha Pes...
Ce Ha Pes...
Bekir Coşkun
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali dir"
Köşeli Yazılar...
Olacağı bu idi
VELEV ki ile başlayan süreç Anayasa Mahkemesi’nin dünkü kararıyla noktalandı.
O zaman anlatamadık ki, bu Cumhuriyet bugünkü kimliğiyle ayakta durdukça yani ister ılımlı, ister ılımsız bir İslam Cumhuriyeti haline getirilmedikçe, onun ilkelerine herkes uyacaktır. O ilkelerle daha önce de kavga eden siyasi partiler oldu.
Bu ülkede bir din devleti kurulması için kimi açık kimi kapalı şekilde mücadele verdi.
Ama hepsi de sistemin sillesini yedi ve kapatıldı.
Son olarak karşımızda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) birlikte pişirip kotardıkları, sonra da 411 oyla Meclis’ten geçirdikleri Anayasa değişikliğini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararı var.
Bilindiği gibi Başbakan Tayyip Erdoğan 14 Ocak 2008 günü İspanya’da düzenlediği basın toplantısında "türbanın siyasi simge sayılması" ile ilgili bir soruyu yanıtlarken;
"Velev ki bir siyasi simge olarak taktığını düşünün.
Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz?
Simgelere bir yasak getirebilir misiniz?
Sembollere bir yasak getirebilir misiniz?
Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?
Buradaki dert başka aslında.
Biz bunu çok iyi biliyoruz.
Bunu maalesef takdirde zorlanıyoruz" demiş ve bu konuyla ilgili tartışmaları yepyeni bir zemine çekmişti.
Üniversitede türban takılmasını "siyasi" amaçlı olsa bile hoşgörüyle karşılamak gerektiğini ileri süren bu görüşe Anayasa Mahkemesi tam da o nedenle yani "eğer türbanın serbest bırakılması siyasi bir amacın gereği ise, o takdirde konuyu Anayasal rejimin temel ilkesi olan laiklik ışığında değerlendirmek gerekir" anlayışını benimsedi ve bu girişime geçit vermedi.
Girişimden söz ederken bilindiği gibi Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan değişikliği kastediyoruz.
Bu maddelerde yapılan değişiklik görüntü itibariyle laiklik ilkesiyle hiç de ilgili değildi.
Çünkü 10’uncu maddenin "yasa önünde herkesin eşit muamele göreceğini" emreden hükmüne, "kamu hizmetlerinden yararlanmada" da yasa önünde eşitlik ilkesine uyulacağını vurgulayan bir ibare ekleniyordu.
Öteki değişiklikle de 42’nci maddeye "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanma hakkından yoksun bırakılamayacağını" ifade eden bir fıkra ekleniyor, bu kuralla ilgili sınırlamanın da "yasayla" konulacağı bildiriliyordu.
Dediğimiz gibi ilk bakışta çok masum görünen bu değişikliğin arkasında, daha önce iki kere Danıştay ve iki kere Anayasa Mahkemesi, en az üç kere de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "laikliğe karşı" sayılan bir eylemi serbest bırakma amacının yattığını bilmeyen yoktu.
Hoş bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söylediği de bu idi.
İşte o nedenle Anayasa değişikliği, CHP ve DSP milletvekillerinin verdiği ortak bir dilekçeyle Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü.
Konunun teknik tartışmasını sonraya bırakmak üzere söyleyelim ki, Anayasa Mahkemesi, kanımızca çok isabetli bir karar alarak, "ister doğrudan ister dolaylı yoldan olsun, Anayasal rejimin temel ilkeleriyle oynanmasına izin vermeyeceğini" bir kera daha ilan etti.
Milli Görüş’çüler bunu öğrenmek için başlarını dört kere duvara vurdular.
Dileriz AKP’liler yanlışta o kadar ısrar etmezler.
OKTAY EKŞİ
VELEV ki ile başlayan süreç Anayasa Mahkemesi’nin dünkü kararıyla noktalandı.
O zaman anlatamadık ki, bu Cumhuriyet bugünkü kimliğiyle ayakta durdukça yani ister ılımlı, ister ılımsız bir İslam Cumhuriyeti haline getirilmedikçe, onun ilkelerine herkes uyacaktır. O ilkelerle daha önce de kavga eden siyasi partiler oldu.
