You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Köşeli Yazılar...

Köşeli Yazılar...

Administrator
Köşeli Yazılar...

[Resim: 9.jpg]
Yazıklar olsun...


SORUN şu:

Neresi gibi olmak istiyorsunuz?


Nereye benzeteceksiniz Türkiye’yi?

Arabistan’a mı?..

Avrupa’ya mı?..

*

"Laiklik-maiklik"
desem, anlamıyorsunuz.

Laikliğin dinsizlik olmadığını... Sadece dincilik ile devletin yönetilemeyeceğini almıyor kafanız.

Siz "Türban dinin emri" diyorsunuz, bu sefer ben anlamıyorum:

Dinin hiçbir yüce emrine uymayıp; hırsızlıkta, rüşvette, suiistimalde, avantacılıkta AB birincisi... Dünya ahlak sıralamasında 68’inci ülke olmak, ama "türban din emri" diye tutturmak...

Almıyor kafam.

*

Ben desem...

Siz deseniz...

Laiklik, hukuk, demokrasi...

Hepsini geçiniz...

Her birisine bin yalan-dolan-bahane uydurduğunuza göre, net-açık sorum şudur, şu:

[BNereye benzetmek istiyorsunuz Türkiye’yi?..

Nereye?..

Batı’ya mı?..[/B]

Elbette değil, çünkü dün Batı medyası, "Türkiye’de İran’a benzeme adımı" şeklinde haberler veriyordu. Bir teki, "Türkiye’de Batılılaşma adımı" dememişti.

Bu güzel ülkeyi benzetmek istediğiniz yer apaçık:

Arabistan...

Eee yazıklar olsun size...

*

Geçin; cumhuriyeti, devrim yasalarını, laikliği, demokrasiyi, Anayasa’yı, yasaları, hukuku, mukuku...

Hedefi çağdaşlık olan, AB kapısına dayanmış, Batı medeniyetine ulaşma planları yapan bir koca devleti, yasaları değiştirerek Arabistan’a benzetmek uygarlığa karşı suçtur.

Dahası; insanlık suçu...

Daha ne olsun?..

Yazıklar olsun size, yazıklar olsun...


Bekir Coşkun / Hürriyet
Administrator
Köşeli Yazılar...
İpin ucu iyice kaçmaya başladı
[Resim: 12.jpg]
AKP iktidarı istediği kadar türbanı serbest bırakmasının gerekçesini "temel hak ve özgürlükler" diye takdim etsin.

Tüm dünyada bu adımlar, Türkiye’nin İslamlaştığı, Batı değerlerinden uzaklaştığı şeklinde algılanıyor.

Yaşadıklarımız siyaset, bilim ve sanat çevrelerinde, "Yoksa Atatürk’ün laik, demokratik cumhuriyeti, AKP’nin İslam cumhuriyetine mi dönüşüyor?" diye yorumlanıyor.

Cumhuriyet Gazetesi’nin Hollanda muhabiri Yusuf Özkan, yaşadığı bir olayı anlatıyor.

Meslektaşımız kafasını dinlemek için Almanya’da kar altındaki bir dağ kasabasına gidiyor.

Kaldığı otelin barında, tıbbi toplantı için değişik ülkelerden gelen ve hepsi doktor olan bir grupla karşılaşıp sohbete başlıyor.

Türk olduğunu öğrenen bir doktor, meslektaşımızın elindeki bira bardağına bakarak, "Türkler alkol kullanıyor mu? Yasaklandı diye biliyorum" diyor.

Meslektaş, "Yok öyle bir şey" diyor ama Alman doktor ısrarla, "Yasak, yasak... Ben biliyorum" diyor ve anlatmaya başlıyor.

Geçen ekim ayında Ankara’da düzenlenen "Acil Kongresi ve Ambulans Rallisi"ne katılmış.

Ankara Sağlık Müdürlüğü’nün düzenlediği kongrenin açılış kokteylinde alkol ikram edilmemiş.

Konuk doktorlar, garsonlardan içki istemişler ama "Bize talimat verildi, alkollü içki servisi yapılmayacak" yanıtı almışlar.

Bunun üzerine doktorlar, "Siz getirin, biz kendimiz öderiz" demişler.

Garsonlar ezile büzüle şu yanıtı vermişler: "Her koşulda alkollü içki servisi yasak."

Türk doktorlar bakmışlar durum tatsız, Sağlık Müdürlüğü yetkililerini ikna edip sadece yabancılara içki servisi yapılmasını sağlamışlar.

* * *

Belki okumuşsunuzdur. Birkaç gün önce RTÜK, TV’deki filmlerde, dizilerde ve bütün programlarda içki görüntüsünü ve diyaloglarını yasakladı.

İçki görüntüleri mozaiklenecek, diyaloglarda içki yerine meyve suyu, kola ve gazoz denilecek.

Bunu yapmayan kanala ceza verilecek.

1 Nisan’dan itibaren spor kulüplerinin sosyal tesislerindeki bar ve lokantalarda da içki servisi yasaklanıyor.

Futbol, tenis, deniz sporları, eskrim, dağcılık aklınıza ne kadar spor kulübü gelirse tümünün lokallerindeki lokantalar bu kapsama giriyor.

Büyük olasılıkla spor kulüplerinin sosyal tesislerindeki bar ve lokantalar kapanacak.

* * *

Geçtiğimiz hafta Hindistan’ın Haydarabad Kenti’nde Uluslararası Cüzam Kongresi vardı.

Kongreye dünyanın her ülkesinden uzmanlar katıldı.

Türkiye’den de Prof. Türkan Saylan vardı.

Bakın neler anlatıyor:

"Katılımcıların çoğunu tanıyorum. Beni her gören yanıma geliyor ve ’Türkiye şeriata mı gidiyor? AB’ye girmeyecek misiniz?’ diye soruyor.

[BNe yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım.[/B] Kan beynime çıktı ve türbana destek veren Bahçeli’ye bir mektup yazdım."

Bundan kısa bir süre önce TBMM Dışişleri Komisyonu heyeti İran’a gitti. Heyette CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici de vardı.

İran’dan döndükten sonra Kesici’nin değerlendirmesi düşündürücüydü:

"Bizdeki türban şekli İran’da bile yok. Serbest görüntüler var. Kadınlar modern kıyafetler giyiyorlar ve başlarının yarısı açık. Acı ama bu konuda bizden ilerideler. İran’daki İslam rejimi bile bunu kabul ediyor."

Demek ki bizimkiler Mollalar’ı bile geride bıraktılar.


Tufan Türenç / Hürriyet
Administrator
Köşeli Yazılar...
All inclusive demokrasi...

[Resim: 4.jpg]


6 milyon ton kömür dağıtmışlar.

İçişleri Bakanı söyledi.


Bedava.

Ama aslında, 1 milyar lira.

Eski parayla, 1 katrilyon.

*

İzmir’deydim geçen gün...

25’er liralık koliler yapmışlar.

Kapı kapı dağıtıyorlar.

Bulgur, makarna falan.

25’er lira.

*

Büyükçekmece pazarında da "ekmek arası döner" dağıtıyorlar. Bir minibüs, üzerinde AKP Büyükçekmece Teşkilatı yazıyor, önünde tezgáh... Gelenin eline tutuşturuyor, gidenin eline tutuşturuyor.

Soruyorum: "Hayrola?"

Cevap veriyor: "Sevabına..."

*

Kadıköy desen...

Garibana, erzak.

Bağdat’a, çiçek.

Nabza, şerbet.

Mesela, ev kaçak, elektriği yok.

Bi telefon, elektrik bağlanıyor.

Oğlan dershaneye gidiyor, burs.

Kız üniversiteye gidiyor, servis.

Hastaya, doktor.

Ölü evine, yemek.

Çaya çorbaya, limon.

Evliliklerinin 35’inci yılını kutlayan çiftlere de "özel gece"tertip edeceklermiş.

"Çalayım komparsitacıkları, atasın göbecikleri, veresin oyucukları..."

*

Yeşilköy, Florya’da sorun varmış.

Sitelere giremiyorlarmış.

Niye?

Çünkü ahali, kapıdaki güvenlik görevlilerine talimat veriyormuş...

"Seyyar satıcı ve AKP giremez!"

[/BNe yapılacak?

Bulmuşlar kolayını...

O sitede oturan bir partili, komşularını çaya çağırıyor, komşular geliyor, bir de bakıyorlar ki, ce-eee! Kucaklarında çikolata paketleri, arkadaşlar oturuyor.

*

Gelin uzatmayın...