Bu ülkede bir din devleti kurulması için kimi açık kimi kapalı şekilde mücadele verdi.
Ama hepsi de sistemin sillesini yedi ve kapatıldı.
Son olarak karşımızda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) birlikte pişirip kotardıkları, sonra da 411 oyla Meclis’ten geçirdikleri Anayasa değişikliğini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararı var.
Bilindiği gibi Başbakan Tayyip Erdoğan 14 Ocak 2008 günü İspanya’da düzenlediği basın toplantısında "türbanın siyasi simge sayılması" ile ilgili bir soruyu yanıtlarken;
"Velev ki bir siyasi simge olarak taktığını düşünün.
Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz?
Simgelere bir yasak getirebilir misiniz?
Sembollere bir yasak getirebilir misiniz?
Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var?
Buradaki dert başka aslında.
Biz bunu çok iyi biliyoruz.
Bunu maalesef takdirde zorlanıyoruz" demiş ve bu konuyla ilgili tartışmaları yepyeni bir zemine çekmişti.
Üniversitede türban takılmasını "siyasi" amaçlı olsa bile hoşgörüyle karşılamak gerektiğini ileri süren bu görüşe Anayasa Mahkemesi tam da o nedenle yani "eğer türbanın serbest bırakılması siyasi bir amacın gereği ise, o takdirde konuyu Anayasal rejimin temel ilkesi olan laiklik ışığında değerlendirmek gerekir" anlayışını benimsedi ve bu girişime geçit vermedi.
Girişimden söz ederken bilindiği gibi Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan değişikliği kastediyoruz.
Bu maddelerde yapılan değişiklik görüntü itibariyle laiklik ilkesiyle hiç de ilgili değildi.
Çünkü 10’uncu maddenin "yasa önünde herkesin eşit muamele göreceğini" emreden hükmüne, "kamu hizmetlerinden yararlanmada" da yasa önünde eşitlik ilkesine uyulacağını vurgulayan bir ibare ekleniyordu.
Öteki değişiklikle de 42’nci maddeye "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanma hakkından yoksun bırakılamayacağını" ifade eden bir fıkra ekleniyor, bu kuralla ilgili sınırlamanın da "yasayla" konulacağı bildiriliyordu.
Dediğimiz gibi ilk bakışta çok masum görünen bu değişikliğin arkasında, daha önce iki kere Danıştay ve iki kere Anayasa Mahkemesi, en az üç kere de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "laikliğe karşı" sayılan bir eylemi serbest bırakma amacının yattığını bilmeyen yoktu.
Hoş bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söylediği de bu idi.
İşte o nedenle Anayasa değişikliği, CHP ve DSP milletvekillerinin verdiği ortak bir dilekçeyle Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü.
Konunun teknik tartışmasını sonraya bırakmak üzere söyleyelim ki, Anayasa Mahkemesi, kanımızca çok isabetli bir karar alarak, "ister doğrudan ister dolaylı yoldan olsun, Anayasal rejimin temel ilkeleriyle oynanmasına izin vermeyeceğini" bir kera daha ilan etti.
Milli Görüş’çüler bunu öğrenmek için başlarını dört kere duvara vurdular.
Dileriz AKP’liler yanlışta o kadar ısrar etmezler.
OKTAY EKŞİ
[SIZE="4"][COLOR="Red"]İlkbaharda açar bizim gülümüz
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Köşeli Yazılar...
Abdullah Gül’ün ’bulunmaz’ yanı...
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün dava dosyası bulunamıyor.
Benim ceza fişimi devlet kaybetsin diye ne kadar umutlanmıştım da, avuç içi kadar káğıt asla kaybolmadı. Hep peşimden geldi küçük káğıt.
Alıp devlet adına ben kaybettiğim zaman "kurtuldum" dediğimde, küçük káğıdın aynısını yapıp göndermişti devlet.
Ama Cumhurbaşkanı’nın altı kilo ağırlığındaki dosyası kayboldu.
O dosya Erbakan’ın mahkûm olduğu "kayıp trilyon davası" dosyasıdır.
Abdullah Gül, "milletvekili dokunulmazlığı" kapsamından çıktığı için yasaya göre Cumhurbaşkanlığı’ndan önceki suçlarından sorgulanabilir.
Ama dosya kayıp.
*
Benim küçük ceza káğıdım hiçbir zaman kaybolmadan peşimden gelmişti.