[B]"Her şey dahil"
sisteme geçin.

All inclusive.

Kömür, bulgur, makarna, çikolata, döner, çiçek, burs, servis, doktor, elektrik, kefen bezi... Tek tek zor oluyor.

Ver oyu...

Ekmek elden su gölden, "bendensin!"

Yılmaz Özdil
Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 9.jpg]
Öküz olmamak...

YIRTICI hayvanlar, yeşil otlaklara doğru yol almakta olan buffalo sürüsünün zayıf anını beklediler.

Sürüde yavrular vardı ve yırtıcıların hedefi küçüklerdi.

Bir su kıyısında yırtıcılar bir yavruyu kaptılar, yavru başını çevirip annesini aradı, acı acı bağırdı. Görmeliydiniz, kaçıp kurtulmak için nasıl çırpındı.

Buffalo sürüsü durdu.

Önce düşündüler.

Doğa gözlemcileri, bu durumlarda genelde buffaloların her zaman kaçtıklarını tespit etmişlerdi.

Bu sefer buffalolar döndüler.

Yavruyu yere yatırmış, üzerine kocaman pençelerini koymuş yırtıcıların çevresini sardılar.

Yırtıcılar şaşırmışlardı.

Çevrelerinde siyah boynuzlardan bir duvar vardı. Biraz sonra buffaloların korkup dağılacağını umdular. Ama öyle olmadı, ilk hamleyi bir yaşlı buffalo yaptı, koca bir aslanı boynuzlarına taktığı gibi havaya fırlattı.

Yırtıcılar tek tek kaçmaya başladılar.

Sürü yaralı yavruyu alıp yoluna devam etti.

(Bakınız; http:/www.youtube.com/watch?v=LUDDz68kM)

*

Doğa bize birçok şey öğretir.

Ama biz öğrenemeyiz.

İyi bakın doğaya; akılsız, teslimiyetçi, kaderci, tepkisiz, sessiz, pısırık tüm canlıların acı çektiğini göreceksiniz.

İşte:

Buffalolara saygım arttı. Onlara "öküz" derdim, o yaptıklarını izledikten sonra artık demiyorum.

Elbette bir buffalo görme ve ona "Saygılar..." diye yanaşıp "Hakikaten sizi kutlarım, yani ancak bu kadar olur, kişilikli ve onurlu bir iş yaptınız..." deme olanağım yok.

Ama uzaktan uzaktan saygım sonsuz.

Bereketli bir yaşama doğru umutla yol alırken, özgürlüklerini, amaçlarını, kimliklerini, gururlarını, yaşama haklarını ve çocuklarını yırtıcılara bırakmadılar.

Benim gözümde "öküz" olmaktan çıkıp "buffalo" oldular.

Onurlu...

Mağrur...

Yürekli...


Adam gibi adam şu buffalolar.


Bekir Coşkun / Hürriyet
Administrator
Köşeli Yazılar...
[Resim: 4.jpg]
Arapsaçı...


Deniyor ki...



"Araplaşıyor muyuz?"


Hayır.

Araplara haksızlık etmeyelim.

*

Mesela, Ürdün Kraliçesi Raina...

Kuveyt doğumlu, Filistinli.

Başı açık mı?

Açık.

Suriye first lady’si Esma, sarışın...

Ne malum?

E görüyoruz.

Mısır first lady’si Suzan Mübarek?

Açık.

Fas Kraliçesi Laila Salma?

Açık...

Kızıl saçları var... Geçenlerde kızı oldu, hastanede çekilmiş fotoğrafından biliyorum.

Cezayir first lady’si Amal Triki?

Açık.

Libya Lideri Kaddafi’nin top modelleri kıskandıran doktor kızı Ayşe, saçlarını sarıya boyattı... Eskiden siyahtı.

Tunus first lady’si Leyla bin Ali?

Açık.

Hatta, Tunus Cumhurbaşkanı’nın oğlu Muhammed Ali Mabrouk, gizlice İstanbul’a geldi, Reina’ya bir sarışınla girerken yakalandı, tam "çapkınlığa geldi" demeye hazırlanıyorduk ki, meğer eşiymiş.

Ya, Katar?

Cumhurbaşkanımız oradaydı iki üç gün önce... Katar Emiri’nin eşi Sheikha Mozah binti Nasır el Missned, "Hello" dergisinden fırlamış gibiydi... Sophia Loren’in gençliğine çok benziyor. Sanırım o nedenle Sophia Loren tarzı, saçlarını açıkta bırakan tülbent benzeri bir şey takıyor. Saçları kahverengi, uzun, beline kadar iniyor.

Saddam’ın ilk eşi Sacide, açık.

İkinci eşi Samira, açık.

Kızları Rana, Raghad, Hala, açık.

Gelinleri de.

Rahmetli Arafat’ın eşi?

Süha Arafat, açık.

Pekiii...

Birleşik Arap Emirlikleri Başbakanı ve Dubai Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Raşid el Maktum’un eşi?

Hani şu garajı alan Şeyh’in eşi?

Prenses Haya.

Ürdün eski Kralı Hüseyin’in üçüncü eşinden, en büyük kızı... Bu nedenle, hem Dubai Prensesi, hem de Ürdün Prensesi... Sporcu, binici... Üstelik, öyle böyle sporcu değil. 2000 yılında Avustralya Sydney’de yapılan olimpiyatlara Birleşik Arap Emirlikleri adına katılan milli sporcu...

Kadın haklarının ateşli savunucusu.

Arap kızlarının umudu.

Prenses Haya...

Açık.

*

Anlaşılan o ki...

Bunlarda imam hatip liseleri yok.

Nasıl giyineceklerini bilmiyorlar!
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
AKP Malezya ve İran'dan kopamıyor!
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul'daki bir toplantıya katıldı ve yine o bildik sözlerini etti. Erdoğan'ı dinleyenler, 3 Kasım 2002 seçimlerinde vaat edilen sözlerin tamamen unutulduğunu gördü.

Ne miydi bu sözler?
gercekgundem.com (Gürsel Tekin)

AKP Genel Başkanı Erdoğan, hükümetlerinin 1. döneminde, "yerel yönetimleri güçlendirme" sözü vermişti. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulları arasındaki unsurlardan olan "yerel yönetimlerin güçlendirilmesi" sözü, toplum tarafından "sempati"yle karşılanmıştı.

Ancak aradan geçen beş yıllık süre içinde, AKP tıpkı diğer sözleri gibi bunu da tutmadı. Ne yerel demokraside bir adım öne geçebildik, ne de yönetimde.

2008 yılının başında ise AKP söylediklerini tamamen reddetti. AKP Genel Başkanı Erdoğan, cumartesi günü basında ilk önce GERÇEK GÜNDEM'de çıkan "ilçelerin bölünmesi" haberlerine değindi. Erdoğan, "Bazı düzenlemeler yapacağız. Ama net değil" dedi.

AKP'den sızan bilgiler ise 950 belde belediyesinin kapatılacağı yönünde. Biz de bu haberlerin ardından küçük bir araştırma yaptık. Gördük ki; AKP belediyeleri kapatırken, yine MALEZYA ÖRNEĞİ'ni almış.

Peki nasıl?

AKP yerel belediyeleri kapatıp ilçe belediyelerine bağlamak istiyor. Bunu yaparken de Türkiye'nin imza attığı anlaşmaları hiçe sayıyor.

Türkiye, Avrupa Birliği ile bağlayıcı olan anlaşmalardan birinde, hükümet tarafından şunu imzalamış:

"Beldelerde ya da ilçelerde yapılacak olan değişikliklere ancak referandum yoluyla karar verilir."

Avrupa Birliği diyor ki; "kafana göre kapatamazsın, açamazsın, bölemezsin."

Ancak AKP bunu bile hiçe sayıyor. Türkiye'de istediği gibi düzenleme yapabileceğini sanıyor. Ve bunu yaparken de yine "en kötü" örneği alıyor. malezya örneğini.

Rakamlara çok fazla girmeden, kafaları karıştırmadan somut örnekten anlatalım.

Türkiye'de 3227 belediye var. 21850 kişiye 1 belediye düşüyor.

Hollanda'da 16 milyon nüfus var. 2400 kişiye 1 belediye düşüyor.

Fransa'da 62 milyon nüfus var. 1700 kişiye 1 belediye düşüyor.

İran'da ise 70 milyon nüfus tespit edilmiş. İran'da da 77 bin kişiye 1 belediye düşüyor.

Peki Malezya?