O yıllarda tanınmamış sıradan bir ismi, zırt-pırt değişen adresimi nasıl da buluyordu devlet.
Yeni adrese portmantodan önce geliyordu benim küçük ceza káğıdım.
Ama Cumhurbaşkanı’nın dosyası yok oldu.
Ben biliyorum; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kim olduğunu bilememe olasılığı da var devletin. Ya da...
Çankaya Köşkü’nün adresini bulamama...
*
Dosyayı muhalefet adına kovalayanlardan Atilla Kart, önerge vererek "Dosyanın nerede olduğunu" soruyor; Başsavcılık TBMM’de diyor... TBMM, Adalet Bakanlığı’na iade edildiğini söylüyor... Adalet Bakanlığı uzun zamandır düşünüyor:
"Bu dosya nerde?.."
Sonuçta Erbakan’ı hapis cezasına mahkûm eden "kayıp trilyon davası"nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili kısmı, 28 Ağustos 2007 tarihinden beri kayıp. Bulunamıyor...
Böylece Abdullah Gül’ün "bulunmaz" bir yanı da ortaya çıktı sayılır.
*
Biz sıradan insanlar; verilecek hesaplardan, zahmete değmez kuruşlardan, ceza makbuzlarından asla kurtulamayız.
Yakamıza yapışır küçük káğıtlar.
Ama söz konusu; iktidarın Cumhurbaşkanı olunca, koca dosyalar kayboluyor, görüyorsunuz...
Hem de; din adına...
İman adına...
BEKİR COŞKUN
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün dava dosyası bulunamıyor.
Benim ceza fişimi devlet kaybetsin diye ne kadar umutlanmıştım da, avuç içi kadar káğıt asla kaybolmadı. Hep peşimden geldi küçük káğıt.
Alıp devlet adına ben kaybettiğim zaman "kurtuldum" dediğimde, küçük káğıdın aynısını yapıp göndermişti devlet.
Ama Cumhurbaşkanı’nın altı kilo ağırlığındaki dosyası kayboldu.
O dosya Erbakan’ın mahkûm olduğu "kayıp trilyon davası" dosyasıdır.
Abdullah Gül, "milletvekili dokunulmazlığı" kapsamından çıktığı için yasaya göre Cumhurbaşkanlığı’ndan önceki suçlarından sorgulanabilir.
Ama dosya kayıp.
*
Benim küçük ceza káğıdım hiçbir zaman kaybolmadan peşimden gelmişti.
O yıllarda tanınmamış sıradan bir ismi, zırt-pırt değişen adresimi nasıl da buluyordu devlet.
Yeni adrese portmantodan önce geliyordu benim küçük ceza káğıdım.
Ama Cumhurbaşkanı’nın dosyası yok oldu.
Ben biliyorum; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kim olduğunu bilememe olasılığı da var devletin. Ya da...
Çankaya Köşkü’nün adresini bulamama...
*
Dosyayı muhalefet adına kovalayanlardan Atilla Kart, önerge vererek "Dosyanın nerede olduğunu" soruyor; Başsavcılık TBMM’de diyor... TBMM, Adalet Bakanlığı’na iade edildiğini söylüyor... Adalet Bakanlığı uzun zamandır düşünüyor:
"Bu dosya nerde?.."
Sonuçta Erbakan’ı hapis cezasına mahkûm eden "kayıp trilyon davası"nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili kısmı, 28 Ağustos 2007 tarihinden beri kayıp. Bulunamıyor...
Böylece Abdullah Gül’ün "bulunmaz" bir yanı da ortaya çıktı sayılır.
*
Biz sıradan insanlar; verilecek hesaplardan, zahmete değmez kuruşlardan, ceza makbuzlarından asla kurtulamayız.
Yakamıza yapışır küçük káğıtlar.
Ama söz konusu; iktidarın Cumhurbaşkanı olunca, koca dosyalar kayboluyor, görüyorsunuz...
Hem de; din adına...
İman adına...
BEKİR COŞKUN
[SIZE="4"][COLOR="Red"]İlkbaharda açar bizim gülümüz
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Hakka doğru gider bizim yolumuz
Oniki imam söyler bizim dilimiz
Allah Muhammet Ali diyenlerdeniz[/COLOR]
Konuyu Okuyanlar: 5 Ziyaretçi