Malezya'da 27 milyon nüfus var. Rakam ise korkunç. Sadece 34 belediye var. Yani bu kadar nüfusa rağmen, temsil oranı git gitgide azalıyor.

Şimdi AKP 950 belediyeyi kapatarak, nüfusa düşen belediye sayısını daha da azaltıyor. Böylece, yerel yönetimleri zayıflatıp demokratik temsiliyeti de ortadan kaldırıyor.

"Belediyecilik Ligi"ndeki yerdimizi gördünüz.

AKP, belediyecilikte bile İran ve Malezya'yı örnek alıyor.

Fazla söze gerek var mı?
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"
Posting Freak
Köşeli Yazılar...
"Istırap...

Dün, bizim gazete nostalji yapmış...

Demirel manşet.

"Halk bölündü, ülkenin huzuru bozuldu, büyük ıstırap içindeyim, fevkalade üzgünüm" demiş.

*

Bi nostalji de ben yapayım.

Yazmıştım... Gene yazayım.

*

536 imam hatip lisesinin 327’sini tek başına açarak, erişilmesi adeta imkánsız bir rekor kıran kimdir?

a) Barack Obama.

b) Veli Küçük.

c) Maldonado.

d) Muhtar Kent.

e) Süleyman Demirel.

"Hákim kılınacak olan şeyler, İslam’ın getirdiği ana kaidelerdir, sünneti seniyyedir" diyen kim?

a) Sünnetçi Kemal Özkan.

b) John Rambo.

c) Hidayet Türkoğlu.

d) Bart Simpson.

e) Süleyman Demirel.

"İmam hatipler, imam yetiştirsin diye açılmadı. Dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye açıldı" diyen toplum mühendisi kim?

a) Cemil İpekçi.

b) Jack Bauer.

c) Burhan Altıntop.

d) Çinturato Pirelli.

e) Süleyman Demirel.

"Müslüman bir ülkede, dinini bilen insanlardan niye korkuluyor ki" diye soran mütedeyyin isyankár kim?


a) Haile Selasiye.

b) Paris Hilton.

c) Memati.

d) Amy Winehouse.

e) Süleyman Demirel.

"Türkiye, laikliği dinsizlik olarak anlamış" diyen felsefe insanı kim?


a) Charles Bukowski.

b) Ayn Rand.

c) Alexandr Sergeyeviç Puşkin.

d) Acun.

e) Süleyman Demirel.

Türkiye’nin usul usul getirildiği "ıstıraplı" noktada, laikliği savunacak belki de en son kişi kimdir?

a) Justin Timberlake.

b) Recep İvedik.

c) Kostas Karamanlis.

d) Shrek.

e) Süleyman Demirel."

Yılmaz Özdil (gerçekgündemden alıntı)



Ne acı değil mi Atatürk Türkiyesinde, O'nun en değer verdiği ilkelerden birine "Laikliğe" Laikliğe düşmanlar yön veriyor...

Ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, ne yaptıklarının kendileri de farkında değiller, ülkeyi karışıklığa sürüklüyorlar diye düşünüyoruz; komik karikatürler, komik sloganlarla yaptıkları şeylerin kara-mizahi yönünü birbirimize göstererek onları küçük görüyoruz biz...

Ama onlar yılmadan ilerliyorlar hatta idamı bile göze alarak...Niye mi?

Çünkü sıkıya sıkıya bağlılar birbirlerine, ümmetlerine, köklerine...

Çünkü aslında farklılıklardan nefret ediyorlar ama ümmet idealini gerçekleştirebilmek için her yolu mübah görüyorlar...

Çünkü Allah bu yolda onları en yüksek mertebeye ulaştırır zannediyorlar...

Çünkü bu görevi "Allah" tan alınmış bir "Kut" gibi görüyorlar...

Çünkü güçlü olmak istiyorlar, yeşil sermaye ülkenin dört bucağına ağlarını bir daha temizlenememek üzere sardığında pastadan pay almak istiyorlar...

Çünkü onlar bu ne bu ülkeyi, ne ayrım gözetmeksizin Anadolu halkını, ne de bu cumhuriyeti seviyorlar...

çünkü...çünkü...uzar gider...

ama hakkını verin bu belediyecilerin yöntemi çok -etiksiz- ama etkili...
[size=7]"Benim Testim Kerbela Suyudur..."[/size]

[size=7]Zöhre Ana[/size]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.